(AİHS m. 4, 6, 14, 34, 35) (6384 S. K. m. 2, 6, 7) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI) (LEYLA ZANA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 73290/13)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjdbro ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı, Abel Camposun katılımıyla 6 Mayıs 2014 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), 22 Ağustos 2013 tarihinde yapılan söz konusu başvuruyu göz önünde bulundurarak yaptığı müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Hukuk Fakültesinde öğretim üyesi olan başvuran Ahmet Erol, T.C. vatandaşı olup 1961 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. 30 Mart 2012 Tarihinde Mahkemeye Yapılan 33534/12 Nolu Başvuru
3. Başvuran, 3 Mayıs 2001 tarihinden 15 Eylül 2004 tarihine kadar, T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel
Müdürlüğünde (Müdürlük) Genel Müdür Yardımcılığı görevini icra etmiştir.
4. Resmi Gazetede 6 Haziran 1970 tarihinde yayımlanan kararnameye dayanarak, başvuran, 2001, 2002, 2003 ve 2004 yılları için iki aylık maaşa eşdeğer, 7.764,75 Türk lirası (TRL) tutarında bir prim hak ettiği kanısına varmıştır. Bu prim, Müdürlük tarafından kendisine ödenmemiştir.
5. Başvuran, 19 Ekim 2004 tarihinde, söz konusu primin ödenmesini talep etmiştir.
6. Müdürlük, 9 Kasım 2004 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir.
7. Başvuranın 12 Kasım 2004 tarihinde açtığı davanın ardından, İstanbul İdare Mahkemesi, hak ettiğini ileri sürdüğü primi elde etmek için gereken koşullan yerine getirmediği gerekçesiyle başvuranın talebini 14 Aralık 2006 tarihinde reddetmiştir.
8. Danıştay, 30 Aralık 2009 tarihli kararla, 14 Aralık 2006 tarihli kararı onamıştır.
9. Danıştay, 7 Şubat 2012 tarihli kararla, 30 Aralık 2009 tarihli karara karşı başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
2. 33534/12 Nolu Başvuru Hakkında 21 Kasım 2013 Tarihinde Mahkeme Tarafından Verilen Kabul Edilemezlik Kararı
10. 21 Kasım 2013 tarihli kararla, 31 Ekim 2013 ve 14 Kasım 2013 tarihleri arasında tek yargıçtan oluşan Mahkeme, başvuranın makul süre bağlamındaki şikayetini iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme, Türkiye'de yargılamanın süresine ilişkin şikayetler için Ümmühan Kaplan / Türkiye Kararı'nda (No. 24240/07, 20 Mart 2012) pilot karar usulünün uygulanmasının ardından yeni düzenlenen tazminat başvurusu yolunun, Müdür Turgut vd. / Türkiye Kararı (No. 4860/09, § 56, 26 Mart 2013) ışığında, iç hukuk yollarının tüketilmesi amacıyla dikkate alınması gerektiği kanısındadır. Bu nedenle, Mahkeme, özellikle bu yeni hukuk yolunun a priori erişilebilir ve konuya ilişkin şikayetlerin giderilmesi bakımından makul bir tazmin olasılığı sunabilecek nitelikte olduğu kanaatine varmıştır.
11. Başvuranın Sözleşmenin 4. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile 14. maddesi bağlamındaki şikayetleri hakkında, Mahkeme, Sözleşmenin 34. ve 35. maddeleri ile belirlenen kabul edilebilirlik koşullarının yerine getirilmediğini tespit etmiştir.
3. Ulusal Mahkemelerde Yargılamanın Sonucu
12. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair 6384 sayılı Kanuna (6384 sayılı Kanun) dayanarak 26 Şubat 2013 tarihinde Tazminat Komisyonuna başvurmuştur.
13. Başvuranın şikayet ettiği yargılama süresinin yaklaşık yedi yıl dört ay olduğunu tespit ettikten sonra, 1 Temmuz 2013 tarihli kararla ve Mahkemenin makul süre konusundaki yerleşik içtihadı ışığında, Tazminat Komisyonu, 6384 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca, başvurana 4 150 yeni Türk lirası (TRY) tutarında tazminat ödenmesine karar vermiştir. Böylelikle, ödenmesine hükmedilen tazminatın, bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde Adalet Bakanlığı tarafından ödenmesi gerekmektedir. Tazminat Komisyonu, başvuran tarafından sunulan şikayetlerin geri kalan kısmı için görevli olmadığını bildirmiştir.
14. Başvuran, 21 Ağustos 2013 tarihinde, Ankara Bölge İdare Mahkemesinde söz konusu karara itiraz etmiştir. Başvuran, Tazminat Komisyonu tarafından tazminat bağlamında ödenmesine karar verilen miktarın yetersiz olduğunu ve Komisyonun Sözleşmenin 4. ve 14. maddeleri bağlamındaki şikayetleri hakkında karar vermediğini belirtmiştir.
15. 18 Eylül 2013 tarihli kararla, Ankara Bölge İdare Mahkemesi, itiraz edilen kararı onamıştır. Mahkeme, gerekçesinde, başvurana ödenmesine karar verilen tazminatın yargılama süresi nedeniyle kendisinin maruz kaldığı manevi zararla ilgili olduğunu ve dolayısıyla, miktarı yalnızca takdiren belirlenebilen ve manevi zarar bağlamında ödenmesine hükmedilen bir tazminatın söz konusu olduğunu saptamıştır. Ardından, mahkeme, hükmedilen tazminatın makul süre ilkesinin ihlaliyle orantılı olduğu ve Mahkemenin konuya ilişkin içtihadına uyarınca, takdiren tazminat ödenmesine karar verildiği kanısına varmıştır. Başvuranın Sözleşmenin 4. ve 14. maddeleri bağlamındaki diğer şikayetlerine ilişkin olarak, İdare Mahkemesi, Tazminat Komisyonunun, 6384 sayılı Kanunun 2. maddesi ile 6. maddesinin 1. ve 4. fıkraları ile belirlenen yetkilerine uygun olarak karar verdiğini tespit etmiştir.
16. Başvuran, 20 Aralık 2013 tarihinde, Tazminat Komisyonu tarafından kendisine tazminat bağlamında ödenmesine hükmedilen 4 150 TRY tutarını (yaklaşık 1 470 avro) tahsil etmiştir.
B. İlgili İç ve Uluslararası Hukuk
1. 6384 Sayılı Kanun
17. 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6384 sayılı Kanunun metni, Müdür Turgut ve diğerleri kararında sunulmaktadır (anılan, §§ 19-26 ve 52).
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
18. Ümmühan Kaplan davasında (anılan, §§ 69, 72 ve 75) pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiyede tazminata ilişkin yeni bir hukuk yolu oluşturulmuştur. Müdür Turgut ve diğerleri kararında (anılan, § 56), Mahkeme, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri, yani söz konusu yeni hukuk yolunu kullanmadıkları gerekçesiyle yeni başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle, Mahkeme, özellikle bu yeni hukuk yolunun a priori erişilebilir ve yargılama süresine ilişkin şikayetlerin giderilmesi bakımından makul bir tazmin olasılığı sunabilecek nitelikte olduğu kanaatine varmıştır.
19. Ulusal yetkililer tarafından kurulan bu tür bir hukuk yolunun etkinliği konusunda, özellikle iç hukukta hükmedilen tazminatın miktarının yetersiz olması durumunda, Mahkeme, karar ve hükümlerinden doğan ilkelere atıfta bulunmaktadır (Cocchiarella / İtalya (BD), No. 64886/01, §§ 96 ve 97, AİHM 2006-V, Scordino / İtalya (No. 1) (BD), No. 36813/97, §§ 173-216, AİHM 2006-V, Simaldone / İtalya, No. 22644/03, §§ 27-33, 31 Mart 2009, ve Nenad Vidakovic / Sırbistan (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 16231/07, § 31, 24 Mayıs 2011).
20. Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunu düzenleyen, 6216 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin içeriği Hasan Uzun/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır.
3. Anayasa Mahkemesinin İçtihadı
21. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana, farklı ulusal yargı makamlarındaki yargılama süresine ilişkin şikayet konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından verilen birkaç kararı hatırlatmak uygun olacaktır.
22. Güher Ergun, Tosun Tayfun Ergun ve Olcay Koç davasında verilen 2 Temmuz 2013 tarihli kararda (No. 2012/13), Anayasa Mahkemesi, kadastro davasında on bir yılı aşkın bir süre önce açılan yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle Anayasanın 36. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, yalnızca ihlal tespitinin başvuranların uğradıkları zararın giderilmesi için yeterli olmadığı gerekçesiyle maruz kalınan manevi zarar nedeniyle başvuranlara tazminat ödenmesine karar vermiştir (kararın 69. paragrafı). Mahkeme, kendi önünde yapılan yargılamaya ilişkin masraf ve giderlerin ilgililere ödenmesine karar vermiştir. Bu miktarların, kararın Devlet Hazinesine tebliğ edildiği tarihten itibaren dört ay içinde ve kararın icrasında gecikme yaşanması durumunda yasal faiziyle birlikte kendilerine ödenmesi gerekmektedir. Mahkeme, son olarak, söz konusu yargılamanın en kısa süre içinde sona erdirilmesi amacıyla başvuranların davasını incelemekle görevli yetkili mahkemeye kararın nüshasını göndermiştir (kararın 71. paragrafı).
23. Aynı yönde, Nesrin Kılıç davasında verilen 7 Kasım 2013 tarihli kararda (No. 2013/772) Anayasa Mahkemesi, üç yıl beş ay süren, iş hukukuna ilişkin yargılamada makul süre ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme, başvuranın davasını incelemekle görevlendirilen yetkili mahkemeye kararın nüshasını göndermiştir.
24. Yaşasın Aslan davasında, 16 Mayıs 2013 tarihli kararla (No. 2013/1134), Anayasa Mahkemesi, başvuranın yargılamanın süresine ilişkin şikayetini açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Esasen, Mahkeme, askeri idare mahkemelerinde açılan davanın iki dereceli yargılama organları önünde bir yıl sekiz ay sürmesi nedeniyle makul süre ilkesinin ihlal edilmediği kanaatine varmıştır (kararın 23. paragrafı).
ŞİKAYETLER
25. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, İstanbul İdare Mahkemesinde açtığı davanın ve ardından Tazminat Komisyonunda başlatılan işlemin süresinden şikayet etmektedir. Bu bağlamda, başvuran, bu yargılamanın ve önceki yargılamanın toplamda yaklaşık sekiz yıl on bir ay sürdüğünü belirtmektedir. Başvuran, ayrıca 6384 sayılı Kanunun 2. maddesine dayanarak, Tazminat Komisyonunu diğer şikayetleri incelemekle görevli olmadığını belirttiğinden şikayet etmektedir. Son olarak, başvuran, hak ettiğini ileri sürdüğü primin ödenmemesi nedeniyle, yasal faizle birlikte herhangi bir tazminat alamamaktan şikayet etmektedir.
26. Başvuran, ardından Sözleşmenin 4. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına atıfta bulunarak, 2001 ila 2004 yılları için talep ettiği primin ödenmemesinin kendisini zorla çalıştırılan durumuna getirdiğini ileri sürmektedir.
27. Başvuran, son olarak, Sözleşmenin 14. maddesine dayanarak, ücretli bir işte çalışmasına rağmen 2001 ila 2004 yılları için herhangi bir tazminat almadığını iddia etmektedir. Bu bağlamda, başvuran kendisiyle aynı dairede çalışan diğer memurlara nazaran ayrımcılığa maruz kaldığını ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
28. Mahkeme, bu ilk davada başvuranın yargılama süresine ilişkin şikayetinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesine ve Sözleşmenin 4. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile 14. maddesi bağlamındaki şikayetlerinin ise Sözleşmenin 34. ve 35. maddelerinde belirtilen kabul edilebilirlik koşullarının yerine getirilmediği gerekçesiyle reddedilmesine rağmen, başvuranın, 30 Mart 2012 tarihinde yaptığı 33534/12 No.lu başvuruda sunduğu şikayetleri yeni başvurusunda tekrarladığını saptamaktadır.
29. Mahkeme, böylelikle, somut olayda, başvuranın idare mahkemelerinde açtığı davanın ve Tazminat Komisyonunda yürütülen işlemin toplam süresinin yaklaşık sekiz yıl on bir ay olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin esasının, 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonu tarafından ödenmesine karar verilen tazminatın yetersiz oluşuyla ilgili olduğunu kaydetmektedir.
30. Mahkeme Tazminat Komisyonunun kararlarına Ankara Bölge İdare Mahkemesinde itiraz edilebileceğini daha önce tespit ettiğini hatırlatmaktadır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen kararlara ise 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını düzenleyen 6216 sayılı Kanun uyarınca Anayasa Mahkemesinde itiraz edilebilmektedir (Ümmühan Kaplan, anılan, § 27). Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararın ardından, herkes Sözleşme bağlamındaki şikayetle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilmektedir.
31. Bu bağlamda, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi önünde düzenlenen bireysel başvuru yolunun, kural olarak, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlalinin doğrudan ve hızlı şekilde giderilmesini sağladığını ve bu hukuk yolunun 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen bütün kararlar için kullanılması gerektiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca, Mahkeme, bu hukuk yolunun Sözleşme bağlamındaki şikayetlerin giderilmesi için uygun bir tazmin olasılığı sunduğunun altını çizmektedir (Hasan Uzun, anılan karar, § 67, 69 ve 70 ve Leyla Zana / Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58756/09, 1 Ekim 2013).
32. Mahkeme, son olarak, bu hukuk yolunun oluşturulmasından bu yana, Anayasa Mahkemesinin Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında makul süre ilkesinin ihlal edildiği sonucuna vardığı kararlar verdiğini saptamaktadır (yukarıda geçen 22-25. paragraflar). Oysa somut olayda, Mahkeme, iç hukukta kullanılabilir olan bu hukuk yolunu tüketmeyi başvuranın gerekli görmediğini kaydetmektedir. Mahkeme, bu hukuk yolunun a priori erişilebilir ve yargılama süresine ilişkin şikayetlerin giderilmesi için makul bir tazmin olasılığı sunabilecek nitelikte olduğu kanaatindedir.
33. Mevcut başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy