(AİHS m. 3, 6, 41) (765 S. K. m. 125) (2845 S. K. m. 20) (1412 S. K. m. 216, 247) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (ALGÜR - TÜRKİYE DAVASI) (BÜYÜKDAĞ - TÜRKİYE DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (ÇIRAKLAR - TÜRKİYE DAVASI) (COLOZZA - İTALYA DAVASI) (KOSTOVSKI - HOLLANDA DAVASI)
Başvuru No: 28490/95
Bu davada Hulki Güneş'in Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 1992 yılında bir askerin ölümü, iki askerin ise yaralanması ile sonuçlanan silahlı bir saldın ile 1991 yılında gerçeklesen başka bir silahlı saldırıya katıldığı iddiasıyla Devlet Güvenlik Mahkemesinde dava açılmıştır. Hulki Güneş silahlı çatışmadan sonra alınan bir ihbar üzerine çatışmanın yaşandığı yere yakın bir köyde bir köylünün evinde bir yatağın altında ele geçirilmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, Güneş'in jandarmadaki sorgusu sırasında verdiği ifadeye, olay yeri tespit tutanağına, dava açılmadan önce düzenlenen yüzleştirme tutanağına ve iki jandarmanın istinabe yolu ile alınan ifadelerine dayanarak bu kişiyi Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca cezalandırmıştır.
Hulki Güneş göz altında iken işkence gördüğü ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı ve bu nedenle Sözleşmenin 3. ve 6. maddelerinin ihlal edildiği iddialarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuru sahibi hakkında, göz altında iken verilen doktor raporlarından, daha sonraki tarihlerde başvuru sahibinin başvurduğu Ankara Hastanesinin kayıtlarından ve kendisine kötü muamelede bulunulduğu halde bu konunun derinlemesine araştırılmamış olmasından yola çıkarak başvuru sahibinin İnsanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye tabi tutulduğuna karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, diğer bir çok kararda olduğu gibi, Devlet Güvenlik Mahkemesinde sivil hakimlerin yanında askeri hakimlerin de görev yapması ve askeri hakimlerin askeri hiyerarşik yapı içerisinde yer alması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığına karar vermiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi toplanan kanıtların değerlendirmesinin en başta ulusal makamlara düştüğünü kabul etmesine karşın, yargılama sırasında mahkumiyete esas olan kanıtlar arasında bulunan jandarma ifadelerinin sanığın yokluğunda istinabe yolu ile alınmasını savunmanın haklarının kısılması olarak görmüş ve başvuru sahibinin adil yargılanmadığına karar vermiştir.
Mahkeme sonuçta başvuru sahibinin maddi ve manevi zararının tazmini için belli bir miktarın tazminat olarak ödenmesini öngörmüş, ayrıca mahkeme giderlerinin de başvuru sahibine ödenmesini kararlaştırmıştır.
Mahkeme yapmış olduğu değerlendirmeler neticesinde oybirliği ile;
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığının bulunmaması nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuru sahibinin suçlandığı tanık ifadelerini sorgulayamaması ve sorgulatamaması nedeniyle Sözleşmenin 6/1. ve 3d maddelerinin ihlal edildiğine;
4.
a) Bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde başvuru sahibine;
i. Tüm zararlar için karışık olarak 25.000 Euro ödenmesine;
ii. Mahkeme giderleri ve masraflar için 3.500 Euro ödenmesine;
b) Bu miktarlara gecikme faizi uygulanmasına;
5. Bunların dışında kalan diğer adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Assenov ve Diğerleri v. Bulgaristan,28 Ekim 1998
2. Selmouni v. Fransa, no 25803/94
3. Klaas v. Almanya, 22 Eylül 1993
4. Labita v. İtalya, no 26772/95
5. Algür v. Türkiye, no 32574/96, 22 Ekim 2002,
6. Altay v. Türkiye, no 22279/93, § 54, 22 Mayıs 2001
7. Dikme v. Türkiye, no 20869/92, 11 Temmuz 2000,
8. Büyükdağ v. Türkiye, no 28340/95, 21 Aralık 2000
9. İncal v. Türkiye 9 Haziran 1998
10. Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998
11. Edwards v. Birleşik Krallık, 6 Aralık 1992
12. Isgro v. İtalya 19 Şubat 1991
13. Lucâ v. İtalya, 21 Şubat 2001
14. Colozza v. İtalya, 12 Şubat 1985
15. Kostovski v. Hollanda, 20 Kasım 1989
PROSEDÜR
1 - 2. Bu davanın kökeninde Hulki Güneş tarafından Türkiye'ye karşı 15 Mayıs 1995 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna açılan dava bulunmaktadır. Başvuru sahibi Diyarbakır'da avukatlık yapan Sayın M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir. Hükümet ise Mahkemedeki işlemler için bir temsilci atamamıştır.
3 - 4. Dava, davalı Devletin Sözleşmenin 3. ve 6/1-3d. maddelerinin gereklerine uyup uymadığını tespit etmeye yöneliktir. Dava 11 Numaralı Protokolün yürürlüğe girmesiyle l Kasım 1998 tarihinde Mahkemeye gönderilmiştir.
5 - 8. Dava Mahkemenin 3. Dairesine verilmiş ve Mahkeme 9 Ekim 2001 tarihli kararı ile davayı kabul edilebilir bulmuştur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
9. 1964 doğumlu Türk vatandaşı olan başvuru sahibi Diyarbakır cezaevinde ömür boyu hapis cezası çekmektedir.
A. Başvuru sahibinin tutuklanması ve gözaltında iken verilen sağlık raporları
10. 19 Haziran 1992 tarihinde başvuru sahibi Muş'un Varto ilçesinin Çayçatı köyünde güvenlik güçleri tarafından ele geçirilmiştir. Aynı gün aşağıdaki tutanak düzenlenmiştir.
"Alınan bir ihbar üzerine jandarmalarla silahlı bir çatışmaya katılan (katıldığından şüphelenilen) H. Güneş jandarmaların 19 Haziran 1992 tarihinde gerçekleştirdiği bir operasyon sırasında N.Ö.'nün evinde saklanırken silahsız olarak ele geçirilmiştir".
11. Aynı gün jandarmanın düzenlediği başka bir tutanakta başvuru sahibinin 14 Haziran 1992 tarihinde bir jandarmanın hayatını kaybettiği, ikisinin ise yaralandığı silahlı bir saldırıya katılmış olduğu belirtilmiştir.
12. 19 Haziran 1999 tarihinde başvuru sahibi muayene edilmiş ve muayene raporunda başında 1 cm çapında bir yara, göğsünde 2 cm bir yara, sırtında 2x5 cm büyüklüğünde bir yara ve ayrıca değişik boyutlarda yüzeysel yaralar bulunduğu belirtilmiştir. Muayene eden doktor bir günlük iş kaybı olduğunu ve yaraların üç gün içinde iyileşeceğini yazmıştır.
13. 29 Haziran 1992 tarihinde başvuru sahibi ile 14 Haziran 19992 tarihindeki operasyona katılan jandarmalar yüzleştirilmiştir. Bu jandarmalardan üçü başvuru sahibini teşhis etmiştir. Ancak tutanak başvuru sahibi tarafından imzalanmamıştır.
14. Belli olmayan başka bir gün başvuru sahibi sorgulanmak üzere Muş Jandarma Komutanlığına götürülmüştür. Bununla birlikte, tarafların onaya koyduğu belgeler sorgulamanın koşullarını belirlemek için yeterli olmamıştır.
15. 3 Temmuz 1992 tarihinde saat 14:30'da Muş Jandarma Komutanlığının talebi üzerine başvuru sahibi doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor, göğüs kemiği üzerinde kabuk bağlamış dikey bir yara, karın bölgesinde kabuk bağlamış yüzeysel yararlar tespit etmiş, ancak iş gücü kaybı belirtmemiştir.
16. Başvuru sahibi aynı gün saat 20:00'de Varto Jandarma Komutanlığına gönderilmiş ve sağlık ocağında muayeneye alınmıştır. Buradaki doktor da benzer bulgular tespit etmiştir.
17. 4 Temmuz 1992 tarihinde başvuru sahibi Varto Hastanesinde muayene edilmiş ve benzer bulgular burada da belirtilmiştir.
18. Yine aynı gün başvuru sahibi tutuklanmıştır. Başvuru sahibi kendisini tutuklayan hakime hiçbir silahlı çatışmaya katılmadığını beyan etmiştir. 29 Haziran 1992 tarihinde yüzleştirme yapılmadığını ve Muş Jandarma Komutanlığında tutulduğu sırada kendisine işkence yapıldığını söylemiştir.
19.7 Temmuz 1992 tarihinde de başvuru sahibi muayene edilmiş aynı bulgular tekrarlanmıştır.
B. İşkence İle İlgili İddialar Konusunda Ceza Soruşturması
1. Varto Cumhuriyet Savcılığı Tarafından Yürütülen Soruşturma
20. Davanın Hükümete tebliğini takiben 30 Nisan 1997 tarihinde başvuru sahibi tarafından ileri sürülen işkence iddiaları ile ilgili olarak Varto Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştır.
21. İlk soruşturma aşamasında başvuru sahibi aşağıdakileri söylemiştir:
"(.. .9 Çayçatı köyünde N.Ö. adlı kişinin evinde bir şantiyede çalışırken sabaha doğru saat 3 sıralarında ele geçirildim. (...) Jandarmada üç dört gün tutuldum. Jandarma komutanlığının altında bulunan bir yere konuldum ve bir albay, sivil giyimli Uç dört kişi ve altı çavuş ve erat tarafından dövüldüm. (...) Dövüldüğüm ve ıslatıldığım Jandarma Komutanlığında yerin altında üç veya dört gün kaldım.
(...) Sonunda başka bir yere götürüldüm. Buranın Muş Jandarma Komutanlığı olduğunu anladım. Burada gözlerim bağlı olarak kaldım, elektrik verildi ve dövüldüm (...)."
22. 24 Şubat 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı Varto Jandarma Komutanlığından başvuru sahibinin göz altında bulunduğu sırada sorgulanmak üzere Muş Jandarma Komutanlığına götürülüp götürülmediğini sormuştur.
23. Varto Jandarma Komutanlığı 5 Mart 1998 tarihli yazısında Varto Cumhuriyet Savcılığına Güneş'in göz altına iken sorgulanmak üzere Muş Jandarma Komutanlığına götürüldüğünü bildirmiştir. Bununla birlikte Varto Jandarma Komutanlığı ilgili kişinin göz altında tutulduğu periyot ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi vermemiştir.
24.25 Mart 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı Muş Jandarma Komutanlığından başvuru sahibini sorgulayan jandarmaların adlarının kendisine bildirilmesini istemiştir.
25. 27 Mart tarihinde Güneş, Savcı tarafından tekrar dinlenilmiştir. Başvuru sahibi göz altına alındıktan sonra götürüldüğü Muş Jandarma Komutanlığında işkence gördüğünü teyit etmiştir. Özellikle de daha sonra 1994 yılında Ankara Hastanesinde 6 ay tedavi görmesini gerektirecek şekilde sırtından dayak yediğini ifade etmiştir. 3 Temmuz 1992 tarihinde Jandarmada muayene edildiğini belirtmiştir.
26. Varto Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine Ankara Hastanesi l Nisan 1998 tarihinde kendilerinde bulunan belgeleri soruşturma dosyasına göndermiştir. Buradan Güneş'in sağlığı ile ilgili olarak 14 Kasım 1994 tarihinde hastaneye kayıt yapıldığı anlaşılmaktadır. Doktorlar ilgili kişinin sırt bölgesinde eklem kaynaşması (ankylose) teşhis etmişlerdir. Hastanın bir buçuk yıldan beri sürekli sırt ağasından şikayetçi olduğu belirtilmiştir.
27.18 Mayıs 1998 tarihinde başvuru sahibinin göz altına alınma işlemini gerçekleştiren Jandarmalardan birinin ifadesi başvuru sahibinin göz altına alınma sırasında yatağın altına gizlendiğini teyit etmektedir:
"Pusudan kaynaklanan stres nedeniyle onu yatağın altından çıkarmak için dövmüş olabiliriz. (Ayrıca), Onu oradan çıkarmanın başka yolu da mümkün değildi. Jandarma Komutanlığında onu dövmedik. Evin sakinlerinin onu teslim etmek istememeleri nedeniyle sadece evden çıkarmak için onu dövdük (...)"
28. 29 Mayıs 1998 tarihinde soruşturma komisyonu tarafından, göz altına alma olayına katılan başka bir jandarmanın ifadesi de alınmıştır. M.G. adlı bu jandarma kendisinin göz altında alınanları sorgulama görevinin bulunmadığını ifade etmiştir. Muş Jandarma Komutanlığında sorgu ile görevli olanların özel bir ekip ve H.Y. adlı bir jandarma çavuşunun bu ekipten olduğunu ifade etmiştir.
29 - 30.23 Haziran 1998 tarihinde başvuru sahibinin yakalanması operasyonuna katılan bir jandarma astsubayı dinlenilmiştir. Bu kişi de başvuru sahibinin sorgusunun Muş Jandarma Komutanlığında yapıldığını açıklamıştır.
1998 yılında belli olmayan bir tarihte N.Ö'nin (başvuru sahibinin göz altına alındığı sırada saklandığı evin sahibi) oğlu A.Ö. da bir ifade vermiştir. Bu kişi de başvuru sahibinin yatağın altına saklandığını ve jandarmalara karşı koyması nedeniyle jandarmaların güç kullandığını belirtmiştir. Savcı tarafından ifadesi alınan köy muhtarı da bu ifadeyi doğrulamıştır.
31. 30 Eylül 1998 tarihinde Muş Jandarma Komutanlığında görevli olan ve başvuru sahibinin göz altında bulundurulmasından sorumlu subay olan M.Y. de ifade vermiştir. Bu kişi hiçbir şey bilmediğini ifade etmiştir.
32. 15 Ekim 1998 tarihinde Varto Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturma kovuşturma yapmaya yol bulunmadığı biçiminde sonuçlanmıştır. Bu kararın ilgili kısımları şu şekildedir:
"(...) Adalet Bakanlığı Uluslar arası İşler Genel Müdürlüğünün yazısı üzerine bir soruşturma başlatılmış ve bu soruşturma sırasında Güneş'in ifadesine başvurulmuştur. Sözü edilen kişi Varto Jandarma Komutanlığında üç - dört gün tutulduğunu ve Jandarmalar tarafından dövüldüğünü belirtmiştir, ifadesine göre daha sonra götürüldüğü Muş Jandarma Alay Komutanlığında işkence görmüştür (...) Söz konusu kişinin Muş Jandarma Komutanlığına götürüldüğü tespit edilmiştir (...)
Dosyada bulunan tıbbi raporlardan şu hususlar tespit edilmiştir:
a) 4 Temmuz 1992 tarihinde saat 11:40'da Dr. S. Taner tarafından düzenlenen rapora göre iş gücü kaybını gerektiren bir durum bulunmamaktadır;
b) 3 Temmuz 1992 tarihli olan ve saat 11 40'da Dr. M. Kaplan tarafından imzalanan rapora göre iş gücü kaybını gerektiren bir durum bulunmamaktadır;
c) 19 Haziran 1992 günlü (göz altına alınma tarihi) saat 19:00'da düzenlenen rapora göre Dr. C. Kaş bir günlük iş kaybı tespit etmiştir ve söz konusu kişinin üç gün içinde iyileşebileceğini belirtmiştir.
Tıbbi raporlar söz konusu kişinin vücudu üzerinde hafif yaralar ve çürükler bulunduğunu göstermektedir. Belgelerden çürüklerin ciddi olmadığı anlaşılmaktadır; ayrıca doktorlar iş gücü kaybını gerektiren bir durum bulunmadığını belirtmişlerdir (...) Eğer şikayetçi iddia eniği gibi daha ciddi kötü muameleye tabi tutulmuş olsaydı, doktor raporları bu durumu belirtirdi. Oysa durum bu şekilde değildir.
Bundan başka Güneş'in soruşturması çerçevesinde köylülerin alınan ifadelerinden Güneş'in yatağın altına saklandığı, kaçmaya çalıştığı ve güvenlik güçlerine karşı koyduğu anlaşılmaktadır. Bu durum bir günlük iş gücü kaybını ve üç gün olarak tahmin edilen iyileşme süresini açıklamaktadır (...)"
33. Başvuru sahibi kovuşturmaya yer bulunmadığına ilişkin olarak verilen bu karara karşı başvuruda bulunmuş ve bu başvuru 18 Kasım 1998 tarihinde Bitlis Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
2. Muş Cumhuriyet Savcılığı tarafından ve daha sonra da Varto Kaymakamlığı tarafından yürütülen soruşturma
34. Başvuru sahibinin şikayeti ile ilgili olayların Muş Jandarma Alay Komutanlığında geçmiş olması nedeniyle Muş Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma gerçekleştirmiş ve bu soruşturmada Dr. L. Ertan'ın ifadesine başvurmuştur. Bu kişi raporunda sözü edilen doku zedelenmelerinin elektroşoka bağlanamayacağını, ancak darbe sonucu oluşmuş olabileceğini ifade etmiştir.
35. 1 Eylül 1998 tarihinde Muş Cumhuriyet Savcılığı, olayların Muş Jandarma Alay Komutanlığında geçen olaylarla ilgili olması nedeniyle başvuru sahibinin şikayeti konusunda yetkisiz olduğuna karar vermiştir. Savcılık Dr. L. Ertan'ın ifadelerinden bahsederek şiddet eylemlerinin jandarmanın görevinin yerine getirmesi sırasında işlenmiş olduğunu düşünmüş ve bu nedenle bu konudaki soruşturmanın ilgili idare kurulu tarafından yürütülmesi gerektiğine karar vermiştir. Binaenaleyh, Devlet memurlarının yargılanmalarını düzenleyen yasayı uygulamak suretiyle dosyayı Muş Valiliğine göndermiştir.
36. 5 Ekim 1998 tarihinde Muş Valiliği dosyayı Varto Kaymakamlığına göndermiş ve daha sonra Kaymakamlık da Varto Jandarma Komutanlığına göndermiştir.
37. 16 Ekim 1998 tarihinde ise Varto Jandarma Komutanlığı Albay H.S.'yi muhakkik olarak görevlendirmiştir.
38. S Ocak 1999 tarihinde muhakkik başvuru sahibinin göz altına alınmasına katılan bir astsubay olan S.T.'nin ifadesini almıştır. S.T. Güneş'in sorgusunun Muş Jandarma Komutanlığında yapıldığını ve kedisinin o zaman Varto Jandarma Komutanlığında görevli olduğunu ifade etmiştir.
39. Muhakkik tarafından yürütülen idari soruşturma kapsamında başvuru sahibini yakalayan jandarmalardan biri olan M.G.'nin ifadesi 2 Haziran 1999 tarihinde istinabe yolu ile alınmıştır. M.G. özellikle göz altına alınanların sorgusu ile kendisinin görevli olmadığını belirtmiştir. Ayrıca, Muş Jandarma Komutanlığın-daki tüm sorguların özel bir ekip tarafından alındığını beyan etmiştir. Bu kişiye göre, eğer Güneş kötü muameleye maruz kalmış ise, sorumlular bu ekipten başkası değildir.
40. 29 Haziran 1999 tarihinde muhakkik Güneş'in ifadesine başvurmuş ve Güneş iddialarını tekrarlamıştır.
41. 25 Ağustos 1999 tarihinde Varto Kaymakamının başkanlığı altında başvuru sahibinin şikayetini incelemekle görevli olan kurul; şikayetçinin Varto Jandarma Komutanlığında değil, Muş Jandarma Komutanlığında kötü muameleye tabi tutulmuş olması nedeniyle jandarmalar S.T. ve M.G hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Bu karar Van idare Mahkemesi tarafından 24 Ocak 2000 tarihinde onanmıştır.
C. Başvuru Sahibine Karşı Yürütülen Ceza Soruşturması
42. 20 Ocak 1992 tarihli iddianame ile Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı başvuru sahibine karşı dava açmıştır. Ceza Kanununun 125. maddesine göre ölüm cezası ile cezalandırmayı gerektiren başvuru sahibini bölücülük yapmakla ve Devletin bütünlüğüne zarar vermekle suçlamıştır. Savcılık başvuru sahibini, diğer teröristlerle birlikte güvenlik güçlerine ateş açmak suretiyle bir askerin ölümüne ve ikisinin de yaralanması ile sonuçlanan 12 Ekim 1991 ve 14 Haziran 1992 tarihlerinde iki ayrı silahlı saldırıya katılmakla suçlamıştır.
43. Başvuru sahibine karşı açılan dava kapsamında Erdal da 14 Haziran 1992 tarihindeki silahlı saldırıya katılmakla suçlanmıştır.
44. Devlet Güvenlik Mahkemesi 28 Ağustos 1992 tarihindeki duruşmada, soruşturma sırasında başvuru sahibini teşhis eden Z.K. ve T.E adlı iki jandarmanın ifadelerini okumuştur (yukarıdaki 11. Paragraf). Başvuru sahibi tüm suçlamaları reddetmiştir. Mahkeme iki jandarmanın daha ifadesine başvurulmasına karar vermiştir.
45.2 Ekim 1992 tarihindeki duruşmada başvuru sahibinin avukatı 19 Haziran 1992 tarihli yüzleştirme tutanağını (yukarıdaki 13. Paragraf) reddetmiş ve müvekkilini teşhis ettikleri kabul edilen jandarmaların ifadelerinin çelişkili olduğuna dayanmıştır.
46. 30 Ekim 1992 tarihinde yapılan duruşma sırasında Mahkeme savcının talebine uygun olarak "yol güvenliği nedenleriyle" üç jandarmanın ifadesinin istinabe yolu ile alınmasına karar vermiştir. Böylece, biri profilden, diğeri ise cepheden olmak üzere başvuru sahibinin iki fotoğrafı ifadeleri almakla görevli olan mahkemeye gönderilmiştir. Başvuru sahibi Mahkemenin kararına karşı çıkmış ve yüzleştirmenin Mahkeme önünde yapılmasını talep etmiştir.
47.15 Ocak 1993 tarihindeki duruşmada başvuru sahibi ile birlikte sanık olan Erdal başvuru sahibinin avukatının görüşüne uygun olarak dinlenilmiştir. Bu kişi Güneş'i hiçbir zaman görmediğini ifade etmiştir. Bunun dışında kendisinin katıldığı 14 Haziran 1992 tarihindeki silahlı saldın sırasında başvuru sahibinin hazır bulunmadığını teyit etmiştir.
48. 12 Şubat 1993 tarihindeki duruşmada başvuru sahibinin avukatı, Mahkemenin söz konusu tanık ifadelerini alma tarzını eleştirmiştir.
49. 19 Mart 1993 tarihindeki duruşma sırasında, istinabe yoluyla alınan tanık ifadeleri Z.K.'nın ki hariç olmak üzere dosyaya konulmuştur.
50. 18 Haziran 1993 tarihindeki duruşma sırasında başvuru sahibi suçsuz olduğunu iddia etmiş ve yine fotoğraf gönderilmek suretiyle yüzleştirme yapılmasına karşı çıkmıştır.
51. 3 Ekim 1993 tarihindeki duruşma sırasında ise istinabe yolu ile alınan Z.K.'nın ifadesi dosyaya konulmuştur. Aynı duruşma sırasında Savcı mütalaasını sunmuş ve başvuru sahibinin beraatım istemiştir. Savcı özellikle şunları söylemiştir:
"14 Haziran 1992 tarihinde askerlerle silahlı saldırıya katılmış olmasından şüphelenilen H. Güneş'e karşı bir ceza davası açılmıştır (...) Z.K. ve Z.K.'nın tanık ifadeleri sanığın yüzünün kapalı olduğunu, örgütün diğer üyelerinin ise yüzünün açık olduğunu belirtmektedir. (Öte yandan bununla birlikte), 14 Haziran 1992 günlü olay yeri tutanağında örgütün üyelerinden birinin belli olmayan yüzünün fark edilmediği belirtilmemiştir. (Öte yandan) olayı takiben yukarıda anılan kişiler tarafından verilen ifadelerde, askerler örgütün üyelerinden birinin yüzünün açık olarak görüldüğünü belirtmemişlerdir. (Bunun dışında) Güneş söz konusu olay sırasında ele geçirilmemiş ve başvuru sahibi ile sanık durumunda bulunan ve silahlı çatışmada yer aldığı bilinen Erdal, Güneş'in orada bulunmadığını ve kendisini tanımadığını beyan etmiştir. (Son olarak da) Güneş'in ve onunla birlikte suçlanan kişinin ifadeleri arasında silahlı çatışmaya katılan kişilerin isimleri ile ilgili çelişkiler ve hatta bariz farklılık bulunmaktadır. (Bu nedenle) Güneş'in suçlu olduğunu belirleyen kanıtların bulunmadığı sonucuna varılmaktadır (-)"
52. 1 Ekim ila 5 ve 26 Kasım 1993 tarihlerinde yapılan duruşmalar sırasında Cumhuriyet Savcısı 3 Eylül'deki mütalaasını tekrarlamış ve başvuru sahibinin salıverilmesini talep etmiş ise de bu talep kabul edilmemiştir.
53. 24 Aralık 1993 tarihindeki duruşmada dosyaya, PKK'ya üye olmaktan göz altına alınan başvuru sahibinin bir erkek ve bir de kız kardeşinin ifadeleri girmiştir. Her iki ifade de başvuru sahibinin örgüt üyesi olduğunu kanıtlamaktadır. Sonradan dosyaya giren bu kanıtlarla ilgili olarak başvuru sahibine düşüncesini sunması için ek süre verilmiştir.
54.30 Aralık 1993 tarihindeki duruşma sırasında Cumhuriyet Savcısı yeni bir mütalaa sunmuş ve başvuru sahibinin Ceza Kanununun 125. maddesi uygulanarak cezalandırılmasını istemiştir.
55.11 Mart 1993 tarihindeki duruşmada Güneş savunmasını sunmuştur. Başvuru sahibi kendisi tarafından daha önce verilen ifadelere ve savcının daha önceki talebine dayanarak beraatını istemiştir.
56. Birisi askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Mart 1993 tarihli kararı ile başvuru sahibinin Ceza Kanununun 125. maddesini uygulamak suretiyle ölüm cezası ile cezalandırılmasına karar vermiş, ancak bu cezayı ömür boyu ağır hapis cezasını çevirmiştir. Mahkeme, ilgili jandarmaların ifadelerini, başvuru sahibinin ifadelerini ve soruşturma dosyasında bulunan tutanaktan dayanak olarak almıştır. Mahkeme kararında özellikle şu ifadelere yer vermiştir:
"Sanık Hulki Güneş ile ilgili olarak:
Kendi ifade tutanağında, Fransa'da kaçak olarak bulunduğu sırada örgütün fikirlerini benimsediğini kabul etmiştir. Türkiye'ye dönüşünde örgüt ile ilişki içine girmiştir. Örgüt adına şunları yaptığını ifade etmiştir:
-bir komite oluşturmuş, örgüte yardım toplamış ve propaganda yapmıştır; -12 Ekim 1991 tarihinde Varto ilçesinde silahlı bir çatışmaya katılmıştır;
- Bir askerin öldüğü, ikisinin ise yaralandığı 14 Haziran 1992 tarihinde devriye görevi yapan güvenlik güçlerine karşı düzenlenen pusuda yer almıştır.
Bu olaydan sonra saklanmak üzere Çayçatı köyüne gittiğini beyan etmiş ve burada güvenlik güçleri tarafından yakalanmıştır. Ayrıca örgütte iken kod adının Ceymis olduğunu belirtmiştir.
Cumhuriyet Savcısı ve Hakim önünde suçlandığı olayların tamamını yalanlamıştır. Çayçatı köyünde N.Ö.'nin evindeki şantiyede çalışmak üzere gittiğini beyan etmiştir. Güvenlik güçleri köye geldiğinde yatağın altında saklanmasının nedeninin sadece kimliğinin bulunmaması olduğunu ifade etmiştir. Kendisine yöneltilen suçlamaların tamamını reddetmiştir.
Mahkeme'de sunduğu savunmada da aynı şekilde suçlamaları reddetmiştir.
Savcısı iddianamesinde sanığın Ceza Kanununun 125. maddesine göre cezalandırılmasını talep etmiştir.
Dosyada bulunan ifade tutanaklarından ve diğer belgelerden, 14 Haziran 1992 günü saat 12 30'a doğru Omçalı Jandarma Komutanlığına bağlı güvenlik güçleri Muş ili, Varto ilçesinde Omçalı'ya yakın bir yerde Sarmışa tepesi üzerinde devriye görevi yaparlarken bir grup terörist tarafından saldırıya uğramışlardır. Silahlı çatışma sırasında Jandarma Sayın Aslan şehit olmuş, jandarmalar S. Demircan ile H. Akkurtlu yaralanmışlardır. Gelen takviye birliklerinin müdahalesi ile çatışma saat 20:00' a kadar sürmüştür. Çatışmaya katılan Jandarmalar T.E., Z.K. et Z.Ko.'nin ifadeleri dosyaya konulmuştur.
Çatışmadan sonra bölgedeki güvenlik güçleri, Varto ilçesine bağlı Çayçatı köyünde N.Ö.'nün evinde bir teröristin saklandığını haber almışlardır. Gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasından sonra güvenlik güçleri söz konusu yere gitmişler ve kapıyı çalmışlardır. 15-20 dakika kadar ve birkaç çağrıdan sonra bir kişi kapıyı açmıştır. Ev sahibinin izni ile içeriye girmişlerdir. Güvenlik güçleri N.Ö.'ya Hulki Güneş adlı kişiyi saklayıp saklamadığını sormuştur. N.Ö. hayır cevabını vermiştir. Tüm aile bireyleri bir odada toplanmışlardır. Güvenlik güçleri evde başka bir kişi bulunup bulunmadığını sormuştur. Hepsi de böyle bir kişinin bulunmadığım söylemişlerdir. Bununla birlikte, güvenlik güçleri bir yatağın altında pijamalı bir kişinin saklandığını keşfetmiştir. Bu kişi ev halkına gösterildiğinde onu tanımadıkları ve orada bulunduğunu bilmediklerini söylemişlerdir. Bu kişinin Hulki Güneş ve ev halkı ile akrabalık ilişkisine sahip olduğu anlaşılmıştır. Yakalama anında 14 Haziran 1992 tarihindeki çatışmada hazır bulunan güvenlik güçlerinden T.E., Z.K. ve Z.Ko. derhal sorguya çekilen kişinin çatışmaya katılan kişilerden biri olduğunu anlamışlardır. Bu durum ilgili tutanaktan anlaşılmaktadır.
Güvenlik güçleri ve sanık arasında yüzleştirme gerçekleştirilmiştir. Güvenlik güçlerinin üçü de, anında çatışmada yer alan kişiyi tanıdıklarını ifade etmiştir.
Mahkeme, jandarmalar tarafından sanığın teşhis edilmesi için sanığın bir fotoğrafını göndermiş ve jandarmalar tanıdıklarını teyit etmişlerdir.
İstinabe yoluyla alınan ifadesinde tanık Z.K. saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin yüzlerinin kapalı olması halinde, fotoğraftaki kişinin çatışmaya katılan kişiler arasında olup olmadığım teyit edemeyeceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte, sanığın saldırıyı gerçekleştiren teröristler arasında olduğunu ve sanığın yüzünün örtülü olmadığını ifade etmiştir. Çatışma sırasında iki grup arasında sanığın yüzünü açık bir biçimde görebilecek şekilde sadece 15-20 metre bulunmaktaydı. Fotoğraftaki kişinin silahlı çatışma sırasında gördüğü kişi olduğunu beyan etmiştir. Sanığı ele geçirilir geçirilmez tanıdığını belirtmiştir. Yakalama tutanağının kendi ifadesini teyit ettiğini ve sanığın silahlı çatışmaya katılan kişi olduğunu teyit etmiştir.
T.E.'nin de tanık ifadesi istinabe yoluyla alınmıştır. Bu kişi, fotoğraftaki kişinin çatışma mahallinde gördüğü kişinin aynısı olduğunu ve yazılı tutanağın gerçeği doğruladığım ifade etmiştir.
İfadesi istinabe yoluyla alınan Z.Ko.'nun tanık ifadesi de tutanağı teyit etmektedir. 14 Haziran 1992 tarihinde silahlı bir grup terörist ile silahlı bir çatışma çıktığını ifade etmiştir. Akşam hava karardığında arkadaşlarının ve kendisinin teröristlerin ateşinden kaçmak için çaldıklara saklanacakları biçimde bu çatışmanın uzun sürdüğünü belirtmiştir. Teröristler çatışma alanını terk ettikleri sırada, teröristlerden birini 15-20 metre ötesinde bariz bir şekilde görebilmiştir. Ele geçirilir geçirilmez sanığı daha önce gördüğü kişi olarak teşhis ettiğini ifade etmiştir. Bu kişinin fotoğraftaki kişi olduğunu da teyit etmiştir.
Yakalama tutanağından sanığın tanıklar tarafından derhal teşhis edildiği anlaşılmaktadır. Sanığın fotoğrafı gösterildiğinde tanıklar tereddüt etmeksizin sanığı teşhis etmişlerdir. Ayrıca, sanığın kız kardeşi de, sanığın terörist örgütün üyesi olduğunu beyan etmiştir. Bu tanık ifadelerinden ve beyanlardan, başvuru sahibinin ifadesi alınırken yaptığı itirafların gerçekle uyuştuğu sonucu çıkmaktadır.
Sanığın yakalanma koşullan ile ilgili olarak ifadesindeki beyanları ile yakalama tutanağının uyuştuğu ortaya çıkmaktadır.
İddianamede sanığın 12 Ekim 1991 tarihinde Varto şehir merkezinde çatışmaya katıldığı iddia edilmiş ise de, dosyadaki hiçbir şey bunu kanıtlamamaktadır. Bu nedenle sanığın bu çatışmaya katıldığı tespit edilememiştir.
(...)"
Sonunda Devlet Güvenlik Mahkemesi, sanığın PKK üyesi olduğunu, 14 Haziran 1992 tarihindeki silahlı çatışmaya katıldığını, ancak 12 Ekim 1991 tarihinde Varto'nun şehir merkezinde vuku bulan çatışmaya katılmadığını tespit etmiştir. Mahkeme, Devlet idaresini yok etmeye yönelik olarak toprakların bir kısmını kendi kontrolü altına almayı amaçlayan terörist örgütün eylemleri çerçevesinde sanığı suçlu bulmuştur.
57.11 Mayıs 1994 tarihinde başvuru sahibi bu karara karşı Yargıtay'a başvurmuş ve duruşma yapılmasını istemiştir.
58. 10 Kasım 1994 tarihindeki duruşmadan sonra Yargıtay temyiz edilen kararı onamıştır. Yargıtay'ın kararı sanığın ve avukatının yokluğunda 16 Kasım 1994 tarihinde tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
59. Ceza Kanununun 125. maddesi şu şekildedir:
"Devlet topraklanma tamamını veya bir kısmını yabancı bir Devletin hakimiyeti altına koymağa veya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idare sinden ayırmaya matuf bir fiil işleyen kimse ölüm cezası ile cezalandırılır."
60. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşunu düzenleyen 2845 sayılı Kanunun 20/7. maddesi şu hükmü öngörmektedir:
"Devlet güvenlik mahkemesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 216. maddesindeki şartlara bakılmaksızın, tanık ve bilirkişileri naip hakim marifetiyle dinleyebilir."
61 - 62. 2845 sayılı Yasanın 20/7. maddesi hükmü ile Ceza Muhakemeleri Usul Kanununun 216. maddesinde belirtilen ilkelere göre bir sanığın sorgulanmasının savunma araçlarından biri olduğu, sanığın suçlandığı kanıtlan elde etmeye yönelik bir tedbir olmadığı anlaşılmaktadır. Ceza Muhakemeleri Usul Kanununun 247. maddesine göre poliste veya savcılıkta yapılan itirafları içeren soruşturma tutanakları suçlanmak için bir kanıt olabilir, ancak söz konusu itirafın hakim önünde tekrarlanması gerekmektedir. Aksi taktirde kanıt olarak buna benzer tutanağın duruşma dışında ifade edilmesi yasaya uygun değildir ve mahkumiyet için uygun bir gerekçe oluşturmamaktadır. Böyle bir itiraf duruşma sırasında tekrarlanmaz ise tek bir şey belirleyicidir: Bu durumun ek kanıtlarla desteklenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ BOYUT
I SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
63. Başvuru sahibi, jandarmanın elinde göz altında tutulduğu sırada Sözleşmenin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir.
A. Tarafların iddiası
64. Başvuru sahibi ilk önce göz altına alındığı Varto Jandarma Komutanlığında dövüldüğünü iddia etmektedir. Daha sonra götürüldüğü Muş Jandarma Alay Komutanlığında da kötü muameleye manız kalmıştır.
65. Bunun dışında, çok sonra bu davanın davalı Devlete bildirilmesinden sonra yetkililer tarafından yürütülen soruşturma aldatıcıdır. Yetkililer hiçbir zaman Muş Jandarma Alay Komutanlığında göz altında bulundurulması ve sorgulanması ile ilgili olarak araştırma yapmamışlardır. Bundan Muş Jandarma Komutanlığında kimlikleri belli olmayan bir ekip tarafından sorgulandığı sonucu çıkmaktadır. Bu ekip itirafta bulunması için değişik kötü muamele tekniklerine başvurmuştur: Filistin askısı, elektro şok, özellikle sırt bölgesi olmak üzere vücudun değişik bölgelerine vurmalar. Başvuru sahibi, bu iddialarını kanıtlamak için göz altına bulunduğu sıradaki doktor raporları ile Ankara Hastanesinin kayıtlarına müracaat etmektedir.
66. Hükümet bu iddialara karşı çıkarak Varto ve Muş Cumhuriyet Savcılıkları ve Varto Kaymakamlığının idare kurulunun gerçekleştirdiği soruşturmalara dayanmaktadır. Başvuru sahibinin yaralan kendi eyleminden kaynaklanmıştır. Başvuru sahibi evin aranmasından kaçınmak için bir yatağın altına saklanmış ve bizzat kendisi yaralanmasına yol açmıştır. Hükümet bu konuda özellikle 19 Haziran 1992 tarihli tıbbi rapora dayanmaktadır.
67. Karar vermeye yer olmadığına ilişkin 15 Ekim 1998 tarihli karardan, güvenlik kuvvetlerinin başvuru sahibini yakalamak için güç kullanmaları münhasıran, Güneş'in saldırgan olmasından kaynaklanmaktadır. Hükümet, bu iddiayı destekleme konusunda Varto Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma çerçevesinde alınan köylülerin ifade tutanaklarına dayanmaktadır.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
68. Mahkeme bu olayları istikrarlı hale gelmiş içtihatlarının ışığı altında inceleyecektir (diğerleri yanında bkz. Assenov ve Diğerleri v. Bulgaristan^ Ekim 1998 tarihli karar, Recueil deş arrets et decisions 1998-VIII, sayfa 3288, § 93, Selmouni v. Fransa (GC), no 25803/94, § 95, CEDH 1999-V, Klaas v. Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A serisi no 269, sayfa 17-18, § 30, Labita v. İtalya (GC), no 26172/95, § 120, CEDH 1999-IV, ve Algür v. Türkiye kararı, no 32574/96, § 38, 22 Ekim 2002, basılmamıştır).
69. Başvuru sahibinin 19 Haziran 1992 tarihinde Varto'da yakalandığını ve daha sonra bilinmeyen bir tarihte sorgulanmak üzere Muş Jandarma Alay Komutanlığına götürüldüğü belirtilmelidir. 4 Temmuz 1992 tarihinde ise başvuru sahibi tutuklanmıştır (yukarıdaki 10 - 18. Paragraflar).
70. Mahkeme, 19 Haziran 1992 tarihli tıbbi raporda belirtilen yaralarla ilgili olarak Hükümetin başvuru sahibinin bizzat kendi eyleminden kaynaklandığım iddia ettiğini görmektedir. Bununla birlikte, yakalamayı takiben düzenlenen tutanakta, başvuru sahibinin jandarmalara direndiği veya yakalanma anında yaralandığı ile ilgili bilgi bulunmamaktadır (yukarıdaki 10. ve 11. Paragraflar). Yetkililer tarafından 6 yıl sonra dinlenen tanık ifadelerinin çelişkili olduğu görülmektedir (yukarıdaki 27..ve 30. Paragraflar). Bu koşullar altında soruşturmayı yürüten yetkililerin jandarmalar tarafından kullanılan gücün orantılı ve yakalamayı gerçekleştirmek için mutlak olarak zorunlu olup olmadığını araştırmalıydı (bkz. A/fay v. Türkiye, no, 22279/93, § 54, 22 Mayıs 2001, basılmamıştır).
71. 19 Haziran 1992 tarihli raporda sözü edilen yaraların yakalama sırasında güç kullanımından kaynaklanmış olsa bile, bu durum Hükümeti Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki sorumluluğundan kurtarmamaktadır.
Her şeyden önce, 3,4 ve 7 Temmuz 1992 tarihinde düzenlenen raporlarda belirtilen lezyonlar 19 Haziran 1992 tarihli raporda belirtilenlerden açık bir şekilde farklıdır. Bunun dışında 3 Temmuz 1992 tarihinde düzenlenen rapor söz konusu lezyonların dövmeden kaynaklanmış olabileceğini belirtmektedir (yukarıdaki 34. Paragraf). Bunun dışında, başvuru sahibi tarafından Muş Jandarma Komutanlığında sorgusu sırasında aldığı darbelerle ilgili yazdıkları, Ankara Hastanesi tarafından konulan teşhis ile örtüşmektedir (yukarıdaki 16, 17, 19, 25 ve 26. Paragraflar).
İkinci olarak da, söz konusu yaraların kaynağını tespit etmek amacıyla yetkililer (Varto Cumhuriyet Savcılığı ve Varto idare Kurulu) davanın davalı Hükümete bildirilmesinden çok sonra soruşturmalar yürütmüşlerdir. Bu soruşturmalar özellikle başvuru sahibinin Muş Jandarma Komutanlığında yürütülen sorgusunun hangi koşullarda gerçekleştirildiği ile ilgili daha geniş soruşturma yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Başvuru sahibinin yakalanmasına katılan iki jandarmanın ifadesine göre (M.G. ve S.T.) başvuru sahibinin sorgusu Muş Jandarma Komutanlığında özel bir ekip tarafından yapılmıştır. Güneş esas olarak söz konusu jandarma komutanlığında kötü muameleye maruz kaldığını belirtmektedir. Özellikle sırtına darbe aldığını ifade etmektedir. Ankara Hastanesinin kayıtlan bunu teyit ederken soruşturmayı yürüten yetkililer bu konuda sessiz kalmaktadır. Yetkililer Güneş'i sorgulayan ekibin kimliklerini belirleyememişlerdir. Varto idare Kurulu tarafından karar verilmesine yer olmadığı şeklinde verilen karar, soruşturma sırasında ihtilaf konusu sorgunun koşullarını ortaya koyamamıştır (yukarıdaki 41. Paragraf).
72. Yukarıda belirtilenlerden Mahkeme, başvuru sahibinin yaralan ile ilgili olarak Hükümet tarafından verilen açıklamaların sadece kısmi olarak makul olduğu sonucuna varmaktadır. Başvuru sahibinin özellikle sırtındaki yaralarla ilgili olarak yeterli açıklamaların bulunmaması ve bu konuda yürütülen soruşturmanın derinleştirilmemesi durumları göz önüne alındığında Mahkeme; gözaltına alındığı sırada tüm yardımlardan mahrum olan başvuru sahibinin en azından 3, 4 ve 7 Temmuz 1992 tarihli tıbbi raporlarda doktorlar tarafından belirtilen ve 14 Kasım 1994 tarihli Ankara Hastanesi tarafından teyit edilen ve belkemiği ve bel bölgesindeki ekimozlan açıklayan belli bir darbeye maruz kaldığını düşünmektedir.
73. Başvuru sahibinin Filistin askısı ve elektrik şoku ile ilgili iddialarını kanıtlayıcı somut bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle bu iddia dayanaksızdır.
74. iddia edilen olayların ciddiyetine gelince, Mahkeme iddia edilen eylemlerin - özellikle başvuru sahibinin göz altıda iken ayrı tutulması, kendisinde korku hisleri doğmasına yol açılması gibi durumlar göz önüne alındığında - bu olayların Güneş'i fiziksel ve ruhsal olarak acıya maruz bıraktığı kuşkusuzdur. Bunlar Mahkemeyi, başvuru sahibinin kişiliğine uygulanan muamelelerin İnsanlık dışı ve onur kırıcı olduğunu kanısına götürmektedir (bkz. Dikme v. Türkiye, no 20869/92, §§ 91-92, 11 Temmuz 2000, basılmamıştır, ve Büyükdağ v. Türkiye No 28340/95, § 55, 21 Aralık 2000, basılmamıştır).
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
A. Devlet Güvenlik Mahkemesinin Bağımsızlık ve Tarafsızlığı
76. Başvuru sahibi, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesindeki hakimler arasında askeri hakimin de bulunması nedeniyle Sözleşmenin 6/1. maddesine göre sağlanması gereken bağımsız ve tarafsız bir Mahkemedeki yargılama hakkından yararlanmadığını iddia etmektedir.
77. Hükümet, başvuru sahibinin bu iddiasına karşı çıkmaktadır.
78. Mahkeme daha önce buna benzer iddiaları başka davalarda incelediğini belirtmektedir (Incal v. Türkiye 9 Haziran 1998, Recueil 1998-IV ve Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998, Recueil 1998-VII). Bu davalarda Devlet Güvenlik Mahkemelerindeki askeri hakimlerin statülerinin bağımsızlık ve tarafsızlıklarını şüpheli kıldığını belirtmiştir. Ayrıca bu kararlarda Devlet Güvenlik Mahkemelerin-deki askeri hakimlerin yürütme gücü içinde yer alan orduya bağlılıklarının devam ettiği, bu hakimlerin askeri disipline tabi oldukları, atamalarında askeri idarenin müdahalesinin bulunduğu belirtilmiştir.
79. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin çalışmasının özellikle başvuru sahibinin kendisini yargılayan bu Mahkemenin bağımsız ve tarafsızlığının bulunmadığı konusunda objektif olarak meşru korkusunun bulunup bulunmadığını araştırmak Mahkemeye düşmektedir (sözü edilen Incal kararı, sayfa 1572, Paragraf 70 ve sözü edilen Çıraklar kararı, sayfa 3072, Paragraf 38).
Bu bağlamda, Mahkeme, daha önceki içtihadından ayrılmak için herhangi bir neden görmemektedir. Devletin bağımsızlığını ve birliğini yıkmaya teşebbüs etmekle suçlanan başvuru sahibinin, aralarında askeri bir hakimin de bulunduğu Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinden çok korkması makuldür (yukarıdaki 56. Paragraf).
80. Mahkeme, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuru sahibini yargıladığı sırada Sözleşmenin 6/1. maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
B. Devlet Güvenlik Mahkemesinde izlenen yargılama usulünün adilliği
81. Başvuru sahibi, 14 Haziran 1992 tarihindeki silahlı çatışmaya katılan üç Jandarma tarafından verilen ifadelere dayanılarak mahkum edildiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuru sahibi Sözleşmenin 6/1 ve 3-d. Maddesine dayanmaktadır.
82. Hükümet, söz konusu tanık ifadelerinin yol güvenliğinin bulunmaması nedeniyle istinabe yoluyla alındığını ve bu tür ifade almanın iç hukukta açık bir biçimde öngörülmüş olduğunu belirtmektedir.
83. Başvuru sahibi kendisinin üç jandarmanın ifadelerine dayanılarak mahkum olmasına karşın, ne ilk soruşturma aşamasında ve ne de yargılama sırasında bu ifadelerin sahipleri ile yüzleştirilmediğini iddia etmektedir. 29 Haziran 1992 tarihinde olduğu kabul edilen yüzleştirme tutanağım kendisinin imzalamadığın belirtmektedir (yukarıdaki 13. Paragraf). Tanıkların yaşadıkları il ile Diyarbakır arasında direkt olmayan havayolu ulaşımının bulunduğunu açıklayarak, yol güvenliği olmaması nedeniyle yüzleştirme yapılamadığı iddiasına itiraz etmektedir. Başvuru sahibine göre, yargılama sırasında söz konusu tanıkların mahkeme önüne çıkarılmaması bizzat kendisinin ve avukatının onlara sorular sorması ve sorgulanması engellemiştir.
84. Mahkeme öncelikle bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir Mahkemenin teorik olarak yargıladığı kişilere adil bir yargılama sağlayamayacağını hatırlatmaktadır. Bu nedenle, bu Mahkemede izlenen yargılamanın adilliği ile ilgili olarak şikayetleri incelemeye mahal yoktur (bir çok diğer karar arasında bkz. sözü edilen Çıraklar kararı, sayfa 14, Paragraf 44 - 45).
85. Bununla birlikte, davanın kendi koşullan ile ilgili olarak ve özellikle de başvuru sahibinin maruz kaldığı ağır hapis cezası ve bu cezayı verirken Devlet Güvenlik Mahkemesinin dayandığı esas kanıt başvuru sahibi tarafından itiraz edilmesi, Sözleşmenin 3. maddesi konusunda Mahkemenin ulaştığı sonuç karşısında Mahkeme; Devlet Güvenlik Mahkemesinin üyelerinin statüsünün bağımsızlığı konusundaki incelemesini sürdürecektir.
86. Mahkeme, toplanan kanıtlan değerlendirme görevinin en başta ulusal makamlara düştüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşmenin Mahkemeye yüklediği görev ise toplu bir biçimde yargılamanın adil bir niteliğe sahip olup olmadığını araştırmaktan ibarettir (bkz.diğerleri yanında Edwards v. Birleşik Krallık davası, 6 Arahk 1992, sene A no 247-B, sayfa 34-35, § 34). Kanıtlar, normal olarak karşılıklı tartışma oluşması amacıyla kamuya açık duruşmada sanığın önünde ortaya konulmalıdır. Ancak, özellikle kovuşturmada ve soruşturma aşamasındaki ifadelerin kullanımı, savunmanın Hakları istisna olmak üzere 6. maddenin 1. ve 3-d. fıkralarına kendiliğinden ihlal etmemektedir. Genel kural olarak sanığa, bir tanıklığa karşı çıkma konusunda eksiksiz ve yeterli olarak gerek ifade verildiği anda, gerekse daha sonra bir fırsat tanınması gerekmektedir (bkz. diğerleri yanında Isgrb v. İtalya 19 Şubat 1991, serie A no 194, sayfa 12, § 34 ve Lucâ v. İtalya 27 Şubat 2001, Recueil 2001-11, sayfa 157, §§ 40-43). Eğer mahkumiyet sadece veya ana kanıt olarak ifade alındığı anda veya tartışmalar (duruşmalar) anında sanığın sorgulayamayacağı veya sorgulatamayacağı bir kişi tarafından verilen ifadelere dayanıyorsa, savunma hakkının 6. maddeye aykırı olarak sınırlandırıldığı sonucu çıkmaktadır (bkz. diğerleri yanında, yukarıda anılan Sadak ve Diğerleri davası, paragraf 65).
87. Burada temel problemin bulunması ve 6/3. maddenin gerekliliklerinin adil bir yargılanma hakkının özel durumlarını açıklaması nedenleriyle, Mahkeme bu iki metni birlikte inceleyecektir.
88. Mahkeme öncelikle, Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuru sahibini teşhis eden jandarmaların tanık ifadelerinin hakim karşısında alma niyetinin bulunduğunu belirtmektedir (yukarıdaki 44. paragraf). Bununla birlikte, Cumhuriyet Savcısının talebi Üzerine yol güvenliği nedeniyle jandarmaların ifadelerinin istinabe yolu ile alınmasına karar vermiştir. Böylece, biri cepheden diğeri profilden olmak Üzere başvuru sahibinin iki fotoğrafı ilgili tutanaklarla birlikte söz konusu ifadeleri almakla görevli mahkemeye gönderilmiştir (yukarıdaki 46. paragraf).
89. Mahkeme, Ceza Kanununun 125. maddesine göre başvuru sahibinin suçlu olup olmadığını tespit etmek amacıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi, bir yandan işlemler başlamadan önce başvuru sahibini teşhis eden 29 Haziran 1992 tarihli yüzleştirme tutanağına - buna başvuru sahibi karşı çıkmıştır - öte yandan da fotoğraflardan yola çıkarak alınan ifadelere dayanmıştır. Oysa, başvuru sahibi, ne ifadenin alındığı sırada ve ne de tartışmaların (duruşmaların) yapıldığı sırada bu tanık ifadelerini sorgulayamamış ve sorgulatamamıştır.
90. Başvuru sahibinin 12 Ekim 1991 tarihindeki silahlı saldırıya katılması gibi başvuru sahibi tarafından göz altında alındığı sırada kabul edilen bazı gerçekler; Devlet Güvenlik Mahkemesine göre "dosyada bulunan herhangi bir belge veya kanıtlardan hiç biri bu noktada başvuru sahibinin ifadesini teyit etmemektedir". Bununla birlikte, dava başlamadan önce başvuru sahibinin verdiği bazı ifadelere dayanılarak - yine dava başlamadan önce yapılan yüzleştirme ve jandarmaların istinabe yoluyla alınan ifadeleri ile desteklenerek -Güneş'in 14 Haziran 1992 tarihindeki silahlı saldırıya katıldığı sonucuna varılmıştır (yukarıdaki 56. Paragraf).
91. Mahkeme, yukarıdaki 75. paragrafta başvuru sahibinin göz altında tutulduğu koşulların Sözleşmenin 3. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştı. Bu bağlamda Mahkeme Türk mevzuatında sorgulama sırasında verilen ifadelerin hakim önünde kabul edilmemesinin savunma açısından belirleyici bir sonuç doğurmadığını hatırlatmaktadır (paragraf 62). Ceza hukukunun kabul edilebilirlik sorunlarını soyut olarak incelemek Mahkemeye düşmemekle birlikte, Mahkeme davanın esası hakkında yargılama başlamadan önce Devlet Güvenlik Mahkemesinin her şeyden önce bu konuda bir karar vermemiş olduğunu üzülerek görmektedir. Bu tür bir ön koşulun, kanıtların elde edilmesinde kullanılan gayri meşru yöntemler nedeniyle ulusal yargısal makamlar tarafından yaptırım uygulanmasına yol açacağı kesindir.
92. Mahkeme ayrıca, başvuru sahibinin yüzleştirme tutanağı ve Güneş'in ifadesi gibi karara dayanak olan kanıtların elde edildiği sorgu aşamasında bir müdafiden yararlanmadığının da altını çizmektedir. Bu bağlamda, başvuru sahibini suçlayan tanık ifadelerinin dikkatli bir biçimde değerlendirilmesi gerekmekteydi.
93. Mahkeme, ihtilaf konusu mahkumiyetin dayandığı kanıtlan tartıştığından Hükümetin görüşüne katılmamaktadır. Mahkeme özellikle, Cumhuriyet Savcısının başvuru sahibinin 14 Haziran 1992 tarihindeki silahlı eyleme katılmaması nedeniyle beraatını istediği mütalaasına dikkati çekmektedir. Savcı bu mütalaasında olay yeri tespit tutanağı, jandarmaların ifadeleri ve başvuru sahibi ile birlikte suçlanan Erdal'ın ifadesi arasındaki tutarsızlığa dayanmıştır.
Oysa, 30 Aralık 1993 tarihinde aynı Savcı, başvuru sahibinin bu silahlı çatışmaya katılmış olduğu konusunda yeni bir kanıt bulunmaksızın başvuru sahibinin mahkumiyetini talep etmiştir (54. paragraf). Başvuru sahibinin PKK'ya üye olmaktan tutuklanan erkek kardeşi ile kız kardeşinin ifadeleri suçlanmak için kanıt olabilir, ancak bu ifadeler 14 Haziran 1992 tarihinde vuku bulan olay konusunda aydınlatıcı değildir (yukarıdaki 53. ve 56. paragraflar).
94. Yukarıda açıklananların ışığı altında ve Ceza Kanununun 125. maddesinin uygulanması konusunda Devlet Güvenlik Mahkemesinin gerekçesi (yukarıdaki 56. paragraf) göz önüne alındığında, verilen mahkumiyet kararının; başvuru sahibinin ve müdafinin yokluğunda biri sorgu sırasında alınan, diğeri ise istinabe yoluyla alınan ifadelere dayandığı konusunda Mahkemenin şüphesi bulunmamaktadır.
95. Başvuru sahibinin veya müdafinin istinabe yoluyla ifade alan mahkemede tanıklarla birlikte hazır bulunması ve tanıklarla yüzleşmesi olanağına gelince, Mahkeme en başta Sözleşme tarafından tanınan hakkın kullanımından feragat etmenin kuşku bırakmayacak bir biçimde tespit edilmesi gerektiğini belirtmelidir (özellikle bakınız Colozza v. İtalya, 12 Şubat 1985 tarihli karar, sene A no 89, sayfa 14, § 26). Mahkeme ayrıca başvuru sahibinin açık bir biçimde müteaddit defalar yüzleştirmenin duruşma sırasında yapılmasını talep ettiğini de belirtmektedir (yukarıdaki 48, 50 ve 51. paragraflar).
Söz konusu tanıklar davanın esasını gören mahkeme önüne çıkmamışlar ve bu mahkemenin hakimleri sorgu sırasında tanıkların davranışlarını görüp bir sonuç çıkaramamışlar ve bu ifadelerin güvenilirlikleri ile ilgili olarak bizzat kendileri bir fikir elde edememişlerdir (bkz. Kostovski v. Hollanda, 20 Kasım 1989, serie A no 166, sayfa 20, § 43). Bununla birlikte istinabe yoluyla alınan ifadeyi dikkatli bir biçimde incelemişler ve başvuru sahibine buna karşı bir diyeceği olup olmadığını sormuşlardır, ancak bu durum tanıkların da bulunduğu bir duruşma ve hakim önüne çıkma yerine geçmemektedir.
96. Böylece, söz konusu tanıklıklar mahkumiyette belirleyici bir rol oynamıştır. Ne ifade alınma anında ve ne de tartışmaların yapıldığı duruşma anında başvuru sahibi bu tanıklıkları sorgulayamamış ve sorgulatamamıştır. Davanın esası hakkında yargılama sırasında herhangi bir biçimde yüzleşmenin bulunmaması başvuru sahibini kısmen adil bir yargılamadan mahrum bırakmıştır. Mahkeme terörizme karşı savaşın - özellikle de kanıtların araştırılması konusunda - zorluklarının farkındadır. Ancak ne olursa olsun, bu faktörlerin sanığın savunma hakkını sınırlandıramayacağını düşünmektedir. Sözleşmenin 6/1. ve 3d maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
97. Sözleşmenin 41. maddesi adil tatmin konusunu düzenlemektedir.
A. Zarar
98 - 99. Başvuru sahibi tutuklanmasının ve mahkumiyetinin mesleki gelirlerinde bir gelir kaybına yol açtığını iddia etmektedir. Bu miktarı 16.768 Dolar olarak hesaplamıştır. Ayrıca 55.000 Dolar manevi zarar talep etmektedir. Hükümet ise bu miktarların çok yüksek olduğunu ve haksız zenginleşmeye yol açacağını iddia etmektedir.
100. Mahkeme, başvuru sahibinin göz altında bulunduğu sırada "İnsanlık dışı ve aşağılayıcı" muameleye tabi tutulduğuna karar vermiş ve Sözleşmenin 6/1 ve 3d maddeleri ile garanti altına alınan hakkının ihlal edildiği tespit edilmiştir.
Bu nedenle gerçek kayıplara maruz kaldığı açıktır (bkz. diğerleri yanında yukarıda belirtilen Sadak ve Diğerleri kararı paragraf 77). Manevi zarar olarak ne verilirse verilsin, bu kararda ortaya çıkan ihlal tespitini gidermeyecektir. Sözleşmenin 41. maddesinde öngörüldüğü üzere Mahkeme başvuru sahibine maddi ve manevi tazminat olarak 25 000 Euro verilmesini kararlaştırmıştır.
B. Mahkeme Masrafları ve Giderler
101 - 102. Mahkeme giderleri ve masraflar olarak başvuru sahibi dayanak göstermek suretiyle 5.255 Dolar talep etmekte, Hükümet ise mu miktarı abartılmış bulmaktadır.
Mahkeme elindeki bilgilere göre adil davranarak başvuru sahibine 3.500 Euro verilemesini kararlaştırmış ve buna gecikme faizi uygulanmasına karar vermiştir.
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE;
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığının bulunmaması nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuru sahibinin suçlandığı tanık ifadelerini sorgulayamaması ve sorgulatamaması nedeniyle Sözleşmenin 6/1. ve 3d maddelerinin ihlal edildiğine;
4. a) Bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde başvuru sahibine;
i. Tüm zararlar için karışık olarak 25.000 Euro ödenmesine;
ii. Mahkeme giderleri ve masraflar için 3.500 Euro ödenmesine;
b) Bu miktarlara gecikme faizi uygulanmasına;
5. Bunların dışında kalan adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy