(AİHS. m. 2, 3, 6, 8, 11, 13, 14, 15) (MCCANN - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI) (KAYA - TÜRKİYE DAVASI) (ERGİ - TÜRKİYE DAVASI) (TANRIKULU - TÜRKİYE DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (AYDIN - TÜRKİYE DAVASI)
(Yaşama, Adil Yargılanma ve Etkili Başvuru Hakları ile Ayrımcılık Yasağı İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Başkan: J.P. Costa;
Üyeler: W. Fuhrmann, L. Loucaides, F. Tulkens, K. Jungwiert, Nicolas Bratza ve K. Traja
Başvuru No: 24746/94
Karar Tarihi: 4 Mayıs 2001
Çeviren ve Yorumlayan: Ömer YILMAZ.
Pearse Jordan, 25 Kasım 1992 tarihinde, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nde görevli, terör konusunda uzman polis memurlarının IRA'nın mühimmat sevkıyatının önlenmesi için yaptıkları bir operasyon sırasında, göğüs bölgesinden birkaç el ateş edilmek suretiyle öldürülmüştür. Bu ölüm olayı üzerine yürütülen, ölüm yeri, zamanı, maktulün kimliğinin tespiti ve ölümün hangi şartlarda meydana geldiğini tespit etmek amacını güden ve olay faillerine en küçük bir adli sorumluluk dahi yüklemeyen adli soruşturmadan, erteleme, yeni yasal düzenlemelerin beklenmesi gibi benzer sebeplerden karar tarihine kadar bir sonuç alınamamış, olayda silahını ateşleyen polis memuru ve arkadaşları hakkında kovuşturmaya mahal olmadığı kararı verilmiştir. Pearse Jordan'ın babası olan başvuru sahibinin, açmış olduğu maddi tazminat davası da karar tarihine kadar sonuçlanmamıştır.
İrlanda ve İngiliz vatandaşı olan başvuru sahibi, oğlu Pearse Jordan'ın, haksız bir şekilde ve keyfi olarak polis memurlarınca öldürüldüğünü ileri sürerek, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu iddialarına dayanak olarak da, olay anında oğlunun silahsız olmasını, yapılan aramada arabada da silah bulunmaması, polis memurlarının silah kullanacaklarına dair uyarı yapmamalarını göstermiştir. Ayrıca başvuru sahibi, oğlunun ölümü üzerine etkin ve hızlı bir soruşturma yürütülmediğini iddia ederek yine bu madde altında düzenlenmiş olan usul gereklerinin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvuru sahibi, oğlunun Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nce yakalanması mümkünken keyfi olarak öldürüldüğünü ve olay anında silahını ateşleyen, Çavuş A'nın, oğlunu yakalama imkanı varken kasıtlı olarak öldürdüğünü iddia etmiştir. Başvuru sahibi, örnek olarak, Uluslararası Af Örgütünün; Kuzey İrlanda'da, güvenlik güçlerince gerçekleştirilen öldürme olaylarının şahısları yakalamaktan ziyade saf dışı etmeye dayanan kasıtlı bir politikayı yansıttığı şeklindeki görüşü gibi kaygılara atıfta bulunarak Sözleşmenin 6. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen Sözleşme hükmünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Bununla beraber, ölüm üzerine etkili bir soruşturma yürütülmemesinin Sözleşme' nin 13. maddesinde düzenlenen "etkili soruşturma" hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvuru sahibi, bu maddeden de bir ihlal olduğunun teshilini istemiştir.
Başvuru sahibi son olarak, 1969 ve Mart 1994 tarihleri arasında, büyük çoğunluğunun Katolik ve milliyetçi halkın oluşturduğu 357 kişinin, güvenlik güçleri mensuplarınca öldürüldüğünü iddia ederek, oğlunun öldürülme şartlarının ayrımcılığı ortaya koyduğunu ileri sürmektedir. Bu sayının, Protestan halk arasından öldürülenlerin, ilgili olarak haklarında kovuşturma yapılanların (31) ve mahkumiyet kararı verilenlerin (bu başvurunun yapıldığı tarihte; dört) sayıları karşılaştırıldığında bu durum, öldürücü güç kullanımının ayrımcılık içerdiğini ve toplumun bir kesiminin ulusal köken veya ulusal bir azınlığa üye olma temelinde arzu ettiği yasal koruma eksikliğini ortaya koyduğunu belirterek Sözleşmenin "ayrımcılık yasağını" düzenleyen 14. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvuru sahibinin 2. madde altındaki keyfi ve kanunsuz adam öldürme iddialarına karşı, Hükümet, Pearse Jordan'ın öldürülmesi anında yapmış olduğu ani davranışların, polis memurlarının kendi hayatlarına karşı ciddi bir tehlike olarak algıladıklarını ve dolayısıyla ateş açtıklarını ve bunun aksini ispat edecek herhangi bir delilin olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet daha sonra 2. maddenin usul gerekleri konusundaki iddialara cevap olarak, bu düzenlemenin gereklerini yerine getirme bağlamında iç hukuk yollarının herhangi bir şekilde başarısızlığa uğradığını reddetmiştir. 2. maddenin usul düzenlemelerinin Kuzey İrlanda'da, sırasıyla, Polis Şikayetleri Komisyonu ve Kamu Kovuşturmaları Başkanının denetimi altındaki polis soruşturması, adli soruşturma ve özel hukuk işlemlerinden oluşan usul yolları ile karşılandığını ileri sürmüştür. Devlet görevlilerinin öldürücü güç kullanımlarının etkin bir şekilde sorumluluğunu sağlayan bu yollar usul zorunluluklarının temel amacını korumaktadır. Bu, adli bir kovuşturma başlatılmasını gerektirmez ancak bu başvuru konusu dosyada da olduğu gibi, soruşturma, bir kovuşturmanın başlatılmasını sağlayabilir. Hükümet, aynı zamanda, herhangi bir usul içeriğinin etkinliliğinin olaylara göre değişebilmesi sebebiyle her davanın kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Mevcut davada, kullanılması mümkün usul yollarının tamamının, suiistimali önleyici şekilde gerekli etkinlik, bağımsızlık ve şeffaflığı sağladığını ileri sürmüştür.
13. madde ile ilgili iddialar ile ilgili olarak Hükümet, bunların tamamlanmamış olduğunu ve eksik bir temele dayandığını ileri sürmüştür. Devam etmekte olan özel hukuk işlemleri ve adli soruşturmanın da dahil olduğu mümkün olan işlemlerin bütününün etkili bir yol sağladığını iddia etmiştir.
Hükümet 14. madde ihlali iddialarına ise, Kuzey İrlanda'da benzer şekilde meydana gelmiş herhangi bir ölümle veya farklı muamele ile ilgili olarak hiçbir delil getirilemeyeceği şeklinde cevap vermiştir. Çeşitli istatistiklere atıfta bulunarak, Katolikler veya milliyetçiler aleyhine ayrımcılık yapıldığını iddia edebilmek için yeterli delil olmadığını ileri sürmüştür.
Mahkeme, yapmış olduğu incelemeler neticesinde oybirliğiyle;
1. Pearse Jordan'ın ölümü ile ilgili olarak yürütülen soruşturma işlemlerindeki eksiklikler bağlamında Sözleşmenin 2. Maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşmenin 6/1. Maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Sözleşmenin 14. Maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edilmediğine;
5. a- Sorumlu Devletin başvuru sahibine, yargılamanın sonuçlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde Sözleşmenin 44. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, her türlü vergi dahil olmak üzere
i - manevi tazminat olarak 10.000 sterlin
ii- ücretler ve masraflar için 30.000 sterlin ödemesine;
b- Davanın sonuçlandırılmasından sonra son ödeme tarihi olan üç aydan sonra yıllık olarak %7.25 faiz uygulanmasına;
6. Başvuru sahibinin adil karşılık için diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
(1) Madde 2- Yaşama Hakkı (Usul Yükümlülükleri Bağlamında)
Yaşama hakkını güvence altına alan ve yaşama hakkından yoksun bırakılmayı haklı gösteren gerekçeleri içeren 2. madde, barış zamanında Sözleşmenin, 15. maddesi uyarınca kısıtlanması mümkün olmayan en önemli maddelerindendir. Bu madde, 3. maddeyle birlikte Avrupa Konseyi'ni oluşturan toplumların en temel demokratik değerlerinden birisini oluşturur. Bu yüzden yaşama hakkından yoksun bırakılmayı gerektiren şartlar çok katı bir şekilde yorumlanmalıdır. Bireyleri korumayı amaçlayan bir araç olan Sözleşmenin konusu ve amacı, 2. maddenin somut ve etkin güvenceler oluşturmaya yönelik olarak yorumlanmasını ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır (Bkz. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararı, 27 Eylül 1995, Ser. A no.324, s. 45-46 ve 146-147).(par. 102)
2. maddede düzenlenen korumanın öneminin ışığı altında, Mahkeme, yasama hakkından yoksun bırakılmayı ele alırken sadece Devlet görevlilerinin fiillerini değil aynı zamanda olayı çevreleyen tüm şartları da çok dikkatli ölçüler içinde ele almalıdır. Sözkonusu olaylar tamamen veya çok büyük oranda yetkililerin bilgisi dahilinde meydana gelmiş ise örnek olarak gözaltında kendi kontrolleri altında bulunan şahısların davalarında meydana gelebilecek yaralanmalar ve ölümler ile ilgili olarak güçlü varsayımlar ortaya çıkacaktır. Bu tip durumlarda Devletin bu yaralanmanın nasıl gerçekleştiğini ikna edici bir şekilde izah etme yükümlülüğü vardır (diğerleri ile birlikte bkz., Salman v. Türkiye, no. 21986/93, 700, ECHR 2000 ve Çakıcı v. Türkiye, (GC) ECHR 1999-IV, par. 85, Ertak v. Türkiye no. 20764/92 (1. Daire) ECHR 2000-V, par.32 and Timurtaş v. Türkiye, no. 23531/94 (1. Daire) ECHR 2000-V1, par.82). (par. 103)
2. maddenin metni tam olarak okunduğunda, Madde, sadece kasti öldürmeyi değil aynı zamanda kuvvet kullanmaya izin verildiği durumlarda istenmeyen bir sonuç olarak yaşama hakkından yoksun bırakılmaya ait düzenlemeleri de içermektedir. Ancak kasti veya tasarlanmış öldürücü kuvvet kullanılması, kullanılan kuvvetin gerekliliğinin değerlendirilmesi hususunda dikkate alınması gerekli olan sadece bir unsurdur, (a) ve (c) alt paragraflarında ortaya konulan amaçlardan birini veya birkaçını gerçekleştirmek için güç kullanma "kesinlikle gerekli olandan daha fazla" (more man absolutely necessary) kullanılamaz. Bu terim, Sözleşmenin 11. ve 8. maddesinin 2. paragrafındaki esaslar dahilinde bir devletin fiilinin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını belirlemede normalde başvurulan gereklilik sınavından daha katı ve zorunluluk getirici kıstaslara işaret etmektedir. Sonuç olarak kullanılan güç, izin verilen amaçlara uygun olmalıdır (yukarıda bahsedilen McCann Kararı, par. 148-149). (par. 104)
Sözleşmenin 1. maddesinde tanımlanan hak ve özgürlükleri, devletlerin kendi yetki alanları içinde bulunan herkese tanımak yükümlülüğünde oldukları ifadesi ile birlikte okunduğunda yaşama hakkını koruma sorumluluğunun düzenlendiği 2. madde, yorum yolu ile kuvvet kullanma sonucu herhangi bir şahsın ölmesi durumunda etkili bir resmi soruşturma yapılması gerektiğini içermektedir (diğerleri ile birlikte, McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, s. 161 ve Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Reports 1998-1, s. 105). Bu yöndeki soruşturmaların temel amacı, yaşama hakkını koruyan iç hukuk hükümlerinin, devlet kurumlarını ya da görevlilerinin yer aldığı ve ölümlerin meydana geldiği durumlarda onların sorumluluklarını sağlamak amacıyla, etkili bir biçimde uygulanmasını güvence altına almaktır. Bu amacın gerçekleştirilmesinde ne tür soruşturmaların yapılacağı olaylara göre değişir. Bununla beraber, hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, olaydan haberdar olduktan sonra yetkililer kendi usullerine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. Yetkililer, olaydan sonra, mağdurun yakınlarının bir başvuru yapmalarını bekleyemezler (bkz. örnek olarak, diğerleri ile birlikte, İlhan v. Türkiye (GC) no.22277/93, par. 63, ECHR 2000-VII). (par. 105)
Devlet görevlileri tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen yasa dışı öldürme ile ilgili soruşturmanın etkili olması için, soruşturmayı yürüten görevlilerin, olayda taraf oldukları iddia edilen kişilerden bağımsız olmaları genellikle zorunlu bir koşul olarak kabul edilir (Güleç v. Türkiye kararı 27 Temmuz 1998, Reports 1998-IV, ss.81-82 ve Öğür v. Türkiye (GC) no. 21954/93, ss. 91-92, ECHR 1999-III). Bu sadece hiyerarşik veya kurumsal bir ilişkinin olmamasını değil ancak uygulamaya yönelik bir bağımsızlığı gerektirir (örnek olarak bir çatışma esnasında öldürülen bir kızın ölümünü soruşturan savcının olaya karışan jandarmalar tarafından sağlanan bilgilere duyduğu güçlü inancı sebebiyle bağımsızlık eksikliğinin olduğu 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi v. Türkiye kararı Reports 1998-IV, par. 83-84). (par. 106)
Bu çerçevede yapılan soruşturma, bu tür olaylarda kullanılan gücün olayın durumuna göre haklı olarak gösterilip gösterilemeyeceğine (örneğin, yukarıda bahsedilen Kaya v. Türkiye kararı, par. 87) ve sorumluların kimliklerinin tespiti ve cezalandırılmalarına (yukarıda bahsedilen Öğür v. Türkiye, par. 88) karar vermeye yardımcı olacak kadar etkili olmalıdır. Bu bir zorunluluk olmamakla beraber amaçlardan bir tanesidir. Yetkililer, diğerleri ile birlikte, görgü tanıklarının ifadeleri, adli deliller ve gerekli olması durumunda yaralanmanın tam ve eksiksiz kayıtlarının tutulduğu otopsi raporunu ve ölüm sebebini de içeren laboratuvar bulgularının analizleri de dahil olaya ilişkin delilleri güvence altına almak için gerekli olan bütün makul adımları atmak zorundadırlar (bkz. otopsilerle ilgili olarak yukarıda bahsedilen Salman v. Türkiye, par. 106, tanıklarla ilgili olarak, Tanrıkulu v. Türkiye, (GC), no. 23763/94, ECHR 1999-IV, par. 109, adli deliller ile ilgili olarak Gül v.Türkiye, 22676/93, (4.Daire), par.89). Soruşturmada, ölüm sebebini ortaya koymak ve sorumlu kişi veya kişileri tespit etmek konularındaki herhangi bir eksiklik bu standardın gerçekleştirilmesini riske sokacaktır. (par. 107)
Bu çerçevede, çabukluk ve gerekli makul sürat beklentisi vardır (Yasa v. Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, Reports 1998-IV, s. 2439-2440; par. 102-104 yukarıda bahsedilen Çakıcı v. Türkiye, par. 80,87,106; yukarıda bahsedilen Tanrıkulu v. Türkiye, par. 109, yukarıda bahsedilen Mahmut Kaya v. Türkiye, (1.Daire) ECHR 2000-III, par. 106-107). Bazı durumlarda, soruşturmanın ilerlemesini engelleyen zorluklar olabileceği kabul edilmelidir. Bununla beraber, öldürücü güç kullanılması yada kaybolmaların yetkililerce incelenmesinde çabuk hareket edilmesi, genel olarak, hukukun üstünlüğünün korunmasında ve yasadışı eylemlere tolerans gösterilmesi ya da herhangi bir usulsüzlüğün ortaya çıkmasının engellenmesinde kamu güveninin sürdürülmesi için bir esas olarak kabul edilebilir, (par. 108)
Aynı gerekçeler sebebiyle, sorumluluğun teoride olduğu kadar uygulamada da sağlanması için soruşturma veya soruşturmanın sonuçları üzerinde yeterli bir kamu incelemesi olmalıdır. Gerekli olan kamu incelemesinin derecesi davadan davaya değişebilir. Bununla beraber tüm davalarda, yasal çıkarlarını koruyabilmesi için, gerekli olduğu kadarıyla, mağdurun yakın akrabalarının da işlemlere katılabilmesi gereklidir (örnek olarak; kovuşturmaya mahal olmadığı kararının kendisine bildirilmediği, yukarıda bahsedilen Güleç v. Türkiye, s. 1733, par. 82, kurbanın ailesinin soruşturma ve mahkeme evrakına ulaşma imkanı olmayan, yukarıda bahsedilen öğür v. Türkiye kararı, par. 89 ve yukarıda bahsedilen Gül v. Türkiye kararı, par. 93). (par. 109)
(2) Madde 6- Adil Yargılanma Hakkı
Mahkeme, Pearse Jordan'ın öldürülmesinin yasallığının, başvuru sahibi tarafından başlatılan özel hukuk işlemlerinde halen görüşülmesine devam edilen bir konu olduğunu hatırlatır. Bu şartlar ve mevcut başvurunun çerçevesi ışığında Mahkeme, olayın arkasındaki uygunsuz neden iddiaları konusunda herhangi bir tespitte bulunmak için bir temel bulamamıştır. Adli soruşturma işlemlerinin etkinliği ile ilgili tüm konular Sözleşmenin 2 ve 13. maddeleri altında incelenecektir, (par. 149)
(3) Madde 14- Ayrımcılık Yasağı
Genel politika veya önlemlerin bir grup üzerinde orantısız önyargılı etkiler oluşturması, bunun o grup üzerine yoğunlaşmadığı veya bu grup için özellikle amaçlanmadığı sürece ayrımcılık olarak anlaşılması sonucunu doğurmaz. Bununla beraber, istatistiklerin güvenlik güçleri mensupları tarafından öldürülenlerin çoğunluğunun Katolik ve milliyetçi toplumdan olmasını göstermesine rağmen Mahkeme, istatistiklerin, kendi başlarına, 14. madde anlamında ayrımcılık olarak sınırlandırılabilecek uygulamaları ortaya koyabileceğini düşünmemektedir. Mahkemenin önünde, mahkumiyetle sonuçlanan dört olay çıkartıldığında, zikredilen ölümlerin, güvenlik güçleri mensuplarının kanunsuz veya aşın güç kullanımlarını içerdiği yönünde karar verebilmesi için herhangi bir delil bulunmamaktadır, (par. 154)
(4) Madde 13- Etkili Başvuru Hakkı
Mahkemenin yargılama içtihadı, Sözleşmenin 13. maddesinin, Sözleşme ile garanti altına alınan hak ve özgürlüklerin esasının ulusal düzeyde sağlanmasını garanti ettiğini göstermektedir. Dolayısıyla 13. madde, etkili başvuru hakkına ilişkin iç hukuk kuralının, her ne kadar Akit Devletlere Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirirken bu yükümlülükleri nasıl yerine getirecekleri yönünde belli bir takdir yetkisi verilmiş ise de, Sözleşme'ye dayanan "tartışılabilir şikayetin" kapsamına ilişkin bir soruşturma yapılmasını ve uygun olan yardımın temin edilmesini gerektirir. 13. madde altındaki yükümlülük alanı, başvuru sahibinin Sözleşme uyarınca meydana gelen şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişmektedir. Bununla birlikte, 13. maddenin gerektirdiği müracaat yolları, yasal bakımdan olduğu gibi, uygulamada da "etkili" olmalıdır (18 Aralık 19% tarihli Aksoy v. Türkiye kararı, Reports 1996-IV, s. 2286, par. 95; 25 Eylül 1997 tarihli Aydın v. Türkiye, Reports 1997-VI, s. 1895-96, par. 103; yukarıda zikredilen Kaya v. Türkiye kararı, s. 329-30, par. 106). (par. 159)
Öldürücü güç kullanımı veya şüpheli ölüm davalarında Mahkeme aynı zamanda, yaşamın korunması hakkına hayati değer atfederek, Sözleşmenin 13. Maddesinin, gerekli olması durumunda tazminat ödenmesine ek olarak, soruşturma prosedürüne şikayetçinin etkili biçimde ulaşabilmesini de kapsayacak şekilde, yaşama hakkından mahrum bırakılmadan sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak eksiksiz ve etkili bir soruşturma prosedürünü de gerektirdiğini belirtmektedir (bakınız yukarıda zikredilen Kaya v. Türkiye kararı s. 330-31, par. 107). Mahkeme, 13. maddenin, Sözleşmenin 2. maddesinin getirmiş olduğu soruşturma yükümlülüğünden daha geniş olduğunu belirterek, etkili bir adli soruşturmanın yürütülmediği birçok davada 13. maddenin ihlal edildiği kararı vermiştir (bakınız, yakarıda zikredilen Ergi v. Türkiye kararı, s. 1782, par. 98 ve yukarıda zikredilen, Salman v. Türkiye kararı, par. 123). (par. 160)
Bu davaların, başvuru sahiplerinin, güvenlik güçleri ile PKK arasında devam ede gelen çatışmalardan dolayı korunmasız bir durumda oldukları ve başvuru sahiplerinin tazminat istemleri için en ulaşılabilir yolun, iddia edilen suçları araştırmakla görevli olan cumhuriyet savcısına şikayette bulunmak olduğu Türkiye'nin güneydoğusu ile ilgili şartlardan ileri geldiği gözlemlenmelidir. Türk sisteminde, şikayetçi, herhangi bir adli prosedüre müdahil olarak katılabilmekte ve tamamlanmış kovuşturmaların akabinde zararların karşılanması için başvuruda bulanabilmektedir. Cumhuriyet savcısının gerçekleri ortaya çıkarıcı fonksiyonu, genellikle, herhangi bir özel hukuk işleminin başlatılması bağlamında gereklidir. Bu sebeple, zikredilen davalarda, kanunsuz bir öldürme olayından muzdarip başvuru sahibinin durumu cumhuriyet savcısına bildirmesi Sözleşmenin eski 26. maddesinin (şimdiki 35/1. maddesi) amaçları için yeterlidir. Buna bağlı olarak, adli soruşturma ile bir bütün olarak hukuk sisteminde başvuru sahibinin sahip olduğu başvuru yolları arasında usul ve uygulama alanlarında yakın bir ilişki vardır. (par. 161)
Kuzey İrlanda'daki hukuk sistemi farklıdır ve bu yargılama yetkisi alanından herhangi bir davanın şartları bağlamında 13. madde ile ilgili olarak yapılacak her başvuru bunu hesaba katmalıdır. Birleşik Krallık'ta, askerler veya polis memurlarının öldürücü güç kullanımından muzdarip her başvuru sahibi, genel bir kural olarak, mahkemelerin gerçekleri inceleyeceği ve sorumluluğu tespit edeceği ve gerekli bulması durumunda tazminata hükmedeceği özel hukuk işlemlerine başlayarak, kendisine açık olan her türlü iç hukuk yolunu tüketmelidir. Bu özel hukuk işlemleri her türlü adli soruşturmadan tamamen bağımsızdır ve bunların sonuçlan adli soruşturma veya kovuşturmalara uygun olarak yürütüldüğüne dayanak olarak gösterilemez (bakınız, Caraher v. Birleşik Krallık kabul edilemez kararı, no. 24520/94, 3. Daire, 11 Ocak 2000). (par. 162)
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. McKerr v. Birleşik Krallık, no. 28883/95
2. Kelly ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, no. 30054/96
3. Shanaghan v. Birleşik Krallık, no. 37715/97
4. McCann v. Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995
5. Salman v. Türkiye, no. 21986/93
6. Çakıcı v. Türkiye,
7. Ertak v. Türkiye no. 20764/92
8. Timurtaş v. Türkiye, no. 23531/94
9. Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998
10. İlhan v. Türkiye, no.22277/93
11. Güleç v. Türkiye, 27 Temmuz 1998
12. Öğür v. Türkiye, no. 21954/93,
13. Ergi v. Türkiye, 28 Temmuz 1998
14. Tanrıkulu v. Türkiye, no. 23763/94
15. Gül v.Türkiye, 22676/93
16. Yasa v. Türkiye kararı, 1 Eylül 1998
17. Scopelliti v. İtalya, 23 Kasım 1993
18. Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996
19. Aydın v. Türkiye, 25 Eylül 1997
20. Caraher v. Birleşik Krallık, kabul edilemez kararı, no. 24520/94
PROSEDÜR
1. Dosya, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin ("Sözleşme") eski 25. Maddesi uyarınca, bir İrlanda ve İngiliz vatandaşı olan Hugh Jordan (başvuru sahibi)'nin 13 Mayıs 1994 tarihinde Birleşik Krallık aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna ("Komisyon") yapmış olduğu 24746/94 numaralı bir başvurudan kaynaklanmaktadır.
2. Başvuru sahibi, Mahkeme önünde Belfast'ta çalışmakta olan avukatlar K. Winters ve S. Treacy tarafından temsil edilmiştir. Birleşik Krallık Hükümeti (Hükümet) ise kendi temsilcisi, Dışişleri Bakanlığı'nda görevli C. Whomersley tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru sahibi, oğlu Pearse Jordan'ın bir polis memuru tarafından haksız olarak öldürüldüğünü ve ölümü hakkında etkin bir soruşturma yapılmadığını ve ölüm için bir tazminata hükmedilmediğini iddia etmiş ve Sözleşmenin 2, 6, 13 ve 14. Maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
4. Başvuru, Sözleşmenin 11 No.lu Prokolü'nün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinde Mahkemeye intikal ettirilmiştir (11 No.lu Protokolün 5-2 fıkrası).
5. Başvuru, Mahkemenin Üçüncü Dairesine sevk edilmiştir. (Mahkeme İçtüzüğü'nün 52/1 fıkrası). Bunun akabinde Dairede, dosyayı niceleyecek Kurul (Sözleşmenin 27/ 1 fıkrası) Mahkeme İçtüzüğü'nün 26/1 fıkrası uyarınca oluşturulmuştur.
6. Tarafların da görüşünü aldıktan sonra Kurul Başkanı adaletin tam olarak yerini bulması amacıyla mevcut dosyadaki işlemlerin McKerr v. Birleşik Krallık, no. 28883/95, Kelly ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, no. 30054/96 Shanaghan v. Birleşik Krallık, no. 37715/97 dosyaları ile eşzamanlı olarak ele alınmasına karar vermiştir (Aynı tarihli kararlara bakınız).
7. 23 Mart 2000 tarihinde, Başkan tarafından yazılı prosedürde yer alması izini verilen, Kuzey İrlanda İnsan Hakları Komisyonu'ndan üçüncü kişi görüşleri alınmıştır (Sözleşmenin 3672 fıkrası ile Mahkeme İçtüzüğü'nün 61/3 fıkrası).
8. 4 Nisan 2000 tarihinde İnsan Hakları Binası'nda kamuoyuna açık bir oturum yapılmıştır. Mahkemede aşağıda belirtilen kişiler hazır bulunmuşlardır:
(a) Hükümet adına; C. Whomersley; Hükümet Görevlisi, R. Weatherup, Kraliçe Temsilcisi, P. Sales, J. Eadie, N. Lavender; Avukat, O. Paulin, S. Mcclelland, K. Pearson, D. Mcilroy, S. Broderick, L. Mcalpine, J. Donnelly, T. Taylor, Danışmanlar
(b) Başvuru sahibi adına; S. Treacy, Kraliçe Temsilcisi, K. Quinliven, Danışman, P. Coyle, Avukat.
Mahkeme R. Weathrup ve S. Trescy'nin konuşmalarını dinlemiştir.
9. 4 Nisan 2000 tarihli bir kararla Kurul, başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur.
10. Başvuru sahibi ve Hükümet mütalaalarını iletmişlerdir (İçtüzük 59/1).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
11. Dava konusu olaylar üzerinde, özellikle Pearse Jordan'ın 25 Kasım 1992 tarihinde öldürüldüğünde neler olduğu konusunda, taraflar arasında bir anlaşmazlık vardır.
A. Pearse Jordan'ın ölümü ile ilgili olaylar
12. 25 Kasım 2000 tarihinde, başvuru sahibinin 22 yaşındaki oğlu, Pearse Jordan, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nde görevli olan ve bundan sonra da, Çavuş A olarak nitelendirilecek bir polis memuru tarafından vurularak öldürülmüştür.
13. Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü tarafından basına yapılan resmi açıklamada, bir Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü timinin Falls Road caddesinde bir arabayı takip ettiği ve bir süre sonra durdurduğu belirtilmiştir. Arabanın durdurulmasından sonra, arabasının durduğu yere az bir mesafeden polisler sürücüye kendisini ölümcül olarak yaralıyacak şekilde birkaç el ateş etmişlerdir. Arabada ve sürücüde hiçbir silah, mühimmat, patlayıcı, maske veya eldiven bulunamamıştır, Pearse Jordan silahsızdır.
14. Otopsi raporunda, Pearse Jordan'ın sırtında iki, sol kolunun arkasında bir mermi giriş yarası tespit edilmiş ve yüz ve boynunda bir çürük olduğu belirtilmiştir. Rapor, Pearse Jordan'ın sol arkasından gelen üç mermi ile vurulduğunu belirterek son bulmuştur. Raporda atış mesafesini tespit edecek hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
15. Vurulma olayı, 26 Kasım 1992 tarihinde Belfast'ta bulunan bağımsız bir sivil toplum örgütü olan Adaletin Tesisi Komitesi'ne ifade veren dört sivil tarafından görülmüştür.Bu dört şahit vurulma olayı ile ilgili olarak aşağıdaki, Hükümet tarafından kabul edilmeyen, ifadeyi vermiştir.
16. Bu dört kişi beraberce, Falls Road caddesinde yürümektedirler ve yaklaşık olarak saat 17:00'da Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü Andersontovvn Karakolu'nun önünden geçmişlerdir. Burada, iki tane, tepe lambaları yanmayan, sivil polis arabasının olduğunu ve her arabada da üç polis memurunun oturduğunu fark etmişlerdir: Arabalardan bir tanesi kırmızı ikincisi ise koyu mavi veya yeşildir.
Yol boyunca yürümeye devam ederken, arkalarında bir çarpışma olduğunu duymuşlar ve neler olduğunu görmek için yolun karşı tarafına baktıklarında kırmızı polis arabasının bir arabanın (Pearse Jordan'ın arabası) yanında seyrettiğini ve bu arabayı kaldırıma doğru ittiğini görmüşlerdir. Kırmızı polis arabası, koyu mavi veya yeşil polis arabasının diğer arabayı arkasından vurup iterken Pearse Jordan'nın arabasının önünde durmuştur. Bu dört kişi durmuşlardır ve yolun karşısını herhangi bir engel olmaksızın görmektedirler. Pearse Jordan durdurulan arabadan çıkartılmıştır ve titremektedir. Jordan, peşinde onu takip eden dört polis olduğu halde bu dört şahide doğru sendeleyerek yürümektedir. Pearse Jordan yolun ortasındaki beyaz çizgiye vardığında, yaklaşık 12 feet uzaklıktaki bir polis memuru bir kaç el ateş etmiştir. Şahitler, polis memurlarından hiçbirisinin ne uyarı ne de caydırma ikazı yaptığının duymamışlar ve Pearse Jordan'ın elinde hiçbir şey görmedikleri gibi hareketlerinde de bir tehdit görmemişlerdir. Açılan ateş sonucunda bazı mermiler Pearse Jordan'a isabet etmiştir. Bir müddet daha sendeledikten sonra yüzünü, kendisini yakaladıklarında sözlü olarak aşağılayan, yüzüne vuran ve yerdeyken de tekmeleyen ve üzerini arayan polislere dönmüştür. Polisler daha sonra arabayı aramışlardır.
Dört şahit de, Pearse Jordan'ı hastaneye götüren ambulansı takip etmişler, burada da güvenlik güçleri mensuplarının düşmanca ve tehditkar bakışlarına maruz kaldıklarını belirtmişlerdir.
17. Başvuru sahibine göre Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nün resmi basın açıklamasının (yukarıdaki 13. paragrafa bakınız) öncesinde medyada sıklıkla, arabada eldivenler, maskeler, silahlar ve bombalar bulunduğu anlamına gelen resmi olmayan açıklamalar yer almıştır ve bunlardan bir tanesi de Pearse Jordan'ın, 1991'de patlayıcı madde bulundurmakla suçlanan eski bir Cumhuriyetçi mahkum olduğu anlamına gelmektedir. Bu bilgi doğru değildir. Pearse Jordan, her ne kadar cenaze töreni IRA tarafından yapılsa da, Republican News gazetesinde, IRA Belfast Gönüllüleri Tugayı mensubu olarak lanse edilmiş ve aktif görevdeyken öldüğü yazılmıştır.
18. Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nün resmi bir açıklamasında, olayın Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nde görevli, Belfast dışından bir müdür yardımcısı tarafından soruşturulacağı belirtilmiştir. Daha sonra yapılan bir açıklamada ise Polis Şikayetleri Komisyonu'nun, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü soruşturmasını denetleyeceği bildirilmiştir.
19. 26 Kasım 1992 günü saat 22:55'te Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü Adli Soruşturma Şubesi'nde görevli bir polis müfettişi, avukat ve Polis Şikayetleri Komisyonu temsilcisinin nezaretinde Çavuş A'nın ifadesini almıştır. Merkez Büro Gezici Destek Birimi'nde1 görevli Çavuş A aşağıdakileri beyan etmiştir.
Bir önceki gün saat 11:00'da Batı Belfast'ta IRA Yerel Kanadı tarafından yapılması planlanan, silahlar, patlayıcılar ve havan toplarının da dahil olduğu teçhizat ve mühimmat sevkıyatı ile ilgili olarak hazırlanan raporların sunulduğu bir brifingtedir. Bir gözetim operasyonu düzenlenecektir ve kendisi de sevkıyatın durdurulması halinde olaya müdahale edecek görevli timlerden sorumludur. Bir adet Smith Wesson 59 marka tabanca ve bir adet MP5 Heckler&Koch marka makinalı tabanca taşımaktadır. 15:20-15:30 gibi, White Rock dinlenme merkezinde şüpheli olarak seyreden bir arabayla ilgili anonsların akabinde kendisi ve timleri, Andersontovvn Polis Karakolu'nda beklemek üzere Woodbourne Polis Karakolu'ndan ayrılmışlardır. Burada, gözetim altında olan Arizona caddesindeki iki evin arkasında bir hareketlilik hazırlığı olduğu anonsunu almışlardır. Çavuş A, bunun muhtemelen teröristlerin malzeme tedariki olabileceğini düşünmüştür. Telsizle kendisine adamlarını -8, 9, 3 ve 12 telsiz kodlu- toplaması emredilmiştir. Kırmızı renkli Orion marka araç Arizona caddesini terk ettikten sonra kendisi ve adamları polis karakolundan ayrılmışlar fakat kırmızı Orion'un kaçmasını sağlamak için hemen geri çağrılmışlardır. Kırmızı renkli Cavalier marka bir araç Arizona caddesini terk etmiş ve kendilerine bunun da kaçmasına izin vermeleri emredilmiştir. Kırmızı Orion'un Arizona caddesine tekrar geldiği haberi gelmiştir. Çavuş A'ya kırmızı Orion'un tekrar önlerinden geçmesi durumunda aracın önünün kesilmesi emredilmiştir. O da, kendi timi (8 ve 12 telsiz kodlu) şehir tarafından ve 3 ile 9 telsiz kodlu personelinin timi, kırsal taraftan yaklaşacağı şekilde personelini ikiye ayırmıştır.
("HMSU") Merkez Büro Gezici Destek Birimi: Mensuplarının terörizm konusunda özel olarak eğitildikleri birim.
Kırmızı Orion iki polis arabasının yanından geçerken Çavuş A sadece bir sürücünün olduğunu görmüştür. Arabanın arkasından onlar da hareket etmişlerdir. Polis sirenlerini çalmışlar fakat mavi tepe lambalarını yakmamışlar aynı zamanda da hiçbirisi polis şapkalarını takmamışlardır. Çavuş A'nın arabası Orion ile yan yana seyretmiştir ve kenara çekmesi için sinyal yapmışlardır. Orion arkalarına takılarak yavaşlamış fakat daha sonra yolcu tarafına çarpmış ve şehir istikametindeki Falls Road caddesi boyunca hızlanmıştır. Çavuş A, sürücüsüne onu takip etmesini ve yolun dışına çıkması için zorlamasını söylemiştir. Araba muhtemel saatte en çok 60 belki 70 mil hıza ulaşmıştır. Meskun mahalde ve trafiktedirler. Bu yüzden hızlarının ne olduğunu tam olarak tespit etmek çok zordur. Siren hala çalmaktadır. Bir müddet sonra Orionla paralel olarak seyretmeye başlamışlar ve bir kez çarpmışlardır. Çarpmanın etkisi Orion'u kısmen kaldırıma çıkartacak kadar güçlü olmuştur. Kapısının kilidi çarpmanın etkisi ile kırılmıştır. Birden kapıdan çıkarak kaldırımda Orion'a doğru ilerlemeye başlamıştır. Sürücünün yol boyunca soldan sağa doğru kendisinden uzak bir açıda koştuğunu görmüştür. Koşarken sağ omzunun arkasından Çavuş A'nın bulunduğu yöne doğru bakmaktadır. Çavuş A' "Polis. Dur" veya "Dur. Polis" diye bağırdığını beyan etmiştir.
Orion'un sürücüsü kendi ekseninde dönmüştür. Çavuş A, adamın belinin altında olan ellerini görememektedir. Görüşü, önündeki polis arabasının üst kısmı veya olay yerine intikal eden diğer siyah araba (12 telsiz kodlu) sebebiyle engellenmiş durumdadır. Adamın ellerini göremediği için, kendisinin veya sürücüsünün hayatının risk altında olabileceğini düşünmüştür. Aniden döndüğü için adamın silahlı olabileceğinden korkmuştur. Adamın gövdesine doğru MPS ile birkaç el ateş etmiştir. İkinci kez ateş etme kararı aldığında adam kendisine bakmaktadır fakat adamın bir başka tarafa dönüp dönmediği veya hareket edip etmediğini söyleyememektedir. Diğer polis memurlarının bağırdığını duymaktadır. Yolun diğer tarafındaki kaldırımlara doğru koşan sürücünün peşinden koşmuştur. Memur F dizlerinin üzerine çökmesi için sürücüye bağırmaktadır. Hedefine varamadan sendeleyerek düşmüştür. O zaman adamın ciddi şekilde yaralandığını anlamıştır.
Çavuş A, diğer memurlar sürücü için ilk yardım çağırırken hızlıca arabayı aramıştır. Merkez veya kendisi polis memurlarını Arizona caddesine sevk etmiştir. Askerler ilk yardım yapmıştır. 12 telsiz kodlu dahil olay yerine intikal eden tüm polis memurlarına olay yerini terk etmeleri emrini vermiştir. 12 telsiz kodlu arabanın Orion veya yaralı ile teması hakkında herhangi bir şey bilmemektedir. Saat 17:30 18:00 saatleri arasında karakola dönmüştür. Kendisinin de katıldığı, 20-30 dakikalık bir olay sonrası bilgilendirme toplantısı yapılmıştır. Aynı zamanda olayı orada bulunan diğer kişilerle de değerlendirmiştir. Bir süreliğine silahını teslim etmesi emredilmiştir.
20. 20 Mart 1993 tarihinde, bir polis müfettişi, avukatının nezaretinde Çavuş A'nın ikinci kez ifadesine başvurmuştur. Bu sorular temel olarak vurulma olayının meydana geldiği zamanda kendisinin pozisyonu ve hareketleri üzerinedir.
Ölünün belden yukarısını açıkça gördüğünü hatırlatmıştır. Ölü yüzünü kendisine döndüğünde ona doğru hiçbir hamle yapmamıştır. Kolları hala aşağıdadır. Ölünün silahsız olduğundan net bir şekilde emin olmadığı halde tam olarak neden hayatının tehlike altında olduğu düşüncesine kapıldığı sorusu sorulduğunda Çavuş A, bunun uzun saatlerdir devam eden ve ciddi terörist aktiviteleri içeren bir operasyon olduğu cevabını vermiştir. Kırmızı Orion kalabalık bir yolda aşırı hızda ve çok saldırgan bir şekilde hareket etmiştir. Orion durduğunda sürücü kaçmaya başlamış ve kendisine durması söylendiğinde, Çavuş A'nın aşırı saldırgan olarak anladığı, bir şekilde Çavuş A'ya doğru dönmüştür. Elleri aşağıda ve görüş alanın dışındadır. Geçen o kısa zaman içerisinde, ölünün kendi hayatı için bir tehlike arz ettiği görüşüne sahip olmuştur. Adamın hareketleri teslim olacak bir kişinin hareketlerine benzememektedir. Kendi silahını kullanmaktan başka uygulanabilir bir seçenek olmadığından emindir.
21. Olaya katılan araçların adli incelemesi yapılmıştır. Diğer polis memurlarının ve ilk yardımı yapan askerlerin ifadeleri alınmıştır.
12 telsiz kodlu arabada bulunan polis memurları D, E ve F alınan ifadelerinde; Çavuş A'nın içerisinde olduğu kırmızı Sierra marka polis arabasının hemen arkasında bulunan kırmızı renkli Orion marka aracı takip ettiklerini beyan etmişlerdir. Orion durduğunda onlarda arkasında yavaşlayarak durmuşlardır. Dururlarken sürücü arabadan kaçmaktadır ve kendilerine veya arabalarına doğru koştuğunda sağ uyluğuna vurmuşlardır. Sürücü 8 telsiz kodlu memura doğru dönmüştür. Bu sırada birkaç el silah sesi duyulmuştur. Arabaları bu arada kırmızı Orion'un arka tarafına temas halindedir. Sadece memur D, 8 telsiz kodlu memurun bulunduğu yönden bağırmaların geldiğini duymuştur. Trafiğin akışını sağlamak amacıyla arabalarını çektikten kısa bir süre sonra Arizona caddesine yönelmişlerdir.
11 telsiz kodlu araçta bulunan Çavuş H, 6 Aralık 1992 tarihinde alınan ifadesinde, olay yerine intikalinin akabinde 12 telsiz kodlu aracı, yaralı adama çok yakın bir yerde duran otobüsün hareket etmesi için bulunduğu yerden çektirmiştir. 12 telsiz kodlu aracın kırmızı Orion'a veya ölüye vurduğundan haberi yoktur. Araç sadece biraz geriye çekilmiştir ve olay yerini tam olarak terk etmelerinden sorumlu değildir.
Komiser M, 7 Aralık 1992 tarihinde alınan ifadesinde, yaralının ilk yardım aldığından ve aracın güvenliğinin sağlandığından emin olduktan sonra tüm Merkez Büro Gezici Destek Birimi ekiplerini araştırma yapmak için Arizona caddesine gönderdiğini beyan etmiştir. Bazı mühimmatlar orada bulunmaktadır.
22. Soruşturma boyunca, polis tarafından, gazete ve yayın kuruluşları vasıtasıyla olası görgü tanıklarının başvurmaları için yardım istenmiştir. Birkaç sivil, polise ifade ve adli soruşturmada delil vermiştir. Mayıs 1993'te Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü soruşturmasını bitirmiştir. Soruşturma hakkındaki rapor 25 Mayıs 1993 tarihinde Kamu Kovuşturmaları Başkanına verilmiştir.
23. 3 Haziran 1993 tarihinde Polis Şikayetleri Komisyonu, başvuru sahibinin ailesine, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nün vurulma olayı üzerine yapmış olduğu soruşturma akabinde hazırladığı 25 Mayıs 1993 tarihli raporun tatmin edici olduğu görüşünü bildirir bir yazı yazmıştır. 15 Haziran 1993 tarihinde Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü, başvuru sahibinin ailesine raporun Kamu Kovuşturmaları Başkanına gönderildiğini bildirir bir yazı yazmıştır. Bununla beraber başvuru sahibi ve ailesi, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nün bulgularını temin edememiştir.
24. 16 Kasım 1993 tarihinde Kamu Kovuşturmaları Başkanı, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürüne, Pearse Jordan'ın vurulması olayı ile ilgili olarak "kovuşturmaya mahal olmadığı" kararını iletmiştir. Karar, delillerin bir kişi hakkında kovuşturma yapmak için yeterli olmadığının belirtilmesi ile son bulmuştur.
25. 22 Kasım 1992 tarihinde, Adaletin Tesisi Komitesi'nin isteğini inceledikten sonra Kamu Savcılığı Başkanlığı, Adaletin Tesisi Komitesi'ne "kovuşturmaya mahal olmadığı" kararının geçerli olduğunu bildirmiştir.
26. 11 Şubat 1994 tarihinde Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü Şikayetler ve Disiplin Şube Müdürlüğü, başvuru sahibine, vurulma olayı raporunun Polis Şikayetleri Komisyonu'na gönderildiğini bildirir bir yazı yazmıştır.
27. 31 Ağustos 1994 tarihinde Polis Şikayetleri Komisyonu, başvuru sahibine, tüm detayların dikkatlice incelenmesinden sonra, ilgili polis memurlarının disiplin cezası almaları için yeterli delil olmadığı görüşünü bildirir bir yazı yazmıştır.
B. Adli Soruşturma
28. 29 Kasım 1993 tarihinde Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü, Sorgu Hâkimini, Kamu Savcılığı Başkanlığı'nın vermiş olduğu "kovuşturmaya mahal olmadığı" kararı hakkında bilgilendirmiştir. Bu kararın akabinde, Sorgu Hâkimi, adli soruşturma açılmasına karar vermiştir.
29. 4 Kasım 1994 tarihinde Sorgu Hâkimi, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nden dosyanın evraklarını almıştır.
30. 13 Kasım 1994 tarihinde, Sorgu Hâkimi, ilgili taraflara adli soruşturmanın 4 Ocak 1995 tarihinde başlayacağını bildirir bir yazı yazmıştır.
31. Adli soruşturma başlamadan önce, Savunma Bakanlığı Müsteşarı, adli soruşturmada ifşa edilmesi durumunda ulusal güvenlik bağlamında kamu yararına aykırılık teşkil edeceğini düşündüğü bilgileri içeren bir belge sunmuş ve belli askeri personelin kimliklerinin gizlenmesi ve ifadelerini bir bölmenin arkasından vermeleri için başvuruda bulunmuştur.
32. 20 Aralık 1994 tarihinde, Sorgu Hâkimi, aşağıdaki kararları aldığı bir ön görüşme yapmıştır:
(a) ulusal güvenlik bağlamında bazı bilgilerin ifşasının önlenmesi
(b) üç askeri tanığın, Sorgu Hâkimi, jüri ve ilgili tarafların yasal temsilcileri hariç, askerler V, W ve X'in isimlerinin verilmemesi suretiyle kimliklerinin gizlenmesi
(c) Çavuş A (Pearse Jordan'ın ölümüne sebep olan ateşi açan memur) dahil Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü memurlarının isimlerinin verilmemesi suretiyle kimliklerinin gizlenmesi.
33. 2 Ocak 1995 tarihinde, Kuzey İrlanda'dan Sorumlu Devlet Bakanlığı Müsteşarı, bazı bilgilerin adli soruşturmada ifşa edilmesinin Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğünün haber alma operasyonlarının güvenilirliliğine şüphe düşürmesi yoluyla kamu yararına aykırılık teşkil edeceğine inandığı bir yazı göndermiştir.
34. 4 Ocak 1995 tarihinde, Sorgu Hâkiminin adli soruşturması başlamıştır. Başvuru sahibi ve ailesi bir avukat ve hukuk müşaviri tarafından temsil edilmiştir. Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü de kendi temsilcileri tarafından temsil edilmiştir. Sorgu Hâkimi, başvuru sahibi, 8 sivil vatandaş, askerler V, W ve X, 7 polis memuru ve bir patolojistin dahil olduğu toplam 19 tanığı dinlediği üç buçuk günlük bir oturum yapmıştır. Bu tanıklara her iki tarafın temsilcileri tarafından sorular sorulmuştur. Çavuş A, Sorgu Hâkimine oturuma katılamayacağını bildirmiştir.
35. 8 Ocak 1995 tarihinde, Adaletin Tesisi Komitesi, başka bir şahit olan, olay mahallinde bulunan siyah bir taksinin sürücüsünün ifadesini Sorgu Hâkimine iletmiştir.
36. 10 Ocak 1995 tarihinde, Sorgu Hâkimi, başvuru sahibinin avukatının Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü tanıklarının kimliklerinin açıklanması isteğini reddetmiştir.
37. Pearse Jordan'ın ailesinin, taksi sürücüsünün vermiş olduğu yeni deliller ışığında Kamu Savcılığı Başkanlığı'nın kovuşturma yapılıp yapılmayacağı konusunda tekrar karar vermesini istemesi üzerine işlemlere 16 Ocak 1995 tarihine kadar ara verilmiştir. Sorgu Hâkimi, Kamu Savcılığı Başkanlığına, dikkate alınması gereken yeni delillerin ortaya çıktığı konusunda bilgilendirir bir yazı yazmıştır.
38. 10 Şubat 1995 tarihinde, Kamu Savcılığı Başkanlığı, Pearse Jordan'ın öldürülmesi olayı üzerine bir kişi hakkında kovuşturma yapılabilmesi için delillerin hala yetersiz olduğuna karar vermiştir. Adli soruşturma esnasında, kendi görev alanlarına giren konularda ortaya çıkan deliller hakkında bilgilendirilmelerini talep etmiştir.
39. 14 Şubat 199S tarihinde, başvuru sahibinin temsilcileri, Kamu Savcılığı Başkanlığı tarafından kovuşturmaya mahal olmadığı kararının hala geçerli olduğu yönünde bilgilendirilmişlerdir.
40. 10 Mart 1995 tarihinde, başvuru sahibinin temsilcileri, Sorgu Hâkiminin, adli soruşturmayı adil olarak yürütmediği için reddini talep etmişlerdir. Sorgu Hâkimi başvuruyu reddetmiştir.
41. 11 Nisan 1995 tarihinde, Sorgu Hâkimi, ilgili taraflara, adli soruşturmanın 12 Haziran 1995 tarihinde devam edeceğini bildirir bir yazı yazmıştır.
42. 26 Mayıs 1995 tarihinde, başvuru sahibinin yasal temsilcileri, adli soruşturma süresince Sorgu Hâkiminin vermiş olduğu bazı kararların hukuki olarak yanlış olduğu gerekçesiyle temyiz işlemlerine başlamışlardır, izin 2 Haziran 1995 tarihinde verilmiştir. Başvuru sahibi, diğerlerinin yanında (a) Sorgu Hâkiminin, adli soruşturmada ifade vermelerinin öncesinde ölünün akrabalarının, diğer tanıkların ifadelerine ulaşmalarına izin verilmemesi ve (b) Sorgu Hâkiminin Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nde görevli tanıkların kimliklerinin gizlenmesi izin verilmesi kararlarının yeniden incelenmek üzere bozulması kararını talep etmiştir. Başvuru sahibine bu isteği için yasal yardım yapılmıştır. Sorgu Hâkimi bu işlemlerin biteceği tarihe kadar soruşturmayı ertelemiştir.
43. Sorgu Hâkimi aleyhine yapılacak temyiz işlemlerine 2 Haziran 1995 tarihinde izin verilmiştir.
44. Temyiz başvurusu 9-10 Kasım 1995 tarihlerinde görüşülmüştür. 11 Aralık 1995 tarihli oturumda, Lord Hâkim Carswell, başvuru sahibinin iddialarını reddetmiştir. Bu kararla da adli soruşturma işlemlerinden birisi olan sorgulamanın doğasına itibar etmiş ve Hâkim Griffiths'in Peach'in eski eşi davasındaki görüşlerine atıfta bulunmuştur:
"Bir sorgu hâkimliği adli soruşturması, oldukça sınırlı amaçlar içeren bir sorgulama işlemleri bütünüdür. Amaç, 1953 tarihli Sorgu Hâkimleri Kanununun 26. maddesinde belirlenmiştir. Bu aşağıdaki durumların hakikatini araştırmakla sınırlıdır: ölü kimdir, nasıl, ne zaman ve nerede ölmüştür. Bunun haricinde 1977 tarihli (değiştiriliş) Sorgu Hâkimliği Kanununda düzenlenmiş olan daha spesifik bir sınırlama vardır. Bu, 7. maddede düzenlenen; bir kimsenin adli veya özel sorumluluğunun tespit edilmesi şeklinde görülebilecek şekilde karar verilemez, sınırlamasıdır.
Bir sorgu hâkiminin, kendi çağırmış olduğu bir tanığa, ilgili taraflarca soru sorulmasına izin vermesi gereği oldukça doğrudur. Ancak bu, adli soruşturmanın ele almak durumunda olduğu konuların ortaya çıkmasına yardımcı olmak amacıyla olmalıdır. 16. madde ile, sorgu hâkimliği adli soruşturmasının, tartışma konusu olan olayın diğer alanlarına kadar genişletilmesi amaçlanmamıştır."
45. Lord Hâkim Carsvvell, aynı zamanda adli soruşturma işlemlerini düzenleyen önceki yasal düzenlemelere de atıfta bulunmuştur
1959 tarihli Sorgu Hâkimleri Kanunu (Kuzey İrlanda)'nun 31. maddesi; jüri, kanunlarda belirtilen durumlar haricinde karar veremez hükmünü ihtiva eder;
"Kendilerine kanıtlanabileceği kadarıyla; ölü kimdir, nasıl, ne zaman ve nerede ölmüştür, sorularının cevaplarını ortaya çıkarır."
1963 tarihli Sorgu Hâkimleri Uygulama ve Usul Kanununun 16. maddesi ise aşağıdaki hükmü ihtiva eder,
"ne sorgu hâkimi ne de jüri, adli veya özel sorumlulukla ilgili sorulara ilişkin görüş bildiremezler..."
46. 8 Ocak 1996 tarihinde başvuru sahibi Lord Hâkim Carswell'in kararını temyiz etmiştir. Temyiz başvurusu Kuzey İrlanda Temyiz Mahkemesince 28 Haziran 1996 tarihinde reddedilmiştir. Başvuru sahibinin, Lordlar Kamarasında temyiz izni isteği ise 4 Ekim 1996 tarihinde reddedilmiştir. Lordlar Kamarası izin isteğini 20 Mart 1997 tarihinde tekrar reddetmiştir.
47. Adli soruşturma bu sebeplerden dolayı 1 Aralık 1997 tarihinde tekrar başlamalıdır. Bununla beraber, adli soruşturma, 19 Kasım 1997 tarihinde Sorgu Hâkimince, taraflarla görüştükten sonra, Yüksek Mahkemede görüşülmekte olan, ölünün ailesinin ailesi için yasal temsilcilerin yasal yardım almalarının mümkün olup olmayacağı konusundaki temyiz başvurusunun sonucunu beklemek için ertelenmiştir.
48. 16 Mart 1999 tarihinde, adli soruşturmalar için yasal yardım almanın mümkün olmaması düzenlemesi aleyhine açılan ve reddedilen Sharon Lavery v. Devlet Bakanlığı ve Yasal Yardım Dairesi davasında nihai karar verilmiştir.
49. 1 Temmuz 1999 tarihinde, Sorgu Hâkimi, taraflara adli soruşturmanın 1 Kasım 1999 tarihinde başlayacağını bildirir bir yazı yazmıştır.
50. 13 Ekim 1999 tarihinde, Sorgu Hâkimi, başvuru sahibinin, 28 Nisan 1999 tarihli, polis nezarethanelerinde ölüm olaylarında, polis tarafından Sorgu Hâkimlerine temin edilen evrakın ölülerin ailelerine verilmesine (aşağıdaki 73 ve 74. paragraflara bakınız) salık veren İçişleri Bakanlığı Genelgesi bağlamında, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürüne, evrakların ifşası için yapmış olduğu başvurunun neticelenmesini beklemek amacıyla adli soruşturmayı ertelemiştir.
51. 2 Şubat 2000 tarihinde, başvuru sahibi, Emniyet Müdürü'nün, adli soruşturma sırasında gözüken tanıkların vermiş oldukları ifadelerin kopyalarını ve Sorgu Hâkiminin yüksek sesle okuttuğu herhangi bir ifadeyi kendilerine temin edeceği konusunda bilgilendirilmiştir.
52. 3 Mart 2000 tarihinde başvuru sahibi, Emniyet Müdürü'nün kararına, kendisine daha fazla doküman verilmediği için itiraz etmiştir.
53. Adli soruşturma tekrar başladığında, Sorgu Hâkimi, Ocak 1995 tarihinde ifade veren tanıkların haricinde, Pearse Jordan'ın hayatını kaybettiği anti-terör operasyonuna katılan 12 polis memuru ve Asker Y, adli tıp uzmanları ve vurulma olayı üzerine yürütülen soruşturmaya karışan Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nde görevli 3 polis memurunu da ifade vermeye çağırmıştır.
54. 4 Nisan ve 2 Ekim 2000 tarihleri arasında tam olarak belli olmayan bir tarihte başvuru sahibi, Sorgu Hâkiminin adli soruşturmada ifade vermesi için kişilerin tanık ifadelerini temin etmiştir.
C. Özel hukuk bağlamında
55. Başvuru sahibi, Yüksek Mahkeme nezdinde tazminat talebiyle şahsi dava açabilmesi için yasal yardım almıştır. 7 Aralık 1992 tarihinde, haksız hareket neticesinde ölüm iddiasıyla özel hukuk işlemlerini başlatmıştır.
56. 5 Ekim 1995 tarihinde özel hukuk işlemleri için iddianamesini göndermiştir. 24 Ekim 1995 tarihinde, Savunma Bakanlığı, bir daha ki sefere iddianamenin daha ayrıntılı bir şekilde gönderilmesi isteği ile savunmalarını göndermiştir. Başvuru sahibi bu isteğe yaklaşık 27 Ağustos 1997 tarihine kadar cevap vermemiştir.
57. 8 Ekim 1999 tarihinde, Kraliyet Avukata, başvuru sahibine şahsi davasından vazgeçmeye razı olmasını isteyen bir yazı yazmıştır.
58. Başvuru sahibi, davanın tespit aşamasında olduğunu ve bunun, adli soruşturma bitmeden sonuçlandırılamayacağını beyan etmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. Silah Kullanma
59. 1967 tarihli Criminal Law Act (Kuzey İrlanda) Kanunu'nun 3. maddesi diğerleri ile birlikte aşağıdaki hükümleri ihtiva eder:
"1. Bir kişi, bir suçun önlenmesi veya bir yakalamanın yapılması veya suçluların veya zanlıların veya kaçakların yasal tutuklamalarına yardım edilmesi durumlarında makul olarak bu gücü kullanabilir."
Meşru müdafaa veya başkasını savunma, suçun önlenmesi konsepti içerisinde değerlendirilir (Smith ve Hogan'ın Ceza Hukukuna bakınız).
B. Adli Soruşturmalar
1. Yasal düzenlemeler ve kanunlar
60. Kuzey İrlanda'da adli soruşturmalar, 1959 tarihli Sorgu Hâkimleri Kanunu (Kuzey İrlanda) ve 1963 tarihli Sorgu Hâkimliği Uygulama ve Usul Tüzüğü çerçevesinde yürütülür. Bunlar, şiddet neticesi meydana gelen veya şüpheli ölümlerin, bir jüri ile veya herhangi bir jüri olmaksızın, tanıkların ifadeleri ve raporların, diğerleri ile birlikte otopsi raporları veya kriminal incelemeler-, yardımıyla maktulün kim olduğu, nasıl, ne zaman ve nerede öldüğünün ortaya çıkartılması için adli soruşturma açma yetkisine sahip Sorgu Hâkimine bildirilmesi prosedürünün çatısını oluşturur.
61. Sorgu Hâkimleri Kanununa göre, bir kişinin doğrudan veya dolaylı olarak bir şiddet neticesinde öldüğüne dair şüphesi olan her sağlık memuru, ölüm olaylarında kayıt tutan kişi veya cenaze işleri sorumlusu, Sorgu Hâkimine durumu bildirmekle yükümlüdür (madde 7). Otopsi yapan her sağlık memuru Sorgu Hâkimime yazılı olarak durumu bildirmekle yükümlüdür (madde 29). Ne zaman olursa olsun, bir ceset bulunduğunda veya açıklanamayan bir ölüm olayı veya şüpheli bir ölüm meydana geldiğinde mahallin polisi Sorgu Hâkimine keyfiyeti bildirmekle yükümlüdür (madde 8).
62. Sorgu Hâkimleri Tüzüğünün 12 ve 13. maddeleri, Sorgu Hâkimine, maktul ile bağlantılı olarak bir kişinin cinayetten veya başka bir adli suçtan itham edilmesi durumunda adli soruşturmayı erteleme yetkisini verir.
63. Sorgu Hâkimi, bir jüri ile birlikte bir adli soruşturma başlatmaya karar verirse, aynı adli duruşmalarda olduğu gibi bilgisayar ortamında rastgele o bölgenin Jüri Listesinden kişiler çağrılırlar.
64. Bir adli soruşturmada incelenecek konular, Sorgu Hâkimleri Kanununun 15 ve 16. maddelerinde düzenlenir:
"15. Bir adli soruşturmada, işlemler ve deliller sadece aşağıdaki konuları ortaya çıkartmaya yönelik olmalıdırlar, bunlar sırasıyla,
(a) ölü kimdir;
(b) nasıl, ne zaman ve nerede ölmüştür;
(c) 1976 tarihli Doğum ve Ölüm Kayıtları Genelgesi (Kuzey İrlanda) uyarınca maktulun ölümü ile ilgili, olarak tüm ayrıntılar kaydedilmiş midir,
16. Ne sorgu hâkimi ne de jüri, adli veya özel sorumlulukla ilgili veya bir önceki maddede belirtilen konulara dayanmayan sorulara ilişkin görüş bildiremezler"
65. Kuzey İrlanda'da kullanılan karar formları, bu maddelerin ışığında, maktulün adı ve diğer ayrıntılarından, ölüm sebebini içeren bir cümleden (örnek: kursu yarası), ve makulün ne zaman ve nerede öldüğünü gösterir bulgulardan oluşur, İngiltere ve Galler'de, karar formlarına, İngiliz Sorgu Hâkimleri Kanunu'nda düzenlenen, "hukuki olarak öldürülmüştür" veya "kanunsuz şekilde öldürülmüştür" gibi "jüri veya sorgu hâkiminin ölüm ile ilgili olarak kararları" da eklenir. Bu tespitler, ölümün yasadışı bir hareket sonucu meydana geldiğini içeren adli sorumluluğa ilişkin görüşleri içerebilir ancak herhangi bir kişinin isminin verilmesi suretiyle adli olarak sorumlu olduğu tespitlerini ihtiva edemez. İngiltere ve Galler'de jüri, kararlarının sonuna önerilerini ekleyebilirler.
66. Bununla beraber, Kuzey İrlanda'da Sorgu Hâkimi, 1972 tarihli Suçların Kovuşturulması Talimatı'nın (Kuzey İrlanda) 6. maddesinin 2. fıkrası gereğince, herhangi bir ölüm vak'asının, adli bir suçun işlenmiş olduğunu göstermesi durumunda, keyfiyeti Kamu Kovuşturmaları Başkanına yazılı bir raporla bildirmek zorundadır.
67. Son zamanlara kadar, adli soruşturmalar için- bunların adli veya özel hukuk açısından herhangi bir sorumluluğun tespitinde etkili olmamaları sebebiyle-hukuki yardım yapılması söz konusu değildir. Adli soruşturma oturumlarında yasal yardım sağlanmasını düzenleyen mevzuat (1981 tarihli Hukuki Yardım, Danışma ve Destek (Kuzey İrlanda) Yönetmeliği Taslağı 5. paragraf) yürürlüğe girmemiştir. Bununla beraber, 25 Temmuz 2000 tarihinde Lordlar Kamarası Hukuk Danışmanı, Kuzey İrlanda'daki olağanüstü adli soruşturmalarda Sorgu Hâkimi önünde yapılan oturumlarda, temsil için, kamusal kaynak sağlayacak, Karşılıksız Yardım için ilave Yasal Programın hazırlandığını duyurmuştur. Mart 2001 tarihinde ise, adli soruşturmada temsil için yapılacak başvurular için kamusal kaynak sağlanıp sağlanmayacağının tespitinde kullanılacak başvuru kriterlerini yayınlamıştır. Bunlar diğerleri birlikte iktisadi uygunluğun göz önünde tutulması, Devlet tarafından yapılacak etkili bir tahkikat gerekip gerekmediği ve adli soruşturmanın bunun yapılması için tek yol olup olmadığı, başvuru sahibinin adli soruşturmaya etkin bir şekilde katlanabilmesi için temsile ihtiyaç duyup duymadığı ve başvuru sahibinin maktul ile yeteri kadar yakın bir akrabalığının bulunup bulunmadığını içermektedir.
68. Sorgu Hâkimleri, adli soruşturmaya katılmasının gerekli olduğunu düşündüğü herkesi, tanık olarak çağırma yetkisine sahiptir (Sorgu Hâkimleri Kanunu 17. Bölüm) ve ilgili herhangi bir kişinin tanığa sorular sormasına izin verebilir (madde 7). İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda'da, bir tanık, kendi hakkında yapılan suçlamalara karşı ayrıcalıklara sahiptir. Kuzey İrlanda'da bu ayrıcalık, ölüme sebebiyet verme şüphesi altında bulunan bir kişi adli soruşturmada ifade vermeye zorlanamaz hükmünü ihtiva eden 9. maddenin 2. fıkrası ile de kuvvetlendirilmiştir.
69. Belge niteliğindeki deliller ve tanıkların verecekleri sözlü ifadelerle ilgili olarak, adli yargılamalarda olduğu gibi adli soruşturmalar da, belirli bilgilerin veya belirli belgelerin veya belirli belge sınıflarının ifşa edilmemesi babında, ulusal güvenlik gibi kamu menfaatine görülen ve buna etki eden, kamu menfaati dokunulmazlığı düzenlemesine tabidirler. Bir kamu menfaati dokunulmazlığı iddiası mutlaka bir belge ile desteklenmelidir.
2. Adli Soruşturmaların Alanı
70. 15 ve 16. maddeler (yukarıya bakınız) ölüm Belgelendirilmesi ve Sorgu Hâkimleri Konusunda Brodrick Komitesi'nin tavsiyelerinin ardından gelirler:
"...bir adli soruşturmanın fonksiyonu, ölümü meydana getiren olaylardan bir suçlama saptaması çıkarmaksızın, kamu yararının öngördüğü kadarıyla, ölüm ile ilgili olarak mümkün mertebe gerçekleri aramak ve kaydetmek olmalıdır... Birçok davada, çoğunluk, olayların ölümden belirli bir kişinin sorumlu olduğunu açıkça gösterdiğine inansa da, başkalarına bir sorunu yargılama imkanı veren bir yasal işlemle sorunun yargılamasını sağlayan bir yasal işlem arasında fark vardır."
71. Yerel Mahkemeler bunların yanında diğerleri ile birlikte aşağıdaki yorumları yapmışlardır:
"...Amacın, karşımıza genel ve yaygın bir sorun olarak çıkması muhtemel olan, maktulun nasıl öldüğünü değil ancak, ölümü ile karşılaştığı şartlara yönelik daha sınırlı bir soru olan, maktulun ölüm ile nasıl karşılaştığını tespit etmek olduğu kayda değer bir konudur.
...(daha önceki kararlar), Brodrick Komitesinin, adli soruşturmanın amaçlarından bir tanesinin de "şüphe ve şayiaları azaltmak" olduğunu belirtirken, bu amacın, maktulun ölümü ile karşılaştığı geniş şartlar üzerindeki şüphe ve şayiaları değil ancak maktulun ölümü ile nasıl karşılaştığına dair şüphe ve şayiaları azaltmakla sınırlandırılması gereğini açıklamaktadırlar" (yayınlanmamış karar, Sir Thomas Bingham, Temyiz Mahkemesi, R v. Kuzey Humberside Sorgu Hâkimi, Nisan 1994).
" 'Nasıl' kelimesi yaygın olarak, geniş manada 'hangi şartlar içerisinde' anlamında kullanılsa da önceki davalar, bu kelimenin daha ziyade 'ne şekilde' anlamında kullanıldığını ortaya koymaktadır ... Özet olarak, adli soruşturma, ölüme etki eden olaylar üzerinde yoğunlaşmalı ve bu sadece bu meselelerle sınırlandırılmalıdır ..." (Simon Brown, Temyiz Mahkemesi, R v. Doğu Sussex Batı Bölümü Sorgu Hâkimi, (1994) 158 JP 357)).
"...şu unutulmamalıdır ki, adli soruşturma, bir suç bölüştürme metodu değil ancak gerçeklerin ortaya çıkartılması çalışmasıdır. Birisi için uygun olan, delil kural ve işlemleri bir diğeri için uygun değildir. Bir adli soruşturmada hiçbir tarafın, ithamın, kovuşturmanın, savunmanın, yargılamanın olmadığı ve sadece gerçekleri ortaya koyma çabası olduğu unutulmamalıdır. Yargılamaya hiç benzemeyen bir sorgulama işlemidir...
Bir adli soruşturmanın amacının söylenti, dedikodu veya şayiaları incelemek olduğu hatırlanacaktır. Ancak bu, Sorgu Hâkiminin, bir adli soruşturmada önüne getirilen her şayiayı araştırması ile görevli olduğu anlamına gelmemektedir. Yapacağı araştırmanın çerçevesinin, aslı olmayan söylenti ve şayialara bulaşmaması -yasalarla belirlenmiş konumu gereği- kendi görevidir, önüne getirilen yasal meselelerle ilgili olan gerçekleri araştırırken ihtiyatlı ve dürüst olarak hareket eder." (Lord Lane, Temyiz Mahkemesi, R v. Güney Londra Sorgu Hâkimi, (1982) 126 SJ 625)
3. Belgelerin açıklanması
72. Adli soruşturmalar süresince, Sorgu Hâkimine sunulan evrakların veya yazılı ifadelerin, aileler tarafından bir örneklerini alabilmeleri için 1999 yılına kadar herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Sorgu Hâkimleri, genellikle, ilgili tanık ifade vermeye geldiği için, adli soruşturma süreci içerisinde, evrak ve ifadelerin açıklanması uygulamasını sürdürmüşlerdir.
73. İçişleri Bakanlığının Stephen Lavvrence Soruşturması ile ilgili 20/99 sayılı genelgesindeki tavsiyelerin (gözetim altındaki ölümler veya bir polis memurunun görevini ifası sırasındaki hareketleri neticesinde meydana gelen ölümler ile ilgili olarak) akabinde, İngiltere ve Galler'deki İl Emniyet Müdürlerine, ilgili taraflara, adli soruşturma öncesi evrakların açıklanması konusunda gerekli düzenlemeleri yapmaları bildirilmiştir. Bu, maktullerin ailelerine veya ilgili üçüncü şahıslara tam ve şeffaf bir polis soruşturmasının yapıldığı ve kendilerinin veya temsilcilerinin adli soruşturma esnasında dezavantajlı durumda olmayacakları teminatını vermek amacını taşımaktadır. Böyle bir açıklamanın adli soruşturmadan 28 gün önce yapılması tavsiye edilmiştir.
74. Genelge 'nin 7. paragrafı aşağıdaki gibidir:
"Polis gözetiminde meydana gelen bir ölüm ile ilgili olarak yürütülen bir soruşturma süresince, polis tarafından alınan ifadeler ve düzenlenen diğer belgesel materyal, soruşturmaya dayanak sağlayan gücün tabiatından ileri gelir. Sorgu Hâkimi, adli soruşturma öncesinde bu tip evrakın ifşasını emretme yetkisine sahip değildir... Buna bağlı olarak ifşa gönüllülük temeline dayanır."
9. paragrafta, ifşa edilmesinden önce özel inceleme gerektiren evrak çeşitleri listelenmiştir, örnek olarak:
- evrakın ifşasının, ileride meydana gelebilecek muhtemel işlemler (adli, özel veya disiplin) üzerinde yargılama öncesi bir etki oluşturabilmesi durumu;
- evrakın, maktulun kişisel veya hassas bilgileri veya aile üzerinde üzüntü doğurabilecek, kanıtlanmamış suçlamaları ihtiva etmesi durumu ve;
- evrakın, adli soruşturmaya esas teşkil etmeyen konularda üçüncü şahıslar hakkında kişisel bilgiler ihtiva etmesi durumunda
11. paragrafta, soruşturmayı yürüten memurların raporlarının ifşa edilemeyeceği, bu tip evrakın ancak İl Emniyet Müdürünün uygun bulması durumunda ifşa edilebileceği düzenlenmiştir.
C. Polis Şikayetleri Prosedürleri
75. Polis şikayetleri prosedürü, ilgili tarihte, 1987 tarihli Polis (Kuzey İrlanda) Kanunu (1987 Kanunu) ile düzenlenmektedir. Bu kanun, 1977 tarihinde Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu (PŞBK) tarafından kurulan Polis Şikayetleri Kurulu'nun yerine geçmiştir. Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu, 1 Ekim 2000 tarihinde, 1998 tarihli Polis (Kuzey İrlanda) Kanunu ile kurulan Kuzey İrlanda için Polis Ombudsmanı ile değiştirilmiştir.
76. Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu, bir başkan, iki başkan yardımcısı ve en az dört üyeden oluşan bağımsız bir kuruluştu. Polis hakkındaki bir şikayetin, bir başka polis tarafından soruşturulması veya bir İl Emniyet Müdürünün veya Devlet Bakanının bir suçun bir polis memuru tarafından yapıldığını düşünmesi durumlarında, dosya Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu'na havale edilirdi.
77. 1987 tarihli Kanunun 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü görevlilerinden birisinin, ölüm veya ciddi yaralanmaya sebebiyet verdiği iddiasını ihtiva eden herhangi bir suçlamada, Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu, soruşturmayı teftiş etmekle yükümlüydü. Soruşturmayı yürütecek memurun atanması için bu kurumun onayı gerekliydi ve soruşturmayı yürüten memuru değiştirme yetkisine sahipti (Madde 9/1 (b)). Soruşturmayı yürüten memur tarafından, İl Emniyet Müdürü ile eş zamanlı olarak teftiş edilen soruşturmalarla ilgili olarak Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu'na bir rapor sunulurdu. 1987 tarihli Kanunun 9. maddesinin 8. fıkrası uyarınca Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu soruşturmanın tatmin edici şekilde yürütülüp yürütülmediğini, tatmin edici şekilde yürütülmediyse neden bu şekilde yürütülmediğini, açıkça belirten bir yazı yazardı.
78. 1987 tarihli Kanunun 10. maddesi uyarınca İl Emniyet Müdürü, raporun, bir polis memuru tarafından adli bir suç işlediğini belirtip belirtmediğine karar verme yetkisine sahipti. İl Emniyet Müdürü bu yönde bir karar verirse ve memurun cezalandırılması gereğine inanıyorsa raporun bir kopyasını Kamu Kovuşturmaları Başkanına göndermekle yükümlüydü. Şayet ki, Kamu Kovuşturmaları Başkanı adli ceza işlemi yapılmamasını uygun görmüş ise İl Emniyet Müdürü, Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu'na, ilgili memur hakkında idari işlem başlatılmasını isteyen bir memorandum gönderirdi (madde 10/5). Eğer İl Emniyet Müdürü, adli bir suç işlendiğini düşünür fakat işlenen suç sebebiyle bir polis memurunun suçlanmasına gerek olmadığına veya herhangi bir adli suç işlenmediğine karar verirse, ilgili memur hakkında disiplin soruşturması açılıp açılmaması ile ilgili görüşünü, eğer disiplin soruşturması açılmasına gerek olmadığı görüşünde ise bunun sebeplerini içerir bir memorandum göndermekle yükümlüdür (madde 11/6).
79. Eğer Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu, bir polis memuru hakkında adli bir suç ile suçlanmasına karar verirse İl Emniyet Müdürü'ne soruşturma raporun bir nüshasının Kamu Kovuşturmaları Başkanına göndermesi talimatını verebilirdi (madde 12/2). Polis Şikayetleri Bağımsız Komisyonu aynı zamanda, kendisinin açıkça belirttiği şekilde, İl Emniyet Müdürü'ne, ilgili görevli hakkında disiplin soruşturması açılmasını istemesi yönünde tavsiyelerde bulunabilir veya talimat verebilirdi (madde 13/1 ve 3).
D. Kamu Kovuşturmaları Başkanı
80. 1972 tarihli Suçların Kovuşturulması (Kuzey İrlanda) Kanunu uyarınca atanan Kamu Kovuşturmaları Başkanı, Kuzey İrlanda'da en az 10 yıllık hukuk tecrübesine sahip olan kişiler arasından Başsavcı tarafından atanan ve emekliliğine kadar görevini devam ettirip sadece görevim kötüye kullanması sebebiyle reddedilebilen bağımsız bir memurdur. 1972 tarihli Kanunun 5. maddesi altındaki görevleri diğerleri ile birlikte şunlardır:
"(a) Kuzey İrlanda'da, herhangi bir adli dava konusu veya olay hakkında veya bunlarla ilgili olarak veya bu Kanunun 6. maddesinin 3. fıkrası gereğince hareket eden İl Emniyet Müdürü veya Başsavcı veya başka bir otorite veya bir kişi tarafından dikkatine sunulan herhangi bir olay veya bilgi neticesinde herhangi bir adli işlem veya temyiz veya başka bir işlem başlatmak veya mevcut işleme atmak maksadı ile karar vermek veya karar verilmesini sağlamak;
(b) Bu Kanunun 6. maddesi gereğince kendisine sevk edilen tüm evrakı incelemek veya incelenmesini sağlamak ve herhangi bir konu üzerinde soruşturma yapılmasını gerekli veya uygun bulması durumunda bu konu üzerinde işlemleri başlatmak;
(c) Kraliyet adına, kamu davası açılmasını gerektiren suçlar (indictable offences) ve kendisinin ilgilenmesi gerektiğini düşündüğü benzeri şahsi davalık suçlar (summary offences) veya bazı belirli şahsi davalık suçlar için işlemleri başlatmak, üstlenmek ve devam ettirmek."
81. 1972 tarihli Kanunun 6. maddesi diğerleri ile birlikte Sorgu Hâkimleri ve Ulster Kraliyet Emniyet Müdürünün aşağıda belirtilen durumlarda Kamu Kovuşturmaları Başkanına bilgi vermesini düzenlemektedir:
(2) Bir sorgu hâkimi, soruşturmuş veya soruşturmakta olduğu herhangi bir ölüm olayında adli bir suçun işlenmiş olabileceğini açıklaması gereğini hissettiğinde durumu derhal, olayın şartlarını açıklayacak şekilde yazılı bir rapor şeklinde Kamu Kovuşturmaları Başkanına sevk etmelidir.
(3) (a) Kuzey İrlanda kanunları aleyhine işlenmiş olduğu iddia edilen, kamu davası açılmasını gerektiren herhangi bir suç (örnek olarak; cinayet) ile ilgili olarak, zaman zaman, olayları içeren bilgileri ve (Kamu Kovuşturmaları Başkanına), Kuzey İrlanda kanunları aleyhine işlenmiş bir suça dahil olması bağlamında bir inceleme gerektirdiğini düşündüren herhangi bir konu ile ilgili bilgileri veya yine kendisine bu Kanun altındaki görevlerini yerine getirebilmesi için gerekli olduğuna inandığı bilgileri, isteği doğrultusunda tedarik etmek İl Emniyet Müdürünün görevidir.
82. Hükümetin, 18 Haziran 1998 tarihinde sunulan gözlemlerine göre, adli soruşturma işlemlerine başlanmaması veya bunların devam ettirilmemesi kararlarında Kamu Savcılığı Başkanlarının gerekçe belirtmekten kaçınmaları, diğer genel sebeplerden ziyade kendilerinin ardıl, birbirlerini takip eden uygulamalarıdır. Bu uygulama aşağıdaki sebeplere dayandırılmaktadır:
(1) eğer bir davada veya birkaç davada gerekçe belirtilecekse bunun bütün davalarda verilmesi gerekir. Aksi takdirde, gerekçelerin reddedildiği davalarla ilgili olarak bazı kişileri suçlu olarak gösterebilecek veya yasa dışı bir eylem yapmış olma şüphesi altında bırakacak haksız yakıştırmalar gibi yanlış sonuçlara varılabilir;
(2) kovuşturmaya mahal olmadığı kararlarında gerekçe, genellikle davayı oluşturmak için gerekli belli delillerin mevcut olmamasından kaynaklanır (örnek olarak; ani bir ölüm veya şahitlerin kaybolması). Bu tip bir sebebin soruşturma yapmama karan için tek gerekçe olarak tespit edilmesi, kamuoyunda suçluluk zanlarının oluşmasına sebebiyet verebilir;
(3) gerekçelerin yayınlanması zanlıdan çok diğer insanlara acı verebilir (örnek olarak; mağdurun veya diğer tanıkların akli durumları veya güvenilirlilikleri);
(4) kovuşturmaya mahal olmadığı karan verilen bir çok dava kategorisinde bu kararlar Kamu Kovuşturmaları Başkanının kamu yararı değerlendirmesine dayanmaktadır. Kovuşturmaya mahal olmadığı kararının gerekçesi, sadece şüphelinin yaşı, zihinsel veya bedensel sağlığı ise bunun yayınlanması uygun değildir ve aksi halinde haksız yakıştırmalara sebebiyet verebilir;
(5) vatandaşların emniyetini etkileyen ulusal güvenlik kaygıları olabilir (örnek olarak; terör örgütlerinin menfaatine olacak şekilde, bilgiler gizlenmeden yapılacak güvenilir veya adil bir soruşturma, güvenlik güçlerinin karşı-terör operasyonlarının verimliliğini düşürebilir ve bu işle görevli personelin ve ailelerinin veya muhbirlerin hayatlarını tehlikeye düşürebilir).
83. Kamu Kovuşturmaları Başkanlarının kovuşturmaya mahal olmadığı kararları Yüksek Mahkeme'de temyize götürülebilir.
(ex parte) C'nin taraf olduğu R v. KKB ((1995) 1 CAR, s.141) davasında Lord Kennedy, Kamu Kovuşturmaları Başkanının, bir fiili livata dosyası hakkında vermiş olduğu kovuşturmaya mahal olmadığı kararı ile ilgili olarak aşağıdaki karara varmıştır:
"Tüm bu kararlardan sonra, mevcut dosya içeriğinde, bana öyle geliyor ki; Kraliyet Kovuşturma Servisi doğrultusunda hareket eden Kamu Kavuşturmaları Başkanının ancak ve ancak,
(1) bazı kanunsuz uygulamalar (örnek olarak Blackburn'de çalınan malların değeri 100 poundun altında olan hırsızlık olaylarındaki farazi kararlar) sebebiyle
(2) Kamu Kovuşturmaları Başkanının kanunda belirtilen hareket tarzına aykırı olarak hareket etmesi durumunda veya
(3) kararın sapıkça olması, ki bu hiçbir mantıklı savcının ulaşamayacağı bir karardır, sebebiyle kovuşturmaya mahal olmadığı kararını verdiği bize gösterilebilirse, bu mahkeme kararın bozulmasına inandırılabilir.
84. Timothy Jones'un taraf olduğu R v. KKB ve Diğerleri davasında Bölge Mahkemesi, 22 Mart 2000 tarihinde, limanda boşaltma yapılırken dikkatsizlik neticesinde ölüme sebebiyet verme iddiası hakkında Kamu Kavuşturmaları Başkanının, delillerin bir jüriyi tatmin edecek şekilde yeterli olmadığı gerekçesiyle vermiş olduğu kovuşturmaya mahal olmadığı kararını bozmuştur.
85. Patricia Maming ve Elizabeth Manning'in taraf oldukları R v. KKB (Bölge Mahkemesinin 17 Mayıs 2000 tarihli kararı) davası, cezaevi görevlilerinin yasaklanmış ve tehlikeli olan ense kilidi kullandıklarına dair delil olması sebebiyle, adli soruşturma jürisinin kanunsuz bir ölüm olayının vuku bulduğu kararına varmasına rağmen, Kamu Kovuşturmaları Başkanının, bir mahkumun ölmesi bağlamında kasti olmaksızın adam öldürme suçundan cezaevi görevlileri hakkında kovuşturma açılmasına mahal olmadığı kararı vermesi ile ilgilidir. Kamu Kovuşturmaları Başkanı tarafından yeniden incelenen karar, hala Kraliyet'in, dikkatsizlik sonucu adam öldürme suçunun oluşmadığı görüşünde olduğu ile son bulmaktadır.
Lord şunlara dikkat çekmiştir:
"Yasalar, bir Başkanın kovuşturmaya mahal olmadığı kararının temyiz edilebileceğini açıkça ortaya koymuştur, örnek olarak C'nın taraf olduğu R v. KKB ((1995) 1 davasına bakabilirsiniz. Ancak, bundan önce karar verilmiş davaların da ortaya koyduğu üzere, temyiz gücü nadiren kullanılır. Bunun sebepleri oldukça açıktır. Bir konu hakkında ilk olarak kovuşturma veya kovuşturmaya mahal olmadığı kararını alma yetkisi Parlamento tarafından, bağımsız ve profesyonel bir soruşturma organının başı olan ve kamu yararını bekçisi olması hasebiyle de Başsavcıya karşı sorumlu olup başka hiçbir kimseye karşı sorumlu olmayan Başkan'a verilmiştir. Burada olduğu gibi, kararın, Başkan tarafından değil de her zaman Kraliyet Kovuşturma Servisi'nin üst düzey bir görevlisi tarafından alınması, uygulamada herhangi bir farklılık çıkartmayacaktır. Bir davalı, jüri tarafından suçlu bulunması ile adalet önüne getirilip yargılanacak olurken başka bir davalının ise jürinin beraat karan vermesi ile bir ceza yargılamasının doğasında olan zorluklara bile maruz kalmamasından dolayı sınırları belli olmayan bir davada karar vermek çok zor olabilir. Eğer bir davada, bu davada olduğu gibi, Başkan'ın geçici kararı kovuşturmaya mahal olmadığı yönünde ise karar, bağımsız ve profesyonel bir yargılama yapacak olan Yüksek Hazine Danışmanı tarafından yeniden incelemeye tabi tutulacaktır. Başkan ve memurları (ve danışıldığında Yüksek Hazine Danışmanı), bir olayın kovuşturulup kovuşturulmayacağı kararını verme görevlerini ve bunun kendi kararlarının yeniden incelemesinin istendiği mahkeme kararları ile uyuşup uyuşmadığını incelerler. Birçok davada karar, ilgili yasal kaidelerin tahliline değil ancak bir ceza davası bağlamında (bu tip ciddi davalar gibi) muhteviyatında, belirli bir davalıya karşı açılan bir davanın jüri önünde nasıl üstesinden gelinebileceğine dair bilgiler içeren bir yargılamanın uygulaması şeklini alır. Yargılamanın bu uygulaması, yargılamanın sonunda, davalı aleyhine olan delillerin ve savunmanın gücünün bir değerlendirilmesini de içerir. Karşı çıkılsa dahi bu konular hakkındaki bir yargılamayı yanlış olarak nitelendirmek genellikle imkansız olmaktadır. Bu yüzden mahkemeler, bir kovuşturmaya mahal olmadığı kararının, mahkemenin olaya karışma yetkisinin bulunduğu tek alan olan, hukuksal bazda yanlış olduğunu kolayca tespit edememektedirler. Aynı zamanda, vatandaşların bir kovuşturmaya mahal olmadığı kararına karşı düzeltme arayabildikleri, yeniden gözden geçirmenin standartları çok yüksek tutulmamalıdır ve eğer inceleme çok emek ve sabır isteyen bir hale girmişse etkili bir başvuru sağlanamamış olur."
Kamu Kovuşturmaları Başkanın gerekçe belirtip belirtmemesi bağlamında Lord aşağıdakileri söylemiştir:
"Başkan'ın, kovuşturmaya mahal olmadığı kararı verdiği her dosyada gerekçe vermek bir zorunluluğu olduğu iddia edilmemektedir. Bay Blake'in yukarıda anlatılan şartları ile de uyuşan küçük ve çok dar olarak nitelendirilebilen davalarda bile iç hukukun veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin hukuk sisteminin, bir kovuşturmaya mahal olmadığı kararı için gerekçe belirtilmesi yönünde kesin ve sınırsız bir zorunluluk yüklemediğini anlamıyoruz. Ancak, yaşama hakkı insan hakları içerisindeki en temel haktır. Bu, Sözleşmenin ön sıralarına koyulmuştur. Bu hakkın askıya alınması oldukça sınırlıdır. 1988 tarihli Sorgu Hâkimleri Kanunun 8. maddesinin l/(c), 3/(b) ve 6. Fıkralarınca da düzenlendiği gibi, Devlet gözetiminde bir ölümün vuku bulması her zaman konu ile ilgilenilmesini meydana getirir ve eğer ölüm Devlet görevlilerinin uygulamış oldukları şiddet neticesinde meydana gelmişse bu ilgi daha derin olmalıdır. İlgili tüm tarafların katılabilecekleri, bağımsız bir yargı görevlisi olan sorgu hâkimi tarafından herkesin önünde düzenlenen adli soruşturmanın bizler tarafından tam ve etkili bir soruşturma olarak kabul edilmelidir (bakınız McCann v. Birleşik Krallık (1996) 21 EHRR 97, par. 159-164). Bu tip bir soruşturmanın jüri tarafından, hayatta olan ve nerede bulunduğu ve kimliği belirli olan bir kişinin, kararda ismi verilmese de, kanunsuz bir ölüme bulaştığı kanuni bir kararla sonuçlanması durumunda genel beklenti doğal olarak soruşturmanın devam etmesidir. Gerekçe belirtme konusundaki zorlayıcı sebeplerin yokluğunda, Başkan'ın, bu tip davalarda ilgili tarafların kovuşturmanın devam edip etmeyeceği konusundaki makul beklentilerine veya neden kovuşturmaya mahal olmadığı hakkındaki makul açıklamalarına cevap verilmesi, şaşırtıcı veya anlaşılması zor olarak beliren kararlarda sağlam dayanakların olduğunu ortaya koymak suretiyle Başkan'ın kararının doğruluğunu göstermek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, kovuşturma devam etmeyecekse makul bir açıklamanın yapılması beklentilerini karşılamak amacıyla gerekçe vermesini beklemekteyiz. Seçmenlerinin yukarıda belirtilen şartlar içerisinde öldüğü Meclis üyelerince bu tip bir uygulamanın kabul edilmesi bizleri oldukça şaşırtacaktır. Üçüncü kişilere ve kamu menfaatine saygı göstermek ve kendilerini savunmak için herhangi bir şansı olmayan kişilerde aşırı bir önyargının oluşmasını önlemek amacıyla bu tip gerekçelerin dikkatlice ve ustalıkla yazılması gereğini kabul etmekteyiz. Aynı zamanda, makul ölçülerde öz fakat karana gerçek temelim de çarpıtmayacak şekilde bir özet hazırlamak için de zaman ve maharete ihtiyaç duyulacağını kabul etmekteyiz. Ancak, Bay Blake'in şartları ile uyuşan dava sayısı oldukça azdır (bize, 1981 yılından beri, polis gözetiminde meydana gelen olaylar dahil bu tip toplam yedi olay meydana geldiği bildirilmiştir) ve bu konuda sarf edilecek zaman ve harcamalar bir temyiz başvurusunda ısrar etmede ortaya çıkacak zaman ve kaynak harcamasından korkunç derecede daha fazladır. Bir vatandaşın, olması gereken bir idari uygulama olan cevap alabilmek için Başkan aleyhine bir şikayette bulunmasına sebep teşkil eden her türlü olay kaide olarak hatalı nitelendirilmelidir."
Bu temelde, mahkeme, Kamu Kovuşturmaları Başkanı'nın bu davada ileri sürmüş olduğu gerekçeleri, Kraliyet Savcıları Kanununa uygunluğu açısından ve bir kovuşturmaya mahal olmadığı kararını desteklemeye yeterli olup olmadığı açısından yeniden gözden geçirmiş ve kararın ilgili olayları hesaba katma konusunda yetersiz olduğunu ve bunun da kovuşturmaya mahal olmadığı kararını bozduğunu tespit etmiştir. Karar bozulmuştur ve Başkan kararını kovuşturma yapılıp yapılmayacağı konusunda tekrar gözden geçirmelidir.
86. David Adams tarafından temyiz için yapılan bir başvuru ile ilgili olarak, Kuzey İrlanda Yüksek Mahkemesi, 7 Haziran 2000 tarihinde, kendisinin ciddi yaralanmalara maruz kaldığı ve bu yüzden polisten maddi tazminat almaya hak kazandığı tutuklanmasına karışan polis memurları hakkında Kamu Kovuşturmaları Başkanı'nın kovuşturmaya mahal olmadığı kararı için yeterli ve anlaşılabilir gerekçeler sunamadığı iddialarını görüşmüş ve 1972 tarihli Kanunda bir Başkan'ın gerekçe belirtmesi için yasal bir zorunluluğu olmadığını ve gerekçe belirtmek için herhangi bir görevi olmadığını belirtmiştir. Kamu Kovuşturmaları Başkanlarının, artan şeffaflık isteği veya mağdurların ailelerinin ilgileri sebebiyle, İngiltere ve Galler'de bir çok davada gerekçe belirtmeleri gerçeği ile birlikte bu onların sağduyularından kaynaklanmaktadır. Mahkeme, kararını, sadece Manning davası (yukarıdaki 85. paragraf) gibi istisnai davalarda Kamu Kovuşturmaları Başkanının, kovuşturma yapılmasına gerek olmadığı kararı verilmesi durumunda mağdura gerekçe belirtmesi gerektiği ve yeniden gözden geçirmenin Lord Kennedy tarafından belirtilen kaideler (yukarıdaki 83. paragraf) içerisinde sınırlandırılması gerektiği kararı ile neticelendirmiştir. Özel hukuk davalarının bulgularına rağmen, mahkeme, davanın mutlaka gerekçe içermesi bağlamında Başkan'ı, neden böyle davrandığı konusunda yanlış, açıklanamaz veya mantıksız bir şekilde hareket ettiğine ikna olmamıştır.
III. İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK VE UYGULAMASI
A. Birleşmiş Milletler
87. Güvenlik Güçleri Tarafından Güç ve Ateşli Silahlar Kullanılmasına Dair Birleşmiş Milletler Temel Kaideleri (BM Güç ve Ateşli Silahlar Kaideleri), 7 Eylül 1990 tarihinde, Suçların Önlenmesi ve Suçlularının Islahı Konulu Sekizinci Birleşmiş Milletler Kongresinde kabul edilmiştir.
88. BM Güç ve Ateşli Silahlar Kaidelerinin 9. paragrafı, diğerleri ile birlikte, "ateşli silahların kasten öldürücü şekilde kullanılmaları, ancak hayatın korunmasının kesinlikle mümkün olmadığı zamanlarda olabilir" hükmünü ihtiva eder.
89. Diğer ilgili düzenlemeler aşağıdaki gibidir:
10. paragraf
"... güvenlik güçleri kendilerini tanıtmalılar ve net bir şekilde, uyarının anlaşılması için gerekli zaman dilimi içerisinde, ateşli silah kullanacakları uyarısını yapmalılardır. Aksi takdirdeki bir davranış, güvenlik güçlerinin diğer insanların ölümlerine veya ciddi derecede yaralanmalarına sebep olma riskini aşırı şekilde arttırır veya olayın şartlarına göre tamamen uygunsuz ve anlamsız olabilir."
22. paragraf
"... Hükümetler ve güvenlik güçleri etkili bir tekrar gözden geçirme sürecinin mümkün olduğunu ve bağımsız idari veya adli yetkililerin gerekli durumlarda soruşturmayı yürütecek bir konumda olduklarını garanti edebilmelidirler. Ölüm ve ciddi yaralanma olaylarında veya diğer ağır suçlarda, detaylı bir rapor seri olarak idari inceleme ve adli kontrollerden sorumlu olan yetkililere gönderilmelidir.
23. paragraf
"Güç kullanımına ve ateşli silahların kullanımına maruz kalan kişiler veya bunların kanuni temsilcileri, adli bir işlem dahil bağımsız işlemlere başvuru hakkına sahip olmalıdırlar. Bu durumdaki kişilerin ölmeleri halinde bu düzenleme kişinin varislerince kullanılabilmelidir.
90. 24 Mayıs 1989 tarihinde 1989/65 sayılı Ekonomik ve Sosyal Konsey Kararında benimsenen Kanundışı, Keyfi ve Ani İnfazların Etkin Olarak Engellenmesi ve Soruşturulması Hakkındaki Birleşmiş Milletler Prensiplerinin (Kanundışı İnfazlar Hakkındaki BM Prensipleri) 9. paragrafında diğerleri ile birlikte aşağıdaki hükümler düzenlenmektedir:
"Maktulun akrabalarının şikayetleri veya aşağıda belirtilen şartlar dahilinde doğal olmayan bir ölüm olayının meydana geldiğini ortaya koyan diğer güvenilir raporlar sebebiyle açılan davalar dahil tüm kanundışı, keyfi veya ani infazlar ile ilgili davalar üzerinde eksiksiz, hızlı ve tarafsız bir soruşturma yürütülmelidir...."
91. Kanundışı İnfazlar Hakkındaki BM Prensiplerinin 10 ila 17. paragraflarında bu tip olaylarda takip edilecek soruşturmalara ilişkin oldukça detaylı gereklilikler sayılmaktadır.
10. paragrafta diğerleri ile birlikte aşağıdaki düzenlemeler mevcuttur:
"Soruşturmayı yürütecek makam, soruşturmada gerekli olabilecek her türlü bilgiye ulaşabilecek yetkide olmalıdır. Soruşturmayı yürütecek kişiler... aynı zamanda bu tip herhangi bir infaz zanlısı olan memurları mahkemeye veya jüri önüne çıkarmaya ve ifade vermeye zorlama yetkisine sahip olmalıdır.
11. paragraf aşağıdaki düzenlemelerin altını çizmektedir:
"Yürütülen soruşturma işlemlerinin, uzmanlıktan ve tarafsızlıktan yoksun bulunması veya konunun öneminden dolayı veya görevin açıkça kötüye kullanılması sebepleriyle yetersiz olduğu davalarda ve mağdurun ailesinin bu yetersizlik sebeplerine veya sağlam sebeplere dayanan itirazlarının bulunduğu davalarda Hükümetler, soruşturmayı bağımsız komisyonları aracılığıyla adli soruşturma veya benzer işlemler yoluyla devam ettirmelidir. Bu tip bir komisyonun üyeleri tarafsızlıkları ile anılan yetenekli ve bağımsız kişiler arasından seçilmelidirler. Özellikle, soruşturmaya dahil olabilecek her türlü kurum, organizasyon veya kişilerden bağımsız olmalıdırlar. Komisyon, soruşturma için gerekli olabilecek tüm bilgilere ulaşabilmeye yetkili olmalıdır ve prensiplerinde düzenlenen şekilde bir soruşturma yürütmelidir.
16. paragraf diğerleri ile birlikte aşağıdaki düzenlemeleri ihtiva eder:
"Maktullerin aileleri ve yasal temsilcileri, konu ile ilgili olan her türlü bilgiye ulaşabilme ve herhangi bir oturuma katılabilme ve farklı deliller sunabilme haklarına sahip olmalı ve bu konularda bilgilendirilmelidirler..."
17. paragraf diğerleri ile birlikte aşağıdaki düzenlemeleri içerir:
"Bu tip soruşturmalar ile ilgili olarak tespit edilen bulgular ve bu soruşturmalarda kullanılan yöntemler üzerinde kabul edilebilir bir zaman içerisinde yazılı bir rapor hazırlanmalıdır. Adli soruşturmanın çerçevesini, usullerini, delilleri değerlendirme yöntemlerini, sonuçları ve gerçeklere ve uygun kanunlara dayanan tavsiyeleri içermesi gereken rapor kamuoyuna açıklanmalıdır..."
92. Minesota Protokolü (Kanundışı, Keyfi ve Ani infazların Etkin Olarak Engellenmesi ve Soruşturulması Hakkındaki Birleşmiş Milletler Prensipleri içerisinde yer alan kanundışı, keyfi, ve ani infazların yasal soruşturması için Örnek Protokol)'nün "adli soruşturmanın amacı" başlıklı B bölümü diğerleri ile birlikte:
"Prensiplerin 9. paragrafında da belirtildiği üzere, adli soruşturmanın genel amacı bir kurbanın şüpheli ölümüne sebebiyet veren olayların arkasındaki gerçekleri ortaya çıkarmaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için adli soruşturmayı yürütenler en azından aşağıdaki düzenlemeleri araştırmalıdırlar:
(a) mağdurun kimliği;
(b) sorumlu kişilerin kovuşturulabilmesine yardım edebilecek, ölümle ilgili olarak delil niteliği taşıyan maddelerin tespiti ve saklanması;
(c) muhtemel tanıkların kimliklerinin tespit edilmesi ve bunların ölüm ile ilgili olarak ifadelerinin alınması;
(d) ölümün sebebini, şeklini, yerini ve zamanını veya ölümü meydana getiren herhangi bir uygulama veya olaylar silsilesini belirlemek;
(e) doğal ölüm, kaza eseri meydan gelen ölüm, suikast veya intihar arasındaki farklılıkları ortaya koymak;
(f) ölüm olayına dahil olmuş kişi veya kişilerin kimliklerinin tespit edilmesi ve tutuklanması;
(g) suç fail veya faillerinin kanunlarla düzenlenmiş, yetkili bir mahkeme önüne çıkartılması;
D bölümünde, "Hükümetlerin davaya karışmaları şüphesinin olduğu durumlarda özel bir soruşturma komisyonu kurulmadıkça objektif ve tarafsız bir soruşturmadan bahsedilemez" düzenlemesi mevcuttur.
B. İşkenceyi Önleme Avrupa Komitesi
93. 8 ila 17 Eylül 1999 tarihleri arasında Birleşik Krallık'a yapmış olduğu ziyareti üzerine 20 Ocak 2000 tarihinde yayınlanan raporunda, İşkenceyi Önleme Avrupa Komitesi (Komite), insanlara kötü muamele yapmakla suçlanan polis memurları hakkındaki adli ve idari cezaları öngören sistemi incelemiştir. Komite diğerleri ile birlikte, istatistiksel olarak çok sınırlı sayıda adli ve idari işlem yapıldığı ve yürütülen işlemlerin belli bazı açılardan etkililiklerinin şüpheli olduğu yorumunu yapmıştır:
En yetkili görevliler, soruşturmayı yürütmek için, başka kadrolardan görevli atamalarının yapıldığı istisnai bazı davalar haricinde aynı görev yerinde çalışan memurları atamıştır ve soruşturmaların büyük çoğunluğu Polis Şikayetleri Yetkililerinin denetiminde yapılmamıştır.
55. paragrafta aşağıda belirtilen hususlar dile getirilmiştir:
"Az önce de belirtildiği üzere Komite, Polis Şikayetleri Komisyonu'nun, gerekli tüm yetkilere sahip olmasına rağmen kamuoyunu polisler hakkındaki şikayetlerin ciddi şekilde soruşturulduğuna dair tatmin etmeye kabil olup olmadığı konusunda bazı şüphelere sahiptir. Komitenin görüşüne göre; tamamen bağımsız bir soruşturma müessesesinin kurulması en hoş karşılanacak gelişme olacaktır. Böyle bir organizasyon, doğal olarak, Polis Şikayetleri Bürosu gibi, polis memurları hakkında idari soruşturma başlatma yetkisine sahip olmalıdır. Dahası, kamu güvenliğini menfaatine olarak, adli soruşturma açılıp açılmaması kararı için bir davayı doğrudan Kraliyet Kovuşturma Servisine gönderme yetkisine sahip olmalıdır.
Herhangi bir olay ile ilgili olarak, Komite, mevcut sistem içerisinde "en yetkili görevlinin" rolünün tekrar gözden geçirilmesini tavsiye etmektedir. En yetkili görevlinin fonksiyonlarının temsil edildiği bir Metropolitan Polis memurunu ele alacak olursak (Adli Soruşturmalar Bürosu Başkanı), kendisinden: Polis Şikayetleri Bürosundan izin alması, soruşturma görevlilerini ataması ve görevleri ile ilgili olarak idari sorumluluğu alması, bir soruşturma görevlisinin raporunda adli bir suçun oluşup oluşmadığına karar vermesi, soruşturma görevlisinin raporu baz alındığında bir polis memuru hakkında idari soruşturma açılıp açılmaması gerektiğine karar vermesi ve bu konu ile ilgili olarak Polis Şikayetleri Bürosu ile birlikte çalışması, ceza alacak bir memur hakkında hangi cezanın uygulanması gerektiğine karar vermesi, özel hukuk davalarında uzlaşma stratejilerini pazarlık etmesi beklenmektedir. Bir tek memurun, tüm bu faaliyetleri, tamamen bağımsız ve tarafsız bir şekilde yapabileceğini beklemenin gerçekçi olmayacağı şüphe götürmez.
57. paragrafta; polis memurlarının kovuşturulması bağlamında Kraliyet Kovuşturma Servisinin kararlarındaki kamu menfaatinin yüksek derecesi hakkında da bazı atıflarda bulunma gerekliliği belirtilmektedir. Kraliyet Kovuşturma Servisinin, herhangi bir adli işlem yapılmasına gerek olmadığı kararı verdiği davalar ile ilgili olarak detaylı bir gerekçe sunması zorunluluğunun getirilmesi, bu tip kararların verilmesi durumundaki güveni arttıracaktır. Komite böyle bir gerekliliğin karşılanmasını tavsiye etmektedir."
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
93. Başvuru sahibi, oğlu, Pearse Jordan'ın haksız bir şekilde öldürüldüğünü ye ölümünü meydana getiren olaylar ile ilgili olarak etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini belirtmiştir. Sözleşmenin aşağıdaki hükümleri ihtiva eden 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür:
"1. Her ferdin yaşama hakkı kanun himayesi altındadır. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infazı dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, kesinlikti gerekli kılınmış güç kullanımı sonucu meydana gelmiş ise, bu maddenin ihlal edildiğinden bahsedilmesi sözkonusu olmaz;
1. Her ferdin gayri meşru şiddet eylemlerinden korunmasını sağlamak için,
2. Kanun hükümleri dahilinde bir tutuklama ve yakalama yerine getirmek veya kanuna uygun olarak tutuklanan şahısların kaçmasını engellemek için,
3. Ayaklanma veya isyanı kanuna uygun olarak bastırmak için."
A. Mahkemeye yapılan sunumlar
1. Başvuru sahibi
94. Başvuru sahibi, oğlunun ölümünün Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nde görevli bir polis memurunun gereksiz ve ölçüsüz güç kullanımı sonucu meydana geldiğini ve oğlunun Birleşik Krallık Hükümetinin, Kuzey İrlanda'da yürüttüğü öldürmek için ateş et politikasının kurbanı olduğunu ileri sürmüştür. Başvuru sahibi diğerleri ile birlikte, bu politika üzerinde bir soruşturma yürüten yüksek dereceli bir polis memuru olan John Stalker'in ifadesi ile Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütünün raporlarına atıfta bulunmuştur. Aynı zamanda, bu davanın, Kuzey İrlanda'da meydana gelen Devlet görevlileri tarafından öldürücü güç kullanımını içeren diğer davalardan ayrı olarak incelenmesini istemiştir. Bu bağlamda, 1969 ila 1994 yılları arasında meydana gelen öldürücü güç kullanımının sebep olduğu ölüm olaylarının analizinde, sözkonusu zaman dilimi içerisinde şüphelilerin yakalanmalarından ziyade keyfi olarak öldürülmeleri uygulaması görülebilecektir. Muhbirlerden elde edilen bilgilere dayanan planlamanın, özel askeri veya polis timlerinin kullanılmasının ve en üst düzeyde güç kullanılmasının genel özelliklerine dikkat çekmektedir. Bu davada, Çavuş A, Pearse Jordan'ın silahlı olduğuna dair herhangi bir delili olmamasına rağmen yaralamak için herhangi bir çaba göstermeyerek ve kendisini korumak amacıyla zırhlı olan arabasının arkasına gizlenmek suretiyle kaçamak atış yapmaksızın doğrudan gövdeye ateş etmiştir. Bu en düşük veya orantılı bir güç kullanımı olarak nitelendirilemez. Bu konu üzerindeki yetersiz soruşturma ve diğer davalar, Hükümetin kanundışı öldürücü güç kullanımına karşı göstermiş olduğu resmi toleransın delilidirler. Mevcut olayda, öldürme olayını gerçekleştirmiş olan polis memuruna, olay yerini silahı ile terk etmesi için izin verilmiş ve yine olaya karışan bir aracın olay mahallinden çekilmesine izin verilmiş ve tanıklar düşmanlık ve hakaretlere maruz kalırken bağımsız bir görgü tanığı bulmak için hiçbir yeterli adım atılmamıştır.
96. Başvuru sahibi, olaylar ile ilgili olarak çok önemli noktaların varlığında, örnek olarak Çavuş A'nın maktulü ikaz edip etmediği ve maktulün koşarken nasıl yönünü değiştirebildiği veya değiştirip değiştirmediği gibi, bu etkenlerin ancak kişisel adli sorumluluk konuları olduğunu ve bunun, Mahkemeyi, Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca vereceği kararları bağlamadığını ileri sürmüştür. Mahkeme, çözülmesi gereken sorunlar olduğunu düşündüğünde, Sözleşmenin 38. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi hükmünce gerekli verileri toplamak için fiilen kendisinin yöneteceği bir soruşturmayı üstlenmesi gerekir.
97. Başvuru sahibi daha sonra, öldürme olayı üzerine Minesota Protokolünde belirlenen uluslararası standartlara dayanan etkin resmi bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürmüştür. Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü soruşturmasının yetersiz olduğunu ve bağımsızlık ve şeffaflıktan uzak olduğunu iddia etmiştir. Kamu Kovuşturmaları Başkanının rolü Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü soruşturması ile sınırlıdır ve kovuşturmaya mahal olmadığı kararının gerekçelerini kamuoyuna açıklamamıştır. Adli soruşturma ise, gecikmeler, soruşturma çerçevesi, akrabalara yasal yardım yapılması eksikliği, evraka ve tanık ifadelerine ulaşma eksikliği, güvenlik güçlerinin veya polis tanıkların oturumlara katılmaya zorlanmamaları ve kamu yararı dokunulmazlığı belgeleri sebepleri ile eksiktir. Hükümet, tazminat davalarına, bunları maktulün ailesi başlattığı için dayanak gösteremez.
2. Hükümet
98. Hükümet, başvuru sahibinin, 2. madde altındaki, oğlunun aşın veya haksız güç kullanımı neticesinde öldürüldüğü iddialarını kabul etmezken 2. maddenin temel konulan üzerinde meydana gelen gerçeklerin Mahkemece tespit edilmesinin tamamen uygunsuz olacağını düşünmektedir. Bu, Mahkemenin olayları çözmeye çalışmasını ve çelişkili bulgulara çıkma riskiyle beraber belki de, Kuzey İrlanda'daki Yüksek Mahkemenin yaptığı gibi şahitleri dinlemesini ve oturum yapmasını da içerebilir. Aynı zamanda bu, başvuru sahibinin olayı bir açık oturum havasına sokmasına ve iç hukuk yollarının tüketilmesi prensibinin ihmal edilmesine olanak tanıyacaktır. 2. maddenin temel konuları üzerinde bir araştırma yürütürken Mahkememin, her olayda dikkate alınması gereken, oldukça önmeli sayıdaki şahitlerden oluşan canlı delillerin de dahil olduğu, olaylarla ilgili gerçeklerin çok sayıda ve karışık olması gibi uygulamaya yönelik bazı zorluklarla karşılacağı ileri sürülmüştür. Gerçeklerin tespit edilmesi için uygulanan bu temel yöntem, mahkemenin zamanının ve kaynakların boşuna harcanması umursamaksızın ve aynı anda iki mahkemede savunma yapmadan kaynaklanacak önyargı riskini arttıracak şekilde iki kere kullanılmamalıdır.
99. Her ne kadar başvuru sahibi Mahkemeyi, terör zanlıların yakalanmalarından ziyade öldürülmesi uygulamasını tespit etmeye davet etse de bu iddialar reddedilmiştir. Hükümet, son otuz yılda yapılan tüm terörle mücadele operasyonları sorunun gündeme getirildiği bu tip geniş çaplı bir suçlamanın bu başvurunun sınırlan dışına çıktığını ve bu Mahkemenin önünde görüşülecek konular olmadığını ileri sürmüştür. Olay yerindeki aracın olay mahallinden çekilmesinin meşru güvenlik konularıyla tutarlı olduğuna dikkat çekerek (tim, bir bomba olduğu şüphesi ile Arizona Caddesine gönderilmiştir) bu olayda polis soruşturmasında herhangi bir engelin varlığını reddetmişlerdir. Hükümet, şahitlere herhangi bir düşmanlık yapıldığını veya hakaret edildiğini de reddetmiştir.
100. Hükümet daha sonra, bu düzenlemenin gerekliliklerinin yerine getirme bağlamında iç hukuk yollarının herhangi bir şekilde başarısızlığa uğradığını reddetmiştir. 2. maddenin usul düzenlemelerinin Kuzey İrlanda'da, sırasıyla, Polis Şikayetleri Komisyonu ve Kamu Kovuşturmaları Başkanının denetimi altındaki polis soruşturması, adli soruşturma ve özel hukuk işlemlerinden oluşan usul yolları ile karşılandığını ileri sürmüştür. Devlet görevlilerinin öldürücü güç kullanımlarının etkin bir şekilde sorumluluğunu sağlayan bu yollar usul zorunluluklarının temel amacını korumaktadır. Bu, adli bir kovuşturma başlatılmasını gerektirmez ancak bu başvuru konusu dosyada da olduğu gibi, soruşturma, bir kovuşturmanın başlatılmasını sağlayabilir. Hükümet, aynı zamanda, herhangi bir usul içeriğinin etkinliliğinin olaylara göre değişebilmesi sebebiyle her davanın kendi şartlan içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Mevcut davada, kullanılması mümkün usul yollanılın tamamının, suiistimali önleyici şekilde gerekir etkinlik, bağımsızlık ve şeffaflığı sağladığını ileri sürmüştür.
3. Kuzey İrlanda İnsan Hakları Komisyonu
101. Yaşama hakkı ile ilgili olan uluslararası standartlara atıfta bulunarak (Amerika Mahkemesi içtihatlar ve BM İnsan Hakları Komitesinin bulguları) Komisyon, Devletin, bir görevlisinin bir öldürücü güç kullanımı olayına dahil olması veya bu yönde bir Devlet görevlisi hakkında isnad olması durumlarında, etkili bir resmi soruşturma yürütmesi gerektiğini belirtmiştir. İç hukuktaki sorumluluk usulleri, etkinlik, bağımsızlık, şeffaflık ve eksiksizlik standartlarını sağlamalı ve ceza yaptırımlarını kolaylaştırmalıdır. Bununla beraber, kendilerine göre, bir Devletin, mekanizmalarının yetersiz olması durumunda dahi, bu tip bazı mekanizmalarının gerekli korumayı sağladıklarını söylemesi yeterli değildir. Bu davadaki soruşturma mekanizmalarının teker teker veya bir bütün olarak gerekli korumayı sağlama konusunda başarısız olduklarını belirtmiştir. Diğerleri ile birlikte, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nün Kuzey İrlanda'daki sorunlu rolüne, polis sorumluluğu mekanizması hakkındaki yetersizlik iddialarına, adli soruşturmanın sınırlı çerçevesi ve gecikmelerine ve öldürücü güç kullanan güvenlik güçleri mensuplarının adli soruşturmaya katılmaya zorlanmamalarına atıfta bulunmuşlardır. Komisyon, Mahkemenin dikkatini, İskoçya'da adli ve özel hukuk yargılama hâkimi Şerif (Sheriff)'in başkanlığında yürütülen ve en yakın akrabaların katılma hakkı olan soruşturma şekline çekmiştir. Son olarak, Mahkemeden, Devlet görevlilerinin öldürücü güç kullanmaları üzerine yürütülmesi gereken soruşturmaların ne şekilde olacağına dair değerli öğütler verme şansını kullanmasını istemiştir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Genel prensipler
102. Yaşama hakkını güvence altına alan ve yaşama hakkından yoksun bırakılmayı haklı gösteren gerekçeleri gösteren 2. madde, barış zamanında Sözleşmenin, 15. madde uyarınca daraltılması mümkün olmayan en önemli maddelerindendir. Bu madde, 3. maddeyle birlikte Avrupa Konseyi'ni oluşturan toplumların en temel demokratik değerlerinden birisini oluşturur. Bu yüzden yaşama hakkından yoksun bırakılmayı gerektiren şartlar çok katı bir şekilde yorumlanmalıdır. Bireyleri korumayı amaçlayan bir araç olan Sözleşmenin konusu ve amacı, 2. maddenin somut ve etkin güvenceler oluşturmaya yönelik olarak yorumlanmasını ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır (Bkz. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararı, 27 Eylül 1995, Ser. A no.324, s. 45-46 ve 146-147).
103. 2. maddede düzenlenen korumanın öneminin ışığı altında, Mahkeme, yaşama hakkından yoksun bırakılmayı ele alırken sadece Devlet görevlilerinin fiillerini değil aynı zamanda olayı çevreleyen tüm şartları da çok dikkatli ölçüler içinde ele almalıdır. Sözkonusu olaylar tamamen veya çok büyük oranda yetkililerin bilgisi dahilinde meydana gelmiş ise örnek olarak gözaltında kendi kontrolleri altında bulunan şahısların davalarında meydana gelebilecek yaralanmalar ve ölümler ile ilgili olarak güçlü varsayımlar ortaya çıkacaktır. Bu tip durumlarda Devletin bu yaralanmanın nasıl gerçekleştiğini ikna edici bir şekilde izah etme yükümlülüğü vardır (diğerleri ile birlikte bkz., Salman v. Türkiye, no.21986/93, 700, ECHR 2000 ve Çakıcı v. Türkiye, (GC) ECHR 1999-IV, par. 85, Ertak v. Türkiye no. 20764/92 (1. Daire) ECHR 2000-V, par.32 and Timurtaş v. Türkiye, no. 23531/94 (1. Daire) ECHR 2000-VI, par.82).
104. 2. maddenin metni tam olarak okunduğunda, Madde, sadece kasti öldürmeyi değil aynı zamanda kuvvet kullanmaya izin verildiği durumlarda istenmeyen bir sonuç olarak yaşama haklarından yoksun bırakılmaya ait düzenlemeleri de içermektedir. Ancak kasti veya tasarlanmış öldürücü kuvvet kullanılması, kullanılan kuvvetin gerekliliğinin değerlendirilmesi hususunda dikkate alınması gerekli olan sadece bir unsurdur, (a) ve (c) alt paragraflarında ortaya konulan amaçlardan birini veya birkaçını gerçekleştirmek için güç kullanma "kesinlikle gerekli olandan daha fazla" (more than absolutely necessary) kullanılamaz. Bu terim, Sözleşmenin 11. ve 8. maddesinin 2. paragrafındaki esaslar dahilinde bir devletin fiilinin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını belirlemede normalde başvurulan gereklilik sınavından daha kati ve zorunluluk getirici kıstaslara işaret etmektedir. Sonuç olarak kullanılan güç, izin verilen amaçlara uygun olmalıdır (yukarıda bahsedilen McCann Kararı, par. 148-149).
105. Sözleşmenin 1. maddesinde tanımlanan hak ve özgürlükleri, devletlerin kendi yetki alanları içinde bulunan herkese tanımak yükümlülüğünde oldukları ifadesi ile birlikte okunduğunda yaşama hakkını koruma sorumluluğunun düzenlendiği 2. madde, yorum yolu ile kuvvet kullanma sonucu herhangi bir şahsın ölmesi durumunda etkili bir resmi soruşturma yapılması gerektiğini içermektedir (diğerleri ile birlikte, McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, s. 161 ve Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Reports 1998-1, s. 105). Bu yöndeki soruşturmaların temel amacı, yaşama hakkını koruyan iç hukuk hükümlerinin, devlet kurumlarını ya da görevlilerinin yer aldığı ve ölümlerin meydana geldiği durumlarda onların sorumluluklarını sağlamak amacıyla, etkili bir biçimde uygulanmasını güvence altına almaktır. Bu amacın gerçekleştirilmesinde ne tür soruşturmaların yapılacağı olaylara göre değişir. Bununla beraber, hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, olaydan haberdar olduktan sonra yetkililer kendi usullerine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. Yetkililer, olaydan sonra, mağdurun yakınlarının bir başvuru yapmalarını bekleyemezler (bkz. örnek olarak, diğerleri ile birlikte, İlhan v. Türkiye (GC) no.22277/93, par. 63, ECHR 2000-VH).
106. Devlet görevlileri tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen yasa dışı öldürme ile ilgili soruşturmanın etkili obuası için, soruşturmayı yürüten görevlilerin, olayda taraf oldukları iddia edilen kişilerden bağımsız olmaları genellikle zorunlu bir koşul olarak kabul edilir (Güleç v. Türkiye kararı 27 Temmuz 1998, Reports 1998-IV, ss.81-82 ve Öğür v. Türkiye (GC) no. 21954/93, ss. 91-92, ECHR 1999-III). Bu sadece hiyerarşik veya kurumsal bir ilişkinin olmamasını değil ancak uygulamaya yönelik bir bağımsızlığı gerektirir (örnek olarak bir çatışma esnasında öldürülen bir kızın ölümünü soruşturan savcının olaya karışan jandarmalar tarafından sağlanan bilgilere duyduğu güçlü inancı sebebiyle bağımsızlık eksikliğinin olduğu 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi v. Türkiye karan Reports 1998-IV, par. 83-84).
107. Bu çerçevede yapılan soruşturma, bu tür olaylarda kullanılan gücün olayın durumuna göre haklı olarak gösterilip gösterilemeyeceğine (örneğin, yukarıda bahsedilen Kaya v. Türkiye karan, par. 87) ve sorumluların kimliklerinin tespiti ve cezalandırılmalarına (yukarıda bahsedilen Öğür v. Türkiye, par. 88) karar vermeye yardımcı olacak kadar etkili olmalıdır. Bu bir zorunluluk olmamakla beraber amaçlardan bir tanesidir. Yetkililer, diğerleri ile birlikte, görgü tanıklarının ifadeleri, adli deliller ve gerekli olması durumunda yaralanmanın tam ve eksiksiz kayıtlarının tutulduğu otopsi raporunu ve ölüm sebebini de içeren laboratuvar bulgularının analizleri de dahil olaya ilişkin delilleri güvence altına almak için gerekli olan bütün makul adımları atmak zorundadırlar (bkz. otopsilerle ilgili olarak yukarıda bahsedilen Salman v. Türkiye, par. 106, tanıklarla ilgili olarak, Tanrıkulu v. Türkiye, (GC), no. 23763/94, ECHR 1999-IV, par. 109, adli deliller ile ilgili olarak Gül v. Türkiye, 22676/93, (4.Daire), par.89). Soruşturmada, ölüm sebebini ortaya koymak ve sorumlu kişi veya, kişileri tespit etmek konularındaki herhangi bir eksiklik bu standardın gerçekleştirilmesini riske sokacaktır.
108. Bu çerçevede, çabukluk ve gerekli makul sürat beklentisi vardır (Yasa v. Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, Reports 1998-IV, s. 2439-2440; par. 102-104 yukarıda bahsedilen Çakıcı v. Türkiye, par. 80,87,106; yukarıda bahsedilen Tanrıkulu v. Türkiye, par. 109, yukarıda bahsedilen Mahmut Kaya v. Türkiye, (1.Daire) ECHR 2000-III, par. 106-107). Bazı durumlarda, soruşturmanın ilerlemesini engelleyen zorluklar olabileceği kabul edilmelidir. Bununla beraber, öldürücü güç kullanılması ya da kaybolmaların yetkililerce incelenmesinde çabuk hareket edilmesi, genel olarak, hukukun üstünlüğünün korunmasında ve yasadışı eylemlere tolerans gösterilmesi ya da herhangi bir usulsüzlüğün ortaya çıkmasının engellenmesinde kamu güveninin sürdürülmesi için bir esas olarak kabul edilebilir.
109. Aynı gerekçeler sebebiyle, sorumluluğun teoride olduğu kadar uygulamada da sağlanması için soruşturma veya soruşturmanın sonuçları üzerinde yeterli bir kamu incelemesi olmalıdır. Gerekli olan kamu incelemesinin derecesi davadan davaya değişebilir. Bununla beraber tüm davalarda, yasal çıkarlarını koruyabilmesi için, gerekli olduğu kadarıyla, mağdurun yakın akrabalarının da işlemlere katılabilmesi gereklidir (örnek olarak; kovuşturmaya mahal olmadığı kararının kendisine bildirilmediği, yukarıda bahsedilen Güleç v. Türkiye, s. 1733, par. 82, kurbanın ailesinin soruşturma ve mahkeme evrakına ulaşma imkanı olmayan, yukarıda bahsedilen Öğür v. Türkiye kararı, par. 89 ve yukarıda bahsedilen Gül v. Türkiye kararı, par. 93).
2. Genel prensiplerin mevcut davaya uygulanması
a. Pearse Jordan'ın ölümü üzerine Devletin iddia edilen sorumluluğu bağlamında
110. Pearse Jordan'ın silahsız bir durumdayken, bir polis memuru tarafından öldürüldüğü tartışılmazdır. Öldürücü gücün bu kullanımı, ikinci paragrafında belirtilen amaçlardan birisinin gerçekleştirilmesini ve bu durumun mutlaka gerekli olmasını düzenleyen 2. maddenin amacı ile açıkça uyuşmamaktadır. Bu davada, özellikle Çavuş A'nın, sonradan yanlış olduğu anlaşılan, olay zamanı geçerli sebeplere dayanan, samimi bir inanç içerisinde hareket edip etmediği ve sırasıyla kendisinin veya diğer polis memurlarının hayatlarının, davayı çevreleyen şartlar içerisinde, Pearse Jordan tarafından tehlikeye sokulup sokulmadığı konuları gibi birkaç anahtar konu ortaya çıkmaktadır (yukarıda zikredilen McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık davasına bakınız s.58-59 par. 200). Bu konuların karara bağlanması, diğerleri ile birlikte, Çavuş A'nın iddia edildiği gibi görüş açısının bir araç tarafından engellenip engellenmediği, Çavuş A'nın uyarı çağrısı yapıp yapmadığı, Pearse Jordan'ın ona doğru dönük olup olmadığı veya gerçekte Çavuş A'nın ateş etmeye karar verdiği zaman ona arkasının mı dönük olduğunun birer değerlendirmesini içerecektir. Olay mahallindeki polis memurlarının bu konular ile ilgili ifadeleri sivil görgü şahitlerinin ifadeleri (yukarıdaki 19-21. paragraflara bakınız) ile açıkça tezat oluşturmaktadır. Farklı şahitlerin inanılırlık ve güvenilirliklerinin değerlendirilmesi hayati bir rol oynayacaktır.
111. Bütün bu konular, başvuru sahibi tarafından haksız eylem sebebiyle meydana gelen ölüm iddiası ile açılan tazminat davası ve ölüm üzerine yürütülen adli soruşturmadan oluşan iki yerel hukuk prosedürünün askıdaki incelemeleridir. Mahkeme, davanın bu şartlan içerisinde, şahitleri çağırmak suretiyle gerçekleri ortaya koyucu bir uygulama ile bu davanın gerçeklerini belirleme çabasının, kendisinin Sözleşmede belirlenen ikincil rolüne tezat ve uygunsuz olacağını düşünmektedir. Bu tip bir uygulama, gerçekleri değerlendirmek için daha iyi bir konum ve imkanda bulunan özel hukuk (civil) mahkemelerin önünde gerçekleştirilen işlemlerin tekrarlanmasına sebebiyet verecektir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun, daha önceki tarihlerde, kanun dışı adam öldürme zanlısı güvenlik güçleri mensupları aleyhine devam eden işlemlerin mevcut olduğu Türkiye'den gelen davalarda, gerçekleri değerlendirici şekilde hareket etmesinde, bu işlemlerin adli olduklarına ve Mahkemenin başvurulan incelediği zamanda sona erdiklerine dikkat edilmelidir. Bu davalarda, soruşturmadaki eksikliklerin adli işlemleri etkisiz kıldığı iddiaları, başvuru sahiplerinin iddialarının önemli bir bölümünü oluşturmaktaydı (örnek olarak bakınız; polis memurlarının eksik otopsi işleminden kaynaklanan delil yetersizliğine bağlı olarak işkenceden beraat ettikleri, yukarıda zikredilen Salman v. Türkiye davası par. 107; diğerleri ile birlikte olay mahallindeki incelemelerin ve otopsi işlemlerinin olayların etkili şekilde yeniden kurgulanmasını engellediği, yukarıda zikredilen, Gül v. Türkiye davası par. 89).
112. Mevcut davada, Mahkeme, özel hukuk mahkemelerini, Pearse Jordan'ın ölümünün kanuniliğine veya yasa dışılığına karar vermesi veya gerçekleri değerlendirmesi yetkilerinden mahrum bırakacak herhangi bir unsur ortaya koyulduğunu düşünmemektedir (aşağıdaki, başvuru sahibinin polis soruşturmasındaki eksikliklerle ilgili iddialarının yer aldığı 118-121. paragraflara bakınız).
113. Mahkeme, başvuru sahibinin oğlunun ölümü ile ilgili sorumluluk konusunda herhangi bir sonuca varabilmek için taraflarca temin edilen belgesel sunumlara itimat etmenin uygun olacağı konusunda da ikna olmamıştır. Temin edilen yazılı ifadeler, bir inceleme veya çapraz bir sorgulamada test edilmemiştir ve bu, sorumluluğa dair herhangi bir karar verme çabasına tam olmayan ve potansiyel olarak yanlış yönlendirici bir temel sağlayacaktır. Mevcut durum, Devletin daha fazla tatmin edici ve makul bir açıklama getirme zorunluluğu doğurduğuna inanılan gözaltında meydana gelen bir ölüm ile özdeşleştirilemez
114. Mahkeme aynı zamanda, daha ziyade istatistiksel bilgiler ve seçilmiş deliller temelinde, güvenlik güçleri tarafından uygulanan orantısız bir güç kullanımı uygulaması olup olmadığını tespit amacıyla son otuz yılda meydana gelen olayların analizini yapmaya istekli değildir. Bu mevcut dava çerçevesinin çok uzağındadır.
115. Buna mukabil, Hükümetin, özel hukuk işlemlerinin, başvuru sahibine Sözleşmenin 35. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tüketmesi gereken bir yol sağladığı ve sebeple 2. madde altında herhangi bir inceleme yapılmasına gerek olmadığı iddiasına bağlı olarak Mahkeme, Devletin 2. madde altındaki yükümlülüklerinin, sadece zararların tazmini yolu ile yerine getirilemeyeceğini hatırlatmaktadır (yukarıda zikredilen Kaya v. Türkiye s. 329, par. 105; Yasa v. Türkiye s. 2431, par. 74). 2. ve 13. maddelerde aranılan soruşturmalar, sorumluların tespiti ve cezalandırılmalarını sağlayıcı özellikte olmalıdır. Bu sebeple Mahkeme, aşağıda, Sözleşmenin 2. maddesinin usul gerekleri açısından bir uygunluk olup olmadığını inceleyecektir.
b. Sözleşmenin 2. maddesinin usul gerekleri ile ilgili olarak
116. Pearse Jordan'ın ölümünü takiben Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü tarafından bir soruşturma başlatılmıştır. Bu soruşturmaya dayanan, Kamu Kovuşturmaları Başkanı tarafından herhangi bir memurun kovuşturulmasına mahal olmadığına dair bir karar vardır. 4 Ocak 1995 tarihinde bir adli soruşturma açılmış ve hala devam etmektedir.
117. Hükümet, özel bir koruma sağlama konusunda, işlemlerden bir tanesinin aksaması durumunda dahi bir bütün olarak ele alındığında sistemin, yasa dışı bir eyleminden dolayı polisin zaruri sorumluluğunu teminat altına aldığını iddia ederken başvuru sahibi bu işlemler hakkında sayısız şikayette bulunmuştur.
(i) Polis Soruşturması
118. İlk olarak, polis soruşturması ile ilgili olarak Mahkeme, başvuru sahibinin eleştirilerinde çok az bir ehemmiyet tespit etmiştir. Soruşturmanın ölümün hemen arkasından açıldığı ortadadır. Olay mahallinin bozulmamış olarak muhafazası sağlanamamakla beraber -olaya karışan araçların olay yerinden çekildiği veya olay mahallinden gönderildiği gözükmektedir- bu durum, soruşturmayı engelleyici veya mevcut şartlar altında haksız olarak gözükmemektedir (yukarıdaki 19-21. paragraflara bakınız). Bu önlem aynı zamanda olayların yeniden kurgulanmasını önleyici bir karakter de taşımamaktadır. Kendi görüşlerini sunabilecek çok sayıda görgü tanığı mevcuttur. Mahkeme, başvuru sahibinin sivil şahitler arama hususundaki eksikliklere yaptığı atıflar ile ilgili olarak, polisin, yol güvenliği endişeleri ile yoğun bir yolda olay yerini trafik ve seyircilerden temizlemeye yoğunlaşmasının mantıksız olmayacağını düşünmektedir. Bu, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nün sivil tanıklar arama ve bulma konusunda başarısız olduğunu göstermez. Halka duyurular yapılmıştır ve diğer davalarda da olduğu gibi, her ne sebeple olursa olsun, bu davada da, isteksiz tanıkların ortaya çıktığı açıktır. Sivil tanıklar ifade vermişler ve adli soruşturmaya katılmışlardır. Bu bağlamda temel bir eksiklik gözükmemektedir. Benzer olarak, Mahkeme, ortaya çıkan tanıklara karşı hasmane tavırlar sergilendiğine karar vermek için yeterli delil olmadığını düşünmektedir.
119. Soruşturma gerekli adli incelemeleri de içermektedir. Çavuş A'nın silahına derhal el konulmazken operasyonun bitmesiyle karakola döndüğünde silahının alındığı görülmektedir ve kullanılan mermilerin sayısı hakkında da tatmin edici delil mevcuttur. Bu sebeplerle, soruşturmanın daha etkin bir şekilde yürütülebileceğine dair görüşler olsa da bu durumun, soruşturmanın bütünlüğünün etkinliğini çürütebileceği söylenemez.
120. Bununla beraber, Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nde görevli bir polis memurunun karıştığı bir öldürme olayı üzerine yürütülen bir soruşturmaya yine Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nde görevli olan ve dosya hakkındaki raporu hazırlayan başka memurlar tarafından başkanlık edildiğine ve soruşturmanın bu memurlarca yürütüldüğüne dikkat edilmelidir. Hükümet, kanunlarda düzenlendiği üzere, bu soruşturmanın bağımsız bir polis denetleme makamı olan Polis Şikayetleri Komisyonunca başkanlık edildiğine dikkat çekmiştir. Örnek olarak, Çavuş A'nın ifadesinin alınması esnasında Polis Şikayetleri Komisyonunun bir üyesi hazır bulunmuştur. Bununla birlikte, hepsinin, idari ve adli işlemlerin başlatılmasında rol oynayan (yukarıdaki 77-79. paragraflara bakınız), Ulster Kraliyet İl Emniyet Müdürü'nün sorumluluğu altında olduğu, soruşturmayı yürüten memurlarla hakkında soruşturma yürütülen memurlar arasında hiyerarşik bir bağ vardır. Bununla beraber, Polis Şikayetleri Komisyonu'nun, Ulster Kraliyet İl Emniyet Müdürü'nü, kovuşturma veya idari işlemlerin başlanmasına karar verilmek üzere soruşturma raporunu Kamu Kovuşturmaları Başkanına göndermesini isteme yetkisi, soruşturmanın tüm somut amaçlarının, haklarında soruşturma yapılan memurlarla ilişkileri olan memurlar tarafından ele alınması sebebiyle yeterli bir koruma sağlayamamaktadır. Mahkeme, işkenceyi Önleme Komitesinin İngiltere ve Galler'de de mevcut olan ve bazı açılardan benzerlik arz eden, tamamen bağımsız bir soruşturma kurumunun kurulmasının sistemdeki güven eksikliğini gidermeye yardımcı olacağı tavsiyesine dikkat çekmektedir (yukarıdaki 93. Paragrafa bakınız).
121. Polis soruşturmalarındaki kamu incelemesi eksikliği bağlamında Mahkeme, polis raporları ve soruşturma evrakının ifşasını ve yayımlanmasını, bunların özel şahıslara veya kurumlara muhtemel zararlı etkilere sebep olabilecek hassas konular içerebileceğinden, 2. madde altında düzenlenen otomatik gerekliliklerden birisi olarak görülemeyeceğini düşünmektedir. Kamunun veya kurbanın akrabalarının bunlara zaruri olarak ulaşabilmesi, mümkün olan diğer işlemlerin farklı bölümlerinde sağlanmalıdır.
(ii) Kamu Kovuşturmaları Başkanının rolü
122. Mahkeme, Kamu Kovuşturmaları Başkanının, bir polis memuru tarafından işlenen muhtemel, herhangi bir adli suç üzerine kovuşturma yapılıp yapılmayacağına karar verme sorumluluğu ile görevlendirilmiş bağımsız, yasal bir memur olduğunu hatırlatır. Her kovuşturmaya mahal olmadığı karan için gerekçe belirtmek zorunluluğu yoktur ve bu davada da belirtmemiştir, İngiltere ve Galler'de adli soruşturma jürisi kanundışı ölümlerle ile ilgili karar verebilirken, mahkemeler Kamu Kovuşturmaları Başkanından kovuşturmaya mahal olmadığı kararı vermesi durumunda kararını yeniden gözden geçirmesini isteyebilirken ve gerekçelerinin yeterli olup olmadığını inceleyebilirken Kuzey İrlanda'da, Kamu Kovuşturmaları Başkanının gerekçe belirtmesi için hukuki gözden geçirme yolu ile kararının yasallığını sorgulayıcı herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Adli soruşturma jürisinin, bir ölümün yasallığı ve yasa dişiliği hakkında karar vermesine izin verilmediği bir durumda bu imkanlar Kuzey İrlanda'da mevcut değildir
123. Mahkeme, Kamu Kovuşturmaları Başkanının bağımsızlığı hakkında herhangi bir şüphe duymamaktadır. Bununla beraber, polis soruşturmaları işlemlerinin kendisinin bağımsızlıktan yoksun olması şüphesine açık olduğu ve kamu incelemesine uygun olmadığı bir durumda, artan önemi ile, kovuşturma açılıp açılmayacağına karar veren görevli aynı zamanda karar alma sürecindeki bağımsızlığını da gösterir. Öldürücü güç kullanımı ile ilgili tartışmalı bir olayda gerekçe belirtilmez ise bu konu kendi içerisinde kamu güveninin devamına yardım edemez. Bu aynı zamanda, kurbanın ailesinin, kendileri için hayati ehemmiyete haiz konulardaki bilgilere ulaşmasını ve kararın yasal olarak sorgulanmasını da engeller.
124. Bu davada Pearse Jordan silahsızken vurularak öldürülmüştür. Bu durum, yerel mahkemelerin kelimelerini kullanmak gerekirse, bir açıklama gerektirmektedir. Bununla beraber başvuru sahibi, vurulmanın neden adli bir suç olarak algılanmadığı veya ilgili memur hakkında kovuşturma yapılmaya gerek görülmediği konularında bilgilendirilmemiştir, ilgili kamuoyunun, hukukun üstünlüğü kuralına saygı gösterildiğine inandırılması için ulaşılabilecek herhangi bir gerekçeli karar yoktur. Bilginin ileride başka yollarla gelmemesi halinde, bu durum, 2. maddenin getirdiği yükümlülüklerle bağdaşmaz. Bununla beraber davanın esası bu değildir.
(iii) Adli soruşturma
125. İngiltere ve Galler'de olduğu gibi Kuzey İrlanda'da ölümlerle ilgili araştırmalar adli soruşturmalarla yürütülmektedir. Adli soruşturmalar, şüpheli bir ölüm üzerindeki gerçekleri ortaya çıkartmak amacıyla normal olarak bir jüri ile birlikte, bağımsız hukuk görevlileri olan sorgu hâkimleri tarafından yürütülen, halka açık oturumlardır. Sorgu hâkimlerinin usule ilişkin kararlarına ve jürinin yanlış yol göstermelerine karşı adli gözden geçirme yolu açıktır. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık davasında (yukarıda bahsedilen, s. 49, par. 162) Mahkeme, Cebelitarık'ta SAS görevlileri tarafından vurularak öldürülen üç IRA şüphelisinin ölümleri üzerine yürütülen adli soruşturmaların, ölümler üzerindeki olaylar hakkında detaylı inceleme yapılması ve maktullerin ailelerine, operasyona katılan tanıkları çapraz sorgulama hakkının tanınması sebepleriyle 2. maddede düzenlenen usul prosedürlerini karşıladığına karar vermiştir.
126. Bununla beraber, McCann davasındaki yürütülen adli soruşturma ile Kuzey İrlanda'da yürütülen adli soruşturmalar arasında birkaç farklılık mevcuttur.
127. Kuzey İrlanda'daki adli soruşturmalarda, bir ölüme sebebiyet veren bir şahıs ifade vermeye zorlanamamaktadır (1963 tarihli Sorgu Hâkimleri Kanunu madde 9/2, yukarıdaki 68. paragrafa bakınız). Uygulamada, Kuzey İrlanda'daki güvenlik güçleri mensuplarınca öldürücü güç kullanılması da dahil olmak üzere, adli soruşturmalarda ilgili polis memurları veya askerler adli soruşturmaya katılmamaktadırlar. Bunun yerine, yazılı ifadeler veya mülakat raporları delil olarak kabul edilmektedir. Bu davadaki adli soruşturmada, Çavuş A, Sorgu Hâkimine adli soruşturmaya katılamayacağı konusunda bilgilendirmiştir. Bu yüzden olaylara kendi dahili hakkında sorgulamaya tabi tutulamamıştır. Bunun yerine, Sorgu Hâkimine, polis soruşturmasını yürüten polis memurları ile yapmış olduğu iki mülakatın kayıtları temin edilmiştir (yukarıdaki 19. ve 20. paragraflara bakınız). Bu, (Çavuş A'nın) hayati öneme haiz konulardaki güvenilirliğini ortaya koymak adına herhangi bir tatmin edici değerlendirme yapılabilmesine olanak tanımamaktadır. Bu durum ise, adli soruşturmaların, özellikle kanunsuz öldürücü güç kullanımı ve buna bağlı olarak Sözleşmenin 2. maddesinin gerektirdiği amaçları yerine getirebilme (aynı zamanda 90. paragrafta zikredilen Kanundışı İnfazlar Hakkındaki Birleşmiş Milletler Prensiplerinin 10. paragrafına bakınız) ve ölümlerle ilgili olarak derhal gerçekleri ortaya koyabilme kapasitesini azaltmaktadır.
128. Aynı zamanda bu davadaki adli soruşturmanın, inceleme alanı hakkında da sınırlı olduğu iddia edilmektedir. Ulusal mahkemelerin içtihatlarına göre, işlem, bir gerçekleri ortaya çıkartma çabası olup suç bölüştürme metodu değildir. Sorgu Hâkiminden, soruşturmasını, doğrudan ölüm sebepleri üzerindeki konularla sınırlandırması ve incelemesini daha geniş boyutlara taşımaması beklenir. Bu, McCann davasındaki adli soruşturmada da uygulanan bir standarttır fakat böyle olması üç IRA şüphelisinin öldürülmesi ile ilgili olan operasyonların planlanması ve uygulanması boyutlarının incelenmesini engellememiştir. Bu yüzden Mahkeme, yerel mahkemelerin yaklaşımlarının 2. maddenin gereklilikleri ile mutlak şekilde çeliştiği konusunda ikna olmamıştır. Yerel mahkemeler, adli soruşturmanın temel amacının, bir ölümün nasıl meydan geldiği konusundaki şüphe ve şayiaları ortadan kaldırmak olduğunu kabul etmektedirler. Mahkeme, davranış biçimleri konuları veya iddia edilen komplolar hakkında detaylı bir inceleme yapılmasının gerekli veya adilane olmadığına katılmaktadır. Eğer bir adli soruşturma, gerçeklere dayanan konular üzerinde gerekli tespitleri yapamazsa bu, davanın belli bazı şartlarına dayanır. Mevcut başvuruda, adli soruşturmanın çerçevesinin, incelenmekte olan ölüm ile ilgili olarak önemli konuları ortaya koyucu şekilde yürütüldüğü gösterilememiştir.
129. Bununla birlikte, McCann davasının aksine, bu davadaki jürinin kararı, sadece maktulün kimliğini, ölüm tarihini, yerini ve sebebini ortaya koyabilmektedir (yukarıdaki 64. paragrafa bakınız). Cebelitarık'ta olduğu gibi, İngiltere ve Galler'de jüri, "kanunsuz bir ölüm" kararı dahil birkaç karara ulaşabilmektedir. Daha önce de belirtildiği üzere, İngiltere veya Galler'de adli soruşturma jürisinin böyle bir karar alması durumunda Kamu Kovuşturmaları Başkanı, kovuşturmaya mahal olmadığı kararını yeniden gözden geçirmek ve mahkemelerde yasallığının tartışılabilmesine olanak sağlayan gerekçeler vermek durumunda kalmaktadır. Bu davada, adli soruşturmanın muhtemel bir kovuşturma ile ilgisi ancak, Sorgu Hâkiminin adli bir suç işlenmiş olabileceğini düşünmesi durumunda Kamu Kovuşturmaları Başkanına yazacağı bir rapordan ibarettir (yukarıdaki 66. paragrafa bakınız). Bununla beraber, Kamu Kovuşturmaları Başkanının bu bilgilendirme ışığında herhangi bir karar alması veya böyle bir karar almaması durumunda detaylı gerekçeler temin etmesi yükümlülüğünün varlığı tam olarak belli değildir. Bu davada, Kamu Kovuşturmaları Başkanının, Sorgu Hâkiminin, kendisine yeni bir görgü tanığı ile ilgili olarak bilgi vermesinin akabinde kovuşturmaya mahal olmadığı kararını yeniden gözden geçirdiği kesinlikle aşikardır. Bununla beraber Kamu Kovuşturmaları Başkanı, kararı üzerinde ısrar etmiş ve bir kovuşturmayı haklı kılabilecek kadar yeterli delilin bulunmadığına dair kanaati hakkında herhangi bir açıklama yapmamıştır.
130. Adli soruşturmaların, bazı davalarda gerçekleri ortaya koyucu fonksiyonlarına rağmen Mahkeme, bu davadaki adli soruşturmanın, meydana gelen adli suçların tespitinde veya kovuşturulmasında etkili bir rol oynayamayacağına ve bu sebeple de 2. maddenin gereklerini yerine getirmede başarısız olduğuna karar vermiştir.
131. Adli soruşturmaların halka açıklığı konusunda herhangi bir tartışma söz konusu değildir. Bu nedenledir ki; Kuzey İrlanda'da adli soruşturmalar, polis veya güvenlik güçlerinin öldürücü güç kullanmalarının yasallığının tespiti konusunda en yaygın yasal forumlar olarak görülmektedirler. Bununla beraber başvuru sahibi, maktulün en yakın akrabalarından birisi olarak işlemlere katılımının, adli soruşturmalarda yasal yardımın söz konusu olmaması ve işlemler üzerindeki gelişmelerdeki evrakın kendisine verilmemesi sebepleriyle kısıtlandığını iddia etmiştir.
132. Mahkeme, bununla beraber, Kuzey İrlanda'da adli soruşturmalarda yasal yardım alınması 25 Temmuz 2000 tarihinden itibaren mümkün olurken (yukarıdaki 67. paragrafa bakınız) McCann davasında, en yakın akraba olarak başvuru sahibinin, adli soruşturma boyunca bir avukat ve danışman tarafından temsil edildiğini belirtmiştir. Aynı zamanda adli soruşturma ile ilgili olarak yeniden gözden geçirme başvurusunda da yasal yardım almıştır. Bununla birlikte, adli soruşturmalarda ailelerin yasal yardım almalarının mümkünatı ile ilgili devam eden davalarının sonuçlanmaları beklenilirken adli soruşturma işlemlerin neredeyse iki yıllık bir süre ile, 19 Kasım 1997'den 1 Kasım 1999'a kadar ertelendiği görülmektedir. Bu sebeple başvuru sahibinin adli soruşturmada, yasal yardım eksikliği sebebiyle, gerekli yasal yardım almaktan alıkoyulduğu söylenemezken bu, işlemlerin uzunluğu konusu ile önemli ölçüde tezat oluşturmaktadır. Mahkeme bunu aşağıda gecikmeler bağlamında ele alacaktır (aşağıdaki 136-140. paragraflara bakınız).
133. Evraka ulaşabilme bağlamında, son zamanlara kadar başvuru sahibi, ilgili tanık, adli soruşturmaya katılmadıkça, hiçbir tanık ifadesinin suretine ulaşma imkanı bulamamıştır. Bu, aynı zamanda McCann davasında da yaşanan ve Mahkemenin, bunun, ailelerin avukatlarının şahitleri sorgulama imkanına önemli derecede engel olmadığına karar verdiği bir durumdur (yukarıda bahsedilen karar, s. 49, par. 62). Bununla beraber bu davadaki adli soruşturmanın, Kuzey İrlanda'da yürütülen çok sayıdaki benzer işlemlerle karşılaştırıldığında bir dereceye kadar istisna olduğu belirtilmelidir (aynı zamanda McKerr v. Birleşik Krallık, no. 28883/95, Kelly ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, no. 30054/96, ve Shanaghan v. Birleşik Krallık, no. 37715/97 davalarına bakınız). McCann davasındaki adli soruşturmanın çabukluğu ve eksikliksizliği, Mahkemenin olaylarla ilgili önemli gerçeklerin başvuru sahiplerinin tecrübeli yasal temsilcilerinin adli soruşturmaya aktif katılımlarıyla birlikte incelendiğine dair hiçbir şüphe duymamasına sebep olmuştur. En yakın akrabaların evraka ulaşamaması, McCann davası bağlamında, önemli bir engel oluşturmamaktadır. Bununla beraber, o davadan itibaren, Mahkeme, maktulün en yakın akrabasının işlemlere katılmasına ve kendilerine bilgi sağlanmasına daha fazla önem atfetmektedir (bakınız yukarıda zikredilen Öğür v. Türkiye, par.92).
134. Dahası, Mahkeme, Birleşik Krallıktaki ifşa edilmeme uygulamasının Stephen Lavvrence Soruşturması ışığında değiştiğini ve bunun polise, tanık ifadelerini 28 gün içerisinde açıklamasını tavsiye ettiğini belirtmektedir (yukarıdaki 73. paragrafa bakınız). Şimdi, başvuru sahiplerine belgelerin açıklanması adli soruşturma işlemlerinin sıradaki aşamasına ulaşılmasında yapılmaktadır (yukarıdaki 50-54. paragraflara bakınız). Bu gelişme, adli soruşturma işlemlerinin açıklığı ve hakkaniyeti bağlamında olumlu olarak değerlendirilmelidir. Mahkeme bu aşamada, ifşa edilmenin iddia edilen yetersizliği konusunda bir tespitte bulunmayacaktır. Kendisinin önünde, gerçekleri inceleyebilmek amacıyla herhangi gerekli bir konunun saklandığını ileri sürebilecek herhangi bir şey yoktur. Bununla beraber tanık ifadelerine ulaşamama konusu, adli soruşturmanın tekrarlanan ertelemeleri ile birlikte ele alınacaktır (aşağıdaki 136. paragrafa bakınız). Başvuru sahibinin, tanığın adli soruşturmaya katılmasının öncesinde tanık ifadelerine ulaşma yetkisi eksikliğinin aynı zamanda, kendisini, sorgulamaya katılması ve hazırlanması bağlamında dezavantajlı konuma soktuğu kabul edilmelidir. Bu, ilgili tüm evraka ve hukuki sunum için her türlü imkana sahip olan Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nün durumu ile ciddi olarak bir tezat oluşturmaktadır. Belgelerin ifşası konusundaki son zamanlarda meydana gelen gelişmelerden önce Mahkeme, en yakın akraba olarak başvuru sahibinin çıkarlarının bu açıdan yeterli ve adilane bir şekilde korunduğu konusunda ikna olmuş değildir.
135. Aynı zamanda adli soruşturmalarda, belli soruların veya belli belgelerin ifşasının önüne geçmek amacıyla yayımlanan kamu menfaati dokunulmazlığı beratlarının sıklıkla kullanıldığı iddiası da gündeme getirilmiştir. Bu davada, Savunma Bakanı Eylül 1994'te ve Kuzey İrlanda'dan sorumlu Devlet Bakanı 4 Ocak 1995'te ulusal güvenlik açısından bazı bilgi sınıflarının ifşasını önlemek amacıyla birer berat yayımlamışlardır. McCann davasında olduğu gibi, Mahkeme, bu beratların Pearse Jordan'ın ölümü ile ilgili olan herhangi durumun incelenmesini engellediği yönünde herhangi bir bulguya rastlamamıştır.
136. Son olarak Mahkeme işlemlerdeki gecikmeleri ele alacaktır. Adli soruşturma Pearse Jordan'ın ölümünden 25 aydan daha fazla bir zaman sonra 4 Ocak 1995 tarihinde açılmıştır. Sorgu Hâkimi, herhangi bir kovuşturma yapılmayacağına konusunda 29 Kasım 1993 tarihinde bilgilendirilmiş fakat Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü 4 Kasım 1994 tarihine kadar bir yıl boyunca dosya evrakını gönderememiştir. Bu gecikme için bugüne kadar herhangi bir açıklama getirilememiştir.
- 16 Ocak 1995 tarihinde, işlemler, başvuru sahibinin Kamu Kovuşturmaları Başkanı'ndan kovuşturmaya mahal olmadığı kararını yeniden gözden geçirmesi başvurusu sebebiyle ertelenmiştir. Olumsuz karar 14 Şubat 1995 tarihinde verilmiştir. Bununla beraber adli soruşturmaya devam edilmesi için 12 Haziran 1995 tarihine kadar herhangi bir gün saptanmamıştır.
- 2 Haziran 1995 tarihinde, başvuru sahibinin diğerleri ile birlikte tanık ifadelerine ulaşabilmek amacıyla yapmış olduğu hukuki gözden geçirme işlemleri başvurusu üzerine bir erteleme daha olmuştur. Yüksek Mahkeme başvuruyu 11 Aralık 1995 tarihinde reddetmiştir. Başvuru sahibinin bu kararlar için yapmış olduğu temyiz ve temyiz için izin başvurulan sırasıyla Temyiz Mahkemesince 28 Haziran 1996 tarihinde ve Lordlar Kamarası'nca da 20 Mart 1997 tarihinde reddedilmiştir.
- Adli soruşturmanın 1 Aralık 1997 tarihinde başlamasının öncesinde, adli soruşturmalarda yasal yardım alma imkanı ile ilgili devam eden bir dava sebebiyle bir erteleme daha olmuştur. Bu karar 16 Mart 1999 tarihine kadar verilmemiştir. Adli soruşturmaya devam etmek için 1 Kasım 1999 tarihine gün verilmiştir.
- 13 Ekim 1999 tarihinde, başvuru sahibinin, İngiltere ve Galler'de uygulanmakta olan (yukarıdaki 73-74. paragraflara bakınız) yeni politikaların ışığında tanık ifadelerinin açıklanması için yapmış olduğu başvuru sebebiyle dördüncü bir ertelenme yaşanmıştır. 2 Şubat 2000 tarihinde kısmi açıklama izni verilirken başvuru sahibi şu anda tam bir açıklama için yapmış olduğu hukuki gözden geçirme başvurusunu takip etmektedir. Adli soruşturma henüz başlamış değildir.
137. Mahkeme, bu ertelemelerin başvuru sahibi tarafından başlatıldığını veya rızası dahilinde yapıldığını gözlemlemektedir. Bu ertelemeler, temel olarak, başvuru sahibinin katılımı için gerekli olduğunu düşündüğü -özellikle evraka ulaşabilme konusunda-, adli soruşturmaların usul işlemlerine karşı yapılmış olan hukuki doğruluk tespitleri ile ilgilidir. 2 Haziran 1995 tarihinden 20 Mart 1997 tarihine (bir yıl dokuz aydan daha uzun) kadar süren bir ertelemede sonuçlandırılan adli gözden geçirme işlemleri, mağdurların ailelerinin arzu ettiği yöndeki gelişmeler sebebiyle şu anda gönüllü olarak açıklanan tanık ifadelerine ulaşma konusu ile ilgilidir. Başvuru sahibinin, yasal yardımcılarının hukuki yardım alması ile sonuçlanabilecek bir davayı beklemesine rıza göstermesi anlaşılamaz bir davranış değildir. Mahkeme, Kuzey İrlanda'daki adli soruşturmalarda artık, bir ilave Yasal Program altında, maktulün ailesinin adli soruşturma işlemlerine etkin olarak katılabilmesi için ve davanın şartları içerisinde bir ölüm üzerine Devletin etkili bir soruşturma yürütmesinin gerekli olduğu ve de bunun ancak adli soruşturmalar vasıtasıyla mümkün olduğu durumlarda maktulün yakınlarının yasal yardım alabileceğini tanıdığını belirtmektedir (yukarıdaki 67. paragrafa bakınız).
138. Bu nedenle başvuru sahibinin gecikmelerde önemli katkısı olsa da bu, bir yere kadar akrabaların adli soruşturma işlemlerinde karşılaştıkları bazı zorluklar neticesinde ortaya çıkmıştır (yasal yardım eksikliği ve tanıkların ifadelerinin açıklanmaması ile ilgili olarak yukarıdaki 132 ve 134. paragraflara bakınız). Başvuru sahibinin, adli soruşturma işlemlerinin bu yönlerinin yasal uygunluğu hakkındaki hukuki yolları tükettiğini söylemek mantıksız olarak addedilemez. Mahkeme, işlemlerin yürütülmesinden sorumlu olan Sorgu Hâkimi'nin bu ertelemeleri kabul ettiğini gözlemlemektedir. Başvuru sahibi tarafından, kendilerinden makul süre gerekliliklerinin yerine getirilmesi istenmesine rağmen bu husus yetkililerce gerçekleştirilememiştir (Sözleşmenin 6. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen süre gereklilikleri bağlamında diğerleri ile birlikte bakınız 23 Kasım 1993 tarihli Scopelliti v. İtalya kararı, Seri A no. 278, s. 9, par. 25). Bu uzun ertelemelerin, usul adaletini sağlama bağlamında mağdurların ailelerinin menfaatine olarak kabul edilmesi durumunda adli soruşturma sisteminin yapısal olarak, maktulün ailesine hem hızlı hem de etkin bir inceleme sağlayıp sağlayamadığı sorusu gündeme gelmektedir.
139. Adli soruşturma, erteleme süreleri haricinde de dikkatli bir şekilde devam etmemiştir. Mahkeme, adli soruşturmanın yeniden başlatılmasındaki gecikmeye ve ertelemeler sonrasında tarih verilmesinin programlanmasındaki gecikmelere (sekiz aydan fazla olmak üzere iki kere) atıfta bulunmaktadır.
140. Bu hususlar göz önüne alındığında, bu adli soruşturma için geçen sürenin, Sözleşmenin 2. maddesi altında Devletin, şüpheli ölümler üzerine makul süre içerisinde eksiksiz bir soruşturma yürütmesini temin eden yükümlülüğü ile bağdaşmadığı kabul edilmelidir.
(iv) Özel hukuk işlemleri
141. Yukarıda da tespit edildiği üzere (111. paragrafa bakınız) özel hukuk işlemleri, bağlı koruyucu düzenlemeleri ve kanun dişilik tespitine ulaşabilme yetkisi ve zararların muhtemel tespiti ile yasal gerçekleri ortaya çıkarıcı bir forum sağlamak durumundadırlar. Bununla beraber bu işlemler, yetkililerin değil fakat başvuru sahibinin takdirine bırakılmış ve suçlanan kişinin tespiti veya cezalandırılmasına dahil olmayan işlemlerdir. Bu yüzden, bu işlemler Devletin, Sözleşmenin 2. maddesinde düzenlenen usul yükümlülüklerine uyması değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulamaz.
(V) Sonuç
142. Mahkeme, bu davada polis memurları tarafından öldürücü güç kullanımı üzerine yürütülen soruşturma işlemlerinin aşağıdaki özellikleri içerdiğini tespit etmiştir:
- Olaya karışan polis memurları ile olayı soruşturan polis memurları arasındaki bağımsızlık eksikliği;
- Kamu Kovuşturmaları Başkanının hiçbir polis memuru hakkında kovuşturmaya mahal olmadığı kararı üzerine kamu araştırması ve maktulün ailesine bilgi verilmesi eksikliği;
- Pearse Jordan'ı vurarak öldüren polis memurunun adli soruşturmaya tanık olarak katılmaması;
- Adli soruşturma işlemlerinin, herhangi bir suç hakkında kovuşturulma yürütülmesinde etkin bir rol oynayabilecek hiçbir tespit veya kararın açıklanmasına imkan vermemesi;
- Maktulün ailesinin temsilcilerine yasal yardım sağlanma eksikliği ve tanık ifadelerinin, tanıkların adli soruşturmaya katılmalarından önce açıklanmamasının başvuru sahibinin adli soruşturmaya katılım erkini azaltması ve bunun işlemlerdeki uzun süreli ertelemelere katkıda bulunması;
- Adli soruşturma işlemlerinin eksiksiz olarak yürütülmemesi ve makul zaman içerisinde tamamlanmaması.
143. Devlet görevlileri tarafından gerçekleştirilen öldürme olaylarının şartları üzerinde uygun bir inceleme yapılmasında yetkililer tarafından hangi işlemlerin uygulanacağı detaylarını açıkça belirtmek bu Mahkemenin görevi değildir. Adli yargılama alanında bir hâkim tarafından yürütülen İskoç soruşturma modeline atıfta bulunulsa da bunun mümkün olan tek metot olduğu çıkarımını yapmak için herhangi bir sebep yoktur. Tüm gereklilikleri sağlayan bütünleştirici bir usul olduğu da söylenemez. Kuzey İrlanda'da olduğu gibi, gerçekleri ortaya çıkarmanın, adli soruşturmanın veya kovuşturmanın amaçları farklı kurumlarca yürütülür veya farklı kurumlara dağıtılırsa, bunların ulusal güvenlik veya diğer soruşturmalarla ilgili evrakın korunması gibi diğer meşru çıkarları gözetirken, etkin ve duyarlı bir şekilde gerekli korumayı sağlaması durumunda Mahkeme, yine de 2. maddenin gerekliliklerinin tatmin edilmiş olacağını düşünmektedir Mevcut davada, mümkün olan işlemler adil bir izlenim vermemişlerdir.
144. Mahkeme, yukarıda açıklanan şeffaflık ve etkinlik eksikliklerinin, yerel mahkemelerin şüphe ve şayiaların önüne geçmek için belirtmiş olduğu amaçla tezat oluşturduğunu tespit etmiştir. Devlet görevlilerinin sorumluluklarının sağlanması için gerekli olan işlemler, kamu güvenini devam ettirmek ve öldürücü güç kullanımından mütevellit meşru kaygılan gidermek için vazgeçilmezdir. Bu tip işlemlerin eksiklikliliği. diğerleri ile birlikte başvuru sahibinin, öldürmek için vurma politikası iddiasında da görülebileceği üzere fesat güdülenme kaygılarının üzerine ateşle gitmekten başka bir şey değildir.
145. Mahkeme, 2. madde tarafından getirilen usul zorunluluklarına uyum konusunda bir başarısızlık olduğunu ve bu bağlamda düzenlemenin bir ihlalinin olduğunu tespit etmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 6/1 MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
146. Başvuru sahibi, aşağıda belirtilen, Sözleşmenin 6. maddenin ilk fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmektedir:
"Her kişi, gerek vatandaşlık hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar, gerek ceza alanında kendisine karşı yapılan bir suçlama konusunda karar verecek olan yasal, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının, makul süre içerisinde, hakkaniyete uygun ve açık ve biçimde dinlenmesini istemek hakkına sahiptir."
147. Başvuru sahibi, oğlunun Ulster Kraliyet Emniyet Müdürlüğü'nce yakalanması mümkünken keyfi olarak öldürüldüğünü ve Çavuş A'nın, oğlunu yakalama imkanı varken kasıtlı olarak öldürdüğünü iddia etmiştir. Başvuru sahibi, örnek olarak, Uluslararası Af Örgütünün; Kuzey İrlanda'da, güvenlik güçlerince gerçekleştirilen öldürme olaylarının şahısları yakalamaktan ziyade saf dışı etmeye dayanan kasıtlı bir politikayı yansıttığı şeklindeki görüşü gibi kaygılara atıfta bulunmuştur.
148. Hükümet, Pearse Jordan'ın vurulmasının, bir suça mukabil gerçekleştirilen yargısız bir ceza olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Başvuru sahibinin hiçbir vatandaşlık hakkıyla ilgili olmayan kovuşturma eksikliği iddiası da başvuru sahibini, adil bir mahkeme önünde dinlenmesinden mahrum bırakmamıştır.
149. Mahkeme, Pearse Jordan'ın öldürülmesinin yasallığının, başvuru sahibi tarafından başlatılan özel hukuk işlemlerinde halen görüşülmesine devam edilen bir konu olduğunu hatırlatır. Bu şartlar ve mevcut başvurunun çerçevesi ışığında Mahkeme, olayın arkasındaki uygunsuz neden iddiaları konusunda herhangi bir tespitte bulunmak için bir temel bulamamıştır. Adli soruşturma işlemlerinin etkinliği ile ilgili tüm konular Sözleşmenin 2 ve 13. maddeleri altında incelenecektir.
150. Buna bağlı olarak Sözleşmenin 6. maddesinin ilk fıkrasının ihlali bulunmamaktadır.
IV. SÖZLEŞMENİN 14. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
151. Başvuru sahibi, aşağıda belirtilen, Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir:
"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensuptuk, servet, doğum veya herhangi bir başka durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır."
152. Başvuru sahibi, oğlunun öldürülme şartlarının ayrımcılığı ortaya koyduğunu ileri sürmektedir. 1969 ve Mart 1994 tarihleri arasında, büyük çoğunluğunun Katolik ve milliyetçi halkın oluşturduğu 357 kişinin, güvenlik güçleri mensuplarınca öldürüldüğünü iddia etmiştir. Bu sayının, Protestan halk arasından öldürülenlerin, ilgili olarak haklarında kovuşturma yapılanların (31) ve mahkumiyet kararı verilenlerin (bu başvurunun yapıldığı tarihte; dört) sayıları karşılaştırıldığında bu durum, öldürücü güç kullanımının ayrımcılık içerdiğini ve toplumun bir kesiminin ulusal köken veya ulusal bir azınlığa üye olma temelinde arzu ettiği yasal koruma eksikliğini ortaya koymaktadır.
153. Hükümet, Kuzey İrlanda'da benzer şekilde meydana gelmiş herhangi bir ölümle veya farklı muamele ile ilgili olarak hiçbir delil getirilemeyeceği şeklinde cevap vermiştir. Bald istatistikleri (doğruluğu kabul görmeyen), Katolikler veya milliyetçiler aleyhine ayrımcılık yapıldığını iddia edebilmek için yeterli değildir.
154. Genel politika veya önlemlerin bir grup üzerinde orantısız önyargılı etkiler oluşturması, bunun o grup üzerine yoğunlaşmadığı veya bu grup için özellikle amaçlanmadığı sürece ayrımcılık olarak anlaşılması sonucunu doğurmaz. Bununla beraber, istatistiklerin güvenlik güçleri mensupları tarafından öldürülenlerin çoğunluğunun Katolik ve milliyetçi toplumdan olmasını göstermesine rağmen Mahkeme, istatistiklerin, kendi başlarına, 14. madde anlamında ayrımcılık olarak sınıflandırılabilecek uygulamaları ortaya koyabileceğini düşünmemektedir. Mahkemenin önünde, mahkumiyetle sonuçlanan dört olay çıkartıldığında, zikredilen ölümlerin, güvenlik güçleri mensuplarının kanunsuz veya aşırı güç kullanımlarını içerdiği yönünde karar verebilmesi için herhangi bir delil bulunmamaktadır.
155. Mahkeme, Sözleşmenin 14. maddesinin herhangi bir ihlalini tespit edememiştir.
V. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
156. Başvuru sahibi, şikayetleri ile ilgili olarak etkili bir hukuk yolu olmadığından şikayetle Sözleşmenin, aşağıda belirtilen, 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür:
"İşbu Sözleşmede tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen her şahıs ihlal fiili resmi vazifelerini ifa eden kimseler tarafından bu vazifelerin ifası sırasında yapılmış da olsa, milli bir makama fiilen müracaat hakkına sahiptir."
157. Başvuru sahibi, gerekli olduğunda tazminat ödenmesi ile birlikte 13. maddenin, sorumluların tespiti ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek eksiksiz ve etkili bir soruşturmayı ve şikayetçinin bu soruşturma işlemlerine etkin şekilde katılımım gerektirir iddiasında bulunarak Sözleşmenin 2. maddesinin usul yönü ile ilgili yapmış olduğu sunumlara atıfta bulunmaktadır.
158. Hükümet, 13. madde altında ileri sürülen şikayetlerin tamamlanmamış olduğunu ve eksik "bir temele dayandığını ileri sürmüştür. Devam etmekte olan özel hukuk işlemleri ve adli soruşturmanın da dahil olduğu mümkün olan işlemlerin bütününün etkili bir yol sağladığını iddia etmiştir.
159. Mahkemenin yargılama içtihadı, Sözleşmenin 13. maddesinin, Sözleşme ile garanti altına alınan hak ve özgürlüklerin esasının ulusal düzeyde sağlanmasını garanti ettiğini göstermektedir. Dolayısıyla 13. madde, etkili başvuru hakkına ilişkin iç hukuk kuralının, her ne kadar Akit Devletlere Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirirken bu yükümlülükleri nasıl yerine getirecekleri yönünde belli bir takdir yetkisi verilmiş ise de, Sözleşmeye dayanan "tartışılabilir şikayetin" kapsamına ilişkin bir soruşturma yapılmasını ve uygun olan yardımın temin edilmesini gerektirir. 13. madde altındaki yükümlülük alanı, başvuru sahibinin Sözleşme uyarınca meydana gelen şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişmektedir. Bununla birlikte, 13. maddenin gerektirdiği müracaat yolları, yasal bakımdan olduğu gibi, uygulamada da "etkili" olmalıdır (18 Aralık 1996 tarihli Aksoy v. Türkiye kararı, Reports 1996-IV, s. 2286, par. 95; 25 Eylül 1997 tarihli Aydın v. Türkiye, Reports 1997-VI, s. 1895-96, par. 103; yukarıda zikredilen Kaya v. Türkiye kararı, s. 329-30, par. 106).
160. Öldürücü güç kullanımı veya şüpheli ölüm davalarında Mahkeme aynı zamanda, yaşamın korunması hakkına hayati değer atfederek, Sözleşmenin 13. Maddesinin, gerekli olması durumunda tazminat ödenmesine ek olarak, soruşturma prosedürüne şikayetçinin etkili biçimde ulaşabilmesini de kapsayacak şekilde, yaşama hakkından mahrum bırakılmadan sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak eksiksiz ve etkili bir soruşturma prosedürünü de gerektirdiğini belirtmektedir (bakınız yukarıda zikredilen Kaya v. Türkiye kararı s. 330-31, par. 107). Mahkeme, 13. maddenin, Sözleşmenin 2. maddesinin getirmiş olduğu soruşturma yükümlülüğünden daha geniş olduğunu belirterek, etkili bir adli soruşturmanın yürütülmediği birçok davada 13. maddenin ihlal edildiği kararı vermiştir (bakınız, yukarıda zikredilen Ergi v. Türkiye kararı, s. 1782, par. 98 ve yukarıda zikredilen, Salman v. Türkiye kararı, par. 123).
161. Bu davaların, başvuru sahiplerinin, güvenlik güçleri ile PKK arasında devam ede gelen çatışmalardan dolayı korunmasız bir durumda oldukları ve başvuru sahiplerinin tazminat istemleri için en ulaşılabilir yolun, iddia edilen suçları araştırmakla görevli olan cumhuriyet savcısına şikayette bulunmak olduğu ve bu durumun Türkiye'nin güneydoğusu ile ilgili şartlardan ileri geldiği gözlemlenmelidir. Türk sisteminde, şikayetçi, herhangi bir adli prosedüre müdahil olarak katılabilmekte ve tamamlanmış kovuşturmaların akabinde zararların karşılanması için başvuruda bulanabilmektedir. Cumhuriyet savcısının gerçekleri ortaya çıkarıcı fonksiyonu, genellikle, herhangi bir özel hukuk işleminin başlatılması bağlamında gereklidir. Bu sebeple, zikredilen davalarda, kanunsuz bir öldürme olayından muzdarip başvuru sahibinin durumu cumhuriyet savcısına bildirmesi Sözleşmenin eski 26. maddesinin (şimdiki 35/1. maddesi) amaçları için yeterlidir. Buna bağlı olarak, adli soruşturma ile bir bütün olarak hukuk sisteminde başvuru sahibinin sahip olduğu başvuru yolları arasında usul ve uygulama alanlarında yakın bir ilişki vardır.
162. Kuzey İrlanda'daki hukuk sistemi farklıdır ve bu yargılama yetkisi alanından herhangi bir davanın şartları bağlamında 13. madde ile ilgili olarak yapılacak her başvuru bunu hesaba katmalıdır. Birleşik Krallıkta, askerler veya polis memurlarının öldürücü güç kullanımından muzdarip her başvuru sahibi, genel bir kural olarak, mahkemelerin gerçekleri inceleyeceği ve sorumluluğu tespit edeceği ve gerekli bulması durumunda tazminata hükmedeceği özel hukuk işlemlerine başlayarak, kendisine açık olan her türlü iç hukuk yolunu tüketmelidir. Bu özel hukuk işlemleri her türlü adli soruşturmadan tamamen bağımsızdır ve bunların sonuçları adli soruşturma veya kovuşturmaların uygun olarak yürütüldüğüne dayanak olarak gösterilemez (bakınız, Caraher v. Birleşik Krallık kabul edilemez kararı, no. 24520/94, 3. Daire, 11 Ocak 2000).
163. Mevcut davada başvuru sahibi, devam etmekte olan, özel hukuk işlemlerini başlatmıştır. Mahkeme, bu işlemlerin yukarıda belirtilen aşırı güç kullanımı iddiası bağlamında tazminata hükmetmemesini sağlayacak hiçbir etken görememektedir (yukarıdaki 112.paragrafa bakınız).
164. Başvuru sahibinin, yetkililerin yürütmüş olduğu soruşturma ile ilgili şikayetlerine gelince, bunlar, 2. maddenin getirmiş olduğu usul yükümlülükleri altında incelenmiştir (yukarıdaki 116-145. paragraflara bakınız). Mahkeme, bu davada ayrı olarak ele alınması gereken herhangi bir önemli noktanın ortaya çıkmadığını tespit etmiştir.
165. Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin herhangi bir ihlalinin olmadığı kararına varmıştır.
VI. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
166. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki hükümleri ihtiva etmektedir:
"Mahkeme, Sözleşme ya da ona bağlı Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse ve ilgili Akit Tarafın iç hukuk bunu ancak kısmen giderme olanağı veriyorsa ve gerekli ise zarar gören tarafa adil bir karşılık hükmedebilir."
A. Zarar
167. Başvuru sahibi, oğlu Pearse Jordan'ın haksız olarak yaşamından mahrum kalması sebebiyle tazminatı hak ettiğini ileri sürmüştür.
168. Hükümet, bu davada herhangi bir tazminata hükmedilmesinin uygun olmayacağını belirtmiştir.
169. Mahkeme, McCann ve Diğerleri (yukarıda zikredilen, s. 63, par. 219) davasında, üç IRA şüphelisinin öldürülmesinin, şahısların korunması veya kanunsuz şiddetin önlenmesi için mutlaka gerekli olandan daha fazla olmayan bir güç kullanımını oluşturduğunu göstermediğini belirterek Sözleşmenin 2. maddesinin önemli bir ihlalinin tespit edildiğini hatırlatır. Bununla beraber, Mahkeme, "öldürülen üç terörist zanlısının Cebelitarık'a bomba yerleştirmek niyetinde olmaları gerçeğinden hareketle ve başvuru sahiplerinin maktullerin kişisel temsilcileri olmaları hasebiyle, maddi veya manevi tazminat almalarının uygun olmadığına karar vermiştir.
170. McCann davasına tezat olarak, Mahkeme, mevcut davada maktulün ölümüne sebep olan hareketleri ve özel hukuk sistemi içerisinde devam etmekte olan konular da dahil olmak üzere Pearse Jordan'ın ölmesine sebep olan, öldürücü güç kullanımının kanuniliği veya orantılılığı konusunda herhangi bir tespitte bulunmamıştır. Bu yüzden, bu konularda herhangi bir tazminata hükmetmek yanlış olacaktır. Diğer yandan, Mahkeme, yerel makamların ölüm ile ilgili olarak hızlı ve etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüklerini gerçekleştirme de başarısız olduklarını tespit etmiştir. Bu yüzden başvuru sahibi, düş kırıklığı, ıstırap ve endişe duygularından muzdarip olmalıdır. Mahkeme, başvuru sahibinin, Sözleşmenin sonucu olarak bir ihlal tespitiyle yeterli ölçüde tazmin edilmeyen bazı manevi tazminat taleplerinin olduğunu düşünmektedir.
171. Mahkeme, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak, toplam 10.000 sterlin tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
B. Ücretler ve masraflar
172. Başvuru sahibi toplam 45.645 sterlin ödenmesi talebinde bulunmuştur. Buna, yüce konsey için 23.500 sterlin (her türlü vergi dahil), ilk konsey için 13.333 sterlin ve avukatların ücreti için 8.812 sterlin (her türlü vergi dahil) dahildir.
173. Hükümet, bu davadaki konuların büyük oranda, eş zamanlı olarak incelenen diğer davalarla beraber ele alındığını belirterek bu taleplerin aşın olduğunu ve toplam 15.000 sterlin tazminata hükmedilmesinin kabul edilebilir olduğunu ileri sürmüştür.
174. Mahkeme, bu davanın çok sayıda yazılı sunum ve oturum serisini içerdiğini ve hukuki olarak karışık addedilebileceğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, Birleşik Krallık kaynaklı diğer davalarla karşılaştırıldığında masraf taleplerinin yüksek olduğunu tespit etmiş ve kabul edilebilir olduklarına ikna olmamıştır. Hakkaniyete uygun olarak yapılan değerlendirmeler neticesinde, her türlü vergiler dahil, toplam 30.000 sterlin ödenmesine hükmetmiştir. Bu arada Mahkeme, başvuru sahibinin, Avrupa Konseyi'nden almış olduğu hukuki yardımı da göz önünde bulundurmuştur.
C. Gecikme faizi
175. Mahkemenin elindeki bilgilere bağlı olarak, mevcut yargılamanın yapıldığı tarihte Birleşik Krallıktaki yasal faiz oranı yıllık % 7.25'tir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Pearse Jordan'ın ölümü ile ilgili olarak yürütülen soruşturma işlemlerindeki eksiklikler bağlamında Sözleşmenin 2. Maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşmenin 671. Maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Sözleşmenin 14. Maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edilmediğine;
5. a- Sorumlu Devletin başvuru sahibine, yargılamanın sonuçlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde Sözleşmenin 44. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, her türlü vergi dahil olmak üzere
i - manevi tazminat olarak 10.000 sterlin
ii- ücretler ve masraflar için 30.000 sterlin ödemesine;
b- Davanın sonuçlandırılmasından sonra son ödeme tarihi olan üç aydan sonra yıllık olarak % 7.25 faiz uygulanmasına;
6. Başvuru sahibinin adil karşılık için diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
Yorum
Mevcut davada, başvuru sahibinin iddiaları arasında iki konuda anlaşmadık vardır. Bunlardan ilki, Pearse Jordan'ın ölümünün, Sözleşmenin 2. maddesinde belirtilen istisna durumlar içerisine girip girmediği olup ikincisi de bahsolunan ölüm üzerine etkili bir soruşturma yürütülmemesinin 13. madde altında bir ihlal oluşturup oluşturmadığıdır.
Mahkeme, Pearse Jordan'ın güvenlik güçlerince, silahsız olduğu halde, öldürüldüğünün açık olduğunu ve bunun ilgili maddenin ikinci paragrafına aykırı olduğunu 110. paragrafta belirtmiştir: "Pearse Jordan'ın silahsız bir durumdayken, bir polis memuru tarafından öldürüldüğü tartışılmazdır. Öldürücü gücün bu kullanımı, ikinci paragrafında belirtilen amaçlardan birisinin gerçekleştirilmesini ve bu durumun mutlaka gerekli olmasını düzenleyen 2. maddenin amacı ile açıkça uyuşmamaktadır"
Bununla birlikte, Mahkeme, paragrafın devamında, Pearse Jordan'ı öldüren polis memurunun ateş etmesine sebep olabilecek çeşitli unsurları vurgulamıştır. Ancak devamındaki paragrafta kendisinin, yerel mahkemeler karşısındaki ikincil rolüne dikkat çekerek bu iddia üzerinde bir inceleme yapmasının yerinde olmayacağına karar vermiştir: "Bütün bu konular, başvuru sahibi tarafından haksız eylem sebebiyle meydana gelen ölüm iddiası ile açılan tazminat davası ve ölüm üzerine yürütülen adli soruşturmadan oluşan iki yerel hukuk prosedürünün askıdaki incelemeleridir. Mahkeme, davanın bu şartları içerisinde, şahitleri çağırmak suretiyle gerçekleri ortaya koyucu bir uygulama ile bu davanın gerçeklerini belirleme çabasının, kendisinin Sözleşmede belirlenen ikincil rolüne tezat ve uygunsuz olacağını düşünmektedir."
Bu arada Mahkeme, bu kararına tezat oluşturan, Türkiye hakkındaki benzer kararlarına bir açıklama getirmiş ve Türkiye aleyhine açılan davalarda, Komisyonun gerçekleri ortaya çıkartıcı şekilde hareket etmesine gerekçe olarak, anlaşmazlık konusu olaylar hakkında yerel mahkemelerde açılan davaların sona erdiğini göstermiş ve şu şekilde devam etmiştir: "Bu davalarda, soruşturmadaki eksikliklerin adli işlemleri etkisiz kıldığı iddiaları, başvuru sahiplerinin iddialarının önemli bir bölümünü oluşturmaktaydı (örnek olarak bakınız; polis memurlarının eksik otopsi işleminden kaynaklanan delil yetersizliğine bağlı olarak işkenceden beraat ettikleri, yukarıda zikredilen Salman v. Türkiye davası par. 107; diğerleri ile birlikte olay mahallindeki incelemelerin ve otopsi işlemlerinin olayların etkili şekilde yeniden kurgulanmasını engellediği, yukarıda zikredilen, Gül v. Türkiye davası par. 89)."
Görüldüğü gibi Mahkemenin atıfta bulunduğu iki davanın ilkinde sorumlular hakkında bir ceza davası başlatılmış fakat delil yetersizliği sebebiyle beraat kararı verilmiş, ikinci davada ise olay yerindeki inceleme eksikliklerine dikkat çekilmiştir. Oysa ki mevcut davada, olayın failleri hakkında bırakın ceza davası açılmasını, olay tarihinden 10 yıl sonra faillerin, herhangi bir adli sorumluluk yükleme yetkisi olmayan adli soruşturmaya katılımları dahi sağlanamamıştır. Ayrıca, mevcut olayda, faillerin sorumluluğu ve hareket tarzlarının tespit edilebilmesi için çok önemli bir yere sahip olan ekip otosunun olay mahallinden çekilmesi konusunda da yine Mahkemenin ikincil rolü sebebiyle bir yorum yapılmamıştır.
Ancak şunu ifade etmeliyiz ki, sözkonusu yerel hukuk yolları sonuçlanmış olsaydı Mahkemenin bu davada vereceği karar, daha önce vermiş olduğu kararlar ışığında oldukça açıktır. Bütün bunların bir sonucu olarak, Mahkemenin, yerel mahkemelerde görüşülmeye devam eden anlaşmazlık konularından kendisine intikal eden bir konu olursa, gerçekleri ortaya çıkarıcı bir rol üstlenmeyeceğini ve bu iddialar hakkında karar vermeyeceğini görmekteyiz.
İkinci anlaşmazlık noktası olan, ölüm üzerine etkili bir soruşturma yürütülmemesinin 13. madde bağlamında bir ihlal oluşturup oluşturmadığı konusunda ise Mahkeme öncelikle, Türkiye ile ilgili davalara göndermede bulunup, 13. maddenin, Sözleşmenin 2. maddesinin getirmiş olduğu soruşturma yükümlülüğünden daha geniş olduğunu belirterek, etkili bir adli soruşturmanın yürütülmediği birçok davada 13. maddenin ihlal edildiği kararı verdiğini belirtmiştir. Bu kararların verilmesinde, Türkiye'de tazminat davası açabilmenin daha ziyade Cumhuriyet Savcısının yapacağı soruşturmaya bağlı olmasını (bakınız par. 161) gerekçe göstermiştir. Buna mukabil Kuzey İrlanda'da durumun farklı olduğunu, mağdurların hiçbir işleme gerek duymaksızın tazminat davası açabileceğini ve bu davaları inceleyen mahkemelerin de hiçbir işleme bağlı olmadığını belirtmiş ve bu gerekçeyle de mevcut anlaşmazlık konusunun 13. madde altında bir ihlal içermediğine karar vermiş ve bahsolunan anlaşmazlık konusunun 2. madde altında incelendiğini belirtmiştir.
Mahkemenin, mevcut olayda 13. madde altında bir ihlal olmadığı kararı verirken göstermiş olduğu gerekçeler kanaatimce oldukça yetersizdir. Bir ölüm sebebiyle belli bir acı ve ızdıraba maruz kalan şikayetçilerin sadece, ölüme sebebiyet veren hareketin haksızlığının tescillenmesi ve bunun bir sonucu olarak bir tazminata hükmedilmedi ile tatmin edilemeyeceği bunun ancak sözkonusu faillerin yakalanması ve adalete teslim edilmesi ve gereken cezaları almaları ile bir nebze mümkün olabileceği ceza adalet sisteminin en bariz konusudur. Dolayısıyla, şikayetçilerin bu işlemi başlatabilmeleri veya başlatsalar da etkin bir süreç ve sonuç alabilmeleri imkanı devam ede gelen uygulamalar ile engelleniyorsa, Sözleşmenin 2. maddesinden daha geniş bir koruma sağlayan 13. madde bağlamında bir ihlal söz konusudur.
Mahkeme, bu konuda diğer davalarda ve Pearse Jordan'ın öldürülmesinde devlet sorumluluğu konusunda olduğu kadar hassas davranmamış ve kanaatimce eksik bir karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy