(AİHS. m. 2, 6, 13, 35) (CALVELLİ VE CİGLİO - İTALYA DAVASI) ( İCLAL KARAKOCA VE HÜSEYİN KARAKOCA V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no.7969/12)
KARAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (ikinci Daire), aşağıdaki hakimlerin yer aldığı 15 Ekim 2013 tarihinde kurulan Komiteden oluşmuş olup:
Başkan,
Peer Lorenzen,
Yargıçlar,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Seçkin Erel,
16 Aralık 2011 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak, Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran, Bay Erdoğan Okol, Türk vatandaşı olup 1978 doğumludur ve Bartında ikamet etmektedir.
Başvuranın ibraz ettiği şekliyle ve dava dosyasından anlaşıldığı gibi, davaya konu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuranın 9 Nisan 2008 doğumlu oğlu, 20 Aralık 2008 tarihinde, ishal ve kusma şikayetleri nedeniyle Bartın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine yatırılmıştır. Başvurana ve eşine, oğullarına su vermemeleri, ancak şurup vermeleri önerilmiştir.
Başvuran ve eşi, 21 Aralık 2008 tarihinde, ateş ve ishal şikayetiyle oğullarını bir kez daha hastaneye getirmişlerdir. Bu kez, muayene sonuçlarının normal olduğu ve bunların soğuk algınlığı belirtileri olduğu belirtilmiştir. Doktor, bir kaç ilaç yazmıştır.
Başvuranın oğlu, 22 Aralık 2008 tarihinde, evde vefat etmiştir.
Başvuran, Bartın Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuştur.
Adli Tıp Kurumu, 24 Kasım 2010 tarihinde görüşünü bildirmiştir. İlgili görüşün sonuç kısmı aşağıdaki gibidir:
Akut gastroenterit teşhisi konan bir çocuğun dehidrasyonuna ilişkin bulguların kaydedilmiş olması gerekmektedir, fakat ilgili bulgular kaydedilmemiştir. Bununla birlikte, ölüme neden olan besin aspirasyonunun hastalığı sonucunda veya herhangi bir nedenden dolayı meydana geldiğini belirlemek mümkün değildir. Bu nedenle, ilgili doktorlar tarafından uygulanan tıbbi tedavinin ölüme neden olan bir faktör olduğunu gösteren hiçbir tıbbi delilin olmadığına oybirliğiyle karar verilmektedir.
Cumhuriyet savcısı, 20 Mayıs 2011 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir. Karabük Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Ağustos 2011 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin 2. ve 6. maddesi uyarınca, ölümün nedeninin ve ölümden sorumlu kişilerin tespit edilmediği konusunda şikayet etmiştir. Başvuran, soruşturmaya ilişkin bilirkişi beyanının eksik olduğunu ve soruşturmanın tümüyle yetersiz ve hükümsüz olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesinin kararının iç hukuk yollarının kullanılmasına engel olduğunu belirterek, 13. maddenin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
Mahkeme, dava konusu olaylar açısından hukuki yetkiye haiz merci olarak, başvuranın bütün şikayetlerinin esası ve usulü yönlerinden Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca incelenmesi gerektiği görüşündedir.
Ayrıca, başvuranın Sözleşmenin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yaptığı şikayetler, söz konusu madde kapsamında incelenecektir.
Bu bağlamda, Mahkemeye göre, tıbbi ihmalin özel alanında, etkili bir yargı sistemi oluşturmak için 2. maddede yer alan pozitif yükümlülük, her davada, ceza hukuku yolunun sağlanmasını zorunlu kılmaz. Örnek olarak, hukuk sistemi, ilgili doktorların herhangi bir mesuliyetinin saptanmasına ve uygun bir telafinin yapılmasına olanak sağlayan, tek başına veya ceza mahkemelerinde bir hukuk yoluyla bağlantılı olarak, asliye hukuk/idare mahkemelerinde ve/veya disiplin cezalarıyla mağdurlara bir hukuk yolu sağlarsa, yükümlülük yerine getirilmiş olur (bk. Calvelli ve Ciglio / İtalya (BD), no. 32967/96, §§ 51, AGHM 2002-I).
Mahkeme içtihadı, tıbbi ihmal bağlamında, ceza hukuku yolunun sağlanmasını kapsam dışında bırakmaz. Ancak, Mahkeme, ilke olarak, Türk hukuk sisteminde, tıbbi ihmalden şikayetçi olan başvuranlar için kullanılacak uygun hukuk yolunun hukuk ve/veya idari dava açma olduğuna kanaat getirmiştir. (bk, Karakoca / Türkiye (k.k.), no. 46156/11, 21 Mayıs 2013).
Söz konusu davanın koşulları göz önüne alındığında, Mahkeme, başvuranların, Türk hukuk sisteminde mevcut bir hukuk yolu olan ve hem doktorun mesuliyetini saptayabilecek hem de zararın ödenmesini sağlayacak olan, tazminat davası açma imkanını kullanmadıklarını gözlemlemiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranların iddialarının aksine, dava dosyasında, tazminat davasının makul bir basarı düzeyinin olmadığı ve başarısızlığa mahkum olduğu sonucunu çıkarmaya olanak sağlayan herhangi bir hususun bulunmadığını belirtmektedir.
Başvurunun, Sözleşmenin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olmaması sebebiyle reddedilmesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy