(AİHS. m. 6, 7, 10, 41) (2709 S. K. m. 138, 139, 143, 145) (3713 S. K. m. 8) (765 S. K. m. 2) (5680 S. K. m. 3) (4304 S. K. m. 1, 2) (2845 S. K. m. 1, 3, 5, 6, 9, 27, 34, 38) (357 S. K. m. 16, 18, 29, 38) (1632 S. K. m. 112) (1602 S. K. m. 22) (CASTELLS - İSPANYA DAVASI) (ÖZTÜRK - TÜRKİYE DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI)
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan başvuru sahibi avukat olup aynı zamanda bir yayınevinin de sahibidir. Kendi imzasını taşıyan "Dünyanın Kürt Halkına Borcu var" adlı bir makale ve editörlüğünü yaptığı Doz Yayınevi "Uluslararası Paris Kürt Konferansı: Kürtler, İnsan Hakları ve Kültürel Kimlik" adlı kitap sebebiyle hakkında adli makamlarca dava açılmış ve dava sonucunda çeşitli mahkumiyetlere çarptırılmıştır. Bunun üzerine başvuru sahibi de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6., 7. ve 10. maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla Komisyon'a başvurmuştur.
Mahkeme ise oybirliğiyle;
1- "Uluslararası Paris Kürt Konferansı" başlıklı kitabın editörü sıfatıyla yükümlünün ikinci sırada anılan mahkumiyeti nedeniyle Sözleşmenin 7. maddesinin ihlal edildiğine,
2- Başvuru sahibinin her iki mahkumiyeti nedeniyle Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
3- Her iki mahkumiyet nedeniyle Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine,
4- Başvuru sahibine manevi tazminat olarak 10.700 Euro, yargılama giderleri olarak ise 3000 Euro verilmesine, bu ödemenin gecikmesi durumunda yıllık % 4.26 gecikme faizi uygulanmasına,
Bunun dışında kalan tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
(1) Madde 7
Cezaların Yasallığı İlkesi
Mahkeme daha önceki içtihatlarına uygun olarak 7. maddenin özellikle suç ve cezaların yasallığı ilkesi ile ilgili olduğunu ve ceza kanunlarının sanığın aleyhine olarak, örneğin benzetme yoluyla genişletilerek uygulanamayacağını hatırlatmaktadır. 7. maddede kullanılan "hukuk" ifadesi Sözleşmenin diğer maddelerinde "kanun" ifadesine karşılık gelmektedir. Bu ifade, hem kanun koyucunun ortaya koyduğu yasaları, hem de yargısal içtihatları içine almaktadır, [par. 51]
Mahkeme bu konuda mutlak bir biçimde kanunların değerlendirilmesinin zorluğunu ve bir yayının Devletin bölünmezliğine karşı bölücü propaganda sayılıp sayılmayacağı konusunda ulusal makamlara belli bir esneklik sağlanmasının gerekliliğini göz önüne almaktadır. Bu nedenle kaçınılmaz olarak, bu alanda mahkemelerin yorumlama paylan bulunmaktadır, [par. 52]
(2) Madde 10
İfade Özgürlüğü
İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temelini ve herkesin kendini geliştirmesinin başlıca koşullarını oluşturmaktadır. Bu özgürlük sadece normal karşılanan bilgi ve fikirleri değil, aynı zamanda insanları şok eden ve hırpalayan bilgi ve fikirleri de kapsamaktadır. İfade özgürlüğü çoğulculuğu, hoşgörüyü ve açıklığı da gerektirmektedir ve bunlar sağlanmadan "demokratik bir toplum" olamaz, [par. 69]
Mahkeme ayrıca, Sözleşmenin 10/2. maddesinin siyasal konuşmalar ve kamu yararı nedeniyle ifade özgürlüğüne hiçbir kısıtlama getirmediğini hatırlatmaktadır. Devletin sahip bulunduğu üstün konum, kendisine ceza yolunu kullanarak haksız saldırılara cevap verme araçlarını sağlamaktadır. 10/2. maddede yer alan "gerekli" sıfatı, "sosyal zorunluluk" ihtiyacını ifade etmektedir. B ununla birlikte, bu müdahaleyi haklı çıkaracak ihtiyaçların bulunup bulunmadığı konusunu değerlendirmek öncelikle ulusal otoritelere düşmektedir. Bu amacı gerçekleştirmede ulusal otoritelerin belli bir takdir yetkisi de bulunmaktadır. Ancak bu durum, Hükümetin uyguladığı kanun ve kararlar üzerinde Mahkemenin kontrolünü artırır. Mahkeme bu kontrolü gerçekleştirirken, ulusal yargı mercilerinin yerine geçmez, kısıtlamanın ya da müdahalenin 10. maddedeki ifade özgürlüğüne uyup uymadığına karar verir. [par. 70-71]
(3) Madde 6
Adil Yargılanma Hakkı
Mahkeme öncelikle, bu davayı ele aldığı zaman içerisinde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısının değiştirildiğini, ancak başvuru sahibinin içerisinde askeri bir hakimin de yer aldığı mahkeme önüne çıkarıldığını belirtmektedir. 28 Ekim 1998 tarihli İncal ve Çıraklar davalarında Mahkeme buna benzer iddiaları incelemiştir. Bu kararlarda Mahkeme Devlet Güvenlik Mahkemelerinde bulunan askeri hakimlerin statülerinin belli bağımsızlık ve tarafsızlık konularında belli teminatları bulunduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, anılan kararlarda bu hakimlerin belli özelliklerinin bağımsızlık ve tarafsızlıklarını şüpheli hale getirdiği de belirtilmektedir. Örneğin, yürütme gücü içerisinde bulunan orduya bağlılıkları devam etmekte, askeri disiplin kurallarına tabi tutulmakta, aranmaları ve görevlendirilmeleri büyük ölçüde idarenin ve ordunun müdahalesini gerektirmektedir, [par. 95]
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Castell v. İspanya
2. Öztürk v. Türkiye
3. İncal v. Türkiye
4. Nilsen ve Johnsen v. Norveç
OLAYLAR
I. SÖZÜ EDİLEN DURUMUN ÖZEL ŞARTLARI
9-10. 1959 doğumlu olan ve İstanbul'da ikamet eden başvuru sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Kendisi avukat olup Doz Basın Yayın Ltd Şti. adlı yayınevinin de sahibidir. Başvuru sahibi 14 Haziran 1993 tarihinde Özgür Gündem adlı günlük gazetede İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesinin sekreteri unvanı ile "Dünyanın Kürt Halkına Borcu var" adlı bir makale yazmıştır. Bu makalenin konusu ilk ceza davasını (A) oluşturmaktadır.
11. Bundan başka Ekim 1992'de başvuru sahibinin editörü olduğu Doz Yayınevi "Uluslararası Paris Kürt Konferansı: Kürtler, İnsan Hakları ve Kültürel Kimlik" adlı kitabı yayımlamıştır. Bu kitapta yer alan "Türk Hapishanelerindeki Durum" başlıklı makale de ikinci ceza davasını (B) oluşturmaktadır.
A- "Dünyanın Kürt Halkına Borcu Var" Adlı Makale ile İlgili İşlemler
13. 16 Ağustos 1993 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı başvuru sahibi aleyhinde kamu davası açmış ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8/1-2. maddesi uyarında başvuru sahibinin bölücü propaganda yapması nedeniyle cezalandırılmasını istemiştir.
14-17. Devlet Güvenlik Mahkemesindeki dava sırasında başvuru sahibi ifade özgürlüğü çerçevesinde Avrupa insan Hakları Sözleşmesinden söz ederek suçsuz olduğunu iddia etmiştir. Biri askeri hakimlerden olmak üzere üç hakimden oluşan Mahkeme 16 Eylül 1994 tarihinde başvuru sahibinin iki yıl hapis cezası ve 250.000 TL da para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinde başvuru sahibi, terörist bir örgüt olan PKK'nın eylemlerine destek vermekle ve ülkenin bir bölümünü "Kürdistan" olarak adlandırmakla suçlanmaktadır. Yargıtay 14 Şubat 1995 tarihli kararı ile Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını onamıştır.
B- "Türk Hapishanelerindeki Durum" Başlıklı Makale ile İlgili İşlemler
1- Sözkonusu makale:
18. Ekim 1992'de Doz Yayınevi "Uluslararası Paris Kürt Konferansı: Kürtler, İnsan Hakları ve Kültürel Kimlik" başlıklı bir kitap yayınlamıştır. Bu kitapta, Paris Kürt Enstitüsü tarafından 14-15 Eylül 1989'da Paris'te düzenlenen uluslararası konferansta sunulan bildiriler bulunmaktadır. Kitabın 148-149. sayfalarında avukat A.A. tarafından imzalanan "Türk Hapishanelerinde Durum" başlıklı bir makale bulunmaktadır.
2- Başvuru sahibine karşı yürütülen ceza soruşturması:
20. 19 Mart 1993 tarihli iddianame ile İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı, başvuru sahibi aleyhine bir kamu davası açmıştır. Başvuru sahibi, yukarıda anılan kitapta yayınlanan makale yolu ile bölücü propaganda yapmakla suçlanmakta ve 3713 sayılı Yasanın 8/1-2. maddeleri uyarınca cezalandırılması istenmektedir.
21. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 14 Haziran 1993 tarihli kararı ile başvuru sahibi hakkında beraat kararı vermiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde, ihtilaf konusu makalenin Paris'te düzenlenmiş olan bir konferans sırasında sunulan bildiri olduğu ve "Kürt Sorunu" ile ilgili olduğu belirtilmektedir. Bu konferansa otuz bir kişi katılmış ve görüşlerini açıklamışlardır. Mahkemeye göre, yayımlanan makalelerde ulusal toprakların bir kısmı "Kürdistan" olarak anılmış olmakla beraber, kitabın bütünü ele alındığında, dosyadaki kanıtlar bölücü propaganda yapıldığı sonucuna ulaştırmamaktadır.
22. Mahkeme heyetinde yer alan askeri hakim ise, başvuru sahibinin bölücü propaganda yaptığının anlaşıldığı gerekçesiyle azlık oyu kullanmıştır.
23-24. Cumhuriyet savcısının karan temyiz etmesi üzerine Yargıtay, Mahkemenin kararını bozmuştur. Yargıtay bozma gerekçesinde makalenin bazı pasajlarından söz etmiş ve bu ifadelerin bölücü propaganda niteliğinde olduğu görüşüne yer vermiştir.
25-26. Başvuru sahibi, Devlet Güvenlik Mahkemesinde ifade özgürlüğü konusunu işlemiş ve yayınevinin sorumlusu ve yazı işleri müdürü olarak sorumluluğun kendisinde olmadığını savunmuştur. Mahkeme bozma kararı üzerine verdiği kararda Yargıtay'ın bozma kararına uymuş ve başvuru sahibini 3713 sayılı Yasanın 8/2. maddesi uyarınca altı ay ağır hapis cezası ve 50.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırmıştır. Ayrıca sözkonusu yayının zoralımına karar vermiştir.
27. Mahkeme, başvuru sahibinin durumunu ihtilaflı kitabın yayımcısı sıfatıyla ele almış ve kitabın 148 ve 149. sayfalarında bulunan makalenin ülkenin bütünlüğü ve milletin birliğine zarar verdiğini saptamıştır. Mahkeme kararının gerekçesinde, makalenin PKK tarafından işlenen şiddet eylemlerinin ulusal özgürlük hareketi olduğunun ileri sürüldüğü ve vatanın bir bölümünün de "Kürdistan" olarak nitelendirildiği belirtilmekte ve bunun bölücü propaganda oluşturduğu sonucuna varılmaktadır.
28. 24 Şubat 1995 tarihinde Yargıtay bu kararı onamıştır.
29-31. 30 Eylül 1995 tarihinde 4126 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 8. maddesinde değişiklik yapılarak bu maddede öngörülen hapis cezası hafifleştirilmiş, ancak para cezası artırılmıştır. Ayrıca 4126 sayılı Yasanın geçici bir hükmü ile 8. maddeye göre verilmiş olan para cezaların da bu yeni Yasaya göre düzeltileceği öngörülmüştür. Devlet Güvenlik Mahkemesi bu yeni yasaya göre 27 Mayıs 1996 günlü karan ile başvuru sahibinin hapis cezasını 50.900.000 TL olarak para cezasına çevirerek tecil etmiştir. 4 Ağustos 1997 tarihinde 4304 sayılı Yasa çıkarılarak 12 Temmuz 1997 tarihinden önce basın yolu ile işlenen suçların cezalarının ertelenmesi öngörülmüştür.
32-33. 27 Kasım 1997 tarihinde Yargıtay 4304 sayılı Yasayı göz önüne alarak Mahkemenin kararını bozmuştur. Sonunda Devlet Güvenlik Mahkemesi 25 Aralık 1997 tarihli kararı ile 4304 sayılı Yasaya uygun olarak; bu kararın verildiği tarihten itibaren üç yıl içerisinde ilgili kişinin aynı suçtan mahkum olmaması kaydıyla cezanın ertelenmesine karar vermiştir.
II- İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
A- Ceza Hukuku Kuralları
34-39. İlgili Ceza Hukuku kuralları, Türk Ceza Kanununun 2/2. maddesi, Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesi, Basın Kanununun 3. maddesi, 27 Ekim 1995 tarihli 4126 sayılı Yasanın 2. maddesi, 14 Ağustos 1997 tarihli 4304 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddesinden oluşmaktadır.
B- Başvuru sahibine karşı Devlet Güvenlik Mahkemesindeki işlemler ile ilgili o tarihte yürürlükte olan yasal kurallar
41-47. Başvuru sahibi karşı yürütülen ceza yargılaması sırasında Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile ilgili yasal kurallar ise Anayasanın 138/1-2., 139/1., 143/1-5., 145/4., maddeleri, 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 1., 3., 5., 6/2, 3, 6., 9/1., 27/1., 34/1-2., 38., Askeri Hakimler Kanununun ek 7., ek 8., 16/1, 3., 18/1., 29. ve 38., Askeri Ceza Kanununun 112. ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 22. maddeleridir.
HUKUKİ BOYUT
I- SÖZLEŞMENİN 7. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
48. Başvuru sahibi, yayınevinin sorumlusu olarak yazı işleri sorumluları gibi sorumlu tutulamayacağını ve kendisinin hapis cezasına mahkum edilerek Sözleşmenin 7. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
51. Mahkeme daha önceki içtihatlarına uygun olarak 7. maddenin özellikle suç ve cezaların yasallığı ilkesi ile ilgili olduğunu ve ceza kanunlarının sanığın aleyhine olarak, örneğin benzetme yoluyla genişletilerek uygulanamayacağını hatırlatmaktadır. 7. maddede kullanılan "hukuk" ifadesi Sözleşmenin diğer maddelerinde "kanun" ifadesine karşılık gelmektedir. Bu ifade, hem kanun koyucunun ortaya koyduğu yasaları, hem de yargısal içtihatları içine almaktadır.
52. Mahkeme bu konuda mutlak bir biçimde kanunların değerlendirilmesinin zorluğunu ve bir yayının Devletin bölünmezliğine karşı bölücü propaganda sayılıp sayılmayacağı konusunda ulusal makamlara belli bir esneklik sağlanmasının gerekliliğini göz önüne almaktadır. Bu nedenle kaçınılmaz olarak, bu alanda mahkemelerin yorumlama payları bulunmaktadır.
53. Mahkemeye göre, 3713 sayılı Yasanın 8. maddesi ihlali ortaya çıkaracak biçimde Devlet Güvenlik Mahkemelerine aşırı bir takdir yetkisi bırakmamaktadır. Mahkeme, olay anında yürürlükte olan bu Yasa hükmünde sözü edilen yayınlar sınıfına kitapların girdiği ve açık bir biçimde "periyodik olmayan yayımlar"ın anıldığını düşünmektedir. Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından verilen kararların Yargıtay'da temyiz edilebileceği de belirtilmelidir.
54. Yine Mahkemeye göre, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından işlemlerin ikinci aşamasında başvuru sahibini mahkum etmek için dayanılan hukuksal yorumun davanın koşulları göz önüne alındığında makul değildir.
55. Böylece başvuru sahibi, 8. maddenin 2. fıkrasına göre mahkum edildiğini, bu hükmün ise kesinlikle yazı işleri müdürlerine uygulanması gerektiğini ve editörlerin buna göre sadece para cezası ile cezalandırabileceklerini iddia etmektedir. Hükümet ise buna karşı, 8. maddenin 2. fıkrasının editörlere verilecek cezanın normal olarak aynı maddenin 1. fıkrasındaki cezadan daha hafif bir ceza biçiminde ortaya çıktığını ileri sürmektedir. 8. Maddenin 2. fıkrası, yazı işleri müdürleri ile süreli yayınların editörleri için geçerli olup, süreli olmayan bir yayının editörü olan başvuru sahibinin mahkumiyetinin kıyas yolu ile genişletilmiş bir yorum tarzına dayanmaktadır.
56-57. Açıklanan nedenlerle, Mahkeme, başvuru sahibinin hapis cezası ile cezalandırılmasının Sözleşmenin 7. maddesinde kabul edilen "kanunsuz ceza olmaz" ilkesi ile uyum içinde olmadığı sonucuna varmaktadır.
II- SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
58. Başvuru sahibi 3713 sayılı Yasanın 8. maddesi uygulanmak suretiyle kendisine uygulanan iki mahkumiyetin de Sözleşmenin 10. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
59-60. Başvuru sahibinin 3713 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca mahkumiyetinin, Hükümetin de kabul ettiği gibi, ifade özgürlüğüne müdahale olduğu açıktır. Bu nedenle Mahkeme bu müdahalenin "kanun ile öngörülüp öngörülmediğini", Sözleşmenin 10. maddesinin 2. paragrafında anılan amaçlara uygun olup olmadığını ve bu amaçlan gerçekleştirmek için "demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını" tek tek inceleyecektir.
A. "Kanun ile Öngörülme"
61. Yukarıda belirtildiği üzere, başvuru sahibinin birinci mahkumiyeti ile ilgili olarak, Sözleşmenin 10/2. maddesi anlamında yasal bir temel bulunmamaktadır.
62. Ancak, başvuru sahibinin "Uluslar arası Paris Kürt Konferansı" adli kitapta yer alan ve "Türkiye'de Hapishanelerin Durumu" başlığını taşıyan makale ile ilgili olan ikinci mahkumiyette durum farklıdır. Sözleşmenin 10/2. maddesine göre, yasallık ilkesi incelenirken, müdahaleyi oluşturan tedbirlerin alındığı dönem dikkate alınmalıdır. Davada ileri sürülen ihlal, Ekim 1992 yılında basılan bir kitaptan kaynaklanmaktadır. Mahkeme yukarıda, başvuru sahibinin mahkumiyetinin 7. maddenin ihlali olduğu sonucuna varmıştı. Çünkü, ileri sürülen ihlalin yapıldığı anda yürürlükte olan yasa hükmü, 7. maddenin içerdiği yasallık ilkesinin gereklerine cevap verme konusunda yeteri kadar açıktır.
63. Anayasa Mahkemesi, başvuru sahibinin mahkum olduğu 8. maddenin 2. fıkrasında bulunan editörlerle ilgili ibareyi 27 Temmuz 1993'den itibaren geçerli olacak biçimde iptal etmiştir. Müdahalenin yapıldığı zaman için uygulanmaya çalışılan hüküm; Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuru sahibini mahkum ettiği 6 Eylül 1994 tarihinde ve Yargıtay'ın kararı onadığı tarihte artık yürürlükte değildi.
Buradan yetkili yargı mercilerinin Ceza Kanununun 2/2. maddesine uymadıkları sonucuna varılmaktadır. Bu nedenle Mahkeme, başvuru sahibine verilen hapis cezasının kanun ile öngörülmediği ve Sözleşmenin 10. maddesine aykırı olduğu sonucuna varmaktadır.
64. Bu sonuç Mahkemeyi başvuru sahibinin ikinci mahkumiyeti ile ilgili olarak 10. maddenin 2. paragrafında açıklanan gerekliliklere uyulup uyulmadığı konusunu araştırmaktan bağışık kılmaktadır. Bununla birlikte, bu gerekliliklere uyulmamış olduğu iddiası başvuru sahibinin şikayetinin temelini oluşturduğundan Mahkeme davanın bu yönlerini de araştıracaktır.
B. "Meşru Amaç"
65-66. Başvuru sahibi, müdahalenin Sözleşmenin 10/2. maddesi çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığını inkar etmemektedir. Hükümet ise 3713 sayılı Yasanın bölücü terörist eylemler lehine propaganda yapılmasını yasakladığını belirtmektedir. Yaklaşık olarak 1985 yılından beri güvenlik güçleri ile ulusal bir ideolojiye sahip olan PKK arasında Türkiye'nin Güneydoğusunda ciddi karışıklık yaşanmaktadır. Bu nedenle Hükümete göre, başvuru sahibinin mahkum edilmesi ulusal güvenliği koruma, toprak bütünlüğünü sağlama, düzeni koruma ve suç işlenmesini engelleme amacına yöneliktir.
67. Güvenlik alanında Türkiye'nin Güneydoğusunda egemen olan durumun hassas olması ve şiddetin artması konusunda yetkililerin uyanık olması gerektiğinden, Mahkeme başvuru sahibine karşı alınan tedbirlerin Hükümetin de andığı amaçlara hizmet ettiği sonucuna varmaktadır.
C. "Demokratik bir Toplumda Gerekli Olup Olmaması"
68. Bu konuda Mahkeme daha önce Castell v. İspanya, Öztürk v. Türkiye, Nilsen ve Johnsen v. Norveç kararlarında andığı temel ilkeleri hatırlatmaktadır.
A. Genel İlkeler
69. İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temelini ve herkesin kendini geliştirmesinin başlıca koşullarını oluşturmaktadır. Bu özgürlük sadece normal karşılanan bilgi ve fikirleri değil, aynı zamanda insanları şok eden ve hırpalayan bilgi ve fikirleri de kapsamaktadır. İfade özgürlüğü çoğulculuğu, hoşgörüyü ve açıklığı da gerektirmektedir ve bunlar sağlanmadan "demokratik bir toplum" olamaz.
70-71. Mahkeme ayrıca, Sözleşmenin 10/2. maddesinin siyasal konuşmalar ve kamu yararı nedeniyle ifade özgürlüğüne hiçbir kısıtlama getirmediğini hatırlatmaktadır. Devletin sahip bulunduğu üstün konum, kendisine ceza yolunu kullanarak haksız saldırılara cevap verme araçlarını sağlamaktadır. 10/2. maddede yer alan "gerekli" sıfatı, "sosyal zorunluluk" ihtiyacını ifade etmektedir. Bununla birlikte, bu müdahaleyi haklı çıkaracak ihtiyaçların bulunup bulunmadığı konusunu değerlendirmek öncelikle ulusal otoritelere düşmektedir. Bu amacı gerçekleştirmede ulusal otoritelerin belli bir takdir yetkisi de bulunmaktadır. Ancak bu durum, Hükümetin uyguladığı kanun ve kararlar üzerinde Mahkemenin kontrolünü artırır. Mahkeme bu kontrolü gerçekleştirirken, ulusal yargı mercilerinin yerine geçmez, kısıtlamanın ya da müdahalenin 10. maddedeki ifade özgürlüğüne uyup uymadığına karar verir.
B- Yukarıda Anılan İlkelerin Davaya Uygulanması
a. Tarafların iddiaları
72. Hükümet, başvuru sahibinin "Türk Hapishanelerinde Durum" başlıklı makalesinin yayımlanmış olması nedeniyle verilen ikinci mahkumiyet kararının, demokratik bir toplumda gerekli olan düzenin, ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün sağlanması amacına yönelik olduğunu iddia etmektedir. Ayrıca, hükümet, başvuru sahibinin PKK tarafından işlenen şiddet eylemlerinin ulusal bağımsızlık savaşı olduğunu ifade ederek bu terör örgütünün eylemlerine katıldığını belirtmektedir.
73. Hükümet Mahkemenin içtihatlarına dayanarak, toprak bütünlüğü tehdit edilen bir ülkenin bu konuda daha büyük bir takdir yetkisi bulunması gerektiğini ileri sürmektedir. Bu nedenle başvuru sahibine yapılan müdahale Sözleşmenin 10/2. maddesi anlamında haklıdır.
74. Başvuru sahibi ise, ifade özgürlüğünün sadece normal karşılanan fikir ve ifadeleri, değil aynı zamanda şok eden ve endişeye düşüren fikir ve ifadeleri de içerdiğini ileri sürmektedir.
b. Mahkemenin Kararı
75. Mahkeme, müdahalenin "izlenen amaca uygun" olup olmadığını ve bu müdahalenin haklılığı konusunda Hükümetin ileri sürdüğü nedenlerin "uygun ve yeterli" olup olmadığını belirlemek için; suçlanan metnin kendisi de dahil olmak üzere, davayı bir bütün olarak ele alarak olayı incelemek zorundadır. Mahkeme bu ölçütler ışığında başvuru sahibinin iki mahkumiyetini inceleyecektir.
i. Başvuranın Özgür Gündem gazetesinde basılan "Dünyanın Kürtlere bir Borcu Var" başlıklı makale nedeniyle verilen mahkumiyet kararı
76. Mahkeme, başvuru sahibinin günlük bir gazete yolu ile bölücü propaganda yapması nedeniyle mahkumiyeti konusunda, sözkonusu müdahalenin demokrasilerde yayın organlarının oynadığı önemli rolü göz önüne alarak incelenmelidir.
77. Bu bakımdan, basın organlarının, terörizm tehdidine karşı ulusal güvenlik ve toprak bütünlüğü gibi, ya da suçların önlenmesi ve kamu düzeninin sağlanması gibi sınır taşlarını aşmaması gerekmekle birlikte, farklı görüşler de dahil olmak üzere siyasi konularda bilgi ve fikir sunmaları gerekmektedir. Bu konuda kamuoyunun da bilgi edinme hakkı bulunmaktadır.
78. Mahkeme, Özgür Gündem'de yayımlanmış olan uyuşmazlık konusu makalenin, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi sekreteri sıfatıyla başvuru sahibi tarafından Belçika Parlamentosuna sunulduğunu hatırlatmaktadır. Bu makalede başvuru sahibi, PKK tarafından yapılan ateşkesten sonra Devletin yürüttüğü politikayı sert bir biçimde eleştirmektedir. Ona göre Devlet güçleri, ne savaş kurallarına uymuş ve ne de ateşkese uymuştur. Sonunda da, uzun bir ölüm ve kayıp listesi vermektedir. Öte yandan Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibinin Türk yetkilileri tarafından alınan tedbirleri barbar saldırılar olarak niteleyerek ve toprakların bir bölümünü "Kürdistan" olarak nitelemek suretiyle terörist bir örgüt olan PKK'nın eylemelerine destek vermekle suçlamıştır.
79. Mahkeme, incelemesinde olay ile ilgili şartlan, özellikle de terörizme karşı savaşa bağlı zorlukları dikkate almaktadır. Bununla birlikte, başvuru sahibinin Türkiye'de bir siyasi bir yazar ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi sekreteri olarak görüşlerini açıkladığını ve Belçika Parlamentosuna sunduğu tezleri yaydığını göz önüne almaktadır. Makalenin belli bazı pasajları Türk yetkililerinin tavırlarını anlatmakta ve düşman bir anlatım sunmakta ise de, şiddet kullanımına, orduya direnç ve ayaklanmayı ifade etmemekteydi. Bunlar, Mahkemenin bakış açısına göre dikkate almak için temel öğelerdir.
80. Kuşkusuz ki Mahkeme, makalenin bazı kısımlarında başvuru sahibinin, bu "savaş" sırasında meydan gelen ölümleri haklı gördüğünün farkındadır: "Üzücüdür ama savaşta insanlar ölür. Savaşın Kürt tarafı barış ve siyasi çözüm elini uzatmıştır, ancak iş Türk tarafındadır. T.C. taraf olarak aynı biçimde davranmaya devam ederse yeni ölümlerin, yeni acıların önü alınmayacaktır." Bununla birlikte başvuru sahibinin konumu "nötr" olmadığı halde, terörist eylemler nedeniyle bu pasajlar şiddet kullanımını tahrik, düşmanlık ya da vatandaşlar arasında düşmanlık anlamına gelmemektedir.
81. Mahkeme başvuru sahibine verilen cezanın ağırlığına da dikkat çekmektedir: iki yıl ağır hapis cezası ve 250.000.000 TL para cezası. Müdahalenin orantılılığı ölçülürken maruz kalman cezaların ağırlığı da dikkate alınmalıdır.
82. Sonuç olarak sözkonusu makale nedeniyle başvuru sahibinin mahkumiyeti güdülen amaç ile orantılı değildir ve bu müdahale demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale değildir. Bu nedenle Sözleşmenin 10/2. maddesi ihlal edilmiştir.
ii. Uluslararası Paris Kürt Konferansı Adlı Kitapta yer alan "Türk Hapishanelerinde Durum" başlıklı makale nedeniyle başvuru sahibinin mahkumiyeti
83. Bu mahkumiyet, başvuru sahibinin sahibi olduğu Doz Yayınevi tarafından basılan bir kitap nedeniyle mahkum edilmesinden kaynaklanmaktadır.
84. Mahkeme, makalede kullanılan terimlere özellikle dikkat çekmektedir. Bu arada terörizme karşı yürütülen savaşa bağlı olan zorluklar da göz önüne alınmalıdır.
85. Yayınlanan bu makale, Paris'te düzenlenen "Kürtler: İnsan Hakları ve Ulusal Kimlik" adlı uluslararası bir konferansta sunulmuştur, ihtilaf konusu bu makalede başvuru sahibi, Türkiye topraklarının bir kısmını "Kürdistan" olarak nitelendirmekte ve ortada ulusal özgürlük savaşı bulunduğunu belirtmektedir. Türkiye'nin Güneydoğusunda bulunan hapishanelerdeki Devlet tarafından yürütülen politika şiddetli bir biçimde eleştirilmektedir. Ona göre,"... milli ülkesel ve kültürel kimliklerin tanınması için mücadele eden 25 milyonluk bir halkın mücadelesi..." sözkonusudur. Yazar, bu savaşın kültürel kimliğin tanınması ile sınırlı olmayıp, bu halkın kendi kaderini tayin hakkının da desteklenmesi gerektiğini belirtmektedir.
86. Mahkeme, ihtilaflı makalede şiddete tahrik, başkaldırı ya da başka bir biçimde demokratik ilkeleri reddeder biçimde herhangi bir şey görmemektedir.
Kuşkusuz Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı ile ilgili bazı sorunlar bulunmaktadır. Mahkemeye göre, böyle bir siyasi projenin Türk Devletinin şu andaki durumu ile ve ilkeleri ile uyumlu olmaması gerçeği, kendini demokratik ilkeleri karşısına almayı gerektirmez. Devletin mevcut örgütlemesini yeniden yapılandırma konusu dahi olsa, değişik siyasi projelerin önerilmesine ve tartışılmasına olanak vermek demokrasinin temelidir.
87. Mahkeme ayrıca, sözkonusu makalenin resmi politikayı şiddetle eleştirdiğini ve Türkiye'nin Güneydoğusundaki zorluklar konusunda bir görüş açısı sunulduğunu belirtmektedir. Mahkeme, makalenin metninin şiddet ya da düşmanlık şeklinde yorumlanacak pasajlarını dikkatle incelemiştir. Bununla birlikte, "savaş", "düşman" ve "silahlı mücadelenin gayrımeşruluğu" terimleri Türkiye'nin Güneydoğusunda uygulanan resmi politikaya karşı güçleri oluşturan kişilerin psikolojisini yansıtmaktadır. Bu açıdan bakıldığında makale, kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik bir bilgi kaynağıdır.
88. Bundan başka Mahkeme, makalenin uluslar arası bir konferansta sunulanların toplandığı bir kitapta yer aldığını belirtmektedir. Katılımcılar konu üzerinde farklı düşüncelere sahip olabilirler. Ayrıca, başvuru sahibi uluslar arası bir konferansta sunulan bildirilerin tamamını basmış olduğundan, işlemlerin ilk aşmasında Devlet Güvenlik Mahkemesinin beraat kararı verdiği zaman yaptığı gibi, kitabın tamamının göz önüne alınması gerekir.
89. Mahkeme, doğal olarak yaklaşık 1985 yılından beri Türkiye'nin Güneydoğusunda güvenlik güçleri ve PKK üyeleri arasında hüküm süren durumu daha da kötüleştirmeye elverişli eylem ve sözlerle yetkililerin karşılaştığı sıkıntıların, bu durumun bir çok ölüme yol açtığının ve bölgenin önemli bir bölümünde olağanüstü hal ilan edilmesine neden olduğunun farkındadır. Bununla birlikte, Mahkeme, Türkiye'nin Güneydoğusundaki durumu başka bir biçimde ele alma konusunda, ulusal otoritelerin insan haklarını yeteri kadar dikkate almadığını görmektedir. Bu nedenlerle başvuru sahibinin mahkumiyeti güdülen amaçla orantılı ve "demokratik bir toplumun gerekliliklerine" uygun değildir ve Sözleşmenin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III- SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
91. Başvuru sahibi kendisini yargılayan istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde askeri bir hakimin bulunması nedeniyle adil bir biçimde yargılanmadığını ileri sürmektedir.
92. Hükümet Anayasanın ilgili hükümlerinden söz ederek Devlet Güvenlik Mahkemelerinin istisnai bir mahkeme olmadığını, özel görevli ceza mahkemeleri olduğunu, devlet güvenliğine karşı işlenen suçlara baktığını ve üyeleri arasında bulunan askeri hakimlerin aynı biçimde bağımsız ve tarafsız olduklarını iddia etmektedir.
93. Ayrıca Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından verilen kararların Yargıtay'da temyiz edilebildiğini, Yargıtay'ın ise Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen kararları usulden ve esastan inceleyerek kararı bozabildiğini belirtmektedir. Hükümet, başvuru sahibinin davanın Yargıtay aşamasında yerel mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmemiş olması nedeniyle, burada ileri sürdüğü iddiaların temelsiz olduğunu iddia etmektedir.
94. Başvuru sahibi Hükümetin bu iddialarına karşı, İncal kararına atıf yaparak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadığını tekrarlamaktadır.
95. Mahkeme öncelikle, bu davayı ele aldığı zaman içerisinde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısının değiştirildiğini, ancak başvuru sahibinin içerisinde askeri bir hakimin de yer aldığı mahkeme önüne çıkarıldığını belirtmektedir. 28 Ekim 1998 tarihli İncal ve Çıraklar davalarında Mahkeme buna benzer iddiaları incelemiştir. Bu kararlarda Mahkeme Devlet Güvenlik Mahkemelerinde bulunan askeri hakimlerin statülerinin belli bağımsızlık ve tarafsızlık konularında belli teminatları bulunduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, anılan kararlarda bu hakimlerin belli özelliklerinin bağımsızlık ve tarafsızlıklarını şüpheli hale getirdiği de belirtilmektedir. Örneğin, yürütme gücü içerisinde bulunan orduya bağlılıkları devam etmekte, askeri disiplin kurallarına tabi tutulmakta, aranmaları ve görevlendirilmeleri büyük ölçüde idarenin ve ordunun müdahalesini gerektirmektedir.
97-98. Mahkeme, yukarıda anılan kararlardaki başvuru sahipleri gibi başvuru sahibinin de sivil bir kişi olması nedeniyle bu kararlardaki sonuçlardan ayrı bir sonuca ulaşmak için herhangi bir neden görmemektedir. Devletin toprak bütünlüğünü ve ulusun birliğini bozmak amacıyla propaganda yapmakla suçlanan başvuru sahibinin, içerisinde askeri bir hakimin de yer aldığı mahkeme önüne çıkmaktan çok korkması makuldür. Başvuru sahibinin bu yargı merciinin bağımsızlık ve tarafsızlığının bulunmadığı konusundaki kaygılan, objektif olarak haklı olan şeylerin ötesine geçebilir. Bu nedenlerle Sözleşmenin 6. maddesi ihlal edilmiştir.
IV- SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
a. Tazminat
i. Maddi Tazminat
101. Başvuru sahibi, kendisine hapis cezası verilmesi nedeniyle mahrum kaldığı mesleki gelirlerin giderilmesi amacıyla 4.550.000.000 TL talep etmektedir.
102. Hükümete göre bu talep fazla ve spekülatiftir. Mahkeme, başvuru sahibinin bu talebi ve 10. maddenin ihlali arasında illiyet bağı bulunmadığını belirtmektedir. Ayrıca, başvuru sahibinin maddi zarara ilişkin bu iddiaları yeteri kadar desteklenmemiştir.
103. Mahkeme, başvuru sahibi tarafından iddia edilen mesleksel kayıplarla ilgili olarak, bu kayıplar ve 10. madde ihlali arasında yeterli bir illiyet bağı görmemektedir.
ii. Manevi Tazminat
104. Başvuru sahibi manevi tazminat olarak 15.000.000.000 TL talep etmektedir.
105. Hükümet ise olayda ihlal bulunduğunun tespit edilmiş olmasının başlı başına yeterli bir tazminat oluşturduğunu iddia etmektedir.
106. Mahkeme, davanın koşullan içerisinde başvuru sahibinin belli bir düzensizliğe maruz kaldığını düşünmektedir. Bu nedenle, Sözleşmenin 41. maddesine uygun olarak, başvuru sahibine 10.700 Euro manevi tazminat verilmesini kararlaştırmıştır.
b. Yargılama Giderleri
107. Başvuru sahibi yargılama giderlerini de talep etmektedir.
109-110. Mahkeme, yargılama giderleri olarak gerçek ve yargılama için gerekli olan giderlerine hükmettiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca, Mahkeme içtüzüğünün 60/2. maddesi, Sözleşmenin 41. maddesine göre istenen tüm giderlerin tutarının hesaplanmasını öngörmektedir. Sonuçta Mahkeme yargılama giderleri olarak başvuru sahibine 3000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
c. Gecikme Faizi
111. Mahkemenin elindeki verilere göre Fransa'da uygulanan gecikme faizi yıllık olarak % 4.26 'dır.
BU NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE;
1. "Uluslararası Paris Kürt Konferansı" başlıklı kitabın editörü sıfatıyla yükümlünün ikinci sırada anılan mahkumiyeti nedeniyle Sözleşmenin 7. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Başvuru sahibinin her iki mahkumiyeti nedeniyle Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
3. Her iki mahkumiyet nedeniyle Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine,
4. Başvuru sahibine manevi tazminat olarak 10.700 Euro, yargılama giderleri olarak ise 3000 Euro verilmesine, bu ödemenin gecikmesi durumunda yıllık % 4.26 gecikme faizi uygulanmasına,
5. Bunun dışında kalan tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy