(AİHS m. 5, 6, 13, 14, 35) (2709 S. K. m. 36) (765 S. K. m. 61, 147) (CEM AZİZ ÇAKMAK V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 75600/13)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith'in katılımıyla, 13 Kasım 2014 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (ikinci Bölüm), yukarıda belirtilen 18 Kasım 2013 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Mehmet Örgen, T.C. vatandaşı olup 1963 doğumludur ve Ankara'da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, görevini İstanbul'da icra eden Avukat İ. N. Tezel tarafından temsil edilmiştir.
2. Davanın kendine özgü koşulları, başvuranın ifade ettiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranın Tutuklanması ve Hakkında Açılan Ceza Davası
3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 yılında, tümü Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay ve memurlardan oluşan, Balyoz (Fransızcası "la masse" veya İngilizcesi "sledgehammer") olarak adlandırılan bir suç örgütünün birçok sözde üyesine karşı ceza soruşturması başlatmıştır. Savcılık, söz konusu üyeleri, 2002 ve 2003 yıllarında seçilmiş hükümeti zorla devirmeyi amaçlayan askeri bir darbe planına katılmakla suçlamıştır ki bu eylem, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan eski Ceza Kanununun 147. maddesi tarafından öngörülen bir suçtur (Balyoz Davasına ilişkin detaylar ve eylem planları için bk. Doğan/Türkiye(kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, 10 Nisan 2012 ve Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, 19 Şubat 2013).
4. Başvuran, 27 Mayıs 2011 tarihinde gözaltına alınmıştır. Cumhuriyet savcısı tarafından, Balyoz operasyonları hakkında ifadesi alındıktan sonra başvuran, aynı gün içerisinde serbest bırakılmıştır.
5. İstanbul Savcılığı, 16 Haziran 2011 tarihli iddianameyle, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde, eski Ceza Kanununun (Bakanlar Kurulunu zorla devirme teşebbüsünü önleyen) 61. maddesiyle birlikte 147. maddesine dayanarak, başvuranın da aralarında bulunduğu birçok kişi aleyhinde ceza davası açmıştır.
6. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Temmuz 2011 tarihinde, savcının talebi üzerine başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
7. Başvuran, serbest bırakılmak için birçok defa Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuştur. Başvuran, esasen kendisi aleyhinde ileri sürülen suçlamaları destekleyen dijital belgelerin, birçok ordu mensubunu suçlamak ve ihraç etmek amacıyla, aslında bütün belgelerden uydurulmuş veya sahte olduklarını ileri sürmüştür. Başvuran, suç ortaklarıyla birlikte, iddianameye dayanak olarak savcılık tarafından sunulan delil unsurlarının geçerli olmadığını göstermek amacıyla, Ağır Ceza Mahkemesi'ne karşı-bilirkişi raporları sunmuştur.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, savcı görüşünü dikkate alarak, mevcut delillerin durumuna, başvurana atılı suçların niteliğine ve hakkındaki kuvvetli şüphelerin bulunmasına dayanarak, yapılan başvuruları reddetmiştir.
9. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 tarihinde, Balyoz Davası ile ilgili kararını vermiş ve Eski Ceza Kanununun 61. maddesi ile birlikte 147. maddesi gereğince, diğer sanıklarla birlikte başvuranı, on sekiz yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırmıştır.
10. Yargıtay, 9 Ekim 2013 tarihli kararıyla İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
2. Anayasa Mahkemesi'ne Sunulan Başvuru
11. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Anayasa Mahkemesi, 18 Haziran 2014 tarihli kararıyla, başvuranın ve suç ortaklarının tutukluluk halinin, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararıyla birlikte 21 Eylül 2012 tarihinde, yani bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girdiği tarihten önce sona erdiği kanısına varmıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, kendisinin zaman yönünden (ratione temporis) yetkisiz olduğu gerekçesiyle tutukluluk süresine ilişkin şikayeti reddetmiştir. Buna karşılık olarak, Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 36. maddesi tarafından öngörülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda, öncelikle savunma tarafından sunulan karşı-bilirkişi raporlarının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığının ve bu hususta gerekçe gösterilmediğinin altını çizmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, söz konusu davanın anahtar ismi olan iki kişinin, H.Ö. ve A.Y.nin, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tanık olarak dinlenmiş olması gerektiğini tespit etmiştir.
13. Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin kararına dayanarak, 19 Haziran 2014 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ayrıca Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, ilgili aleyhinde açılan ceza davasının yenilenmesine, bu yargılamaya ilişkin ilk duruşmanın 3 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirilmesine karar vermiştir.
ŞİKAYETLER
14. Başvuran Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, Sözleşmeye uygun olmayan bir şekilde, kendisine göre cezai bir suç işlediğine dair suçlanması için makul nedenler bulunmaksızın yakalanarak tutuklanmasından şikayet etmektedir.
15. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek, kendisine göre aşırı uzun olan tutukluluk süresinden şikayet etmektedir. Başvuran ayrıca, tutukluluk halinin devamı kararına yerel mahkemeler tarafından gösterilen gerekçelerin yetersizliğinden şikayet etmektedir.
16. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasını ve 13. maddesini ileri sürerek, tutukluluk halinin devamı kararına itiraz edebileceği etkin bir başvuru yolunun bulunmamasından şikayet etmektedir.
17. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığını iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesini, savunma haklarına riayet etmeksizin bir yargılama yürütmekle suçlamaktadır.
18. Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 14. maddesinin genel anlamda ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 5. Maddesinin 1., 3. ve 4. Fıkralarının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
19. Başvuran, yakalandığı ve tutuklandığı sırada, ceza gerektiren bir suç işlediği gerekçesiyle suçlanması için makul nedenler olduğuna dair hiçbir delil unsurunun bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendisine göre hakkaniyete uygun olmayan bir ceza davası çerçevesinde tutuklu bulundurulmasının, özgürlük ve güvenlik haklarına ihlal teşkil ettiğini eklemektedir. Başvuran ayrıca, tutukluluk süresinden ve yerel mahkemelerin ileri sürdüğü, tutuklu bulundurulmasını haklı gösteren gerekçelerin yetersizliğinden şikayetçidir. Başvuran son olarak, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası ve 13. maddesi açısından, tutukluluk haline itiraz edebileceği etkin bir başvuru yolu bulunmadığından da şikayet etmektedir.
Mahkeme, davanın olay olgularının hukuki değerlendirmesinde yetkili bir merci olması dolayısıyla (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009), bu şikayetlerin Sözleşme'nin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. fıkraları açısından incelenmeleri gerektiği kanısındadır.
20. Mahkeme, başvuranın 21 Eylül 2012 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından suçlu bulunduğunu ve eski Ceza Kanununun 61. maddesiyle birlikte 147. maddesi uyarınca, aynı mahkeme tarafından on altı yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırıldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla başvuranın hakkında hüküm verilmeden önce geçirdiği tutukluluk süresi, söz konusu tarihte, yani mevcut başvurunun sunulmasından altı ay önce sonlanmıştır. Aslında başvuranın, Ağır Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararından sonra geçirdiği tutukluluk süreci, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi bakımından haklı gösterilmiştir.
21. Dolayısıyla başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetlerinin sunulması için geç kalınmıştır ve bu şikayetlerin Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmeleri gerekmektedir.
B. Sözleşmenin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
22. Diğer taraftan başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin de birçok bağlamda ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran öncelikle, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin bağımsız ve tarafsız olduklarını ispatlamadıklarından, savunmasını hazırlaması için gerekli olan zamanın ve kolaylıkların kendisine verilmediğinden ve lehinde delil unsuru sunma olanağından mahrum edildiğinden şikayet etmektedir.
23. Mahkeme, başvurana karşı açılan ceza davasının, Anayasa Mahkemesi ve Anadolu Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararların ardından, ilk derece mahkemesi önünde halen derdest olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, başvuran hakkında verilmiş nihai bir mahkumiyet kararı bulunmadığından, başvurana karşı açılan davayı tamamıyla inceleyecek durumda değildir.
24. Dolayısıyla, başvuran, yerel mahkemeler önünde sürdürülen davanın güncel durumunda Sözleşmenin 6. maddesinin hükümlerinin ihlal edildiğinden şikayetçi olamaz. Bununla birlikte, şayet başvuran, kendisine karşı açılan ceza davası sonucunda halen iddia ettiği ihlallerden mağdur olduğu kanısındaysa, Mahkemeye yeniden başvurması mümkündür. Zira başvurunun bu kısmı, olması gerekenden erken sunulmuştur (diğerleri arasında bk., Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, § 70, 19 Şubat 2013).
25. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının da, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
C. Sözleşmenin 14. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
26. Başvuran, Sözleşmenin 14 maddesinin genel anlamda ihlal edildiğinden şikayet etmektedir.
27. Mahkeme, kendisine sunulan unsurların tümünü dikkate alarak ve ileri sürülen iddiaların tanınması konusunda yetkisi bulunduğu ölçüde, başvuranın şikayetine dayanak göstermeksizin, iddialarını çok genel bir şekilde sunduğunu tespit etmektedir.
28. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy