(AİHS. m. 2, 6, 35) (2709 S. K. m. 148) (6216 S. K. m. 8, Geç. m. 1) (CALVELLİ VE CİGLİO - İTALYA DAVASI) (İCLAL KARAKOCA VE HÜSEYİN KARAKOCA V. - TÜRKİYE DAVASI)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
(Başvuru no: 46766/13)
10 Aralık 2013 tarihinde,
Başkan
Peer Lorenzen,
Yargıçlar
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
ve Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü) komite olarak, 11 Temmuz 2013 tarihli başvuruyu dikkate alarak, gerçekleştirdiği kapalı müzakereler neticesinde aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
Başvuranlar Yılser Güngör, Özlem Güngör, Fatma Güngör ve Çiğdem Eroğlu T.C. vatandaşı olup 1945, 1981, 1983 ile 1986 doğumludurlar ve Mersinde ikamet etmektedirler. Başvuranlar, AİHM önünde, Avukat K. Arıkan tarafından temsil edilmektedirler.
A. Davanın koşulları
Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuranların eşi/babası Mehmet Güngör, 9 Haziran 2008 tarihinde, açık kalp ameliyatı geçirmek amacıyla, Özel Toros Hastanesine gitmiştir ancak ameliyat sonrası rahatsızlanması sonucu hayatını kaybetmiştir.
Başvuran Yılser Güngör (Y.G.) tarafından yapılan şikayetin ardından, 19 Ekim 2010 tarihinde, Mersin savcılığı takipsizlik kararı vermiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Mayıs 2011 tarihinde, Y.G. tarafından yapılan itirazı reddetmiştir ve takipsizlik kararı kesinleşmiştir. Söz konusu karar, başvurana 21 Haziran 2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Başvuran Y.G., 9 Ekim 2012 tarihinde, hayatını kaybeden eşinin yaşama hakkının ve kendisinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia ederek, bireysel başvuru için Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurmuştur.
A.Y.M., 28 Şubat 2013 tarihinde, özellikle Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrasına ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Hakkında 6216 sayılı Kanunun 8. maddesinin 1 fıkrasına dayanarak, zaman yönünden ratione temporis görevsizlik nedeniyle söz konusu başvuruyu reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk
Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrasında, 13 Mayıs 2010 tarihinde yapılan değişiklikle, iç hukuk yolları tüketildikten sonra Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi ile Protokolleri ve Anayasa tarafından güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak, bireysel başvuruların incelenmesi için A.Y.Mye yetki verildiği görülmektedir. 6216 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında, yalnızca 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen kararların bireysel başvuru konusu olabileceği öngörülmektedir.
ŞİKAYETLER
Başvuranlar, Sözleşmenin 2. maddesini ileri sürerek, Özel Toros Hastanesi hekimlerince yapılan tıbbi hatalar nedeniyle hayatını kaybeden eş/babalarının yaşama hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Ayrıca başvuranlar, gerek ilgili delillerin toplanmaksızın gerekse kişilerin ifadeleri alınmaksızın, söz konusu olayları gerçekten incelemeden savcılığın takipsizlik kararı vermesinden yakınmaktadırlar. Ayrıca başvuranlar, 2 Mayıs 2011 tarihinde yaptıkları itirazlarının Ağır ceza mahkemesi tarafından reddine ilişkin kararın gerekçeli olmamasından şikayet etmektedirler.
Sonuç olarak başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, savcılığın adına yakışır bir şekilde herhangi bir soruşturma yürütmeksizin, takipsizlik kararı vermesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edilmesinden şikayet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan AİHM, başvuranların bütün şikayetlerinin, Sözleşmenin 2. maddesi alanında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu bağlamda, AİHMe göre, tıbbi ihmalin özel alanında, etkili bir yargı sistemi oluşturmak için 2. maddede yer alan pozitif yükümlülük, her davada, ceza hukuku yolunun sağlanmasını zorunlu kılmaz. Örnek olarak, hukuk sistemi, ilgili doktorların herhangi bir mesuliyetinin saptanmasına ve uygun bir telafinin yapılmasına olanak sağlayan, tek başına veya ceza mahkemelerinde bir hukuk yoluyla bağlantılı olarak, asliye hukuk/idare mahkemelerinde ve/veya disiplin cezalarıyla mağdurlara bir hukuk yolu sağlarsa, yükümlülük yerine getirilmiş olur (bk. Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], no. 32967/96, §§ 51, AİHM 2002-I).
AİHM İçtihadında, tıbbi ihmal bağlamında cezai hukuk yolunun sağlanması kapsam dışında bırakılmamaktadır. Ancak AİHM, tıbbi ihmalden şikayetçi olan başvuranların, kural olarak, Türk hukuk sisteminde başvurmaları gereken uygun hukuk yolunun hukuk ve/veya ceza davası açmak olduğunu değerlendirmektedir (Bk. Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 46156/11, 21 Mayıs 2013).
Mevcut davanın koşullarına dönüldüğünde AİHM, başvuranların Türk hukuk sisteminde sağlanan ve hem sağlık hizmetleri uzmanlarının sorumluluklarının tespit edilmesini, hem de tazminat ödenmesini sağlayabilecek yeni bir hukuk yolu olan tazminat davası açma olanağından faydalanmadığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda AİHM, dava dosyasında, tazminat talebinin kabul edilmeyeceği ve reddedilmesi gerektiği sonucuna varmayı sağlayacak herhangi bir emare bulunmadığını kaydetmektedir.
Dolayısıyla, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ile 4. fıkralarına uygun olarak, bu başvuru reddedilmelidir. Bu sonuç bağlamında, AİHM, somut olayda ceza soruşturmasının tamamlandığı tarihe göre, altı aylık süre kuralına riayet edilip edilmediğini değerlendirmeyecektir.
Bu gerekçelerle, AİHM, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
EK
1. Yılser GÜNGÖR
2. Çiğdem EROĞLU
3. Özlem GÜNGÖR
4. Fatma GÜNGÖR
Full & Egal Universal Law Academy