(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 125, 168) (1412 S. K. m. 254) (SATIK - TÜRKİYE DAVASI (NO. 2)) (KARAKAŞ VE YEŞİLIRMAK - TÜRKİYE DAVASI) (UZUN - TÜRKİYE DAVASI) (GETİREN - TÜRKİYE DAVASI) (GÜVEÇ - TÜRKİYE DAVASI) (BÖKE VE KANDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 17362/03)
KARAR
STRAZBURG
23 Eylül 2014
İşbu karar AİHSnin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Cevat Soysal / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjdbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos'un katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 2 Eylül 2014 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no. 17362/03 no'lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı Cevat Soysal'in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) 1 Mayıs 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran Birleşik Krallık'ta görev yapan avukatlar J. Walsh ve C. S. Hoste ile birlikte Türkiye'de görev yapan L. Kanat tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 2 Aralık 2003 tarihinde Hükümet'e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1962 doğumlu olup Almanya'da ikamet etmektedir.
A. Başvuranın yakalanması
5. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi 7 Temmuz 1999 tarihinde, başvuran gıyabında, yasadışı bir örgüt olan PKK'ya üye olduğu şüphesiyle, yakalanma kararı vermiştir.
6. Başvuran 13 Temmuz 1999 tarihinde Moldova'nın başkenti Kişinev'de yakalanmıştır ve aynı gün Türkiye'ye getirilmiştir. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlileri tarafından 21 Temmuz 1999 tarihine kadar soruşturması yapılmıştır.
7. Başvuran Türkiye'ye getirildikten kısa bir süre sonra, Temmuz 1999'da, bir takım basın kuruluşları tarafından PKK'nın ikinci adamı, terörist, vatan haini, PKK'nın Avrupa sorumlusu olarak tanımlanmıştır. 22 Temmuz 1999 tarihli Turkish Daily News gazetesinde yayınlanan yazıya göre, MİT başvuranın terör eylemlerini artırmaya yönelik çalıştığını ve Türkiye'de PKK destekçilerini şiddet kullanmaya dair teşvik ettiğini belirten bir basın açıklaması yapmıştır.
8. Başvuran, 21 Temmuz 1999 tarihinde daha ileri bir sorgulama için Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne nakledilmiştir. Kişinin nakli sırasında, el yazısıyla teslim tutanağı hazırlanmıştır. Tutanağın kim tarafından hazırlanmış olduğu bilinmemektedir.
9. Başvuran 23 Temmuz 1999 tarihinde önce Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde Cumhuriyet savcısı önüne ve sonradan da başvuranın tutuklanmasına karar vermiş olan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesindeki hakim önüne çıkarılmıştır.
B. Başvuran Aleyhindeki Ceza Yargılamaları
10. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 9 Ağustos 1999 tarihinde, başvuran ve diğer iki kişi hakkında bir iddianame hazırlayarak sunmuştur. Başvuranı ülke topraklarının bir bölümünün Devlet idaresinden ayrılmasına yol açmayı amaçlayan bir PKK yöneticisi olmaktan suçlanmıştır. Başvuran aleyhindeki suçlamalar eski Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi kapsamında ele alınmıştır.
11. Cumhuriyet savcısı, başvuranı Avrupa'daki PKK yöneticilerinden biri olmakla ve Romanya'da bulunan PKK üyelerinin eğitimine dahil olmaktan suçlamıştır. İddianameye göre, başvuran PKK lideri Abdullah Öcalan'la irtibat halindedir ve eğitilen kişiler hakkında kendisine bilgi sağlamıştır. Ayrıca, Cumhuriyet savcısı Öcalan'ı 22 Şubat 1999 tarihinde sorguladığında, Öcalan başvurana eğitime ilişkin talimatlar verdiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, PKK lideri 1 Haziran 1999 tarihindeki duruşması boyunca bu ifadesinin doğruluğunu onaylamıştır.
12. Ayrıca, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Türkiye'de birtakım kişilerle yaptığı telefon görüşmeleri sırasında, başvuranın Öcalan'ın yakalanmasının ardından şiddet içeren eylemleri gerçekleştirmek için talimatlar verdiğini iddia etmiştir. İddianame de, Cumhuriyet savcısı 1999 yılının 4, 18 ve 22 Şubat ile 1, 5, 7, 15 ve 19 Mart tarihli başvuranın iddia edilen telefon görüşmelerinin sekiz tanesinin dökümüne değinmiştir. Cumhuriyet savcısı, ayrıca başvuranın konuşmalarında Türkiye Cumhuriyeti Devletine düşman olarak atıfta bulunmuş olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, iddianameye göre, birtakım PKK üyeleri - A.G, K.O., Ş.Ö., H.K., N.Y., M.Ş., ve A.Y.- ifadelerinde başvuranın iddianamede bahsedilen eylemlerde bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Sonuç olarak, Cumhuriyet savcısı başvuranın, alışveriş merkezi olan Mavi Çarşı'ya 13 Mart 1999 tarihinde yapılan saldırı sonrası 13 kişinin ölümü dahil olmak üzere, yüzlerce bombalama, yangın çıkarma, açlık grevi, intihar girişimleri ve katliam emri verdiğini ve örgütün liderlerinden biri olarak PKK üyelerine eğitim verdiğini iddia etmiştir.
13. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 16 Eylül 1999 tarihinde, ilk celsede kararın esası hakkında karar vermiştir. Duruşmanın sonunda, Mahkeme sanığa ilişkin ifade veren kişilerin yargılanıp yargılanmadığını soruşturmaya, eğer soruşturulduysa da aleyhlerinde başlatılan ceza yargılamaları boyunca verdikleri tüm ifadelerin kopyasını istemeye karar vermiştir.
14. 14 Ekim 1999 tarihinde yapılan ikinci duruşma sırasında, başvuranın avukatı Mahkemeden, diğerlerinin yanında, başvuranın iddia edilen telefon görüşmeleri dökümünü dava dosyasından çıkarmasını istemiştir. Cumhuriyet savcısı, bu isteğin reddedilmesi gerektiğini talep etmiştir ve Mahkeme gereken şekilde bu isteği reddetmiştir.
15. Belirtilmeyen bir tarihte, polis savcılığa PKK üyesi olduğu ileri sürülen C.P.'nin polis tarafından alınan ifadesini içeren bir belge göndermiştir. 11 Kasım 1999 tarihli duruşma sırasında ifade sesli bir şekilde mahkemede okunmuştur. Belgeye göre, C.P. başvuran aleyhinde ifade vermiştir. Başvuran, C.P.'yi tanımadığını iddia ederek, vermiş olduğu ifadenin doğruluğuna itiraz da bulunmuştur. Duruşmanın sonunda, Mahkeme C.P. aleyhinde ceza yargılamaları başlatılsın ya da başlatılmasın kendisinin soruşturulmasına ve gerekirse söz konusu ceza yargılamaları boyunca verdiği tüm ifadeleri istemeye karar vermiştir.
16. 9 Aralık 1999 tarihinde yapılan davanın dördüncü duruşması esnasında, başvuranın avukatı yalnızca A.G., K.O., Ş.Ö., H.K., N.Y., M.Ş., A.Y. ve C.P.'ye ilişkin iddianamelerin dosyada bulunduğunu ileri sürmüştür ve mahkemeden, haklarında yapılan ceza yargılamaları boyunca vermiş oldukları tüm ifadeleri kapsamasını istemiştir. Mahkeme başvuranın talebi üzerine kararını gelecek duruşmaya ertelemiştir.
17. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 18 Ocak 2000 tarihinde yapılan beşinci duruşmanın sonunda, C.P. aleyhine yargılamalara ait dava dosyasının bir nüshasını istemeye karar vermiştir.
18. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi bahsi geçen dava dosyasını alamadığından 8 Şubat ve 27 Haziran 2000 tarihleri arasında talebini sekiz kez tekrarlamıştır. Aynı süreç boyunca, mahkeme ayrıca diğer mahkemelerden A.G, K.O., Ş.Ö., H.K., N.Y., M.Ş. ve A.Y.'nin aleyhlerine başlatılan ceza yargılamaları boyunca, kendileri tarafından verilen ifadelerin bir nüshasını göndermelerini istemiştir.
19. Davanın onbirinci duruşmasında, 27 Haziran 2000, başvuranın avukatı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinden, iddialara göre başvuran aleyhine ifade veren herkesin mahkeme önüne ifade vermek için çağrılmasını istemiştir. Mahkeme bu talebe cevap vermemiştir.
20. 27 Haziran ve 21 Kasım 2000 tarihleri arasında altı tane daha duruşma yapılmıştır. Bu süreç boyunca, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi diğer mahkemelerden talep etmiş olduğu belgeleri almıştır. Duruşmalar süresince, başvuranın avukatı mahkeme önünde, iddialara göre başvuran aleyhine ifadelerine başvurulmuş olan kişilerin ifadelerinin başvurana ilişkin herhangi bir husus bulundurmadığını ileri sürmüştür. 21 Kasım 2000 tarihinde yapılan duruşmanın sonunda, mahkeme Cumhuriyet savcısına davanın esasına ilişkin görüşler hazırlamasına dair talimat vermiştir.
21. 12 Aralık 2000 tarihinde, Cumhuriyet savcısının davanın esasına ilişkin görüşleri mahkeme önünde sesli bir şekilde okunmuştur.
22. 21 Aralık 2000 tarihli duruşmada, başvuranın avukatı Cumhuriyet savcısının görüşlerine karşılık olarak ilk derece mahkemesine dilekçe vermiştir. Dilekçesinde, başvuranın avukatı, Cumhuriyet savcısının görüşlerinin dava dosyasında bulunan telefon görüşmeleri kayıtlarına atfedilmiş olduğunu savunmuştur. Başvuranın avukatı, mahkemeden daha önce dava dosyasından delil olarak kullanılamayacak olan kayıtların dökümünü çıkarmasını istediğini beyan etmiştir. Başvuranın avukatı ayrıca, başvuranın konuşmaları kaydedilen kişi olduğunu kabul etmediğini bildirmiştir. Avukat, mahkemeden karşılaştırmalı bir ses analizi yapmasını ve telefon dinleme işleminin yasal yöntem gereğince ve mahkeme kararına dayanılarak yürütülüp yürütülmediğine dair soruşturma yapmasını talep etmiştir. Ayrıca, başvuranın avukatı mahkemeden iddialara göre başvuranın konuşmuş olduğu kişilerin kimliklerini ortaya çıkarmasını (dava dosyasındaki belgelerde X olarak gösterilen) ve bu konuşmalarla ilgili kendilerinden ifade alınmasını istemiştir.
23. Aynı gün, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi karşılaştırmalı ses analizi talebini kabul etmiştir ve herhangi bir gerekçe sunulmaksızın taleplerin geri kalanını reddetmiştir.
24. Sonraki duruşmada, 6 Şubat 2001, başvuranın avukatı ses analizi yapmak için görevlendirilen iki polis memurundan şikayetçi olmuştur. Kendisi, davaya polisin dahil olması durumunda, polis memurlarının tarafsız olamayacağını ileri sürmüştür. Dolayısıyla, avukat mahkemeden tarafsız uzmanların atanmasını istemiştir. Mahkeme başvuranın talebine izin vermiştir ve ulusal kamu kuruluşu olan TRT'den (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu) analiz yapmaya ve rapor hazırlamaya dair tarafsız uzmanlar atamasını istemiştir.
25. 2001 yılının Nisan ayında, TRT ilk derece mahkemesini uygun uzman olmadığına dair bilgilendirmiştir. Bu bilginin alınmasından sonra, başvuranın avukatı 21 Aralık 2000 tarihli dilekçesi içindeki taleplerini yineleyerek, 26 Nisan 2011 tarihinde ilk derece mahkemesine dilekçe vermiştir. Ayrıca başvuranın avukatı dilekçesinde, müvekkiline ve kendisine temin edilebilecek ses kayıtlarının bir kopyasını istemiştir.
26. 26 Nisan 2001 tarihli duruşmada, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığından ve Emniyetten ses analizine yönelik uygun uzmanlar görevlendirmesini istemiştir. Mahkeme daha önce bu konu üzerine karar vermiş olduğundan, başvuranın aynı tarihli dilekçedeki taleplerini reddetmiştir.
27. Başvuranın avukatı 22 Mayıs 2001 tarihinde, 21 Aralık 2000 ve 26 Nisan 2001 tarihli dilekçelerindeki taleplerini yineleyerek, mahkemeye başka bir dilekçe vermiştir. Ayrıca, kendisi davaya atanacak herhangi bir uzmanın tarafsız olması gerektiğini ileri sürmüştür. Aynı tarihte yapılan duruşmada, ilk derece mahkemesi tekrardan başvuranın avukatının taleplerini reddetmiştir. Mahkeme, uzmanlara yönelik itirazın asılsız olduğunu ve daha önce de diğer talepleri reddetmiş olduğunu belirtmiştir.
28. Başvuranın avukatı 29 Mayıs 2001 tarihinde mahkemeye bir dilekçe vererek taleplerini reddeden mahkemeyle ilgili itirazda bulunmuştur. Bu dilekçe kapsamında herhangi bir karar verilmemiştir.
29. Başvuranın avukatı 19 Haziran 2001 tarihinde bir önceki taleplerini yineleyen ayrı bir dilekçe sunmuştur. Aynı gün olan duruşmada, ilk derece mahkemesi herhangi bir gerekçe sunmaksızın bu talepleri reddetmiştir. Ayrıca, Mahkeme belirlenen uzman olan L.B.'ye ses bantlarını vermeye karar vermiştir. L.B., Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Laboratuvarından bir polis memurudur.
30. Uzman telefon görüşmeleri kayıtlarına ilişkin dökümleri 3 Temmuz 2001 tarihinde ilk derece mahkemesine ibraz etmiştir.
31. Başvuranın avukatı 10 Temmuz 2001 tarihinde, uzmanın çalışmasına yönelik itirazlarını sürdürerek, mahkemeye yazılı savunma vermiştir. Kendisi ayrıca, mahkemenin başvurana ve başvuranın avukatına ses kayıtlarının bir kopyasını vermeyi reddettiğinden, davalının tüm görüşmelerin dökümünün çıkarılıp çıkarılmadığını bilmediğini ileri sürmüştür. Avukat, mahkemenin bu yönde reddinin Sözleşme'nin 6. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvuranın avukatı dilekçesinde, mahkemeden bir kez daha telefon dinlemeleriyle ilgili hukuki prosedürler kapsamında bir soruşturma yürütmesini, davalıya kayıtların bir kopyasının verilmesini, karşılaştırmalı ses analizi yapmak için bağımsız ve tarafsız bir uzman belirlenmesini ve iddialara göre başvuranın konuşmuş olduğu kişilerin kimliklerinin ortaya çıkarmasını istemiştir. Son olarak, mahkemeden Mavi Çarşı'nın bombalanmasına ilişkin ceza yargılamaları dava dosyasının bir kopyasını talep etmiştir.
32. Davanın 10 Temmuz 2001 tarihindeki yirmi dördüncü duruşmasında, ilk derece mahkemesi başvuranın avukatına, müvekkilinin ses tespiti için sesli bir örnek verip vermeyeceğini sormuştur. Başvuranın avukatı, aynı gün ibraz ettiği dilekçesinde bulunan taleplerine yönelik Mahkeme cevap verdiği takdirde, kendisi ve müvekkilinin en kısa sürede bu noktadaki görüşlerine dair mahkemeye bilgi verecekleri şeklinde yanıtlamıştır. Duruşmanın sonunda, mahkeme avukatın istediği taleplerin daha önceden reddedilmiş olduğu kanaatine vararak, avukatın taleplerini reddetmiştir. Mahkeme aynı gün içinde uzman olarak bir hakim ve iki polis memurunu, L.B. ve C.Y., karşılaştırmalı ses analizi yapmak için belirlemiştir ve başvuranı, eğer isterse, ses tanıma ve tanımlama işlemine davet etmiştir.
33. Aynı tarihte, başvuranın yokluğunda ses tanıma ve tanımlama işlemi başlatılmıştır. Başvuranın avukatı, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından hazırlanan dökümlerle L.B. tarafından hazırlananlar arasındaki çelişkiler çözümlenene kadar müvekkilinin ses örneği vermeyeceğini ileri sürmüştür. Kendisi, ayrıca L.B.'nin daha önceden dökümlerin hazırlanmasına dahil olmuş olduğunu, başka bir uzmanın belirlenmiş olması gerektiğini savunmuştur. Cumhuriyet savcısı, cevabında, Emniyet Genel Müdürlüğü Krimanal Labaratuvarından olan memurların taraflı ve başvuranın davranışının yasalara aykırı olduğuna inanacak sebep olmadığını beyan etmiştir. İlgili hakim, başvuranın katılmaya isteksiz olduğu gerekçesiyle incelemeye son verilmesine karar vermiştir.
34. 23 Temmuz 2001 tarihli dilekçede, başvuranın avukatı ilk derece mahkemesinden karşılaştırmalı ses analizine dair taleplerinin geri alınmasının kabulünü istemiştir. Avukat başvuranın söz konusu telefon görüşmelerini yapmadığını ve öncelikle bu incelemeyi davalının istediğini ileri sürmüştür. Ancak, mahkemenin diğer taleplerini reddinden dolayı, kendisi başvuranın davasında adil bir yargılanma olmasının mümkün olmadığına inanmıştır.
35. 21 Ağustos 2001 tarihinde yapılan duruşmanın sonunda Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi aynı zamanda dava esastan göz önünde bulundurulduğundan, başvuranın 23 Temmuz 2001 tarihli dilekçesinde bulunan talebini dikkate almaya karar vermiştir. Aynı gün, Mahkeme başvuranın suç ortaklarından birinin temsilcisi tarafından yapılan bir talep üzerine, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılamaların dava dosyasının bir nüshasını istemeye karar vermiştir.
36. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi istenilen belgeleri göndermediğinden, İlk derece mahkemesi 21 Ağustos ve 30 Ekim 2001 tarihleri arasında dört kez duruşma ertelemiştir.
37. 30 Ekim 2001 tarihinde yapılan yirmi sekizinci duruşmada, sözü geçen belgelerin alınmasından sonra, ilk derece mahkemesi Cumhuriyet savcısından davanın esasına ilişkin görüşlerini beyan etmesini istemiştir.
38. 27 Kasım 2001 tarihinde yapılan bir sonraki duruşmada, Cumhuriyet savcısı mahkemeden 12 Aralık 2000 tarihli görüşlerimde göz önünde bulundurmasını istemiştir.
39. Başvuranın avukatı ilk derece mahkemesine vermiş olduğu 27 Aralık 2001 tarihli dilekçede, iddialara göre başvuranın aleyhine ifade vermiş kişilerin ve yine iddia edildiği üzere başvuranla telefon görüşmesi yapan kişilerin mahkemede dinlenilmesine ve telefon görüşmelerine ilişkin kayıtların bir nüshasını almaya ve uzmanların belirlenmesine ilişkin taleplerinin reddedilmesinin Sözleşme'nin 6 §§ 1 ve 3(d) maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranın avukatı, Devlet görevlilerinin basına, başvurana terörist olarak atıfta bulunarak, vermiş oldukları ifadelerin Sözleşme'nin 6 § 2 maddesini ihlal ettiğini savunmuştur. Bu dilekçe hususunda herhangi bir karar verilmemiştir.
40. 24 Ocak ve 5 Şubat 2002 tarihleri arasında yapılan otuzbirinci ve otuzikinci duruşmalar süresince, başvuran ve başvuranın suç ortağı davanın esasına ilişkin Cumhuriyet savcısının görüşlerine cevap vermişlerdir.
41. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 5 Mart 2002 tarihinde, 1980'lerde başvuranı yasa dışı bir örgüte üye olmaktan suçlu bulan Diyarbakır Askeri Mahkemesi tarafından verilen bir diğer kararı, Diyarbakır Mahkemelerinden istemiştir. Mahkeme, sözü geçen kararın kopyasını beklemekten dolayı 5 Mart ve 23 Mayıs 2002 tarihleri arasında üç kez duruşma ertelemiştir.
42. 23 Mayıs 2002 tarihinde yapılan otuz altıncı duruşmada, Mahkeme 5 Mart 2002 tarihinde talep ettiği kararı almış ve dava dosyasının devam eden yargılamasını ertelemeye karar vermiştir.
43. İlk derece mahkemesi 30 Mayıs 2002 tarihinde başvuranın aynı Kanunun 125. maddesi yerine, eski Ceza Kanununun 168. maddesi kapsamında yasa dışı bir örgüte üyelikten mahkûm edilme olasılığına karşın başvurandan ek savunma hazırlamasını istemiştir.
44. Başvuranın avukatı, eski Ceza Kanunun 168. maddesi uygulaması kapsamında, önceki görüşlerinin sonradan dikkate alınmasını talep ederek, 20 Haziran 2002 tarihinde Mahkeme'ye dilekçe vermiştir. Ayrıca, başvuranın avukatı önceki taleplerini yinelemiştir.
45. 11 ve 20 Haziran 2002 tarihlerinde yapılan otuzsekizinci ve otuzdokuzuncu duruşmalarda, ilk derece mahkemesi, mahkemenin düzeninin değişmesi ve yeni bir başkan sebebiyle davayı ertelemeye karar vermiştir.
46. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 25 Haziran 2002 tarihinde davaya ilişkin kararını vermiştir. Başvuran eski Ceza Kanununun 168 § 1 maddesi kapsamında PKK'ya üye olmaktan suçlanmış ve 18 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
47. İlk derece mahkemesi vermiş olduğu kararda, dava dosyası kapsamında belirtilen delillere atıfta bulunmuştur: A.G, K.O., Ş.Ö., H.K., N.Y., M.Ş., A.Y., C.P. ve V.T.'nin aleyhlerinde başlatılan yargılamalar kapsamında polise verdikleri ifadeler; bahsedilen kişiler aleyhine davalardaki iddianameler; Abdullah Öcalan tarafından polise, Cumhuriyet savcısına verilen ifadelerle kendi duruşması boyunca vermiş olduğu ifadeler; 1 Ocak ve 4 Ağustos 1999 tarihleri arasında meydana gelen terör eylemlerine ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi tarafından hazırlanan bir belge; X olarak belirlenen birtakım kişilerle başvuran arasındaki, uzmanlar tarafından hazırlanan, telefon görüşmelerinin dökümleri.
48. İlk derece mahkemesi, A.G., K.O., Ş.Ö., H.K., N.Y., M.Ş., A.Y., C.P. ve V.T.'nin verdikleri ifadelerde, başvuranın PPK üyesi ve Avrupa'da bulunan örgütün lideri olduğunu iddia ettiklerini belirtmiştir. Dökümlerin kapsamına ilişkin olarak, mahkeme Öcalan'ın yakalanmasından sonra oluşan şiddet içeren eylemlerin gerçekleştirilmesine ilişkin başvuranın talimatlar ve emirler verdiğinin belgelendiğini belirtmiştir.
49. Sözü geçen delil ışığında, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın PKK üyesi ve Avrupa'da örgüt lideri olduğunu tespit etmiştir. Mahkemenin verdiği karar, başvuranın Romanya'da PKK üyeleri eğitimine katıldığını ve Öcalan'la irtibat halinde olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme Öcalan'ın yakalanmasından sonra Cumhuriyet savcısına verdiği ifadelerde başvuranın Romanya'da PKK üyelerini eğittiğine dair iddia da bulunduğunu belirtmiştir.
50. Ayrıca, mahkeme sekiz kere yapılmış telefon görüşmelerine ilişkin dökümleri aktarmıştır ve bu görüşmeler esnasında başvuranın Türkiye'de terör içeren eylemler gerçekleştirmek için talimatlar verdiği sonucuna varmıştır. Mahkeme, ancak başvuranın doğrudan bu eylemlere katılmadığını belirtmiştir. Ayrıca, mahkeme başvuranın talimatlarının genel bir mahiyettte olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak, Mahkemeye göre, başvuranın talimatları ve terör eylemleri arasında, özellikle de 13 Mart 1999 tarihinde Mavi Çarşıya yapılan saldırıya yönelik doğrudan bir ilişki kurulamamıştır.
Dolayısıyla, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın eski Ceza Kanununun 125. maddesi kapsamında suçunu ispat edememiştir. Buna rağmen, Öcalan'ın yakalanmasından sonra PKK'nın başvurana Türkiye'de şiddet içeren eylemleri kışkırtmaya dair belirli bir görev verdiğini belirterek, Mahkeme başvuranı eski Ceza Kanununun 168. Maddesi kapsamında PKK'ya üye olmaktan mahkûm etmiştir.
51. Hem savcılık hem de başvuran karara itiraz etmişlerdir.
52. Başvuranın avukatı 18 Ekim ve 19 Kasım 2002 tarihli dilekçelerinde, mahkemenin Öcalan, A.G., K.O., Ş.Ö., H.K., N.Y., M.Ş., A.Y., C.P. ve V.T. 'nin ifadelerini delil olarak göstermesine ve başvuranın iddia edilen telefon görüşmeleri dökümlerine itiraz etmiştir. Kendisi, özellikle tüm bu kişilerin polis tarafından kendilerinden alınan ifadelerin doğruluğunu reddettiklerini ve M.Ş., A.Y. ve Ş.Ö. kendilerine isnat edilen suçlardan beraat ettiklerini ibraz etmiştir. Ayrıca, K.O. aleyhindeki soruşturma takipsizlik kararıyla neticelenmiştir. Başvuranın avukatı, ilk derece mahkemesinin verdiği kararın gerekçesinde ifadelerinde kapsanan, müvekkilini suçlamak için bir gerekçe olmadığını gösteren, başvuran aleyhine yapılan suçlamaları aktarmadığını bildirmiştir. Başvuranın avukatı, diğerleri arasında, ilk derece mahkemesinin, bir mahkeme kararının mahkemede delil olarak kullanılan telefon görüşmeleri kaydına öncelik verip vermediğini soruşturmadığından şikayetçidir. Mahkeme, ayrıca ses bandlarının kopyasıyla bir savunma sağlayamamıştır ve telefon görüşmelerinin dökümlerinde X olarak belirlenen kişileri dinlememiştir. Başvranın avukatı yargılamalarda oluşan bu eksikliklerin Sözleşme'nin 6. maddesinde bir ihlal oluşturduğunu beyan etmiştir.
53. Yargıtay başsavcısı, her iki tarafın başvurusunun esasına ilişkin görüşünü beyan etmiştir. Başsavcı tebliğnamesinde, Ceza Kanunu konularına yönelik Yargıtay 9. Dairesine, başvuruların reddedilmesini ve ilk derece mahkemesi kararının, usuli kurallara ve hukuka uygun olduğundan onaylanabileceğim önermiştir. Başvuran, 19 Kasım 2002 tarihli dilekçesinde bilgilendirilmeyi istemiş olmasına rağmen, sözü geçen görüş başvurana ibraz edilmemiştir. Başvuranın beyanına göre, Yargıtay önünde yapılan duruşma esnasında tebliğname sesli okunana kadar avukatı bu tebliğnameden haberdar değildi.
54. Yargıtay 12 Aralık 2002 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını onamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu önünde, başvuranın eski Ceza Kanununun 125. maddesi kapsamında mahkûm edilmesini talep ederek, istisnai bir temyiz işlemi uygulamıştır. Talebi reddedilmiştir.
55. Başvuran 30 Kasım 2008 tarihinde şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştır ve ailesinin ikamet ettiği Almanya'ya dönmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME'NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
56. Başvuran, Sözleşme'nin 6 § 1 maddesi kapsamında, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kanuna aykırı bir şekilde elde edilen delili kullanarak kendisini mahkûm etmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden şikayetçidir. Başvuran ayrıca, aynı başlık altında, iddia edilen telefon görüşmelerine ait ses bantlarının bir kopyasının aynı mahkeme tarafından kendisine sağlanmasına yönelik verilen reddin silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğundan şikayet etmektedir.
Sözleşme'nin 6§1 maddesinin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
1. Herkes davasının, ... kendisine yöneltilen suçlamaların... bir mahkeme tarafından... makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
57. Hükümet başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
58. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme'nin 35 § 3 hükmünün anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun başka hiçbir gerekçe ile kabul edilemez nitelikte olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
59. Başvuran, mahkeme kararı tarafından telefon dinleme işlemine yetki verilmediğini ve iddia makamı tarafından sunulan delile itiraz etmek için herhangi bir açıklayıcı fırsat tanınmadığını ileri sürmüştür. Mahkemenin kendisine ses bantlarının verilmesine dair itirazı neticesinde kanıtlara yönelik adli bir delil almasının engellendiğini ileri sürmüştür.
60. Hükümet, eski Ceza Muhakemesi Kanununun 254. maddesi, mahkemelere kanuna aykırı olarak elde edilen delili kullanmaya dair izin vermediğinden dolayı, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin nihai kararında söz konusu telefon görüşmeleri dökümlerine dayanmadığını beyan etmiştir. Hükümet, ayrıca yargılama boyunca başvuranın karşılaştırmalı ses analizine dair sesli örnekler vermeyi reddettiğini ileri sürmüştür. Son olarak, Hükümet başvuranın yargılanması boyunca kendisi tarafından ibraz edilen tüm taleplerinin Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kabul edilmiş olduğunu belirtmiştir.
61. Mahkeme, ilke olarak, belirli kanıt tiplerinin - örneğin, kanuna aykırı olarak elde edilen delil- kabul edilebilir olduğunu belirlemenin kendi görevi olmadığını vurgulamıştır. Mahkeme daha önce özellikle söz konusu davanın koşullarında, yerel mahkemelerin kanuna aykırı bir şekilde elde edilen telefon görüşmelerinin dökümlerini tek başına bir delil olarak kullanmış olmasının, Sözleşme'nin 6 § 1 maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaline neden olmadığını tespit etmiştir (bk., diğer örnek kararlar arasında, Khan / Birleşik Krallık, no. 35394/97, § 34, AİHM 2000-V,P.G. ve J.H. / Birleşik Krallık, no. 44787/98, § 76, AİHM 2001-IX ve Bykov / Rusya (BD), no. 4378/02, § 89, 10 Mart 2009). Bu nedenle, yanıtlanması gereken soru, yargılamanın bütün olarak, kanıtın elde edilme biçimini de kapsayarak, adil olup olmadığıdır (bk. Heglas / Çek Cumhuriyeti, no. 5935/02, § 85, 1 Mart 2007).
62. Somut davada Mahkeme, ilk olarak, somut başvuruya sebebiyet veren olaylar sırasında, telefon dinlemeyi ve kaydetmeyi düzenleyen iç hukuk bulunmadığını kaydetmektedir (bk. Ağaoğlu / Türkiye, no. 27310/95, §§ 54-55, 6 Aralık 2005 ve Satık / Türkiye (no. 2), no. 60999/00, § 57, 8 Temmuz 2008). Bu tür bir müdahalenin hiçbir yasal dayanağının bulunmaması Mahkemenin davanın koşullarında söz konusu telefon kayıtlarının kanuna aykırı bir şekilde elde edildiğine yönelik neticeye varmasına yol açmıştır. Her halükarda, Mahkemeye yapmış oldukları savunmalarda, Hükümet dahi söz konusu delilin hukuka uygun olarak elde edilmediğini kabul etmiştir (bk. yukarıda 60. paragraf). Mahkeme, ayrıca Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin telefon görüşmeleri dökümlerini kendi kararında delil olarak göstermiş olduğunu gözlemlemektedir. Kendi nihai kararında, 1999 yılının şubat ve Ağustos ayları arasında Türkiyede işlenen terör eylemleri ve söz konusu konuşmalar arasında nedensel bir bağ saptayamamış olduğundan başvuranı eski Ceza Kanunun 125. maddesi kapsamında mahkûm etmemiştir ancak buna rağmen bu dökümleri, başvuranı aynı Kanununun 168. maddesi kapsamında mahkûm ederken dikkate almıştır. Bu nedenle, Mahkeme ilk derece mahkemesi dökümleri delil olarak kullanmadığından Hükümetin görüşlerini kabul etmemiştir.
63. Ancak, Mahkeme, kanuna aykırı olarak elde edilen bu tür bir delilin kabul edilebilir nitelikte olabileceğini, ilkesel ve teorik olarak göz ardı edemez (bk. yukarıda anılan Satık, § 58 bu kararda alıntılanan davalar). Bu nedenle Mahkeme, savunma makamının haklarına saygı gösterilip gösterilmediğini de dikkate alarak, yargılamaların bir bütün olarak adil olup olmadığını belirlemelidir.
64. Bu bağlamda, Mahkeme usule ilişkin bu tür yargılama unsurları da dahil olmak üzere, ceza yargılamalarının çekişmeli olmasının ve, iddia makamı ve davalı arasında silahlar eşitliği bulunmasının adil yargılanma hakkının temel hususu olduğunu vurgulamaktadır. Ceza davasında, her iki tarafa yönelik yargılanma hakkı, hem iddia makamına, hem de davalıya diğer tarafça sunulan görüşler ve deliller hakkında bilgi sahibi olma ve fikrini söyleme imkanının verilmesi gerektiği anlamına gelir. Ayrıca, 6 § 1 maddesi iddia makamlarının sanığın lehine ya da aleyhine yönelik nihai karara etki eden tüm kanıtları davalı kişiye göstermesini gerekli kılar (bk. Rowe ve Davis / Birleşik Krallık (BD), no. 28901/95, § 60, AİHM 2000 II ve Natunen / Finlandiya, no. 21022/04, § 39, 31 Mart 2009).
65. Ancak ilgili delillerin açıklanması imkanından yararlanma, mutlak bir hak değildir. Tüm ceza yargılamalarında, ulusal güvenliğin ve misilleme riski altında bulunan tanıkların korunmasına veya suçun soruşturulmasına yönelik polis yöntemlerinin gizli tutulmasına duyulan ihtiyaç gibi, sanığın hakları karşısında tartılması gereken çakışan çıkarlar söz konusu olabilmektedir. Bazı durumlarda, diğer bir bireyin temel haklarını korumak veya önemli bir kamu çıkarını korumak amacıyla belirli delillerin savunmaya verilmemesi gerekli olabilmektedir. Ancak; sadece mutlak surette gerekli şekilde savunma makamının haklarına kısıtlama getiren nitelikteki tedbirlere Sözleşmenin 6 § 1 maddesinde izin verilmektedir. Ayrıca, sanığın adil bir şekilde yargılanmasını sağlamak üzere, savunma makamının haklarına getirilen kısıtlama nedeniyle karşılaşılan tüm güçlüklerin, adli makamlar tarafından izlenen usuller ile yeterli bir şekilde dengelenmesi gerekmektedir (bk. Rowe ve Davis, yukarıda anılan, § 61, Natunen, yukarıda anılan, § 40, and Leas v. Estonya, no. 59577/08, § 78, 6 Mart 2012).
66. Somut davanın belirli koşullarına bakıldığında, Mahkeme ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilen deliller açısından kayıtların önemli bir rolü olduğunu gözlemlemektedir. Aslında, karardaki gerekçenin üç sayfasının, tam bir sayfası telefon görüşmelerinin dökümlerinden oluşmaktadır. Bu dökümlerin içeriği dikkate alındığında, Mahkeme başvuranın Türkiye'de şiddet içeren eylemleri gerçekleştirmek için PKK üyelerine talimatlar verdiğini tespit etmiştir (bk. yukarıda 48 ve 50. paragraflar). Bu nedenle, başvuran aleyhinde ses bantlarının dökümü belirleyici bir delil olmuştur.
67. Mahkeme, ayrıca başvuranın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde dava dosyasına ait dökümlerin ve ses kayıtlarının güvenilirliğine, telefon dinlemelerinin yasaya uygunluğuna dair itirazda bulunmak için girişimde bulunduğunu gözlemlemektedir. Bu amaçla, başvuranın avukatı en az on defa duruma ilişkin dilekçe vermiştir ve yargılamayı yürüten mahkemeye sözlü beyanlarda bulunmuştur (bkz. 14, 22, 25, 27, 28, 29, 31, 34, 39 ve 44. paragraflar). İlk derece mahkemesi karşılaştırmalı ses analizine dair talebi kabul etmiştir ve diğer tüm talepleri her defasında reddetmiştir. Sonradan her nasılsa, başvuran karşılaştırmalı ses analizinde yer almayı kabul etmemiştir. Mahkeme meşru bir ses örneği sağlamak için başvuranın isteksiz olup olmadığının incelenmesinin gerekli olmadığı görüşündedir. Mahkeme, başvuranın isteksizliği nedeniyle, ilk derece mahkemesinin, X olarak belirlenen bazı kişilerle başvuran arasında gerçekleşen görüşmeleri kapsayan dava dosyasındaki dökümleri kabul etmiş olmasının anlaşılabilir olduğu kanaatindedir. Ancak, Cumhuriyet savcısı ve uzman L.B. tarafından düzenlenen dava dosyasında bulunan dökümlerin ses kayıtlarının içeriğiyle tutarlı olup olmadığına dair bir inceleme yapılmamıştır (bk. yukarıda 31, 32, 33 ve 39. paragraflar). Diğer yandan, başvuran dökümlerin güvenilebilirliğine itiraz etmek için kendine fırsat sunabilecek tüm unsurları elde etmeye dair bir imkan sağlamamıştır. Bu bağlamda, Mahkeme ilk derece mahkemesinin herhangi bir gerekçe sunmadan (bk. yukarıda 14, 23, 26, 27, 29 ve 32. paragraflar) , gerek başvuranın ses bantlarının bir nüshasını almaya dair taleplerini reddettiğini gerekse, bu konuda karar vermediğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda 28, 35, 39 ve 45. paragraflar). Ayrıca, Mahkeme başvuranın ve avukatının bulunduğu duruşmalarda ses bantlarını kullanmamıştır. Sonuç olarak, başvuranın bu ses bantlarının orijinallerine ulaşamamış olması, dökümlerin güvenilebilirliğine dair itirazını etkin bir şekilde önlemiştir. Ayrıca, başvuran mahkemenin neden haklarını kısıtlamayı gerekli gördüğüne dair gerekçeyle ilgili olarak bilgilendirilmediğinden, kendisi herhangi bir görüş aleyhinde itiraz etme imkanına sahip olmamıştır. Son olarak, Mahkeme Yargıtayın ayrıca başvuranın, kendisinin mahkûm edilmesinde kullanılan delile erişememesine ilişkin olarak sunduğu görüşleri dikkate almadığını belirtmektedir.
68. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme somut davada uygulanan karar verme usulünün çekişmeli yargılamalara ve silahların eşitliğine ilişkin gerekliliklere uymadığı ve başvuranın menfaatlerini korumaya dair yeterli güvenceler içermediği kanaatindedir.
Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME'NİN 6 §§ 1 VE 3 (d) MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
69. Başvuran Sözleşme'nin 6 § 3 (d) maddesi kapsamında, başvuranın sürekli ısrarlarına rağmen Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kendi aleyhinde delil olarak aktardığı polise ifade veren kişilerle beraber telefon görüşmeleri dökümlerinde X olarak belirlenen kişileri tanık olarak çağırmayı reddetmesinden şikayetçidir.
Mahkeme, aşağıda ilgili kısımları verilen söz konusu şikayetlerin Sözleşme'nin 6 § 3 (d) maddesi ile birlikte 6 § 1 maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır:
1. Herkes davasının, ... kendisine yöneltilen suçlamaların... bir mahkeme tarafından... makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
(d) İddia tanıklarım sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;
...
70. Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
71. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme'nin 35 § 3 (a) hükmünün anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun başka hiçbir gerekçe ile kabul edilemez nitelikte olmadığını ifade etmektedir.
B. Esas Hakkında
72. Başvuran, ifadeleri kendisinin mahkûm edilmesinde kullanılan tanıkları sorgulayamadığından adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunmuştur.
73. Hükümet, yargılamalar boyunca başvuranın usul yönünden tüm taleplerini Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kabul ettiğini ibraz etmiştir. Hükümet, Mahkeme'den başvuranın şikayetlerini bu başlık kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olduğundan reddetmesini istemiştir.
74. Mahkeme Sözleşme'nin 6 § 3 (d) maddesi ile birlikte 6 §1 maddesi ele alındığında; sanık hakkında hüküm verilmesinden önce kendisinin aleyhine olan tüm ifadelerin, çekişmeli yargılamanın gerçekleşmesi amacıyla sanığın iştirakiyle kamuya açık bir duruşmada alınması ilkesini benimsediğini hatırlatmaktadır. Bu ilkenin istisnası mümkündür, ancak bunlar, kural olarak, tanık ifade verdiği zaman veya yargılamanın sonraki aşamalarından birinde, sanığa; kendisine karşıt olan bir tanığı sorgulama veya ona itiraz etme imkanının yeterli ve uygun derecede verilmesini gerektiren savunma tarafının haklarını ihlal etmemelidir (bk. Al-Khawaja ve Tahery / Birleşik Krallık (BD), no. 26766/05 ve 22228/06, § 118, AİHM 2011, ve ayrıca Luca /İtalya, no. 33354/96, § 39, AİHM 2001-II ve Solakov / eski Yugoslavya Makedon Cumhuriyeti, no. 47023/99, § 57, AİHM 2001-X).
75. Duruşma salonunda bulunmayan tanıklara ilişkin olarak Büyük Daire, ifadelerin kabulünün adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını belirlemede iki hususu dikkate almaktadır. İlk olarak, tanığın duruşmaya katılmaması için makul bir gerekçe olduğu belirlenmelidir. İkinci olarak; makul bir gerekçenin olduğu durumda bile, hükmün yalnızca veya büyük ölçüde, sanığın sorgulama imkanına sahip olmadığı bir şahıs tarafından verilen ifadeye dayandırılması durumunda, savunma tarafının Hakları 6. maddede belirtilen güvencelere aykırı bir ölçüde sınırlandırılabilmektedir. Bu nedenle, duruşma salonunda bulunmayan tanığın ifadesinin, hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel olması durumunda; Mahkeme yargılamaları detaylı incelemelere tabi tutmalıdır. Bu tip delillerin kabul edilmeleri nedeniyle, adilliği dengelemek için önemli bir faktör oluşturacaktır ve sağlam usul güvenceleri dahil olmak üzere, yeterli dengeleyici faktörlere ihtiyaç vardır (bk. Al-Khawaja ve Tahery, yukarıda anılan, §§ 119 ve 147).
76. Somut davada, Mahkeme öncelikli olarak Cumhuriyet savcısı tarafından hazırlanan iddianamenin iki grup delile dayandığını gözlemlemektedir: ilk önce, PKK'ya üye olmakla suçlanan A.G., K.O., Ş.Ö., H.K., N.Y., M.Ş., A.Y., C.P. ve V.T. olarak adlandırılan bazı kişilerin polise verdikleri ifadeler, ve Abdullah Öcalan aleyhine yapılan yargılamalar kapsamında, kendisinin polise ve Cumhuriyet savcısına verdiği ifadeler; ikinci olarak ise X olarak belirlenen bazı kişilerle başvuran arasında, iddia edildiğine göre, gerçekleşen telefon görüşmelerine ilişkin döküm. Mahkeme, ayrıca başvuranın ve avukatının ısrarla ilk derece mahkemesinden bahsi geçen kişileri yargılama sürecinde dinleme maksadıyla çağırmalarını istediklerini gözlemlemektedir (bk. yukarıda 19, 22, 25, 27, 31 ve 39. paragraflar). Ancak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, gerek bu talepleri reddetmiş gerekse de karar vermemiştir (bk. yukarıda 19, 23, 26, 27, 32 ve 39. paragraflar). Ayrıca, Mahkeme dava dosyasına Cumhuriyet savcısı tarafından ibraz edilen delillere ilişkin tüm öğeleri dahil etmiştir ve başvuranı kararında mahkum ederken bunları delil olarak aktarmıştır. Mahkeme, ayrıca Öcalanın ifadelerine ve kararını gerekçelendirmede kullandığı telefon görüşmeleri dökümlerine de atıfta bulunmuştur (bk. yukarıda 49 ve 50. paragraflar).
77. Mahkeme daha önce Khodorkovskiy ve Lebedev / Rusya (no. 11082/06 ve 13772/05, §713, 25 Temmuz 2013) davası kararında, iddia makamının belirli bir kişinin önemli bir bilgi kaynağı olduğuna karar vermesi, duruşmada bahsedilen kişinin ifadelerine dayanması ve mahkemenin söz konusu tanığın ifadesini mahkûmiyet kararını desteklemede kullanması halinde, Gayet bu tanığın ifadesi açıkça mevzu dışı ve gereksiz değilse, tanığın şahsen bulunması ve sorgulanmasının zaruri addedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Bahsi geçen A.G., K.O., g.Ö., H.K., N.Y., M.g., A.Y., C.P., V.T. ve Öcalanın ifadeleriyle birlikte başvuranın iddia edilen telefon görüşmeleri dökümleri hemen hemen başvuranı mahkum etmeye dair kullanılan tek delillerdir (bk. yukarıda 47-50. paragraflar), Mahkeme sözü geçen tanıkların duruşmada bulunmamalarına ilişkin olarak ilk derece mahkemesinin makul gerekçeler sağlayıp sağlamadığını incelemelidir.
78. Bu bağlamda, Mahkeme yerel mahkemelerin başvuranın taleplerini reddetmeye ilişkin, makul bir gerekçe bir yana, herhangi bir gerekçe göstermediğini gözlemlemektedir. Diğer taraftan, Hükümet yargılamayı yürüten mahkeme önünde X olarak belirlenen kişilerle birlikte Abdullah Öcalan'ın ve A.G., K.O., Ş.Ö., H.K., N.Y., M.Ş., AY., C.P., V.T.' nin tanıklıklarını önleyecek herhangi bir gerekçeye, başvuranın karşılık vermesine dair bir korku ya da polis tarafından yapılan suç soruşturması yöntemlerinin gizli tutulmasına yönelik gereksinim gibi, atıfta bulunmamıştır (bk. Al-Khawaja ve Tahery, yukarıda anılan, § 122, ve Khodorkovskiy ve Lebedev, yukarıda anılan, § 715).
79. Yukarıda tartışılan unsurlar göz önüne alındığında, Mahkeme ilk derece mahkemesinin, A.G., K.O., Ş.Ö., H.K., N.Y., M.Ş., A.Y, C.P., V.T. ve bizzat Abdullah Öcalan'ı dinlemeyi ve kendi önünde ifade vermesi için X olarak belirlenen kişilerin tespit edilmesi ve çağırılmasını reddetmesinin ve verdiği kararına yönelik herhangi bir gerekçe sunmamasının, adil yargılanma gerekliliklerine aykırı olduğu neticesine varmıştır.
Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6 § 3 (d) maddesi ile birlikte 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME'NİN 6 § 2 İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
80. Başvuran yakalanmasının ardından Devlet görevlilerinin medyaya, başvuranı isnat ettiği suçtan suçlu olarak tanımlayarak verdiği ifadelerin Sözleşme'nin 6 § 2 maddesi kapsamında masumiyet karinesi hakkını ihlal ettiğinden şikayetçidir.
81. Hükümet, başvuranın yerel makamlara bu şikayete ilişkin şikayette bulunmadığından, erişebileceği iç hukuk yollarını tüketmediğini beyan etmiştir.
82. Cevaben, başvuran yargılamayı yürüten mahkeme önünde 6 § 2 kapsamında şikayetini dile getirdiğini beyan etmiştir.
83. Mahkeme öncelikle, başvuran tarafından iddia edildiği üzere, 1999 yılı Temmuz ayında yayınlanan haber yazılarının bazılarında, başvuran hakkında PKK'nın ikinci adamı, terörist, vatan haini, PKK'nın Avrupa sorumlusu olarak bahsedildiğini gözlemlemektedir. Ancak, bu yazıların birçoğunda bahsi geçen ifadeler gazeteciler ya da köşe yazarları tarafından kullanılmıştır. Yalnızca 22 Temmuz 1999 tarihli Turkish Daily News gazetesinde yayınlanan bir yazı, söylendiğine göre MİT tarafından yapılan bir basın açıklamasının içeriğini aktarmıştır. Bu yazıya göre, MİT başvuranı Türkiye'de şiddet içeren eylemleri gerçekleştirmek için PKK destekçilerini kışkırtan bir kişi olarak tanımlamıştır. Ancak, dava dosyasında MİT'in gerçekten bu ifadeyi verdiğini gösteren herhangi bir şey yoktur ve MİT yalnızca başvuranın yakalanmasına ilişkin suçlarını belirtmiştir. Dolayısıyla Mahkeme'nin bu şikayetin iyi gerekçelere dayandığına dair şüpheleri vardır (bk. Karakaş ve Yeşilırmak / Türkiye, no. 43925/985, § 53, 28 Haziran 2005; (bk. Basar / Türkiye (k.k.), no. 17880/07, 5 Nisan 2011).
84. Mahkeme, ayrıca MİT'in ya da Devlet görevlilerinin başvuranı suçlu olarak göstermiş ya da bunun dışında yetkili adli makamlar tarafından olayların değerlendirilmesi önyargıyla yapılmış olsa bile, başvuranın yine de Davalı Devlet'e ileri sürülen 6 § 2 maddesi ihlalini düzeltme fırsatı sağlamak için iç hukukta bulunan yasal yolları kullanması gerektiği görüşündedir (bk., bu davaya uygulandığı ölçüde, Fressoz ve Roire / Fransa (BD), no. 29183/95, § 37, AİHM 1999-I). Bu bağlamda, Mahkeme başvuranın davayı yürüten mahkeme önünde savunmasının bir bölümü olarak söz konusu haber yazılarına ilişkin endişelerini dile getirdiğini gözlemlemektedir. Ancak, kendisi şikayette bulunmamıştır ya da kendisinin masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiği iddiasına dair sorumlu olan MİT veya Devlet görevlileri aleyhinde ayrı bir tazminat davası açmamıştır. Diğer yandan, başvuran söz konusu gazetelerden kendisi için kullanılan ifadelere ilişkin bir yalanlama yayınlamasını istemiş ne de bu basın kuruluşlarına bir suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran ne de, iddialara göre söz konusu yayınlardan mağdur olduğu halde, gazeteler aleyhine maddi ve manevi zarara yönelik tazminat talep ederek herhangi bir dava açmıştır.
85. Bu koşullarda, Mahkeme bu başlık altındaki iddialara ilişkin olarak başvuranın iç hukuk yollarından yararlanmadığı neticesine varmıştır.
Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme'nin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri kapsamında, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, söz konusu şikayetin reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
IV. SÖZLEŞME'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
86. Başvuran Sözleşme'nin 6 § 1 maddesi kapsamında kendi aleyhinde suçlamalarda bulunan gerek Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin gerekse Cumhuriyet savcısının tarafsız olmadıklarından ve adil yargılanmanın bir kısım usuli gerekliliklerinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur. Ayrıca, başvuran aynı başlık altında kendi aleyhindeki ceza yargılamalarının makul sürede neticelenmediğini ibraz etmiştir. Son olarak, başvuran Sözleşme'nin 6 § 3 (b) maddesi kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığının Yargıtay'a sunduğu görüşlerin kendisine hiçbir zaman tebliğ edilmediğini, bu nedenle de herhangi bir karşı görüş sunmaya yönelik imkandan mahrum edildiğini ileri sürmüştür.
87. Mahkeme, bu şikayetleri kabul edilebilir olarak değerlendirilebileceği görüşündedir. Ancak, davanın olayları bakımından, tarafların beyanlarına ve yukarıda Sözleşme'nin 6 § 1 ve 6 §§ 3 (d) maddelerinin ihlal edildiğine dair tespite ilişkin (bk. yukarıda 68 ve 79. paragraflar), Mahkeme somut davada 6. madde kapsamında ortaya çıkan temel yasal sorunları incelediği kanaatindedir. Bu nedenle, Mahkeme bu hüküm kapsamında geri kalan şikayetler hakkında ayrı bir karar vermeye gereksinim olmadığı neticesine varmıştır (bk. Kamil Uzun / Türkiye, no. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007,Getiren / Türkiye, no. 10301/03, § 132, 22 Temmuz 2008,Güveç / Türkiye, no. 70337/01, § 135, 20 Ocak 2009 ve Böke ve Kandemir / Türkiye, no. 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, § 73, 10 Mart 2009).
IV. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
88. Sözleşme'nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen oltadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
89. Başvuran maddi tazminat olarak 216.000 avro ve manevi tazminat olarak 100.000 avro ödenmesini talep etmiştir.
90. Hükümet istenilen miktarın temelden yoksun ve aşırı olduğunu beyan ederek söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
91. Mahkeme, başvuranın maddi tazminat talebini desteklemeye dair herhangi bir dayanak oluşturan belge ibraz etmediğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, Mahkeme başvuranın bu talebini reddetmiştir. Ancak, Mahkeme başvuranın maruz kaldığı zor durumun ve sıkıntının, yalnızca Mahkeme'nin vermiş olduğu ihlal kararıyla telafi edilemeyeceği görüşündedir. Tespit edilen ihlalin niteliğini göz önünde tutarak, Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 7.500 avro ödenmesinin uygun olduğunu tespit etmiştir.
92. Mahkeme ayrıca, en uygun tazminat biçiminin, şayet isterse, başvuranın, Sözleşme'nin 6. madde gereklilikleri doğrultusunda yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (bk. Gençel / Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
B. Masraf ve Harcamalar
93. Başvuran ayrıca, Mahkeme ve yerel mahkemeler önünde gerçekleşen masraf ve giderler için 15.630 avro talep etmiştir. Başvuran, L. Kanat'ın, otuz saatlik görüşmeleri, idari masrafların yanı sıra başvuru formunu ve ulusal düzeyde dilekçelerin tamamlanmasına yönelik harcadığı zamanı içeren çalışmasını ibraz etmiştir.
94. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
95. Mahkeme'nin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme, elindeki belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önüne alarak, başlıkların tümünde belirtilen masrafları karşılayacak şekilde, başvurana 2.500 avro ödenmesinin makul olduğuna hükmetmiştir.
C. Gecikme Faizi
96. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Sözleşme'nin 6 § 2 maddesi kapsamındaki şikayetin kabul edilemez olduğuna, başvurunun geriye kalanının kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme'nin 6 § 3 (d) maddesi ile birlikte 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamındaki şikayetlerin geri kalanının incelenmesine gerek olmadığına;
5. (a) Davalı devlet tarafından başvurana, Sözleşme'nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminata karşılık olarak, miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 7.500 avro (yedibinbeşyüz avro);
(ii) Yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 2.500 avro (iki binbeşyüz avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddetmeye; karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 23 Eylül 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy