(AİHM m. 5, 6, 34, 35) (2709 S. K. m. 36) (5237 S. K. m. 61, 147) (CEM AZİZ ÇAKMAK V. - TÜRKİYE DAVASI) (RAMAZAN CEM GÜRDENİZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 55853/14)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik KJ0İbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla 13 Kasım 2014 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 9 Haziran 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, Dursun Çiçek, Türk vatandaşı olup 1960 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, İstanbulda görev yapan Avukat İ. Çiçek tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davaya ilişkin olay ve olgular, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranın Tutuklanması ve Hakkında Açılan Ceza Davası
3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 yılında, tümü Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay veya generallerden oluşan, Balyoz (Fransızcası "la masse ve İngilizcesi sledgehammer) olarak adlandırılan suç örgütüne üye olduğu iddia edilen birçok kişi hakkında ceza soruşturması başlatmıştır. Savcılık, söz konusu kişileri, 2002 ve 2003 yıllarında, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan eski Türk Ceza Kanununun 147. maddesi ile cezalandırılan bir eylem olan, seçilmiş Hükümeti zorla devirmeyi amaçlayan askeri bir darbe planına katılmakla suçlamıştır (Balyoz Davasına ilişkin daha detaylı bilgiler ve eylem planlan için bk. Doğan/Türkiye(kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, 10 Nisan 2012 ve Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, 19 Şubat 2013).
4. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 6 Temmuz 2010 tarihli iddianameyle, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde, eski Ceza Kanununun (Bakanlar Kurulunu zorla devirme teşebbüsünü cezalandıran) 61. maddesiyle birlikte 147. maddesine dayanarak, başvuranın da aralarında bulunduğu birçok kişi hakkında ceza davası açmıştır.
5. Gölcük Donanma Komutanlığında, 6 Aralık 2010 tarihinde bir arama gerçekleştirilmiştir. Söz konusu arama, Balyoz operasyon planıyla ilgili birçok ek belgenin ele geçirilmesine imkan vermiştir.
6. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Şubat 2011 tarihinde, 6 Aralık 2010 tarihli arama sırasında ele geçirilen belgelerin içerdiği ek bilgileri dikkate alarak ve ilgilinin suçlu olduğuna dair şüpheleri güçlendirerek, savcının talebi üzerine başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
7. Başvuran, serbest bırakılması için Ağır Ceza Mahkemesine birçok defa başvuruda bulunmuştur. Başvuran, özellikle, kendisi aleyhine yöneltilen suçlamaları destekleyen dijital belgelerin, gerçekte, birçok ordu mensubu subayı suçlamak ve ihraç etmek amacıyla sahte olarak veya bütün belgeler tahrif edilerek düzenlene dosyalar olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, suç ortaklarıyla birlikte, iddianameye dayanak olarak savcılık tarafından sunulan delil unsurlarının geçerli olmadığını göstermek amacıyla Ağır Ceza Mahkemesine karşı-bilirkişi raporlarını sunmuştur.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, her defasında savcılığın görüşüne uymuş ve mevcut delil durumuna, başvurana atılı suçların niteliğine ve hakkındaki kuvvetli şüphelere dayanarak yapılan başvuruları reddetmiştir.
9. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 tarihinde, Balyoz Davası ile ilgili kararını vermiş ve diğer sanıklar arasında başvuranı, eski Ceza Kanununun 61. maddesi ile birlikte 147. maddesi uyarınca, Bakanlar Kurulunu zorla devirmeye teşebbüs suçundan on altı yıl ağır hapis cezasına mahkûm etmiştir.
10. Yargıtay, 9 Ekim 2013 tarihli kararla, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir.
2. Anayasa Mahkemesine Sunulan Başvuru
11. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Anayasa Mahkemesi, 18 Haziran 2014 tarihli kararıyla, başvuranın ve suç ortaklarının tutukluluk halinin, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararıyla birlikte 21 Eylül 2012 tarihinde, yani bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girdiği tarihten önce sona erdiği kanısına varmıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, kendisinin zaman yönünden (ratione temporis) yetkisiz olduğu gerekçesiyle tutukluluk süresine ilişkin şikayeti reddetmiştir. Buna karşın, Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 36. maddesi tarafından öngörülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda öncelikle, savunma makamı tarafından sunulan karşı-bilirkişi raporlarının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gerekçe gösterilmeksizin dikkate alınmadığının altını çizmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, söz konusu davanın anahtar ismi olan iki kişinin, H.Ö. ve A.Y.nin, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tanık olarak dinlenmesi gerektiğini tespit etmiştir.
13. Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin kararına dayanarak, 19 Haziran 2014 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Söz konusu mahkeme, ayrıca, ilk duruşma tarihinin 3 Kasım 2014 olarak belirlenmesi nedeniyle 21 Eylül 2012 ve 9 Ekim 2013 tarihli kararların sonuçlarını iptal ederek, ilgili hakkında açılan ceza davasının yeniden görülmesine karar vermiştir.
3. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu'na Yapılan Başvuru
14. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu (Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu), 1 Mayıs 2013 tarihinde, Balyoz Davası kapsamında tutuklanan, başvuranın da aralarında bulunduğu 250 kişi hakkında 6/2013 sayılı kararını vermiştir (bu karardan alıntılar için bk., Gürdeniz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, § 14, 18 Mart 2014).
B. İlgili İç Hukuk ve Uluslararası Hukuk
15. İlgili iç hukuk ve uluslararası hukuk, yukarıda anılan Gürdeniz kararının 15-28. paragraflarında açıklanmaktadır.
ŞİKAYETLER
16. Başvuran, öncelikle, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, Sözleşmeye ve yerel mevzuata aykırı olarak yakalanmasından ve tutuklanmasından şikayet etmektedir.
17. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası açısından, tutukluluk süresinden yakınmaktadır. Başvuran, aynı zamanda, yerel mahkemeler tarafından tutukluluk halinin devamını haklı göstermek için ileri sürülen gerekçelerin yetersizliğinden şikayetçi olmaktadır.
18. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına atıfta bulunarak, tutukluluk halinin devamına itiraz edebileceği etkin bir hukuk yolunun bulunmamasından şikayet etmektedir.
19. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkından yararlanamadığını iddia etmektedir. Bu bağlamda, başvuran, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesini, davayı savunma haklarına riayet etmeden yürütmekle suçlamaktadır. Diğer taraftan, başvuran, savunmasını hazırlamak için gerekli imkanlardan yararlanamadığını ve kendi aleyhine olan bütün delil unsurlarına erişme imkanının bulunmadığını iddia etmektedir.
20. Son olarak, başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrası açısından, masumiyet karinesi ilkesinin yerel mahkemeler tarafından ihlal edildiğini genel biçimde ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 5. Maddesinin 1, 3 ve 4. Fıkralarının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
21. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, tutuklandığı sırada, bir suç işlediğinden şüphelenilebilmesi için makul nedenlerin bulunduğuna dair herhangi bir delil unsurunun mevcut olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendisine göre, hakkaniyete uygun olmayan bir ceza davası çerçevesinde tutukluluk halinin devamının, özgürlük ve güvenlik hakkına ihlal teşkil ettiğini eklemektedir. Ayrıca, başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası açısından, tutukluluk süresinden ve yerel mahkemelerin tutukluluk halinin devamını haklı göstermek için ileri sürdükleri gerekçelerin yetersizliğinden şikayetçidir. Başvuran, son olarak, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak, tutukluluk halinin devamına itiraz edebileceği etkin bir hukuk yolunun bulunmamasından da şikayet etmektedir.
22. Bu bağlamda, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine ilişkin içtihat ile geliştirilen kriterleri hatırlatmak gerekmektedir. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
" 2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları aşağıda sayılı hallerde ele almaz:
(...)
b) Başvuru, Mahkemece daha önce incelenmiş ya da uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine daha önceden sunulmuş bir başka başvuruyla esasen aynı olup yeni olgular içermiyorsa."
23. Bu hükümden, aynı davalara ilişkin uluslararası yargılamaların artmasını engellemeyi amaçlayan Sözleşmenin, daha önce uluslararası bir mahkemenin incelemesine konu olmuş bir başvuruyu Mahkemenin yeniden ele almasını engellediği anlaşılmaktadır (Celniku/Yunanistan, No. 21449/04, § 39, 5 Temmuz 2007). Bu düzenleme, (uluslar arası başka bir organ önünde derdest olan) söz konusu davaların açılma tarihlerine bakılmaksızın uygulanmakta ve Mahkemenin başvuruyu inceleme aşamasında (uluslararası başka bir organ önünde bulunan) davanın esasına ilişkin daha önce verilmiş bir kararın bulunması dikkate alınmaktadır.
24. Bu bağlamda, Sözleşme organlarının içtihadına göre, bir başvurunun daha önce başka bir uluslararası yargılama makamına sunulması Mahkemenin yetkisini bertaraf etmek için tek başına yeterli değildir ve denetim organının niteliği, bu organ tarafından izlenen yöntem ve bu organın verdiği kararların sonucunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi bakımından, Mahkemenin yetkisinin bertaraf edilmesini sağlayıp sağlamayacağının araştırılması gerekmektedir (Loukanov/Bulgaristan, No.21915/93, 12 Ocak 1995 tarihli Komisyon Kararı, Karar ve Raporlar (KR) 80-B, s. 108 ve Varnava ve diğerleri/Türkiye, No. 16064-16066/90 ve 16068-16073/90, 14 Nisan 1998 tarihli Komisyon Kararı, KR 93-B, s. 5, Jelicic/Bosna Hersek (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41183/02, 15 Kasım 2005 ve Karoussiotis/Portekiz, No. 23205/08, § 62, AİHM 2011 (karar özetleri)).
25. Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu önünde yürütülen yargılamayı daha önce incelediğini ve bu Çalışma Grubunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi anlamında, uluslararası bir soruşturma ve çözüm makamı olduğu sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Peraldi/Fransa ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 2096/05, 7 Nisan 2009 ve Savda/Türkiye, No. 42730/05, § 68, 12 Haziran 2012).
26. Dolayısıyla somut olayda, Mahkeme, başvuranların Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetlerinin, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubuna sunulan şikayetlerle esasen aynı olup olmadığını belirlemelidir.
27. Mahkeme, Gürdeniz/Türkiye kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, §§ 15-28, 18 Mart 2014), söz konusu davada Çalışma Grubunun, Balyoz Davasında tutuklanan, aralarında başvuranın da bulunduğu 250 sanığın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının keyfi ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 9 ve 14. maddeleri ile İnsan Haklan Evrensel Beyannamesinin 9, 10 ve 11. maddelerine aykırı olduğu sonucuna vardığını daha önce tespit ettiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Çalışma Grubuna yapılan başvuru, başvuranın Mahkemeye de sunduğu, Sözleşmenin 5. maddesine ilişkin şikayetleri kapsamaktaydı. Bu sebeple Mahkeme, somut olayın koşullarını dikkate alarak, söz konusu başvuruda, olay ve olguların, tarafların ve şikayetlerin benzerlik gösterdiği kanaatine varmıştır.
28. Mahkeme, somut olayda bu içtihadından uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
29. Dolayısıyla, Mahkemeye sunulan Sözleşmenin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetlerin, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun sunduğu, yukarıda belirtilen görüşe dayanak oluşturan şikayetlerle esasen aynı olması sebebiyle, bu şikayetlerin Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmesi uygundur.
B. Sözleşmenin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
30. Diğer taraftan, başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran öncelikle, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin bağımsız ve tarafsız olduklarını kanıtlayamamalarından şikayet etmektedir. Ardından başvuran, savunmasını hazırlamak için kendisine gereken zamanın verilmemesinden ve gerekli kolaylıkların sağlanmamasından ve kendi lehine olan delilleri sunma imkanından yoksun bırakılmasından şikayet etmektedir.
31. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi ve Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararların ardından, başvuran hakkında açılan ceza davasının ilk derece mahkemesi önünde halen derdest olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, başvuran hakkında verilmiş nihai bir mahkûmiyet kararı bulunmadığından, başvuran hakkında açılan davayı bütünüyle inceleyecek durumda değildir.
32. Dolayısıyla, yerel mahkemeler önünde yürütülen davanın mevcut aşamasında, başvuranın, Sözleşmenin 6. maddesinin hükümlerinin ihlal edilmesinden şikayetçi olması mümkün değildir. Bununla birlikte, şayet başvuran, hakkında açılan ceza davası sonucunda, iddia edilen ihlaller nedeniyle halen mağdur olduğu kanısında ise, Mahkemeye yeniden başvurma imkanı bulunmaktadır. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı vaktinden önce sunulmuştur (diğerleri arasında bk., Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, § 70, 19 Şubat 2013).
33. Bu sebeple, başvurunun bu kısmı da Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
C. Sözleşmenin 6. Maddesinin 2. Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
34. Başvuran, son olarak, genel biçimde, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
35. Elinde bulunan bilgi ve belgelerin tamamını göz önünde bulunduran ve dile getirilen iddiaları inceleme yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın, kendi şikayetlerini desteklemeksizin, iddialarını çok genel biçimde dile getirdiğini saptamaktadır.
36. Başvurunun bu kısmının Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme,
Oyçokluğuyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkraları bağlamındaki şikayetlerin kabul edilemez olduğuna;
Oybirliğiyle, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy