(AİHS m. 6, 34, 35) (2709 S. K. m. 36, 141) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI) (AHMET EROL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 9333/14)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı işleri Müdürü Stanley Naismith in katılımıyla 24 Haziran 2014 tarihinde Bölüm olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), gerçekleştirilen müzakerelerin ardından 24 Ocak 2014 tarihinde yapılan başvuruya ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar, Tosun Tayfun Ergun ve Güher Ergun, Türk vatandaşları olup sırasıyla 1954 ve 1927 doğumludurlar ve Muğlada ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, İstanbulda görev yapan Avukat M. Nas tarafından temsil edilmektedirler.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranların taşınmazları
3. Çanakkalenin Biga ilçesine bağlı Çelikgürü köyü Milletkırı mevkiinde bulunan bahse konu taşınmaz, birinci başvuranın babası, ikinci başvuranın ise kayınpederi olan Sabri Ergun tarafından 22 Ekim 1956 yılında satın alınmıştır. Bahse konu taşınmaz, 31 Temmuz 1990 tarihinde Sabri Ergun un vefatı üzerine başvuranlara miras kalmıştır.
4. Başvuranlar, taşınmazlarının köy halkı tarafından yasaya aykırı şekilde işgal edilmesinin önlenmesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması için 29 Temmuz 1997 tarihinde Lapseki Kaymakamlığına başvuruda bulunmuştur. Ancak, söz konusu talep Lapseki Kaymakamlığınca reddedilmiştir.
2. Ulusal Mahkemeler Önünde Açılan Dava
5. Başvuranlar, taşınmazlarının yasaya aykırı şekilde işgal edildiği gerekçesiyle yetmiş köylü aleyhine 3 Eylül 1997 tarihinde Lapseki Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmışlardır.
6. Lapseki Asliye Hukuk Mahkemesi, 22 Ekim 1999 tarihli görevsizlik kararıyla, dosyanın Lapseki Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava ile kadastro hususundaki davanın birleştirilmesine karar verilmiştir. Söz konusu bu iki dava, Lapseki Kadastro Mahkemesinde derdesttir. Son duruşmanın 5 Şubat 2014 tarihine ertelendiği anlaşılmaktadır.
3. Anayasa Mahkemesinde Açılan Dava
8. Başvuranlar, bu zaman zarfında, 25 Eylül 2012 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvuranlar, Lapseki Kadastro Mahkemesinde açılan hukuk davasının süresinden şikâyet etmişlerdir.
9. Anayasa Mahkemesi, 17 Eylül 2013 tarihli kararla (No. 2012/12), bir kadastro davası çerçevesinde on altı yıldan beri derdest olan yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle, Anayasanın 36. maddesi ile birlikte 141. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir (kararın 62. paragrafı). Anayasa Mahkemesi, tek başına ihlalin tespit edilmesinin yeterli bir tazmin teşkil etmediği gerekçesiyle, manevi zararı karşılığında sırasıyla başvuranların her birine 5.750 Türk lirası (TRY) ödenmesine karar vermiştir (kararın 67. paragrafı). Anayasa Mahkemesi, kendi önünde yürütülen dava çerçevesinde yapılan masraf ve harcamaları için, ilgililere müştereken 2.812,50 TRY ödenmesine karar vermiştir (kararın 68. paragrafı). Bu meblağların, kararın Hazineye tebliğ edildiği tarihten itibaren dört ay içerisinde ve kararın icrasında gecikme yaşanması durumunda yasal faizle birlikte ödenmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, başvuranlar tarafından maruz kalınan zararın devam etmesini önlemek amacıyla, kararın bir nüshasını, söz konusu yargılamanın en kısa süre içerisinde sonlandırılması amacıyla dosyayı incelemekle görevli Lapseki Kadastro Mahkemesine göndermiştir (kararın 69. paragrafı).
10. Anayasa Mahkemesi tarafından manevi zarar bağlamında kendisine ödenmesine karar verilen 5.750 TRYyi, başvuru tarihi itibariyle, başvuranlar hala tahsil edememişlerdir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihadı
11. Mahkeme, özellikle iç hukukta ödenmesine karar verilen tazminat miktarı bağlamında ulusal makamlar tarafından oluşturulan bir başvuru yolunun etkinliğine ilişkin olarak, karar ve hükümlerinde yer alan ilkelere atıfta bulunmaktadır (Scordino/İtalya (No. 1) (BD), No. 36813/97, §§ 173-216, AGHM 2006-V, Cocchiarella/İtalya (BD), No. 64886/01, §§ 96 ve 97, AGHM 2006-V, Simaldone/İtalya, No. 22644/03, §§ 27-33, 31 Mart 2009 ve Nenad Vidakovic/Sırbistan (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 16231/07, § 31, 24 Mayıs 2011).
12. Ümmühan Kaplan kararında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, (No. 24240/07, §§ 69, 72 ve 75, 20 Mart 2012), Türkiyede yeni bir tazminat yolu oluşturulmuştur. Mahkeme, Müdür Turgut ve diğerleri Kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, § 56, 26 Mart 2013), başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle, yani bu yeni başvuru yolunu tüketmediklerinden dolayı, yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu sonuca varırken özellikle bu yeni başvuru yolunun, yargılama süresine ilişkin şikâyetler bakımından muhtemel erişilebilir olduğuna ve makul bir tazmin imkânı sağlayabileceğine dair bir kanaate ulaşmıştır.
13. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu oluşturan 6216 sayılı Kanunun ilgili hükümleri, Hasan Uzun/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır.
2. Anayasa Mahkemesinin İçtihadı
14. Çeşitli ulusal adli makamlar önünde yargılama süresine ilişkin görülen davalar ile ilgili olarak, bireysel başvuru yolunun yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren Anayasa Mahkemesince verilmiş olan bazı kararları hatırlatmak uygundur.
15. Anayasa Mahkemesi, Güher Ergun, Tosun Tayfun Ergun ve Olcay Koç davasında verdiği 2 Temmuz 2013 tarihli kararda (no 2012/13), kadastroyla ilgili bir davada on bir yıldan çok daha önce açılan bir yargılamada makul süre ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, sadece ihlal tespitinin başvuranların zararını karşılamaya yetersiz geldiği gerekçesiyle, maruz kaldıkları manevi zarar karşılığında başvuranlara tazminat ödenmesine karar vermiştir (kararın 69. paragrafı). Anayasa Mahkemesi, önünde açılan davaya ilişkin olarak başvuranların yaptığı masraf ve harcamaların ilgililere ödenmesine karar vermiştir. Bu meblağların, kararın Hazineye tebliğ edildiği tarihten itibaren dört ay içerisinde ve kararın icrasında gecikme yaşanması durumunda yasal faizle birlikte ödenmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu kararın bir nüshasını, söz konusu yargılamanın en kısa süre içerisinde sonlandırılması amacıyla dosyayı incelemekle yetkili olan mahkemeye göndermiştir (kararın 71. paragrafı).
16. Anayasa Mahkemesi, Nesrin Kılıç davasında verdiği 7 Kasım 2013 tarihli kararda (no 2013/772), üç yıl, beş ay sürmüş olan iş hukukuna ilişkin bir yargılamada makul süre ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (kararın 82, 88 ve 89. paragrafları). Anayasa Mahkemesi, sadece ihlal tespitinin başvuranın zararını karşılamaya yetersiz geldiği gerekçesiyle, maruz kaldığı manevi zarar karşılığında başvurana tazminat ödenmesine karar vermiştir (kararın 88. paragrafı). Anayasa Mahkemesi, kendisi önünde açılan davaya ilişkin olarak başvuranın yaptığı masraf ve harcamaların ilgiliye ödenmesine karar vermiştir. Bu miktarların, kararın Hazineye tebliğ edildiği tarihten itibaren dört ay içerisinde ve kararın icrasında gecikme yaşanması durumunda yasal faizle birlikte ödenmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu kararın bir nüshasını, söz konusu yargılamanın en kısa süre içerisinde sonlandırılması amacıyla dosyayı incelemekle yetkili olan mahkemeye göndermiştir.
17. Anayasa Mahkemesi, Yaşasın Aslan davasında verilen 16 Mayıs 2013 tarihli kararla (no 2013/1134), başvuranın yargılamanın süresine ilişkin şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, başvuruyu reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, askeri idare mahkemeleri önünde açılan bir yıl, sekiz ay süren davanın, iki dereceli yargılamada makul süre ilkesini ihlal etmediğine hükmetmiştir (kararın 23. paragrafı).
ŞİKÂYETLER
18. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, Lapseki Kadastro Mahkemesinde açılan davanın süresinden şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
19. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesi tarafından 17 Eylül 2013 tarihinde, lehlerine karar verilmesine rağmen, ulusal mahkemelerde yürütülen yargılamanın süresinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar,
Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir. Bu maddenin somut olaya ilişkin kısmı aşağıdaki şekilde belirtilmektedir:
Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (
) konusunda karar verecek olan, (
) bir mahkeme tarafından makul süre içerisinde (
) görülmesini isteme hakkına sahiptir.
20. Bu bağlamda, Mahkeme, daha önce, Anayasa Mahkemesi önünde düzenlenen bireysel başvuru yolunun, kural olarak, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlalinin doğrudan ve hızlı şekilde giderilmesini sağladığı ve bu hukuk yolunun 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen bütün kararlar için kullanılması gerektiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır. Ayrıca, Mahkeme, bu hukuk yolunun Sözleşme bağlamındaki şikâyetlerin giderilmesi için uygun perspektifler sunduğunu anımsatmaktadır (Yukarı anılan, Hasan Uzun, § 67, 69 ve 70 ve Ahmet Erol/ Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 73290/13, 6 Mayıs 2014).
21. Somut olayda, Mahkeme, başvuranların yargılama süresine dayanarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğunu dikkate almaktadır. Anayasa Mahkemesi, 17 Eylül 2013 tarihli kararında, ilk derece mahkemesinde yürütülen yargılamanın süresi nedeniyle ihlalin söz konusu olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, aynı zamanda başvuranlara, maruz kaldıkları manevi zararın giderilmesi amacıyla tazminatın ve yargılamaya ilişkin masraf ve harcamaların ödenmesine karar vermiştir.
22. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikâyetinin esası hakkında karar vermeden evvel, öncelikle başvuranların Sözleşmenin 34. maddesi anlamında halen mağdur olduklarını ileri sürüp süremeyecekleri konusunda karar vermekle yükümlü olduğu kanısına varmaktadır. Bu hükmün somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibi ifade edilmektedir:
Bu Sözleşme veya Protokollerinde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, (
) Mahkemeye başvurabilir. (
)
23. Mahkeme, ulusal mercilerin Sözleşmenin ihlal edildiğini açıkça ya da özünde kabul ederek ardından bu ihlali giderdikleri takdirde, kural olarak, başvuranın lehine alınan bir karar ya da tedbirin başvuranın mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olacağını yeniden belirtmektedir (Yukarıda anılan, Scordino (No.1) (BD), § 180 ve anılan, Cocchiarella (BD), § 71).
24. Dolayısıyla, Mahkeme, bir yandan, Sözleşme ile korunan bir hakkın ihlal edildiğinin merciler tarafından en azından özünde kabul edilip edilmediğini ve diğer yandan, tazminin uygun ve yeterli görülüp görülemeyeceğini incelemekle görevlidir (Musci/İtalya, (BD), No. 64699/01, § 85, AGHM 2006-V).
25. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında yargılama süresine ilişkin davalarda, Mahkeme, daha önce, başvuranın mağdur sıfatının; Mahkeme önünde şikâyet ettiği husus nedeniyle ulusal düzeyde kendisine ödenmesine karar verilen tazminat miktarına ve Sözleşme ihlalinin ulusal merciler tarafından açıkça ya da özünde kabul edilmesine bağlı olabileceği kanısına varmıştır. Yalnızca bu iki koşul bir araya geldiğinde, Sözleşmenin koruma mekanizmasının ikincil niteliği, başvurunun incelenmesine engel olmaktadır (Nardone/İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 34368/02, 25 Kasım 2004).
26. Mevcut davada, Mahkeme, ilk koşulun yani ulusal mercilerin ihlal tespitinde bulunmasının tartışma konusu olmadığını saptamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 17 Eylül 2013 tarihli kararında, başvuranların taraf olduğu mülkiyet hakkına ilişkin dava çerçevesinde yürütülen yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle Anayasanın 36. maddesi ile birlikte 141. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme, ulusal mercilerin böylelikle Sözleşme ile güvence altına alınan bir hakkın ihlal edildiğini en azından özünde kabul ettiklerini dikkate almaktadır.
27. Uygun ve yeterli tazmin konusundaki ikinci koşula ilişkin olarak, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin, anılan kararında, ihlal tespitinin tek başına başvuranların maruz kaldığı zararın giderilmesi için yeterli olmadığı kanaatine vardığını ve ilgililere manevi zarar için toplam 11.500 TRY ödenmesine karar verdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranlara ödenmesine karar verilen miktarın uygun ve yeterli bir tazmin teşkil ettiğini saptamaktadır (bk., yukarıda anılan, a contrario, Scordino (No.1) (BD), § 214, anılan Cocchiarella (BD), § 106, ve anılan Musci (BD), § 107).
28. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, masraf ve giderler için, başvuranlara müştereken 2.812,50 TRY ödenmesine karar vermiştir. Son olarak, başvuranın maruz kaldığı zararın devam etmesini önlemek amacıyla Anayasa Mahkemesi, kararının bir nüshasını, başvuranların davasını incelemekle yetkili olan Lapseki Kadastro Mahkemesine göndermiştir. Mahkeme, bu tedbirin davaya bakmakla yetkili olan mahkemenin karar vermesini hızlandırmayı amaçladığını kaydetmiştir.
29. Dosyaya sunulan belgeler ışığında, Mahkeme, başvuranlara manevi zarar için ödenmesine karar verilen miktarın, kendi içtihadı doğrultusunda, ilgililere uygun bir tazmin sağladığı kanısındadır.
30. Dolayısıyla, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin kararında varılan ihlal tespitinin benzer davalardaki içtihadına uygun olduğu sonucuna varmaktadır. Bu nedenle, başvuranlar bundan böyle Sözleşmenin 34. maddesi anlamında, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlali nedeniyle mağdur olduklarını ileri süremeyeceklerdir.
31. Hal böyleyken, Mahkeme, Lapseki Kadastro Mahkemesinde yürütülen davanın halen derdest olduğunu dikkate almaktadır. Ancak, yargılamanın bu aşamasında, Mahkeme, bu durumun, önceki paragrafta vardığı tespiti değiştirmeyeceği kanaatine varmaktadır. Söz konusu yargılamanın, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında makul süre ilkesini ihlal edecek şekilde devam etmesi halinde, başvuranların, iç hukukta mevcut olan başvuru yollarını tükettikten sonra Mahkemeye yeniden başvurması mümkündür.
32. Başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmadığı sonucuna varılmaktadır ve başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy