(AİHS m. 6, 1 Nolu Protokol) (6183 S. K. m. 51)
(Mülkiyet Hakkı İhlali İddiası)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 3. Daire Kararı
Başkan, M.G. Ress; Üyeler, I.Cabral Barreto, P. Kuris, J. Hedigan, M. Tsatsa-Nikolovska ve F. Gölcüklü,
Başvuru No: 19660/92
Karar Tarihi: 28 Mart 2002
Çeviren ve Özetleyen: Ahmet POLAT, Komiser, Ankara Emniyet Müdürlüğü
Başvuru sahibi, Gökdoğan köyünde (Sinop-Durağan) ikamet eden ve çitçilik ile uğraşan bir T.C. vatandaşıdır. 13 Ekim 1987 tarihinde, devletin baraj inşaatından sorumlu kurumu olan Devlet Su işleri (DSİ) Kızılırmak vadisinde Altınkaya Hidroelektrik barajını kurmak için başvuru sahibinin topraklarını istimlak etmiştir. Bu topraklar pirinç üretimi için ekilmiş olup, bugün baraj sulan altında kalmıştır. DSİ'nin uzman komisyonu tarafından tespit edilen istimlak tazminattan başvuru sahibine istimlak tarihinde ödenmiştir. DSİ tarafından ödenen miktarı kabul etmeyen başvuru sahibi, Durağan Asliye Hukuk Mahkemesinde istimlak tazminatının artması yönünde Ekim 1987 tarihinde girişimlerde bulunmuştur. Mahkeme, toprakların DSİ'ye bırakılma tarihinden itibaren hesap edilecek yıllık %30 yasal oranlı gecikme faizlerinden doğan ek tazminatların başvuru sahibine ödenmesine karar vermiştir. DSİ ek tazminatı belirleyen Asliye Hukuk Mahkemesinin kararlarına karşı Yargıtay'a başvurmuştur. Başvuru sahibi Yargıtay'dan Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen miktarları resmen tasdik etmesini ve hükümleri onaylamasını talep etmiştir. Yargıtay Nisan-1992, Kasım-1991 ve Ekim-1990 tarihlerinde kararlan onaylamıştır. DSİ ödeme zamanına kadar hesap edilmiş olan basit gecikme faizlerinin %30'u oranında artırılmış ek tazminatları başvuru sahibine ödemiştir. Halbuki, bu tarihte Türkiye'deki yıllık enflasyon %67'dir.
Başvuru sahibi Sözleşmenin 6/1. maddesi ve 1 Nolu Protokolün l. maddesine dayanmak suretiyle; ilk planda Türkiye'de çok yüksek enflasyon oranına nazaran faizlerin yetersizliği ve özellikle bahse konu kurumdan kaynaklanan gecikme sebebi ile davanın 3. ve 5. yılı sonunda elde edilen tazminatların ek değerlerinin kaybolmasını şikayet konusu yapmıştır, ikinci planda ise; Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tespit edilen ek tazminatların yetersizliğini iddia etmiştir.
Mahkeme,
1- Davanın 3. ve 5. yılından sonra elde edilmiş istimlak ek tazminatlarına uygulanacak faizlerin yetersizliğini ilgilendiren 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin kabulüne;
2- Uygulama sürecini ilgilendiren Sözleşmenin 6/1. maddesinin kabulüne;
3- Ek tazminatların yetersizliğini ilgilendiren 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin reddine;
4- 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlalinin olduğunun kabulüne;
5- Sözleşmenin 6/1. maddesinin esasını incelemeye gerek olmadığına;
6- a) Davalı devletin başvuru sahibine aşağıda belirtilen miktarları ödeme zamanında cari olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere sözleşmenin 44/2. maddesine uygun olarak kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içerisinde
9100 Euro maddi zarar için
1100 Euro manevi zarar için
330 Euro harcamalar ve masraflar için ödemesine
b) Yukarıda belirtilen üç ayın bitiminden itibaren tediye gününe kadar senelik %4,26 gecikme faizi ödenmesine,
7- Başvuru sahibinin hakkaniyete uygun tatminle ilgili taleplerinin bakiyesinin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Aka v. Türkiye, 19639/92, 16 Ocak 1996
2. Akkuş v.Türkiye, 9 Temmuz 1997
DAVANIN ESASI
PROSEDÜR
1. Davanın kaynağı TC tabiiyetindeki Dudu Çalkan ("başvuru sahibi") tarafından İnsan Hakları ve Temel Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin ("Sözleşme") eski 25. Maddesine dayanılarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna ("Komisyon") 15 Ağustos 1991 tarihinde sunulan, 19660/92 numaralı dava dilekçesidir.
2. Başvuru sahibi Ankara Barosunda görevli Avukat Kazım Berzeg tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi memuru Tugay Uluçevik tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava dilekçesi, bahse konu olayların sözleşmenin 6/1 maddesi ve 1 Nolu protokolün 1. maddesinden kaynaklanan yükümlülüklere Türk Hükümetinin herhangi bir ihlalini ortaya koyup koymadığını sonuca bağlayacak bir karar alma amacındadır.
4. 18 Şubat 1993 tarihinde, Komisyon dava dilekçesini Hükümete gönderme Kararı almıştır.
5. 25 Ekim 1997 tarihinde, Komisyon Hükümeti incelemelerini sunmak üzere davet etmiştir. (Sözleşme, 54-4 m.)
6. Hükümet davanın esasına ve kabul edilebilirliğine ilişkin yazılı beyanat vermiştir.
7. Dava dilekçesi, Protokolün Sözleşme çerçevesinde yürürlüğe girdiği 1 Ekim 1998 tarihinde Mahkemeye sunulmuştur.(l numaralı Protokol, 5/2. m.)
8. Dava dilekçesi Mahkemenin l. Dairesine verilmiştir. (Mahkeme İçtüzüğünün 52/1. maddesi) Bu dairede davayı incelemeye yetkili Kurul (Sözleşme 27/1) İçtüzüğün 26/1 maddesine göre oluşturulmuştur. Türkiye adına seçilmiş hakim Rıza Türmen'in çekilmesini takiben (madde 28) Hükümet ad hoc hakim olarak Feyyaz Gölcüklü'yü tayin etmiştir. (Sözleşme 27/2 m. ve içtüzük 29/1 m.)
9. Mahkeme 8 Haziran 2001 tarihli bir mektup ile dilekçenin kabul edilebilirliği kadar esası üzerine de Sözleşmenin 29/3 maddesinin uygulanacağını taraflara bildirmiştir. Aynı zamanda Mahkeme, tarafları davanın esası üzerine tamamlayıcı incelemelerini ve başvuru sahibini de konuya ilişkin taleplerini sunmaya davet etmiştir.
10. 26 Haziran 2001 tarihinde, başvuru sahibi Mahkemeye davanın esası üzerine tamamlayıcı incelemelerini ve konuya ilişkin taleplerini iletmiştir.
11. 1 Kasım 2001 tarihinde, Mahkeme dairelerin teşekkülünü değiştirmiştir, (İçtüzük 25/1 m.) Bahse konu dilekçe değişikliğe uğramış olan üçüncü daireye havale edilmiştir. (52/1 m.)
OLAYLAR
I- DAVANIN ÖZEL ŞARTLARI
12. Türk uyruklu başvuru sahibi, olayların vuku bulduğu esnada Gökdoğan köyünde ikamet etmekte (Sinop-Durağan) ve çitçilik ile uğraşmaktadır.
13. Ekim 1987 tarihinde, devletin baraj inşaatından sorumlu kurumu olan Devlet Su işleri (DSİ) Kızılırmak vadisinde Altınkaya Hidroelektrik barajını kurmak için başvuru sahibinin topraklarım istimlak etmiştir. Bu topraklar pirinç üretimi için ekilmiş olup, bugün baraj sulan altında kalmıştır.
14. DSİ'nin uzman komisyonu tarafından tespit edilen istimlak tazminatları başvuru sahibine istimlak tarihinde ödenmiştir.
15. DSİ tarafından ödenen miktarı kabul etmeyen başvuru sahibi, Durağan Asliye Hukuk Mahkemesinde istimlak tazminatının artması yönünde Ekim 1987 tarihinde girişimlerde bulunmuştur.
16. Mahkeme istimlak kararını veren kurum tarafından belirlenen miktarın doğruluğunu değerlendirmek için bahse konu ilçeye iki uzman görevlendirilmesini uygun görmüştür.
17. Mahkeme, toprakların DSİ'ye bırakılma tarihinden itibaren hesap edilecek yıllık %30 yasal oranlı gecikme faizlerinden doğan ek tazminatların başvuru sahibine ödenmesine karar vermiştir.
18. DSİ ek tazminatı belirleyen Asliye Hukuk Mahkemesinin kararlarına karşı Yargıtay'a başvurmuştur. Başvuru sahibi Yargıtay'dan Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen miktarları resmen tasdik etmesini ve hükümleri onaylamasını talep etmiştir.
19. Yargıtay Nisan-1992, Kasım-1991 ve Ekim-1990 tarihlerinde kararları onamıştır.
20. DSİ ödeme zamanına kadar hesap edilmiş olan basit gecikme faizlerinin %30'u oranında artırılmış ek tazminatları başvuru sahibine ödemiştir. Halbuki; bu tarihte Türkiye'deki yıllık enflasyon %67'dir.
21. Başvuru sahibine ödenen istimlak tazminatları, iç hukuka başvurma tarihleri, iç hukuk tarafından karar verilen ek tazminat miktarları, ödeme tarihleri, gecikme faizi %30 oranında olan ve kurum tarafından başvuru sahibine ödenen ek tazminatlar, tazminat oranlan ve ek tazminatların gerçek değerleri aşağıdaki tabloda gösterilmektedir. Bu tablo, aynı ödeme tarihi ve aynı iç hukuka başvurma tarihine sahip olan ulusal uygulama farklılıklarından kaynaklanan tespit edilmiş miktarların tamamını belirtmektedir.
(1) (2) (3) (4)
__________ ___________ __________ _________
1580243 08.10.1987 3537175 18.01.1993
888772 08.10.1987 2036555 04.11.1993
1117880 05.10.1987 2705000 01.06.1993
876690 06.10.1987 2210296 30.01.1992
(5) (6) (7)
_________ _________ _______
9108225 53640551 42.63%
5753267 46643219 39.35%
7205000 52720450 44.22%
5010296 22102960 41.31%
(1) Toprakların alınmasından önce idare tarafından ödenen miktarlar
(2) İç Hukuka başvurma
(3) İç Hukuk tarafından karar verilen ek tazminat miktarları
(4) Ek tazminat Ödeme tarihleri
(5) Gecikme faizi %30 oranında olan ve idare tarafından başvuru sahibine ödenen ek tazminat miktarları
(6) % 67lik Enflasyona oranla yükseltilmiş ödemeler tarihindeki ek tazminatların gerçek değerleri
(7) İstimlak edilen toprakların gerçek değerlerine nispeten istimlak oranı
II- İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A- Anayasa
22. Anayasanın istimlak hakkındaki 46. maddesinin uygulama bölümü aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"(...)İstimlak tazminatı şahısa peşin olarak ödenir. Kanunun vadeli ödemelere izin vermesi durumunda(...), peşin olarak ödenmeyen borca, devletin borçlan için öngörülen maksimum oranda gecikme faizi eklenecektir.(...)"
B- 4 Aralık 1984 3095 Sayılı Kanun
23. 3095 sayılı kanun gereği, gecikmeden kaynaklanan gecikme faiz oranı olayların gerçekleştiği esnada devletin borçlan hakkındaki tüzük içerisinde yıllık % 30 idi.
24. Aynı tarihte devletin alacaklarına uygulanan faiz oranı yıllık %84 farz edilirse, aylık %7 idi (Bakanlar Kurulunun 89/14915 sayılı Kararnamesi ve Devletin Alacaklarına karşı ödemeyi öngören 6183 Sayılı kanunun 51. maddesi.)
C- Borçlar Kanunu
25. Borçlar Kanununun 105. maddesi aşağıdaki gibidir:
"Alacaklının maruz kaldığı zararlar, gecikme zamanının gecikme faizlerini geçerse ve borçlu alacaklının bir hata işlemiş olduğunu ispat edemez ise, zararın telafi edilmesi borçluya aittir. Şayet, ek zararların ivedi bir şekilde telafi edilmesi gerekirse, hakim esas üzerine karar verme sahasında bir miktar tespit edebilir.
D- Yargıtay İçtihadı
26. Bu bağlamda; istimlak tazminatı alanında yetkili Yargıtay'ın 5. dairesi 3 Haziran 1991 tarihinde şu şekilde karara varmıştır:
(Alacaklar ile ilgili yönetmelikte gecikmeyi, gecikme faizlerinin telafi ettiği belirtilmektedir. Haciz, alacaklıya faizle artırılmış olarak hakkını isteme imkanı sağladığında, bu artırılmış olan faizler, tazmin manasında diğer bir telafi durumunu gerektirmez. Enflasyon oranının yüksek olduğu gerekçesi ile alacaklının talebini haklı gören karar doğru olamaz.)
27. 23 Şubat 1994 (E: 1993/5-600, K: 1994/80 sayılı kararname.) Yargıtay Genel Kurulu şu şekilde karara varmıştır: (3095 sayılı kanun onaylanmış ve ülkedeki enflasyon %30'u geçen bir oran ile çok yüksek olduğu halde yürürlüğe girmiştir. Buna rağmen kanun koyucu gecikme faizlerinin %30 olmasını istemiştir. Bu anlamda incelenen davada, banka mevduatlarına bağlı faizler göz önünde bulundurularak %30'dan hesap edilen faiz oranının üzerine çıkmak hukuk kurallarına aykırıdır.
28. Bu bağlamda Borçlar Kanununun 105. maddesinin uygulanabilme sorununu sonuçlandıran Yargıtay Genel Kurulu 19 Haziran 1996 yılında şu karara varmıştır.
"(...)3095 sayılı kanun tarafından öngörülen faiz oranı(...) ispatlama zorunluluğu olmayan zararları içeren bir tazminattır.(...) Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik problemleri de hesaba katarak (Enflasyon-para değerinin kaybolması) gecikme faizi oranlan kanun ile tespit edilir edilmez "Ödemede gecikmeden doğan zarar", Borçlar Kanununun 105. maddesinde atıfta bulunulan ek zararın belirgin bir kanıtı olarak aynı unsurları eş değerde göstermek (Enflasyon, para değerinin düşüklüğü(...)) ve bu durumdan kaynaklanan olumsuzlukların maruz kalman gerçek zararı teşkil ettiğini doğrulamak imkansızdır. Yoksa kanun koyucunun olumsuz olarak nitelendirilen telafinin %30 olduğu tespitinin hiçbir anlamı olmazdı. Ekonomik problemlerin tamamını değerlendiren kanun koyucu Anayasanın kendisine emanet ettiği yasama gücü gereğince bahse konu problemlerden kaynaklanan zararın telafi edilme oranını tespit etmiştir. Zararın yanlış bir şekilde hesap edilmesi ve %30'a yükselmesi kabul edilemezdi. Fakat bununla birlikte bahse konu değerlendirmenin yanlış hesap edilebileceği göz önünde bulundurularak %60 veya %70 olması gerekiyordu. Ülkedeki mevcut ekonomik şartlar içerisinde gözle görülebilir şekilde hissedilen enflasyonun 3095 sayılı kanun tarafından öngörülen %30 oranını geçtiği ve bu bakımdan geç kalmış bir yasal düzenleme nedeniyle alacaklı tarafından maruz kalınan zararın üstünün örtülemeyeceği açık bir şekilde bellidir. Yinede kanun koyucu tarafından tespit edilen %30 oranını geçen bu zarar, Borçlar Kanununun 105. maddesindeki tartışılan konu değildir. Yasama gücü gereğince, kanun koyucu söylenilen zararın %30'u geçeceğini göz önünde bulundurduğunda, enflasyonun %30'u geçtiği gerekçesi ile adli bir karar tarafından daha yüksek oranlarda yapılacak bir artış yetki ihlali olurdu."
E- Ekonomik Veriler
29. Ocak, Haziran, Kasım 1993 ve Ocak 1992 tarihlerinde Amerikan dolarının ortalama kuru, Türkiye Merkez Bankası tarafından uygulanan kambiyo oranı, sırası ile 8694 TL., 10539 TL., 13350TL. 5663 TL.dir.
30. Türkiye'deki enflasyonun etkileri Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayınlanan perakende satış fiyatlarının belirtilmesi üzerine tespit edilmiştir. 1987 Ekim ayı için temel gösterge olarak 100 rakamını alarak hazırlanan listeye göre 1993 Ocak ayında enflasyon göstergesi 1672'ye, Haziran ayında 2027, Kasım ayında 2622, 1992 Ocak ayında 1999'a ulaşmıştır.
HUKUKİ BOYUT
I- 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİ İLE BAĞLANTILI KONU
31. Başvuru sahibi ilk planda; Türkiye'de çok yüksek enflasyon oranına nazaran faizlerin yetersizliği ve özellikle bahse konu kurumdan kaynaklanan gecikme sebebi ile davanın 3. ve 5. yılı sonunda elde edilen tazminatların ek değerlerinin kaybolmasını şikayet konusu yapmıştır, ikinci planda ise; Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tespit edilen ek tazminatların yetersizliğini şikayet etmiştir. Bu bakımdan aşağıda belirtilen 1 Nolu Protokolün 1. maddesine atıfta bulunur.
"Her kişi ya da tüzel kutulu; mülkiyet hakkına sahiptir. Uluslararası hukukun genel prensipleri ve kanun tarafından öngörülen şartlar altında ve kamu menfaati haricinde hiçbir kimse malından yoksun bırakılamaz. Bir önceki belirtilen durumlar, cezaların veya diğer vergilerin ödenmesini sağlamak için veya kamu yararına uygun olarak malların kullanımını yasal hale getirmek için devletin gerekli olarak değerlendirdiği kanunları yürürlüğe koyması hakkına zarar veremez."
A-Uygunluk
a)Mahkeme tarafından tespit edilen ek tazminatların yetersizliği konusundaki iddia
32. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi hususunu savunmaktadır.
33. Başvuru sahibi şayet Yargıtay'a başvurmuş olsaydı, tartışmalı olan miktarların %3'ünü mahkeme masrafları manasında ödeyeceği savını ilen sürmektedir.
34. Mahkeme, ilgilinin Mahkemeye sunduğu şikayeti ulusal mahkemeler önünde açık bir şekilde dile getirmiş olması gerektiğini belirtmiştir.
35. Özel bir durum olarak; başvur- sahibi ek tazminatları tespit eden ilk mahkemenin kararlarına karşı itiraz yoluna gitmeyi unutmuştur. Mahkemenin görüşüne göre, aynı uyuşmazlık konusunda karşı taraf olan kamu kurumunun ilk karar mahkemesinin kararlarına karşı itiraz etmesi, başvuru sahibini Yargıtay'a başvurmaktan mahrum etmiyordun Yargıtay'a sunulan kamu kurumunun savına cevap mahiyetindeki açıklamasında ele alınan başvuru sahibinin delilleri, ilk karar mahkemesinde tespit edilen ek tazminatların miktarını artırma niteliğinde değillerdir. Diğer yandan mahkeme, başvuru sahibinin kendisine göre ödenecek gerçek miktarları teşkil edecek rakamları Yargıtay'a önermediğini müşahede etmiştir.
36. Ayrıca; Yargıtay'a başvurma safhasında, başvuru sahibinin mahkeme masrafları anlamında anlaşmazlık miktarının %3'ünü ödemesi gerektiği bir gerçektir. Bu esnada mahkeme, başvuru sahibinin istenilen miktarları ödeme safhasında olduğu ye istimlak tazminatlarını aldığı sebebi ile bu zorunluluğun kendisini başvurma hakkından mahrum bırakmadığını düşünmektedir. (Dava No:19639/92, Aka v. Türkiye, Karar 16,01,1996)
37. Başvuru sahibi, iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını yerine getirmemiştir ve bu durumun sonucunda da Sözleşmenin 35. maddesine uygun olarak bu şikayet reddedilmelidir.
b. Davanın 3. ve 5. yılından sonra elde edilen ek tazminatlara uygulanacak gecikme faizlerinin yetersiz kalması konusundaki iddia
38. İlk etapta Hükümet Mahkemeyi Sözleşmenin 35. maddesinde öngörülen 6 aylık süreye uyulmadığı için dilekçeyi geri çevirmeye davet etmektedir. Hükümet, bu sürenin ek tazminatların ödenmesi tarihinden itibaren sayıldığını ve başvuru sahibinin bu ödemelerden sonra 6 ay daha geç dilekçesini mahkemeye sunduğunu savunmaktadır.
39. Mahkeme ödeme tarihlerini incelemiş (Yukarıdaki 21. paragraf) ve başvuru sahibine göre sözleşmenin atıfta bulunulan maddelerinin ihlalleri ve ülkenin istimlak uygulamasını ilgilendiren hususların tamamını oluşturan olayların en erken Ocak 1992 tarihinde son bulduğunu tespit etmiştir. Zira, başvuru sahibi bahse konu ödeme tarihinden sonra yani 15 Ağustos 1991 tarihinde dilekçesini mahkemeye sunmuştur.
40. Başvuru sahibi Sözleşmenin 35.maddesinde öngörülen 6 aylık süreye uymuştur. Bu bakımdan bu istisnai kısım reddedilmelidir.
41. İkinci etapta Hükümete göre, başvuru sahibi 35. maddenin gerektirdiği gibi Borçlar Kanununun 105. maddesinde öngörülen başvuruyu uygun şekilde yapmadığından iç hukuk yollarını tüketmemiştir. Ek tazminatların ödenmesinde gecikmelerin farz edilen kayıplarının telafi edilmesi, şayet ilgili gecikme faizleri tarafından telafi edilenlerin dışında maruz kalınan bir zararın varlığını ortaya koymuş olsaydı mümkün olabilirdi. Hükümete göre faizlerin legal oranı ve güncel enflasyon oranı arasındaki boşluk 105. madde anlamında ek bir tazminat hakkını doğurmaz. Fakat yine de, başvuru sahibi şahsi olarak şikayet etmiş olduğu ödemenin yokluğu ya da gecikme sebebi ile gerçek bir zarara maruz kaldığını ispatlama şartı ile bu hükümden faydalanabilirdi.
42. Başvuru sahibi hükümetin savına itiraz etmiş ve bu başvuru yolunun uygun olmadığını savunmaktadır.
43. Mahkeme, Aka v. Türkiye davasında iç hukuk yollarının tüketilmemesi olayına ilişkin hükümetin benzer istisnai savının kabul edilmediğini hatırlatmıştır. (23 Eylül 1998 tarihli Karar)
44. Hükümet bu yargıyı çürütmek için hiçbir hukuki kararı almamıştır. Mahkeme bu kararı geri çevirmeyi gerekli görmemiştir ve bu istisnai durumun kabul edilemeyeceğini kararlaştırmıştır.
45. Mahkeme, içtihatlarından ortaya çıkan kriterlerin ışığında ve sahip olduğu öğeleri hesaba katarak, bu şikayetin esasa ilişkin bir tahkikat gerektirdiğini düşünmektedir. Diğer yandan, bu şikayetin hiçbir uygunsuzluk gerekçesi ile uyuşmadığını belirtmektedir.
B-Davanın Esası
46. Başvuru sahibi bahse konu kamu kurumundan kaynaklanan ödeme gecikmesi ile davanın 3. ve 5. yıllan sonunda kendisine ödenen yıllık %30 gecikme faizinden doğan ek tazminat miktarlarını incelettirir. Kendisi bu süreç esnasında çok yüksek oranda parasal değer kaybına uğradığını iddia etmektedir. Sonuç olarak, Türk hukukunda bireylere karşı devletin borçlan için haciz işlemlerine olanak tanıyan kanunların olmadığını ileri sürmektedir.
47. Hükümet, Yargıtay'ın kararlarından sonra %30 olarak hesap edilmiş faizlerin ek tazminatında olduğu gibi toprağın mülkiyetinin alınmasından önce Devletin başvuru sahibine tazminatları ödediğini hatırlatmaktadır. Aynı zamanda bu miktarların enflasyonu hesaba katmadığı farz edilirse, 1 Nolu Protokolün 1. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmiş olarak, bu miktarlar, tazminatların el konulan mülkiyetlerin değerlerine makul bir şekilde orantılı olup olmadığına dair mahkemenin içtihadı Üzerine dayanmaktadırlar. Özellikle binlerce insanın faydasını ilgilendiren büyük bir projeden bahsedildiğinde bu durum gerçekleşmektedir; böyle projelerin gerçekleştirilmesinde devletin eksiksiz bir tazminat yükümlülüğünü üstlenmesini kabul etmek bu durumu doğuruyordu. Hatta başvuru sahibi, özel bir durum içerisinde "ölçüsüz ve özel" bir yükümlülüğe maruz kaldığını bilmiyordur. Zira Borçlar Kanununun 105. maddesinin öngördüğü riskli ve tehlikeli imkanları kullanmadı.
48. Hükümet, kamu hizmetlerinin yürütülmesi alanında politikasının ayrılmaz bir parçası olan faiz oranlan uygulaması ve tespit edilmesinde baskın gelmektedir. Zira Devletin alacakları üzerine tahsil edilen yüksek faiz oranı, kamu hizmetlerinin işleyişinin kesilmediğini doğrulamayı hedefleyip, yetkilerin kullanımında yasa yapıcı tarafından bilinçli olarak tespit edilen dolaylı bir zorlama türü teşkil etmektedir.
49. Başvuru sahibi istimlak kararına bu şekilde itiraz etmediğini fakat istimlak tazminattan ödeme usulleriyle uzlaşamadığını belirtmektedir. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tespit edilen ek tazminatların ödenmesinde bahse konu kamu kurumunun sadece gecikme konusu üzerine değil, aynı zamanda belirtilen miktarların prensip olarak alınması ve mahkemeye başvurma arasında oluşan süreç esnasında başvuru sahibinin maruz kaldığı zararları da ortaya koymaktadır. Ödemelerin toprakların istimlak edilmesinden sonra 4 ve 6 yıldan fazla sürdüğünü hatırlatarak, başvuru sahibi ülkedeki yüksek oranda parasal değer kaybı ile birleşen bu gecikme sonuçlarının bahse konu istimlak önlemlerine gerekçe olan kamu menfaati ve kişisel menfaatleri arasında haksız bir eşitsizliğe yol açtığını savunmaktadır.
50. Mahkeme, topraklarından mahrum bırakılan başvuru sahibinin istimlak tarihinde ödenen tazminattan kabul ettiğini (Yukarıdaki 21. paragraf) ve bu tarih ten itibaren Asliye Hukuk Mahkemesinin kendisine yıllık %30 oranında gecikme faizlerinden doğan ek tazminatları verdiğini (Yukarıdaki 20. Paragraf) inceler. Yargıtay'ın kararlarından sonra yaklaşık 14 ile 19 ay ve adli başvurulardan sonra 4 ve 6 yıldan fazla olarak farz edilirse, yine de DSİ ek tazminattan sırası ile Ocak 1992, Ocak 1993, Haziran 1993 ve Kasım 1993 tarihlerinde ödemiştir.
51. Mahkeme anlaşmazlığın sadece yaklaşık 3 ve S yıllık periyotlar esnasında ek tazminatlara uygulanan gecikme faizlerinin yetersizliği sebebi ile yetersiz kalan tazminat oranı hususunda olduğunu belirtmektedir.
52. Bu bakımdan mahkeme, eksiksiz bir tazminatın şayet onun ödenmesinin makul olmayan bir süreç gibi değerin azalmasına neden olacak sebepleri hesaba katmaması durumunda değerinin düşebileceğini düşünmüştür, istimlak konusunda bir tazminatın ödenmesindeki anormal süreli bir gecikme, özellikle bazı devletlerin parasal değer kaybı hesaba katılır ise, toprağı istimlak edilen şahsın mali kaybını artırma ve onu bir belirsizlik durumuna getirme ile sonuçlanır. (9 Temmuz 1997, Akkuş v.Türkiye Davası)
53. Davayı bir bütün olarak değerlendiren mahkeme, konu hakkında daha önceden varolan içtihadı göz önünde bulundurarak başvuru sahibinin şikayet konusunun "mülkiyet hakkından ileri geldiğini düşünür. Mahkeme, bireyin vazgeçilmez temel hak ve hürriyetleri ile kamu menfaati arasında gerçek bir dengenin sağlanıp sağlanmadığını ortaya koymalıdır. Bu bağlamda, başvuru sahibinin durumunda takip edilen usul ve ulusal yasama tarafından öngörülen tazminat şekillerini değerlendirmek gerekir.
54. Özel bir durum olarak, mahkeme yıllık %30 basit gecikme faizinden kaynaklanan ek tazminat miktarlarının ilgiliye, mahkemeye başvurudan sonra 4 ile 6 yıl ve Yargıtay'ın kararlarından sonra 14 ile 19 ayda ödendiğini tespit eder. Oysaki bu tarihte Türkiye'deki enflasyon oranı yıllık ortalama %67'ye ulaşmıştır.
55. İç hukuk tarafından kararlaştırılan ek tazminatların ödenmesindeki gecikmenin, mal sahibini mallarının istimlak edilmesine eklenmesi ile ayrı bir zarara uğratan kamu kurumunun hatasına isnat edilebileceği inkar edilemez. Başvuru sahibinin bir yandan mülkiyet hakkı diğer yandan kamu menfaatinin gerekleri arasında hüküm sürmekte olan tam dengeyi kıran aşın ve özel bir yükümlülüğe maruz kaldığını değerlendiren mahkeme bahse konu uygulamaların gecikmeyi iki katına çıkardığını düşünmüştür.
56. Sonuç olarak 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlali gerçekleşmiştir.
D- SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
57. Başvuru sahibi ek tazminat taleplerim ilgilendiren uygulama sürelerinden de aynı şekilde şikayetçi olmaktadır. Bu bakımdan sözleşmenin 6/1. maddesine şu bağlamda atıfta bulunmaktadır:
"Her kişi, gerek vatandaşlık hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar, gerek ceza alanında kendisine karşı yapılan bir suçlama konusunda karar verecek olan yasal, bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından davasının, makul şiire içerisinde, hakkaniyete uygun ve açık biçimde dinlenmesini istemek hakkına sahiptir."
A-Uygunluk
58. Söz konusu şikayetin uygunluğuna gelince, hükümet ilk istisnaları ortaya koymaz.
59. Mahkeme bu şikayetin hiçbir uygunsuzluk gerekçesine uymadığım belirtmiş ve esas üzerine bir araştırma yapılmasına karar vermiştir.
B-Davanın Esası
60. Başvuru sahibi, bir yandan ek tazminatların geç ödenmesinden diğer yandan ulusal yargı tarafından bu tazminatların belirlenmesindeki gecikmeden kaynaklanan zararlar nedeni ile haksız bir duruma düşmüş olduğunu beyan eder ve bahse konu borçların tahsil edilme safhasının ek tazminat talebini ilgilendiren uygulamaya dahil olduğunu beyan etmektedir.
61. Yukarıdaki 50-52. paragraflarda belirtilen sonuçlan göz önünde bulundurarak, mahkeme, bu madde bakımından sorunu farklı olarak ele almayı gerekli görmemektedir.
III- SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
62. Sözleşmenin 41. maddesi,
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A- Maddi ve Manevi Zarar
63. Başvuru sahibi, ek tazminatların geç ödenmesinden kaynaklanan ve aynı zamanda iç hukuk tarafından gecikmenin tespit edilmesindeki gecikmeden doğan zararları için tazminat alması gerektiğini beyan etmiştir. Kendisi mahkemeden tazminatın Amerikan Dolan olarak ödenmesini talep etmiştir. Aynı zamanda maruz kaldığı manevi zararın telafi edilmesini istemiştir.
64. Hükümet herhangi bir açıklama yapmamıştır.
65. Daha önceden AKA davasında benimsenen metoda göre mahkeme, başvuru sahibinin maruz kaldığı maddi zararları tespit edebilmek için, 1992 ve 1993 yıllarında başvuru sahibine efektif olarak ödenen miktarlar ile parasal erozyonu hesaba katmak için Asliye Hukuk Mahkemesine başvurulma tarihinden itibaren ek tazminatların düzenlenmesi halinde elde edilecekler arasındaki farklılığı hesaba katmak gerektiğini değerlendirir.
66. Sahip olduğu ekonomik veriler ışığında hesap yapan mahkeme, başvuru sahibine ödeme tarihinde geçerli oranda Türk Lirasına çevrilecek 18.400 Euro miktarında bir tazminat verilmesine karar vermiştir.
67. Manevi zarardan bahsederken mahkeme, başvuru sahibinin 19272/92 sayılı dilekçesi çerçevesinde başvuru sahibinin Altınkaya istimlaklarını takiben daha evvelden tazminat aldığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak mahkeme bu talebi kabul etmeyecektir.
B-Masraflar ve Harcamalar
68. Başvurusu sahibi sözleşmeye ve ulusal uygulamalara bağlı harcamalar ve masraflar için 8.000 $ talep etmiş fakat kendisine uygun sebepler gösterememiştir.
69. Hükümet herhangi bir açıklama yapmamıştır.
70. Mahkeme aynı avukat tarafından sunulan Altınkaya istimlaklarını ilgilendiren bütün dilekçeleri hesaba katarak 330 Euro kadar miktarın eşit şekilde başvuru sahibine ödenmesine karar vermiştir.
C-Gecikme Faizleri
71. Mahkemenin sahip olduğu bilgilere göre mevcut kararnamenin benimsenme tarihinde Fransa'da geçerli yasal faiz oranı yıllık %4,26 dır.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE
1- Davanın 3. ve 5. yılından sonra elde edilmiş istimlak ek tazminatlarına uygulanacak gecikme faizlerinin yetersizliğini ilgilendiren 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin kabulüne;
2- Uygulama sürecini ilgilendiren Sözleşmenin 6/1. maddesinin kabulüne;
3- Ek tazminatların yetersizliğini ilgilendiren 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin kabul edilemez olduğuna;
4-1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlalinin olduğunun kabulüne; 5-Sözleşmenin 6/1. maddesinin esasını incelemeye yer olmadığına;
6- a) Davalı devletin başvuru sahibine aşağıda belirtilen miktarları ödeme zamanında cari olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere sözleşmenin 44/2. maddesine uygun olarak kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içerisinde
9100 Euro maddi zarar için
1100 Euro manevi zarar için
330 Euro harcamalar ve masraflar için ödemesine
b) Yukarıda belirtilen üç aynı bitiminden itibaren tediye gününe kadar senelik %4,26 gecikme faizi ödenmesine,
7-Başvuru sahibinin hakkaniyete uygun tatminle ilgili taleplerinin bakiyesinin reddine karar vermiştir.
Yorum (*)
Mülkiyet hakkının korunduğu Ek 1 Nolu Protokolün l. Maddesine göre, mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin, bu hakkın ihlali olarak algılanmaması için;
1. Müdahale kamu yararı amacına yönelik olmalıdır,
2. Müdahale, iç hukukta ve uluslar arası hukukta öngörülen koşullara uygun olmalıdır ve
3. Müdahale ile elde edilmek istenen amaç ile kişilerin mülkiyet hakkı arasında adil bir denge kurulması gerekir.
Söz konusu davada, Türkiye hakkında açılan diğer davalarda olduğu gibi, kamulaştırma bedeli makul olmayan bir gecikme ile ödenmiş (4. ve 6. Yılın sonunda) ve gecikme için öngörülen faiz oranı (% 30) enflasyon oranın(% 67) çok altında belirlenerek, bu üçüncü şart ihlal edilmiş ve birey " aşırı ve özel bir yükümlülük" altına sokulmuştur. Mahkemeye göre bu uygulama Sözleşmede korunan Mülkiyet hakkının ihlali teşkil eder.
AİHM' nin bu tip kararlan (168 mahkumiyet kararının 128'nin bu sebeple olması) üzerine 3.10.2001 tarihinde 4709 sayılı kanun ile getirilen Anayasa değişiklikleri ile, kamulaştırma bedellerinin ve kesin hükme bağlanan artırım bedellerinin gerçek karşılıklarının nakden ve peşin ödenmesi şartı getirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy