(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 34, 35, 36, 141) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 8362/14)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Ve İkinci Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith in katılımıyla 24 Haziran 2014 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), yapılan müzakerelerin ardından, yukarıda belirtilen ve 14 Ocak 2014 tarihinde sunulan başvuruya ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Olcay Koç (Bayan), T.C. vatandaşı olup 1936 doğumludur ve Muğlada ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, görevini İstanbulda icra etmekte olan Avukat M. Nas tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. Başvurana Ait Taşınmaz
3. Fethiyeye bağlı Kaya Köyünde Tunçpınar Mevkiinde bulunan 1330 No.lu parselde yer alan taşınmaz, 18 Mart 1971 tarihli bir kararla, tapu kütüğüne başvuranın babası Aziz Bolel adına kaydedilmiştir. Bu taşınmaz daha sonra başvurana miras kalmıştır.
2. Ulusal Mahkemeler Önünde Açılan Dava
4. Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü, söz konusu taşınmazın bulunduğu 1330 No.lu parselin tapu kaydının iptal edilmesi ve Hazineye devredilmesi için, Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesi önünde 26 Mart 2002 tarihinde dava açmıştır.
5. Asliye Hukuk Mahkemesi, 20 Haziran 2012 tarihli görevsizlik kararıyla, , dosyanın Fethiye Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
6. Anayasa Mahkemesi kararının verildiği 2 Temmuz 2013 tarihinde, Fethiye Kadastro Mahkemesinde henüz başvuranın davasına ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamaktadır (aşağı kısımlara bk.).
3. Anayasa Mahkemesi Önünde Açılan Dava
7. Başvuran, bu zaman zarfında, 25 Eylül 2012 tarihinde, - başka iki kişi ile birlikte - Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesi ve Fethiye Kadastro Mahkemesi önünde, Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü tarafından aleyhine açılan hukuk davasının süresinden şikayet etmiştir.
8. Anayasa Mahkemesi, 2 Temmuz 2013 tarihli kararla (No. 2012/13), bir kadastro davası çerçevesinde on bir yıldan beri derdest olan yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle, Anayasanın 36. maddesi ile birlikte 141. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, tek başına ihlalin tespit edilmesinin yeterli bir tazmin teşkil etmediği gerekçesiyle, manevi zararı karşılığında başvurana 8,300 Türk lirası (TRY) ödenmesine karar vermiştir (kararın 69. paragrafı). Anayasa Mahkemesi, kendi önünde yürütülen dava çerçevesinde yapılan masraf ve harcamaları için, diğer iki kişi ile birlikte ilgiliye müştereken 2,812.50 TRY ödenmesine karar vermiştir. Bu miktarların, kararın Hazineye tebliğ edildiği tarihten itibaren dört ay içerisinde ve kararın icrasında gecikme yaşanması durumunda yasal faizle birlikte ödenmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, başvuran tarafından maruz kalınan zararın devam etmesini önlemek amacıyla, kararın bir nüshasını, söz konusu yargılamanın en kısa süre içerisinde sonlandırılması amacıyla dosyayı incelemekle görevli Fethiye Kadastro Mahkemesine göndermiştir (kararın 71. paragrafı).
9. Başvuran, Anayasa Mahkemesi tarafından manevi zararı karşılığında kendisine ödenmesine karar verilen 8,300 TRY miktarı, 16 Nisan 2014 tarihinde tahsil etmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin İçtihadı
10. Mahkeme, özellikle iç hukukta ödenmesine karar verilen tazminat miktarı bağlamında ulusal makamlar tarafından oluşturulan bir başvuru yolunun etkinliğine ilişkin olarak, karar ve hükümlerinde yer alan ilkelere atıfta bulunmaktadır (Scordino/İtalya (No. 1) (BD), No. 36813/97, §§ 173-216, AIHM 2006-V, Cocchiarella/İtalya (BD), No. 64886/01, §§ 65-107, AIHM 2006-V, Simaldone/İtalya, No. 22644/03, §§ 27-33, 31 Mart 2009 ve Nenad Vidakovic/Sırbistan (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 16231/07, § 31, 24 Mayıs 2011).
11. Ümmühan Kaplan Kararında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, (No. 24240/07, §§ 69, 72 ve 75, 20 Mart 2012), Türkiyede yeni bir tazminat yolu oluşturulmuştur. Mahkeme, Müdür Turgut ve diğerleri Kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, § 56, 26 Mart 2013), başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle, yani bu yeni başvuru yolunu tüketmediklerinden dolayı, yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu sonuca varırken Mahkeme, özellikle bu yeni başvuru yolunun, yargılama süresine ilişkin şikayetler bakımından muhtemel erişilebilir olduğuna ve makul bir tazmin imkanı sağlayabileceğine dair bir kanaate ulaşmıştır.
12. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu oluşturan 6216 sayılı Kanunun ilgili hükümleri, Hasan Uzun / Türkiye Kararında yer almaktadır ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013).
2. Anayasa Mahkemesi nin İçtihadı
13. Çeşitli ulusal adli makamlar önünde yargılama süresine ilişkin görülen davalar ile ilgili olarak, bireysel başvuru yolunun yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren Anayasa Mahkemesince verilmiş olan bazı kararları hatırlatmak uygundur.
14. Anayasa Mahkemesi, Nesrin Kılıç Davasında verdiği 7 Kasım 2013 tarihli kararda (no 2013/772), üç yıl, beş ay sürmüş olan iş hukukuna ilişkin bir yargılamada makul süre ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (kararın 82, 88 ve 89. paragrafları). Anayasa Mahkemesi, sadece ihlal tespitinin başvuranın zararını karşılamaya yetersiz geldiği gerekçesiyle, maruz kaldığı manevi zarar karşılığında başvurana tazminat ödenmesine karar vermiştir (kararın 88.paragrafı). Anayasa Mahkemesi, kendisi önünde açılan davaya ilişkin olarak başvuranın yaptığı masraf ve harcamaların ilgiliye ödenmesine karar vermiştir. Bu miktarların, kararın Hazineye tebliğ edildiği tarihten itibaren dört ay içerisinde ve kararın icrasında gecikme yaşanması durumunda yasal faizle birlikte ödenmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu kararın bir nüshasını, söz konusu yargılamanın en kısa süre içerisinde sonlandırılması amacıyla dosyayı incelemekle yetkili olan mahkemeye göndermiştir.
15. Anayasa Mahkemesi, Yaşasın Aslan Davasında verilen 16 Mayıs 2013 tarihli kararla (n 2013/1134), başvuranın yargılamanın süresine ilişkin şikayetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, başvuruyu reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, askeri idare mahkemeleri önünde açılan bir yıl, sekiz ay süren davanın, iki dereceli yargılamada makul süre ilkesini ihlal etmediğine hükmetmiştir (kararın 23. paragrafı).
ŞİKAYET
16. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, sahibi olduğu taşınmaza ait tapu kaydının iptal edilmesi ve Hazineye devredilmesi için ulusal mahkemeler önünde aleyhine açılan davanın süresinden şikayet etmektedir. Başvuran, bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin, 2 Temmuz 2013 tarihli kararıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne taşıdığı şikayetine dair yargılama süresinin aşırı uzun olduğuna hükmettiğini belirtmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
17. Başvuran, Anayasa Mahkemesi tarafından 2 Temmuz 2013 tarihinde, lehine karar verilmesine rağmen, ulusal mahkemelerde yürütülen yargılamanın süresinden şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir. Bu maddenin somut olaya ilişkin kısmı aşağıdaki şekilde belirtilmektedir:
Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (
) konusunda karar verecek olan, (
) bir mahkeme tarafından makul süre içerisinde (
) görülmesini isteme hakkına sahiptir.
18. Bu bağlamda, Mahkeme, daha önce, Anayasa Mahkemesi önünde düzenlenen bireysel başvuru yolunun, kural olarak, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlalinin doğrudan ve hızlı şekilde giderilmesini sağladığı ve bu hukuk yolunun 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen bütün kararlar için kullanılması gerektiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır. Ayrıca, Mahkeme, bu hukuk yolunun Sözleşme bağlamındaki şikayetlerin giderilmesi için uygun perspektifler sunduğunu anımsatmaktadır (Anılan, Hasan Uzun, § 67, 69 ve 70 ve Ahmet Erol/ Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 73290/13, 6 Mayıs 2014).
19. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın yargılama süresine dayanarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğunu dikkate almaktadır. Anayasa Mahkemesi, 2 Temmuz 2013 tarihli kararında, ilk derece mahkemesinde yürütülen yargılamanın süresi nedeniyle ihlalin söz konusu olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, aynı zamanda başvurana, maruz kaldığı manevi zararın giderilmesi amacıyla tazminatın ve yargılamaya ilişkin masraf ve harcamaların ödenmesine karar vermiştir.
20. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikayetinin esası hakkında karar vermeden evvel, öncelikle başvuranın Sözleşmenin 34. maddesi anlamında halen mağdur olduğunu ileri sürüp süremeyeceği konusunda karar vermekle yükümlü olduğu kanısına varmaktadır. Bu hükmün somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibi ifade edilmektedir:
Bu Sözleşme veya Protokollerinde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, (
) Mahkemeye başvurabilir. (
)
21. Mahkeme, ulusal mercilerin Sözleşmenin ihlal edildiğini açıkça ya da özünde kabul ederek ardından bu ihlali giderdikleri takdirde, kural olarak, başvuranın lehine alınan bir karar ya da tedbirin başvuranın mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını yeniden belirtmektedir (Anılan, Scordino (No.1) (BD), § 180 ve anılan, Cocchiarella (BD), § 71).
22. Dolayısıyla, Mahkeme, bir yandan, Sözleşme ile korunan bir hakkın ihlal edildiğinin merciler tarafından en azından özünde kabul edilip edilmediğini ve diğer yandan, tazminin uygun ve yeterli görülüp görülemeyeceğini incelemekle görevlidir (Musci/İtalya, (BD), No. 64699/01, § 85, AIHM 2006-V).
23. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında yargılama süresine ilişkin davalarda, Mahkeme, daha önce, başvuranın mağdur sıfatının; Mahkeme önünde şikayet ettiği husus nedeniyle ulusal düzeyde kendisine ödenmesine karar verilen tazminat miktarına ve Sözleşme ihlalinin ulusal merciler tarafından açıkça ya da özünde kabul edilmesine bağlı olabileceği kanısına varmıştır. Yalnızca bu iki koşul bir araya geldiğinde, Sözleşmenin koruma mekanizmasının ikincil niteliği, başvurunun incelenmesine engel olmaktadır (Nardone/İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 34368/02, 25 Kasım 2004).
24. Mevcut davada, Mahkeme, ilk koşulun yani ulusal mercilerin ihlal tespitinde bulunmasının tartışma konusu olmadığını saptamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 2 Temmuz 2013 tarihli kararında, başvuranın taraf olduğu kadastro davası çerçevesinde yürütülen yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasıyla birlikte 36. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme, ulusal mercilerin böylelikle Sözleşme ile güvence altına alınan bir hakkın ihlal edildiğini en azından özünde kabul ettiklerini dikkate almaktadır.
25. Uygun ve yeterli tazmin konusundaki ikinci koşula ilişkin olarak, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin, anılan kararında, ihlal tespitinin tek başına başvuranın maruz kaldığı zararın giderilmesi için yeterli olmadığı kanaatine vardığını ve ilgiliye manevi zarar için 8,300 TRY ödenmesine karar verdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, ilgiliye ödenmesine karar verilen miktarın uygun ve yeterli bir tazmin teşkil ettiğini saptamaktadır (Bk., yukarıda anılan, a contrario, Scordino (No.1) (BD), § 214, anılan Cocchiarella (BD), § 106, ve anılan Musci (BD), § 107).
26. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, masraf ve giderler için, kendi önündeki yargılamaya taraf olan diğer iki kişiyle birlikte başvurana müştereken 2,812.50 TRY ödenmesine karar vermiştir. Son olarak, başvuranın maruz kaldığı zararın devam etmesini önlemek amacıyla Anayasa Mahkemesi, kararının bir nüshasını, başvuranın davasını incelemekle yetkili olan Fethiye Kadastro Mahkemesine göndermiştir.
Mahkeme, bu tedbirin davaya bakmakla yetkili olan mahkemenin karar vermesini hızlandırmayı amaçladığını kaydetmiştir.
27. Dosyaya sunulan belgeler ışığında, Mahkeme, başvurana manevi zarar için ödenmesine karar verilen miktarın, kendi içtihadı doğrultusunda, ilgiliye uygun bir tazmin sağladığı kanısındadır.
28. Dolayısıyla, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin kararında varılan ihlal tespitinin benzer davalardaki içtihadına uygun olduğu sonucuna varmaktadır. Bu nedenle, başvuran bundan böyle Sözleşmenin 34. maddesi anlamında, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlali nedeniyle mağdur olduğunu ileri süremeyecektir.
29. Hal böyleyken, Mahkeme, Fethiye Kadastro Mahkemesinde yürütülen davanın halen derdest olduğunu dikkate almaktadır. Ancak, yargılamanın bu aşamasında, Mahkeme, bu durumun, önceki paragrafta vardığı tespiti değiştirmeyeceği kanaatine varmaktadır. Söz konusu yargılamanın, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında makul süre ilkesini ihlal edecek şekilde devam etmesi halinde, başvuranın, iç hukukta mevcut olan başvuru yollarını tükettikten sonra Mahkemeye yeniden başvurması mümkündür.
30. Başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmadığı sonucuna varılmaktadır ve başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oyçokluğuyla,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy