(AİHS. m. 3, 6, 8, 13, 14, 18, 27, 34, 45) (2709 S. K. m. 125) (765 S. K. m. 188, 191, 193, 194, 243, 245, 526) (1412 S. K. m. 151, 153) (1632 S. K. m. 86, 87) (353 S. K. m. 93, 95) (818 S. K. m. 41, 46, 47) (285 S. KHK. m. 4) (430 S. KHK. m. 8) (AYDIN - TÜRKİYE DAVASI) (AKDIVAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BİLGİN - TÜRKİYE DAVASI) (BOYLE VE RICE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (GÜNDEM - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KLASS VE DİĞERLERİ - ALMANYA DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (SELÇUK VE ASKER - TÜRKİYE DAVASI)
23 Temmuz 1993 günü Şırnak ili Silvan ilçesi Boyunlu köylülerine teröristler tarafından ateş açılmış ve olay yerine gelen köy korucuları ile teröristler arasında çatışma çıkmıştır. Teröristler geri çekilerek Ormaniçi köyüne girmişlerdir. Çatışma burada da devam etmiştir. Olay yerine askeri birlikler sevk edilmiştir. Gece karanlığının çökmesinden faydalanan teröristler kaçarak izlerini kaybettirmişlerdir. Olaylardan sonra köyde yaşlı bir kadın ve bir çocuk ölü olarak bulunmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olan başvuru sahiplerinden Mehmet Safi Aranacak'ın başvuru tarihinden önce güvenlik kuvvetleri ile terörist olarak girmiş olduğu çatışmada öldürüldüğünün ortaya çıkmasıyla tek başvuru sahibi olarak kalan İzzet Matyar, 23 Temmuz 1993 günü ikamet etmiş oldukları Ormaniçi köyüne Boyunlu köy korucularının kişisel çıkartan sebebiyle saldırdıklarını, köyde hayatlarını kaybeden iki kişinin köy korucuları tarafından öldürüldüklerini, köy korucularının evlerini, ekinlerini ve mahsullerini yaktıklarını ileri sürerek Sözleşmenin 3, 6, 8, 13,14 ve 18. maddeleri ile 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Mahkeme,
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediği hususunun oybirliğiyle kabulüne;
2. Sözleşmenin 8. maddesinin veya 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediği hususunun oybirliğiyle kabulüne;
3. Sözleşmenin 14. veya 18. maddelerinin ihlal edilmediği hususunun oybirliğiyle kabulüne;
4. Sözleşmenin 6. veya 13. maddelerinin ihlal edilmediği hususunun oybirliğiyle kabulüne;
5. Sorumlu Devletin Sözleşmenin eski 25. maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olmadığı hususunun 3 oya karşı 4 oyla kabulüne karar vermiştir.
1. Madde 3- İşkence, gayri insani yahut haysiyet kinci ceza veya muamele yasağı
Başvuru sahibi, köy korucuları ve jandarmalar tarafından yapılan silahlı saldırının ve evlerini terk etmeye zorlanmalarının kendisi, ailesi evi ve mezrası üzerinde İnsanlıkdışı ve küçük düşürücü bir etki bıraktığını ileri sürmüştür. Bunların yanında, şiddetin kasıtlı, ceza kabilinden ve hayati niteliğinden de bahsetmiştir. Aynı zamanda 3. madde ihlallerinin, suçlanan Devletin köy koruculuğu sisteminin yeniden düzenlemesi veya ciddi kötü muamele suçlamalarının soruşturulmasındaki hatalarından kaynaklandığını iddia etmektedir, (par. 137)
Hükümet, başvuru sahibinin olayları anlatımını inkar etmiş ve köyde meydana gelen zarar ve yaralanmaların sebebinin Ormandışı'na doğru takip edilen teröristlerin açmış oldukları ateş olduğunu belirtmiştir, (par. 138)
Mahkeme, delillerin gereken derecede olmadığına dayanarak, başvuru sahibinin evinin ve ailesinin iddia edildiği gibi saldırıya uğradığı suçunun sübuta ermediğine karar vermiştir. (par. 139)
2. Madde 8 ve 1 Nolu Ek Protokolün 1. Maddesi- Özel ve ailevi hayata, meskene saygı ve mülkiyet hakkı
Başvuru sahibi, ailesinin evine karşı yapılan kasıtlı saldırının, köylerini terk etmeye zorlanmalarının, malların, mahsullerinin ve diğer eşyalarının tahrip edilmesinin çok açık bir şekilde bu iki hükmün ihlali olduğunu ileri sürmüştür. Aynı zamanda, kendi görüşüne göre, yetkililer tarafından yapılan sistematik bir köy boşaltma uygulamasını gösterir yeterli delil mevcuttur. (par.143)
Hükümet, başvuru sahibinin olaylara getirdiği yorumlan inkar etmiş ve köyde meydana gelen herhangi bir zarar ve yaralanmanın, Ormandışı'na doğru kaçarken takip edilen teröristlerin ateş açmalarından kaynaklandığını ileri sürmüştür. (par.144)
Mahkeme, başvuru sahibinin evinin ne zaman ve kim tarafından yakıldığına veya ne zaman buradan taşındığına ve ne şartlar altında taşındığına dair bir sonuca ulaşmak için yeterli delil olmadığını hatırlatmıştır. Sonuç olarak, başvuru sahibinin, evinin ve mallarının zarar görmesinde Devletin sorumluluğu kanıtlanamamış ve yukarıdaki hükümlere dair herhangi bir ihlal bulunamamıştır. (par.145)
3. Madde 14 ve Madde 18 - Ayırımcılık yasağı ve hakların kısıtlanmasının sınırları
Mahkeme, bu dosyada ortaya konulan gerçeklere dayanarak ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. madde ile hakların kısıtlanmasının sınırlarını düzenleyen 18. maddeye dair herhangi bir ihlal bulmamıştır. (par. 148)
4. Madde 6 ve Madde 13 - Adil yargılanma ve etkili başvuru hakları
Başvuru sahibi, Sözleşmeye dayanarak yapmış olduğu şikayetlere atıfta bulunarak, güneydoğu Türkiye'de Sözleşmenin 13. maddesinde belirtildiği gibi etkin bir başvuru hakkının mümkün olmadığından şikayet etmiştir. Ek olarak da, vatandaşlık haklarına getirilen 'kısıtlamaların tazmini için mahkemeye başvurma imkanı olmadığını iddia ederek şikayetlerini Sözleşmenin 6. maddesine dayandırmıştır. (par.149)
Başvuru sahibi, saldırının köy korucuları ve güvenlik güçleri tarafından yapıldığı, köylülerin olaylar hakkında yanlış bilgi vermeyi kabul etmeye zorlandıkları bir ortamda kendisi için etkin bir başvuru yapmanın mümkün olmadığını ve olağanüstü hal ile yönetilen ve güvenlik güçlerince kontrol edilen bir yerde kendi görüşlerini bir yetkilinin önünde açıklamasının imkansız olduğunu ileri sürmüştür. Kendi şikayetleri doğrultusunda yapılacak böyle bir soruşturmanın tamamen yetersiz ve eksik olacaktır. (par.151)
Hükümet, başvuru sahibinin şahsen hiçbir yetkiliye şikayette bulunmadığını ve cumhuriyet savcısı tarafından sorgulandığında mallarına herhangi bir zarar geldiği yönünde bir suçlamada bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvuru sahibinin suçlamalarına dair olaylar köylülerin ve köy korucularının ifadelerini alan cumhuriyet savcısı tarafından soruşturulmuştur. Soruşturma ve yargılama sonucunda köy korucuları serbest bırakılmışlardır, aleyhlerine olan deliller yetersiz bulunulmuştur. (par.152)
Mahkeme, köy korucuları veya jandarmalar tarafından işlendiği iddia edilen, başvuru sahibinin mallarına zarar vermeleri suçunun sübuta ermediği kanaatindedir. Bu şartlar altında Mahkeme, başvuru sahibinin, Sözleşmenin 6. maddesinde yer alan vatandaşlık haklarına karşı olarak yapılan şikayetleri ile ilgili olarak başvuru hakkının reddedildiği iddiasının temelsiz olduğuna karar vermiştir. (par.153)
Başvuru sahibi Sözleşmenin 13. maddesinin göz önünde bulundurulmasını istediğinde Mahkeme, Mahkeme içtihatlarına göre, Sözleşmenin 13. maddesinin sadece bir kimsenin Sözleşmede düzenlenen bir hakkın ihlalinin mağduru olması yönünde "tartışılabilir bir iddiası" obuası durumunda uygulandığını hatırlatmıştır (bkz. 27 Nisan 1988 tarihli Böyle ve Rice v. Birleşik Krallık yargılaması, Seri A no. 131, paragraph: 52). Başvuru sahibinin olgulara dayanan iddialarının doğruluğu olmadığı için başvuru sahibinin "tartışılabilir bir iddiası" olduğu kabul edilemez. Bu yüzden Sözleşmenin 13. maddesi bu davada uygulanamaz ve herhangi bir ihlal bulunamamıştır. (par. 154)
5. Eski Madde 25 - Kişisel başvuru hakkı
Başvuru sahibi Komisyona ve Mahkemece başvurması ile ilgili olarak korkutulduğundan şikayet etmiştir. Başvuru sahibi, jandarma görevlilerince defalarca gözaltına alındığım, 29 Eylül 1994 tarihinde jandarmalar 30 Eylül 1994 tarihinde ise cumhuriyet savcısı tarafından doğru olmayan ifadeler imzalamaya zorlandığını ve gözaltında kaldığı sürece başvurusu ile ilgili olarak defalarca sorgulandığını ve tehdit edildiğini iddia etmiştir. Dahası, jandarmalar başvuru sahibinin kendi evi diye başka bir ev önünde çekmiş oldukları bir fotoğrafı Komisyona göndererek Komisyonu yanıltmaya da çalışmışlardır. (par.156)
Hükümet, başvuru sahibinin şikayetleri ile ilgili olarak herhangi bir yetkiliye başvurmadığını ve başvurusunun şeffaflığının şüpheli olduğunu iddia etmiştir. Başvuru sahibi Silvan cumhuriyet savcısı-tarafından kendisinin herhangi bir şikayeti olmaksızın sorgulanmıştır. Başvuru sahibinin Komisyona veya Mahkemeye yapmış olduğu başvurusu ile ilgili olarak korkutulduğu veya tehdit edildiği iddialarını yalanlamıştır. (par.157)
Mahkeme, 25. maddede (şimdiki 34. madde) düzenlenen, başvuru sahiplerinin veya muhtemel başvuru sahiplerinin başvurularından vazgeçirmek veya şikayetlerini değiştirmek için yetkililerce herhangi bir baskıya maruz kalmaksızın Sözleşmede düzenlenen organlarla özgürce haberleşebilmeleri anlamına gelen bireysel başvuru hakkının etkin bir şekilde uygulanabilmesinin fevkalade bir ehemmiyete haiz olduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, "baskı" sadece doğrudan zorlama ve alenen yapılan davranıştan değil aynı zamanda diğer, usulüne uygun olmayan dolaylı hareketleri veya başvuru sahiplerini Sözleşme yollarından birisini kullanmaktan vazgeçirmeye veya yıldırmaya yönelik her türlü teması da içerir.
Bununla beraber, eski 25. maddenin ilk paragrafının görüş noktasında başvuru sahibi ve Hükümet arasında kabul edilemez düzeyde bir münasebet olup olmadığı konusu davanın özel koşullan çerçevesinde değerlendirilmelidir. Başvuru sahiplerinin Sözleşme çerçevesinde yapmış olduktan başvurulan ile ilgili olarak yetkililerce sorgulanmaları ulusal bir soruşturma uygulaması olup bu, bireysel başvuru hakkının kullanılmasını engellemek olarak telakki edilebilecek, yapılan uygulamaların yasadışı veya kabul edilemez bir baskı içerip içermediğine bağlıdır (örnek: 25 Eylül 1997 tarihli Aydın v. Türkiye davası, Raporlar 1997-VI sayfa: 1899-1990, paragraflar: 115-117; AİHM 2000-VIII te yayınlanacak Salman v. Türkiye (GC), 21986/93, paragraph 130 ve devamı), (par.158)
Mahkeme, gözaltına alınma ve kötü muamele ile ilgili şikayetlerinde başvuru sahibini haklı bulmamıştır. Mahkeme, 29 Eylül 1994 tarihinde başvuru sahibinin, Komisyona yapmış olduğu başvurusunun temel noktası olan olaylar ile ilgili olarak jandarmalar tarafından ifadesinin alındığını tespit etmiştir. Bununla birlikte Mahkemenin delilleri değerlendirmesi, sorumlu Devletin yetkililerinin, başvuru sahibini başvurusundan vazgeçirmek veya şikayetlerini değiştirmek için korkuttukları veya tehdit ettikleri veya bireysel başvuru hakkını kullanmasına engel oldukları kararına ulaşabilmek için gerçeklere dayanan yetersiz bir temel tespit etmiştir. (par.159)
Bu sebeple Mahkeme, sorumlu Devletin Sözleşmenin eski 25. maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olmadığını tespit etmiştir. (par.160)
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Ahmet Özcan ve Diğerleri v. Türkiye
2. Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye
3. Aydın v. Türkiye
4. Bilgin v. Türkiye
5. Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık
6. Gündem v. Türkiye
7. İrlanda v. Birleşik Krallık
8. Klaas v. Almanya
9. McKerr v. Birleşik Krallık
10. Menteş ve Diğerleri v, Türkiye
11. Salman v. Türkiye
12. Selçuk ve Asker v. Türkiye
13. Rbitsch v. Avusturya
DAVANIN ESASI
PROSEDÜR
1. Dosya, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin ("Sözleşme") eski 25. maddesi uyarınca, iki Türk vatandaşı, İzzet Matyar (başvuru sahibi) ve Mehmet Safı Aranacak'ın 24 Ocak 1994 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna ("Komisyon") yapmış oldukları 23423/94 numaralı bir başvurudan kaynaklanmaktadır.
2. Başvuru sahibi, Londra'da çalışan bir avukat olan P. Leach tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise B. Kaleli tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru sahibi, güvenlik güçleri tarafından, köylerine düzenlenmiş olan bir operasyonda evinin tahrip edildiğini ve mal varlığının imha edildiğini iddia etmiş ve Sözleşmenin 3, 6, 8, 13,14 ve 18. maddeleri ile 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Aynı zamanda Sözleşmenin, eski 25. maddesine dikkat çekerek, başvurusu sebebiyle korkutulduğunu iddia etmiştir.
4. Başvuru, Komisyon tarafından 13 Mayıs 1996 tarihinde kısmi olarak kabul edilebilir ilan edilmiştir. Mehmet Safi Aranacak adına yapılan şikayetler, gerçekte kendisinin 13 Ocak 1994'te, başvurunun yapılmasından önce, ölmüş olduğunun ortaya çıkması ve başvuru sahibinin temsilcilerinin, Mehmet Safı Aranacak'ın eşiyle devam edegelen şikayetleri olup olmadığına dair herhangi bir bağlantı kuramamaları sebebiyle listeden çıkartılmıştır. Başvuru 1 Kasım 1999 tarihinde 5. maddenin 3. fıkrası ve Sözleşmenin 11 Nolu Protokolünün ikinci hükmü gereği Mahkemeye intikal ettirilmiş olup o tarihe kadar dosyanın incelenmesi Komisyon tarafından tamamlanmamıştır.
5. Başvuru, Mahkemenin Birinci Dairesinin ihtisas alanına girmektedir (Mahkeme Kurallarının 52/1 fıkrası). Bu Dairede, dosyayı inceleyecek Heyet (Sözleşmenin 2111 fıkrası) Mahkeme Kurallarının 26/1 fıkrası uyarınca oluşturulmuştur. Türkiye adına seçilen hakim, Rıza Türmen davadan çekilmiş (28. Kural) Hükümet buna bağlı olarak ad hoc yargıç olarak Rıza Türmen yerine Feyyaz Gölcüklü'yü görevlendirmiştir (Sözleşmenin 27/2 fıkrası ve 29/1. Kural), 1 Kasım 2001'de Mahkeme Dairelerinin oluşumunu değiştirmiştir (25/1. Kural). Bu dava yeni kurulan Üçüncü Daireye (52/1. Kural) verilmiştir.
6. Başvuru sahibi ve Hükümet değerler ile ilgili incelemelerini doldurmuşlardır (59/1. Kural). Kurul, tarafların da görüşünü aldıktan sonra değerler hakkında herhangi bir duruşmaya ihtiyaç olmadığına karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN ÖZEL ŞARTLARI
7. Olaylara, özellikle 23 Temmuz 1993 günü meydana gelenlere, taraflar tarafından itiraz edilmiştir. Olayların meydana geldiği zamandan sonra uzun zaman geçmesine ve tarafların sunduğu belgelerin özelliklerine rağmen Mahkeme, tanıkların dinlenmesini de içeren, olayları açıklayıcı bir soruşturma yapılmasının, dosyadaki sorunların çözümüne sonuç verici bir yardımı olmayacağına karar vermiş ve başvuru sahibinin şikayetlerini, tarafların sunmuş olduktan belge ve bilgiler ışığında incelemiştir.
8. Başvuru sahibi ve Hükümetin olaylarla ilgili sunmuş olduktan bilgiler aşağıda verilmiş (A ve B Bölümleri) olup olaylar ve şikayetler ile ilgili belgeler ise özetlenmiştir (C Bölümü).
A. Olaylarla ilgili olarak başvuru sahibinin verdiği bilgiler
9. Temmuz 1993'te, 60 yaşında ve 10 çocuk babası olan başvuru sahibi, Türkiye'nin Güneydoğu bölgesindeki Şırnak ili Silvan ilçesi, Ormaniçi Köyü (Ormandışı veya Cicika olarak da bilinir) ne 2 kilometre mesafedeki Başoğ mezrasında yaşamaktadır. Bu köy 1993-1994 yıllarından itibaren köy korucuları ile birlikte güvenlik güçlerinin operasyonlarına maruz kalmaktadır (bkz. 21689/93 başvuru numaralı Ahmet Özcan ve Diğerleri v. Türkiye davası).
10. 24 Temmuz 1993 günü, başvuru sahibinin köyü, Silvan Jandarma Komutanlığı emrindeki bir helikopter ve Bayrambaşı jandarmaları tarafından desteklenen köy korucuları tarafından silahlı bir operasyona maruz kalmıştır. Operasyon saat 17:00 gibi başladığında, eşi Nezihe, oğullan Burhan ve Hamit ve kızı Nesihat ile Başoğ'daki evinde olan başvuru sahibi, köyden silah sesleri duymuş ve köyün çeşitli yerlerinden yükselen alev ve dumanlan görmüştür. Kadınlar ve çocuklar köyden bulundukları mezraya doğru kaçmaktadırlar. Başvuru sahibi, oğlu Burhan'a traktörü almasını ve kaçmasını söylemiş ve oğlu da dediğini yapmıştır. Bu arada başvuru sahibi, tanıdığı bir kaç köy korucusu; Eşref Simpil, ihsan Simpil ve Guri Simpil'i görmüştür (bu soyadı bazı belgelerde Sümbül olarak geçmektedir).
11. Hamit ve Nesihat ellerinde tuttukları Kur'an ile köy korucularına yalvarmışlardır. Korucular buna rağmen başvuru sahibinin evini ve ekinini yakmışlardır. Başvuru sahibi helikopterin oğluna ateş ettiğini görmüştür. Burhan traktörden inmiş ve ellerini başının üzerine koymuştur. Helikopter birkaç metreye kadar alçalmış Burhan ve arkadaşlarına bir müddet baktıktan sonra da uzaklaşmıştır. Burhan 5-6 kilometre mesafedeki Batikan köyüne kadar traktörle yoluna devam etmiştir. Batikan'dan arkasına baktığında evinin ve tarlalarının yanmakta olduğunu görmüştür. Hava karardığında başvuru sahibi traktörle Altınkum'a gitmiştir. Daha sonra köy korucuları ayrıldıktan sonra geri dönmüştür.
12. Başvuru sahibinin evi aşağıda belirtildiği şekilde tahrip edilmiştir. Duvarlar mermilerle delik deşik edilmiş ve tüm pencereler kırılmıştır. Traktörün arkasına bağlı 3 tonluk mazot tankı mermiler yüzünden delinmiş ve içerisindeki tüm mazot dökülmüştür, iki dolu mazot varili, bir römorkör ve tekerlekleri mermilerle delik deşik olmuştur. Traktörü, sulama pompası ve 110 sulama borusu mermilerle tahrip edilmiştir. Bununla beraber evinin önündeki iki yüz çuval da yanmıştır. Bir yılın mahsulü olan dört ton toplanmış buğday, iki ton arpa ve iki kamyon yükü saman da yanmıştır.
13. Ormaniçi'ne yapılan operasyon esnasında 70 yaşındaki Seve Nibak ve 7 yaşındaki Cihan Matyar vurularak öldürülmüştür. Korucular Mehmet Safi Aranacak'ın evi de dahil olmak üzere diğer evlere ateş açmışlar ve evleri yakmışlar, tarlalardaki mahsuller ile ambarlan da tahrip etmişlerdir.
14. Silvan Bölge Jandarma Komutanı, Binbaşı Hakan Temel Aksel, köylülere köylerini teröristlerin bastığını söylemelerini aksi taktirde bunun kendilerine pahalıya mal olacağını söylemiştir. Komutan köyde teröristlerle köy korucuları arasında bir çatışma çıktığı şeklinde bir tutanak tutmuş ve bunu köylülere imzalatmıştır.
15. Başvuru sahibi bir yıl kadar daha evinde yaşamaya devam etmiştir. Olaydan bir yıl sonra Bayrambaşı Jandarma Karakoluna çağrılmış ve Göm'da oturduğu için kendisine kızan komutan tarafından gözaltına alınmıştır. Komutan daha sonra Burhan'ı çağırmış ve evi yakılmadıkça başvuru sahibinin serbest bırakılmayacağını söylemiştir. Burhan evi yakmış ve başvuru sahibi serbest bırakılmıştır. Daha sonra Bayrambaşı'ndaki bir jandarma başvuru sahibine jandarmaların evinin yanmış fotoğraflarını çektiğini söylemiştir. Silvan Bölge Jandarma Komutanı evin sağlam fotoğraflarını istediği için buna çok kızmıştır. Jandarmalar daha sonra gelerek oğlunun evinin önünde başvuru sahibinin fotoğraflarını çekmişlerdir.
16. 29 Eylül 1994'te başvuru sahibi, kendisine çavuş Ömer Temel ve jandarma er İbrahim Bilgin tarafından hazırlanan bir raporun imzalatıldığını iddia ettiği Silvan Jandarmasına çağrılmıştır. Bu, Binbaşı Aksel tarafından Silvan Başsavcına gönderilmiştir. 30 Eylül 1994'te başvuru sahibi bir ifadeyi imzalaması için Silvan cumhuriyet savcısı tarafından zorlanmıştır.
17. Silvan cumhuriyet savcısı başvuru sahibinin şikayetleri üzerine bir soruşturma açmıştır. 3 Ekim 1994 günü delil yetersizliği sebebiyle takipsizlik kararı verilmiştir.
18. Ayrıca 24 Temmuz günü meydana gelen ölümlerle ilgili de bir soruşturma açılmıştır. Bu soruşturma, başvuru sahibinin Ormaniçi köyüne yerel jandarmalar ve bir helikopter ile desteklenen Boyunlu köy korucuları tarafından bir operasyon yaptıkları, köy korucularının evlerini yaktıkları, köylülerin eşya ve mahsullerini tahrip ettikleri ve köyde hiçbir PKK üyesi olmadığı iddialarını doğrulamaktadır. Başvuru sahibi, Bişar Nibak'in 27 Temmuz 1993 tarihli dilekçesine, Bişar ve Hüsna Nibak'ın 2 Ağustos 1993, Mehmet Sabri Matyar ve Mehdi Matyar'ın 31 Ağustos 1993, Şevket Aslan'ın 1 Eylül 1993 ve Hasan Manar'ın 2 Eylül 1993 tarihli ifadelerine atıfta bulunmuştur.
19. 27 Ekim 1993'te cumhuriyet savcısı iki ölüm olayı sebebiyle görevsizlik Kararı vermiş ve dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine göndermiştir. 24 Ekim 1993'te mahkeme dört köy korucusu, ihsan Simpil, Eşref Simpil, Mehmet Zaman ve Gürkan Simpil'in soruşturmaları ile ilgili olarak dosyayı tekrar Silvan'a göndermiştir. 1997'de dört köy korucusu delil yetersizliğinden adam öldürme suçundan beraat etmişlerdir.
B. Olaylarla ilgili olarak hükümetin verdiği bilgiler
20. 23 Temmuz 1993'te Sadık Simpil ve iki akrabası Rista çayı (bazı yerlerde Hista veya Pista olarak da bilinir) boyunca ağaç kesmeye gitmişlerdir. Çay boyunca dinlenen PKK teröristlerini görmeleriyle çatışma çıkmış, Sadık ve Medeni Simpil yaralanmışlardır. Bir tepede gözcülük yapan Boyunlu köyünün diğer korucuları çatışmayı fark etmiş ve yardıma gitmişlerdir. Teröristler Ormandışı'na doğru kaçmışlardır. Telsizle jandarmaya haber verilmiştir. Teröristler, köyden geçerlerken rastgele ateş etmeleri sonucunda Cihan Matyar ve Seve Nibak'ı öldürmüşlerdir. Teröristler, korucular ve jandarma tarafından köyün dışına kadar takip edilmiştir. Hava karardığında takibi bırakmışlardır. Ertesi sabah bölge aranmış fakat teröristlerin Altınkum'a doğru kaçtıklarını gösterir hiçbir şey bulunamamıştır.
21. 24 Temmuz 1993'te jandarmalar bir olay tutanağı tutmuşlar ve bölgenin krokisini çizmişlerdir. Jandarma tarafından köylülerin ifadeleri alınmıştır. Öldürülen çocuğun babası, Zeki Matyar, öldürülen kadının kocası Bişar Nibak'in başına vurduğunu söylemiş ve oğlunun ölümünden dolayı PKK'yı suçlamıştır. 24 Temmuz'da altı köy korucusu birbirini tamamlayan ve önemli konularda tutarsızlığa düşmeyen şekilde ifadelerini vermişlerdir, ifadeler teröristlerin çay boyunda koruculara nasıl ateş açtıklarını, daha sonra rastgele ateş ederek nasıl Ormandışı'na doğru kaçtıklarını içermektedir. 26 Temmuz'da hastaneye kaldırılan yaralı iki köy korucusunun ifadeleri alınmıştır. Bu ifadeler de diğer korucuların ifadelerini desteklemiştir.
22. 27 Haziran 1993'te Bişar Nibak Boyunlu Köyü korucularının Ormandışı'na saldırdığı, eşini öldürdüğü, mahsullerini ve bazı evleri yaktığı şikayetiyle Silvan Cumhuriyet Savcılığı'na başvurmuştur. Savcı, gelininin, diğer köylülerin ve saldırıyla ilgili olarak suçlanan köy korucularının ifadelerini almıştır. 13 Eylül 1993'te Zeki Matyar ve Azize Matyar cumhuriyet savcısına oğullarının köy korucuları tarafından öldürüldüğü suçlamasını içeren bir ifade vermişlerdir. Bu ifadeler Azize'nin köyün dışında bulunduğu, Zeki'nin de köyde bulunduğu ve oğlunun öldürüldüğünü gördüğü şeklindeki daha önceki ifadeleri ile ciddi bir şekilde çelişkilidir.
23. 27 Ekim 1993'te, cumhuriyet savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine sevk etmiştir. 24 Kasım 1993'te, suçlananların köy korucuları olmaları sebebiyle dosya geri gönderilmiştir.
24. Dört köy korucusu 1 Haziran 1996'da delil yetersizliği sebebiyle serbest bırakıldıkları Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmışlardır. Mahkeme şikayet sahiplerinin ifadelerini çelişkili oldukları için inandırıcı bulmamıştır.
25. Başvuru sahibi gelişen olaylar hakkında cumhuriyet savcısına herhangi bir şikayette bulunmamıştır. Başvuru sahibinin Strazburg'a başvurduğunu öğrenen cumhuriyet savcısı soruşturmaya esas teşkil edecek bir olay olup olmadığını tespit amacıyla kendisinin ifadesini almıştır. Başvuru sahibi ifadesinde mallarından hiçbirinin yanıtladığını ve bu konuda herhangi bir şikayette bulunmadığını belirmiştir. Bunun üzerine de cumhuriyet savcısı takipsizlik kararı vermiştir.
C. Taraflar tarafından sunulan belge niteliğindeki deliller
1. Başvuru sahibi tarafından sunulan ifadeler
Başvuru sahibinin 28 Temmuz 1993 tarihli İnsan Hakları Derneği (IHD) tarafından ifadesi
26. 24 Temmuz 1993 günü, başvuru sahibi Ormandışı köyüne 2 km mesafedeki Başoğ mezrasında bulunan evindedir. Saat 17:00 gibi köyden silah sesleri duyulmuş duman ve alevler görülmüştür. Köyün kadınları ve çocukları bulunduğu yöne doğru koşmaktadırlar. Önce köye askerlerin saldırdığını düşünmüştür. Daha sonra köye saldıranların korucular olduğunu anlamıştır. Ekinlerin içinde bulunan oğlu Burhan'a kaçmasını söylemiştir. Oğlu traktöre binmiş ve kaçmıştır. Bazı köy korucularını tanıyan başvuru sahibi bunlardan Eşref Simpil, İhsan Simpil, Nuri Simpil ve Guri Simpil'i mezraya doğru gelirlerken fark etmiştir. Kızı Nesihat ve oğlu Hamit evden Kur'an getirmişler ve bununla koruculara evlerini ve mahsullerini yakmamaları için yalvarmışlardır. Buna rağmen köy korucuları evi ve mahsulleri yakmışlardır. Bir helikopterin traktördeki oğluna ateş ettiğini görmüştür. Köyden gelen kadınlarla birlikte saklanmak için kaçmıştır, eşi ve çocukları evi terk etmemişlerdir. Hava karardığında başvuru sahibi ve diğer köylüler bir traktörle Altınkum'a gitmişlerdir. Akşam, köy korucularının geri döndüklerini düşünerek, evine gitmiştir. Kimse yoktur. Evdeki eşyalara hiçbir şey olmadığını ancak duvarların mermi delikleri ile dolu olduğunu ve camların kırılmış olduklarını görmüştür. Traktörün mazot tankı mermilerle vurulmuş ve akan petrol ateş almıştır. Mazot dolu varil, traktör römorkörü ve tekerlekleri de kurşunlanmıştır. Sulama pompası açılan ateş sebebiyle kullanılamaz hale gelmiştir. Evin önündeki iki yüz boş çuval yanmıştır. Tarlada, 4 ton hasat edilmiş buğdayın, 2 ton arpanın ve iki kamyon yükü samanın tamamen yanmış olduğunu görmüştür.
27. Televizyonda köyde teröristler ile köy korucuları arasında bir çatışmanın meydana geldiği söylenmiştir. Binbaşı köye gelmiş ve utanmaksızın köylülere köyü ve mezrayı teröristlerin yaktığını söylemiştir. Başvuru sahibine göre köye hiçbir gerilla gelmemiştir ve onlar bu tip şeyler yapmazlar.
Mehmet Safi Aranacak'ın 28 Temmuz 1993 tarihli İHD tarafından ifadesi
28. 24 Temmuz 1993 akşamı, yaklaşık 80-90 kişi olan Boyunlu Köyü korucuları Ormandışı köyüne saldırmışlardır. O an tarlasında çalışmaktadır. Ormandışı'na 4-5 km mesafedeki Boyunlu köyünden silah sesleri geldiğini duymuştur. Yaklaşık yarım saat sonra köy korucularının, köyü yakacakları ve Ormandışı köylülerinin çocuklarının gerilla oldukları şeklinde bağırarak köye girdiklerini görmüştür. Tarlalardaki erkekler traktörlere binerek daha rahat kaçabilmişlerdir. Bazı kadınlar ve çocuklar köyün yakınlarındaki ağaç kümelerinin arkasına saklanmışlardır. Köy korucularının köyü silahlarla taradıklarını görmüştür. Akşam, Seve Nibak ve Cihan Matyar'ın köyün içinde vurularak öldürüldüklerini öğrenmiştir. Traktörüne binmiş ve Badik'e doğru kaçmıştır. Kaçarlarken köy korucuları yerden askeri bir helikopter de havadan kendilerine ateş etmiştir. Daha sonra geri döndüğünde, evinin baştan başa tarandığını, evinin içindeki eşyaların tahrip edildiğini ve ateşe verildiğini görmüştür. Aynı zamanda mahsulleri de yakılmış ve imha edilmiştir.
29. Silvan Jandarma Komutanlığından bir Binbaşı köye gelmiş ve "Köye teröristlerin saldırdığım ve mahsuller ile evleri teröristlerin yaktığını söyleyeceksiniz. Eğer köy korucularını suçlarsanız bu size pahalıya patlar" demiştir. Daha sonra Binbaşının köyde teröristler ile köy korucuları arasında çatışma yaşandığını, karşılıklı ateş sebebiyle iki kişinin öldüğü ve köyün teröristler tarafından yakılıp tahrip edildiğini belirten bir rapor tuttuğunu duymuştur. Rapor Seve Nibak'in oğlu tarafından kendisi istemediği halde imzalanmıştır. PKK köye gelmemiştir. Devlet kendilerini ya dağa çıkmaları ya da köyü terketmeleri yönünde sürekli zorlamaktadır. Köy korucularından korkmakta ve onların yüzünden hayatlarını tehlikede hissetmektedirler.
Başvuru sahibinin 28 Ekim 1998 tarihli avukat Ayla Akat tarafından alınan ifadesi
30. Hükümet tarafından sunulan fotoğraf başvuru sahibine gösterilmiştir. Başvuru sahibi evin kendisine ait olmadığını söylemiş aşağıdaki gibi devam etmiştir.
31. Fotoğraflardaki ev kendisinin değildir. 24 Temmuz 1993'te Ormaniçi'ndeki evleri yaktıktan sonra köy korucuları iki kilometre mesafedeki Başoğ'daki evine gelmişler ve mahsullerini yakıp tarım aletlerini ve evlerini silahla taramışlardır. Olayları 500 metre mesafeden seyretmiştir. Ev tahrip edilmiştir fakat hala oturulabilir bir vaziyettedir. Bir yıl boyunca burada yaşamıştır. Bir yıl sonra, Bayrambaşı Jandarma Karakolu'na götürülmüştür. Komutan kendisine kızmıştır ve kendisini nezarete atmıştır. Daha sonra komutan başvuru sahibinin oğlu, Burhan'ı getirtmiş ve onu babasının evini yıkmadıkça babasının serbest bırakılmayacağını söyleyerek tehdit etmiştir. Bu yüzden oğlu Göm'daki evine gitmiş ve evi yıkmıştır. Serbest bırakılmasını müteakip başvuru sahibi Burhan ile birlikte yaşamak için Ormandışı'na gitmiştir. Bir kaç ay sonra Silvan Bölge Jandarma Komutanının evinin fotoğraflarını istediğini duymuştur. Jandarmalar yıkılmış evinin fotoğraflarını çekerek Silvan'a göndermiştir. Başvuru sahibi polis karakolunda bir jandarmadan Silvan Jandarma Komutanı'nın evin sağlam fotoğraflarını istediği için sinirlendiğini duymuştur. Bunun üzerine askerler başvuru sahibinin oğlunun evine gelmişler ve evin önünde başvuru sahibinin fotoğraflarını çekmişlerdir. O zaman başvuru sahibinin niye böyle yaptıkları hakkında herhangi bir fikri yoktur.
32. 30 Eylül 1994 günü Silvan Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadede, bu olayla ilgili olarak değişik durumlarda birçok defa göz altına alındığını ve Devlet aleyhine yaptığı şikayetler sebebiyle de tehditlere maruz kaldığını belirtmiştir.
Başvuru sahibinin 12 Nisan 2000 tarihli ifadesi
33. Avukat Cihan Aydın tarafından alınan bu ifadesinde başvuru sahibi başvurusundan dolayı baskı altında olduğunu söylemiştir. Jandarma karakoluna çağrılmış ve tehdit edilmiştir. Belgeleri Mahkemeye sunduktan sonra, belgeler Silvan'a gönderilmiştir ve olayın zanlıları olan oradaki jandarmalar kendisini şikayetlerinden vazgeçmesi için tehdit etmiş ve zorlamışlardır. Kötü şeyler yapabilecekleri için korkmuştur.
Başvuru sahibinin 27 Haziran 2001 tarihli ifadesi
34.1993 yılında Boyunlu ve Ormandışı köylerinin arasındaki arazide köy korucuları ve PKK arasında bir çatışma çıkmıştır, iki köy korucusu yaralanmıştır. Akşama doğru, oldukça kalabalık bir köy korucusu topluluğu Ormandışı'na girmiş ve biçilmiş ekinleri yakmaya başlamışlardır. Ormandışı'nı yaktıktan sonra korucular başvuru sahibinin mezrasına gelmişlerdir. Evi mezradaki tek evdir. Evini ateşe vermişler ve silahla taramışlardır. Oğlu traktör ile kaçmıştır. Köy korucuları traktörün römorkörüne ateş etmişlerdir. Başvuru sahibinin sulama pompası, üç tonluk bir mazot tankı, iki varil mazotu, bir traktörü ve 110 sulama borusu açılan ateş sonucu kullanılamaz hale gelmiştir. Köy korucuları aynı zamanda dört ton buğdayı, iki ton arpayı ve iki kamyon yükü samanı da yakmışlardır. Başvuru sahibi, eşi, kızı Nesihat ve oğulları Burhan ile Hamit (şimdi Almanya'da) olayların vuku bulduğu zaman mezradadırlar. Daha sonra bir aile olarak yaşamak için Ormandışı'na taşınmışlardır. Beş ya da altı ay sonra Boyunlu Köyü korucuları gelmişler ve evlerini terk etmek zorunda olduklarını söylemişlerdir. Köy korucuları Ormandışı köyünü ve evini yakmışlardır ve vermiş oldukları ifadeler doğru değildir.
35. Birkaç yıl sonra, Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından Bayrambaşı Jandarma Karakolu'na çağrılmıştır. Karakol komutanı, Devlet aleyhine bir başvuruda bulunduklarını ve eğer ifadelerini değiştirmezler ise bunun kendisi için iyi olmayacağını söyleyerek kendisini ve köy muhtarı Ebedin Sezgin'i tehdit etmiştir. Daha sonra cumhuriyet savcısının odasına gitmişler fakat korktuktan için evlerinin yakıldığını söyleyememişlerdir. Başvuru sahibi okuma yazma bilmemektedir ve ifadesi kendisine okunmamıştır. Aynı zamanda operasyondan yaklaşık bir yıl sonra yakalanmış ve 14 gün boyunca gözaltında tutulmuştur. Kendisine işkence ve kötü muamele yapılmıştır, işkenceye uğrayabilirim korkusuyla evinin yakıldığını söylememiştir. Muhtar, Ebedin Sezgin imam olduğu ve korktuğu için tanıklık etmek istememiştir. Hükümet tarafından kendi evi diye çekilen fotoğraflar aslında oğlu Sait'in Ormandışı'ndaki evinin fotoğraftandır.
Burhan Matyar'ın 27 Haziran 2001 tarihli ifadesi
36. Olayın vuku bulduğu zaman Burhan Matyar, başvuru sahibi babası ile birlikte Başoğ mezrasındaki evlerinde oturmaktadırlar. PKK ve köy korucuları arasında bir çatışma çıkmıştır, iki köy korucusu yaralanmıştır. Korucular Ormandışı'nı ateşe verdikten sonra kendi mezralarına gelmişlerdir. Onları gelirken gören Burhan Matyar korkmuş ve traktörle kaçmaya başlamıştır. Tarlada gördüğü üç kişiye de durumu anlatmış ve onlar da traktöre binmişlerdir. Bir dereyi geçtikten sonra bir helikopter kendilerine ateş açmıştır. Traktörlerinden inmişler ve ellerini başlarının üzerine koymuşlardır. Helikopter başlarından birkaç metre mesafeye kadar alçalmış ve sonra havalanarak ayrılmıştır. Tekrar traktöre binerek Batikan köyüne gitmişlerdir. Burada geriye baktıklarında evlerin ve tarlaların yandığını görmüştür. Bir gün ve gece sonra geri dönmüştür. Ev harabe bir hale gelmiş bir kısmı yanmış ve taranmış vaziyettedir. Traktör ve römorku yanmış, taranmış ve kullanılamaz hale gelmiştir. Toplamış mahsuller yakılmış, mazot tankı, iki varil mazot, bir motorlu pompa ve sulama boruları taranmış ve kullanılamaz hale gelmiştir.
Nezihe Matyar (başvuru sahibinin eşi)'ın 26 Temmuz 2001 tarihli ifadesi
37. Olayın meydana geldiği gün yaklaşık 16:00 17:00 sıralarında Ormandışı yakınlarından silah sesleri gelmiştir. Bu sırada evinin önündedir. Evine mermiler isabet etmeye başlamıştır. Askerler ve Boyunlu köyünün korucuları gelmişler gelişi güzel her yöne ateş ederek köyü ateşe vermeye başlamışlardır. Ateş ettikleri her yer alev almıştır. Buğdayları yakmışlar sonra tekrar evine saldırmışlardır. Evine girmişler ve hepsini dışarı çıkartmışlardır. Buzdolabını, televizyonu, radyo-kaset çalan, yağ yapma aletini, perdeleri, yorganları, yatakları, halıları ve mutfak malzemelerini kırmış ve yakmışlardır. Evi yakmışlar ve bu sırada kendilerine hakaret etmişler ve tehditlerde bulunmuşladır. Köyü terketmelerini aksi takdirde hepsini öldüreceklerini söylemişlerdir. Aynı zamanda tüm mahsullerini ve tarım aletlerini de yakmışlardır. Olaydan sonra aile Silvan'a taşınmıştır.
Nesihat Matyar'ın 26 Temmuz 2001 tarihli ifadesi
38. Olayın meydana geldiği gün yaklaşık 16:00 17:00 sıralarında Ormandışı yakınlarından silah sesleri gelmiştir. Bu sırada evinin önündedir. Evine mermiler isabet etmeye başlamıştır. Askerler ve Boyunlu köyünün korucuları gelmişler gelişi güzel her yöne ateş ederek köyü ateşe vermeye başlamışlardır. Nesihat Matyar'ın ifadesi annesinin yukarıdaki ifadesine göre yazılmıştır.
Halime Eruncak (Aranacak)'m 2 Temmuz 2001 tarihli ifadesi
39. Olayın meydana geldiği zaman Halime Aranacak kocası Mehmet Safi ile birlikte Ormandışı köyünde yaşamaktadır. Köyün yakınlarında bir çatışma meydana gelmiştir. Bu olaydan sonra köy korucuları rastgele ateş ederek köye gelmişlerdir. 70 yaşındaki bir kadın ile bir çocuk öldürülmüştür. Toplanmış mahsulleri yakmışlar ve her evi taramışlardır. Evi kevgire dönmüş ve içerisindeki her şey tahrip olmuştur. Korucular daha sonra Başoğ mezrasına gitmişler ve başvuru sahibinin evini ve mallarını taramışlar ve mahsullerini yakmışlardır. Kocası başvuru sahibi ile birlikte Diyarbakır'daki İnsan Hakları Derneği'ne gitmiş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur. Beş veya altı ay sonra güvenlik güçleri ile çıkan bir çatışma sonrasında kocası bir PKK militanı ile birlikte yaralı olarak yakalanmıştır. Kocası daha sonra güvenlik güçlerine diğer PKK üyelerinin yakalanması için yardım etmeyi reddettiği için öldürülmüştür. Dört veya beş ay sonra evi köy korucuları ve askerler tarafından yakılmıştır. Bu olaydan sonra Mersin'e taşınmıştır. Şimdi tekrar Ormandışı'na dönmüş ve başvuru sahibi ile konuşmuş ve avukatları ile irtibata geçmiştir. Evlerinin yakılması ve kocasının öldürülmesi ile ilgili başvuruyu korktuğu için takip edememiş ve avukatlarıyla tekrar irtibata geçememiştir. Şimdi kocasının yaptığı başvurunun sorumluluğunu almak istemektedir.
2. Yerel soruşturmadan elde edilen belgeler
Bişar Nibak ve Hacı Ali Mustak'ın 11 Ocak 1992 tarihli dilekçeleri
40. Dilekçe sahipleri İhsan Simpil, Eşref Simpil ve Mehmet Zaman Simpil'in Ormandışı köylülerine ateş ettikleri şikayetinde bulunmuşlardır. Dilekçede, saldırganların, Boyunlu köylülerinin Ormandışı köyü topraklarına yasadışı girişleri üzerine yasal başvurularını yapan Ormandışı köyünden nefret eden ve kinleri bulunan Boyunlu köyünden olduktan ifade edilmiştir.
Zeki Matyar'ın 24 Temmuz 1993 tarihli jandarmalar tarafından alınan ifadesi
41. 23 Temmuz 1993 günü sürüsünü gütmektedir. Akşam Ormandışı köyünün yukarı bölgesinden silah sesleri geldiğini duymuştur. Köyüne döndüğünde oğlu Cihan orada değildir. Kendisine komşularında olduğu söylenmiştir. Ertesi sabah, başka bir köylü, Hacı Bişar koşarak gelmiş ve Cihan'ın PKK ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada öldürüldüğünü söylemiştir. Ölü bedeni köyün dışındadır. Bişar kendisine çocuğunu korucular tarafından vurulduğunu söylemesi gerektiğini aksi taktirde teröristlerin kendisini öldürebileceklerini söylemiştir. Tanık Bişar'a oğlunu kimin vurduğunu sorduğunda Bişar kendisine sopayla vurmuştur. Tanık cesedi bulmaya gitmiştir. Etrafta askerler vardır. Oğlunu otopsi için Silvan hastanesine götürmüştür. Tahmini oğlunu PKK teröristlerinin öldürdüğü yönündedir ve şikayet başvurusu yapmıştır. Aynı zamanda kendisine sopayla vuran adam aleyhine de bir şikayet dilekçesi doldurmuştur.
Mehdi Guzeç'in 24 Temmuz 1993 tarihli jandarmalar tarafından alınan ifadesi
42. Tanık Boyunlu köyünde bir köy korucusudur. 23 Temmuz 1993 günü, köydeyken, o ve diğerleri Ormandışı yakınlarında kavak ağaçlan kesen ve teröristlerle çatışmaya giren diğer köy korucularından yardım isteği almışlardır. Korucular olay yerine gitmişler ve yaralı iki kişi bulmuşlardır. Teröristler kaçarken rasgele ateş etmektedirler. Korucular onları takip etmişlerdir. Köye girerken teröristler ateş etmeye devam etmişlerdir. Korucular köye girmişler iki köylünün öldürüldüğünü ve teröristlerin köyden kaçtıklarını görmüşlerdir. Daha sonra güvenlik güçleri intikal etmiştir. Ertesi sabah bir operasyon düzenlenmiş fakat hiçbir sonuç alınamamıştır. Koruculara köylerine dönmeleri söylenmiştir.
Hüseyin Cesur'un 24 Temmuz 1993 tarihli jandarmalar tarafından alınan ifadesi
43. Tanık Boyunlu köyünde bir köy korucusudur. 23 Temmuz 1993 günü, kendisi ve diğer koruculara çatışma çıktığı için gelmeleri söylenmiştir. Hista çayı bölgesine ulaştıklarında yaralı iki kişi bulmuşlardır. Teröristler rasgele ateş etmektedirler ve Ormandışı köyüne girerlerken de ateşe devam etmişlerdir. Korucular köye girmişler ve teröristler köyün kuzey tarafından kaçmışlardır. Kendilerine iki köylünün öldüğü söylenmiştir. Bu sırada güvenlik güçleri kendilerine yetişmiştir. Daha sonra hava kararmıştır. Ertesi sabah Altınkum'a doğru kaçan teröristlerin izlerini takip etmişlerdir. 7-8 kişi olan teröristlerden hiçbirisi bulunamamıştır. Koruculara köylerine dönmeleri söylenmiştir.
Reşat Değerli'nin 24 Temmuz 1993 tarihli jandarmalar tarafından alman ifadesi
44. 23 Temmuz günü öğleden sonra tanık ve diğerleri Sadık Simpil'e ait olan Hista bölgesine kavak kesmeye gitmişlerdir. Tepelerde bulunan üç köy korucusu kendilerini korumaktadırlar. Çayın aşağı bölümünden silah sesleri duymuşlar ve ateşe cevap vermişlerdir. Sadık Simpil yaralanmıştır. Durumu köye haber vermişlerdir. Çatışma bir müddet daha devam etmiştir. Yardım geldiğinde 7-8 kişi olan teröristler Ormandışı'na doğru kaçmışlardır. Köyden yardıma gelen Medeni Sümbül de yaralanmıştır. Ateş etmek için geri dönen teröristlerin peşlerinden gitmişlerdir. Köye giren teröristler rasgele ateş etmişlerdir. Köy korucuları köye girdiklerinde yaşlı bir kadının ve bir çocuğun teröristlerin açtığı vahşi ateş sonucu öldüklerini görmüşlerdir. Güvenlik güçleri intikal etmişlerdir. Arama yapılmıştır. Teröristler Altınkum'a doğru kaçmışlardır ve jandarma komutanı emirler vermiştir. Bölge sarılmıştır. Bununla birlikte karanlık çöktüğünden operasyon iptal edilmiştir. Operasyon sonuç alınmaksızın ertesi sabah devam etmiştir. Koruculara köylerine dönmeleri söylenmiştir.
Ramazan Moğuç'un 24 Temmuz 1993 tarihli jandarmalar tarafından alınan ifadesi
45. Tanık, kavak kesmeye giden arkadaştan tarafından yardım isteğiyle çağırılan bir köy korucusudur. Olay mahalline gitmişler ve yaralı iki kişi bulmuşlardır. Yaralılarla ilgilenmek için adam bırakmışlar ve sağa sola rastgele ateş ederek kaçmaya çalışan teröristlerin peşinden gitmişlerdir. Ormandışı'na girdiklerinde teröristler ağır ateşlerine devam etmektedirler. Teröristler köyden kaçtıklarında köye girmişlerdir, iki köylünün teröristlerin açtığı ateş sonucunda öldüğünü duymuşlardır. Hava kararırken operasyon timleri intikal etmiştir. Komutan arama timini göndermek için sabahı beklemiştir. Altınkum köyüne doğru kaçan teröristler bulunamamıştır. Koruculara köylerine dönmeleri söylenmiştir.
Hamdusena Güleç'in 24 Temmuz 1993 tarihli jandarmalar tarafından alınan ifadesi
46. Tanık, Hista çayına kavak kesmeye giden adamlara koruma sağlayan bir köy kurucusudur. Silah sesleri duyulmuş ve iki kişi yaralanmıştır. Koruculara ateşe karşılık vermişlerdir. Yardım ulaştığında 6-7 terörist Ormandışı köyüne doğru kaçmaya başlamıştır. Korucular sıcak takibe başlamışlardır. Teröristler köyün içerisinde yoğun bir şekilde ve rastgele ateş etmektedirler. Korucular köye yaklaştıklarında teröristler köyü terk etmişlerdir. Teröristleri köyün aşağısındaki derede kaybetmişlerdir. Teröristlerin ateşi sonucunda iki köylünün öldüğünü öğrenmişlerdir. Askerler intikal etmişlerdir. karanlık yüzünden komutan teröristlerin muhtemel kaçış yollarını sardırmış ve sabahın ilk saatlerinde arama timi çıkartmıştır, izlerini takip ettiklerinde teröristlerin Altınkum köyüne gittikleri tespit edilmiştir. Korucular evlerine gönderilmiştir.
Hamdusena Simpil'in 24 Temmuz 1993 tarihli jandarmalar tarafından alınan ifadesi
47. Üç adam kendilerini tepelerden izlerken tanık kavak ağacı kesmeye gitmiştir. Teröristler kendilerine ateş açmışlar ve erkek kardeşi yaralandığı için bağırmıştır. Ateşe karşılık vermişlerdir. Telsizden olayı haber verdikten sonra diğer köy korucuları gelmiştir. 7-8 kişi olan teröristler kuzeye doğru kaçmışlardır. Gelen yardımla korucular Ormandışı'na doğru takibe başlamışlardır. Yardıma gelen Medeni Sümbül teröristlerin açtığı ateş sonucunda yaralanmıştır. Yaralılar köye götürülürken geride kalanlar kaçarken ateş etmeye devam eden teröristleri takibe devam etmişlerdir. Teröristler Ormandışı'na girmişlerdir. Karşılıklı ateş bir müddet daha devam etmiştir. Askeri timler intikal etmiştir. Teröristler dere yatağından yararlanarak kuzeye doğru kaçmışlardır. Köye girdiklerinde köy korucuları ayrım gözetmeyen terörist ateşi sonucunda iki köylünün öldüğünü öğrenmişlerdir. Komutan takımlarını yerleştirmiş ve çöken karanlık yüzünden aramayı sabaha kadar ertelemiştir. Teröristlerin Altınkum köyüne doğru kaçtıkları tespit edilmiştir. Köy korucuları evlerine dönmüşlerdir.
24 Temmuz 1993 tarihli olay raporu
48. Rapor, köy korucusu Mehmet Zaman Simpil, merhum kurbanın babası Zeki Matyar ve diğer merhum kurbanın oğlu Ahmet Nibak ile birlikte Başçavuş Hacı Ali Buber ve Teğmen Hakan Temel Aksel tarafından imzalanmıştır. Rapor aşağıdaki gibidir:
49. 23 Temmuz 1993'te 16:00 sıralarında, Boyunlu Köyü korucuları, telsizden kavak ağacı kesmeye giden 6 köy korucusunun teröristlerle çatışmaya girdikleri anonsunu duymuştur. Sadık Simpil ve Medeni Simpil yaralanmışlardır, ikinci bir köy korucusu timi olay mahalline intikal etmiştir. Teröristler teması kopartmışlar ve Ormandışı'na doğru kaçmışlardır. Köy korucularının daha sonra teröristlerle tekrar temas kurdukları bilgisi alınmıştır. Silvan jandarma komando bölüğünden iki tim Altınkum'da konuşlandırılmıştır. Bir köy korucusu timi ve Bayrambaşı Jandarma Karakolu'ndan bir iç güvenlik timi Babayaka köyünde konuşlandırılmıştır. Konuşlanma esnasında, teröristlerin Ormandışı'na girdiği ve köy korucuları ile aralarındaki silahlı çatışmanın tepelere kadar devam ettiği öğrenilmiştir. Teröristler ateş ederek bir traktörle Alünkum'a doğru kaçmışlardır. Bayrambaşı jandarmaları ve köy korucuları Babayaka'dan köye intikal etmişlerdir. Bir kadının, Seve Nibak (1926 doğumlu) ve Cihan Matyar'ın (1985 doğumlu) teröristlerin rastgele açmış oldukları ateşleri sonucu öldüklerini görmüşlerdir. Güvenlik güçleri gece için mevzilenmişlerdir. Sabah yapılan aramada PKK teröristlerine ait 5 adet 7.62 mm.lik G3 mermi kovanı, 18 adet 7.62 mm. kalibrelik Kaleşnikov marka uzun namlulu tüfek mermi kovanı ve 25 adet Biksi otomatik tüfek mermi kovanı bulunmuştur. Yaralı köy korucusu ve vatandaş Silvan'a götürülmüş daha sonra tedavileri için helikopterle Diyarbakır Askeri Hastanesi'ne götürülmüşlerdir.
50. Silvan Cumhuriyet Savcısının talimatları doğrultusunda, teröristlerce katledilen köylülerin cesetleri otopsi için bölge merkezine gönderilmiştir. Olay esnasında Silvan komandoları 25 adet 60mm.lik havan topu ve 1950 adet G3 piyade tüfeği mermisi kullanırken Boyunlu köy korucuları 3 havan topu, 10 adet el bombası ve 40 adet 7.62 mm.lik Kaleşnikov mermisi kullanmışlardır. Aramalara rağmen kayalık ve ağaçlarla kaplı alan yüzünden kovanlar bulunamamıştır. Köyde ve olay mahallinde yapılan diğer araştırmalar neticesinde başka hiçbir can ve mal kaybının olmadığı tespit edilmiştir.
Astsubay Hacı Ali Buber tarafından 24 Temmuz 1993 tarihinde çizilen olay mahallinin taslak krokisi
51. Bu harita, diğerlerinin yanında, teröristlerin kavak ağaçlarından Ormandışı köyünün güneyine ve köyden kuzeye, Kulp'a doğru kaçış yerlerine kadar izledikleri yolu, komando timlerinin köyün güneyindeki pozisyonlarını ve iki köylünün cesetlerinin yerlerini göstermektedir.
24 Temmuz 1993 tarihli ceset incelemesi ve otopsi raporu
52. Bu rapor cumhuriyet savcısı ve iki doktor tarafından imzalanmıştır. Seve Nibak olarak teşhis edilen cesette sol kürek kemiğinde bir mermi giriş deliği ve ön tarafta koltukaltı hizasında bir mermi çıkış deliği vardır. Ölüm, hayati iç organların zedelenmesi sonucu meydana gelen geniş iç göğüs kanaması neticesi meydana gelmiştir. Cihan Matyar olarak teşhis edilen sekiz yaşındaki çocuğun cesedinde göğüs kemiğinin 2-3 cm solunda bir mermi giriş deliği ve 10. omur kemiğinin 2-3 cm solunda bir mermi çıkış deliği vardır. Ölüm geniş iç kanama ve kan kaybından meydana gelmiştir. Ölüm sebebi açık olduğundan klasik otopsi gerekli görülmemiştir.
Zeki Matyar'ın 24 Temmuz 1993 tarihli Silvan Devlet Hastanesi Acil servisinden alınan sağlık raporu
53. Bu rapor, kafada 1-2günlük çürükleri, sırtın sol tarafında ve omurgada geniş morarmış bölgeleri tespit etmiştir. Muhtemel kaburga kırığı izleri vardır. Hasta teşhis ve tedavi için Diyarbakır Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Sadık Simpil'in 23 Temmuz 1993 tarihli Silvan Devlet Hastanesi Acil servisinden alman sağlık raporu
54. Bu raporda ayakta bir mermi girişi deliği, sağ kolda bir mermi girişi deliği ve muhtemel bir üçüncü giriş deliği (yeri okunamamıştır) tespit edilmiştir. Hasta Diyarbakır Devlet Hastanesi Ortopedi Bölümüne sevk edilmiştir. Medeni Simpil'in 23 Temmuz 1993 tarihli Silvan Devlet Hastanesi Acil servisinden alınan sağlık raporu
55. Sol diz kapağının arkasından 5-10 cm yukarıda bir mermi girişi deliği ve diz kapağının 10 cm Üzerinde bir çıkış deliği tespit edilmiştir. Bir kırık ihtimali mevcuttur. Hayati tehlike yoktur. Hasta Diyarbakır Devlet Hastanesi Ortopedi Bölümüne sevk edilmiştir.
Sadık Simpil'in 26 Temmuz 1993 tarihli jandarmalar tarafından alınan ifadesi
56. Tanık, Boyunlu Köyü korucusu, kendilerini 300 metre ileride yüksek bir yerde (telsizlerin çalışması için) koruyan üç adamın refakatinde Muhyettin Simpil ve Medeni Simpil ile ağaç kesmektedir. Kendilerine ateş eden iki kişi görmüştür. Kolundan ve ayağından yaralanmıştır. Ateşe karşılık vermiştir. Teröristler kaçmıştır. Gözcüler telsizle Boyunlu'daki koruculardan yardım istemişlerdir. Köy korucuları gelmişler ve teröristleri takip etmişlerdir. Ormandışı'ndan gelen silah sesleri duymuştur. Medeni Simpil ile hastaneye götürülmüştür.
Medeni Simpil'in 26 Temmuz J 993 tarihli jandarmalar tarafından alınan ifadesi
57. Tanık, köy korucusu, Ormandışı yakınlarında Pista kaynağında ağaç kesmektedir. Oraya vardıklarında iki veya üç terörist kendilerine ateş açmıştır. Sadık ve Medeni Simpil yaralanmışlardır. Sadık ateşe karşılık vermiş ve teröristler kaçmıştır. Kendilerini koruyan korucular olayı haber vermiştir. Bölge sarılmıştır. Ormandışı'ndan gelen silah sesleri duymuştur. Yaralı bacağının tedavisi için hastaneye götürülmüştür.
Bişar Nibak'ın 27 Temmuz 1993 tarihli dilekçesi
58. 23 Temmuz 1993'te, saat 17: 30 sıralarında, dilekçe sahibinin köyü Ormandışı, Boyunlu köyü korucuları tarafından basılmıştır. Kansı ve gelinin kaçmaya çalıştığı evinden kaçmıştır. Köy korucuları ihsan Sümbül, Eşref Sümbül, Zaman Sümbül ve Gurgun Sümbül evine rastgele ateş açarak karısını öldürmüşlerdir. Aynı zamanda ekinlerin de ateşe vermişler ve bazı evleri yakmışlardır. Yukarıda bahsedilen kişilerle 1981-1982 yıllarında belgeleri mahkemede olan bir toprak anlaşmazlıkları vardır. Dört köy korucusu aleyhinde şikayette bulunmuştur. Bişar Nibak'ın Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 2 Ağustos 1993 tarihli ifadesi
59. 23 Temmuz 1993'te köyün yakınlarından silah sesleri duyulmuştur. Tanığın eşi Seve kendisine köy korucularının geldiğini söylemiştir. Tanık ve oğlu köyün dışına kaçmışlardır. Saat 20:00 gibi jandarmalar köydeyken geri dönmüştür. Karısını evin içerisinde ölü olarak yatarken bulmuştur. Gelini kendisine Boyunlu köyü korucularının (İhsan Sümbül, Eşref Sümbül, Zaman Sümbül ve Gurgun Sümbül) eve girdiklerini ve onu vurduklarını söylemiştir. Aynı zamanda korucular evleri ve ekinleri de yakmışlardır. Köyde hiç terörist yoktur. Köyün yukarıda bahsedilen Boyunlu köy korucuları arasında 1984-1985 yıllarında bir toprak anlaşmazlığı vardır ve bunun saldırının sebebi olduğunu tahmin etmektedir. Köy korucuları köydeyken bir helikopter manevra yaparak köyün üzerinden uçmuştur. Saldırganların cezalandırılmalarını ve ekinlerinin masraflarının ödenmesini istemiştir.
Hüsna Nibak'ın Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 2 Ağustos 1993 tarihli ifadesi
60. 23 Temmuzda saat 17:30 sıralarında, Boyunlu köy korucuları tarafından köye bir saldırı yapılmıştır. Tanığın kayınpederi Bişar silah seslerini duyan diğer köylülerle beraber kaçmıştır. Dört korucu (ihsan Sümbül, Eşref Sümbül, Zaman Sümbül ve Gurgun Sümbül) eve girmişler ve kayınvalidesini öldürmüşlerdir. Korucular evlere ateş etmişler ve ekinleri yakmışlardır. Olayla ilgili diğer tanıkların isimlerini vermiştir.
Mehmet Zaman Simpil'in Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 2 Ağustos 1993 tarihli ifadesi
61. Tanık, Boyunlu köy korucusuna telsizden diğerleriyle beraber ağaç kesen kardeşine teröristlerin ateş açtığı söylenmiştir. Hemen Bayrambaşı Jandarma Karakolu'na haber vermişlerdir. Jandarmalar kendilerine, kısa zamanda ulaştıkları olay mahalline gitmelerini söylemişlerdir. Korucular çatışma alanına gitmişlerdir. Teröristler kaçmış ve korucular onları takip etmişlerdir. Teröristler Ormandışı köyüne girmişlerdir. Korucular güneye doğru ve tepede mevzilenmişlerdir. Karşılıklı ateş devam etmektedir. Teröristler tekrar kaçmaya başlamış ve akşam karanlığı düşmeden bir traktöre binmişlerdir. Bir helikopter gelmiştir. Tim komutanı da helikopterdedir. Helikopter traktördeki teröristlere ateş açmıştır. Çatışma esnasında köyü çevreleyen tarlalarda yangın çıkmıştır. Karanlık çökmüş ve üst teğmen Hakan kendilerine Boyunluya dönmelerini söylemiştir. Daha sonra iki köylünün öldüğünü duymuştur ancak korucuların kimseyi öldürmediğini söylemiştir. Şikayet bulunan Bişar Nibak'in terörist olan ve öldürülen bir torunu olduğunu ve akrabalarının bir çoğunun terörist olduğunu, teröristlerin baskılan sebebiyle koruculara iftira etmiş olduğunu beyan etmiştir.
Gürkan Simpil'in Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 2 Ağustos 1993 tarihli ifadesi
62. Tanık, Boyunlu köyünden bir çoban, 23 Temmuz 1993 günü koyunlarını otlatmaktadır. Korucu değildir. Çatışmadan akşam haberi olmuştur. Hiçbir şekilde olaya dahil olmamıştır. Kendi ifadelerini destekleyecek tanık isimleri vermiştir.
İhsan Simpil'in Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 2 Ağustos 1993 tarihli ifadesi
63. Tanık, Boyunlu köy korucusu, telsizden diğerleri ile beraber ağaç kesen kardeşine teröristler tarafından ateş açıldığını duymuştur. Hemen telsizle yerel jandarma karakoluna haber vermişlerdir. Çatışma Pista çayı bölgesindedir. Olay mahalline varmışlar ve çatışmaya katılmışlardır. Teröristler kaçmaya başlamışlar ve Ormandışı köyüne girmişlerdir. Korucular güneye doğru mevzilenmişlerdir. Teröristlerle karşılıklı ateş devam etmiştir. Bir helikopter gelmiş ve teröristlere ateş açmıştır. Teröristler bir traktöre binip Kulp'a doğru kaçmaya başladıkların da helikopter ve korucular onları takip etmiştir. Bazı korucular köyün içerisinden geçmiştir. Çatışma esnasında kullanılan izli mermiler ekinlerde ve toplanmış mahsullerde yangın çıkartmıştır. Korucular teröristleri Altınkum köyü eteklerine kadar takip etmiştir. Havanın kararması ve teröristlerin Kulp bölgesine ulaşmaları sebebiyle askerlerin varmış oldukları Ormandışı'na dönmüşlerdir. Bir kadının ve bir çocuğun öldüğünü öğrenmiştir. Korucular ve askerler gece boyunca Ormandışı'nda kalmışlardır. Kimse korucuların birilerini öldürdüğünü iddia etmemiştir. Seve Nibak kendisinin yakın bir akrabasıdır, onun için bir teyze gibidir. Koruculara yöneltilen suçlamalar teröristlerin baskılan yüzündendir. Teröristler koruculuk sistemini çökertmek istemektedirler.
Eşref Simpil'in Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 2 Ağustos 1993 tarihli ifadesi
64. Bir korucu olan tanığa korucuların telsizden kavak ağacı kesmeye giden köylülere Pista çayı bölgesinde teröristlerce ateş açıldığı söylenmiştir. Bayrambaşı Jandarma Karakolu'na bilgi verdikten sonra köylülere yardım etmeye gitmişler ve çatışmaya katılmışlardır. Sadık, baş korucunun erkek kardeşi ve Medeni yaralanmıştır. Çatışma devam ettikçe teröristler yönlerini girmiş oldukları Ormandışı köyüne çevirmişlerdir. Korucular Ormandışı'na giremediklerinden köyün dışındaki tepede mevzilenmişlerdir. Babayaka yakınlarında jandarmalar intikal etmiştir. Bir helikopter köydeki teröristlere ateş ederek uçmuştur. Teröristler Kulp'a doğru kaçmaya başlamıştır. Helikopter takibe devam etmiştir. Bazı korucular da onları izlemiştir. Tanık diğer bazı korucularla beraber köyde kalmıştır. Teröristler köyü saat 17:00 gibi terk etmişlerdir. Saat 20:30 gibi korucular köyü terk etmeden önce bir kadın ve bir çocuğun öldüğünü öğrenmişlerdir. Saat 20:30 sıralarında askerler köye gelmiştir. Saat 22:00 sıralarında ise Bayrambaşı jandarma komutanı korucularla telsizle irtibata geçmiş ve köy korucuları Ormandışı'na geri dönmüşler ve geceyi burada geçirmişlerdir. Tanık kimseyi öldürmemiştir. Şikayetler muhtemelen teröristlerin baskısı sebebiyle yapılmıştır.
18 Ağustos 1993 tarihli jandarmalar tarafından imzalan rapor
65. Bu rapor, 8-12 Ağustos tarihleri arasında Ergani Komando Taburu, Silvan Komando timleri ve raporu imza eden jandarma karakolu tarafından düzenlenen ortak operasyon sonucunda, Seve Nibak ve Cihan Matyar'ın öldürülmelerinden sorumlu olan ve Sadık Simpil, Medeni Simpil ve Muhyettin Simpil'i yaralayan zanlıların yakalanamadıklarını ve kimliklerinin tespit edilemediği bildirmektedir.
Af. Sabri Matyar'ın Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 31 Ağustos 1993 tarihli ifadesi
66. Saat 16:00 sıralarında yaklaşık 30 Boyunlu köyü korucusu Ormandışı'na girmişler ve tüm evlere ateş etmeye başlamışlardır. Kendi evine de mermiler isabet etmiştir. Köyde ne terörist vardır ne de çatışma olmuştur. Korucuların Seve Nibak ve Cihan Matyar'ı öldürdüklerini duymuştur. Korucular tahıl yığınlarını ateşe vermişler fakat evleri yakmamışlardır. iki saat sonra kendi köylerine dönmüşlerdir. Köyü terk etmelerinden önce bir helikopter alçaktan uçarak bazı yerlere ateş etmiştir. Gece karanlığı çöktükten sonra saat 19:00 sıralarında askerler gelmiştir. Tanık, yerel jandarma karakolu olan Bayrambaşı Karakolu Komutanı Astsubay Hacı Ali'ye neler olduğunu anlatmıştır. Buna rağmen herhangi işlem yapılmamıştır.
Mehdi Matyar'ın Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 31 Ağustos 1993 tarihli ifadesi
67. Yaklaşık 30 Boyunlu köy korucusu ateş ederek Ormandışı köyüne girmişlerdir. Evlere ateş açmışlar ve kötü sözler söyleyerek evlere girmişlerdir. Tanık iki kişinin, Seve Nibak ve Cihan Matyar, öldürüldüklerini duymuştur. Korucular ekinleri ve mahsulleri yakmış bununla beraber evlere dokunmamışlardır. 19:30 sıralarında korucular köyü terk ederek kendi köylerine dönmüşlerdir. Bundan biraz önce bir helikopter gözükmüş ve farklı hedeflere ateş etmiştir. Korucular köyü terk ettikten sonra askerler köye girmiştir. Köylüler askerlere her şeyi anlatmışlar fakat askerler kendilerine inanmamışlar ve korucuları yakalamamışlardır.
Şevket Aslan'ın Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 31 Ağustos 1993 tarihli ifadesi
68. Saat 16-17:00 arasında tanık köyde silah sesleri duymuştur. Boyunlu köy korucuları ateş ederek köye girmişlerdir. Köyde hiç terörist yoktur ve çatışmada olmamıştır. Korucular ekinleri ve toplanmış mahsulleri ateşe vermişler fakat evleri yakmamışlardır. Tanığın evine gelmişler, silah olup olmadığını öğrenmek için arama yapmışlar ve terörist olduğunu iddia ettikleri oğlunu bağlamışlardır. Oğlunu alarak uzaklaşmışlardır. Oğlu daha sonra kaçmayı başarmıştır. Ekinleri yanarken bir helikopter alçak irtifada köyün üzerinden uçmuştur. Baş korucu İhsan tim komutanına bir telsiz aracılığıyla: "Bir traktörle Kulp'a doğru kaçıyorlar", demiştir. Helikopter daha sonra bu istikamete yönelmiştir. Gece karanlığında, baş korucu ve birkaç korucu kalırken birçok korucu köyü terk etmiştir. Diğerleri muhtemelen oradaki ekinleri yakmak için Altınkum'a doğru gitmişlerdir. Askerler gelmiştir. Korucuların korkusundan köylüler şikayette bulunamamışlardır. Askerler onlara hiçbir şey yapmamıştır.
Hasan Manar'ın Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 2 Eylül 1993 tarihli ifadesi
69. 16:00-17:00 saatleri gibi, köy korucuları köye girmişlerdir. Tanık ve diğer köylüler korkudan evlerine saklanmışlar ve kapılan kilitlemişlerdir. Silah sesleri duymuştur. Görünüşe göre korucular evlere ateş etmektedirler. Köyde hiç terörist yoktur ve çatışma da olmamıştır. Daha sonra korucular ekinleri ve toplanmış mahsulleri ateşe vermişlerdir. karanlık çöktükten sonra askerler gelmişlerdir. Hüsna Nibak kendisine Seve Nibak'in kapıya yönelip koruculara içeri girmemelerini söylediğinde öldürüldüğünü söylemiştir. Bu olaylar meydana geldiğinde köyün üzerinde bir helikopter uçmaktadır.
Mehmet Zeki Matyar'ın Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 13 Eylül 1993 tarihli ifadesi
70. Boyunlu köyünün korucuları ateş ederek Ormandışı'na girmişlerdir. Tanık, baş korucunun, oğlu Cihan Matyar'ı eve gelirken silahla ateş ederek öldürdüğünü görmüştür. Daha sonra korucular mahsulleri yakmışlardır. Gece karanlığında korucular köyü terk etmişlerdir. Köye hiçbir terörist gelmemiştir ve köyde hiçbir silahlı çatışma olmamıştır. Askerler korucular köyü terk ettikten sonra gelmişlerdir, tanık korkusundan evinde kaldığından onları görmemiştir.
Azize Matyar'ın Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 13 Eylül 1993 tarihli ifadesi
71. Silah seslerini duyması üzerine tanık Veysi'nin evine doğru koşmaya başlamıştır. Oğlu Cihan da kendisiyle beraberdir. Eve girmişler ve kapıyı sürgülemişlerdir. Sürekli ateş mevcuttur ve Cihan vurulmuştur. Kocası köyün dışındadır ve hayvanları otlatmaktadır. Köy korucuları daha sonra mahsulleri yakmışlar ve harman alanım ateşe vermişlerdir. Köyde hiçbir terörist olmadığı gibi teröristlerle de herhangi bir silahlı çatışma olmamıştır.
Faysal Aslan'ın Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 21 Eylül 1993 tarihli ifadesi
72. Tanık dışarıda, tarlalarındadır. Saat 13:00 gibi silah sesleri duymuştur. Evine dönerken babası onu 100 metre kala karşılamış ve Boyunlu köy korucularının köyün erkeklerini öldürdüğü için saklanması gerektiğini söylemiştir. Evinden fazla uzakta olmayan çaya yakın bir yerlerde saklanmıştır. Boyunlu köyünden gelen yaklaşık 100 kişinin köylerine saldırdığını görmüştür, içlerinden tanıdıklarının isimlerini vermiştir. Eşref, Görgü ve ihsan Simpil'in evlerine girdiğini ve tüfekleriyle rasgele ateş ettiklerini görmüştür. Babasını, annesini, kız ve erkek kardeşlerini ve karısını rehine alarak ortaya çıkmaması halinde onları öldüreceklerini söylemişlerdir. Annesi kendisine yalvarmış ve o da saklandığı yerden çıkmıştır. Eşref kendisini bağlamış ve teröristlerin yerini sormuştur. Tanık Eşrefe teröristlerin 10 gün önce kendisini ve babasını alarak bir yerlere götürdüklerini söylemiştir. 50 milyon Türk Lirası ödeyerek serbest kalmışlardır. Eşref kendisi ne yalan söylediğini söylemiş ve teröristlerle bir anlaşma yaptığını iddia etmiştir. Tüfeğin dipçiğiyle kafasına vurulmuştur. Seve Nibak ve Cihan Matyar'ın öldürüldüklerini görmemiştir. Korucular kendisini de ölüm ile tehdit etmişlerdir. Su içmek için ellerini çözdüklerinde bu fırsattan yararlanarak kaçmıştır.
73. Köy korucuları harman alanını ateşe vermişlerdir. Bir helikopter alçak irtifada köyün üzerinden uçmuştur, ihsan telsiz vasıtasıyla helikopterle irtibat halindedir. Konuştuğu kişi il jandarma bölge komutanıdır, ihsan yaklaşık 70-80 kişinin öldüğünü iddia etmiş ve helikoptere çeşitli yerlere ateş etmesini söylemiştir. Daha sonra da teröristlerin bir traktörle kaçmakta olduklarını söylemiştir. Helikopterin traktördekilerin köylüler olduklarım anlaması üzerine ihsan onların terörist olduklarını ve hepsini öldürmelerini söylemiştir. Helikopter onların siviller olduklarını söyleyerek bunu reddetmiştir.
74. Askerlerin geldiği saat 19:00 sıralarında tanık Komutan Astsubay'a neler olduğunu anlatmıştır. Astsubay kendilerine teröristler tarafından saldırıya uğradıkları bilgisinin geldiğini söylemiştir. Astsubay İhsan'a orada kimin olduğunu sormuştur, ihsan gülmüş ve bütün köyü imha edebilecek olmasına rağmen üst teğmenin bu kadarın yeterli olduğunu söylediğini iddia etmiştir. Korucular köyde üç gün kalmışlardır. Tanık korucular hakkında şikayette bulunmuştur.
23 Ekim 1993 tarihli uzman balistik raporu
75. Bu raporda 23 Temmuz 1993 tarihinde meydana gelen olaylar neticesinde toplanan kovanların listesini içermektedir. Bu kovanların 7 farklı silahtan atıldığı ortaya koyulmuştur. Bu silahların daha önce başka olaylarda kullanılıp kullanılmadıklarının tespiti için hala incelemededirler. Böyle bir durumla karşılaşılması durumunda daha sonra tekrar bir rapor yazılacaktır.
Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen 27 Ekim 1993 tarihli görevsizlik kararı
76. Bu karar maktul kurbanlar; Seve Nibak ve Cihan Matyar ve yaralılar Zeki Matyar, Sadık Simpil ve Madeni Simpil hakkında olup şüphelileri PKK teröristi olarak göstermektedir. Teröristler tarafından Pista bölgesinde bulunan köy korucularına silahlı bir saldırının yapıldığı anlaşılmıştır. Teröristler Ormandışı köyüne girip rasgele ateş ederek kaçmışlardır, iki köylü ölmüştür. Güvenlik güçleri olay mahalline gelmişler ve teröristler kaçmıştır. Suçların Devlet Güvenlik Mahkemesi yargılama alanına girmesi sebebiyle savcı dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığına sevk etmiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısının vermiş olduğu 24 Kasım 1993 tarihli görevsizlik kararı
77. Bu kararda Seve Nibak ve Cihan Matyar'ın öldürülmelerinin sorumluları olarak gözüken Eşref, Mehmet Zaman ve Gürkan Simpil yer almıştır. Şüpheli köy korucularının Ormandışı köyüne saldırdıkları ve görev esnasında ayrım gözetmeksizin ateş ederek yukarıda bahsolunan kişileri öldürdükleri anlaşılmıştır. Dosya işlemlerin takibi için Silvan cumhuriyet savcılığına sevk edilmiştir.
Silvan Bölge Jandarma komutanı tarafından imzalanan 23 Temmuz 1994 tarihli olay tutanağı
78. Olay, 13 Ocak 1994 tarihinde PKK teröristleri ile vuku bulan silahlı çatışma olarak tanımlanmaktadır. Tutanakta olayın üç Boyunlu köy korucusunun Kaforme tepesinde yedi-sekiz kişilik bir terörist grupla karşılaşmaları ile başladığı belirtilmiştir. PKK teröristi olarak teşhis edilen Mehmet Safi Aranacak'ın ölümüyle sonuçlanacak bir çatışma çıkmıştır. Temas sağlanır sağlanmaz Boyunlu köyünden üç, Onbaşılar köyünden bir köy korucusu timi, bir BTR 80 birimi ve üç jandarma komando timi takip için yola çıkmıştır. Kan izlerinin bulunmasına ve iki teröristin yaralı olduğunun düşünülmesine rağmen başka hiçbir terörist yakalanamamıştır.
Jandarmalar ve başvuru sahibi tarafından imzalanan 29 Eylül 1994 tarihli protokol
79. Bu protokolde, başvuru sahibi ve Mehmet Safi Aranacak'ın Ormandışı'ndaki evleri ve bahçelerinin yakılması şikayetlerine binaen bir soruşturma yapıldığı belirtilmiştir. Bu konuda yerel jandarma karakoluna herhangi bir şikayete bulunulmamıştır. Bununla beraber Mehmet Safi Aranacak, 13 Ocak 1994 tarihinde Boyunlu köyü yakınlarında güvenlik güçleri ile meydana gelen ve kendisinin terörist olarak katıldığı bir çatışmada öldürülmüştür. Başvuru sahibinin Silvan ve Ormandışı köyünde evleri vardır. Harman zamanı Ormandışı'na gelmiştir. Evi, bahçesi ve tarlaları köy korucuları tarafından yakılmamıştır.
Başvuru sahibinin Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 30 Eylül 1994 tarihli ifadesi
80. Başvuru sahibi Ormandışı'nda yaşadığını beyan etmiştir. Mehmet Safi Aranacak 13 Ocak 1994 tarihinde güvenlik güçleri ile girmiş olduğu bir çatışmada öldürülmüştür. Başvuru sahibi onun terörist olup olmadığını bilmemektedir. Ormandışı'ndaki kendi evi, bahçesi ve tarlaları iddia edildiği gibi yakılmamıştır. Bu konu ile ilgili olarak hiçbir makama başvurmamıştır.
Silvan Bölge Jandarma Komutanın Silvan Cumhuriyet Savcısına yazmış olduğu 30 Eylül 1994 tarihli mektup
81. Mektupta, başvuru sahibi ve Mehmet Safı Aranacak'ın 24 Temmuz 1993 tarihinde evlerinin, bahçe ve tarlalarının köy korucuları tarafından yakıldığı iddialarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdukları yazılmıştır.
82. Yapılan soruşturmalar neticesinde bu konu hakkında jandarmaya herhangi bir başvuru yapılmadığı tespit edilmiştir. Mehmet Safi Aranacak 13 Ocak 1994 tarihinde Boyunlu Köyü, Kaforme tepesinde güvenlik güçleri ile girmiş olduğu ve kendisinin terörist olarak yer aldığı çatışmada öldürülmüştür. Başvuru sahibinin Silvan ve Ormandışı köyünde evleri vardır ve evi, bahçesi ve tarlaları köy korucuları tarafından yakılmamıştır. Suçlamalar asılsızdır.
Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından 3 Ekim 1994 tarihinde verilen takipsizlik kararı
83. Başvuru sahibi ve Mehmet Safi Aranacak'ın evlerinin, bahçelerinin ve tarlalarının köy korucuları tarafından yakılmaları ve köylerini terk etmeleri için zorlanmaları iddialarına rağmen, başvuru sahibinin ifadesi, Silvan Bölge Jandarmasından gelen mektup, otopsi raporu ve diğer belgeler neticesinde soruşturmada suçlamaların doğru olduğuna ve atfedilen suçların işlendiğine dair herhangi bir delil bulunamamıştır. Kararda herhangi bir kamu davasının açılmayacağı belirtilmiştir.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 1 Temmuz 1996 tarihli kararı
84. Bu kararda ihsan Simpil, Eşref Simpil, Mehmet Zaman Simpil ve Gökhan Simpil'in Seve Nibak ve Cihan Matyar'ın öldürülmeleri suçundan beraat etmişlerdir.
85. Mahkeme 23 Temmuz 1993 tarihinde PKK ve davalı köy korucuları arasında bir çatışma çıktığını belirlemiştir. Teröristler kurbanların yaşamış oldukları Ormandışı'na doğru kaçmışlardır. Davalı köy korucuları takip içerisinde köye girmişlerdir. Mahkeme debileri aşağıdaki gibi özetlemiştir.
Gürkan Simpil olayda yer almadığını ve koyunlarını otlatmakta olduğunu iddia etmiştir. Savunması Yaşar, Makbule, Kamil Simpil ve Salih (isim okunamamıştır)'in ifadeleriyle onaylanmıştır. Eşref, ihsan ve Mehmet Zaman Simpil olaylarda yer aldıklarını ve köye girdiklerinde iki yönlü bir ateşin meydana geldiğini kurbanların çatışma esnasında ölmüş olabileceklerini fakat köy korucularının onları öldürmediklerini beyan etmişlerdir.
Seve Nibak'in kocası, Bişar Nibak kaçmıştır ve karısının başına gelenlerin şahidi değildir. Hüsnü Nibak dört kişinin ateş ettiğini belirtmiştir. Cihan'ın annesi, Azize Matyar kendilerini eve kilitlediklerini beyan etmiştir. Dışarıda çatışma devam etmektedir ve bir mermi çocuğuna isabet ederek ölümüne sebep olmuştur. Kapıyı açmış ve üç davalıyı, Eşref, ihsan ve Gürkan'ı görmüştür. Mehmet Zeki Matyar olayları kendisinin görmediğini beyan etmiştir. Faysal Aslan kurbanları kimin öldürdüğünü bilmediğini ve olayları kendi gözleriyle görmediğini beyan etmiştir. Metin Matyar cinayetlerin sorumlularını kendi gözleriyle görmediğini beyan etmiştir.
Davalıların cinayeti işlediklerini gösteren boş kovanlar ve diğer maddi deliller yoktur.
Olay esnasındaki komutanlar, Binbaşı Hakan Temel Aksel ve Üst teğmen Hacı Ali Biber'in ifadeleri alınmıştır. Tanıklar, PKK ile köy korucuları arasında bir çatışma çıktığını ve kurbanların teröristlerin açmış oldukları ateş sonucu öldüklerini beyan etmişlerdir. Dürbünlerinden köyden kaçan teröristleri görmüşlerdir. Bir soruşturma başlatmışlar ve kurbanların teröristler tarafından öldürüldüklerini tespit etmişlerdir. Buna rağmen teröristlerin baskılan sonucu bazı köylüler davalıları sorumlu tutmuşlardır. Sonuç olarak, toplanan deliller ışığında, davalıların maktulleri öldürdüklerini kanıtlayan inandırıcı deliller bulunamamıştır. Gerçekte maktuller teröristler tarafından öldürülmüşlerdir ve davalıların kesin olarak suçlu oldukları kanıtlanamamıştı.
Şikayetçilerin ileri sürmüş oldukları iddialar görgü şahidi ifadelerine dayanmamaktadır. Soruşturma esnasında ve mahkeme huzurunda verilen ifadeler çelişkili olup birbirini tutmamaktadır ve değerlendirilmeye alınamazlar. Şahitlerin ifadeleri ve dosyanın içeriği suç hakkında yeterli, açıklayıcı ve inandırıcı delil tedarik edememiştir. Bu sebepten davalılar beraat etmelidirler.
Başvuru sahibinin bir cumhuriyet savası tarafından alınan 2 Temmuz 1996 tarihli ifadesi
86. Başvuru sahibi daha önce Silvan Cumhuriyet Savcısına ifade verdiğini beyan etmiştir, isteği üzerine 30 Eylül 1994 tarihli ifadesi kendisine okunmuştur. Okunan ifadeyi kendisinin verdiğini beyan etmiştir. Baskı altında olmadığını ve suçlamaları bu baskı sebebiyle yaptığını reddetmiştir. Evi ve mallan yakılmamıştır. Temmuz 1993'te teröristlerin kaçması üzerine Boyunlu köyü ve Ormandışı arasında çatışmalar mevcuttur. Olaydan sonra, köy, korucular tarafından aranmıştır. Olay esnasında iki kişi öldürülmüştür. Evi olay esnasında yakılmamıştır. Hiçbir makama başvurmamıştır.
Ebedin Sezgin'in bir cumhuriyet savcısı tarafından alınan 2 Temmuz 1996 tarihli ifadesi
87. Tanık, olay esnasında köyde değildir fakat kendisine köyden olmayan ve muhtemelen terörist olan kişilerle Boyunlu ve Ormandışı köy korucuları arasında çatışma çıktığı söylenilmiştir. Bu kişiler köye doğru kaçmışlardır. Çatışma esnasında iki kişi öldürülmüştür. Başvuru sahibinin evinin veya bahçesinin yakıldığını ne duymuştur ne de görmüştür. 1994 yılının kış aylarında güvenlik güçleri ile girmiş olduğu silahlı çatışmada öldürülen Mehmet Safı Aranacak'ı tanımaktadır. Köyde 25 hane bulunmaktadır ve başvuru sahibi hala kendi evinde yaşamakta ve bahçesinde çalışmaktadır.
Ahmet Baykuşak'ın jandarmalar tarafından alınan 14 Nisan 2000 tarihli ifadesi
88.Tanık, aralıklarla terörist saldırılara hedef olan bölgede bulunan Bayrambaşı köyünde yaşamaktadır. Birçok köylü teröristlerden bıktıkları için evlerini terk etmişler ve köy korucuları ve güvenlik güçlerince korunan daha güvenli yerlere taşınmışlardır. Olay zamanı, başvuru sahibi Başoğ mezrasındaki evinin kapı ve pencerelerini satmak için alarak Ormandışı'na taşınmış. Ev terk edildiği için harabeye dönmüştür buna rağmen beton bölümler hala sağlamdır. Evi köy korucuları tarafından ne yakılmıştır ne de yıkılmıştır. Başvuru sahibinin Almanya'da yaşayan ve PKK üyesi olan oğlundan etkilenmiş olduğunu düşünmektedir.
Kamil Simpil'in jandarmalar tarafından alınan 14 Nisan 2000 tarihli ifadesi
89. Tanık, yoğun terörist faaliyetler sebebiyle Pista vadisindeki evinden ve bahçesinden ayrılmaya zorlanması sebebiyle Boyunlu köyünde yaşamaktadır. Kendisi gibi birçokları, akrabası olan başvuru sahibi de dahil olmak üzere bu şekilde davranmıştır. Başvuru sahibinin Başoğ mezrasındaki evi de teröristler tarafından taciz edilmiştir. Sadık Simpil ve Medeni Simpil'in yaralandıkları bir olayda teröristler vadiye saldırmış daha sonra çatışmadan kaçarak başvuru sahibinin evine girmişlerdir. Başvuru sahibi de evini terk etmiş ve Ormandışı'nda yaşamaya başlamıştır. Ahşap parçalan almak içi evine geri dönmüştür. Beton bölümler hala sağlamdır ancak başvuru sahibi bazı kirişleri aldığında bazı taş bölümler yıkılmıştır. Köy korucularının başvuru sahibinin evini yıktıkları yolunda herhangi bir düşünce yoktur. Bütün köylüler başvuru sahibinin oğlunun Almanya'da yaşadığını ve PKK'yı desteklediğini bilirler.
3. Fotoğraflar
Hükümet tarafından sunulan fotoğraflar
90. 15 Temmuz 1998'de Hükümet 11 Eylül 1996 tarihli iki fotoğraf göndermiştir.
91. iki fotoğrafta da başvuru sahibi olduğu iddia edilen bir adam Ormandışı'nda evinin önünde ayakta durmaktadır. Tek katlı evin çatısı mevcuttur ve bozulmamıştır.
Başvuru sahibi tarafından sunulan fotoğraflar
92. 22 Haziran 2000'de başvuru sahibinin avukatı başvuru sahibinin evinin önünde çektirmiş olduğu iki renkli fotoğraflar sunmuştur. Fotoğraflarda çatısı olmayan, başvuru sahibinin ancak boyuna ulaşan tuğla ve taşlardan oluşan terk edilmiş bir bina gözükmektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
93. Mahkeme diğer davalarda, özellikle 16 Eylül 1996'da verilen Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye kararı, Mahkeme ve Karar Raporları 1996-IV, paragraflar: 28-43\ 28 Kasım 1997'de verilen Menteş ve Diğerleri v. Türkiye kararı, Rapor lar 1997-VHI, paragraflar: 36-51; 24 Nisan 1998'de verilen Selçuk ve Asker v. Türkiye kararı, Raporlar 1998-11, paragraflar: 33-45; 25 Mayıs 1998'de verilen Gündem v. Türkiye kararı, Raporlar 1998-111, paragraflar: 32-45; ve 23819/94 başvuru numaralı 16 Kasım 2000 tarihli Bilgin v. Türkiye (ikinci Daire) kararlarında sunulan iç hukuk yollarına atıfta bulunmaktadır.
A. Olağanüstü Hal
94. Yaklaşık olarak 1985 yılından itibaren, Türkiye'nin güneydoğusunda güvenlik kuvvetleri ile PKK (Kürdistan İşçi Partisi) arasında ciddi çatışmalar yaşanmaktadır. Bu çatışmalar binlerce sivil ve güvenlik güçleri mensuplarının hayatlarına mal olmuştur.
95. Güneydoğu Bölgesi'ne ilişkin olarak, Olağanüstü Hal Yasası (Kanun no: 2935, 25 Ekim 1983)'na dayanılarak iki temel kararname çıkarılmıştır: Birincisi, Kararname no: 285 (10 Temmuz 1987), Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesi'ndeki 11 ilin 10'unda bir olağanüstü hal bölge valiliği meydana getirmiştir. Kararnamenin 4 (b) ve (d) maddelerine göre, bütün özel ve kamu güvenlik kuvvetleri ve Jandarma Asayiş Komutanlığı, bölge valisinin emrine verilmiştir.
96. İkincisi, 430 nolu Kararname olup (16 Aralık 1990), örnek olarak hakim ve savcılar da dahil olmak üzere, kamu görevlilerini ve işçileri bölge dışına çıkartma emri verebilme gibi, bölge valisinin yetkilerini arttırmıştır. 8. madde şöyledir:
"Bu Kararname ile kendilerine tanınan yetkilerin kullanılmasına ilişkin olarak, olağanüstü hal bölgesinde bulunan olağanüstü hal bölge valisi ve il valilerinin karar ya da eylemlerine karşı cezai, mali ya da yasal sorumluluk iddiasında bulunulamaz; ve bu maksada herhangi bir adli başvuru yapılamaz. Bireylerin haksız yere maruz kaldıkları zararlardan dolayı devletten tazminat talep etmeleri, önyargısız bir şekilde haklarıdır."
B. İdari Sorumluluğa ilişkin Anayasal Hükümler
97. Türk Anayasasının 125. maddesinin 1. ve 7. paragraflarında aşağıdaki hükümler yer almaktadır:
"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır."
"İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."
98. Bu hüküm, olağanüstü hal ya da savaş hallerinde dahi herhangi bir sınırlamaya tabi değildir. Bu maddedeki hükmün sonraki şartı, idarenin herhangi bir kusurunun varlığını ispat etmeyi gerektirmez; idarenin sorumluluğu 'sosyal risk' teorisine dayanan mutlak, nesnel niteliktedir. Böylece idare, Devletin kamu düzeni ve güvenliğini sağlama ve bireylerin yaşamını ve mülkünü güvence altına alma görevinde başarısız olduğu zamanlarda, kimliği bilinmeyen kişilerin ya da teröristlerin eylemlerinden dolayı zarar gören kişilere tazminat verebilmelidir.
99. İdareye karşı yapılan başvurular daha önce yargılama usulleri yazılı olan idari mahkemelere götürülmelidir.
C. Ceza Hukuku ve Usulü
100. Türk Ceza Kanunu, aşağıdaki eylemleri suç saymaktadır:
- bir kimseyi bir eylemi yapmak veya yapmamak için zorlamak veya tehdit etmek (188. madde)
- tehdit etmek (191. madde)
- bir kimsenin evinde kanunsuz arama yapmak (193 ve 194. maddeler)
- bir kimseyi işkence veya kötü muameleye tabi tutmak (kamu görevlilerince; işkence bağlamında 243. madde kötü muamele bağlamında 245. madde); ve
- bir kimsenin malına kasti olarak zarar vermek (526 ve devamı maddeler)
101. Bütün bu suçlara ilişkin olarak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 151 ve 153. maddeleri çerçevesinde Cumhuriyet Savcılığı veya idari makamlara şikayette bulunulabilir. Cumhuriyet savcısı, ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiğini öğrenir öğrenmez kamu davası açmaya mahal olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin hakikatini araştırmak zorundadır (153. madde). Şikayetler yazılı veya sözlü olarak yapılabilir. Şikayetçi, cumhuriyet savcısının kamu davası açmama kararına itirazda bulunabilir.
102. Eğer şüpheli kişi ordu mensubu ise ve Askeri Ceza Kanununun 86 ve 87. maddelerinde yer alan hükümlere aykırı olarak hareket edip ciddi zarara sebebiyet vermek, insan hayatını tehlikeye sokmak ve mala zarar vermek suçlarından bunlar da koğuşturmaya tabi tutulurlar. Bu durumlarda işlemler Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu uyarınca yetkili kişiler (askeri olmayan) veya şüpheli kişinin hiyerarşik amiri (353 sayılı Asker Mahkemelerin Kurulması ve Usulü Kanunu 93 ve 95. maddeler) tarafından başlatılabilir.
103. Suç isnat edilen şahsın bir devlet görevlisi ya da memur olması halinde, kamu davası açılması için mahallin idari kurullarından (il idare Kurulu) izin alınması gerekmektedir. Mahalli kurulun kararlarına, bir üst idare mahkemesinde (Bölge idare Mahkemesi)'nde itiraz edilebilir. Bu tip durumlarda soruşturma açılmama kararlan otomatik temyize tabidir.
D. Özel Hukuk Hükümleri
104. İster suç, isterse kabahat olsun; kamu görevlilerinin maddi veya manevi zarara neden olan yasadışı eylemlerine karşı, tazminat istemiyle genel mahkemelere başvurulabilir. Borçlar Kanununun 41. maddesine göre, zarar gören bir kimse, ister kasten, isterse ihmal suretiyle ya da taksirle kanuna aykırı bir şekilde zarar verdiği iddia edilen kişiye karşı tazminat talebiyle dava açabilir. Maddi zararlara karşılık olarak, Borçlar Kanununun 46. maddesine göre maddi tazminata; maddi olmayan ya da manevi zararlara karşılık olarak da 47. madde hükümlerine göre manevi tazminata, adliye mahkemeleri tarafından karar verilir. Teröristler tarafından sebep olunan zararlar Yardım ve Sosyal Dayanışma Fonundan karşılanır.
E. 285 Nolu Kararnamenin Etkisi
105. İsnat olunan suçların terör suçlan olması halinde, Cumhuriyet savcısı yargı yetkisine haiz olmayıp, bu yetki Türkiye'nin her tarafında kurulan ve ayrı bir sistem niteliğindeki Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve bu mahkemelerin savcılarına geçmektedir.
106. Cumhuriyet savcıları, ayrıca, Olağanüstü Hal Bölgesi'ndeki güvenlik kuvvetleri mensuplarına isnat olunan suçlara ilişkin olarak da yetkisizdirler. 285 nolu Kararnamenin 4. maddesinin 1. fıkrası, güvenlik kuvvetlerinin tamamını bölge valisinin komutası altına almakta (bkz.: yukarıdaki paragraf 50) ve görevlerinin icrası esnasındaki bütün eylemleri bakımından kamu görevlilerine karşı açılacak davaları düzenleyen 1914 tarihli Kanuna tabi kılmaktadır. Böylece, güvenlik kuvvetleri mensubu bir kimsenin suç işlediğine ilişkin şikayet alan herhangi bir savcı, yetkisizlik kararı vererek dosyayı İdari Kurula havale edecektir. Bu kurullar, valinin başkanlığında, kamu görevlilerinden teşekkül etmektedir. Dava açılmamasına yönelik bir Kurul kararı, otomatik olarak Bölge idare Mahkemesinde temyize tabidir. Dava açılması yönünde bir kez karar alındığında, davanın kovuşturulması görevi Cumhuriyet savcısınındır.
HUKUKİ BOYUT
I. MAHKEMENİN OLAYI DEĞERLENDİRMESİ
A. Genel Prensipler
107. Delillerin değerlendirmesinde, Mahkeme, "şüpheye mahal bırakmayan" nitelikteki delil standardını kabul etmektedir. Bu tip deliller; yeterince güçlü, net ve birbirleriyle uyumlu veya olayların benzer çürütülemeyen varsayımların varlığından oluşmalıdır. Bu bağlamda, bir delil elde edildiğinde tarafların davranışları dikkate alınmalıdır (18 Ocak 1978'de verilen İrlanda v. Birleşik Krallık kararı. Seri A No.25, s.65, paragraf: 161).
108. Mahkeme kendisinin ikincil mahiyetteki rolü hususunda çok hassastır ve aynı zamanda belirli bir olayın şartlarının kaçınılamaz olarak tam olarak ortaya konamadığı bir durumda birinci derece mahkemesinin rolünü üzerine alma hususunda çok dikkatli olmalıdır (Bkz. McKerr v. Birleşik Krallık kararı no. 28883/95, 4 Nisan 2000). iç hukuk kurallarının uygulandığı bir durumda iç hukuk mahkemesinin yerine geçip gerçekleri değerlendirmek Mahkemenin görevi kapsamında değildir ve genel bir kural olarak, da kendilerinden önce delilleri değerlendirecek olan makam da iç hukuk mahkemeleridir. (Bkz. Klaas v. Almanya kararı, 22 Eylül 1993, Seri A no. 269, s. 17, paragraf: 29). Mahkeme, her ne kadar iç hukuk mahkemesinin tespitleriyle bağlı değilse de, normal şartlarda bu mahkemelerin tespitlerinden ayrılabilmesi için inandırıcı sebepler temin etmesi gerekmektedir (Bkz. Yukarıda bahsolunan Klaas kararı, s.18,paragraf: 30).
109. Ancak Mahkeme özellikle, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri ile ilgili iddiaları çok dikkatli bir şekilde incelemelidir. (Bkz. Rbitsch v. Avusturya kararı, 4 Aralık 1995, Seri A No. 336, s. 24, paragraf: 32). Benzer suçlamalarla ilgili olarak iç hukuk mahkemesinde ceza-i takibat olduğu zaman hatırlanmalıdır ki Sözleşme dahilindeki uluslararası sorumluluk ceza hukuku sorumluluğundan ayrıdır. Bu mahkemenin yetki alanı ikinci kısımdaki alana aittir. Sözleşmeye göre sorumluluk, Sözleşmenin temel amaçlarına uygun bir şekilde yorumlanma ve uluslararası hukukun ilgili prensiplerinin ışığı altında değerlendirme esas alınmaktadır. Sözleşme dahilinde devletin kendi organlarının, ajanlarının ve memurlarının fiillerinden doğan sorumluluğu, ulusal ceza mahkemesinin incelemesindeki bireysel ceza-i sorumlulukla ilgili iç hukuk meseleleriyle birbirine karıştırılmamalıdır. Mahkeme bu manadaki suçsuz veya suçlu bulmakla ilgili bulgulara ulaşmakla ilgilenmez.
B. Mahkemenin bu davadaki olayları değerlendirmesi
1. (Olayların) Kökeni
110. Başvuru sahibi, Silvan ilçesindeki Boyunlu Köyüne yaklaşık iki kilometre mesafedeki Başoğ mezrasında yaşamaktadır. Burası, başvuru sahibinin ifadelerinin aksine, 21689/93 numaralı Ahmet Özcan ve Diğerleri v. Türkiye davasında Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun yerinde tespit soruşturmasına konu olmuş Ormaniçi ile aynı köy değildir. Özkan davasındaki Ormaniçi, Eruh ilçesinde olup yaklaşık yüz kilometre kadar güneydoğudadır. Başvuru sahibinin ifade ve sunumlarında Ormaniçi köyü ile ilgili yapılan atıflar bu sebepten sağlıklı değildir (bkz. yukarıdaki 9-19 ve 31-32. paragraflar).
111. Ormandışı köyü 1993 yılından beri PKK'nın faaliyette bulunduğu ve güvenlik güçlerinin teröristlere karşı operasyonlar düzenlediği, Türkiye'nin güneydoğusundaki bir bölgede bulunmaktadır.
112. Ormandışı köyünün herhangi bir köy korucusu, yetkililer tarafından köyleri korumak ve güvenlik güçlerine yardımcı olmak amacıyla atanan köylüler, yoktur. Hemen yakınında yer alan Boyunlu köyü ise baş köy korucusunun İhsan Simpil (bazı belgelerde Sümbül olarak yazılmıştır) olduğu köy korucularına sahiptir, İhsan'ın kardeşleri; Eşref ve Mehmet Zaman Simpil de köy kurucusudur.
113. Ocak 1992'de veya sıralarında iki köy arasında daha önce bir olay olduğu anlaşılmıştır. Ormandışı köyünden iki köylünün 11 Ocak 1992 tarihinde yazmış oldukları bir dilekçede ihsan, Eşref ve Mehmet Zaman Simpil'in kendi köylerine ateş açtıkları ve iki köy arasındaki bir toprak anlaşmazlığı sebebiyle Boyunlu köyünün Ormandışı köylülerinden nefret ettiği iddia edilmiştir. Uzun zamandır devam edegelen toprak anlaşmazlığı aynı zamanda 27 Temmuz 1993 tarihli bir dilekçede ve 2 Ağustos 1993 (bkz. 58 ve 59. paragraflar) tarihli ifadede de yer almıştır. Bu yüzden Mahkeme bu başvuruda yer alan iki köy arasındaki husumet ve rekabeti değerlendirmeye almak durumunda kalmıştır.
2. 23 Temmuz 1993'te Ormandışı köyünde vuku bulan olaylar
114. Başvuru sahibinin Ormandışı'nda meydana gelen olayların tarihi olarak 24 Temmuz akşamını vermesine karşın iç hukuk işlemleri esnasında tüm diğer belge ve tanık ifadeleri tarihi 23 Temmuz 1993 olarak vermektedir. Mahkeme, delillere dayanarak olayın 23 Temmuz'da akşama doğru olduğunu tespit etmiştir.
115. Olaylarda yer aldığı bilinen köy korucularından alman ifadeler tutarlı bir izlenim vermektedir. Bunlar ağaç kesmeye giden bazı Boyunlu köy korucuları ile PKK üyeleri arasında bir çatışma çıktığını ifade etmektedirler, iki Boyunlu köy korucusu yaralanmıştır. Bu, kurşun yaralarının tedavileri için hastaneye götürüldüklerini gösteren sağlık raporları ile desteklenmiştir. Bu köylülerden bir tanesi baş korucu ihsan Simpil''in kardeşidir. Bu tarafa göre, yaralanan adamlara yardıma giden köy korucuları karşılıklı ateşin devam ettiği Ormandışı'na doğru kaçan teröristleri takip etmişlerdir. Teröristlerin açmış oldukları rasgele ateş sonucu iki köylü ölmüştür.
116. Ormandışı köylülerinden alınan neredeyse tüm ifadelerde köylüler herhangi bir çatışmanın olmadığı doğrultusunda bilgi vermişlerdir. Mehmet Sabri Matyar'ın 31 Ağustos 1993 tarihli, Şevket Aslan'ın 1 Eylül 1993 tarihli, Hasan Manar'ın 2 Eylül 1993 tarihli ve Mehmet Zeki Matyar ve Azize Matyar'ın 13 Eylül tarihli ifadelerinde ifade sahipleri köylerinde herhangi bir teröristin olduğunu ve çatışma çıktığını reddetmişlerdir. Köylülerden köyde bir çatışma çıktığı yönünde alınan tek ifade 24 Temmuz 1993'te öldürülen çocuğun babası Mehmet Zeki Matyar'dan alınan ilk ifadedir. 13 Eylül 1993'te vermiş olduğu ifade ile hükümsüz kalan bu ifadede tanığın olayları bizzat gördüğü şeklinde bir iddia yoktur. Bununla beraber kendisine oğlunun bir çatışmada öldürüldüğü söylenilmiştir ve bundan korucuların sorumlu olduğunu iddia etmesini söyleyen Bişar Nibak'ın kendisine sopayla vurması ile de baskı altına alınmıştır. Bu ifade 24 Temmuz 1993 tarihinde Silvan acil servisinden alınan ve muhtemel kaburga kırığı ile başında, sırtında ve kaburgalarında yara izleri bulunduğunun tespit edildiği sağlık raporu ile de desteklenmiştir.
117. Başvuru sahibi, Mehmet Zeki Matyar'a 24 Temmuz 1993 tarihli ifadesini ve aynı tarihli olay raporunu imzalaması için jandarmalar tarafından baskı yapıldığını ve cumhuriyet savcısına vermiş olduğu 13 Eylül 1993 tarihli ifadesinin olaylar hakkındaki kendisinin gerçek bilgileri olduğunu, yani, kendisinin köyde olduğunu ve oğlunun bir köy korucusu tarafından başından vurularak öldürüldüğünü gördüğünü ve köyde hiçbir çatışma olmadığını beyan etmiştir. Bununla beraber eşi, 13 Eylül 1993 tarihli ifadesinde farklı bir açıklama getirerek, dışarıdan açılan ateş sonucu vurulan oğlunun kendisi ile birlikte olduğunu ve evde saklandıklarını beyan etmiştir. Eşine göre başvuru sahibi köyün dışındadır ve öldürülme olayına tanıklık edecek bir pozisyonda değildir.
118. Mahkeme daha sonra başvuru sahibi ve aile üyelerinin Haziran-Temmuz 2000'de verdikleri ifadelerde, köyün dışarısında köy korucuları ile teröristler arasında meydana gelen bir çatışmadan bahsettiklerini tespit etmiştir. Bu köy korucularının çay boyunca meydana gelen olaylar hakkında vermiş oldukları ifadeleri kabul edici bir niteliktedir. Bununla beraber başvuru sahibinin ifadesi köy korucularının daha sonra iki korucunun yaralanmalarının intikamım almak için Ormandışı'na geldikleri sonucu çıkartmaktadır. Bu ifade, bu sebebin olayın meydana gelmesinin sebebi olarak gösterildiği ilk önermedir.
119. Seve Nibak ve Cihan Matyar'ın öldürülmeleri ile ilgili delilleri inceleyen Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Temmuz 1996 tarihli duruşmasında bir çatışmanın meydana geldiğini tespit etmiştir. Mahkeme, köy korucuları ve jandarmaların teröristlerin Ormandışı'na doğru kaçtıktan ve köy korucularının da onları takip ettikleri yönündeki ifadelerini kabul etmiştir. Köylülerin delillerini sıralamış ve hiçbirisinin Boyunlu köy korucularının ölen iki köylüye ateş ettiklerine görgü şahitliği yapmadıklarını tespit etmiştir. Aynı zamanda bazı köylülerin ifadelerinden, olaydan köy korucularının sorumlu tutulması için teröristlerce köylülere baskı yapıldığı yorumunu yapmıştır. Bu koşullarda köy korucularını mahkum etmek için yeterli delil olmadığı sonucuna varmıştır.
120. iki köylünün öldürülmesi bu davada Mahkemenin inceleme alanının dışındadır. Bununla beraber Diyarbakır ceza mahkemesinin kararı Ormandışı'nda meydana gelen olaylarla ilgili delillerin tutarsız mahiyetine dikkat çekmektedir.
121. Bu Mahkeme, olayların üzerinden sekiz seneden fazla bir zaman geçtikten sonra, tutarsız ifadeler ile olayı özellikle de köy korucularının köye teröristleri takip ederken mi girdiklerini ve teröristlerin kaçmalarına engel olmak için mi veya kendilerini savunmak için mi ateş ettiklerini veya köyün sakinlerine misilleme yapmak için mi köye girdiklerini çözümlemek için daha uygun bir durumda değildir. Köyler arasındaki kötü geçmiş, Boyunlu köy korucularının Ormandışı'na yüklenmelerine artı bir sebep oluşturabileceği gibi Ormandışı köylülerinin sorunları ile ilgili olarak hemen Boyunlu köy korucularını suçlamalarına da sebep olabilir. Köylülerin, PKKyı suçlamak için askerler tarafından baskı altında tutuldukları iddiaları yine köylülerin köy korucularını suçlamak için PKK tarafından baskı altında tutuldukları iddiaları ile örtüşmektedir.
122. Deliller kesinlikle, ve şimdilerde başvuru sahibinin de kabul eder gözüktüğü, köy korucularının, Ormandışı'nın dışında PKK ile girilen çatışmanın nasıl başladığını açıklayıcı ifadelerini desteklemektedir. Jandarmalar köy korucularına yardımcı olmak ve teröristleri takip etmek için gelmiştir. Mahkeme Ormandışı köyünde ne olduğuna dair başka hiçbir tespitte bulunmayacaktır.
3. Başvuru sahibinin evine düzenlendiği iddia edilen saldırı
123. Başvuru sahibi, Başoğ'da bulunan evi ve mallarının Ormandışı'ndan sonra köy korucuları ve askerler tarafından tahrip edildiğini iddia etmektedir. Hatırladıklarına göre, duvarların delik deşik olduğunu ve tüm camlarının kırıldığını iddia etmektedir. Korucular dışarıdaki çuvallardan bazılarını ateşe vermişler, tarım aletlerini delik deşik ederek kullanılamaz hale getirmişler ve toplanan mahsulleri yakmışlardır.
124. Başvuru sahibi, bu durumlardan ilk olarak 28 Temmuz 1993 tarihinde İnsan Hakları Derneği tarafından alınan ifadesinde şikayetçi olmuştur. Şikayetlerini daha sonraki 28 Ekim 1998 ve 27 Haziran 2001 tarihli ifadelerinde de tekrarlamıştır.
125. Bu ifadelerde, ifadelerin inandırıcılıklarını olumsuz etkileyen birçok çelişki vardır. Özellikle de evde meydana gelen hasarın derecesi hakkındaki ifadelerde. 28 Temmuz 1993 tarihli ilk ifadesinde, evinin ve ekinlerinin yakıldığını ve evin içerisine hiçbir şeyin olmadığını beyan etmiştir. 27 Haziran 2001 tarihli ifadesinde tekrar evinin ateşe verildiğini ve yanarak yıkıldığını beyan etmiştir. 22 Haziran 2000 tarihli bir ifadesinde Hükümetin evin hala sağlam olduğu iddialarına karşı evinin silahlı saldın sonucu delik deşik olduğunu fakat hala yaşanabilir bir vaziyette bulunduğunu beyan etmiştir. Burada, evin, babasının Bayrambaşı Jandarma Karakolu'ndan serbest bırakılması için kendi oğlu Burhan Matyar tarafından yakıldığını iddia etmektedir.
126. Evin ve tarım aletlerinin ateş açılmak suretiyle tahrip edilmesi ve mahsullerin yakılmasından bahseden bu ifadelerin tutarlı oldukları doğrudur. Bununla beraber Mahkeme, en azından bu zamana kadar, bu iddiaları destekleyecek herhangi bir bağımsız delil olmadığını gözlemlemiştir. Başvuru sahibinin evinin tahrip edilmesi ile ilgili olarak iç hukuk yollan süresince arz edilmiş her ifade için Ormandışı'nda olan olaylarla birlikte yorum yokluğunun olması şaşırtıcı değildir. Bununla beraber başvuru sahibi 30 Eylül 1994'te Strazburg'a başvurmasına müteakip cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmış ve başvuru sahibi de evinin, bahçe ve tarlalarının köy korucuları tarafından yakıldığını beyan etmiştir. Silvan Cumhuriyet Savcısına verilen 2 Temmuz 1996 tarihli bir ifadede ise başvuru sahibinin evinin olaylar esnasında yakılmadığı, baskı altında olmadığım iddia ederek önceki suçlamaları inkar ettiği kayıtlıdır. Mahkemeye gelmeden önce başvuru sahibi cumhuriyet savcısına verilmiş olan bu ifadenin doğru olmadığını iddia etmiş ve korku ve baskıdan uzak olduğu iddialarını da reddetmiştir. Mahkeme bu suçlamaları aşağıda inceleyecektir.
127. Haziran-Temmuz 2001'de, başvuru sahibi ilk defa aile üyelerinin, köy korucularının Başoğ'daki evlerine saldırdıklarına onların da şahit olduklarını içeren ifadelerini arz etmiştir. Mahkeme, eşi ve kızının vermiş oldukları ifadelerin neredeyse kelimesi kelimesine aynı olduğunu ve bir çözüme ulaşmak amacıyla oluşturulduğu izlenimini verdiğini tespit etmiştir. Bu ifadelerin, başvuru sahibinin olayın hemen ardından verdiği ve evinin içerisindeki hiçbir eşyaya zarar gelmediği yönündeki ifadesi ile bağdaşmaları zordur. Eşinin ve kızının bu ifadeleri şimdi evdeki eşyalardan kasıtlı olarak kullanılamaz eşyaların detaylı bir listesini vermektedir. Mahkeme ayrıca, başvuru sahibinin oğlu, Burhan'ın vermiş olduğu ifadenin, başvuru sahibinin 28 Ocak 1998 tarihli, evlerini yakanın jandarmaların baskısı ile Burhan olduğu yönündeki ifadesi uyarınca maddi gerçeklerle uyuşmadığını tespit etmiştir. Halime Eruncak'ın 2 Temmuz 2001 tarihli ifadesinde her ne kadar köy korucularının Başoğ'a doğru gittikleri ve başvuru sahibinin evine ateş ettikleri iddia edilse de, ifade sahibi, kendi ifadeleriyle, olay anında, olay yerine iki kilometre uzaklıktaki Ormandışı'nda bulunmaktadır ve ifadesi görgü tanıklığı olarak gözükmemektedir.
128. Mahkeme, köy korucularının veya jandarmaların iddia edildiği gibi başvuru sahibinin evini ve müştemilatını tahrip ettikleri yönünde karar vermek için yeterli, tutarlı ve inanılır delil bulamamıştır.
4. Sonraki olaylar
129. Mahkeme, başvuru sahibi tarafından verilen çeşitli ifadelerden, başvuru sahibinin Başoğ'daki evinde yaşayıp yaşamadığını, yaşıyorsa ne kadar zamandır yaşadığını tespit etmenin imkansız olduğuna karar vermiştir. Bazı ifadelerine göre jandarmaların kendisine baskı yapmasından önce altı ay veya bir yıldır yaşamaktadır ve daha sonra Ormandışı'na taşınmıştır. Eşinin ifadelerine göre ise Silvan'a taşınmışlardır.
130. Başvuru sahibinin, köy korucuları ile ilgili şikayetleri için cumhuriyet savcısına başvurmadığı tartışılmazdır. Bununla beraber İnsan Hakları Derneği vasıtasıyla Strazburg'a şikayetlerini ilettikten sonra jandarmalar tarafından Bayrambaşı'na çağrıldığını ve başvurusu sebebiyle tehdit edildiğini beyan etmiştir. Komisyonun Hükümeti başvuru hakkında 12 Temmuz 1994 tarihinde bilgilendirdiği ortadadır. Bu, 29 Eylül 1994 tarihinde jandarmalar tarafından hazırlanan, başvuru sahibinin evi ve ekinlerinin köy korucuları tarafından yakıldığına dair bir inkarı ihtiva eden bir protokolden de anlaşılacağı üzere suçlamalarla ilgili bir soruşturmanın başlatılmasına sebep olmuştur. Ertesi gün, başvuru sahibi Silvan Cumhuriyet Savcısına Komisyona yapmış olduğu başvuru hakkında ifade vermiş ve köy korucuları ile yaşanmış olumsuz bir teması reddetmiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuru sahibinin reddi ve başvuru sahibi ile aynı zamanda başvuran Mehmet Safi Aranacak'ın ölmesi gerçeğine dayanarak delil yetersizliğinden dolayı takipsizlik kararı vermiştir.
131. Başvuru sahibi daha sonra, olaydan bir sene sonra (bkz. 31-32. paragraflarda yer alan 28 Ekim 1998 tarihli ifadesi) aşağı yukarı bu zamanlarda, oğlunu evi yakmaya zorlamak amacıyla jandarmalar tarafından gözaltına alınmıştır. Mahkeme, daha önce de oğlunun ifadesinin bundan bahsetmediğini belirtmiştir. Başvuru sahibi, 27 Haziran 2001 tarihli son ifadesinde, 14 gün gözaltında tutulduğunu açıkça belirtmiş ve kendisine işkence ve kötü muamele yapıldığını söylemiştir. Herhangi bir detay verilmemiştir. Yine işkence ile ilgili olarak cumhuriyet savcısına herhangi bir başvurunun yapıldığı görülmemektedir.
132. 11 Eylül 1996 tarihinde Hükümet tarafından başvuru sahibinin, evinin önünde fotoğrafları çekilmiş ve bunlar 1998'de Komisyona gönderilmiştir. Başvuru sahibi, jandarma komutanının sağlam bir evin önünde çekilmiş bir fotoğraf istediği için oğlunun evinin önünde fotoğrafının çekildiğini ifade etmiştir. Kendisi, oğlunun tehditler sonucunda yaktığı ve harabe hale gelmiş, kendi evi olduğunu iddia ettiği evin önünde çektirmiş olduğu fotoğrafları sunmuştur.
133. Başvuru sahibi 2 Temmuz 1996 tarihinde yeniden cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmıştır. Cumhuriyet savcısı aynı zamanda muhtarın da ifadesini almıştır, iki ifadede de köy korucuları tarafından başvuru sahibinin mallarına karşı verilen herhangi bir zararı içeren suçlama kaydedilmemiştir. Başvuru sahibi, cumhuriyet savcısı ile görüşmeden önce kendisinin ve muhtarın jandarmalar tarafından tehdit edildiklerini ileri sürmüş ve evinin yakıldığını söyleyemeyecek kadar korkmuştur. Bu iddialarını destekleyecek hiçbir bağımsız delil bulunmamaktadır.
5. Halime Eruncak tarafından yapılan şikayetler
134. 2 Ocak 2001 tarihli ifadesinde, Halime Eruncak, Mehmet Safi Eruncak (Aranacak)'in dul eşi, Ormandışı'ndaki evleri ve mallan ile ilgili olarak eşinin 24 Ocak 1994 tarihli başvurusunu kendisinin takip etmek istediğini ve kocasının ölümü (bkz. 39. paragraf) ile ilgili durumu şikayet etmek istediğini belirtmiştir.
135. Mahkeme, kocası adına yapılan şikayetlerin Komisyon tarafından 13 Mayıs 1996 tarihli kabul edilebilirlik kararında listeden çıkartıldığını hatırlatmıştır. Bu dosyada başvuru sahibinin temsilcileri, ne kendisinin imzaladığı bir yetki mektubu sunmuşlar ne kendi şikayetlerini içeren bir başvuruda bulunmuşlar ne de Sözleşmenin 35. maddesinde ifade olunan kabul edilebilirlik şartlarına özellikle de altı ay kuralına uymuşlardır. Olayların gündeme bulunmasından bu yana önemli bir zaman dilimi harcayan Mahkeme, 13 Mayıs 1996 tarihinde listeden çıkartılan bu şikayetleri yeniden incelemek veya bu başvuru bağlamında yeni şikayetler dinlemek durumunda değildir.
II. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
136. Sözleşmenin 3. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Hiç kimse işkenceye, İnsanlıkdışı veya küçük düşürücü muameleye tabi tutulamaz."
137. Başvuru sahibi, köy korucuları ve jandarmalar tarafından yapılan silahlı saldırının ve evlerini terk etmeye zorlanmalarının kendisi, ailesi evi ve mezrası üzerinde İnsanlıkdışı ve küçük düşürücü bir etki bıraktığını ileri sürmüştür. Bunların yanında, şiddetin kasıtlı, ceza kabilinden ve hayati niteliğinden de bahsetmiştir. Aynı zamanda 3. madde ihlallerinin, suçlanan Devletin köy koruculuğu sisteminin yeniden düzenlemesi veya ciddi kötü muamele suçlamalarının soruşturulmasındaki hatalarından kaynaklandığını iddia etmektedir.
138. Hükümet, başvuru sahibinin olayları anlatımını inkar etmiş ve köyde meydana gelen zarar ve yaralanmaların sebebinin Ormandışı'na doğru takip edilen teröristlerin açmış oldukları ateş olduğunu belirtmiştir.
139. Mahkeme, delillerin gereken derecede olmadığına dayanarak, başvuru sahibinin evinin ve ailesinin iddia edildiği gibi saldırıya uğradığı suçunun sübuta ermediğine karar vermiştir.
140. Buna göre Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi ile ilgili bir ihlal bulamamıştır.
III. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİ VE 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
141. Sözleşmenin 8. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"1. Her şahıs hususi ve ailevi hayatına, meskenine ve muhaberatına hürmet edilmesi hakkına maliktir.
2. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi demokratik bir cemiyette milli güvenlik, amme emniyeti, memleketin iktisadi refahı, nizamın muhafazası, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ve başkasının hak ve hürriyetlerinin korunması için zaruri bulunduğu derecede ve kanunla derpiş edilmesi şartıyla vuku bulabilir."
142. 1 Nolu Protokolün 1. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Her hakiki ve hükmi şahıs mallarından masuniyetine riayet edilmesi hakkına maliktir. Herhangi bir kimse ancak amme menfaati icabı olarak ve kanunun derpiş eylediği şartlar ve devletler hukukunun umumi prensipleri dahilinde mülkünden mahrum edilebilir."
143. Başvuru sahibi, ailesinin evine karşı yapılan kasıtlı saldırının, köylerini terk etmeye zorlanmalarının, malların, mahsullerinin ve diğer eşyalarının tahrip edilmesinin çok açık bir şekilde bu iki hükmün ihlali olduğunu ileri sürmüştür. Aynı zamanda, kendi görüşüne göre, yetkililer tarafından yapılan sistematik bir köy boşaltma uygulamasını gösterir yeterli delil vardır.
144. Hükümet, başvuru sahibinin olaylara getirdiği yorumları inkar etmiş ve köyde meydana gelen herhangi bir zarar ve yaralanmanın, Ormandışı'na doğru kaçarken takip edilen teröristlerin ateş açmalarından kaynaklandığını ileri sürmüştür.
145. Mahkeme, başvuru sahibinin evinin ne zaman ve kim tarafından yakıldığına veya ne zaman buradan taşındığına ve ne şartlar altında taşındığına dair bir sonuca ulaşmak için yeterli delil olmadığını hatırlatmıştır. Sonuç olarak, başvuru sahibinin, evinin ve mallarının zarar görmesinde Devletin sorumluluğu kanıtlanamamış ve yukarıdaki hükümlere dair herhangi bir ihlal bulunamamıştır.
IV. SÖZLEŞMENİN 14. VE 18. MADDELERİNİN İHLALLERİ İDDİALARI
146. Sözleşmenin 14. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi bir başka durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır."
147. Sözleşmenin 18. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder
"Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince mezkur hak ve hürriyetlere yapılan takyitler ancak derpiş edildikleri gaye için tatbik edilebilir."
148. Mahkeme, bu dosyada ortaya konulan gerçeklere dayanarak bu iki hükme dair herhangi bir ihlal bulmamıştır.
V. SÖZLEŞMENİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLALLERİ İDDİALARI
149. Başvuru sahibi, Sözleşmeye dayanarak yapmış olduğu şikayetlere atıfta bulunarak, güneydoğu Türkiye'de Sözleşmenin 13. maddesinde belirtildiği gibi etkin bir başvuru hakkının mümkün olmadığından şikayet etmiştir. Ek olarak da, vatandaşlık haklarına getirilen kısıtlamaların tazmini için mahkemeye başvurma imkanı olmadığını iddia ederek şikayetlerini Sözleşmenin 6. maddesine dayandırmıştır.
150. Sözleşmenin 6. maddesinin birinci fıkrası şu hükmü ihtiva eder:
"Her kişi, gerek vatandaşlık hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar, gerek ceza alanında kendisine karşı yapılan bir suçlama konusunda karar verecek olan yasal, bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından davasının, makul süre içerisinde, hakkaniyete uygun ve açık biçimde dinlenmesini istemek hakkına sahiptir."
Sözleşmenin 13. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"İşbu Sözleşmede tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen her şahıs ihlal fiili resmi vazifelerini ifa eden kimseler tarafından bu vazifelerin ifası sırasında yapılmış da olsa, milli bir makama fiilen müracaat hakkına sahiptir."
151. Başvuru sahibi, saldırının köy korucuları ve güvenlik güçleri tarafından yapıldığı, köylülerin olaylar hakkında yanlış bilgi vermeyi kabul etmeye zorlandıkları bir ortamda kendisi için etkin bir başvuru yapmanın mümkün olmadığını ve olağanüstü hal ile yönetilen ve güvenlik güçlerince kontrol edilen bir yerde kendi görüşlerini bir yetkilinin önünde açıklamanın imkansız olduğunu ileri sürmüştür. Kendi şikayetleri doğrultusunda yapılacak böyle bir soruşturmanın tamamen yetersiz ve eksik olacaktır.
152. Hükümet, başvuru sahibinin şahsen hiçbir yetkiliye şikayette bulunmadığını ve cumhuriyet savcısı tarafından sorgulandığında mail an na herhangi bir zarar geldiği yönünde bir suçlamada bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvuru sahibinin suçlamalarına dair olaylar köylülerin ve köy korucularının ifadelerini alan cumhuriyet savcısı tarafından soruşturulmuştur. Soruşturma ve yargılama sonucunda köy korucuları serbest bırakılmışlardır, aleyhlerine olan deliller yetersiz bulunulmuştur.
153. Mahkeme, köy korucuları veya jandarmalar tarafından işlendiği iddia edilen başvuru sahibinin mallarına zarar vermeleri suçunun sübuta ermediği kanaatindedir. Bu şartlar altında Mahkeme, başvuru sahibinin, Sözleşmenin 6. maddesinde yer alan vatandaşlık haklarına karşı olarak yapılan şikayetleri ile ilgili olarak başvuru hakkının reddedildiği iddiasının temelsiz olduğuna karar vermiştir.
154. Başvuru sahibi Sözleşmenin 13. maddesinin gözönünde bulundurulmasını istediğinde Mahkeme, Mahkeme içtihatlarına göre, Sözleşmenin 13. maddesinin sadece bir kimsenin Sözleşmede düzenlenen bir hakkın ihlalinin mağduru olması yönünde "tartışılabilir bir iddiası" olması durumunda uygulandığını hatırlatmıştır (bkz. 27 Nisan 1988 tarihli Böyle ve Rice v. Birleşik Krallık yargılaması, Seri A no. 131, paragraf: 52). Başvuru sahibinin olgulara dayanan iddialarının doğruluğu olmadığı için başvuru sahibinin "tartışılabilir bir iddiası" olduğu kabul edilemez. Bu yüzden Sözleşmenin 13. maddesi bu davada uygulanamaz ve herhangi bir ihlal bulunamamıştır.
VI. SÖZLEŞMENİN ESKİ 25. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
155. Bu madde (şu anda Sözleşmenin 34. maddesi) aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Komisyon, Yüksek Akit Taraflardan biri tarafından Sözleşmenin tanıdığı haklardan birine müteveccih bir ihlalden mağduriyet iddiasında bulunan herhangi bir şahıs, hükümet-dışı kuruluş veya fertler grubu tarafından Avrupa Konseyi Umumi Katibine yapılan müracaatları kabul edebilir. Ancak bunun için, kendisi aleyhine şikayette bulunulan Yüksek Akit Tarafın, Komisyonun mezkur şekildeki müracaatları kabul yetkisini tanıdığını ilan etmesi lazımdır. Mezkur ilanatı yapan Yüksek Akit Taraflar, bu hakkın müessir bir şekilde kullanılmasına hiçbir surette mani olmayacaklarını kabul ederler."
156. Başvuru sahibi Komisyona ve Mahkemeye başvurması ile ilgili olarak korkutulduğundan şikayet etmiştir. Başvuru sahibi, jandarma görevlilerince defalarca göz altına alındığını, 29 Eylül 1994 tarihinde jandarmalar 30 Eylül 1994 tarihinde ise cumhuriyet savcısı tarafından doğru olmayan ifadeler imzalamaya zorlandığını ve göz altında kaldığı sürece başvurusu ile ilgili olarak defalarca sorgulandığını ve tehdit edildiğini iddia etmiştir. Dahası, jandarmalar başvuru sahibinin kendi evi diye başka bir ev önünde çekmiş oldukları bir fotoğrafı Komisyona göndererek Komisyonu yanıltmaya da çalışmışlardır.
157. Hükümet, başvuru sahibinin şikayetleri ile ilgili olarak herhangi bir yetkiliye başvurmadığını ve başvurusunun şeffaflığının şüpheli olduğunu iddia etmiştir. Başvuru sahibi Silvan cumhuriyet savcısı tarafından kendisinin herhangi bir şikayeti olmaksızın sorgulanmıştır. Başvuru sahibinin Komisyona veya Mahkemeye yapmış olduğu başvurusu ile ilgili olarak korkutulduğu veya tehdit edildiği iddialarını yalanlamıştır.
158. Mahkeme, 25. maddede (şimdiki 34. madde) düzenlenen, başvuru sahiplerinin veya muhtemel başvuru sahiplerinin başvurularından vazgeçirmek veya şikayetlerini değiştirmek için yetkililerce herhangi bir baskıya maruz kalmaksızın Sözleşmede düzenlenen organlarla özgürce haberleşebilmeleri anlamına gelen bireysel başvuru hakkının etkin bir şekilde uygulanabilmesinin fevkalade bir ehemmiyete haiz olduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, "baskı" sadece doğrudan zorlama ve alenen yapılan davranışları değil aynı zamanda diğer, usulüne uygun olmayan dolaylı hareketleri veya başvuru sahiplerini Sözleşme yollarından birisini kullanmaktan vazgeçirmeye veya yıldırmaya yönelik her türlü teması da içerir.
Bununla beraber, eski 25. maddenin ilk paragrafının görüş noktasında başvuru sahibi ve Hükümet arasında kabul edilemez düzeyde bir münasebet olup olmadığı konusu davanın özel koşullan çerçevesinde değerlendirilmelidir. Başvuru sahiplerinin Sözleşme çerçevesinde yapmış oldukları başvurulan ile ilgili olarak yetkililerce sorgulanmaları ulusal bir soruşturma uygulaması olup bu, bireysel başvuru hakkının kullanılmasını engellemek olarak telakki edilebilecek, yapılan uygulamaların yasadışı veya kabul edilemez bir baskı içerip içermediğine bağlıdır (örnek: 25 Eylül 1997 tarihli Aydın v. Türkiye davası, Raporlar 1997-VI sayfa: 1899-1990, paragraflar: 115-117; AIHM 2000-VIII te yayınlanacak Salman v. Türkiye (GC), 21986/93, paragraf 130 ve devamı).
159. Mahkeme, gözaltına alınma ve kötü muamele ile ilgili şikayetlerinde başvuru sahibini haklı bulmamıştır. Mahkeme (bkz. Yukarıdaki 130. paragraf), 29 Eylül 1994 tarihinde başvuru sahibinin, Komisyona yapmış olduğu başvurusunun temel noktası olan olaylar ile ilgili olarak jandarmalar tarafından ifadesinin alındığını tespit etmiştir. Bununla birlikte Mahkemenin delilleri değerlendirmesi, sorumlu Devlet" in yetkililerinin, başvuru sahibini başvurusundan vazgeçirmek veya şikayetlerini değiştirmek için korkuttuktan veya tehdit ettikleri veya bireysel başvuru hakkını kullanmasına engel olduktan kararına ulaşabilmek için gerçeklere dayanan yetersiz bir temel tespit etmiştir.
160. Bu sebeple Mahkeme, sorumlu Devletin Sözleşme'nin eski 25. maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olmadığını tespit etmiştir.
BU NEDENLERLE MAHKEME,
1. Oybirliğiyle Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. Oybirliğiyle Sözleşmenin 8. maddesinin veya 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Oybirliğiyle Sözleşmenin 14. veya 18. maddelerinin ihlal edilmediğine;
4. Oybirliğiyle Sözleşmenin 6. veya 13. maddelerinin ihlal edilmediğine;
5. 3'e karşı 4 oyla sorumlu Devletin Sözleşmenin eski 25. maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olmadığına karar vermiştir.
Sözleşmenin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme Kurallarının 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Yargıç Hedigan'ın kısmi karşı görüşü bu davaya eklenmiştir.
YARGIÇ KURİŞ'İN DE KATILDIĞI YARGIÇ HEDIGAN'IN KISMİ KARŞI GÖRÜŞÜ
Sorumlu Devletin Sözleşmenin eski 25. maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olmadığı kararı haricinde Mahkemenin kararına katılıyorum. Bu yüzden maalesef çoğunluğun kararına katılmamak durumundayım.
Madde 25 (34. maddenin yerine geçtiği) bireysel başvuru sisteminin merkezidir. Başvuru sahipleri şikayetlerini, misilleme korkusundan ve korkutma amaçlı hareketlerden veya başvurusunun bir sonucu olarak meydana gelebilecek her türlü önyargı şeklinden emin olarak Mahkemeye getirebilmelidir. Hiçbir baskı olmamalıdır. Bu baskı bir çok şekil alabilir ve inandırıcı bir açıklama yapılmaksızın başvuru sahiplerinin yetkililerce Mahkemeye yapmış olduktan başvurulan ile ilgili olarak sorgulanmaları kanaatimce bu sorgulamaların her zaman yasadışı bir baskı olduğu öngörüsünü arttırmaktadır.
Yasadışı bir baskının yapılıp yapılmadığının ortaya çıkartılması için her davanın kendi gerçeklerinin ele alınması gerekliliğine katılıyorum. Bununla beraber, genel bir kural olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuran bir kişinin yetkililerce sorgulandıklarında bu sorgulamaların başvuru sahiplerini bu süreçten caydırmak amacıyla yapılmış olmaları varsayımı meydana gelmektedir.
Bu davada, Mahkeme, 29 Eylül 1994 tarihinde başvuru sahibinin, Komisyona yapmış olduğu başvurusunun temel konusu hakkında jandarmalar tarafından ifadesinin alındığını tespit etmiştir (bkz. paragraf 130). Aynı zamanda Silvan cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmak üzere ertesi gün de karakola getirilmiştir. Jandarmaların neden, ertesi gün cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmasından önce başvuru sahibinin ifadesini alma ihtiyacı duyduklarına dair hiçbir sebep ileri sürülmemiştir. Bu tip hareketler sorumlu yetkililerden açık ve inandırıcı bir açıklama ister. Şu ana kadar böyle bir açıklama yapılmamıştır.
Bu şartlar dahilinde, kanaatimce, yukarıda dile getirmiş olduğum varsayım çürütülememiştir ve ben bu yüzden Hükümeti, Sözleşmede düzenlenen bireysel başvuru hakkının etkin bir şekilde uygulanmasını engellememe yükümlülüğünü yerine getirmede başarısız buluyorum (bkz. 16 Kasım 2000 tarihli Bilgin v. Türkiye davası (ikinci Daire) paragraf: 134, yayınlanmamış).
Şunu da eklemeliyim ki; yukarıda bahsetmiş olduğum varsayımın ortaya çıktığına inanmamış dahi olsam, bu davadaki olaylar çerçevesinde, açıklama yapılmayan sorgulamaların tarihleri arasındaki tesadüfün bile, başvuru sahibinin sorumlu Devletin yetkililerince başvurusu ile ilgili olarak sorgulanmasının kendisine gözdağı verilmesi çabası olduğu sonucuna ulaşmak için yeterli gerçeklere dayanan bir temeli olduğu kanaatindeyim.
Full & Egal Universal Law Academy