(AİHS m. 35, 41) (2709 S. K. m. 49, 50, 90, 148, 149, 153) (6216 S. K. m. 48) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (İÇYER - TÜRKİYE DAVASI) (REFAH PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
(Başvuru no. 10755/13)
Hasan Uzun v. Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi, Yargıçlar Danute Jociene, Peer Lorenzen, András Sajó, Işıl Karakaş, Neboja Vucinic, Hellen Keller
ve Daire Yazı işleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) gerçekleştirdiği kapalı müzakereler neticesinde ve AİHM İçtüzüğünün 41.maddesi uyarınca öncelikle incelenmesine ilişkin 3 Ocak 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Hasan Uzun T.C. vatandaşı olup 1937 doğumludur ve Muğlada ikamet etmektedir.
I. DAVANIN KOŞULLARI
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. I.U., 1 Haziran 2009 tarihinde, komşu iki arsanın mülkiyet sınırlarına ilişkin anlaşmazlığın ardından, başvuran aleyhine tapu kaydının düzetilmesi talebiyle dava açmıştır.
4. Muğla Sulh Hukuk Mahkemesi, 22 Eylül 2011 tarihinde, bilirkişi incelemesi, olay mahallinde yapılan keşif ve farklı tanık ifadelerine dayanarak dava tarihine kadar başvuranın tasarrufunda bulunan yaklaşık 75 m arsanın bir kısmının üçüncü şahıs adına tapuya tesciline karar vermiştir.
5. Başvuran, özellikle davanın farklı taraflarının keşif mahalline çağrılmaları sırasında meydana gelen bazı kural dışı uygulamalara dayanarak temyize başvurmuştur.
6. Yargıtay, 25 Eylül 2012 tarihinde, itiraz edilen kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
1. Giriş
7. 13 Mayıs 2010 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 5982 sayılı Kanunla yapılan anayasal değişiklikler, referandum sonucu 23 Eylül 2010 tarihinde yürürlüğe girmiş; yapılan değişikliklerle birlikte Türk Anayasa Mahkemesi (AM.) yargıçlarının sayısı on birden yediye inmiştir. Bu kanunun geçici 18. maddesi gereğince, yedek dört yargıç yine aynı tarihte, mahkemenin daimi üyesi olmuşlar ve 5982 sayılı Kanun tarafından öngörülen iki yeni yargıç seçimi ise, bir aylık süre içerisinde gerçekleşmiştir.
8. Anayasa Mahkemesi bünyesinde, artan iş yüküyle etkince başa çıkılabilmek için iki bölüm kurulmuştur. Bazı ayrımlar, yalnızca genel kurulla alakalıdır.
9. Her biri beş yargıçtan oluşan iki daire, Türk Anayasa Mahkemesinin iki başkan vekili tarafından yönetilmektedir. Bireysel başvurular, her biri sekiz yargıçtan oluşan iki bölüm bünyesinde kurulan kısımların yetki alanına girmektedirler.
2. Anayasanın ilgili hükümleri
10. Anayasa 90. maddesinin 5. fıkrası aşağıdaki gibidir:
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
11. 5982 sayılı Kanun tarafından değişikliğe uğrayan Anayasanın 148. maddesi aşağıdaki gibidir:
1. Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz (
)
3. Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır (
)
5. Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.
12. 5982 sayılı Kanun tarafından değişikliğe uğrayan Anayasanın 149. maddesi aşağıdaki gibidir:
1. Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az on iki üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir.
2. Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır (
)
4. Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilir (
)
13. Anayasanın 153. maddesinin 6. fıkrası şunu öngörmektedir:
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.
B. 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun
1. Giriş
14. Anayasa Mahkemesi hakkındaki 6216 sayılı Kanun ile yargılama usulleri, 1983 tarihli eski Kanunun değişikliğe uğramasıyla 3 Nisan 2011 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
15. Bu kanunun, AM önündeki bireysel başvuru hakkına ilişkin hükümleri 23
Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Her birey, Anayasa tarafından korunan temel hak ve özgürlüklerini ileri sürerek, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen kararlara karşı bu tür bir iç hukuk yoluna başvurabilir.
16. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası haklara ilişkin üç sınıf belirlemektedir, bunlar: bireysel haklar, ekonomik ve sosyal haklar, siyasi haklardır. Anayasal başvuruyla, ileri sürülen hak ve özgürlüklerin ihlali Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde incelenebilir. Bu koruma kapsamının, Anayasada belirtilen haklara göre sınırlı kaldığı sonucu çıkmaktadır (daha fazla ayrıntı için, bkz. 18 ile 19 Haziran 2004 tarihli (Venedik Komisyonu) hukuk yoluyla demokrasi için Avrupa Komisyonunun görüşü).
17. Anayasa değişikliğine ilişkin açıklayıcı raporda, AM. önünde bireysel başvuru yolunun, kanunların Anayasaya aykırılığına ilişkin itirazdan, idari işlemlerin yasallığına itirazı mümkün kılan başvuru yolundan, temyiz başvurusundan ve kararın düzeltilmesi için yapılan başvurudan farklı bir yol olduğu belirtilmektedir.
18. Bu başvurunun bazı ana hatları aşağıdaki gibidir:
19. Başvuru, rutin başvuru yolları tüketilmesine müteakip otuz gün süre içerisinde Anayasa Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğüne ya da ulusal mahkemeler veya Anayasaya iletimi için yurtdışı temsilciliklerine yapılabilir. Şayet herhangi bir başvuru yolu mümkün değilse, süre, ilgilinin ihlali öğrendiği tarihten itibaren başlar. Başvuru, yasal ücretlere tabidir (2012 yılı için 172, 50 Türk Lirası, yani yaklaşık 74 Avro; 2013 yılı için 198, 35 Türk Lirası, yani 84 Avro); genel kurallara göre, adli yardım talebinde bulunabilir (daha fazla ayrıntı için, bkz. aşağıdaki 25. fıkra ve devamı).
20. 6216 sayılı Kanunun 48. maddesinin 3 ile 4. fıkraları uyarınca, en az iki hakimden oluşan komisyon, başvurunun kabul edilebilirliği hakkında karar vermektedirler. Komisyon, başvurun kabul edilemez olduğunda ise oybirliğiyle karar vermektedir.
21. AM. İçtüzüğünün 27. maddesinin 1. fıkrasına göre, iki bölümün her biri sekiz yargıçtan oluşmaktadır. Kabul edilemez olarak ilan edilmeyen başvurular, bölümlerin birinin bünyesinde oluşturulan kısımdaki beş hakim tarafından incelenmektedir ve Adalet Bakanlığından görüşleri talep edilebilir (Anayasanın 49.maddesinin 1. fıkrası, kanunun 49. maddesinin 1 ile 2. fıkraları, içtüzüğün 29. maddesinin 1. fıkrası).
22. Komisyonlar arasındaki içtihadi çelişkiler hakkında, bağlı oldukları bölümler tarafından karar verilmektedir; bölümler arasındaki çelişkiler genel kurul tarafından çözümlenmektedir. (50.maddesinin 4. fıkrası).
23. AM., geçici tedbirler uygulayabilir (49.maddesin 5. fıkrası). Bir ihlal olduğunun sonucuna varıldığında, AM. tazminata hükmedebilir, yargılamanın yenilenmesine karar verebilir ve ihlal neticelerini kaldırılmasına yönelik çözümleri belirtebilir ( kanunun 50. maddesinin 2. fıkrası ve içtüzüğün 79.maddesinin 1. fıkrasının a bendi).
24. Bireysel başvuru hakkında uygulanabilir tedbirlerle ilgili olarak, kanunun son hükümlerinde, AM.ye ek yazı işleri personelinin görevlendirilmesine imkan verecek bütçe kaynakları sağlanmaktadır (160 hukukçu, 439 idari görevli ve diğerleri).
2. 6216 sayılı Kanun un ilgili hükümlerin metni
25. Somut olayda, 6216 sayılı Kanunda bireysel başvurular hakkında ilgili kısımlar aşağıdaki gibidir:
Bireysel başvuru hakkı
Madde 45
1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiyenin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.
(3) Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.
Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar
Madde 46
(1) Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.
(2) Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir.
(3) Yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarak yabancılar bireysel başvuru yapamaz.
Bireysel başvuru usulü
Madde 47
(1) Bireysel başvurular, bu Kanunda ve İçtüzükte belirtilen şartlara uygun olarak doğrudan ya da mahkemeler veya yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılabilir. Başvurunun diğer yollarla kabulüne ilişkin usul ve esaslar İçtüzükle düzenlenir.
38. Akabinde mahkeme, ulusal makamlar önünde şikayetleri değerlendirme yükümlülüğünün şikayet konusu ihlaller bakımından, özellikle etkili, yeterli, ulaşılabilir, kullanılabilir ve uygun hukuk yollarının kullanımıyla sınırlı olduğunu hatırlatmaktadır. Bir hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürdüğünde, bahsedilen hukuk yolunun olayların meydana geldiği sırada, pratikte olduğu kadar teoride de etkili ve kullanılabilir, yani başvurana şikayetlerini düzeltme imkanı sunacak şekilde ulaşılabilir olduğu; ayrıca makul ve başarılı bakış açıları sunulduğu hususunda mahkemeyi ikna etmelidir. Bununla birlikte, bazı istisnai durumlar başvuranı kendisine sunulan iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutabilmektedir. Bununla beraber, şüphesiz, akamete uğramayan belirli bir başvurunun başarılı görünmesiyle ilgili şüpheci davranmak gibi basit bir olay, iç hukuk yollarının kullanılmamasını haklı göstermek için geçerli bir gerekçe teşkil etmemektedir (Scoppola v. İtalya (n° 2) BD), n° 10249/03, §§ 68-71, 17 Eylül 2009).
39. Mahkeme, sonuç olarak sözleşme ile kurulan koruma mekanizmasının ulusal insan haklarını koruma sistemi bakımından ikincil nitelik taşımasının büyük önem arz ettiğini hatırlatmaktadır. AİHM, sözleşme gereğince sözleşmeci devletlerin yükümlülüklerine uyup uymadığını denetlemekle görevlidir. Mahkeme, ne sözleşmeci devletlerin yerine geçebilir ne de yerine geçmelidir, zira bu devletler sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere ulusal seviyede riayet edilmesini ve bu hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlamakla yükümlüdürler. İç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı, bu koruma mekanizmasının işleyişinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Devletler, iç hukuk düzeninde durumu düzeltme imkanı bulmadan önce uluslar arası bir kuruluş önünde eylemlerine ilişkin cevap vermek zorunda değildirler. Devlet aleyhine yöneltilen şikayetler hususunda mahkemenin denetim yetkisinden istifade etmek isteyen kişiler, ülkelerindeki hukuk sisteminin sunduğu hukuk yollarını daha önce kullanmakla yükümlüdürler (Demopolous v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı) (BD), no. 46113/99, 3843/02, 13751/02, 13466/03, 10200/04, 14163/04, 19993/04 ve 21819/04, § 69, AİHM-2010).
A. Özel hukuk yolu
40. Mahkeme, nezdinde çok sayıda başvuru yapılmasına neden olan büyük çaplı bir sorunu teşkil eden ilke kararının ardından özellikle sözleşmeci devlet tarafından oluşturulan özel bir hukuk yolunun söz konusu edildiği durumlara ilişkin daha önce bir karar vermiştir.
Dolayısıyla, mahkeme örneğin aşırı uzun yargılama süresiyle (Turgut ve diğerleri v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), n0 4860/09, 26 Mart 2013, Brusco v. İtalya (kabul edilebilirlik kararı), no 69789/01, AİHM 2001-IX, Nogolica v. Hırvatistan (kabul edilebilirlik kararı), no 77784/01, AİHM 2002-VIII, et Andrasik ve diğerleri v. Slovakya (kabul edilebilirlik kararı), n 57984/00, 22 Ekim 2002), mülkiyet hakkının ihlaliyle ilgili durumlarda (İçyer v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no 18888/02, AİHM 2006-I) veya mülklerin iadesine ilişkin sorunlar söz konusu olduğunda, yapısal bir soruna çözüm getirecek nitelikte bir başvuru yolunun iç hukukta oluşturulması nedeniyle tekrar eden başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (yukarıda anılan Demopolous, Broniowski v. Polonya (BD), no 31443/96, AİHM 2004-V, et Broniowski v. Polonya (dostane çözüm) (BD), no 31443/96, AİHM 2005-IX, et kayıttan düşürülen kararlar, örneğin Genowefa Witkowska-Tobola v. Polonya (kabul edilebilirlik kararı) no 11208/02, 4 Aralık 2007; iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin farklı hususular hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz, anılan Cocchiarella kararı §§ 65-107, Scordino v. İtalya (n° 1) (BD), no 36813/97, §§ 145-213, AİHM 2006-V, et Vasile Balan v. Moldova (kabul edilebilirlik kararı), no 44746/08, 24 Ocak 2012).
41. AİHM, kısa bir süre önce ReinholdTaron v. Almanya (kabul edilebilirlik kararı), n° 53126/07, 29 Mayıs 2012) kararında, aşırı uzun yargılama süreleri için tazminat ödenmesini öngören kanunun yürürlüğe girmesi nedeniyle başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu kararında özellikle kanunun sözleşme kriterlerinin uygulanmasını öngördüğünü göz önünde bulundurmuştur. Sözleşmeci devletlere aşırı uzun yargılama süresi nedeniyle tazminat ödenmesi hususunda verilen takdir payına atıfta bulunarak, mahkeme, söz konusu kanun hakkında soyut bir inceleme yapılmasının uygun olmadığını, zira kanunun yürürlüğe girmesiyle hedeflenen amaçlara ulaşıldığı konusunda şüphe oluşturacak herhangi bir neden bulunmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte, mahkeme sözleşmenin gerekleriyle tutarlılık gösteren bir içtihat hazırlayacak olan ulusal mahkemelerin yetkilerini göz önünde bulundurarak, mevcut tutumunun ileri zamanlarda değişebileceğini hatırlatmayı da unutmamıştır (bkz, Garcia Cancio v. Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no 19488/09, §§ 45-50, 29 Mayıs 2012, et Krasuski v. Polonya, n 61444/00, §§ 70-71, AİHM 2005-V).
B. Genel nitelikli bir hukuk yolu
42. Temel hak ve özgürlüklerin korunması için öngörülen bir hukuk sistemi söz konusu olduğunda, mağdur edildiğini düşünen birey bu korumanın sınırlarını incelemekle sorumludur (Mirazovic v. Bosna-Hersek (kabul edilebilirlik kararı), no 13628/03, 16 Mayıs 2006, et Independent News and Media and Independent Newspapers İreland Limited v. İrlanda (kabul edilebilirlik kararı), n 55120/00, 19 Haziran 2003).
43. AİHM, örneğin Almanya ile ilgili anayasal hukuk yolunu ulaşılabilir ve etkili olarak nitelendirmiştir (Müller v. Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no 36395/07, 11 Mart 2008, et Schadlich v. Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no 21423/07, 3 Şubat 2009). AİHM, aynı zamanda başvuranın bu hukuk yolunu tüketmek zorunda olup olmadığına karar vermek için Almanya Federal Anayasa Mahkemesinin içtihadını göz önünde bulundurmuştur. Fakat özellikle iddialarını destekleyen emsal kararları ibraz edemediği durumlarda başvuranın bu hukuk yolunun etkin olmadığına ilişkin ileri sürdüğü şüphelerin kendisinin bu yolu kullanmasını engellemeyeceği kanısına varmıştır (Allaoui ve diğerleri v. Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no 44911/98, 19 Ocak 1999). Aynı zamanda daha da önemli olarak nitelendirilebilecek davalarda bile; örneğin sözleşmenin 3. maddesi açısından, başvuranın yurt dışına çıkışını engellemeyi amaçlayan geçici bir tedbir kararı vermeyi İdare Mahkemesinin reddetmesine karşın başvuran tarafından itiraz edildiği takdirde, AİHM, Federal Anayasa Mahkemesi önündeki başvuru yolunun yine başvuran tarafından tüketilmesini talep etmiştir ((Djilali v. Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no 48437/99, 22 Haziran 1999, bkz, Mogos et Krifka v. Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no 78084/01, 27 Mart 2003).
44. AİHM, İstinaf Mahkemesinin kabul edilebilirlik kriterlerini değerlendirirken çok şekilci göründüğü kanısına varan Anayasa Mahkemesinin anayasal başvuru yolunu kabul edebileceği hususunun reddedilemeyeceğini belirtmiştir (Marchitan v. Almanya (kabul edilebilirlik kararı), n° 22448/07, 19 Ocak 2010).
45. Elbette, bu başvuru yolunun ulaşılabilir ve etkili olarak nitelendirilmesi, AİHMin hukuk davalarının aşırı uzun sürmesi ile ilgili sözleşmenin 6 maddesinin 1. fıkrası ile 13. maddeleri bağlamında yapılan şikayetlere bağlı itirazı kabul etmesini engellemez; aynı zamanda itiraz bazı ceza davalarının süresiyle de ilgilidir (Sürmeli v. Almanya (Marchitan v. Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no 22448/07, 19 Ocak 2010). Aslında Federal Anayasa Mahkemesi anayasal bir başvuruyu kabul edebilir, zira ceza mahkemeleri, aşırı uzun yargılama sürelerini yeterince dikkate almazlar (cezanın hafifletilmesini veya davanın sonuçlanmasını kabul ederek), Federal Anayasa Mahkemesi, yalnızca dava başka gerekçelerle sonuçlandığında veya sanık beraat ettiğinde davaya müdahale edebilir (bkz., Ommer v. Almanya kararı, no. 1 ve no. 2, no. 10597/03 ve 26073/03, 13 Kasım 2008, §§ 71-76 ve 56-64 her biri)).
46. Mahkeme, İspanya hususunda, söz konusu hukuk yolu ile korunmayan mülkiyet hakkına ilişkin olanlar haricindeki mevcut şikayetler AİHMe sunulmadan evvel amparo ismiyle bilinen başvuru yoluna konu olması gerektiğinin zorunluluk olduğunu belirtmiştir (Arcadio Fernandez-Molina Gonzalez v. İspanya (kabul edilebilirlik kararı), no.64359/01, 8 Ekim 2002).
47. Çek Cumhuriyeti konusunda ise, sözleşmenin organları herhangi bir başvuranın temel hak ve özgürlüklerin ihlali hakkında şikayette bulunmadan evvel anayasal başvuru yolunu tüketmesini resen talep etmişlerdir (J.A. v. Çek Cumhuriyeti, no. 22926/93, 7 Nisan 1994 tarihli Komisyon kararı, Karar ve derlemeler (KD) 77, p. 118; Karel Hava v. Çek Cumhuriyeti, no. 23256/94, 29 Haziran 1994 tarihli Komisyon kararı, KD 78, sayfa 139). Mahkemeye göre istisnai durum, yargılama süresine ilişkin şikayet için geçerlidir; zira Çek Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tazminat ödenmesine karar veremediği gibi mahkemelerden davanın hızlandırılması amacıyla gereken tedbirlerin alınmasını da isteyemez. Başvuran, Anayasa Mahkemesinin kendi açısından uygun olmayan yerleşik bir içtihadını ortaya koyduğu takdirde, bu hukuk yolunun tüketilmesi konusunda muaf tutulabileceği hususu elbette daha genel bir kural olarak kabul edilmektedir (Eremiasova ve Pechova v. Çek Cumhuriyeti, no. 23944/04, §§ 98-101, 16 Şubat 2012).
48. AİHM, bu üç devlet için özellikle aşağıdaki durumları gözönünde bulundurmuştur:
a) Anayasa Mahkemesine;
i) Bir kamu makamı tarafından hak ve özgürlüklerin ihlaline karşı çözüm getirmeyi,
ii) veya Anayasa tarafından güvence altına alınan bir hakkın alınan bir karar ya da yapılan bir müdahale nedeniyle ihlal edilmesi halinde, söz konusu makamın bu hak ihlalini sürdürmesini yasaklamayı,
iii) ve mümkün olduğunca eski hale getirme statu quo ante durumuna ilişkin kararlar verme olanağı sağlayan özel anayasal başvuru yolunun varlığını,
b) Anayasal başvuru yolunun, davaya neden olan olay ve olgulardan bağımsız olarak, temelde bir yargı organının ihmali veya eylemi neticesinde derhal ve doğrudan meydana gelen ihlallere çözüm sunmasını (Apostol c. Gürcistan, n 40765/02, § 42, AİHM 2006-XIV ve burada yer alan atıflar; Hartman v. Çek Cumhuriyeti, n 53341/99, § 49, AİHM 2003-VIII, yukarıda anılan Sürmeli kararı § 62, RieraBlume ve diğerleri v. İspanya (kabul edilebilirlik kararı), no37680/97, AİHM 1999-II, et Voggenreiter v. Almanya, no 47169/99, § 23, AİHM 2004-I).
49. AİHM, daha önce anılan Apostol kararında, özellikle aşağıdaki hususları gözönünde bulundurarak davalı hükümetin itirazını reddetmiştir:
- Anayasanın ilgili hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına benzer güvenceler sunamamıştır,
- Davalı hükümet bu tespiti haksız çıkaracak herhangi bir emsal karar ibraz edememiştir ve
- Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru, kararın icra edilmemesi bağlamında yapılan şikayetin uygun şekilde düzeltilmesi için yeterince kati bir güvence sunmamı ştır, zira Gürcistan Anayasa Mahkemesinin yargılanabilir hakları doğrudan etkileyen kamu mercileri ya da yargı organları tarafından alınan bireysel kararları iptal etme yetkisi bulunmamaktadır (anılan Apostol kararı, §§ 36-46).
50. Ismayilov v. Azerbaycan Davasında (no 4439/04, 17 Ocak 2008), başvuranın Anayasa Mahkemesine başvurmasının gerekliliğini incelemeye davet edilen AİHM, davalı hükümetin itirazını, usul kurallarının eksikliği sebebiyle Anayasa Mahkemesinin başvuruları incelemeyi reddettiği süre içerisinde yani yaklaşık bir buçuk yıl boyunca Anayasada öngörülen başvuru yolunun, somut olarak uygulanmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Şikayetini bu süreç içerisinde gerçekleştiren başvuran, iç hukuk yollarından yararlanmamıştır. AİHM ayrıca, Anayasa tarafından öngörülen başvuru yolunun Yargıtay önünde yargılamanın yenilenmesi için bir ön koşul sunulmasına bağlı olduğunu da dikkate almıştır. Ancak AİHM, yukarıda anılan iç hukuk yolunun (yargılamanın yenilenmesi talebinin), olağanüstü bir yol olduğunu hatırlatmaktadır ve dolayısıyla başvuranın tüketmesi gereken bir iç hukuk yolu olmadığı kanaatine varmıştır (ilk itirazla ilgili olarak, ayrıca bkz. Itvan ve Itvanova v. Slovakya, no 30189/07, 19. ve 79.-81. paragraflar, 12 Haziran 2012).
51. AİHM, Sırbistanla ilgili olarak Vincic ve diğerleri v. Sırbistan Davasında (no 44698/06, no 44700/06 (
) ve no 45249/07, 1 Aralık 2009), başvuranların, bu başvuru yolunun etkin olduğu tarihten yani Anayasa Mahkemesinin ilk kararlarının yayımlandığı 7 Ağustos 2008 tarihinden önce başvuruyu gerçekleştirdikleri gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi ve tazminat komisyonu önünde öngörülen hukuk yolunun başvuranlarca kullanmasının gerekmediği kanaatine varmıştır. Bu yaklaşım, özellikle bu başvuru yolunu oluşturan kanunun yürürlüğe girmesinden iki hafta sonra Sırp Anayasa Mahkemesinin bazı hakimlerinin henüz atanmamış olmasından (daha önce anılan Vincic ve diğerleri, 29. paragraf) ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün üç ay sonra yürürlüğe girmiş olmasından doğmaktadır (aynı karar, 30.-31. paragraflar). Bu karar ışığında, belirtilen tarihten sonra başvuranların da Anayasa Mahkemesine herhangi bir başvuruda bulunmadıkları, dolayısıyla mevcut haliyle iç hukuk yollarının tüketilmediği anlaşıldığından, başvuruların kabul edilemez olduklarına karar verilmiştir (Zivomir Jovanovic v. Sırbistan (kabul edilebilirlik kararı), no 9560/09, 14 Eylül 2010). AİHM, bu yolu kullanan başvuranlarla ilgili olarak tabii ki mağdur sıfatlarının/mağduriyetlerinin olup olmadığını incelemektedir (NenadVidakovic v. Sırbistan (kabul edilebilirlik kararı), no 16231/07, 34. paragraf, 24 Mayıs 2011 ve LjiljanaPredic v. Sırbistan (kabul edilebilirlik kararı), no 19424/07, 23.-31. paragraflar, 20 Mart 2012).
II. SOMUT OLAYDA SÖZ KONUSU ANAYASAL BAŞVURU YOLU
52. 13 Mayıs 2010 tarihinde değişikliğe uğradığı şekliyle Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrası, olağan başvuru yollarının tüketilmesinin ardından, Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Protokolleri tarafından koruma altına alınan temel hak ve özgürlüklere dair bireysel başvuru yollarının incelenmesi konusunda A.M.ye yetki vermektedir. 6216 sayılı Kanunun 1. geçici maddesinin 8. fıkrasına göre, sadece 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşmiş kararlar için bireysel başvuru yolu mümkün olabilmektedir.
53. AİHM, bu yolun öncelikle ulaşılabilirliği ve bireysel başvuru koşulları gibi uygulanabilir yönlerine eğilmek ve daha sonra bu yeni yol ile ilgili yasa koyucunun isteğini yani A.M.nin yetki alanını, kendisine sunulan imkanları ve kararlarının etkileriyle uzantılarını incelemek gerektiği kanaatindedir.
A. A.M.nin ulaşılabilirliği
54. AİHM öncelikle bu yeni başvuru yolunun ulaşılabilir olup olmadığını incelemelidir. Bu bağlamda, tüketilmesi gereken olağan iç hukuk yollarını ve bu yolların, süresini ve A.M.nin görevlendirme şartlarını dikkate almak gerekmektedir.
55. AİHM, 6216 sayılı Kanun uyarınca temyiz başvurusunun, A.M. Yazı İşleri Müdürlüğüne ve A.M.ye iletmeleri için ulusal mahkemelere veya yurtdışındaki Türkiye temsilciliklerine, olağan başvuru yolları tüketildikten sonra otuz gün içerisinde yapılabildiğini; şayet herhangi bir başvuru yolu öngörülmemişse, sürecin ihlalin öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başladığını belirtmektedir. Başvuru, 2013 yılında 198,35 TL yani 84 Avro tutarında adli masrafların ödenmesine tabidir (yukarıdaki 19. ve 25. paragraflar).
56. AİHM, A.M.ye bireysel başvuru yolunun herhangi bir itiraza ya da olağan başvuru yollarından farklı ön koşullara bağlı olmadığını belirtmektedir (daha önce anılan Ismayilov ve Itvan ve Itvanova kararları ile karşılaştırılabilir, bu kararlarda ön koşul yolunun ulaşılabilirlik için bir sorun teşkil ettiği değerlendirilmiştir).
57. Aslında bireysel başvuru çerçevesinde A.M.nin görevlendirilme koşulları Türk Yargıtayının öngördüğü koşullara benzemektedir, bu koşullar için AİHM halihazırda belirli bir sorun tespit etmemiştir. Olası davacılar özellikle tüm ulusal mahkemeler önünde başvuruda bulunabilmektedirler ve dolayısıyla yer değiştirmelerine veya karışık bir usul izlemelerine gerek yoktur. Otuz günlük başvuru süresi, a priori makul bir süredir ve ilgili şahsın başvurusunu olağan süreç içerisinde yapamaması durumunda geçerli bir mazeret sunulması halinde olağandışı bir durum olarak 15 günlük bir ek süre bulunmaktadır (Kanunun 47. maddesinin 5. fıkrası).
58. Sonuç olarak AİHM nazarında böyle bir başvurunun yapılmasında doğacak adli masraflar aşırı görülmemektedir (adli harcamaları içeren ilkeler için bkz. Kreuz v. Polonya, no 28249/95, 58.- 67. paragraflar, AİHM 2001-VI). Diğer taraftan, dava masraflarını ödemekten muaf olduğu durumda başvuruyu yapan kişi adli yardımdan faydalanabilir, adli masrafları ödeme gerekliliği, bu başvuru yolunun ulaşılabilirliğini hiçbir şekilde etkilemez (İçtüzüğün 62. maddesinin 2. fıkrası; ilgili yerel usul için, bkz. Bakan v. Türkiye, no 50939/99, 36.-40. paragraflar, 12 Haziran 2007).
C. AMye bireysel başvurunun özellikleri/şartları
59. AİHM, aynı zamanda AMnin, sunulan şikayetleri cevaplandırmak adına uygun yargılama usulüne sahip olup olmadığını da araştırmalıdır.
Bu konu, yukarıda yazılı 7 ila 27 paragraflarda sunulan metinlerde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır: özet olarak, AM organlarının yapısı, izlenecek usul ve yetkileri Anayasanın 149. maddesinde, 6216 sayılı Kanunda ve AM İçtüzüğünde yer almaktadır; ilgili kuralların bulunmadığı hallerde, usul kanunlarının (medeni, ceza ya da idari alanda) uygun hükümleri uygulanır (kanunun 49. maddesinin 7. ve 8. fıkraları). Bu metinler, komisyon ve dairelerin yapısı ile yetkilerini ayrıntılı olarak düzenlemektedir.
60. AİHM aşağıdaki unsurları kaydetmektedir:
- AMnin yeni içtüzüğü, bireysel başvurulara ilişkin yasal hükümlerin yürürlüğe girmesinden önce, 12 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir (yukarıda anılan Ismayilov kararı ile karşılaştırın ve Vincic ve diğerleri, yukarı anılan, §§ 30-31);
- AM, başvurunun incelenmesi çerçevesinde gerekli tüm bilgi ve belgeleri talep etme ve duruşma yapılmasına karar verme yetkisine sahiptir;
- Muhtemel içtihat farklılığını önlemek amacıyla araçlar öngörülmektedir;
- AM, ilgili şahsın haklarının korunması için zorunlu gördüğü ihtiyati tedbirleri, resen ya da başvuranın talebi üzerine, yetkili makamlara belirtme yetkisine sahiptir (yukarıdaki 14 ila 27. paragraflar);
- Bununla beraber, AMnin ratione materiae yetki alanı, 6216 sayılı Kanunla Türkiyenin onayladığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sözleşmesi ile Protokollerde detaylı olarak değinildiği belirtilmektedir (yukarıdaki 16 ve 25. paragraflar).
61. AİHM yukarıda belirtilenler ışığında, AMdeki yargılamanın insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması bakımından uygun araçları a priori sunduğu kanaatindedir.
C. Yasa koyucunun iradesi
1. AM nin yetki alanı
62. AİHM, yasa koyucunun iradesinde şüpheyi gerektirecek herhangi bir neden görmemektedir -anayasal iyileştirmelerin açıklayıcı raporunda belirtilmiştir (yukarıdaki 17. paragraf)-: 6216 sayılı Kanun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler ile bizzat Türk Anayasasında yer alan hak ve özgürlüklerin de, AMnin ratione materiae yetki alanına girdiği kesin olarak belirtilmektedir.
63. AMdeki yargılama usulünde, hak ihlalleri bağlamında yapılan şikayetler yönünden uygun düzeltme sağlanıp sağlanmadığının araştırılması gerekmektedir. 6216 sayılı Kanunun 49. maddesinin 6. fıkrası ile 50. maddesinin 1. fıkrasına ve AM İçtüzüğünün 79. maddesinin 1. fıkrasının d) bendine göre, bireysel başvurunun esas yönünden incelenmesi, insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini saptamaya ve öncelikle, ihlali sonlandırılmasına elverişli düzenlemenin belirlenmesine imkan vermelidir. İhlal bir mahkeme kararından kaynaklandığında, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya görevli ve yetkili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde, başvurana tazminat ödenebilir veya başvurandan yetkili ve görevli mahkemelerde dava açması talep edilebilir (Kanunun 50. maddesinin 2. fıkrası ile İçtüzüğün 79. maddesinin 1. fıkrasının a) bendi).
64. Bu hükümlerle, AMye bireysel başvuru yolunun uygulanması için uygun imkanlar tanındığı anlaşılmaktadır; Türk Parlamentosu, sözleşme hükümlerinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmek adına, AMyi tam anlamıyla yetkili kılma, tazminat ödenmek suretiyle ve ihlalin telafisine ilişkin imkanları belirterek, insan hakları ihlallerinin giderilmesine ilişkin yetkilendirme ve gerektiğinde, ilgili makama hak ihlalinin sürdürülmesinin yasaklanması ve mümkün olduğunca kendisine, statü quo ante, durumuna ilişkin karar verilmesi hususunda AMye imkan tanınabilmesi ve tanınması gerektiği yönündeki iradesini belirtmektedir (bkz yukarıdaki 48. paragraf ve orada bulunulan atıflar).
2. AMye tanınan imkanlar
65. AİHM aynı zamanda, AMde görev yapan üye sayısının on yediye ulaştığı ve sözkonusu üyelerin, bireysel başvuruya ilişkin hükümlerin yürürlüğe girmesinden önce atandıklarını (yukarıdaki 7. paragraf; Vincic ve diğerleri kararı ile karşılaştırın, yukarıda anılan, yukarıdaki 51. paragraf) ve kanunun, Yazı İşleri Müdürlüğünün işleyişi için yeterince önemli olanaklar öngördüğünü de kaydetmektedir (yukarıdaki 24. paragraf).
3. AM kararlarının kapsamı ile etkileri
66. Nihayetinde, AİHM, AM. kararlarının zorlayıcı nitelik taşıyıp taşımadığını araştırmanın esas olduğu kanaatindedir (bkz. Kuric ve diğerleri v. Slovakya (BD) Kararında belirtilen kıstaslar, no. 26828/06, 299-304 paragraflar, 26 Haziran 2012).
AİHM öncelikle AM. kararlarının, her özel ile tüzel kişileri ve devlet organlarını bağladığını belirterek Anayasanın 153.maddesinin 6.fıkrasını dikkate almaktadır.
AİHM, ardından riayet konusunun, bireysel başvuruyla ilgili AM. kararlarının uygulanmasında, Türkiyede a priori aranmaması gerektiğini değerlendirmektedir. Aslında, geçmişte, koalisyon hükümeti döneminde iktidarda olan siyasi bir partinin kapatılma kararının gerçekleştiğini incelemek yeterlidir (Refah Partisi ve diğerleri v. Türkiye (BD), no. 41340/98, 413428/98, 41343/98 ve 41344/98, 134. paragraf, AİHM 2003-II).
66. AİHM, yukarıdaki unsurlar ışığında, Türk Parlamentosunun, sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklerine ilişkin ihlalin, ilke olarak doğrudan ve hızlıca giderilmesine imkan tanımakla Anayasa Mahkemesine yetki verdiği kanaatindedir.
III. SONUÇ
68. AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralın, sözleşme mekanizmasının işletilmesinde vazgeçilmez bir unsur olduğunu yeniden belirtmektedir. İtiraz edilen eksikliklerin iç hukuk düzeninde giderilmesine imkan tanınmadan önce, devletlerin eylemlerine uluslararası organlar önünde cevap vermesi zorunlu değildir (yukarıdaki 35. paragraf ve devamı).
69. AM. önünde yeni olan bireysel başvuru yolunun ana hatlarını ve AM.nin yetkilendirildiği kaynakları yukarıda inceleyen AİHM, söz konusu bireysel başvuru yolunun, prensip olarak sözleşme bağlamında yapılan şikayetler hakkındaki düzenlemeye ilişkin görüş açıları sunmadığını ve bu hususun dile getirilmesine imkan tanıyan herhangi bir unsur teşkil etmediği kanaatindedir.
70. Somut olayda, yukarıda belirtilenler ve iç hukuktaki yargılamanın 25 Eylül 2012 tarihinde sona erdiği göz önünde bulundurularak; AİHM, başvuranın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması gerektiği kanaatindedir.
İç hukuk yolları tüketilmediğinden mevcut başvuru Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmalıdır
71. AİHM, Anayasa Mahkemesi içtihadının, kendi içtihadı ile tutarlılığını inceleme imkanını saklı tuttuğunu belirtmektedir. Sonuç olarak, başvuru yolunun, teoride olduğu gibi pratikte de etkili olduğunu kanıtlamak davalı Hükümete aittir (Taron, yukarıda anılan, § 43). AİHM, mevcut iç hukuk yollarını tüketen başvuranlarca sunulan tüm şikayetler için, ikincillik ilkesinin gerektirdiği üzere, son denetim yetkisini saklı tutmaktadır (Radoljub Marinkovic v. Sırbistan (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 5353/11, §§ 49-61, 29 Ocak 2013).
Bu gerekçelerle AİHM, oyçokluğuyla,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy