(AİHS m. 2, 3, 5, 13, 14, 18, 41, I NOLU PROTOKOL) (2709 S. K. m. 125, 129, 145) (765 S. K. m. 151, 152, 153, 243, 448, 455) (1412 S. K. m. 79, 153) (1632 S. K. m. 89) (2577 S. K. m. 13) (818 S. K. m. 41, 46, 47, 55, 100) (430 S. KHK m. 8) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KAYA- TÜRKİYE DAVASI) (YAŞA - TÜRKİYE DAVASI) (ERGİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI) (BOYLE VE RICE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (BARBERA, MESSEGUE VE JABARDO - İSPANYA DAVASI (NO. 2)) (YOUNG, JAMES VE WEBSTER - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI (NO. 2)) (SUNDAY TIMES - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI (NO. 2)) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 3. Daire Kararı
(Başkan, J.P. Costa, Üyeler, W. Fuhrmann, F. Tulkens, K, Jungwiert, Nicolas Bratza, K. Traja, F. Gölcüklü)
Başvuru No: 26129/95
Karar Tarihi: 10 Nisan 2001
Çeviren: Cengiz Başak, Yrd.Doç.Dr.
Başvuru sahibi, oğlu Mahmut Tanlı'nın 27-28 Haziran 1994'te poliste gözaltında ifadesi alınırken (sorgulanırken) aniden fenalaşarak öldüğünü iddia etmektedir. Hükümet ise, şüphelinin, gözaltındayken sorgulaması yapılırken, kendisi hakkında PKK militanı olduğuna dair deliller gösterilince aniden fenalaştığını ve şoka girdiğini, daha sonra çağrılan doktorun da tüm çabalarına karşın, şüphelinin kalp yetersizliğinden öldüğünü ileri sürmektedir.
Hükümet, sorgulamayı yapan polislerin hiçbir kötü muamele ve işkence fiillerinin söz konusu olmadığını, ölümün doğal sebeplerden kaynaklandığını ileri sürse de; başvuru sahibi, oğlunun gözaltına alınmadan önce hiçbir sağlık problemi olmayan 22 yaşında genç bir insan olduğunu ve oğlunun çok büyük bir ihtimalle sorgu sırasında işkence ve kötü muameleden dolayı öldüğünü iddia etmektedir.
Başvuru sahibi Sözleşmenin 2, 3, 5, 13, 14 ve 18. maddelerinin ihlal edildiği iddiasını ileri sürmüştür.
Mahkeme,
1. Bire karşı altı oyla, Hükümeti, Mahmut Tanlı'nın gözaltında iken ölümünden dolayı Sözleşmenin 2. maddesini ihlaline
2. Devlet yetkililerinin Mahmut Tanlı'nın ölümünün hangi şartlarda gerçekleştiğini araştırmak üzere etkili bir soruşturma yürütmediğinden oybirliğiyle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlaline,
3. Oybirliğiyle Sözleşmenin 3. maddesinin ihlalinin olmadığına,
4. Oybirliğiyle Sözleşmenin 5. maddesinin ihlalinin olmadığına,
5. Bire karşı altı oyla Sözleşmenin 13. maddesinin ihlaline,
6. Oybirliğiyle Sözleşmenin 14. ya da 18. maddesinin ihlalinin olmadığına,
7. Bire karşı alta oyla davalı devletin başvuru sahibine Sözleşmenin m. 44, f. 2. gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde,
a) Maddi tazminat olarak, 38,754 sterlin 77 Pence başvuru sahibinin oğlunun dul eşi ve kızına verilmek üzere
b) Manevi tazminat olarak, 20,000 sterlin başvuru sahibinin oğlunun dul eşi ve çocuğu için ve 10,000 sterlin başvuru sahibinin kendisine, ödeme sırasında TL'na çevrilerek ödemesine:
8. Davalı devleti oybirliğiyle başvuru sahibine üç ay içinde belirttiği banka hesabına 12,000 sterlin KDV'de ilave edilmek suretiyle masraflar ve ücretler olmak üzere ödemesine;
9. ödemenin üç aydan sonra yapılması halinde yıllık yüzde 7.5 faiz uygulanmasına;
10. Oybirliğiyle, başvuru sahibinin diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
1- Madde 2- Başvuru sahibinin oğlunun gözaltında iken güvenlik kuvvetlerince öldürüldüğü iddiası
Yaşama hakkını güvence altına alan ve yaşama hakkından yoksun bırakılmayı haklı gösteren gerekçeleri gösteren 2. madde, Sözleşmenin daraltılması mümkün olmayan en önemli maddelerindendir. Poliste gözaltına alındığında sağlıklı olan bir şahıs, salıverildiğinde yaralı olarak bulunursa, devletin bu yaralanmanın nasıl gerçekleştiğini ikna edici bir şekilde izah etme yükümlülüğü vardır. Gözaltındaki bir şahsa yapılan muamelede yetkililerin dikkatli olma sorumluluğu -o şahıs ölürse- çok daha sıkı bir hale gelir.
Delillerin değerlendirilmesinde davalarda genel prensip olarak makul şüpheye yer vermeyecek derecedeki delil standardına başvurulmaktadır. Ancak böyle bir ispat çok yeterli bir şekilde güçlü, açık, uygun çıkarsamalarla ve olaydaki varsayımların çürütülememesi durumunda mümkündür. Olayların kısmen veya tamamen şahısların gözaltındaki kontrollerinde olduğu gibi yetkililerin bilgisi dahilinde olduğu durumlarda, gözaltında tutulma sırasında gerçekleşen ölüm ve yaralama durumlarında, olayın gerçekleriyle ilgili güçlü varsayımlar ortaya atılacaktır. Gerçekten de ispat yükü tatmin edici ve ikna edici açıklama getirmesi gerekli olan yetkililere düşmektedir.
Bu davada, Mahkeme, 22 yaşındaki Mahmut Tanlı'nın 27 Haziran 1994'de gözaltına alındığında sağlıklı olduğuna, geçmişte herhangi bir hastalığı olmadığına ve askerliğini bir yıl önce herhangi bir sağlık problemi çekmeden tamamladığına. dikkat çekmiştir. Ancak gözaltına alındıktan 24 ya da 36 saat sonra, başvuru sahibinin oğlu, Uluyol Polis Karakolunda sorgulama sırasında ölmüştür.
Resmi ölüm sebebi kısa bir süre sonra gerçekleştirilen ceset incelemesinde kalbe giden damarlardaki tıkanıklıktan Mahmut Tanlı'nın kalp krizinden öldüğü şeklinde ifade edilmiştir. Rapora göre, cesette herhangi bir kötü muamele izine rastlanmamıştır.
Mahkeme, ölüm sonrası cesette yapılan araştırmanın yetersiz olduğunu düşünmektedir. 12 Haziran 1995'te ikinci bir inceleme yapan İstanbul Adli Tıp Kurumu, kalbin inceden inceye tetkik edilmediğini tespit etmiştir. Sonuç olarak, bu durumda, hiçbir bilimsel neticeye ulaşılamayacağını belirlemiştir. Başvuru sahibi tarafından hazırlatılan uzman raporunda da ölüm sebebine esas teşkil edecek hususların yeterince kaydedilmediği ve detaylı inceleme yapılmadığı belirtilmiştir.
Başvuru sahibinin oğlunun işkence edilerek öldürüldüğü iddiasının da aksini ispat edecek bir ceset incelemesi de yapılmamıştır, işkence izlerinin varlığını tespit etmeğe yarar testler de uygulanmamıştır. Mahkemenin yukarıda tespit ettiği gibi, ceset incelemesi prosedürü Mahmut Tanlı'nın ölüm sebebini açıklayamamaktadır. Buradan, hükümetin iddiasının aksine ölüm sebebi hususunda doğal nedenlerden kaynaklandığı sonucuna kesinlikle varılamaz. Yetkililer 22 yaşındaki sağlıklı bir kişi olan Mahmut Tanlı'nın gözaltında ölümüne kabul edilebilir ve tatmin edici bir izahat getirememişlerdir. Hükümet, Uluyol karakolunda Mahmut Tanlı'nın ölümüne ve bu ölümden kendisine atfedilecek herhangi bir mesuliyetinin olmadığı konusuna açıklık getirememiştir. Bu bağlamda Sözleşmenin 2. maddesinin ihlali gerçekleşmiştir.
2- Madde 2- Soruşturmanın yetersizliği/etkin olmadığı iddiası
Mahkeme 2. maddede yaşama hakkını korumayla ilgili sorumluluğu tekrarlamakta ve 1. maddede Sözleşmede tanımlanan hak ve özgürlükleri devletlerin kendi yetki alanları içinde bulunan herkese tanırlar ibaresi, kuvvet kullanma sonucu herhangi bir şahsın ölmesi durumunda etkili bir resmi soruşturma yapılması gerektiği anlaşılmaktadır
Bu bağlamda, Mahkeme, öldürmenin devlet görevlilerince yapıldığının açık olduğu olayların yukarda bahsedilen sorumlulukla sınırlı olmadığına işaret etmektedirler, ölünün babası olan başvuru sahibi, soruşturmakla yetkili makamlara resmi bir başvuruda bulunarak ölümün işkence neticesi olduğunu iddia etmiştir. Buna ilave olarak, gözaltındaki bir ölümden haberdar olan yetkililerin 2. madde gereğince ölümü araştırmaya yönelik etkili bir soruşturma yapmaları gerekirdi.
Davanın özel şartlarına dönülecek olursa, Mahkeme, Mahmut Tanlı'nın ölümünün arkasındaki gerçeklerin belirlenmesinde otopsi araştırmasının son derece önemli olduğunu gözlemlemektedir. Bu araştırma, savcı tarafından başlatılmış olsa da birçok önemli konuda yetersiz olduğu görülmüştür. Özellikle, ölünün organları yerinden çıkartılmamış ve ağırlıkları ölçülmemiş, kalp inceden inceye tetkik edilmemiş, boyun bölgesi dikkatli tetkik edilmemiş, elektrik şoku ya da diğer işkence ve kötü muamele şekillerinin varlığını tespit etmek üzere histopatolojik örnekler alınmamış, toksik madde analizleri yapılmamış, fotoğraf çekilmemiş, ve tıkanıklığa neden olan kan pıhtısı bulgusu yeterince tasvir ve analiz edilmemiştir. Aynı zamanda ceset incelemesi yapan doktorlar, CMUK adli tıp doktorunun varlığını aramasına rağmen, adli patalog değillerdir. Hükümet, 2. paragraftaki acil durumlardaki düzenlemeyi gerekçe göstermiş ancak Mahkeme ölümden sonra katılaşma meydana geleceğinden dolayı acil olarak incelemenin adli tıp doktoru olmadan yapıldığı yönündeki gerekçeden tatmin olmamıştır.
Muhtemel kötü muameleye yönelik ölümü araştırmak üzere etkili bir soruşturma yürütmenin önemi, yeterli bir adli tıp uzmanının otopsiye katılımını gerekli kılmaktadır, ölümün hemen sonrasında, derhal böyle bir doktor bulunamasa da, takip eden günlerde böyle bir doktorun araştırmayı neden devam ettirmediği hususuna açıklama getirilmemiştir. Eğer ceset ölümden kısa bir süre sonra İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmiş olsaydı bu sorunlar, yaşanmamış olacaktı. 1995'te yapılan 2. incelemede cesette işkence ve kötü muamele izlerini ya da ölüm sebebini bulmağa yarayacak deliller çoktan çürümüştür.
Mahkeme bir ölüm olayında gerekli araştırmaya yönelik adımların atılmasında asli sorumluluğun yetkililerde olduğunu düşünmektedir. Savcı böyle bir incelemeye göndermek için başvuru sahibinin rızasını talep etmemiştir, ölüm sonrası incelemenin kalifiye adli tıp uzmanı tarafından gerçekleştirilmediği; ölünün önceki sağlık durumu ve yaşı gözönüne alınarak ölümün şüpheli olduğu ve ailenin işkence iddiası bulunduğu bir durumda savcı daha ileri bir inceleme için gerekli adımları atmalıydı. Çünkü ilk inceleme raporuna varsayımlarla dayanılarak soruşturma açılmış ve ölümün şüpheli olduğu savcı tarafından kabul edilmiştir, iddianamede muhtemelen çekinildiğinden hipotezi destekleyecek tıbbi ya da uzman raporuna konu intikal ettirilmemiştir.
Yetersiz adli tıp incelemesi sonucunda Mahmut Tanlı'yı ölümünden önce sorgulayan üç emniyet görevlisinin delil yetersizliğinden beraat etmesi pek sürpriz olmamıştır. Her ne kadar, hükümet, başvuru sahibinin davaya müdahil olarak katılmadığını ileri sürse de, katılmış olsaydı bunun davanın seyrini değiştireceği pek açık değildir. Davayı yeniden gözden geçirebilecek temyiz davasına davayı götürebilseydi bile, yine ölüm sebebini aydınlatabilecek etkiyi sağlamayacaktı.
Mahkeme, yetkililerin, Mahmut Tanlı'nın ölümünü çevreleyen sebepleri bulmak üzere etkili bir araştırma yürütmediği neticesine varmıştır. Bu bağlamda Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini tespit etmiştir.
3- Madde 3-İşkence iddiası
Başvuru sahibi Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilerek oğlunun ölmeden önce işkence edildiğini iddia etmektedir. Başvuru sahibine göre, oğlunun, gözaltına alındığında herhangi bir kalp hastalığı hikayesi yoktur ve sağlık durumu iyidir. Ölüm, polis sorgulaması sırasında polislerin kötü muamelesi sonucu gerçekleşmiştir. Başvuru sahibi ve bazı kişiler cesette birtakım kötü muamele izleri görmüştür. Soruşturma oğlunun doğal sebeplerden öldüğünü ortaya koyamamıştır. Başvuru sahibine göre, Türkiye'de hükümet görevlileri tarafından işkence ve kötü muamele fiillerinin yaygın ve sistematik olarak o tarihlerde uygulandığına dair deliller bulunmaktadır.
Mahkeme, hükümetin sağlıklı olarak gözaltına alınan Mahmut Tanlı'nın ölümüne ikna edici bir açıklama getiremediğini gözlemlemektedir. Ancak başvuru sahibinin ve diğer şahitlerin cesette çürükler gördüklerini ifade etmelerine rağmen, bunun ölüm sonrası değişiklik değil de darbeye dayalı yara olduğunu gösteren tıbbi bir delil bulunmamaktadır.
Başvuru sahibince talimat verilen adli tıp uzmanı da defnedilmeden önce çekilmiş olan fotoğraflardan herhangi bir sonuca varılamayacağını ifade etmiştir. Bu yüzden izah edilemeyen ölüm sebebi dışında işkence yapıldığını destekleyen herhangi bir delil bulunmamaktadır.
Bu şartlar altında, Mahkeme 2. maddeyle ilgili vardığı neticeyi dikkate almakla birlikte başvuru sahibince işkence ve kötü muameleye ileri sürülen öngörülere varılmasını uygun bulmamaktadır. Başarısız otopsinin kötü muameleyi gösteren kesin delillerin aydınlatılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını engellemesi kapsamında, Mahkeme, şikayetin Sözleşmenin m. 13. kapsamında ele alınması gerektiğini düşünmektedir. Başvuru sahibinin kaybolmalar konusuyla ilgili olarak işaret ettiği içtihat hukuku kapsamında Mahkeme 3. maddenin ihlalini bulamamıştır. Mahkeme netice olarak Sözleşmenin 3. maddesinin ihlalini tespit edememiştir.
4- Madde 5- Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali iddiası
Mahkemenin içtihat hukuku, yetkililerin elinde keyfi yakalama ve tutuklamadan korunmaları için demokratik bir toplumda şahısların haklarını güvence altına almak maksadıyla 5. maddede düzenlenen garantilerin büyük önemine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, herhangi bir yakalama ve tutuklamanın yalnızca ulusal hukukun müstakil ve usuli kurallarına uygunluğunu değil, aynı zamanda şahsı keyfi yakalama ve tutuklamadan korumaya yönelik 5. maddenin amacına da uygunluğunu aynı şekilde gözetmektedir. Keyfi yakalama ve tutuklama riskini azaltmak için 5. madde müstakil hakların listesini ortaya koymakta ve böylece hürriyeti tahdit edebilmek için bağımsız yargısal incelemeyi yükümlü kılmakta ve bu kriter için yetkililerin mesuliyetini temin etmektedir.
Mevcut olayda, Mahmut Tanlı 27 Haziran 1994'te jandarma tarafından gözaltına alınmış ve aynı akşam polise teslim edildikten yaklaşık 24 saat sonra 28 Haziran 1994'te ölmüştür. Hükümete göre, polislerin ifadeleri ve jandarmadan alınan belgeler göstermektedir ki, Mahmut Tanlı'nın PKK'lı olduğu 7 Şubat 1994 tarihli Ahmet Akkuş'un ifadesinden ve 13 Mayıs 1994'te bir çatışmadan sonra jandarma tarafından ölü ele geçirilen bir teröristin üzerindeki bir listede isminin bulunmasından anlaşılmaktadır.
Mahkemeye göre, Ahmet Akkuş'un Mahkeme Heyeti'ne gözaltında ne imzaladığını ve Mahmut Tanlı'nın PKK ile ilgisi olup olmadığını bilmediğini söylemesine rağmen, verdiği ifadelerden hangisinin gerçeği yansıttığı hususu anlaşılamamıştır. Yerel mahkeme huzurundaki ifadesi şüpheliyi temize çıkarma niyetiyle yapılmış olabilir. Aynı zamanda, bu davada PKK destekçilerinin listesine ait kaydı, uydurma bir belge olarak reddetmeyi mümkün kılacak bir bulgu yoktur. Mahkeme, güvenlik güçlerinin Mahmut Tanlı'nın suç işlediğine dair makul bir şüphe olmadan hareket ettikleri kanaatinde değildir. Yakalama kayıtlarının düzgün bir şekilde belgelendirilmediği gerekçesiyle kanunilik ilkesinin çiğnendiği iddiasına da katılmamaktadır. Gözaltı kayıtlarının kontrolü için başvuru sahibi tarafından hiçbir talepte bulunulmamıştır. Mahmut Tanlı'nın ne zaman ve nerede gözaltına alındığıyla ilgili olarak olaylara dayalı bir problem ortaya çıkmamaktadır.
5. maddenin 2. fıkrasına yönelik ihlal iddialarıyla ilgili olarak, Mahmut Tanlı'ya ölümünden önce hangi suçtan dolayı yakalandığının kendisine bildirildiği ile ilgili bilgi verilmiş olduğunu tespit etmek mümkün değildir. Yazılı bir delilin yokluğunda sebepler ortaya konduğunda, şüphelinin, yakalanma sebeplerini yeterli ve kesin bir şekilde anladığını veya anlayabilir olduğunu, ya da bu sebeplerin yokluğunu çıkartmak mümkün değildir.
5. maddenin 3. bendinin ihlali iddiasına yönelik olarak, Mahkeme, Mahmut Tanlı'nın hakime veya tavzif edilmiş bir yetkiliye gösterilmeden 24-36 saat gözaltında tutulduğunu tespit etmiştir. Eğer ölmeseydi onun bir hakimin huzuruna çıkartılacağı yolunda bir gösterge olmadığı bir gerçektir. O zamandaki Türk hukukuna göre bir şüpheli 30 gün gözaltında tutulabilmektedir. Ancak 5. maddenin 3. bendini ihlale yönelik olabilecek bir ihtimale dair gözaltı süresinin uzatılması için herhangi bir talepte bulunulmamıştır.
5. maddenin diğer şartlarının ihlallerinin kurulmasının yokluğunda 5. maddenin 5. bendinin dikkate alınması için bir sebep yoktur.
Mahkeme, dolayısı ile, bu davada Sözleşmenin 5. maddesinin ihlaline rastlamamıştır.
5- Madde 13-Etkin başvuru yolunun yokluğu iddiası
Mahkemeye göre, Sözleşmenin 13. maddesi, Sözleşmedeki korunan hakların ihlali halinde iç hukukta bu ihlalin zararlarını ortadan kaldırmak için etkin başvuru yollarının varlığını gerekli kılmaktadır. Taraf devletler, bu maddeden kaynaklanan yükümlülüklerine uygun olan gerekli başvuru yollarını belirleme noktasında takdir hakkına sahiptir.
m. 13. altındaki yükümlülüğün esası, Sözleşme dahilinde başvuru sahibinin şikayetinin niteliğine bağlı olarak da değişebilmektedir. Bununla birlikte 13. maddede gerekliliği belirtilen iç hukuk yolu, hukuken olduğu kadar tatbikatta da etkili olmalı, özellikle, iç hukuk yollarının işlerliği, cevap veren devletin yetkililerinin icrai ve ihmali hareketleri ile gerekçesiz ve haksız bir şekilde engellenilmemelidir.
Yaşama hakkını korumanın temel önemine binaen, 13. madde, gerekli görüldüğü durumlarda tazminatın ödenmesine ilaveten, şikayetçinin araştırma prosedürüne etkili bir şekilde katılması da dahil, yaşama hakkından yoksun bırakılmadan sorumlu olan yetkililerin belirlenmesi ve cezalandırılması için etkili bir soruşturma mekanizmasının varlığını gerektirir.
Mevcut davada gösterilen deliller muvacehesinde, Mahkeme, başvuru sahibinin oğlunun gözaltında ölümünden Sözleşmenin 2. maddesi gereğince Hükümeti sorumlu bulmuştur. Bu yüzden, başvuru sahibinin bu husustaki şikayeti 13. maddenin amaçlan dahilinde tartışılabilir nitelik taşımaktadır.
Bu durumda, yetkililer, Mahmut Tanlı'nın ölümünün şartlarıyla ilgili olarak etkili bir araştırma yürütmek zorunluluğu altındadırlar. Mahkeme, ölüm sonrası yürütülen araştırmanın yetersizliği ile ilgili bulgularına yeniden işaret etmektedir. Bir yıl sonra yapılan ikinci inceleme birincideki kusurları giderememiştir. Yetkililerin ortaya koyduğu araştırma-soruşturma sonuçları, gözaltındaki ölümü açıklamaktan uzak olup üç emniyet görevlisine karşı başlatılmış bulunan cezai takibatın etkisini baltalamıştır.
Bu yüzden, 2. madde dahilinde araştırma yükümlülüğünden daha geniş gerekleri olan 13. madde kapsamında etkili bir soruşturma yapılmadığı düşünülmektedir. Mahkeme, bu tam ve etkili araştırma eksikliğinin, başvuru sahibinin oğlunun ölümüyle ilgili olarak, tazminat talebinde bulunma dahil, etkili bir iç hukuk yoluna başvurabilmesinin engellendiğini tespit etmiştir. Netice olarak 13. maddenin ihlali vardır.
6- Madde 14 ve 18-Ayrımcılık yasağı ve sınırlamaların konuşuş amacından farklı bir amaç için kullanılmama prensiplerinin ihlalleri iddiası
Başvuru sahibi, oğlunun gözaltındayken ölümü olayıyla ilgili olarak yetkililerin, kürt kökenli vatandaşlara yönelik Sözleşmenin 14 ve 18. maddesine aykırı olarak ayrımcı bir politikası olduğunu göstermektedir iddiasında bulunmuştur.
Ancak bu davada ortaya konulan gerçeklerin esasını dikkate alan Mahkeme başvuru sahibinin oğlunun etnik kökeni nedeniyle ayrımcı politikanın kasti hedefi olarak ya da Sözleşmenin amaçlarına aykırı sınırlamaların kurbanı olduğu iddialarına katılmamaktadır. Buna göre bu konuda Sözleşmenin ihlali yoktur.
7- Madde 41'in uygulanması
a) Maddi Tazminat
Başvuru sahibinin maddi kayıplarının tam olarak tazmin edilebilmesine yönelik miktarın kesin hesabına, ihlalden doğan zararın kesin olmayan karakteri mani olmaktadır. Zaman aralığı büyüdükçe, ihlal ile zarar arasındaki bağlantı daha çok belirsiz hale gelmesine rağmen, geleceğe ait kayıpların değerlendirilmesinde çok geniş miktardaki ölçülemeyen faktörlere bakmayarak yine de bir miktara hükmedilebilir. Bu gibi davalarda karar verilmesi gerekli olan sorun, başvuru sahibinin giderilmesi gerekli olan geçmişe ve geleceğe yönelik maddi kayıptandır.
Mahkeme, Mahmut Tanlı'nın ölümünde Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalinden yetkilileri sorumlu bulmuştur. Bu şartlar altında 2. maddenin ihlali ile maddi desteğini sağladığı eşi ve çocuğunun kayıpları arasında nedensellik ilişkisi mevcuttur. Mahmut Tanlı'nın ölümünden kaynaklanan gelir kaybının hayat sigortası tablolarındaki esaslara göre detaylı olarak başvuru sahibince sunulmasından dolayı Mahkeme 38,754.77 İngiliz Sterlini miktara, ödeme zamanındaki kur dikkate alınmak suretiyle TL'na çevrilerek Mahmut Tanlı'nın eşi ve çocuğuna ödenmesine hükmetmiştir.
b) Manevi Tazminat
Mahkemenin, başvuru sahibinin oğlunun gözaltında ölümünden yetkilileri sorumlu bulduğu, 2. maddenin ihlaline ilaveten yetkililerin tam ve etkili bir soruşturma yürütemediğine ve iç hukukta yetkili makama başvurma hakkını ihlal ettiğine hükmettiği hatırlandığında, Mahkeme hakkaniyet esaslarını gözönüne alarak başvuru sahibi için 10,000 İngiliz Sterlini manevi tazminata, oğlunun dul eşi ve kızı için 20,000 İngiliz Sterlini manevi tazminata, ödeme zamanındaki kur karşılığı olarak TL'na çevrilmesine hükmetmiştir.
c) Ücretler ve Masraflar
Mahkeme, ayrıca, başvuru sahibinin iddia ettiği detayları dikkate alarak yaptığı hakkaniyete uygun değerlendirmeye göre, başvuru sahibine 12,000 İngiliz Sterlini miktarı KDV de ilave edilmek suretiyle Birleşik Krallıktaki banka hesabına yatırılmasına hükmetmiştir.
Sözleşmenin m. 44. f. 2. gereğince hükümetin başvuru sahibine kararın kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde yukarıdaki miktarları ödeme sırasında TL'na çevirerek ödemesine; ödemenin üç aydan sonra yapılması halinde yıllık yüzde 7.5 faiz uygulanacaktır.
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
McCahn ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararı, 27 Eylül 1995, Ser. A no.324, s.45-46 ve 146-147.
Selmouni v. Fransa (GC) no.25803/94, ECHR 1999-V (28-7-99), 87.
İrlanda-Birleşik Krallık kararı 18 Ocak 1978, Seri A no.25, 161).
Kaya v. Türkiye kararı, 19 Şubat 1998, Reports of Judgements and Decisions 1998-1, s.329,105).
Ergi v. Türkiye kararı, 28 Temmuz 1998, Reports 1998-IV, s.1778, 82.
Yasa v. Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, Reports 1998-IV, s.2438, 100).
Çakıcı v. Türkiye, (GC) no.23657/94, ECHR 1999-V, 98-99).
İlhan v. Türkiye, [GC], no.22277/93, ECHR 2000-VH, 89-93).
Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık kararı, 27 Nisan 1988, Seri A. No.131, s.2352.
Barbera, Messague and Jabardo v. İspanya kararı, 13 Haziran 1994, 50. M Seri A no.285-C, s.57-58, 16-20.
Young, James and Webster v. Birleşik Krallık kararı, (önceki 50. M.) 18 Ekim 1982, Seri A. No.55, s.7,11).
Sunday Times v. Birleşik Krallık kararı, (önceki 50. M.) 6 Kasım 1989, seri A. No.38, s.9,15,;
Lustig-Prean and Beckett v. Birleşik Krallık kararı, no.31417/96 ve 32377/96 [3. Bölüm][25-7-00], AİHK 2000, 22-23).
DAVANIN ESASI OLAY
I. DAVANIN OLUŞUM ŞARTLARI
7. Başvuru sahibinin oğlu Mahmut Tanlı'ya 27-28 Haziran 1994'de poliste gözaltında iken gerçekleşen olaylar, taraflar arasında anlaşmazlık konusudur. Olayın gerçekleşmesinden itibaren geçen uzun süre ve tarafların mahkemeye sunduğu belgelerin niteliğini gözönünde bulunduran Mahkeme; şahitlerin dinlenmesini de içeren bir soruşturmanın yürütülmesinin, bu problemlerin çözümüne etkili bir şekilde yardımcı olamayacağına karar vermiştir. Mahkeme, başvuru sahibinin şikayetlerini, tarafların sunduğu belgeler ve yazık sunundan esas alarak incelemiştir.
8. A ve B Bölümünde hükümetin ve başvuru sahibinin olayları anlatımı yer almaktadır. C Bölümünde de olaya ve şikayetlere ait belgeler özetlenmiştir.
A. Başvuru sahibinin olayları anlatımı
9. Bir Kürt kökenli çiftçi olan başvuru sahibi 1933'te doğmuş, Türkiye'nin güney doğusunda Doğubeyazıt'ın örtülü köyünde yaşamaktadır. Oğlu Mahmut Tanlı, 1972'de doğmuştur.
10. Başvuru sahibine göre, 27 Haziran 1994'te Doğubeyazıt Merkez Jandarma Karakolu'ndan gelen jandarmalar, köyde bir arama operasyonu gerçekleştirmiştir. Köylüler caminin dışında toplanmıştır. Başvuru sahibinin oğlu jandarma arama operasyonunu gerçekleştirirken köyün çevresindeki aramaların bazısında jandarmaya refakat etmiştir. Jandarma başvuru sahibini, oğlu hakkında biraz sorguladıktan sonra oğlunu beraberinde götürerek köyü terk etmiştir. Bu sırada oğul Mahmut Tanlı'nın sağlık durumu iyidir
11. 28 Haziran 1994'te başvuru sahibi, oğlu hakkında yetkililerden bilgi almağa çalışmış ancak yetkililer başvuru sahibinin oğlunu görmesini engellemiştir. Bunun üzerine başvuru sahibi oradan ayrılmıştır.
12. 29 Haziran 1994 saat sabah 5.30'da başvuru sahibinin oğlunun evine bir polis otosu gelmiş ve başvuru sahibini polis karakoluna götürmüştür. Daha sonra, emniyet müdürü oğlunun nezarethanedeyken kalp krizi geçirerek öldüğünü söylemiştir. Bunun üzerine, başvuru sahibi, oğlunun hiçbir rahatsızlığı olmadığını ve muhtemelen işkenceden dolayı öldüğünü belirtmiştir. Savcıyla görüşmek istediğini belirtmesi üzerine, emniyet müdürünün odasına gelen savcı, başvuru sahibine, ölüm sebebinin kalp yetersizliğinden kaynaklandığını ifade etmişse de başvuru sahibi oğlunun işkenceden öldüğü iddiasını tekrarlamıştır.
13. 28 Haziran 1994'e, birisi çocuk doktoru diğeri Doğubeyazıt hastanesi sağlık kliniğinde görevli iki doktor İhsan Özlü ve Aydın Mazlum tarafından ceset üzerinde otopsi yapılmıştır.
14. 28 Haziran 1994'de Mahmut Tanlı'nın cesedi Ulusoy polis karakoluna teslim edilmiştir. Ceset çürük içindedir. Göğsün sol tarafından üst karın bölgesine kadar uzanan dikiş atılmış geniş bir yara vardır. Polis, yaranın Mahmut Tanlı kalp krizi geçirirken yapılan ameliyat sırasında oluştuğunu iddia etmiştir. Bu arada, polis başvuru sahibinin bir belgeyi imzalamasını istemiştir. Başvuru sahibi, güvenlik endişesi içinde korkudan, içeriğinin ne olduğunu bilmediği belgeyi imzaladı.
15. Mahmut Tanlı'nın herhangi bir sabıkası veya şüphelenildiği bir suç fiili yoktur. Gözaltına alınmadan önce, herhangi bir sağlık sorunu veya şüphelenilen bir kalp rahatsızlığı da bulunmamaktadır. Başvuru sahibi, başına gelebilecek bir kötülükten çok korktuğu için oğlunun cesedinin adli tıp incelemesinden geçirilmesi talebinde bulunamamıştır.
16. 29 Haziran 1994'de, başvuru sahibi İnsan Hakları Demeği'nin Doğubeyazıt şubesine, oğluna karşı güç kullanılmaktan dolayı vücudunda darbe ve izler oluştuğunu ve buradan da açıkça anlaşılacağı gibi oğlunun işkenceyle öldürüldüğünü rapor eden bir bildirimde bulunur. Başvuru sahibinin kardeşi de benzeri bir bildirimde bulunur.
17. Ayrıca, 29 Haziran 1994'de, başvuru sahibi, Doğubeyazıt savcısına yazılı bir dilekçeyle oğlunun ölümünün şüpheli olduğu yönünde dilekçe verir. Aynı zamanda ölüm sonrası yapılan incelemenin uzman kişilerce yürütülmediği için yetersiz olduğundan şikayet eder. Oğlunun cesedinin Adli Tıp Kurumu'na havale edilmesini ister. Bununla beraber, hayatından endişe ettiği için daha sonra isteğini geri alır.
18. 25 Temmuz 1994'de savcı, örtülü köyü muhtarı ve sakinlerinin Mahmut Tanlı'nın daha önce bir tıbbi rahatsızlığının olmadığını içeren ifadelerini tespit eder.
19. 3 Ağustos 1994'de, Ağrı başsavcısınca, Mahmut Tanlı'yı öldüğü sırada sorgulayan üç polis, Ali Gündoğdu, Murat Demirpençe ve Ökkeş Aybar hakkında dava açılır. 2 Şubat 1995'te mahkeme dosyanın ölüm sebebi konusunda görüşü alınmak üzere Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verir. 23 Mayıs 1995'de, Kurum, cesedin mezardan çıkarılmasını ister. Kurumun raporu beklenmek üzere davanın ertelemesine karar verilir. 14 Mayıs 1996'da mahkeme, Mahmut Tanlı'nın ölüm sebebi belirlenemediğinden üç sanığın beraatine karar verir.
B. Hükümetin Olayları Anlatımı
20. Eski bir PKK üyesi Ahmet Akkuş, Örtülü Köyünden Mahmut Tanlı'nın silahlı bir PKK militanı olduğunu bildirir. Ölü ele geçirilen bir militanın üzerinden çıkan bir listede de onun ismine rastlanmıştır. Bu yüzden Mahmut Tanlı'nın PKK'ya yardım ve yataklık ettiğinden şüphelenilmektedir.
21. 27 Haziran 1994'de Örtülü'de yapılan bir aramayı müteakiben, Doğubeyazıt jandarması Mahmut Tanlı'yı gözaltına alır. Jandarma aynı gün Tanlı'yı, Uluyol Polis Karakoluna sorgulanmak üzere gönderir ve Tanlı akşam 9.30'da polise teslim edilir. O anda başka şüpheliler polis tarafından sorgulandığı için Tanlı'nın sorgulaması ertesi güne ertelendi.
22. 28 Haziran 1994'de Ali Gündoğdu, Murat Demirpençe ve Ökkeş Aybar isimli üç polis, Mahmut Tanlı'yı sorgulamaya alır. Tanlı, başlangıçta iftira olduğunu iddia ederek PKK ile herhangi bir bağlantısı olduğunu kabul etmeyi reddeder. Akkuş'un ifadesi de dahil, bağlantılarıyla ilgili iddiaların detayları önüne getirilince, heyecanlanır, kekelemeğe ve titremeğe başlar, benzi sararır, sesi değişir ve şoka girer. Sorgulama durdurulur ve bir doktor çağrılır. Doktor 5-10 dakika içinde gelir. Doktor Yunus Ağralı, Tanlı'yı nefes almakta güçlük çekiyor olarak bulur. Bir ambulans çağrılır. Üç dakika içinde nefes alıp verme ve kalp fonksiyonları durur. Polislerin de yardımıyla doktor tarafından 20 dakika boyunca suni teneffüs ve kalp masajı yapılırsa da gayretler neticesiz kalır.
23. Ölümden haber edilen savcı hemen olay yerine gelir. Ambulans cesedi Ağrı Devlet Hastanesi'ne götürür ve orada Doğubeyazıt Devlet Hastanesi'nde görevli olan iki doktor İhsan Özlü ve Aydın Mazlum tarafından savcı gözetiminde otopsi yapılır. Otopsi raporuna göre, herhangi bir organda anormal bir değişiklik, travma, kafaya darbe ve bir çürüğe rastlanmamıştır. Otopsiden sonra savcı, herhangi bir şüphesinin kalmaması için başvuru sahibine, oğlunun cesedinin İstanbul Adli Tıp Enstitüsü'nde yoğun bir incelemeden geçirilmesini önerir. Başvuru sahibi önce bu teklifi kabul eder. Daha sonra ailesinin diğer üyelerine danışınca rızasını geri alır. Savcı cesedi defnedilmek üzere ailesine teslim eder.
24. Savcı Halil Erdem, başvuru sahibinin oğlunun gözaltındayken işkenceden öldüğü iddiası üzerine soruşturma açar. Üç polisi dinler. Doğubeyazıt Askerlik Şubesi'ne, askeri tıbbi kayıtlan elde etmek için yazılı talepte bulunur. Yoğun bir soruşturmadan sonra üç polis hakkında TCK 243. maddedeki suçu işlemekten haklarında iddianame hazırlanır. 14 Mayıs 1996'da delilleri değerlendiren Ağrı Ceza Mahkemesi delil yetersizliğinden üç sanığın beraatine karar verir. 11 Kasım 1996'da temyiz mahkemesince beraat kararı onanır. Başvuru sahibi, polislere karşı yürütülen davanın işleyişi sırasında müdahil olmadığı için başvuru sahibinin temyiz talebi ret edilmiştir.
C. Taraflarca delil olarak sunulan belgeler
1. Başvuru sahibi tarafından başvurusunda sunulan belgeler Başvuru sahibinin İnsan Hakları Derneğince alınan tarihsiz ifadesi
25. Başvuru sahibi, Doğubeyazıt İnsan Hakları derneğine yaptığı müracaatta, 26 Haziran 1994'de Doğubeyazıt jandarma karakolu ve merkez komutanlarının örtülü Köyünde bir arama yaptıklarını, jandarmanın oğlu Mahmut hakkında kendisine sorular sorduğunu, oğlunun hiçbir suç işlememiş olmasına rağmen, Doğubeyazıt Uluyol polisince işkence edilerek öldürüldüğünü, cesedin adli tıp merkezine götürülmesi için bir başvuru yaptığını, ancak hayatından endişe ettiği için bunu gerçekleştiremediğini, tek suçu Kürt kökenli olmak olduğu için oğlunu öldüren kişiler hakkında şikayetçi olduğun belirten bir dilekçe verir. Bu ifade aynı zamanda başvuru sahibinin amcası Ahmet Tanlı tarafından da imzalanmıştır.
Başvuru sahibinin 9 Haziran 1994'de İnsan Hakları derneğince alınan ifadesi
26. Derneğin kayıtlarına göre, 27 Haziran 1994'de başvuru sahibinin oğlu Doğubeyazıt Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alınır. Başvuru sahibi, polislerin kendisine, oğlunun gözaltındayken geçirdiği kalp krizinden öldüğünü iddia etmelerine rağmen karakola gittiği zaman oğluna karşı güç kullanıldığı ve darbe izini gördüğünü söyler. Cesedi yara bere içindedir ve işkenceden öldüğü çok açıktır.
Oğlunun vücudun her yerinin yara içinde olduğunu gördüğünü söyler. Olayda kalp krizi söz konusu değildir.
Mahmut Tanlı'nın cesedinin çekilmiş olan fotoğrafları
27. Başvuru sahibi defnedilmeden önce Mahmut Tanlı'nın cesedinin çekilmiş olan 4 renkli fotoğrafını sunar. Fotoğraflar cesedin göğsünü, yüzünü ve ön kolunu göstermektedir. Fotoğrafların görüntü kalitesi zayıftır. Kızarıklar ve sıyrıklar kollarda bedende ve kalçada gözükmektedir. Boyundan göğüse oradan da karın bölgesine doğru dikilmiş bir yara vardır.
2. Soruşturma Dosyasındaki Belgeler
Ahmet Akkuş'un 7 Şubat 1994'de polis tarafından alınmış ifadesi
28. Şüpheli Ahmet Akkuş, Örtülü Köyü'ndendir. PKK için olan faaliyetlerini ve bağlantılarını naklederken, köyde PKK için çalışan köylülerden birisi olarak Mustafa oğlu Mahmut Tanlı'nın ismini verir.
28 Haziran 1994'tarihli olay yeri inceleme raporu
29. Bu belge, savcı ve Doğubeyazıt emniyet müdürlüğü terörle mücadele biriminin amiri şube müdürü Ali Gündoğdu tarafından imzalanmıştır. Ali Gündoğdu, 28 Haziran 1994 gecesi, saat 10.30 da, şüpheli PKK üyesi Mahmut Tanlı'nın Uluyol Polis Karakolunda sorgulanırken kalp krizi geçirdiğinin telefonla rapor edildiğini belirtmektedir. Bu belgeye göre, savcı, polis karakoluna girdiği zaman, bankın üzerinde cesedi boylu boyunca uzanmış olarak bulur. Durumda dikkat çeken bir şey yoktur. Cesedin elbiseleri üzerindedir ve herhangi bir yara, bere ve çürük izi yoktur.
30. Yemin ettikten sonra, Ali Gündoğdu ifadesinde, Mahmut Tanlı'nın 27 Haziran 1994'de, 9-9.30 civarında jandarma tarafından polis karakoluna teslim edildiğini belirtir. Gerekli doktor kontrolünden geçirilir. Mükemmel bir şekilde iyi gözükmektedir. Polis Tanlı'yı o gün sorgulamamıştır. Ali Gündoğdu ve diğer iki polis Murat Demirpençe ve Ökkeş Aybar Tanlı'yı sorgulamak üzere odaya girer. Tanlı'ya, Ahmet Akkuş ve diğer PKK'lılardan alınan ifadelerde adının geçtiği söylenir. Mahmut Tanlı, bunun bir iftira olduğunu iddia ederek PKK ile herhangi bir bağlantısı olduğunu reddeder. Bu sırada, Tanlı, sarsılmaya ve titremeye başlar. Polis, şüpheli Tanlı'nın durumunun iyi olmadığını anlayınca, derhal hastaneden bir doktor çağırır. Doktor geldiği zaman, şüpheli girdiği ani şoktan kurtulamamış ve ölmüştür. Polis Tanlı'yı yeniden hayata döndürmeğe çalışırsa da başarılı olamaz. Polise göre, şüpheli darbeye veya şiddete maruz kalmamış, şoktan dolayı ölmüştür.
31. Doğubeyazıt devlet hastanesinden Dr. Yunus Agralı suni teneffüs ve kalp masajına rağmen şüphelinin öldüğünü ifade etmiştir.
32. Daha sonra, cesedin Doğubeyazıt Devlet Hastanesi'ne otopsi yapılmak üzere götürülmesine karar verilir.
Ölü muayene ve otopsi raporu
33. Rapora göre, kafada darbe veya yara izine rastlanmamıştır. Sağ köprücük kemiğinin 2 cm aşağısında kabuk bağlayan en az iki günlük gözüken bir yara gözükmektedir. Arkalarda kollarda ellerde ve ayaklarda herhangi bir yara izine rastlanmamıştır. Sol kalçada 2x2 büyüklüğünde bir haftalık bir yara tespit edilmiştir.
34. Göğüs boşluğu açıldığında darbe veya şiddet kullanıldığına dair bir ize rastlanmamıştır. Köprücük ve kaburga kemikleri de göğüs kafesindeki kemikler gibi sağlamdır. Kalp dokusu solgun ve tepesine yakın bir bölgede çürümüş gözükmektedir. Ön tarafta kan damarlarının ve kalbin içinde kan pıhtısı gözlemlenmiştir. Akciğerde siyah renkli zerrecikler bulunmuştur. Göğüs ve kafatası boşluğunda herhangi bir anormallik tespit edilmemiştir. Ölüm sebebi kalbe giden kan damarlarındaki bir tıkanıklıktan kaynaklanan kalp durmasıdır. Daha fazla prosedüre gerek kalmadığından, defin ve nakil ruhsatı düzenlenmiştir.
35. Otopsi Doğubeyazıt Devlet Hastanesinde çocuk doktoru İhsan Özlü ve Doğubeyazıt Sağlık Kliniğinde görevli Dr. Aydın Mazlum tarafından yapılmıştır.
Doğubeyazıt Başsavcılığına başvuru sahibinin yaptığı tarihsiz dilekçe başvurusu
36. Başvuru sahibi, dilekçede oğlunun kalbinden rahatsızlığı olmadığını bildirmiştir. Oğlunun kalp krizinden öldüğünü iddia etmek saçma ve şüphelidir. Oğlu, gözaltı öncesinde en ufak bir sağlık problemi olmadan askerlik vazifesini tamamlamıştır. Bulgulardan herhangi bir şiddet izine rastlanmaması kötü muamele yapılmadığı anlamına gelmez; ilaç, iğne, tazyikli soğuk su, elektrik şoku gibi iz bırakmayan ama kalbi etkileyen işkence türleri yapılmış olabilir. Sorumluların cezalandırılabilmesi için Adli Tıp Kurumuna cesedin gönderilmesini istemiştir.
28 Haziran 1994 tarihli defin ve nakil ruhsatı
37. Bu ruhsatta şüphelinin kalp krizinden öldüğü belirtilmiş ve başvuru sahibine cesedi defin ve nakil için ruhsat verildiği hususu düzenlenmiştir.
Başvuru sahibince 29 Haziran 1994'de verilmiş bir not
38. Başvuru sahibi, Cumhuriyet savcılığına yaptığı müracaatta, gerek olmadığını belirterek, daha önceki cesedin Adli Tıp Enstitüsü'nce incelenmesi talebini geri almıştır. Bu geri alma talebini içeren, savcı ve başvuru sahibince imzalanmıştır.
Doğubeyazıt Başsavcılığınca 30 Haziran 1994'de Ali Gündoğdu'dan alınan ifade tutanağı
39. Örtülü Köyünden şüpheli PKK militanı olarak aranan Mahmut Tanlı 27 Haziran 1994'de akşam 9.30 sularında jandarma tarafından kendilerine teslim edilmiştir. Karakoldaki görevlilerin, ertesi günkü arama operasyonlarıyla ilgili başka işleri olduğu için, Tanlı, aynı gün sorgulanamamıştır. Ali Gündoğdu, Murat Demirpençe ve Ökkeş Aybar 28 Haziran 1994 saat akşam 9.00 da sorgu odasında Mahmut Tanlı'yı sorgulamaya başlar. Şüpheli Tanlı'ya, ölü olarak yakalanan PKK militanlarının üzerinden çıkan belgelerde ve Ahmet Akkuş'un ifadesinde, Örtülü Köyünün, Agir kod adlı silahlı militanı olarak isminin geçtiği söylenir. Bunun üzerine, Mahmut Tanlı, aniden heyecanlanır ve her geçen saat heyecanı artan ve sesi titremeğe başlar. Titrek bir sesle, hakkındaki iddiaların yalan olduğunu ve Agir diye bir kod adı olmadığını söyler. Polis, onun isminin belgelerde geçtiğini tekrar eder. Bunun üzerine Tanlı'nın sesi soluğu kesilir, rengi değişir, sallanmaya başlar ve şuurunu kaybeder. Görevliler, derhal yetkililere durumu bildirir ve bir doktor gönderilmesini ister. Görevliler, Mahmut Tanlı'yı yere yatırır ve göğsünü açarlar. Tanlı, nefes almakta güçlük çekmektedir, ilk yardım bilgisi olan ve kurs gören Ökkeş Aybar kalp masajı yapmaya başlar. Bununla beraber, Tanlı'nın durumunda bir değişiklik olmaz. Doktor gelinceye kadar görevliler on dakika bu işleme devam eder. Dr. Yunus Agralı derhal zeminde yatan hastanın nabzını kontrol eder, kalbini dinler ve Tanlı'nın durumunun ciddi olduğunu söyler. O kalp masajı yaparken polislerin de suni teneffüs yapmasını ister. Bu on dakika devam etmesine rağmen hastanın durumunda bir değişiklik olmaz ve doktor Tanlı'nın ölmüş, olduğunu söyler. Ali Gündoğdu'ya göre, ne kendisi ne diğer görevliler, sorgulama sırasında, gözaltındaki şahsa hiçbir şekilde tekmeleme iteleme veya dövme eyleminde bulunmuşlardır. Gözaltındaki şahsın ölümü onun veya meslektaşlarının herhangi bir hareketinin neticesi olarak gerçekleşmemiştir.
Doğubeyazıt Başsavcısı tarafından 30 Haziran 1994'de Ökkeş Aybar'dan alınan ifade
40. Doğubeyazıt Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şubesinde görevli bir polis olan tanık Ökkeş Aybar'a göre, Emniyet Müdürü Gündoğdu ve Murat Demirpençe ile birlikte 28 Haziran 1994'de Mahmut Tanlı'yı sorgularlar. Bu sorgulama işi diğer işlerden dolayı daha erken yapılamamıştır. Aybar, soruşturmayı tek başına yapmamıştır. Görevliler olarak birlikte gözaltındaki şahsa sorulan sormaya başlamıştır. Emniyet Müdürü Gündoğdu, gözaltındaki Tanlı'ya emniyet tarafından arandığını ve kendilerinde onun hakkında belge ve bilgiler olduğunu söyler. Gözaltındaki şahıs önce sakindir ama Emniyet Müdürü Gündoğdu bu bilgileri kendisine söyleyince, sesi değişmeye ve titremeğe başlar. Tanlı, aniden fenalaşır ve baygınlık geçiriyor gibi gözükür. Bunun üzerine derhal Tanlı'yı zemine yatırırlar ve nefes almakta güçlük çektiği için göğsünü açarlar. Tanık Aybar, ilk yardım kursuna gittiği için nasıl ilk yardım verileceğini bilmektedir. Emniyet Müdürü Gündoğdu, emniyet birimini durumdan haberdar eder ve bir polis memurundan derhal karakol otosuyla acil bir doktor getirmesini ister. Dr. Yunus Agralı 10 dakika sonra gelir ve hastanın nabzını ve kalp atışını derhal kontrol eder ve Tanlı'nın durumunun ciddi olduğunu söyler. Doktor, geldikten birkaç dakika sonra, Tanlı'nın öldüğünü fakat kalp masajına ve suni teneffüse devam edilmesinin gerekli olduğunu söyler. O, kalp masajına devam ederken onların da suni teneffüs yapmalarını söyler. Ama netice alınamaz ve doktor hastanın öldüğünü söyler. Aybar'a göre, gözaltındaki şahıs Emniyet binasındayken ne kendisi ne de onun meslektaşları şüphelinin baygınlık geçirmesine veya ölümüne neden olacak herhangi bir eylemde bulunmamıştır.
Doğubeyazıt savcısı tarafından 30 Haziran 1994'de alınmış olan Murat Demirpençe'nin ifadesi
41. Doğubeyazıt Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde bir polis olan tanık M. Demirpençe'nin ifadelerine göre, 28 Haziran 1994'de akşam dokuz sularında Emniyet Müdürü Ali Gündoğdu, Ökkeş Aybar ve kendisi Mahmut Tanlı'yı sorgulamak üzere Uluyol Polis Karakoluna gider ve gözaltındakiler için ayrılan oda da sorguya başlarlar. Başka işleri olduğu için sorgulamayı daha önce yapamazlar. Sorgu odasında yalnız üç emniyet görevlisi vardır. Emniyet Müdürü Ali Gündoğdu gözaltındaki şahsa niçin yakalandığını bilip bilmediğini sorar. Bilmediğini söyleyince, Emniyet Müdürü Gündoğdu 9 Mayıs 1994'de Uzunkaya Köyü'nde çıkan çatışmada öldürülen 24 teröristin üzerinden çıkan not defterlerinde ve Ahmet Akkuş'un ifadesinde, Örtülü Köyünden PKK üyesi olarak isminin geçtiğini söyler. Bundan sonra, gözaltındaki şahıs titremeğe başlar, rengi solar ve aniden yere yığılır. Emniyet Müdürü dununu ekiplere telsizle derhal bildirir ve acil bir doktor getirmelerini ister. Aynı zamanda .odanın dışındaki bir polis memuruna arabayla doktoru getirmesini söyler. Bu sırada nasıl ilk yardım yapılmasını bildiğini söyleyen Ökkeş Aybar gözaltındaki şahsı yere yatırır, göğsünü açar ve kalp masajı yapar. 10 dakika içinde polis memuru ile birlikte dönen Dr. Yunus Agralı hastanın nabzını kontrol eder, kalbini dinler ve durumunun ciddi olduğunu söyler. Doktor, polis memuru Cafer'e gitmesini ve ilaç getirmesini söyler. Doktor kendisi kalp masajı yaparken onların da suni teneffüs yapmasını ister. Onlar buna dakikalarca devam eder. Daha sonra doktor tekrar nabzını kontrol eder, kalbini dinler ve hastanın öldüğünü belirtir. Ancak kalp masajı ve suni teneffüse devam edilmesi gerektiğini söyler. Görevliler de devam eder. Daha sonra doktor hastanın öldüğünü ve yapacak başka bir şey kalmadığını belirtir. Görevliler emniyet birimlerine telsizle durumu rapor eder. Demirpençe'ye göre, kendisi de meslektaşları da gözaltındaki şahsın ölümüne sebep olacak bir şey yapmamışlardır.
Doğubeyazıt savcısı tarafından Ahmet Gerez'in 30 Haziran 1994'de alınan ifadesi
42. Bir hukukçu olan tanık Ahmet Gerez, başvuru sahibiyle birlikte ailenin diğer fertlerinin kendi bürosuna geldiklerini ve Mahmut Tanlı'nın ölümünün şüpheli olduğunu ve hukuken herhangi bir şey yapılıp yapılamayacağını sorduklarını ifade eder. Gerez, ölünün defnedilmeden önce adli tıbba gönderilmesini tavsiye eder ve bu hususta anlaşırlar. Gerez, bir dilekçe yazar ve savcıya birlikte teslim ederler. Savcı bu talebin yerine getirilmesinin mümkün olduğunu söyler ve konuyu araştırmaya başlar. Savcı, Gerez'e birkaç saat sonra telefon eder ve cesedi gönderebileceğini ve özel bir kefen hazırlanması gerektiğini söyler. Savcı, bunu yapmak için savcılığın bütçesinde ödenek olmadığını ancak valilik kanalıyla yardım elde edilebileceğini söyler. Gerez, aileye çinkoyla kaplanmış tabut temin etmeleri durumunda, savcının cesedi Adli Tıp Kurumuna göndereceğini söyler. Aile oradan çıktıktan bir saat sonra geri döner. Gerez ve aile fertleri cesedi göndermenin ve geri getirmenin zor olacağını ve herhangi bir şey olmasından endişe ettiklerini söylerler. Gerez, aile fertleri ile birlikte savcılığa gider ve başvuru sahibi, sözlü olarak, başka bir inceleme yapılması talebinden feragat ettiğini belirtir. Savcı, eğer ceset gönderilirse hukuken gerçeklerin aydınlanmasında büyük bir avantaj yakalanacağını söyler. Başvuru sahibi ailesiyle birlikte gittikten yarım saat sonra geri döner ve cesedi adli tıbba gönderme talebinden kesin olarak vazgeçtiğini ve defnedeceğini tekrarlar. Savcı bunu yapabileceklerini söyler. Aile defin ruhsatını aldıktan sonra cesedi morgdan aldı ve köye geri getirir.
Doğubeyazıt savası tarafından 30 Haziran 1994'de Dr. Yunus Agralı'dan alınmış olan ifade
43. Tanık Dr. Yunus Agralı'ya göre, devlet hastanesinde görevinin başındayken bir polis memuru gelir ve acil bir hastanın olduğunu söyler. Bir polis otosuyla Uluyol Karakoluna götürüldükten sonra, hastayı bir bankın üzerine uzanmış olarak bulur. Nabız dakikada 200 atıyordur, kalp atışı düzensizdir ve nefes alma güçlüğü vardır. Hastanın durumu ciddidir. O, polis memuruna biraz adrenalin atrofin getirmesini ister. Hastanın genel görünüşü ağır uyku halindedir. Nefes alıp verme durmuştur. Herhangi bir kalp atışı duyulmaz. Derhal kalp masajına başlar ve diğer polislere de aynı zamanda suni teneffüs yapmalarını söyler. Bu 5-10 dakika devam eder. Hayati fonksiyonlara dair herhangi bir iz yoktur. Gözbebekleri oldukça açılmıştır ve ışığa karşı herhangi bir duyarlılık yoktur. Hastanın öldüğünü fark eder ve ilk yardıma devam etmenin bir anlamı olmadığını anlar. Ancak suni teneffüs ve kalp masajına yarım saat kadar devam edilebileceği için polislerin buna devam etmesini ister. Ancak o da sonuç vermez.
Doğubeyazıt savcısı tarafından 1 Temmuz 1994'de başvuru sahibinden alınan ifade
44. Başvuru sahibine göre, 27 Haziran 1994'de oğlu Mahmut'u aradıklarını söyleyen jandarmalar köye gelir ve oğlunu götürür. 28 Haziranda oğlunu ziyarete gider fakat konuşmasına izin verilmez. 29 Haziranda oğlu Hasan'ın evindeyken sabah 5.30 da bir polis arabası gelir ve başvuru sahibini ilgili amirinin bürosuna götürür, ilgili amir, ona oğlunun öldüğünü söyler. Başvuru sahibi, oğlunun hasta olmadığını ve ölümün şüpheli olduğunu ve onun işkenceyle ölmüş olabileceğini söyler. Savcıyla konuşmak ister. Savcı büroya gelir ve otopsi sonucunda herhangi bir darbe veya şiddet izine rastlamadığını, oğlunun kalp yetersizliğinden öldüğünü söyler. Başvuru sahibi, onun işkenceyle öldürülmüş olabileceğini tekrar eder.
45. Başvuru sahibi cesedin Adli Tıp Kurumuna gönderilebileceğini söyleyen hukukçu Ahmet Gerez'i görmeğe gider. O, bunun için bir dilekçe hazırlar ve savcıya götürür. Savcı çinkoyla kaplanmış bir tabuta ihtiyaç olduğunu ve bunu temin etmelerini onlara söyler. Mahalli fondan bunun için biraz para temin edilebileceğini söyler. Başvuru sahibi, ailenin yaşlıları ve akrabaları konuyu tartışır, çeşitli zorluklar olabileceği ve baskı altında kalabilecekleri için bu fikirden vazgeçmeğe karar verir. Bunu savcıya söylerler. Savcı, cesedi Kuruma göndermenin çok daha avantajlı olduğunu ve konuyu yeniden düşünmelerini söyler. Aile konuyu tekrar tartışır ve Ahmet Gerez'le birlikte gelerek cesedi göndermemeye karar verdiklerini söyler. Savcı, bir defin ruhsatı hazırlar ve onlar da cesedi köyde defneder.
46. Başvuru sahibi oğlunun ölümüne sebep olanların soruşturulmasını ve cezalandırılmalarını ister.
Doğubeyazıt savcısı tarafından Nihat Acar'ın 1 Temmuz 1994'de alınan ifadesi
47. Bir polis memuru olan tanık Nihat Acar, terörle mücadele şube müdürünün odasında oturuyorken, Emniyet müdürü Ali Gündoğdu, Ökkeş Aybar ve Murat Demirpençe ile birlikte gözaltındakilerin bulunduğu odaya gider. Gündoğdu, Ahmet Akkuş'un ifadesini ister ve onları beraberinde götürür. 10-15 dakika sonra geri döner ve Mahmut Tanlı'nın fenalık geçirdiğini söyler. Orada bulunan bir polis şoföre acele bir doktor getirmesini söyler. Tanık Acar, gözaltındaki şahsı görmek için odaya gider. Ökkeş Aybar gözaltındaki şahsın göğsünü açmış nefes aldırtmağa çalışmaktadır. Dr. Agralı kısa bir süre sonra gelir. Tanlı'nın, suni teneffüs ve kalp masajına ihtiyaç duyduğunu söyler. Bir polis şoföre eczaneden bir ilaç almağa gitmesini söyler. Ancak birkaç dakika sonra Mahmut Tanlı'nın öldüğünü açıklar. Tanık, Mahmut Tanlı'nın darbeye veya şiddete maruz kaldığına dair herhangi bir şey duymadığını ve görmediğini belirtir. Meslektaşlarının odaya girmeleri ile dışarı geri dönmeleri arasında çok az bir süre geçmiştir.
Sava tarafından Cafer Yiğit'in 1 Temmuz 1994'de alınan ifadesi
48. Doğubeyazıt Emniyet Müdürlüğü Terörle mücadele şubesinde görevli polis şoförü olan tanık Cafer Yiğit, o akşam görevdedir. Emniyet Müdürü Gündoğdu ve polislerden Aybar ve Demirpençe akşam saat 9'da Uluyol'a gelir. Emniyet Müdürü elinde bir dosya taşımaktadır. Mahmut Tanlı'nın tutulduğu odaya giderler. Tanık ve diğer memurlar Emniyet Müdürünün odasında bekler. 10 dakika sonra Emniyet Müdürü gözaltındaki şahsın hasta olduğunu söyleyerek dışarı çıkar ve bir doktor getirmek üzere bir araba almasını söyler. O, 800-1000 metre ilerdeki hastaneye arabayı sürer ve Dr Agralı'yı 5-10 dakika sonra getirir. Doktor, gözaltındaki şahsın nabzını ve kalbini kontrol eder ve şahsın kalp masajına ve suni teneffüse ihtiyacı olduğunu söyler. Tanığa, nöbetçi eczaneden bir ilaç alıp getirmesini söyler. Tanık Yiğit, arabaya binmek üzereyken, Dr. gözaltındaki şahıs öldüğü için buna ihtiyaç kalmadığını söyler. Yiğit, karakoldaki herhangi birisinin gözaltındaki şahsa darbe veya şiddet uygulandığını görmemiştir.
Doğubeyazıt savcısı tarafından Ömer Güzel'in 1 Temmuz 1994'de alınan ifadesi
49. İstihbarat bölümünde bir polis memuru olan tanık Ömer Güzel, Uluyol Karakoluna akşam 9 civarında gelir. 3 meslektaşı Mahmut Tanlı'nın ifadesini alırken O da diğerleri ile birlikte çay içmektedir. 10 dakika sonra Emniyet Müdürü Gündoğdu gözaltındaki şahsın hasta olduğunu söyleyerek dışarı çıkar ve polis şoförüne acil doktor getirmesini söyler. Tanık Güzel, odaya girmez. O, doktorun şoföre bir ilaç almasını ancak daha sonra gerek kalmadığını söylediğini işitmiştir. Tanık Güzel'in orada bulunduğu süre içinde hiç kimse gözaltındaki şahsı darbeye veya şiddete maruz bırakacak bir fiilini görmemiş ve duymamıştır.
Doğubeyazıt jandarmasından Doğubeyazıt savcısına 1 Temmuz 1994 tarihli gönderilmiş mektup
50. 13 Mayıs 1994'de cereyan etmiş olayla ilgili olarak gönderilen bir belgede; teröristler ile güvenlik güçleri arasındaki bir silahlı çatışma sonrasında 24 terörist ölü veya diri ele geçirilmiş ve bir miktar belge bulunduğu belirtilmiştir. Bu dokümanlardan bir tanesinde Mahmut Tanlı'nın da isminin geçtiği PKK üyelerinin isim listesi vardır.
Doğubeyazıt Savcısı tarafından Ali Temtek, Musa Sabas, Mahmut Ardın ve Mirsevdin Timur'un 25 Temmuz 1994 tarihinde alınmış olan ifadeleri
51. Köylülerin bu ifadelerinde Mahmut Tanlı'nın herhangi bir sağlık probleminin olmadığı dile getirilmekte ve köylüler Tanlı'nın herhangi bir hastalığını ne gördüklerini ne de duydukları belirtilmektedir.
Doğubeyazıt Askerlik Şubesi'nden Doğubeyazıt Savcısına 27 Temmuz 1994'de gönderilen mektup
52. Askerlik vazifesi sırasında herhangi bir sağlık sorunu yaşayıp yaşamadığı ve tedavi altında tutulup tutulmadığına dair yapılan talebe cevap olarak Mahmut Tanlı'nın dosyası incelenmiş ve sağlık sorunu olduğuna dair herhangi bir rapor bulunamadığı belirtilmiştir.
Ağrı Cumhuriyet Savcısı tarafından Ağrı Ağır Ceza Mahkemesi Heyetine 3 Ağustos 1994'de sunulan iddianame
53. İddianamede, davalılar Ali Gündoğdu, Ökkeş Aybar ve Murat Demirpençe'nin kendilerinin adli görevleri sırasında işledikleri tespit edilen TCK'nun 243/2 maddesinde ifadesini bulan fiilden dolayı dava açılmıştır. Bununla beraber, ölümün kalp yetersizliğinden meydan geldiği, ölümle alakalı herhangi bir şiddet veya darbe izine rastlanmadığına dair otopsi raporu sonucu da dahil deliller özetlenmiştir. Sonuç olarak, davalıların, Tanlı'nın ölüm nedeninin korkutma ya da işkence şüphesini doğuracak herhangi bir ihmali veya kusuru bulunup bulunmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir.
Doğubeyazıt Savcısı tarafından başvuru sahibinin 6 Haziran 1995'de alınan ifadesi
54. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış ilişkiler Müdürlüğü'nün mektubu ve ilişiği başvuru sahibine okunmuştur.
55. Başvuru sahibi oğlunun polis gözaltısındayken öldüğünün kendisine bildirildiğini beyan etmiştir. Savcı otopsi yapıldığını ve neticesinde kötü muameleyi gösteren herhangi bir bulguya rastlanmadığım söylemiştir. Başvuru sahibi daha kesin bir sonuç için cesedin Adli Tıp Enstitüsüne götürülmesini istemiştir. Savcı bunu kabul etmiş ve başvuru sahibi de bir tabut bulmak üzere ayrılmıştır. Birkaç saat içinde meseleyi aile büyükleriyle tartıştıktan sonra netice olarak ölüyü oraya götürmenin ve geri getirmenin çok sıkıntılı olacağına karar vermiştir. Bunun üzerine, başvuru sahibi ve yakınları savcının makamına gider ve kararlarından vazgeçtiklerini beyan eder. Savcı her ne kadar ölüm sebebi tespit edilmiş olsa da daha detaylı bir inceleme için cesedi göndermenin hala faydalı olacağını söylemesine rağmen aksi fikirde ısrar edilir ve cesedi köye götürürüler.
56. Başvuru sahibi, yetki belgesini, dilekçesindeki muhteviyatı ve imzayı tasdik eder ve oğlunu öldürenlerin bulunmasını ve cezalandırılmasını ister.
3. Ağrı Mahkemesi Heyetinin Dava Muameleleri
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 12 Ağustos 1994 tarihli Tutanakları
57. Mahkeme daha önce herhangi bir sabıka kayıtlarının olup olmadığını tespit etmek için delil ibraz etmek üzere davalıların ve tanıkların (başvuru sahibi, Dr. Agralı, Ahmet Gerez, Ali Temtek, Musa Sabas, Mirsevdin Timur, Mahmut Ardın, Ömer Güzel, Cafer Yiğit, Nihat Açar ve Ahmet Akkuş) mahkemeye çağrılmasına karar verir.
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 22 Eylül 1994 tarihli Tutanakları
58. Mahkeme 2 davalının ve şahitlerin delillerini dinler. Murat Demirpençe duruşmaya katılmaz.
59. Ökkeş Aybar'ın ifadesine göre, Aybar ve Arkadaşları gözaltında ölen Tanlı'yı sorgulamalardır. Emniyet Müdürü Gündoğdu Tanlı'ya PKK militanı olarak arandığını söyleyince, Tanlı'nın konuşması ve ses tonu değişir. Tanlı, kendisini iyi hissetmediğini söyleyince, onlar onu bankın üzerine sırtüstü yatırırlar. Nefes almakta güçlük çektiği için ona yardım etmeğe çalışır ve bir doktor çağırırlar. Doktor, geldikten birkaç dakika sonra Tanlı'nın öldüğünü söyler. Hiçbir şekilde müteveffaya işkence veya kötü muamelede bulunulmamıştır.
60. Aybar, Ali Gündoğdu'nun, müteveffaya, hakkındaki suçlamaları ve PKK militanı olduğuna dair delili ifade ettiğini söyler. Müteveffa aniden kötüleşir, sesi titremeğe başlar ve nefes almakta güçlük çekmeğe başlar. Bunun üzerine sorgulama bitirilir. Aybar ve arkadaşları Tanlı'nın nefes almasını kolaylaştırmağa çalışır. Aynı zamanda hastaneyle bağlantıya geçilir. Bir doktor gelir ancak birkaç dakika sonra Tanlı'nın öldüğünü söyler. Aybar, suçlamaları reddeder.
61. Başvuru sahibi oğlunun hiçbir sağlık problemi olmadığını ve askerlik görevini sorunsuz bir şekilde yaptığını söyler. Oğlu öldükten sonra polis kendisini çağırmamıştır. Otopsiyi yapan doktorun baskı altında olduğunu düşünmektedir. Davalılar oğluna işkence ederek öldürmüşlerdir. Başvuru sahibi, bir soruya cevap olarak, misillemede bulunulacağından korktuğu için oğlunun cesedinin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine izin vermediğini söyler. Savcı bunun yapılması gerektiğini tavsiye etmesine rağmen başvuru sahibi Adli Tıp Kurumuna giderken kendisini öldüreceklerinden korkar ve otopsi raporu alınması talebini reddeder. Otopsi raporunda imzası bulunan doktorlardan birisinin gerçekte orada bulunmadığını duymuştur. Oğlunun kalp krizinden ölmesi imkansızdır.
62. Örtülü Köyü'nden Mirsevdin Timur, Mahmut Tanlı'nın hiçbir sağlık problemi olmadığını tasdik etmiştir.
63. Polis memuru Nihat Açar müteveffa ve davalılar oradayken kendisinin sorgu odasının dışında olduğunu söyler. Birkaç dakika sonra Ali Gündoğdu gelir ve bir şoförü, doktor getirmesi için gönderirken müteveffanın iyi olmadığını söyler. O odaya girdiğinde polis memurları müteveffanın nefes alışını kolaylaştırmağa çalıştırmaktadır. Doktor 5 dakika sonra gelir. Müteveffada herhangi bir darbe izi yoktur ve ona işkence edildiğini görmemiştir.
64. Köyün sakini olan Mahmut Ardin, Mahmut Tanlı'nın sağlık problemi olmadığını ifade eder. Cenaze yıkanırken orada bizzat bulunmuştur. Yan taraflarında çürükler ve kollarında darbe izleri vardır. Daha önceki ifadesinde sorulmadığı için bundan bahsetmemiştir.
65. Polis memuru Cafer Yiğit, davalılar müteveffayı sorgulamaya girdiklerinde kendisinin de karakolda görevli olduğunu söyler. Kısa bir süre sonra Ali Gündoğdu dışarı çıkar ve müteveffanın iyi olmadığını söyler. O bir doktor bulmağa gider. Bu işlem 5-10 dakika sürer. Kendisi müteveffaya işkence edildiğini görmemiş ve işitmemiştir. Onlar odanın bitişiğinde bulunmaktaydılar ve eğer bir şey olsa oradan gelen sesi işitmeleri gerekirdi.
66. Polis memuru Ömer Güzel, merhum sorgulandığında odanın dışındadır. Davalıların ve merhumun içeri girdiğini görür. 10 dakika sonra Ali Gündoğdu dışarı çıkar ve müteveffanın iyi olmadığını söyler ve bir doktor çağrılmasını ister. O da, davalıların müteveffaya şiddet veya darbe uyguladıklarını duymamış ve görmemiştir.
67. Örtülü köyü muhtarı Ali Temtek orada değildir ve cenaze törenine katılmamıştır.
68. Duruşma sonunda, mahkeme davalıların kayıtları için tekrar talepte bulunmağa; Murat Demirpençe'yi mahkemeye davet etmeğe; Doktor Agralı; Ahmet Gerez'i, Musa Savaş'ı ve Ahmet Akkuş'u mahkemeye davet etmeğe karar verdi.
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 20 Ekim 1994 tarihli Tutanakları
69. Davalı Murat Demirpençe duruşmaya katılır. Beyanında, müteveffayı sorgu odasına götürdüğünü ifade eder. Müteveffa bir bankın üstünde oturmuştur. Emniyet Müdürü Gündoğdu ona neden burada olduğunu bilip bilmediğini sorar. Bilmediğini söyleyince, Emniyet Müdürü onun niçin getirildiğini anlatır. Müteveffa titremeğe başlar ve sesi değişir, rengi sararır ve kendisini kötü hissetmeğe başlar. Emniyet Müdürü telsizle durumu bildirir. Doktor getirmesi için gönderdikleri Cafer 10 dakika sonra gelir. Doktor Tanlı'yı muayene eder ve Cafer'i biraz ilaç alması için geri gönderir. O ve meslektaşları kesinlikle müteveffaya işkence etmemişlerdir.
70. Kalan tanıkların celbi ve mektuplara cevapları beklemek üzere mahkeme duruşmayı erteledi.
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 17 Kasım 1994 tarihli Tutanakları
71. Dr Agralı'nın cevap olarak eski ifadesini tekrar ettiği not edilir.
72. Ahmet Akkuş mahkeme huzuruna çıkar. 17 Şubat 1994'deki ifadeyi reddeder. Konunun ne olduğunu bilmediğini ve salim kafayla düşünmediğini söyler. O, müteveffanın PKK'lı olup olmadığını bilmediğini söyler.
73. Köyün sakini Musa Savaş, Mahmut Tanlı'nın sağlık problemi olmadığını ve başkaca da bir şey bilmediğini belirtir.
74. Mahkeme Ahmet Gerez'in celbi talebine gelecek cevabı ve Dr. Agralı'ya otopsi raporuyla ilgili bir soru yöneltmek üzere tekrar yazı yazmaya karar verir.
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 22 Aralık 1994 tarihli Tutanakları
75. Mahkeme muallakta olan konulara cevap gelmediği için duruşmayı ertelemeğe karar verir.
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 12 Şubat 1995 tarihli Tutanaktan
76. Mahkeme adresi tespit edilemeyen Ahmet Gerez'i dinlemekten vazgeçmeye ve müteveffanın ölüm sebebiyle ilgili görüşlerini; darbe, şiddet ya da işkence sonucu ölüp ölmediğini sormak üzere tüm dosyayı Adli Tıp Kurumuna göndermeğe karar verir.
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 16 Mart ve 13 Nisan 1995 tarihli Tutanakları
77. Mahkeme, Adli Tıp Kurumunun cevabı hala gelmediğinden duruşmayı ertelemeğe karar verdi.
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 23 Mayıs 1995 tarihli Tutanakları
78. Adli Tıp Kurumunun 1. Uzman Komitesi'nin raporuna uygun olarak, Mahkeme Mahmut Tanlı'nın cesedinin mezarından çıkartılmasına karar verir.
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 13 Temmuz, 14 Eylül, 24 Ekim ve 28 Kasım 1995 ve 18 Ocak, 29 Şubat ve 26 Mart 1996 tarihli Tutanakları
79. Mahkeme, Adli Tıp Kurumunun raporunu beklemek üzere duruşmayı erteler. 18 Ocak 1996'da gecikmeyi belirterek, görüşün sunulmasını rica etmek üzere takibat bölümüne bir mahkeme emri gönderir.
İstanbul Adli Tıp Kurumunun 1. Uzman Komitesi Tarafından 13 Mart 1996 tarihli gönderilmiş rapor
80. Rapor dosyadaki delilleri yeniden gözden geçirmektedir. Burada, otopsi mezardan çıkarılan ceset üzerinde 9 Haziran 1995'de yapıldığı ve otopsi raporunun 12 Haziran 1995'de düzenlendiği beyan edilir. Bu rapor cesedin ileri derecede çürüme durumunda olduğunu tespit etmiştir. Kafa bölgesindeki yumuşak doku tamamiyle kaybolmuştur, radyoskopi neticesinde iskelet sisteminde özel bir duruma veya yabancı metalik bir maddeye rastlanmamıştır. Kafatasında yara bulunmaz; önceki otopsiden kalan 3-5 cm yara gözlemlenir, yüz kemikleri ve dişlerin durumu bozulmamıştır, kalbin çürümüş, kurumuş ve dökülmüş görüntüsüne rağmen, karıncıkların açılmadığı görülmektedir, ilerlemiş çürüme ana toplardamarları ve kalbe giden atardamarlardaki kan pıhtısını değerlendirmeyi imkansız kılmıştır. Akciğerlerde ve karında herhangi bir özellik seçilememiş; cinsel organın incelenmesi sonucu standart tetkikin yapılmadığı tespit edilmiş; toksik madde analizinde herhangi bir test yapıldığına dair bulguya rastlanmamıştır.
81. Netice olarak aşağıdaki sonuca varılır Verilen bilgiye göre üç boşluğun açılmasını içeren otopsi yapıldığı, ön tarafta bulunan kalbe giden atardamarlarda pıhtılaşmış kan bulunduğu, kalbe giden damarları kan pıhtısının tıkaması sonucu ani kalp durmasının ölümle sonuçlandığı belirtilmişti. Ancak kadavranın mezardan çıkartıldıktan sonra yapılan otopsisi göstermiştir ki, organlar yerinden çıkartılıp, kesilip, incelenmemiştir. Kalp karıncıkları açılmamıştır. Bu yüzden tespit edilen değişikliklerin bilimsel bir değeri yoktur, işkence durumlarında travmatik değişiklikler dış inceleme ile görülemez. Deri ve iç kas dokusu kesilmeli ve yanıltıcı travmatik değişiklikler incelenmeliydi. Elektrik şoku ihtimali gözönünde bulundurularak deri ve derinin altındaki dokulara ait örnekler ağızdan, burundan, kulaklardan ve cinsel bölgeden alınmalıydı ve incelenmeliydi; histopatolojik inceleme için örnekler alınmalıydı. Birleşmiş Milletlerin yayınladığı Minesotta Model Otopsi Protokolünü de içeren bu testlerin hiçbirisi zamanında yapılmamıştır. Bu yüzden prosedür tamamlanamadan bırakılır.
82. Bulgularda kemik kırılmasına neden olan bir yaralanmaya rastlanmamıştır. Ancak ilerlemiş çürüme nedeniyle ölünün işkence, saldırı veya elektrik şoku nedeniyle ölüp ölmediğine, hatta muhtemel ölüm sebebine dair bir tespitte bulunulamaz.
Ağrı Mahkemesi Heyetinin 14 Mayıs 1996 tarihli Tutanakları
83. Mahkeme delilleri hulasa eder ve savcının Mahmut Tanlı'nın ölümünden davalıları sorumlu tutacak suçlamayı destekleyen kesin delil tespit edilemediği görüşünde olduğunu belirtir. Mahkemede dinlenen tanıkların ifadesi, davalıların müteveffaya kötü muamele veya işkence yaparak ölümünü neticelendirdiklerine dair bir sonuca ulaşma imkanını vermemiştir.
Dosyadaki belgelere ve mevcut rapora göre, müteveffa, PKK militanı olduğu şüphesiyle 27 Haziran 1994 tarihinde jandarma tarafından yakalanır ve aynı gün sorgulanmak üzere polise teslim edilir. Kolluk görevlilerinin başka işleri olduğu için Tanlı aynı gün sorgulanmaz. Ertesi gün sorgulamaya başladığı zaman, kendisini hasta hisseder ve ilk yardım çabalarına rağmen ölür. 28 Haziran 1994 tarihli, dosyada bir kopyası bulunan otopsi ve ceset incelemesine göre kafada herhangi bir yara veya kötü muamele izi yoktur, sağ köprücük kemiğinin altında 2 cm uzunluğunda kabuk bağlamış ve muhtemelen 2 gün önce olmuş bir kesik vardır. Cesedin arkasında, ellerinde ve kollarında kötü muameleyi gösteren herhangi bir iz yoktur. Kalçanın sol tarafında 2x2 cm uzunluğunda yüzeyde kalan kabuk bağlamış ve muhtemelen bir hafta önce gerçekleşmiş bir kesik vardır. Ayaklarda ve bacaklarda kötü muamele izi yoktur. Cesette tam otopsi de yapılır. Göğüste kötü muamele izi yoktur. Köprücük kemiği ve kaburgaların olduğu kafes sağlamdır. Boyunda yara bere yoktur. Göğüs boşluğunda kan toplanması yoktur. Kalp incelemesi sonucu, yüreğin tepe kısmında solgunlaşmaya yakın morarmış bir bölge tespit edilir. Kalbe giden atardamarların ön kısmında pıhtılaşmış kan vardır. Kalpte de pıhtılaşmış kan ve akciğerlerde ara ara renk izleri vardır. Göğüs ve karın boşluğunda kan toplanması yoktur. Mide ve bağırsak normaldir. Kafatasını kaplayan deride ve kemiklerde herhangi bir kötü muamele izi yoktur. Herhangi bir kırık kemik veya ödeme rastlanmamıştır. Beyin sağlamdır, beyni kuşatan dokuda herhangi bir renk değişimi veya kanamaya rastlanmamıştır, ölüm sebebi kalbe giden kan damarlarındaki bir pıhtılaşmayla oluşan tıkanıklığın kalbin durmasına sebep olması olarak belirtilmektedir.
Adli Tıp Konseyi ile bağlantıya geçilir ve onların görüşü talep edilir. 1. Komitenin 13 Mart 1996 tarihli raporunda lokal olarak yapılan otopsinin yetersiz olduğu tespit edilir. Konsey, cesedin yumuşak dokuları ve iç organları ciddi bir şekilde bozulduğu için mezardan çıkartıldıktan sonra cesette yapılan otopsinin kötü muamele ya da işkence hatta ölüm sebebinin belirlenmesini yetersiz hale getirdiğini rapor eder.
Otopsi raporuna ve yukarıdaki belgelerin özetine göre ölüm sebebini tespit etmek mümkün değildir. Davalıların inkarlarının tersi de ispat edilemez. Bu yüzden davalıların bu suçu işlediklerini tam olarak belirlemek mümkün değildir. Davalıların suçu işlediklerine dair şüpheye yer vermeyecek derecede yeterli delil olmadığı için ölüm sebebi tespit edilemez. Bu yüzden oybirliğiyle davalıların beraatine karar verilir.
11 Kasım 1996 tarihli Temyiz Mahkemesi Kararı
84. Başvuru sahibi 15 Mayıs 19%'da beraat kararını temyiz eder. Ancak mahkeme heyeti, davanın işleyişi sırasında başvuru sahibi müdahil olmadığı için başvurusunu reddeder. O da 15 Haziran 1996'da red kararını temyiz eder.
85. Temyiz Mahkemesi oybirliğiyle başvuru sahibi davanın tarafı olmadığı için mahkeme heyetinin kararını doğru bulur. Başvuru sahibinin temyiz talebi bu yüzden reddedilir.
Dr. C. Milroy tarafından 20 Mayıs 2000 tarihinde mahkemeye hazırlanan rapor
86. Bu rapor başvuru sahibinin namına Shefield Üniversitesi'nde Adli Patoloji alanında bir reader (okutman) olan ve İçişleri Bakanlığı'na patoloji danışmanı olan Dr. Milroy tarafından hazırlanmıştır.
87. Rapor, otopsinin bulgularını gözden geçirir. Raporda hiçbir organın ağırlığının kaydedilmediği; toksikoloji ve histoloji için hiçbir maddenin elde edilmediği not edilmektedir.. Her ne kadar ölüm sebebi kalbe giden damarlarda kan pıhtısından oluşan tıkanıklığın neden olduğu kalp durması olarak belirtike de, göğüsteki organlarda buna ait hiçbir bulgu tarif edilmemiştir. 1995'de yapılan daha sonraki kadavra incelemesinde kalbin açılmadığı veya işkenceden dolayı oluşan travmatik değişiklikleri incelemek için uygun şekilde kesilmediği belirlenmiştir. Boyun bölgesi ilk incelemede klasik şekilde tetkik edilmemiştir (dilin kökünün bağlı olduğu kemik ve tiroid kıkırdağının sabit olup olmadığı araştırılmamıştır). Başvuru sahibi tarafından çekilmiş olan cesedin fotoğraflarının siyah beyaz fotokopileri yaraların varlığını belirlemede hiçbir yarar sağlamamaktadır.
88. Mahmut Tanlı'nın ölümünden sonra yapılan adli tıp incelemesinin tamamıyla yetersiz olduğu düşünülmektedir. Ölümün kalp krizinden kaynaklandığı ileri sürülen görüş patolojik esaslara aykırı gözükmektedir. Kalbe giden toplardamarlarda kan pıhtısı bulunduğu söylenilmekte, fakat bu pıhtıya neden olan hiçbir kaynaktan bahsedilmemekte, herhangi bir organdaki düzensizlik tarif edilmemektedir. Eğer kalp inceden inceye tetkik edilseydi -ki bu ikinci incelemede mümkün olmadığı gözükmekte- bu bahsedilen tıkanıklığın hayattayken olup ölümle neticelenen bir olay değil de, ölümden sonra kandaki pıhtılaşmadan meydana geldiği görülecekti. 22 yaşındaki bir adamın kalp damar tıkanıklığından ölmesi çok istisnai bir durumdur ve olsa bile toplardamarda değil de kalbe giden atardamarlarda olması gerekirdi. Birinci ceset incelemesinde patoloji eğitimi almamış olan doktorların gözlemlerine dayanarak verilmiş olan ölüm sebebi raporu, yanlış olduğundan ya da açıkça söylemek gerekirse kalp tetkik edilmeden uydurma olarak hazırlandığından kabul edilemez.
89. Doktorlar tarafından yapılan birinci incelemede taze bir yara tespit edilmemiş olmasına karşın, incelemenin yetersizliği görüşü ileri sürülerek gizli değişikliklerin tetkik edilip edilmediği sorgulanabilir. Eğer bunun gibi yaralar deride mevcutsa, bir sene sonra patoloji uzmanları tarafından yapılan ikinci incelemede görülememiş olacaktır.
90. Mahmut Tanlı'nın işkence sonucu öldüğü ihtimali ciddi bir şekilde düşünülmelidir. Detaylı ve uygun inceden inceye tetkik isteyen boyundaki gizli belirtilerin incelenmesini içeren tetkikler yapılmamıştır. Dilin kökünün bağlı olduğu kemiğin ve tiroid kıkırdağında yara bulunmadığı tespiti, yapının kıkırdak bir yapı olmasından ve daha yaşlı insanlarla karşılaştırıldığında daha az kırılgan olduğundan sonuca varılacak bir inceleme değildir. Diğer ihtimalde, sınırlı nefes kesilmesi ve durum nefes kesilmesine dair önemli patolojik bulgular mevcut değil ya da çok az olması daha dikkatli bir incelemeği gerektirmektedir. Bunun için ceset inceleme teknikleri bilinmesine rağmen kullanılmamıştır. Diğer ihtimal gizli deri değişiklikleri bırakan elektrik akımı uygulaması daha dikkatli bir şekilde incelemeği gerektirmektedir. Bu maksatla otopsi yetersizdir.
91. Netice olarak otopsi bulguları doğal ölüm nedenlerini destekleyememekte veya diğer ölüm nedenlerini tanımlayamamaktadır. Ölümün doğal sebeplerinin yokluğunda, doğal olmayan sebepler ciddi bir şekilde gözden geçirilmelidir. Ancak birinci otopsi raporu, ölüme götüren gizli işkence ve kötü muamele metotlarını belirlemekte yetersizdir.
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
92. Hukuka aykırı fiillerdeki sorumlulukla ilgili prosedür ve prensipler aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
A. Ceza Yargılaması
93. Ceza Kanunu madde 448'den 455'e kadar adam öldürme suçunu ihtiva etmekte ve 61 ve 62 maddeler cürüme teşebbüsü suç kabul etmektedir, işkenceye ilişkin olarak 243. madde efrada kötü muameleye ilişkin olarak da 245. madde bir kamu görevlisinin herhangi bir kimseyi işkence ya da kötü muameleye tabi tutmasını da suç saymaktadır. Soruşturmayı yürüten yetkililerin fiillerinden ve kusurlarından sorumlu tutulabileceği suçlar Ceza muhakemeleri usul kanununun 151 -153 maddelerinde düzenlenmiştir. Suçlar yetkililere ve güvenlik güçlerine rapor edilebildiği gibi savcılığa da bildirilebilir. Şikayet sözlü ya da yazılı yapılabilir. Eğer sözlü yapılırsa, 151. madde gereğince bunun kaydedilmesi gerekmektedir. Eğer ölümün tabii sebeplerden olmadığına dair deliller mevcutsa, bu durumu haber alan güvenlik güçleri 152. madde gereğince savcıya veya ceza mahkemesine durumu bildirmekle yükümlüdür. Ceza kanununun 235. maddesine göre herhangi bir kamu görevlisi görevi esnasında haberdar olduğu bir suçu polise veya savcılığa bildirmezse hapis cezasıyla cezalandırılır.
Ceza Muhakemeleri usul Kanununun 153. maddesine göre savcı bir suç işlendiği şüphesine neden olan bir olaydan herhangi bir şekilde haberdar olduğunda kamu davasını açmağa mahal olup olmadığına karar vermek için olayı incelemek mecburiyetindedir.
94. Terör suçlarında normal cumhuriyet savcısı yerine ayrı bir sistemin parçası olan Devlet Güvenlik Mahkemesi savcıları görev almaktadır.
95. Eğer şüpheli devlet memuru ise ve o görevi sırasında suçu işlemişse, konunun ön incelemesi, cumhuriyet savcısının yetkisini sınırlayan 1914 sayılı Kanundaki esaslar dahilinde yapılır. Bu gibi durumlarda şüphelinin konumuna göre bu kararı vermekle yetkilendirilmiş ilgili yerel idari kurul ilk soruşturmayı yapar ve neticesinde, kovuşturma yapılıp yapılmayacağına karar verir. Bu karar verildiğinde, artık davayı incelemek cumhuriyet savcısının yetkisine girer.
Yerel idari kurul kararına karşı Danıştay'a temyize gidilebilir. Eğer takipsizlik kararı alınırsa, bu karar otomatikman Danıştay'ın denetimine tabidir.
96. 10 Temmuz 1987 tarihli 285 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 4. maddesinin (i) paragrafında olağanüstü hal bölge valisinin yetkisinde de, valinin yetkisi alana giren güvenlik güçleri hakkında da 1914 sayılı Kanundaki esaslar uygulanır.
97. Eğer şüpheli ordu mensubu ise, uygulanacak kanun suçun niteliğine göre belirlenmektedir. Eğer 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununa tabi askeri bir suç ise, cezai takibat 353 sayılı kanunla kurulan askeri mahkemeler kuruluşu ve yargılama usulü kanununa göre yürütülür. Eğer bir ordu mensubu adi bir suçla suçlanıyorsa, normalde Ceza Muhakemeleri Usul Kanununun düzenlemeleri uygulanır (Bkz. Anayasanın 145. maddesi ve 353 sayılı kanunun 9. Bölümü ile 14. Bölümü arasındaki düzenlemeler).
Askeri Ceza Kanununun 89. Maddesi emre itaatsizlikten bir kimsenin hayatını tehlikeye düşürmeyi ordu mensubunun işleyeceği askeri bir suç olarak düzenlemiştir. Bu gibi durumlarda asker olmayan kişiler Ceza Usul Kanunundaki yetkililere ya da şüphelinin hiyerarşik üstüne şikayet veya ihbarda bulunabilir.
B. Suçlardan Neşet Eden Haksız Fiil Sorumluluğu ve İdari Sorumluluk
98. 2577 sayılı idari yargılama usulü kanunun 13. maddesine göre kamu görevlilerinin herhangi bir fiilinden dolayı bir kişi bir zarara uğrarsa, iddia edilen fiili öğrendikten itibaren 1 yıl içinde tazminat talep edebilir. Eğer talep kısmen ya da tamamen reddedilirse veya 60 gün içinde herhangi bir cevap verilmezse, mağdur idari yargıya başvurabilir.
99. Anayasanın 125. maddesinin 1 ve 7. fıkralarına göre: "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."
Eğer herhangi bir spesifik durumda devletin kamu düzenini ve kamu güvenliğini sağlamada veya halkın canını veya malını koruma sorumluluğunu yerine getiremezse, idarenin haksız bir eyleminin söz konusu olup olmadığına bakılmaksızın devletin mutlak sorumluluğunu düzenlemektedir. Bu düzenlemelere göre, kimliği belirlenemeyen şahısların fiillerinden kaynaklanan başkasına verilmiş kayıplardan da idare sorumludur.
100. 16 Aralık 1990 tarih ve 430 sayılı kararnamenin 8. maddesine göre, önceki paragrafta bahsedilen düzenlemede:
"Olağanüstü hal bölge valisine ya da bu bölge dahilindeki il valilerine tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruftan dolayı bunlar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Kişilerin sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı devletten tazminat talep etme haklan saklıdır."
101. Borçlar Kanununa göre herhangi bir kişi hukuk dışı veya haksız bir fiilden dolayı zarara (41-46. m.), veya manevi zarara (47. m.) uğrarsa tazminat talep edebilir. Hukuk mahkemeleri ceza mahkemesinin davalıların sorumluluğu ile ilgili verdiği kararla veya bulgularla bağlı değildir (53. m.).
Ancak 657 sayılı Kanunun 13. Bölümüne göre devlet memurunun kamu hukukundan doğan yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kural olarak memurun kendisine karşı değil ancak onun bağlı bulunduğu idareye karşı açılabilir (Bkz. Anayasa 129/5 Borçlar Kanunu 55-100. m.). Ancak bu kesin bir kural değildir. Bir fiil hukuk dışı ve haksız bulunduğu zaman artık o idari bir işlem olmaktan çıkar ve hukuk mahkemelerinde de memura karşı tazminat davası açılabilir, bu aynı zamanda zarara uğrayan kişinin idareye de memurun kurumu olarak birlikte sorumluluğu esasınca başvuruda bulunması hakkına halel getirmez (B.K.. m. 50).
C. Ölüm Sonrası İncelemeyle İlgili Şartlar
102. Ceza Muhakemeleri Usul Kanununun 79. maddesine göre:
"Bir ölünün adli muayenesi tabip huzuru ile yapılır. Otopsi, hakim ve tehirinde zarar umulan hallerde Cumhuriyet savcısı huzurunda biri adli tabip veya patalog olmak şartı ile iki hekim tarafından yapılır. Zaruret halinde bu işlem bir hekim tarafından yapılır."
İLGİLİ ULUSLARARASI RAPORLAR VE METİNLER
A. Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT)nin İncelemeleri
103.1999'un sonu itibariyle CPT Türkiye'ye 8 ziyaret gerçekleştirdi. 1990 ve 1991'de ilk olarak, değişik kaynaklardan özellikle polis gözetimi altında tutulan hürriyeti kısıtlanmış kişilere kötü muamele ve işkence yapıldığına dair dikkate değer miktarda şikayetler gelince 2 ad hoc ziyaret gerçekleştirildi. 1992'nin sonunda üçüncü periyodik ziyaret gerçekleştirildi. Diğer ziyaretler Ekim 1994, Ağustos ve Eylül 1996, Ekim 1997 ve Şubat-Mart 1999'da gerçekleşti. CPT'nin bu ziyaretlerle ilgili raporlarından ikisi dışında diğerleri kamuya açıklanmadı, çünkü bu tür yayınlama ilgili devletin rızasını gerektirmekte olup daha henüz bu rıza gerçekleşmemiştir.
104. CPT iki kamu açıklamasında bulundu.
105.15 Aralık 1992'de düzenlenen kamu açıklamasına göre, CPT işkence ve diğer kötü muamele şekillerinin polis gözaltılarının önemli bir özelliği olduğu sonucuna vardı. 1990'daki ilk ziyaretinde, Türkiye, Filistin askısı, elektrik şoku, falaka, tazyikli su, karanlık, küçük ve havalandırması olmayan hücrelere hapis gibi kötü muamele çeşitlerini uygulamakla suçlandı. Tıbbi bulgularda fiziki ve psikolojik çok yeni işkence ve ciddi kötü muamele türlerinin uygulandığı tespit edildi. Yerinde yapılan incelemelerde emniyet binalarının gözaltında bulundurma şartlarının çok yetersiz olduğu tespit edildi.
1991'deki ikinci ziyaretinde emniyetteki işkence ve kötü muameleyi ortadan kaldırmada hiçbir ilerleme kaydedilmediğini tespit etti. Birçok kişi benzeri kötü muamele çeşitlerinden şikayet etti, vücudun çeşitli bölgelerine cop ve sopanın zorla sokulduğu şikayetlerinde artış gerçekleşti. Bu şikayetlerde bulunan kişilerin suçlamalarıyla ilgili bulgu ve izler tespit edildi. 22 Kasım-3 Aralık 1992'deki ziyarette delegeler kötü muamele ve işkence suçlamalarının yoğunluğu altında adeta boğuldu. Doktorlar tarafından tetkik edilen birçok kişi de suçlamalarını tasdik eden iz ve bulgular tespit edildi. Bu durumların bir kısmı not edildi. CPT'nin bu ziyaretinde emniyette gözaltındayken falakaya yatırıldığını ve sırtına copla vurulduğunu iddia eden Adana hapishanesindeki bir mahkum, alt tarafı kan toplanmış olan ayaklarını, üst tarafında 2 cm genişliğinde 10 cm uzunluğunda dikey morluk olan sırtını gösterdi. Ankara ve Diyarbakır polis karakollarında yapılan incelemelerde mevcudiyetine hiçbir makul açıklama getirilemeyen ve işkencede kullanılan aletler bulundu. CPT Türkiye'de poliste gözaltındayken işkence ve ciddi kötü muamele çeşitlerinin yaygın olarak uygulandığı neticesine vardı.
106. CPT, 6 Andık 1996 tarihinde 2. kamu açıklamasını yaptığında, geçen 4 yıl içinde biraz ilerleme kaydedildiğini belirtti. Ancak 1994'teki ziyaretten sonraki bulgular işkence ve ciddi kötü muamelenin hala polis gözaltısının önemli özelliklerinden olduğunu göstermektedir. 1996'daki ziyaret sırasında CPT delegeleri poliste işkence ve diğer kötü muamele çeşitlerine dair açık delilleri yine tespit ettiler. 1996 Eylül'ünde İstanbul, Adana ve Bursa'daki Emniyet binalarına en son yaptığı ziyaretlere, Adana ve İstanbul'da üç hapishanede son zamanlarda emniyette gözaltında tutulan şahıslarla yapılan mülakatlara raporunda atıf yaptı. Delegelerin adli tıp doktorları tarafından tetkik edilen ciddi sayıda kişi, polis tarafından kendilerine yapılan kötü muameleye ilişkin, iz ve kanıtları özellikle falaka, ellerde avuç içinde darbe izleri ve kollardan asılmağa ait izleri gösterdiler, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde son zamanlarda gözaltında bulundurulan 7 kişinin durumu CPT delegelerinin Türkiye'de bulduğu en belirgin işkence örnekleri olarak not edildi. Onlar uzun süreli kollardan asılma izlerini gösterdiler. Bunlardan iki tanesi eski haline döndürülememe tehlikesiyle karşı karşıya olan iki kolda hissetme ve hareket ettirme kabiliyetinin kaybedildiği durumlarını gösterdiler. Rapor Türkiye'deki polis birimlerinde işkence ve diğer kötü muamele biçimlerine başvurmanın ortak bir olgu olarak devam ettiği neticesine ulaştı.
B. Birleşmiş Milletler Model Otopsi Protokolü
107. Hukuk dışı, keyfi ve yargısız infazların etkili bir şekilde önlenmesi ve incelenmesi kılavuzu Birleşmiş Milletler tarafından 1991'de düzenlendi. Bu, model otopsi protokolünü de ihtiva eder ve savcı ve sağlık personeli tarafından yapılan otopsilere etkili bir kılavuz sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Giriş bölümünde, kısa inceleme ve raporların potansiyel tartışmalı olaylar için asla uygun olmadığını ve önemli detayların kaybolmaması ve hata yapmamak için sistematik ve kapsamlı inceleme ve raporların düzenlenmesi gerektiğini ifade eder:
"İhtilaflı bir ölüm olayını takiben otopsinin tam bir şekilde yapılması çok önemlidir. Bu bulguların kaydı ve belgeler otopsi sonucunun anlamlı bir şekilde kullanılmasına izin vermek üzere yine tam düzenlenmiş olmalıdır."
108. 2 (c) kısmında, otopsi bulgularının doğru düzgün belgelendirilebilmesi için yeterli fotoğrafların bulunmasının çok önemli olduğunu belirtir. Fotoğrafların alanı kapsamlı olmalı ve otopsi raporunda ifade edilen hastalıkların ve görünen yara izlerinin varlığının belirgin olması gerekmektedir.
HUKUKİ BOYUT
I. MAHKEMENİN OLAYI DEĞERLENDİRMESİ
A. Genel Prensipler
109. Delilleri değerlendirmede, Mahkeme şüpheye yer vermeyen nitelikte (beyond reasonable doupt) delil standardını benimsemektedir. Bu şekildeki ispatın; yeterince güçlü, açık ve birbiriyle uyumlu çıkarsamalardan ya da aynı şekilde çürütülemeyen varsayımlardan elde edilebileceği anlaşılmaktadır. Bu durumda herhangi bir delil elde edildiğinde tarafların davranışları dikkate alınmalıdır ( 18 Ocak 1978 tarihli İrlanda v. Birleşik Krallık kararı, Seri A No.25, s.65, 161).
110. Mahkeme kendi rolünün niteliğinin ikincil mahiyette olduğu hususunda çok hassastır ve aynı zamanda spesifik olayın şartlarının kaçınılamaz olarak tam olarak ortaya konamadığı bir durumda birinci derece mahkemesinin rolünü üzerine alma hususunda çok dikkatli olmalıdır (Bkz. McKerr v. Birleşik Krallık kararı no.28883/95, 4 Nisan 2000). iç hukuk kurallarına göre iç hukuk mahkemesinin olayları değerlendirmesinin söz konusu olduğu bir durumda iç hukuk mahkemesinin yerine geçip gerçekleri değerlendirmek Mahkemenin görevi kapsamında değildir. Genel bir kural olarak, iç hukuk mahkemesine sunulan delilleri değerlendirmek iç hukuk mahkemesinin görevidir. (Bkz. Klaas v. Almanya kararı, 22 Eylül 1993, Seri A no.269, s.17-29). Mahkeme, her ne kadar iç hukuk mahkemesinin bulgularıyla bağlı değilse de, normal şartlarda bu mahkemelerin bulgularından ayrılabilmesi için inandırıcı deliller temin etmesi gerekmektedir (Bkz. Klaas kararı, s.18, 30).
111. Ancak Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri ile ilgili iddiaları, Mahkeme özellikle çok dikkatli bir şekilde tetkik etmelidir. (Bkz. The Rbitsch v. Avusturya kararı, 4 Aralık 1995, Seri A No.336, s.24, 32). Benzer suçlamalarla ilgili olarak iç hukuk mahkemesinde cezai takibat olduğu zaman, akılda tutulmalıdır ki Sözleşme dahilindeki uluslararası sorumluluk ceza hukuku sorumluluğundan ayrıdır. Bu mahkemenin iktidarı uluslararası hukuktaki sorumluluk kısmına aittir. Sözleşmeye göre sorumluluk, Sözleşmenin temel amaçlarına uygun bir şekilde yorumlanma ve uluslararası hukukun ilgili prensiplerinin ışığı altında değerlendirme esas alınmaktadır. Sözleşme dahilinde devletin kendi organlarının, ajanlarının ve memurlarının fiillerinden doğan sorumluluğu, ulusal ceza mahkemesinin incelemesindeki bireysel cezai sorumlulukla ilgili iç hukuk meseleleriyle birbirine karıştırılmamalıdır. Mahkeme bu manadaki suçsuz veya suçlu bulmakla ilgili bulgulara ulaşmakla ilgilenmez.
B. Mahkemenin davayı değerlendirmesi
1. Davanın Kökeni
112. 27 Haziran 1994'de Doğubeyazıt jandarması Örtülü Köyü'nde bir arama operasyonu gerçekleştirir ve operasyon sonucunda başvuru sahibinin oğlu 22 yaşındaki Mahmut Tanlı'yı gözaltına alarak köyü terk eder. Her ne kadar, başvuru sahibinin İnsan Hakları Demeğine ilk başvurusu hataen 26 Haziran 1994 gibi gözükse de daha sonraki belgelerde 27 Haziran 1994 tarihi olarak düzeltilmiştir.
113. Mahmut Tanlı, 27 Ocak 1992 ile 27 Haziran 1993 tarihleri arasında askerliğini yapmıştır. Askeri kayıtlarda herhangi bir sağlık problemi gözükmemektedir. Başvuru sahibi ve köylüleri hepsi de onun bir sağlık problemi olmadığı görüşünde birleşmektedirler. Hükümet bunun aksine bir delil beyan etmemiştir. Mahkeme, Mahmut Tanlı'nın gözaltına alındığında herhangi bir sağlık problemi yaşamadığı hususuna kanaat getirmiştir.
2. Mahmut Tanlı'nın Uluyol Polis Karakolundaki gözaltına alınması
114. Polis memurlarının ifadesine göre Mahmut Tanlı jandarma tarafından Uluyol Karakolundaki polislere 27 Haziran 1994'de saat akşam 9.30 da teslim edilir. PKK militanı olduğundan şüphelenilmektedir. Mahkeme, polis tutanaklarındaki 7 Şubat 1994'de Ahmet Akkuş'un itiraflarında Mahmut Tanlı'yı PKK sempatizanı olarak verdiği ifadeyi tespit eder. Ayrıca, öldürülen PKK militanlarından ele geçirilen listede de Mahmut Tanlı'nın ismine rastlandığı iddia edilmiştir. Ahmet Akkuş, daha sonra bu itirafından mahkeme heyeti önünde vazgeçmiştir. Başvuru sahibi hararetli bir şekilde oğlunun hiçbir yanlış işe karışmadığını iddia etmiştir. Bu hususta karar vermek bu Mahkemenin değil iç hukuk mahkemesinin görevidir. Bununla birlikte, Mahmut Tanlı'nın gözaltına alınması, onun PKK ile olan bağlantısı ya da onu PKK'nın o bölgedeki faaliyetleri ile ilgili olarak sorgulamak amacı taşıdığı hususunda şüpheye mahal yoktur.
115. Mahmut Tanlı'yı üç emniyet görevlisi Emniyet Müdürü Ali Gündoğdu, Murat Demirpençe ve Ökkeş Aybar sorgulamıştır. Bunlardan ismi en son geçen sorgulamaya kendisinin katılmadığını iddia etmektedir. Ali Gündoğdu'ya göre Mahmut Tanlı yakalandığı gün değil, ertesi gün, ölmeden az önce sorgulanmıştır. Murat Demirpençe ve Ökkeş Aybar'ın ifadesi de bu doğrultudadır. Ancak mahkeme gözaltı sırasında tutulan belgelerde bunu destekleyen bir belge tespit edememiştir. Salman v. Türkiye davasında da (Başvuru no.21986/93 GC, 16, AİHM Kayıtları 2000-VH ) gözaltında ölen bir şüpheli gözaltındaki şahsın nezarethaneden ayrılmasıyla sorgulamanın başlangıç zamanı gibi konularda herhangi bir kayda rastlamamıştı. Ancak, olayın bu kısmının emniyet görevlilerinin Mahmut Tanlı ile görüşmelerinin kısa olduğu tezine yardım etmek maksatlı olduğu şüphesini güçlendirecek bir delil de yoktur.
116. Murat Demirpençe ve Ali Gündoğdu'nun ifadesine göre Mahmut Tanlı'nın sorgulaması akşam saat 9.00'da başladı. Savcının otopsi raporunda Mahmut Tanlı'nın 10. 30'da öldüğü tespitine kadar aradaki zamanla alakalı hiçbir kayda rastlanmamıştır. Bu arada olup biten hususların intikali, üç soruşturmacının bildirdikleri hususlardır. Yan odada bulunan üç emniyet görevlisi ve tıbbi müdahaleyi yapan Dr. Agralı da olayın bir kısmına tanık olmuşlardır. Onun ifadesinde de karakola ulaşma zamanı ile ilgili bir bilgi yer almamaktadır.
117. Üç soruşturmacıya göre, Mahmut Tanlı, PKK militanı olduğuna dair suçlamadan hemen birkaç dakika sonra sesi değişmeye, titremeğe ve nefes almakta güçlük çekmeğe başlayarak yere yığılmıştır. Polis memurları Ömer Güzel, Cafer Yiğit ve Nihat Acar'da odada sadece 10-15 dakika kaldığını ve bundan sonra hemen doktor çağırdığı hususunda aynı görüştedirler. Hepsi de bundan yaklaşık 10 dakika sonra Cafer Yiğit'in Doğubeyazıt Devlet Hastanesi'nden Dr. Agralı ile birlikte geri döndüğünü beyan etmektedirler. Birkaç dakika içinde doktor Mahmut Tanlı'nın artık nefes almasının durduğunu söylemiştir. Kalp masajı ve suni teneffüs neticesiz bir şekilde yarım saat devam etmiştir. Bütün emniyet görevlileri kötü muamele, şiddet veya işkenceye başvurulduğunu reddetmektedirler.
118. Gece düzenlenen ölüm raporunda cesette herhangi bir darbe veya şiddet izi tespit edilmediği ve ölümün kalp krizinden olduğu belirlenmiştir. Bu incelemedeki yanlışlıklara aşağıda işaret edilecektir. Bir yıl sonra düzenlenen ikinci ceset incelemesinde cesedin ileri derecedeki çürüme durumu nedeniyle işkence ile ilgili bir bağlantıyı tespit eden herhangi bir neticeye ulaşılamamıştır. Başvuru sahibi tarafından sağlanan fotoğraflar da oradaki izlerin kötü muameleden olup olmadığı, zamanı ve bunların ölümden sonra gerçeklesen değişiklikler olup olmadığının tespiti açısından faydalı olamamıştır. Aynı şekilde başvuru sahibi ve amcası Ahmet Tanlı'nın İnsan Hakları Derneğine verdikleri ifade de bazı izlerden bahsetmiş olmaları hususu da neticeye varacak delillerden kabul edilemez. Her ne kadar, başvuru sahibince, savcıya tarihsiz başvurusunda iz bırakmayan işkence konusuna vurgu yapılsa da, mahkeme heyetine ve savcıya bu hususta herhangi bir tekrarda bulunulmamıştır.
119. Başvuru sahibinin işkence iddiası 22 yaşındaki bir kişinin kalp krizinden ölme ihtimalinin çok az olması ve onun daha önce çok sağlıklı olduğu hakikatine bina edilmektedir. PKK militanlarına emniyette yaygın bir şekilde işkence yapıldığına dair CPT raporları da gözardı edilmemelidir.
120. Kalp krizine kalbe giden damarlardaki bir tıkanıklığın neden olduğu iddiası, hem İstanbul Adli Tıp Kurumu hem de başvuru sahibince sunulan adli tıp uzmanı Dr. Milroy tarafından şiddetli bir şekilde eleştirilmiştir. Bu eleştirilere göre,
-Organlar yerinden çıkartılmamış ve ağırlıkları ölçülmemiş, -Kalp inceden inceye tetkik edilmemiş, -Boyun bölgesi dikkatli incelenmemiş,
-Elektrik şoku veya diğer tür işkence şekillerinin varlığını incelemek üzere hispatolojik örnekler alınıp incelenmemiş,
-Toksik madde analizi yapılmamış,
-Fotoğraf çekilmemiş,
-Tıkanıklığa neden olan kan pıhtısıyla alakalı yeterli izahat ve analiz bulguları mevcut değildir ve
-Ölüm raporunu düzenleyen doktorlar adli tıp uzmanı değildir.
121. Bu tespitler ışığında Adli Tıp Kurumu ve Dr. Milroy bu şekilde bir ölümün damar tıkanıklığına dayalı kalp krizine bağlamanın imkansız olduğu görüşüne varmışlardır.
122. Nitekim Mahkeme de bu tespitlerden Mahmut Tanlı'nın ölümün doğal sebeplerden kaynaklandığı sonucuna ulaşmanın tıbben doğru olmayacağı kanaatini paylaşmaktadır. Mahkeme delilleri makul şüphe çerçevesinde değerlendirmektedir. Buna çıkarsamalar ve aksi ispat edilemeyen gerçeklerden yola çıkılarak varılabilir. Mahmut Tanlı'nın ölümünden önce kötü muameleye tabi tutulup tutulmadığı hususu emniyette gözaltındayken onun ölümü ve ona yapılan muamelede doğrudan doğruya devletin sorumluluğu ile ilişkilidir. Sözleşmenin esasları dahilinde başvuru sahibinin şikayetleriyle ilgili gerçekleri ve hukuki problemleri Mahkeme aşağıda inceleyecektir.
3. Soruşturma
123. Soruşturma Doğubeyazıt savcısı tarafından gerçekleştirilmiştir. Kusurları yukarda ifade edilen otopsi iki doktor tarafından onun nezaretinde gerçekleştirilmiştir. O, üç soruşturmacının, yan odada bulunan ve olaylara kısmen tanıklık eden üç emniyet görevlisinin, ilk yardımı yapan Dr. Agralı'nın, başvuru sahibinin ve bir kısım köylülerin ifadesini almıştır. Mahmut Tanlı'nın askeri kayıtlarını ve Doğubeyazıt Jandarması'ndan bir kısım bilgileri elde etmeyi düşünmüştür. Başvuru sahibinin dilekçesini hazırlamasına yardımcı olan hukukçu Ahmet Gerez'in de ifadesini almıştır. Bununla beraber, Mahmut Tanlı ile birlikte Uluyol Karakolunda gözaltında tutulan diğer şahısların ifadesini almamıştır.
124. Başvuru sahibinin avukatının tavsiyesiyle savcıdan cesedin İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesini istediği hususunda anlaşmazlık yoktur. Savcı ona cesedin nakli için uygun tabutu hazırlaması gerektiğini söylemiştir. Başvuru sahibi ailesinin diğer fertleriyle görüştükten sonra talebinden vazgeçmiş ve cesedi defnetmeye karar vermiştir. Savcının bunu yeniden düşünmesini ve bunun soruşturmanın ilerlemesi için yardımcı olacağım bildirmesine rağmen yine de o cesedi defnetme niyetini muhafaza etmiştir. Bunu üzerine savcı cesedi teslim etmiş ve onlar da defnetmek üzere evlerine götürmüşlerdir.
125. Başvuru sahibi tarafından talebin geri çekilme nedeni şöyle açıklanmıştır: İnsan Hakları Derneğine hitaben, misillemeden korktuğu için; 29 Haziran 1994 tarihli notta, hiçbir yararı olmayacağı için; 30 Haziran 1994'de savcı tarafından alınan ifadesinde bunu yapmanın zorluklarından ve ayrıca baskı altında tutulacağından; 22 Eylül 1994 tarihinde mahkeme heyeti önünde misillemeden korktuğundan; 6 Haziran 1995'de Komisyon önündeki başvurusunda cevap olarak alınan ifadesinde bunu yapmanın çok müşkül olduğundan bahsetmiştir. Ahmet Gerez, 30 Hazirandaki ifadesinde nakildeki zorluklardan ve akıbetindeki belirsizlik endişelerinden kaynaklandığını bahsetmiştir.
126. Mahkeme, başvuru sahibinin talebini geri çekmesinin hem böyle bir işi yapmanın sorumluluğundan çekindiğini hem de kendisine karşı yapılacak muhtemel düşmanca saldırılardan duyduğu endişelerden kaynaklandığı hususuna kanaat getirmiştir.
4. Mahkemedeki prosedür
127. 3 Ağustos 1994'de üç emniyet görevlisi Ali Gündoğdu, Murat Demirpençe ve Ökkeş Aybar hakkında TCK m. 243 gereğince kötü muameleyle ölüme sebebiyet vermekten dava açılmıştır. Mahkeme heyeti 12 Ağustos 1994'de tanıkların celplerini hazırlamak üzere toplandı. 22 Eylül 1994'de iki davalıyı (Murat Demirpençe hariç), başvuru sahibini, üç köylüyü ve Nihat Acar, Cafer Yiğit ve Ömer Güzel adlı üç polis memurunu dinledi.
128. 20 Ekim 1994'de Murat Demirpençe dinlenildi. 17 Kasım 1994'de Ahmet Akkuş ve Örtülü Köyü'nden diğer bir köylü mahkemenin huzuruna çıktı ve Dr. Agralı'dan cevabi yazı tespit edildi. 12 Şubat 1995'de dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesine karar verilinceye kadar kayda değer bir işlem yapılmadı. Adli Tıp Kurumu'ndan gelen cevabi yazıyı takiben 23 Mayıs 1995'de cesedin mezardan çıkartılmasına karar verildi.
129. Ceset, 9 Haziran 1995'de ölüm sonrası inceleme için mezardan çıkartıldı ve bu inceleme 12 Haziran 1995'de yapıldı. Aynı gün bulgulara dair rapor hazırlandı ve konu 1. Uzman Komiteye raporunu hazırlamak üzere havale edildi. Mahkeme, bu raporu beklemek üzere davayı askıya aldı. 18 Ocak 1996'da mahkeme savcıyı raporun gecikmesiyle ilgili olarak Adli Tıp Kurumu ile bağlantıya girmesini istedi. 13 Mart 1996'da Kurum ölüm sebebini tespit etmenin mümkün olmadığını belirleyen raporunu gönderdi.
130. 14 Mayıs 1996'da, mahkeme heyeti, Mahmut Tanlı'nın ölüm sebebi tespit edilemediğinden ve ortada iddia edilen suçu davalıların işlediklerine dair şüpheye yer vermeyecek bir delil tespit edilemediğinden üç davalının beraatine karar vermiştir.
131. 14 Mayıs 1996'da başvuru sahibi temyiz başvurusunda bulundu. Mahkeme heyetince taraf olmadığı gerekçesiyle talebi reddedildi. Bu karar 11 Kasım 1996'da Temyiz Mahkemesi tarafından onaylandı.
II. HÜKÜMETİN İLK KARŞI GÖRÜŞÜ
132. Hükümet başvuru sahibinin iç hukuk yollarını tüketmeden Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna gittiğini belirterek yaptığı başvuruya karşı çıkar. Komisyonun 5 Mart 1996'da kabul edilebilirlik kararında işleyişteki etkisizlik ve gecikmelerle ilgili olarak ileri sürdüğü sebebe işaret ederek savcılık soruşturmasının ve mahkeme prosedürünün hassas, tam ve etkili olduğunu ileri sürer, iç hukuk yolları hem mevcuttur, hem de etkili bir şekilde çalışmıştır.
133. Mahkeme, hükümetin, prosedürün sonuçlandığı ve başvuru sahibinin bundan başka yapacak bir şeyi olmadığı hususunda aksine bir iddiası olmadığını not eder. Tartışmaların temeli prosedürün etkisizliği iddiası ve prosedürün başvuru sahibinin şikayetine ait hususlara çözüm getirip getirmediği noktasındadır. Mahkemeye göre bu hususlar. Sözleşmenin ihlali iddia edilen maddelerle birlikte incelenmesi gerekli olan konulardandır.
III. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
134. Başvuru sahibi oğlu Mahmut Tanlı'nın Uluyol Karakolu'nda polislerin elindeyken işkence sonucu öldüğü iddiasında bulunmaktadır, ölümle ilgili olarak etkili bir soruşturmanın yapılmadığından şikayet etmektedir. Başvuru sahibi, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalinin söz konusu olduğunu ileri sürmektedir ki bu madde şöyle bir düzenleme getirmiştir.
1. Herkesin yaşama hakkı kanunun himayesi altındadır. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında verilen bu cezanın infazı dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme aşağıda sıralanan zaruret halleri dışında bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış kabul edilemez.
a) Bir kimsenin gayrı meşru cebir ve şiddete karşı korunmasını sağlamak için,
b) Kanun hükümleri dahilinde bir yakalama veya tutuklama yerine getirmek veya kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan bir kişinin kaçmasını engellemek için,
c) Ayaklanma veya isyanı kanuna uygun olarak bastırmak için.
A. Mahkemede ileri sürülen iddialar
1. Başvuru sahibi
135. Başvuru sahibi sorgulama sırasında gözaltındayken polislerin ona işkencesi ile hukuk dışı olarak Mahmut Tanlı'nın öldürülmesiyle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdü. Delil olarak Mahmut Tanlı'nın gözaltına alındığı sırada sağlıklı olduğunu; geçmişte herhangi bir hastalığının olmadığını; kendisinin güvenlik güçlerince PKK üyesi olduğundan şüphelenilerek arandığını; en az üç kişi tarafından sorgulandığını; başvuru sahibi, kardeşi Ahmet Tanlı ve köylü Mahmut Ardın'ın cesette darbe izleri gördüğünü; iç hukuk yollarındaki soruşturmanın tamamıyla yetersiz olduğunu ve kalp krizinden ölüp ölmediği hususunun tespit edemediğini; 1990'ların ortalarında işkence, insanlık dışı muamele ve yargısız infazın Türkiye'de devlet görevlilerince yaygın ve sistematik olarak yapıldığına dair güçlü kanıtlar olduğunu ileri sürdü.
136. Başvuru sahibi, Mahmut Tanlı'nın ölümüyle ilgili olarak etkisiz ve yetersiz soruşturma yapıldığı için 2. maddenin ihlal edildiğini ileri sürer. Yapılan otopsinin adli tip doktorlarınca yapılmadığını, hiçbir fotoğraf çekilmediğini ve bu yüzden yetersiz ve eksik olduğunu iddia eder. Başvuru sahibinin hayatından endişe etmesi ve bu yüzden rıza beyan etmemiş olmasına rağmen savcı yetkisi olduğu halde cesedi adli tip kurumuna göndermemiştir. Gözaltı sürecinde orada bulunan polislerin her birinin ve gözaltına alındığı sırada onu muayene eden doktorun ifadesini almamıştır. Alınan ifadeler bu yüzden yetersizdir. Mesela, Dr. Agralı'ya cesette herhangi bir çürüğe rastlayıp rastlamadığı hakkında soru sorulmamıştır. Mahkemenin yapısında dava süresince çeşitli değişiklikler olduğu ve başvuru sahibinin otopsiyi yürüten doktorların gözünün korkutulduğu ve mezardan çıkartılıp yeniden otopsi yapmayla ilgili kararın ölümden bir yıl sonra yapıldığıyla ilgili iddiaları hususunda soruşturma yürütülmediği için mahkemenin işleyişi yetersizdir.
Başvuru sahibi yaşama hakkının yeterli derecede korunmasıyla ilgili olarak iç hukukta etkili bir sistem eksikliğinden 2. maddenin ihlal edildiğini ileri sürer. Gözaltında tutulan bir kişinin güvenliğiyle ilgili olarak polisi yeterli hale getirecek bir sistemin eksikliği ve gözaltında ölüm ve işkence riskine karşı koruyucu tedbirlerin sağlanmasıyla ilgili yetersizliklere özellikle işaret etti.
2.Hükümet
137. Hükümet başvuru sahibinin oğlunun hükümet görevlileri tarafından öldürüldüğü veya kötü muamele edildiğini ispatlayan hiçbir delilin bulunmadığını iddia etmiştir. Otopsi bulgularına göre herhangi bir yara bere veya taze çürük tespit edilememiştir. Elde edilebilen deliller ışığında Mahmut Tanlı'nın kalp krizinden öldüğü anlaşıldığından bu bir doğal ölümdür ve devlet görevlilerinin işkencesinden kaynaklanmamıştır.
138. Hükümet, Mahmut Tanlı'nın ölümü soruşturmasının yeterli, tam ve etkili olduğunu iddia etmiştir. Gerçekler örtbas edilmemiştir. Başvuru sahibi, polislerin ceza yargılaması sırasında suçlamalarını takip etmek üzere müdahil olmamıştır. Başvuru sahibi, aynı zamanda cesedin adli tıp kurumuna gönderilmesine de karşı çıkmıştır. Hükümet, aynı zamanda savcının Mahmut Tanlı'nın kalp krizinden öldüğü hususundaki raporunu yeterli gördüğünü ve başvuru sahibine savcının, şüphesini gidermesi için adli tıpa göndermeyi tavsiye ettiğine işaret etmiştir. Bu şartlar altında, savcının cesedi adli tıpa gönderme hususunda kendisinin herhangi bir mecburiyeti bulunmamaktadır. Başvuru sahibinin kendi talebini devam ettirememiş olmasından savcının dikkatli özeni göstermediği sonucuna varılamaz. Buna ilaveten otopsinin ölüm sonrası incelemelere aşina olan iki doktor tarafından yürütüldüğünü ve eğer yetersiz olduklarını düşünselerdi görevden ayrılabilmelerinin mümkün olduğuna işaret eder. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 79. maddesinin 2. fıkrasına göre "Otopsi, hakim ve tehirinde zarar umulan hallerde Cumhuriyet savcısı huzurunda biri adli tabip veya patalog olmak şartı ile iki hekim tarafından yapılır. Zaruret halinde bu işlem bir hekim tarafından da yapılabilir." Hükümet, o anda patolog bulunamadığını ve otopsinin kötü muamele suçlamasının yapıldığı sırada ölümden sonra vücudun katılaşması aşamasının hemen öncesinde yapılmak zorunda kalındığını ifade eder.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Mahmut Tanlı'nın ölümü
139. Yaşama hakkını güvence altına alan ve yaşama hakkından yoksun bırakılmayı haklı gösteren gerekçeleri gösteren 2. madde, Sözleşmenin daraltılması mümkün olmayan en önemli maddelerindendir. Bu madde, 3. maddeyle birlikte Avrupa Konseyi'ni oluşturan toplumların en temel demokratik değerlerinden birisi olarak kutsallaştırılmıştır. Bu yüzden yaşama hakkından yoksun bırakılmayı gerektiren şartlar çok katı bir şekilde yorumlanmalıdır. Bireyleri korumayı amaçlayan bir mekanizma içeren Sözleşmenin amacı ve maksadı, 2. maddenin pratik ve etkili güvenceler oluşturmaya yönelik olarak yorumlanmasını ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır (Bkz. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararı, 27 Eylül 1995, Ser. A no.324, s.45-46 ve 146-147).
140. 2. Maddenin metni tam olarak okunduğunda, madde, sadece kasti öldürmeyi değil aynı zamanda kuvvet kullanmaya izin verildiği durumlarda istenmeyen bir sonuç olarak yaşama hakkından yoksun bırakılmaya ait düzenlemeleri de içermektedir. Ancak kasti öldürücü kuvvet kullanılması, kullanılan kuvvetin gerekliliğinin değerlendirilmesi hususunda dikkate alınması gerekli olan sadece bir unsurdur, (a) ve (c) alt paragraflarında ortaya konulan amaçlardan birini veya daha fazlasını gerçekleştirmek için güç kullanma "kesinlikle gerekli olandan daha fazla" (more than absolutely necessary) kullanılamaz. Bu terim, Sözleşmenin 11. ve 8. maddesinin 2. paragrafındaki esaslar dahilinde bir devletin fiilinin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını belirlemede normalde başvurulan gereklilik testinden daha katı ve zorunluluk getirici kıstaslara işaret etmektedir (McCann Kararı, s.46,148-149).
141. 2. maddede düzenlenen korumanın öneminin ışığı altında, Mahkeme, yaşama hakkından yoksun bırakılmayı ele alırken sadece devlet görevlilerinin fiillerini değil aynı zamanda olayı çevreleyen tüm şartları da çok dikkatli ölçüler içinde ele almalıdır. Gözaltında bulunan şahıslar korumasız durumdadır ve yetkililer onları korumak yükümlülüğü altındadır. Netice olarak, polis tarafından gözaltına alındığında sağlıklı olan bir şahıs, salıverildiğinde yaralı olarak bulunursa, devletin bu yaralanmanın nasıl gerçekleştiğini ikna edici bir şekilde izah etme yükümlülüğü vardır [Bkz., Selmouni v Fransa (GC) no.25803/94, ECHR 1999-V (28-7-99), 87]. Gözaltındaki şahıs ölürse, bu şahsa gözaltı süresince nasıl bir muamelede yapıldığını açıklama zorunluluğu çok daha önemli bir hale gelir.
142. Delillerin değerlendirilmesinde davalarda genel prensip olarak şüpheye yer vermeyecek derecedeki (beyond reasonable doupt) delil standardına ulaşılması gerekmektedir. (Bkz. İrlanda v. Birleşik Krallık kararı 18 Ocak 1978, Seri A no.25, 161). Ancak böyle bir ispata yeterli derecede birbirini destekleyen güçlü, açık, uygun çıkarsamalarla ve birbirini destekleyen varsayımların çürütülememesi durumunda ulaşılabilir. Gözaltına alınan şahısların durumunda olduğu gibi, olayların tamamen veya büyük çoğunluğu itibari ile yetkililerin bilgisi dahilinde cereyan ettiği durumlarda, yaralanma ve ölümlerin bu (gözaltı) sürecinde meydana geldiği yönünde ciddi varsayımlara ulaşılması gerekecektir. Gerçekten de, bu gibi durumlarda, ispat yükü, tatmin edici ve ikna edici açıklama getirme yükümlülüğü, yetkililere düşmektedir (Bkz. Salman davası, s.100).
143. Bu davada, Mahkeme, 22 yaşındaki Mahmut Tanlı'nın 27 Haziran 1994'de gözaltına alındığında sağlıklı olduğuna dikkat çeker. Tanlı'nın, geçmişte herhangi bir hastalığı yoktur. Askerliğini bir yıl önce herhangi bir sağlık problemi çekmeden tamamlamıştır. Ancak, gözaltına alındıktan 24 yada 36 saat sonra, Uluyol Polis Karakolunda sorgulama sırasında ölmüştür.
144. Resmi ölüm sebebi kısa bir süre sonra gerçekleştirilen ceset incelemesinde kalbe giden damarlardaki tıkanıldıktan Mahmut Tanlı'nın kalp krizinden öldüğü şeklinde ifade edilmiştir. Raporda, cesette herhangi bir kötü muamele izine rastlanmadığı ifade edilmiştir.
145. Mahkeme ölüm sonrası cesette yapılan araştırmanın yetersiz olduğunu düşünmektedir. 12 Haziran 1995'de ikinci bir inceleme yapan İstanbul Adli Tıp Kurumu, kalbin inceden inceye tetkik edilmediğini tespit etmiştir. Sonuç olarak, bu durumda, birinci raporun hiçbir bilimsel değeri yoktur. Başvuru sahibi tarafından hazırlatılan uzman raporunda da, ölüm sebebine esas teşkil edecek hususların gerekli kayıtlarının bulunmadığı ve incelemenin yeterli detayı içermediği belirtilmektedir.
146. Başvuru sahibinin oğlunun işkence edilerek öldürüldüğü iddiasının da aksini ispat edecek bir ceset incelemesi de yapılmamıştır, işkence izlerinin varlığını tespit etmeğe yarar testler de uygulanmamıştır. Mahkemenin yukarıda tespit ettiği gibi ceset incelemesi prosedürü Mahmut Tanlı'nın ölüm sebebini açıklayamamaktadır. Buradan, hükümetin iddiasının aksine ölüm sebebi hususunda doğal nedenlerden kaynaklandığı sonucuna kesinlikle varılamaz. Yetkililer 22 yaşındaki sağlıklı bir kişi olan Mahmut Tanlı'nın gözaltında ölümüne kabul edilebilir ve tatmin edici bir izahat getirememişlerdir.
147. Mahkemenin vardığı neticeye göre, Hükümet, Uluyol karakolunda Mahmut Tanlı'nın ölümüne ve bu ölümden kendisine atfedilecek herhangi bir mesuliyetinin olmadığı konusuna açıklık getirememiştir. Bu bağlamda Sözleşmenin 2. maddesinin ihlali gerçekleşmiştir.
2.Soruşturmanın yetersizliği iddiası
148. Mahkeme 2. maddede yaşama hakkını korumayla ilgili sorumluluğu tekrarlamakta ve bu maddeyi, 1. maddede yer alan "Sözleşmede tanımlanan hak ve özgürlükleri devletlerin kendi yetki alanları içinde bulunan herkese tanırlar" cümlesi ile birlikte değerlendirerek, kuvvet kullanma sonucu herhangi bir şahsın ölmesi durumunda, devletlerin etkili bir soruşturma yürütme yetkisini beraberinde getirdiğine inanmaktadır.(Bkz. McCann ve diğerleri v. Birleşik Krallık kararı s. 161 ve Kaya v. Türkiye kararı 19 Şubat 1998, Reports of Judgements and Decisions 1998-1, s.329, 105).
149. Bu bağlamda, Mahkeme, öldürmenin devlet görevlilerince yapıldığının açık olduğu olayların yukarda bahsedilen sorumlulukla sınırlı olmadığına işaret etmektedirler. Ölünün babası olan başvuru sahibi, soruşturmakla yetkili makamlara resmi bir başvuruda bulunarak ölümün işkence neticesi olduğunu iddia etmiştir. Buna ilave olarak, gözaltındaki bir ölümden haberdar olan yetkililerin 2. madde gereğince ölümü araştırmaya yönelik etkili bir soruşturma yapmaları gerekirdi (Bkz. Ergi v. Türkiye kararı 28 Temmuz 1998, Reports 1998-IV, s.1778, 82, ve Yasa v. Türkiye kararı 2 Eylül 1998, Reports 1998-IV, s.2438, 100). Bu soruşturma, mümkün olduğu oranda, muhtemel yaraların ve kötü muamelenin açık ve tam kayıtlarını ve ölüm sebebi de dahil tıbbi bulguların analizlerinin nesnel sonuçlarını içermesi gerekirdi.
150. Davanın özel şartlarına dönülecek olursa, Mahkeme, Mahmut Tanlı'nın ölümünün arkasındaki gerçeklerin belirlenmesinde otopsi araştırmasının son derece önemli olduğunu gözlemlemektedir. Bu araştırma savcı tarafından başlatılmış olsa da birçok önemli konuda yetersiz olduğu görülmektedir. Özellikle organlar yerinden çıkartılmamış ve ağırlıkları ölçülmemiş; kalp inceden inceye tetkik edilmemiş; boyun bölgesi dikkatli tetkik edilmemiş; elektrik şoku ya da diğer işkence ve kötü muamele şekillerinin varlığını tespit etmek üzere histopatolojik örnekler alınmamış; toksik madde analizleri yapılmamış; fotoğraf çekilmemiş ve tıkanıklığa neden olan kan pıhtısı bulgusu yeterince tasvir ve analiz edilmemiştir. Aynı zamanda ceset incelemesi yapan doktorlar CMUK'ta adli tıp doktorunun varlığını aranmasına rağmen adli patalog değillerdir. Hükümet, 2. paragraftaki acil durumlardaki düzenlemeyi gerekçe göstermektedir. Ancak, Mahkeme, ölümden sonra katılaşma meydana geleceğinden dolayı acil olarak incelemenin adli tıp doktoru olmadan yapılması gerektiği yönündeki gerekçeden tatmin olmamıştır. Muhtemel kötü muameleye yönelik ölümü araştırmak üzere etkili bir soruşturma yürütmenin önemi, yeterli bir adli tıp uzmanının katılımını gerekli kılmaktadır. Ölümün hemen sonrasında derhal böyle bir doktor bulunamasa da takip eden günlerde böyle bir doktorun araştırmayı neden devam ettirmediği hususuna açıklama getirilmemiştir.
151. Eğer ceset ölümden kısa bir süre sonra İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmiş olsaydı bu sorunlar yaşanmamış olacaktı. 1995'de yapılan 2. incelemede cesette işkence ve kötü muamele izlerini ya da ölüm sebebini bulmağa yarayacak deliller çoktan çürümüştür. Hükümet ilk incelemede ölümün doğal sebeplerden olduğu tespit edildiği için savcının böyle bir incelemeye gitmesini gerektiren bir mecburiyeti olmadığını iddia etmiştir. Hükümet, böyle bir incelemeyi başvuru sahibinin yaptırtması gerektiğini ve onun talebini geri çekmesinden yetkililerin sorumlu tutulamayacağını iddia etmiştir.
152. Mahkeme bir ölüm olayında gerekli araştırmaya yönelik adımların atılmasında asli sorumluluğun yetkililerde olduğunu düşünmektedir.Savcı böyle bir incelemeye göndermek için başvuru sahibinin rızasını talep etmemelidir. Ölüm sonrası incelemenin kalifiye adli tıp uzmanı tarafından gerçekleştirilmediği; ölünün önceki sağlık durumu ve yaşı gözaltına alınarak ölümün şüpheli olduğu ve ailenin işkence iddiası bulunduğu bir durumda sava daha ileri bir inceleme için gerekli adımları atmalıydı. Çünkü ilk inceleme raporuna varsayımlarla dayanılarak soruşturma açılmıştır ve ölümün şüpheli olduğu savcı tarafından kabul edilmiştir, iddianamede, ölümün korkudan oluştuğu iddia edilse de, bu hipotezi destekleyecek herhangi bir tıbbi veya uzman raporuna yer verilmemiştir.
153. Bu yetersiz adli tıp incelemesi gözönüne alındığında, Mahmut Tanlı'yı ölümünden Önce sorgulayan üç emniyet görevlisinin delil yetersizliğinden beraat etmesi pek sürpriz sayılmamalıdır. Her ne kadar hükümet, başvuru sahibinin davaya müdahil olarak katılmadığını ileri sürse de, katılmış olsaydı bunun davanın seyrini değiştireceği pek açık değildir. Davayı yeniden gözden geçirme imkanı sağlayacak temyize davayı götürebilseydi bile, yine ölüm sebebini aydınlatabilecek etkiyi sağlamayacaktır.
154. Mahkeme, yetkililerin Mahmut Tanlı'nın ölümünü çevreleyen sebepleri bulmak üzere etkili bir araştırma yürütmediği neticesine varmış ve Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini tespit etmiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
155. Başvuru sahibi Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilerek oğlunun ölmeden önce işkence edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu 3. maddeye göre:
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz."
156. Başvuru sahibi oğlunun gözaltındayken işkenceye tabi tutulduğunu ve gerekli tıbbi müdahalede bulunulmadığını iddia etmektedir. Gözaltına alındığında oğlunun herhangi bir kalp hastalığı hikayesinin olmadığı ve sağlık durumunun iyi olduğu ve bunu takiben polis sorgulaması sırasında öldüğüne işaret etmiştir. O ve bazı kişiler cesette birtakım kötü muamele izleri görmüştür. Soruşturma, başvuru sahibinin oğlunun doğal sebeplerden öldüğünü ispat edememiştir ve Türkiye'de hükümet görevlileri tarafından işkence ve kötü muamele fiillerinin yaygın ve sistematik olarak o tarihlerde uygulandığına dair deliller bulunmaktadır. Gözaltında işkenceyi ispat etmenin güçlükleri gözönünde tutularak, gerekli standart ispat şartına ulaşıldığı kabul edilmelidir.
Başvuru sahibi, Ayrıca, kendisinin acı ve ızdırap içinde olmasına rağmen, oğlunun ölümüyle ilgili olarak yetkililerin gönül rahatlığı içinde olmaları ve işkence iddiasıyla ilgili olarak yeterli ve etkili soruşturma yürütülmemesinden dolayı 3. maddenin ihlal edildiğini iddia etmiştir, (örneğin, Çakıcı v. Türkiye, (GC) no.23657/94, ECHR 1999-V, 98-99)
157. Hükümete göre ise, işkence iddiasını destekleyen kesin bir delil yoktur. Başvuru sahibi, oğlu gözaltındayken öldüğü gerçeğini ve Türkiye'deki işkence iddialarını içeren raporları kanıt olarak ileri sürmektedir. Vücuttaki kesik ve diğer izler otopsi sonucunda oluşmuştur. Eğer oğul Tanlı, elektrik şoku veya hortumla işkenceye tabi tutulsaydı, ilk ölüm incelemesinde bundan kalan izler doktorlarca görülüp rapor edilmiş olması gerekirdi. Oysa, araştırma sonucunda ölümün doğal sebeplerden olduğu neticesi çıkmıştır. Bu nedenle, araştırma noksanlığı iddiası doğru değildir.
158. Mahkeme, hükümetin sağlıklı olarak gözaltına alınan Mahmut Tanlı'nın ölümüne ikna edici bir açıklama getiremediğini gözlemlemektedir. Salman v. Türkiye davasının aksine işkence tekniklerinin uygulanarak cesette oluşan yara ve izlerin herhangi bir tespiti yoktur. Başvuru sahibinin ve diğer şahitlerin cesette çürükler gördüklerini ifade etmelerine rağmen, bunun ölüm sonrası değişiklik değil de darbeye dayalı yara olduğunu gösteren tıbbi bir delil bulunmamaktadır. Başvuru sahibince bulunan adli tıp uzmanı da defnedilmeden önce çekilmiş olan fotoğraflardan herhangi bir sonuca yanlamayacağını ifade etmiştir. Bu yüzden izah edilemeyen ölüm sebebi dışında işkence yapıldığını destekleyen herhangi bir delil bulunmamaktadır.
159. Bu şartlar altında, Mahkeme, 2. maddeyle ilgili vardığı neticeyi dikkate almakta, başvuru sahibince işkence ve kötü muameleyle ilgili ileri sürülen öngörülere katılmayı uygun bulmamaktadır. Başarısız otopsinin kötü muameleyi gösteren kesin delillerin aydınlatılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını engellemesi kapsamında, Mahkeme, şikayetin Sözleşmenin 13. maddesi kapsamında ele alınması gerektiğini düşünmektedir ( Bkz. İlhan v. Türkiye, [GC], no.22277/93, ECHR 2000-VII, 89-93). Başvuru sahibinin olayların kendisi üzerinde oluşturduğu etkiye ilişkin olarak, Mahkemenin, başvuru sahibinin oğlunun ölümüyle çok derin acı çektiği noktasında bir şüphesi bulunmamaktadır. Başvuru sahibinin kaybolmalar konusuyla ilgili olarak işaret ettiği içtihat hukuku kapsamında Mahkeme 3. maddenin ihlalini bulamamıştır.
160. Mahkeme netice olarak Sözleşmenin 3. maddesinin ihlalini tespit edememiştir.
V. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
161. Başvuru sahibi oğlunun gözaltında tutulma şartlarıyla ilgili olarak 5. Maddenin de ihlal edildiğini iddia etmektedir. 5. madde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
1. Herkesin hürriyete ve güvenliğe hakkı vardır.Aşağıda zikredilen haller ve kanuni usuller dışında hiç kimse hürriyetten mahrum edilemez.
a) Salahiyetli bir mahkeme tarafından mahkumiyeti üzerinde usulü dairesinde hapsedilmesi;
b) Bir mahkeme tarafından kanuna uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı yahut kanunun koyduğu bir mükellefiyetin yerine getirilmesini sağlamak üzere yakalanması veya tevkifi;
c) Bir suç işlediği şüphesi altında olan yahut suç işlemesine veya suçu işledikten sonra kaçmasına mani olmak zarureti inancını doğuran makul sebeplerin mevcudiyeti dolayısı ile yetkili adli makam önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve hapsi;...
2. Yakalama veya tevkif olunan bir ferde, yakalanmasını veya tevkifini icap ettiren sebepler ve kendisine karşı vaki bütün isnatlar en kısa bir zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. İşbu maddenin 1/c fıkrasında derpiş edilen şartlara göre yakalananın veya tevkif edilen herkesin hemen bir hakim veya adli görevi yapmağa kanunen mezun kılınmış diğer bir memur huzuruna çıkarılması lazım ve makul bir süre içinde muhakeme edilmeye yahut adli takibat sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverme ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir..
4. Yakalanması veya tevkif sebebiyle hürriyetten mahrum bırakılan her şahıs hürriyeti tahdidin kanuna uygunluğu hakkında kısa bir zamanda karar vermesi ve keyfiyet kanuna aykırı görüldüğü takdirde tahliyesini emretmesi için bir mahkemeye itiraz eylemek hakkını haizdir.
5. İşbu maddenin hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tevkif muamelesinin mağduru olan her şahsın tazminat istemeğe hakkı vardır."
162. Başvuru sahibi oğlunun yakalanmasının hukuka uygun olarak gerçekleştirilmediğini ve yakalamanın 5. maddede müsaade edilen hukuki gerekçelerden yoksun olduğunu iddia etmektedir. Hükümetin Mahmut Tanlı'nın yakalanmasıyla ilgili olarak yeterli belge hazırlayıp, üretme ve iddialarını bu belgelere dayandırmadaki başarısızlığı kanunilik ilkesinin ihlalidir. Bir suça karıştığına dair ortada makul ve objektif bir şüphe yoktur ve Ahmet Akkuş'un delili kendisinin körü körüne bir belgeyi imzalamasına ikna edilerek temin edilmiştir. Ölü PKK teröristleri üzerinde bir liste bulunması da güvenilir bir şüphe sebebi değildir. Oğluna yakalanma sebebi bildirilmediği için 5. maddenin 2. fıkrası ihlal edilmiştir. Hükümet 27 Haziran 1994'de yakalanma sebebini bildirdiğine dair bir delili ortaya koyamamıştır. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının gerekli kıldığı hakim ya da ilgili yetkililerin huzuruna çıkartılmamıştır.
Gözaltındayken oğluna bir avukat temin edilmediği ve kendisinin oğluyla görüşmesi engellendiği için 5. maddenin yine ihlal edildiğini iddia etmektedir. Buna ilaveten oğlunun yeterli tıbbi yardım almasının engellendiği ve 5. maddenin 4. fıkrasına göre yakalanmasının kanuniliği iddiasına karşı koyabilmekten yoksundur. 5. maddenin 5. fıkrasında düzenlendiği gibi bir tazminat için tatbik edilebilir bir hak yoktur.
163. Hükümet ise, iddia edildiği gibi Tanlı'nın PKK ile ve terörist faaliyetlerle ilgili bağlantısına dair sorgulamak üzere Mahmut Tanlı'yı hürriyetinden yoksun bırakmada, güvenlik güçlerinin makul şüpheye sahip olduğunu iddia etmiştir. Hakkında bu kadar bilgi bulunan kişinin yakalanarak karakola götürülmesi normaldir. Bu şartlarda Sözleşmenin 5. maddesinin ihlali yoktur.
164. Mahkemenin içtihat hukuku, yetkililerin elinde keyfi yakalama ve tutuklamadan korunmaları için demokratik bir toplumda şahısların haklarını güvence altına almak maksadıyla 5. maddede düzenlenen garantilerin büyük önemine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda yalnızca ulusal hukukun müstakil ve usuli kurallarına uygun değil, aynı zamanda şahsı keyfi yakalama ve tutuklamadan korumaya yönelik 5. maddenin amacımda aynı şekilde gözetmesi gerekmektedir. 5. madde, keyfi yakalama ve tutuklama riskini azaltmak için özgürlük kısıtlaması işlemini bağımsız yargısal inceleme denetimine tabi tutan müstakil haklar ortaya koyarak yetkililerin yaptıkları işlemden dolayı sorumluluğunu temin etmektedir.
165. Mevcut olayda Mahkeme, Mahmut Tanlı'nın 27 Haziran 1994'de jandarma tarafından gözaltına alınmış ve aynı akşam polise teslim edildiğini dikkate almıştır. Tanlı; yaklaşık 24 saat sonra 28 Haziran 1994'de ölmüştür. Polislerin ifadeleri ve jandarmadan alınan belgeler göstermektedir ki, Mahmut Tanlı'nın PKK'lı olduğu 7 Şubat 1994 tarihli Ahmet Akkuş'un ifadesinde ve 13 Mayıs 1994'de bir çatışmadan sonra jandarma tarafından ölü bir teröristin üzerindeki bir listede ismi görülmüştür. Ahmet Akkuş'un Mahkeme Heyeti'ne ne imzaladığını ve Mahmut Tanlı'nın PKK ile ilgisi olup olmadığını bilmediğini söylemesine rağmen, verdiği ifadelerin hangisinin gerçeği yansıttığı hususu anlaşılamamıştır. Mahkeme huzurundaki ifadesi temize çıkarma niyetiyle yapılmış olabilir. Aynı zamanda, bu davada PKK destekçilerinin listesine ait kaydı, uydurma bir belge olarak reddetmeyi mümkün kılacak bir bulgu yoktur. Mahkeme, güvenlik güçlerinin Mahmut Tanlı'nın suç işlediğine dair makul bir şüphe olmadan hareket ettikleri kanaatinde değildir. Yakalama kayıtlarının düzgün bir şekilde belgelendirilmediği gerekçesiyle kanunilik ilkesinin çiğnendiği iddiasına da katılmamaktadır. Gözaltı kayıtlarının kontrolü için başvuru sahibi tarafından hiçbir talepte bulunulmamıştır. Mahmut Tanlı'nın ne zaman ve nerede gözaltına alındığıyla ilgili olarak olaylara dayalı bir problem ortaya çıkmamaktadır.
166. 5. maddenin 2. fıkrasına yönelik ihlal iddialarıyla ilgili olarak Mahmut Tanlı'ya ölümünden önce neyle ilgili bilgi verilmiş olabilir bunu tespit etmek mümkün değildir. Yazılı bir delilin yokluğunda sebepler ortaya konduğunda onun yakalanma sebeplerini yeterli ve kesin bir şekilde anladığını veya anlayabilir olduğunu ya da bu sebeplerin yokluğunu çıkartmak mümkün değildir. 5. maddenin 3. fıkrasının ihlali iddiasına yönelik olarak Mahkeme Mahmut Tanlı'nın hakime veya veya tavzif edilmiş bir yetkiliye gösterilmeden 24-36 saat gözaltında tutulduğunu tespit etmiştir. Eğer ölmeseydi onun bir hakimin huzuruna çıkartılacağı yolunda bir gösterge olmadığı bir gerçektir. O zamandaki Türk hukukuna göre bir şüpheli 30 gün gözaltında tutulabilmektedir. Ancak 5. maddenin 3. fıkrasına ihlale yönelik olabilecek bir faraziyeye dair gözaltı süresinin uzatılması için herhangi bir talepte bulunulmamıştır. 5. maddenin diğer şartlarının ihlallerinin kurulmasının yokluğunda 5. maddenin 5. bendinin dikkate alınması mümkün değildir.
167. Mahkeme bu davada Sözleşmenin 5. maddesinin ihlaline rastlamamıştır.
VI. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
168. Başvuru sahibi, etkili bir makama müracaat hakkının engellendiğini ileri sürerek 13. Maddenin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu maddeye göre,
"İşbu sözleşmede tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen her şahıs ihlal fiili resmi vazifelerini ifa eden kimseler tarafından bu vazifelerin ifası sırasında yapılmış da olsa, milli bir makama fiilen müracaat hakkına sahiptir."
169. Başvuru sahibi, oğlunun ölümünün ve işkence iddiasının devlet tarafından doğru düzgün bir şekilde incelenmesi için üzerine düşen ve mümkün olan her makul adımı attığını ileri sürmüştür. Ancak, bu taleplerine, yetkililerin, cevapları yetersizdir. Başvuru sahibi, 2. maddenin prosedür yönüyle ilgili yapmış olduğu sunumunu tekrarlar. Başvuru sahibi, etkili başvuru mekanizmasının işletilmemesi konusunda devletin yetkilileri korur tarzda resmi tolerans göstermesi 13. maddenin ihlalini daha da ağırlaştırmakta olup, bu olay, Sözleşmenin organlarının Türkiye ile ilgili daha önceki kararlarını da hatırlatarak, Türkiye'de 13. maddenin ihlalinin pratikte kural haline geldiğini iddia etmektedir.
170. Hükümet, gerekli bütün soruşturmaların titizlikle yapıldığını tekrar eder. Elde edilen deliller başvuru sahibinin iddialarını desteklememektedir. Savcı, iddiaların araştırılmasında gerektiği şekilde hareket etmiştir. Eğer istiyor idiyse, başvuru sahibi ilave bir incelemeyi savcıdan talep edebilirdi.
171. Mahkemeye göre, Sözleşmenin 13. maddesi, Sözleşmedeki haklar iç hukukta ne şekilde korunuyor olursa olsun. Sözleşmede korunan bir hakkın ihlali halinde iç hukukta bir çözüm yolu bulunmasını garanti etmektedir. Taraf devletlere bu madde alandaki Sözleşme yükümlülüklerini uygun olan gerekli çözüm yollarını belirleme noktasında takdir hakkı tanınmış olmasına rağmen, m. 13, iç hukukun, Sözleşme dahilinde "tartışılabilir bir şikayetin" esasıyla ilgilenmek ve uygun bir düzeltme/çözüm temin etmek için bir düzenleme içermesini gerekli kılmaktadır. m. 13 altındaki yükümlülüğün esası, Sözleşme dahilinde başvuru sahibinin şikayetinin niteliğine bağlı olarak ta değişebilmektedir. Bununla birlikte 13. maddede gerekliliği belirtilen iç hukuk çözüm/başvuru yolu, hukuken olduğu kadar tatbikatta da etkili olmalı, çözüm/başvuru yolunun, özellikle hakkında dava açılan devletin yetkililerinin ihmalleri veya fiilleriyle, gerekçesiz bir şekilde işlerliğine engel olunmamış olunmalıdır (Bkz., bahsi geçen Çakıcı kararı).
Yaşama hakkını korumanın temel önemi gözönüne alındığında, 13. m., gerektiğinde tazminatın ödenmesine ilaveten, şikayetçinin araştırma prosedürüne etkili bir şekilde katılabilmesi de dahil, yaşama hakkından yoksun bırakılmadan sorumlu olan yetkililerin belirlenmesi ve cezalandırılması için etkili soruşturmanın yürütülmesini gerekli kılmaktadır (Bkz. Kaya kararı, s.330-331, 107).
172. Mevcut davada gösterilen deliller muvacehesinde, Mahkeme, başvuru sahibinin oğlunun gözaltında ölümünden Sözleşmenin 2. maddesi gereğince Hükümeti sorumlu bulmuştur. Bu yüzden, başvuru sahibinin bu husustaki şikayeti 13. maddenin amaçlan dahilinde "tartışılabilir" nitelik taşımaktadır.( Bkz. Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık kararı, 27 Nisan 1988, Seri A. No.131, s.2352 ve Kaya ve Yasa kararı, 107 ve s.2442, 113).
173. Bu durumda, yetkililer Mahmut Tanlı'nın ölümünün şartlarıyla ilgili olarak etkili bir araştırma yürütmek zorunluluğu altındaydılar. Mahkeme, ölüm sonrası yürütülen araştırmanın yetersizliği ile ilgili bulgularına yeniden işaret eder. Bir yıl sonra yapılan ikinci inceleme birinci araştırmadaki kusurları giderememiştir. İç makamların araştırması, gözaltındaki ölümü açıklayamadığı için üç emniyet görevlisine karşı açılmış bulunan cezai takibatın etkisini baltalanmıştır. m. 2 dahilinde araştırma yükümlülüğünden daha geniş gerekleri olan m. 13 kapsamında etkili bir soruşturma yapılmadığı düşünülmektedir (Bkz. Kaya kararı, s.330-331, 107). Bu yüzden. Mahkeme, olayda başvuru sahibinin oğlunun ölümüyle ilgili olarak, tazminat talebi dahil, etkili bir iç hukuk yoluna ve kullanılabilecek diğer uygun etkili bir çözüm yoluna ulaşmasının engellendiğini tespit etmiştir. Bu durumda, Mahkeme, 13. madde ihlalinin Türkiye'de pratikte bir kural olduğuna dair başvuru sahibinin iddiaları ilgili ilave değerlendirmeler yapmayı uygun görmemektedir.
174. Netice olarak 13. maddenin ihlali vardır.
VII. SÖZLEŞMENİN 14. VE 18. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
175. Başvuru sahibi, oğlunun gözaltındayken ölümünü yetkililerin, kurt kökenli vatandaşlara yönelik Sözleşmenin 14 ve 18. maddesine aykırı olarak ayrımcı bir politikası neticesi olduğunu iddia etmektedir. 14.maddeye göre:
"İşbu Sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerden istifade keyfiyeti, bilhassa cins, ırk, renk, dil, din, siyasi ve diğer kanaatler, milli veya sosyal menşe, milli bir azınlığa mensuptuk, servet, doğum veya herhangi bir durum üzerine müesses hiçbir tefrike tabi olmaksızın sağlanmalıdır."
18.maddeye göre:
"Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince mezkur hak ve hürriyetlere yapılan takyitler ancak derpiş edildikleri gaye için tatbik edilebilir."
176. Başvuru sahibi, Ayrıca, Türkiye'nin güneydoğusundaki Kürt kökenlilere uygulanan sistematik ve hukuk dışı muamelelerin BM organları ve diğer hükümetle bağlantılı olmayan kuruluşların delilerin esasına dayanarak 2, 3, 5, 13 ve 18. maddelerle birlikte 14. maddenin de ihlal edildiğini gösteren durumlar olduğunu ileri sürer. Buna ilaveten, oğlunun gözaltına alınmasıyla ilgili kayıtların yeterli bir şekilde muhafaza etmedeki başarısızlık ve ölüm olayını yeterli bir şekilde soruşturmadaki noksanlıkla, yetkililer, şüphelileri gözaltındayken koruma altına alan iç hukuktaki mekanizmaları altüst etmişlerdir. Sistematik ve yaygın yapılan ihlallere son vermek için etkili adımların atılmamış olması Sözleşmenin 18. maddesinin ihlali sonucunu doğurmuştur.
177. Ancak bu davada ortaya konulan gerçekleri ve delilleri dikkate alan Mahkeme başvuru sahibinin oğlunun etnik kökeni nedeniyle ayrımcı politikanın kasti hedefi olarak ya da Sözleşmenin amaçlarına aykırı sınırlamaların mağduru olduğu iddialarına katılmamaktadır. Buna göre bu konuda Sözleşmenin ihlali yoktur.
VIII. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
178. Sözleşmenin 41. Maddesine göre:
"Mahkeme işbu sözleşme veya protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili yüksek taraf devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, mahkeme gerektiği takdirde hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Maddi Tazminat
179. Başvuru sahibi, oğlu Mahmut Tanlı'nın evli ve 5 yaşında bir kızı olduğunu beyan etmiştir. Tanlı, ölümünden bir buçuk yıl önce özel şoför olarak çalışmıştır. Yılın 5-6 ayında çalıştıktan sonra geri kalan zamanda geri dönerek ailesiyle birlikte yaşıyordur. Yıllık ortalama 1,625,000,000 TL geliri vardır. Yaşını ve Türkiye'deki ortalama Ömür süresini dikkate alarak, maddi kayıp hayat sigortası tabloları hesabına göre 38,754.77 İngiliz Sterlinidir.
180. Hükümet, herhangi bir ihlalin ispatını reddetmektedir ve Mahmut Tanlı'nın kasti olarak öldürüldüğünü ikna edici bir delil bulunmadığını iddia etmektedir. Tazminata hükmetmek için bir temel yoktur. Her halükarda iddia edilen miktar çok aşırıdır.
181. Başvuru sahibinin kazanç kaybı iddiası dikkate alınırsa, Mahkemenin içtihat hukukuna göre başvuru sahibinin iddia ettiği zararla sözleşmenin ihlali arasında nedensellik bağı -ki bu olayda kazanç kaybına yönelik talebi de- kurulabilmektedir ( Bkz. Barbera, Messague and Jabardo v. İspanya kararı 13 Haziran 1994, 50. M Seri A no.285-C, s.57-58, 16-20; Çakıcı-Türkiye kararı, agk, 127).
182. Başvuru sahibinin maddi kayıplarının tam olarak tazmin edilebilmesine yönelik miktarın kesin hesabına, ihlalden doğan zararın kesin olmayan karakteri mani olmaktadır (Young, James and Webster v. Birleşik Krallık kararı (önceki 50. M.) 18 Ekim 1982, Seri A. No.55, s.7, 11). Zaman aralığı büyüdükçe ihlal ile zarar arasındaki bağlantı daha çok belirsiz hale gelmesine rağmen, geleceğe ait kayıpların değerlendirilmesinde çok geniş miktardaki ölçülemeyen faktörlere bakmayarak yine de bir miktara hükmedilebilir. Bu gibi davalarda karar verilmesi gerekli olan sorun başvuru sahibinin giderilmesi gerekli olan geçmişe ve geleceğe yönelik maddi kayıpların hesabında hakkaniyet ilkesi gözönüne alınarak Mahkemenin takdirine göre tatmin edici bir miktara hükmedilmesi gerekli olan bir durumdur (Sunday Times v. Birleşik Krallık kararı (önceki 50. M.) 6 Kasım 1989, seri A. No.38, s.9, 15; Lustig-Prean and Beckett v. Birleşik Krallık, Başvuru No.31417/96 ve 32377/96 [3. Bölüm][25-7-00], AİHK 2000, 22-23).
183. Mahkeme, Mahmut Tanlı'nın ölümünde Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalinden yetkilileri sorumlu bulmuştur. Bu şartlar altında 2. maddenin ihlali ile maddi desteğini sağladığı eşi ve çocuğunun kayıpları arasında nedensellik ilişkisi mevcuttur. Mahkeme, hükümetin başvuru sahibinin iddia ettiği miktarı aşırı bulduğu için katılmadığım tespit etmiştir. Mahmut Tanlı'nın ölümünden kaynaklanan gelir kaybının hayat sigortası tablolarındaki esaslara göre detaylı olarak başvuru sahibince sunulmasından dolayı, Mahkeme, 38,754.77 İngiliz Sterlini miktara, ödeme zamanındaki kur dikkate alınmak suretiyle TL'na çevrilerek Mahmut Tanlı'nın eşi ve çocuğuna ödenmesine hükmetmiştir.
B. Manevi Tazminat
184. Başvuru sahibi, iddia edilen ihlallerin sayısı ve ciddiyeti dikkate alınarak oğlunun dul eşi ve kızına 30,000 kendisine de 10,000 İngiliz Sterlini manevi tazminat olarak ödenmesini talep eder.
185. Hükümet iddia edilen miktarın aşırı olduğunu ve sebepsiz zenginleşmeden kaçınılması gerektiğini düşünmektedir.
186. Mahkeme, başvuru sahibinin oğlunun gözaltında ölümünden yetkilileri sorumlu bulduğunu yeniden hatırlatır. 2. maddenin ihlaline ilaveten yetkililerin etkili bir soruşturma yürütemediğim ve iç hukukta yetkili makama ulaşılamama, usule ait yükümlülüklere aykırı olarak Sözleşmenin 2. ve 13. maddesi ihlal edilmiştir. Bu şartlar altında ve karşılaştırılabilecek davalardaki miktarlar gözönüne alınarak, Mahkeme hakkaniyet esaslarını gözönüne alarak başvuru sahibi için 10,000 İngiliz Sterlini manevi tazminata, oğlunun dul eşi ve fazı için 20,000 İngiliz Sterlini manevi tazminata, ödeme zamanındaki kur karşılığı olarak TL'na çevrilmesine hükmetti.
C. Ücretler ve Masraflar
187. Başvuru sahibi mahkeme giderleri ve masraflar için 14,627 İngiliz Sterlini'nin, kendi temsilcisinin Birleşik Krallıktaki banka hesabına ödenmesini talep etti. Bu miktar, 1,560 sterlin tercüme masrafı, 375 sterlin idari masraflar, saati 100 Sterlinden 42 saatlik çalışma ücreti başvuru sahibinin avukat ücreti ve 4,867 sterlin Türkiye'deki avukatların masraflarını içermektedir.
188. Hükümet miktarın hayali ve aşırı olduğunu iddia eder. Özellikle, Türkiye'deki hukuki ücretler dikkate alındığında saat ücretinin konuyla alakası olmadığını, idari masrafların da yeterli şekilde belgelendirilmediğini iddia eder. Başvuruyla ilgili rolü hayali olan Londra'daki Kürt İnsan Hakları Proje grubuna (KHRP)'ye belli bir miktar ödenmesi konusunda da karşı görüş belirtir. Tercüme masrafları da abartılıdır.
189. Mahkeme başvuru sahibinin avukatı Mr. P. Leach'in, KHRP için çalışan bir avukat olduğunu not eder. Başvuru sahibinin iddia ettiği detayları dikkate alarak yaptığı hakkaniyete uygun değerlendirmeye göre, başvuru sahibine 12,000 İngiliz Sterlini miktarı KDV de ilave edilmek suretiyle Birleşik Krallıktaki banka hesabına yatırılmasına hükmetti.
D. Gecikme Faizi
190. Mahkemenin elde ettiği bilgilere göre, halihazırdaki karar sırasında Birleşik Krallıktaki faiz oranı yıllık yüzde 7.5'tur.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME
1. Hükümetin ilk itirazının oybirliğiyle reddine,
2. Bire karşı altı oyla Hükümeti Mahmut Tanlı'nın ölümünde Sözleşmenin 2. maddesini ihlaline,
3. Devlet yetkililerinin Mahmut Tanlı'nın ölümünün hangi şartlarda gerçekleştiğini araştırmak üzere etkili bir soruşturma yürütmediğinden oybirliğiyle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlaline,
4. Oybirliğiyle Sözleşmenin 3. maddesinin ihlalinin olmadığına,
5. Oybirliğiyle Sözleşmenin 5. maddesinin ihlalinin olmadığına,
6. Bire karşı altı oyla Sözleşmenin 13. maddesinin ihlaline,
7. Oybirliğiyle Sözleşmenin 14. ya da 18. maddesinin ihlalinin olmadığına,
8. Bire karşı altı oyla davalı devletin başvuru sahibine Sözleşmenin m. 44 f. 2 gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde aşağıdaki miktarları ödeme sırasında TL'na çevirerek ödemesine:
a) Maddi tazminat olarak 38,754 sterlin 77 pençe başvuru sahibine oğlunun dul eşi ve kızına verilmek üzere
b) Manevi tazminat olarak
i) 20,000 sterlin başvuru sahibine oğlunun dul eşi ve çocuğu için,
ii) 10,000 sterlin başvuru sahibinin kendisine;
9. Davalı devleti oybirliğiyle başvuru sahibine üç ay içinde belirttiği banka hesabına 12,000 sterlin KDV'de ilave edilmek suretiyle masraflar ve ücretler olmak üzere ödemesine;
10. ödemenin üç aydan sonra yapılması halinde yıllık yüzde 7.5 faiz uygulanmasına;
11. Oybirliğiyle başvuru sahibinin adil karşılık bakımından diğer taleplerinin reddine karar verir.
YARGIÇ GÖLCÜKLÜ'NÜN KISMİ KARŞI OYU
Aşağıdaki nedenlerle 2, 6 ve 8-a'daki çoğunluk görüşüne katılmam mümkün değildir.
1. Bu davada Mahkemenin de haklı olarak bulduğu gibi Sözleşmenin ışığında incelenmesi ve karar verilmesi gerekli olan tek bir maddi gerçek vardır, hükümet, Uluyol Polis Karakolunda Mahmut Tanlı'nın gözaltındayken ölümünün nasıl meydana geldiğini açıklayamamasıdır. Bu gerçekten yola çıkarak, Mahkeme, hükümetin ölüm olayından sorumluğuna ve dolayısıyla 2. maddenin ihlaline hükmetmektedir.
2. Bu sonuca yönelik gerekçe şöyle özetlenebilir: Hükümetin Mahmut Tanlı'nın kalp krizinden öldüğüyle ilgili olarak mahkemeyi ikna etmek için yaptığı sunum, ölümünün araştırılmasında etkili ve yeterli bir araştırma yapıldığını ortaya koymamaktadır.
3. Bana göre, mahkemenin 2. madde ile 13. maddenin ihlali ile ilgili olarak tek maddi gerçekten çıkarttığı sonuçlar ceza hukukunda bir fiille kanunun muhtelif ahkamını ihlal konusunu çağrışım yaptıran aynı olan bir amacın değişik veçheleridir.
4. Sanki etkili bir soruşturmanın eksikliği nedeniyle şahıs ölmüş gibi mantığın kabul etmediği olumsuz bir gerçekten (düzgün bir soruşturma yürütülmüş olmasının eksikliğinden) hareket eden Mahkeme olumlu bir neticeye varmıştır. Sebep sonuç arasında nedensellik bağı yoktur.
5. Buna ilaveten Mahkeme ikna edici delil istediği için 3. maddenin ihlalini (mahkeme kararındaki 4. nokta) bulamamıştır. Konuyla ilgili mahkemenin gözlemleri aşağıdaki şekilde belirtilmiştir:
"Mahkeme gözaltına alınırken sağlığı yerinde olan Mahmut Tanlı'nın gözaltındayken ölümüne hükümetin ikna edici bir açıklama yapamamış olduğunu gözlemlemiştir. Salman v. Türkiye davasının aksine cesette işkence tekniklerinin uygulandığını gösteren hiçbir yara ya da iz kaydedilmemiştir. Başvuru sahibi ve diğer şahitler cesette çürümeler görmüş olsa da bunların ölüm sonrası değişikliklerden ziyade darbeye dayalı yaralanmalar olduğunu gösteren hiçbir tıbbi esas yoktur. Başvuru sahibinin talimatıyla inceleme yapan adli tıp uzmanı definden önce çekilen fotoğraflardan herhangi bir sonuç çıkaramamıştır. Bu nedenle açıklanamayan ölüm sebebi dışında işkence yapıldığını destekleyen herhangi bir delil yoktur.
Mahkeme şunları ilave eder:
"Bu şartlar altında, ..., Mahkeme, başvuru sahibince işkence ve kötü muameleyle ilgili olarak ileri sürülen öngörülere varılmasını uygun bulmamaktadır. Başarısız otopsinin kötü muameleyi gösteren kesin delillerin aydınlatılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını engellemesi kapsamında, Mahkeme, şikayetin Sözleşmenin 13. maddesi kapsamında ele alınması gerektiğini düşünmektedir ( Bkz. İlhan v. Türkiye, [GC], no.22277/93, ECHR 2000-VII, 89-93). Başvuru sahibinin olayların kendisi üzerinde oluşturduğu etkiye ilişkin olarak, Mahkemenin, başvuru sahibinin oğlunun ölümüyle çok derin acı çektiği noktasında bir şüphesi bulunmamaktadır. Başvuru sahibinin kaybolmalar konusuyla ilgili olarak işaret ettiği içtihat hukuku kapsamında Mahkeme 3. maddenin ihlalini bulamamıştır."
Bir tarafta Mahmut Tanlı'ya kötü muamele yapıldığını ve bunun neticesinde öldüğünü tespit edemezken; Hükümeti 2. maddenin ihlali ve ölümden sorumlu tutmak bir çelişki değil midir? Buna ilaveten Mahkeme kararında çoğunluk, açıkça bu davada ortaya çıkan sorunun 2. maddenin usule ilişkin hususuna yönelik olduğunu ve 13. madde kapsamında esas alınması gerektiğini açıklamaktadır.
6. Netice olarak 2. maddenin temel esaslarına yönelik başkaca bir sorun da ortaya çıkmamaktadır.
Ben, bu maddenin usule ilişkin ihlali olsa da, yetersiz soruşturma yürütülmüş olmasını 2. maddenin esaslarına yönelik bir ihlal olarak görmüyorum.
7. 2. Maddenin ihlalinin söz konusu olduğu bir durumda 13. maddenin ihlalinin gündeme gelmemesi gerekir. Çünkü, 2. maddenin ihlali hususu, bir olay sonrası etkili bir iç hukuk yoluna başvuru ve tatmin edici bir soruşturma yürütülmemesi da kapsamaktadır.
Bu konuyla ilgili daha fazla detay için 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi v. Türkiye kararındaki aykırı görüşüme atıf yapıyorum (Reports of Judgements and Decisions 1998-IV) 10 Ekim 2000 tarihli Akkoç v.Türkiye kararı ve 14 Ekim 2000 tarihli Tas-Türkiye kararı.
8.Başvuru sahibinin maddi zararı için tazminata yönelik olarak, mahkemenin böyle bir zararı hesaplamasını temin edecek bir delil yoktur ve mahkemenin hayat sigortası tablolarını esas alarak yaptığı hesaplama spekülatiftir.
Buna ilave olarak, 2. maddenin usul hususundaki bir ihlalinden dolayı başvuru sahibinin oğlunun maddi kayıplarının ödenmesi doğru değildir.
Full & Egal Universal Law Academy