(Başvurular no. 29918/96, no. 29919/96 ve no. 30169/96)
KARAR
STRAZBURG
6 Ekim 2005
Bu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
Tanrıkulu ve Diğerleri - Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),
Başkan B.M. ZUPANCIC,
Yargıçlar J. HEDIGAN,
M. TSATSA - NIKOLOVSKA,
V. ZAGREBELSKY,
E. MYJER,
DAVID THÓR BJÖRGVINSSON,
Geçici yargıç F. GÖLCÜKLÜ ve
Bölüm Sekreteri V. BERGER'in katılımı ile kapalı oturumda 15 Eylül 2005 tarihinde toplanmış ve anılan tarihte izleyen kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, üç Türk vatandaşı olan Sinan Tanrıkulu, Servet Ayhan ve Fırat Anlı ("başvuranlar") tarafından, sırasıyla, 25 Ağustos 1995, 25 Ağustos 1995 ve 4 Eylül 1995 tarihlerinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yapılan üç başvurudan (no. 29918/96, no. 29919/96 ve no. 30169/96) kaynaklanmaktadır.
2. Başvuranlar, Londra'da görev yapan avukatlar M. Muller, T. Otty ve L. K. N.
Claridge ve Londra Kürt İnsan Hakları Projesi'nden K. Yıldız tarafından temsil edilmiştir. İkinci ve üçüncü başvuran, ayrıca, Diyarbakır Barosu'na bağlı avukatlar R. Yalçındağ, C. Aydın ve A. Kaplak tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi huzurundaki işlemler için bir Ajan tayin etmemiştir.
3. Başvuranlar, özellikle, polis nezaretinde tutulmalarının kanuna aykırılığı ve uzunluğu hakkında iddiada bulunmuşlardır.
4. Başvurular, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11 No.'lu Protokol'ünün yürürlüğe girdiği tarih olan, 1 Kasım 1998'de iletilmiştir (11 No.'lu Protokol'ün 5 § 2. maddesi).
5. Başvurular, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Üçüncü Daire'sine tevzi edilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü'nün 52 § 1. maddesi). Bu Daire içinde davaya bakacak olan Bölüm (AİHS'nin 27 § 1. maddesi), İç Tüzük'ün 26 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi oluşturulmuştur.
6. 1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM Daire'lerinin yapısını değiştirmiştir (İç Tüzük 25 § 1. madde). Bu dava, yeni oluşturulmuş Üçüncü Daire'ye verilmiştir (İç Tüzük 52 § 1. madde).
7. Türkiye adına seçilen hakim Rıza Türmen, dava heyetinden çekilmiştir (İç Tüzük 28. madde). Hükümet, onun yerine, heyette ad hoc hakim olarak yer almak üzere, Profesör Feyyaz Gölcüklü'yü tayin etmiştir ( AİHS'nin 27 § 2. maddesi ve İç Tüzük 29 § 2. madde).
8. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 24 Şubat 2005 tarihli bir karar ile başvuruların kısmen kabuledilebilir olduğunu açıklamıştır. Başvuranların tutuklu yargılanma sürelerine ilişkin şikayetlerini ve birinci ve üçüncü başvuranın yakalanmaları ve nezarette tutulmalarının kanuna aykırılığına ilişkin şikayetlerini incelemeye almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ayrıca, başvuruyu birleştirme kararı almıştır.
9. Başvuranlar ve Hükümet, esaslara ilişkin görüş bildirmişlerdir (İç Tüzük 59 § 1. madde).
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
10. Başvuranlar sırasıyla 1966, 1973 ve 1971 doğumludurlar ve Diyarbakır'da ikamet etmektedirler.
11. Birinci ve üçüncü başvuran avukattır. Olaylar sırasında, birinci ve İkinci başvuran İnsan Hakları Derneği'nin üyesidir ve üçüncü başvuran HADEP Diyarbakır İl Örgütü'nün başkanıdır.
12. Jandarmalar tarafından alınan, HADEP ( Halkın Demokrasi Partisi) İl Örgütü'nde ve İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi'nde PKK'ya ilişkin bir toplantı olduğu haberine müteakiben, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polis memurları, Diyarbakır Valiliği'nin yetkisi ve 27 Şubat 1995 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'nın talebi üzerine bu mahkemenin hakiminden arama izni aldıktan sonra, binalarda bir araştırma yürütmüş ve on bir diğer kişiyle birlikte başvuranları yakalamıştır.
13. 27 Şubat 1995 tarihinde, başvuranlar, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'ndaki jandarmalara teslim edilmişlerdir.
14. Jandarma tarafından 28 Şubat 1995 tarihinde düzenlenen rapora göre, polis, HADEP Örgütü'nde, sekiz ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi) ve PKK bayrağı, bir PKK amblemi, PKK hakkında altmış beş kitap ve dokuz VHS video kayıt bandı, yedi ses kayıt bandı ve Avrupa Parlamentosu Genel Sekreteri'ne hitaben belgeler ele geçirmiştir. Ayrıca, şüphelilerden birinin üzerinde tabanca bulmuştur.
15. 9 Mart 1995 tarihinde, başvuranlar Cumhuriyet Savcısı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi huzuruna çıkartılmışlardır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, tutuklu yargılanmalarını hükmetmiştir.
16. 22 Mart 1995 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne, başvuranları ve diğer şüphelileri PKK lehine propaganda yapmış olmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet Savcısı, başvuranların ve diğer tutukluların, Türk Ceza Kanunu'nun 168 § 2. maddesi uyarınca, yasadışı bir örgüte üye olmaktan mahkum edilmelerini ve cezalandırılmalarını talep etmiştir.
17. 1 Mayıs 1995 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranlar aleyhindeki suçlamaları ve delilleri göz önüne alarak, onların tutuksuz yargılanmalarını hükmetmiştir.
18. 8 Nisan 1996 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları bütün suçlardan beraat ettirmiştir. Araştırmada bulunan delillerin oraya herhangi biri tarafından koyulmuş olabileceği ve başvuranların, baskı altında vermiş olduklarını iddia ettikleri, ifadelerinin dışında, onları mahkum edecek hiçbir delilin olmadığı kararını vermiştir.
19. 16 Nisan 1997 tarihinde, Yargıtay, yukarıda belirtilen kararı onamıştır.
20. 26 Kasım 1997 tarihinde, birinci başvuran, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'ne, kanunu aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kişilere tazminat ödenmesine ilişkin 466 sayılı Kanun uyarınca, bir dilekçe sunmuştur. 30 Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, başvurana, tutuklu olarak geçirdiği süreyi telafi etmek için manevi zarara ilişkin bir miktar tazminat ödenmesine karar vermiştir. Bu karar, 29 Eylül 1998 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
21. Sözkonusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukuk ve uygulama, Elçi ve Diğerleri - Türkiye (no. 23145/93 ve no. 25091/94, §§ 582 - 586, 13 Kasım 2003) ve Nuray Şen - Türkiye (no. 41478/98, §§ 13 - 16, 17 Haziran 2003) davalarında bulunabilir.
HUKUK
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZI
22. Kabuledilebilirlik kararına müteakiben Hükümet tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne sunulan ek görüşlerde, Hükümet, ikinci ve üçüncü başvuranın, kanuna aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kişilere tazminat ödenmesine ait olan 466 sayılı Kanun uyarınca tazminat talep etmedikleri için, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5 § 3. maddesi uyarınca olan şikayetlerine ilişkin olarak, iç hukuk yollarını tüketemediklerini belirtmiştir.
23. Başvuranlar, bu başlık altında önceki görüşlerini yinelemişlerdir.
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kabuledilebilirlik kararında bu konunun yeterince ele alındığını dikkate alarak, konuyu yeniden incelemeyi gerekli bulmamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dolayısıyla, Hükümet'in ön itirazını reddeder.
II. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
25. Birinci ve üçüncü başvuranlar, yakalanmalarının ve nezarette tutulmalarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5 §§ 1 (c) maddesini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Bu bağlamda, avukatlar aleyhindeki cezai soruşturmaların, Avukatlık Kanunu'nun 58 ve 59. maddelerine göre, bir Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülmesi gerektiğini, oysa jandarmalar tarafından sorgulandıklarını belirtmişlerdir. Üçüncü başvuran, ayrıca, siyasi parti yöneticileri aleyhindeki cezai soruşturmaların, iç hukuk uyarınca, bir Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülmesi gerektiğini öne sürmüştür. Başvuranlar, tutukluluklarının süresinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5 § 3. maddesini ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. 5. maddenin ilgili kısımları şöyledir:
"1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir."
A. 5 § 1 (c) maddesi
Tarafların görüşleri
26. Başvuranlar önceki görüşlerini yinelemişlerdir. Özellikle, Avukatlık Kanunu'nun 58 ve 59. maddeleri uyarınca avukatlar tarafından işlendiği iddia edilen suç sayılacak davranışın herhangi bir soruşturmasının Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Bu işlemin her şartta zorunlu olduğunu ve Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönergeler tarafından doğrulandığını öne sürmüşlerdir. Tutuklanmalarının keyfi ve gerekçesiz oluğunu belirtmişlerdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihat hukukuna, özellikle yukarıda belirtilen Elçi ve Diğerleri davasına, atıfta bulunmuşlardır.
27. Hükümet, başvuranların yakalanmalarının ve tutuklanmalarının geçerliliğine dair şüphe olduğunu öne sürmüştür. Bu bağlamda, Avukatlık Kanunu'nun, ancak, görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı olduğu durumda haklarında soruşturmaların Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülmesi şartını koştuğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranlar aleyhindeki suçlamaların, onların ne bir avukat ne de bir siyasi parti yöneticisi olarak, mesleki faaliyetleri ile hiçbir ilgisi olmadığını ve dolayısıyla, başvuranların iddia ettikleri gibi Avukatlık Kanunu veya başka bir iç hukuk hükmü tarafından korunmadıklarını iddia etmiştir. Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihat hukukuna, özellikle Talat Tepe - Türkiye (no. 31247/96, 21 Aralık 2004) davasına atıfta bulunmuştur.
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin değerlendirmesi
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 5 § 1 (c) maddesine ilişkin kararlarında ortaya konan temel prensipleri yineler (bkz., özellikle, Labita - İtalya [BD], no. 26775/95, § 155, AİHM 2000-IV, ve Fox, Campbell ve Hartley - İngiltere, 30 Ağustos 1990 tarihli karar, Seri A no. 182, s. 16, § 32). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5 § 1 (c) maddesinde atıfta bulunulan geçerli şüphe, şüpheli kişinin suçunun o aşamada saptanması gerektiği anlamına gelmez. Sanık aleyhindeki suçların gerçekliğinin ve niteliğinin kesin olarak kanıtlanması gerekliliği tam olarak soruşturmanın amacıdır (bkz. Murray - İngiltere, 28 Ekim 1994 tarihli karar, Seri A no. 300-A, s. 27, § 55). 5 § 1 maddesinin (c) fıkrası, polisin, yakalama anında veya başvuran nezaretteyken, suçlamada bulunmak için yeterli delil ele geçirmiş olmasını gerektirmez (bkz. Erdagöz - Türkiye, 22 Ekim 1997 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1997-VI, s. 2314, § 51).
29. Ayrıca, özgürlükten herhangi bir mahrumiyet sadece ulusal hukukun esasa ve usule ilişkin kurallarına uygun olmakla kalmayıp, buna eşit olarak, bireyi keyfi tutuklamadan korumak şeklindeki 5. maddenin amacına uygun olmalıdır (bkz., diğer içtihatlar arasında, Chahal - İngiltere, 15 Kasım 1996 tarihli karar, Reports 1996-V, s. 1864, § 118).
30. Sözkonusu davada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranların yasa dışı bir terör örgütüyle ilişkileri olma şüphesi üzerine yakalandıklarını ve gözaltına alındıklarını gözlemler. Polis, Valiliğin izni ve binalarda PKK'ya ilişkin bir toplantının düzenlendiği haberinin alınmasına müteakiben, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi tarafından çıkarılan arama iznine dayanarak hareket etmiştir. Davanın özel şartlarına ilişkin olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranların yakalanmasının kanuna uygun olduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5 § 1 (c) maddesinin anlamı dahilinde, bir suç işlemiş olma geçerli şüphesi üzerine tutuklandıklarını değerlendirir.
31. Başvuranların temel şikayeti, bir Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmadıkları için tutukluluklarında hüküm süren işlemlerin iç hukuk uyarınca kanuna aykırı olduğu gerçeğine ait olduğu sürece, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avukatlık Kanunu'nun 58 ve 59. maddeleri uyarınca, avukatlar hakkındaki cezai soruşturmaların, suçun, görev sırasında işlenmesi durumunda Cumhuriyet Savcıları tarafından yürütülmesi gerektiğini ve Adalet Bakanlığı'nın 14 Şubat 1994 tarihli genelgesinin, avukatlar tarafından işlendiği iddia edilen suçlara yönelik yürütülecek soruşturmaların sadece usulüne hitap ettiğini ekleyecektir (bkz., yukarıda belirtilen, Elçi ve Diğerleri §§ 584-586). Başvuranların, sözkonusu genelgenin şartlarının veya herhangi başka bir yerel hükmün ihlal edilmesi iddiasına ilişkin, tutuklulukları sırasında, onları jandarmaların sorguladığı gerçeği, yakalanmaları ve müteakip tutukluluklarının yerel yasal dayanağını geçersiz kılmaz (bkz., yukarıda belirtilen, Talat Tepe § 62).
32. Yukarıda belirtilenlerin ışığında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5 § 1. maddesinin ihlalinin olmadığı sonucuna varmıştır.
5 § 3. madde
1. Tarafların görüşleri
33. Başvuranlar, tutukluluk süreleri hakkında şikayette bulundular. Bu bağlamda, özellikle, hakim huzuruna çıkana kadar geçen sürenin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca, yasal olmayacak kadar uzun olduğunu ve tutukluluk şartlarının kötüye kullanmaya karşı yetersiz koruma içerdiğini öne sürmüşlerdir.
34. Hükümet, olaylar sırasında, başvuranların tutukluluk sürecinin iç hukukun gerekleri ile uyumlu olduğunu belirtmiştir. Hükümet, 5 Mayıs 1992 tarihli derogasyonuna atıfta bulunarak, silahlı terörist gruplarına ait kişilerin tutukluluğunda hüküm süren usule ilişkin teminatları yerine getirmemelerinin kesinlikle gerekli olduğunu ve terörist faaliyetlerini soruşturmada ve bastırmada mevcut olan zorluklar dolayısıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesine göre, mahkeme denetimi sağlamanın mümkün olmadığını iddia etmiştir. Hükümet, Türk Kanunu'nda ortaya konan tutukluluk sürelerinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihat hukukuna uyumlu olarak değiştirilmiş olduğunu belirtmiştir.
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin değerlendirmesi
35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinin, bireyin özgürlük hakkına Devlet tarafından müdahalelere karşı bireyi koruma şeklindeki bir temel insan hakkı muhafaza ettiğini yineler. Yürütme organları tarafından yapılan müdahelelerin yargı tarafından denetimi, keyfi hareket riskini en aza indirmeyi ve "demokratik bir toplumun temel prensiplerinden biri olan
, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Önsözü'nde açıkça değinilen" hukukun üstünlüğünü güvence altına almayı amaçlayan 5 § 3. maddede yer alan teminatın önemli bir özelliğidir ( bkz. Sadık ve Diğerleri - Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Reports 1997-VII, s. 2623, § 44; bkz. ayrıca Brogan ve Diğerleri - İngiltere, 29 Kasım1988 tarihli karar, Seri A no. 145-B, s. 32, § 58).
36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çeşitli seferlerde, terör suçlarının soruşturmasının şüphesiz yetkililere özel sorunlar çıkardığını kabul etmiştir (bkz., yukarıda anılan, Brogan ve Diğerleri, s. 33, § 61, yukarıda anılan, Murray, s. 27, § 58, Aksoy - Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Reports 1996-VI, s. 2282, § 78, Demir ve Diğerleri - Türkiye, 23 Eylül 1998 tarihli karar, Reports 1998-VI, s. 2653, § 41 ve Dikme - Türkiye, no. 20869/92, § 64, Reports 2000-VIII). Ancak, bu, soruşturma yetkililerinin, terörle ilişkili olduğunu iddia ettikleri her zaman, şüphelileri, yerel mahkemelerin ve sonunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi denetim kurumlarının etkili kontrolü olmaksızın, sorgulamak üzere yakalamak için 5. madde uyarınca carte blanche sahibi oldukları anlamına gelmez ( bkz., yukarıda anılan, Murray, s. 27, § 58).
37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranların polis nezaretindeki tutulmalarının on gün sürdüğünü kaydeder. Yukarıda belirtilen Brogan ve Diğerleri davasında, yargı denetimi olmadan, altı saat dört gün süren polis nezaretindeki tutulmanın, amacı teröre karşı toplumu bütün olarak korumak olmuş olsa da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde belirtilen süreye ilişkin kesin tahditlerin dışında kaldığı kararını vermiş olduğunu anımsar (bkz., yukarıda anılan, Brogan ve Diğerleri, s. 33, § 62). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sürecin uzunluğunun derogasyon şartları tarafından haklı çıkarılıp çıkarılamayacağını incelemelidir.
38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi," '(kendi) ulusunun yaşamı için' bu yaşamın 'kamu tehlikesi' tarafından tehdit edilip edilmediğini ve öyleyse, bu tehlikenin üstesinden gelme girişiminde nereye kadar gitmeyi belirlemenin sözleşmeye taraf olan Devlet'lere düştüğünü yineler. İçinde bulundukları anın acil ihtiyaçlarıyla doğrudan ve devamlı ilişkileri nedeniyle, ulusal makamlar, esas itibariyle, hem böyle bir tehlikenin varlığı hem de bu tehlikeyi önlemek için gerekli olan derogasyonların niteliği ve kapsamı üzerine karar vermek için uluslararası hakimden daha iyi bir konumdadırlar. Buna göre, bu konuda, geniş bir takdir serbestliği ulusal makamlara bırakılmalıdır. Ancak, akit taraflar, sınırsız bir takdir sahibi değildirler. Devlet'lerin, krizin 'zorunlulukların tam olarak gerektirdiği ölçü'yü aşıp aşmadıklarına karar vermek, inter alia, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne düşer. Dolayısıyla, yerel takdir serbestliği Avrupa denetimi ile birlikte hareket eder. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu denetimi uygularken, derogasyon tarafından etkilenen hakların niteliği ve tehlike durumuna yol veren şartlar gibi ilgili faktörlere uygun önemi vermelidir" (bkz. Brannigan ve McBride - İngiltere, 26 Mayıs 1993 tarihli karar, Seri A no. 258-B, ss. 49-50, § 43, ve yukarıda anılan, Aksoy, s. 2280, § 68).
39. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ayrıca, yukarıda belirtilen Aksoy ve Demir davalarındaki kararlarında, Türk derogasyonunun geçerliliğini değerlendirirken özellikle güneydoğu Türkiye'deki tartışmasız ciddi terör problemini ve Devlet'in etkili önlemler almakta yüzleştiği problemleri göz önüne aldığını anımsar. Ancak, bu davalarda, durumun, Aksoy davasındaki başvuranın on dört gün veya daha fazla ve Demir davasındaki başvuranların on altı ile yirmi üç gün arasında, bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevliye açık olmadan kimse ile görüşmeye izin verilmeden tutuklu olmalarını gerektirdiği ikna edilmemiştir (yukarıda anılan, Aksoy, s. 2282 ve s. 2284, §§ 78 ve 84, yukarıda anılan, Demir, § 57). Aksoy davasında, özellikle, Hükümet'in, güneydoğu Türkiye'de terörizme karşı olan savaşın, neden herhangi bir yargı müdahalesinin yapılmasını olanaksız kıldığına dair ayrıntılı gerekçeler göstermemiş olduğunu kaydetmiştir (ibid., § 78).
40. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, özellikle, Hükümet'in, sözkonusu davada, güneydoğu Türkiye'deki durumun, yukarıda belirtilen Aksoy ve Demir davalarından neden herhangi bir yargı müdahalesinin yapılmasını olanaksız kılacak kadar farklı olduğuna dair herhangi bir gerekçe göstermediğini kaydederek, bu iki davadaki kararlarından sapmaya ikna olmamıştır.
41. Sonuç olarak ve güneydoğu Türkiye'de PKK faaliyetleri tarafından yaratılan duruma ve terör suçlarını soruşturmanın zorluklarına ve özel niteliklerine rağmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Hükümet tarafından gerekçe olarak gösterilen krizin, başvuranların, bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevlinin huzuruna çıkartılmadan önce, on gün süren tutukluluklarını tam anlamıyla gerektirmediğini düşünmüştür.
42. Buna göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilmiştir.
III. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 41. maddesi şöyledir:
" Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf'ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder."
A. Tazminat
44. Birinci başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak toplam 80.000 Euro talep etmiştir. Özellikle, tutukluluğundan dolayı yerel mahkemelerde devam eden davalarını takip edemediğini ve aleyhindeki iddialar sonucunda müşterilerinin güvenini kaybettiğini belirtmiştir. Aleyhindeki iddiaların, mesleki itibarını olumsuz etkilediğini ve tutukluluğunun çeşitli etkileri ve hem görevliler hem de toplum tarafından karşılaştığı muamele dolayısıyla büyük manevi zarara maruz kaldığını öne sürmüştür.
İkinci başvuran, tutukluluğunun doğrudan sonucu olarak maddi ve manevi kayba maruz kaldığını iddia etmiştir. Özellikle, yakalanmasından bu yana düzgün bir iş bulamadığını ve görevlilerin ve toplumun muamelesi dolayısıyla büyük duygusal sıkıntıya maruz kaldığını ve beraat kararına rağmen toplum tarafından halen yasadışı bir örgütün üyesi olarak damgalanmakta olduğunu belirtmiştir. Miktarların belirlenmesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin takdirine bırakmıştır.
Üçüncü başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak toplam 27.576,80 Euro talep etmiştir. Talebi, müşterilerinin kaybını, tutukluluğunun ve cezai işlemlerin sonucu olarak kazanç kaybını ve keyfi tutukluluğu ve uğramış olduğu kötü muamele sonucu maruz kaldığı sağlık problemleri nedeniyle yapılan sağlık harcamalarını kapsar. Aleyhindeki iddiaların mesleki itibarını olumsuz etkilediğini ve tutukluluğunun çeşitli etkileri ve hem görevliler hem de toplum tarafından karşılaştığı muamele dolayısıyla büyük manevi zarara maruz kaldığını öne sürmüştür.
45. Başvuranlar, taleplerine ilişkin hiçbir belge sunmamışlardır.
46. Hükümet, başvuran tarafından talep edilen miktarlara itiraz etmiştir. Özellikle, başvuranların maddi tazminat taleplerinin hiçbir belge tarafından desteklenmediğini vurgulamıştır.
47. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, birinci ve üçüncü başvuranın, tutuklulukları sürecinde bir miktar kazanç kaybına uğradıklarının, ki bunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesini ihlal ettiği tespit edilmiştir, ve müşterilerinin güvenini tekrar kazanmak için bu stresli deneyimlerinden sonra iyileşmek için zamana ihtiyaçları olduklarının açık olduğu görüşündedir (bkz., mutatis mutandis, yukarıda anılan, Elçi ve Diğerleri, § 721). Bu şartlarda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 41. maddesinin gerektirdiği gibi eşitlik temelinde karar vererek, Tanrıkulu ve Anlı'ya ayrı ayrı 1.000 Euro maddi tazminat ödeme kararı almıştır (bkz., yukarıda anılan, Talat Tepe, § 94). İkinci başvuranın maddi tazminat talebini destekleyen herhangi belirli bir miktarın veya herhangi bir belgenin bulunmaması nedeniyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu talebi reddeder.
48. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranların büyük ihtimalle sıkıntı yaşamış olduklarını düşünmektedir ve bu sıkıntı sadece ihlalin tespit edilmesiyle telafi edilemez. Bu davada, tespit edilen ihlalin niteliğine ilişkin olarak ve eşitlik temelinde karar vererek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranların her birine manevi tazminat başlığı altında 5.000 Euro tazminat ödenmesine karar verir.
B. Mahkeme masrafları
49. Başvuranlar, Avrupa İnsan hakları Mahkemesi'ndeki avukat ücret ve masraflarıyla birlikte başvurulara yardım amaçlı Kürt İnsan Hakları Projesi (KİHP) masrafları ve harcamalarının ödenmesini talep etmişlerdir. Taleplerinin kapsadıkları şöyledir:
(a) Tanrıkulu'nun İngiltere'deki avukatlarının ücret ve masrafları için 2.279,16 Sterlin
(b) Ayhan'ın İngiltere'deki avukatlarının ücret ve masrafları için 845 Sterlin ve Diyarbakır'daki avukatlarının ücret ve masrafları için 7.271 Euro
(c) Anlı'nın İngiltere'deki avukatlarının ücret ve masrafları için 279,16 Sterlin ve Diyarbakır'daki avukatlarının ücret ve masrafları için 6.133 Euro
(d) KİHP idari masrafları ve harcamaları için 1.270 Sterlin
50. Yukarıda belirtilen taleplerine destek olarak, başvuranlar, temsilcileri ve KİHP tarafından hazırlanan bir masraf listesi sunmuşlardır. Herhangi bir makbuz sunmamışlardır.
51. Hükümet, başvuranlar tarafından talep edilen miktarları uygun bulmamıştır. Hükümet, gerçekten yapılan ve miktar olarak makul olan masraf ve harcamaların ödenebileceğini öte yandan başvuranların avukat masrafları ve harcamalarına ilişkin iddialarını destekleyen hiçbir geçerli makbuz, belge veya fatura sunulmadığını belirtmiştir. Buna ek olarak, masraflar ve harcamalar şişirilmiştir ve bunların hepsi zorunlu olarak yapılmamıştır. Özellikle, başvuranlardan ikisinin, Strazburg sistemini tanıyan avukatlar olduklarını ve bu yüzden Hükümet'in, yabancı avukatlarla çalışarak yapılan ek masrafları üstlenmemesi gerektiğini belirtmiştir.
52. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 41. maddesi uyarınca, sadece zorunlu olarak ve gerçekten yapılan ve miktarı makul olan mahkeme masraflarının ve harcamalarının ödenebileceğini yineler. Başvuranların mahkeme masrafları ve harcamalarına ilişkin olarak talep ettikleri toplam miktarın haddinden fazla olduğunu ve bu masraflar ve harcamaların zorunlu ve makul olarak yapıldığının kanıtlanmadığını düşünmektedir. Bu şartlarda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, talep edilen miktarların bütününü tazminat olarak ödeyemeyecektir, eşitlik temeline dayalı bir karar vererek ve başvuranlar tarafından sunulan iddiaların detaylarını göz önünde tutarak, Tanrıkulu ve Ayhan'a, ortaklaşa, 5.000 Euro ve Anlı'ya 3.400 Euro tazminat ödemeye karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
53. AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU SEBEPLERLE AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Hükümet'in ön itirazının reddine;
2. AİHS'nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. AİHS'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) Sorumlu Devlet'in, kararın AİHS'nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, aşağıdaki meblağları ödemesine;
(i) Sinan Tanrıkulu'na, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirasına dönüştürülmek üzere 6.000 Euro (altı bin Euro) maddi ve manevi tazminat;
(ii) Servet Ayhan'a, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirasına dönüştürülmek üzere 5.000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat;
(iii) Fırat Anlı'ya, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirasına dönüştürülmek üzere 6.000 Euro (altı bin Euro) maddi ve manevi tazminat;
(iv) Mahkeme masraflarına ilişkin olarak, ödeme tarihinde geçerli kur üzerinden Sterlin'e çevrilmek ve İngiltere'de başvuranlar tarafından belirlenen banka hesabına ödenmek üzere, Sinan Tanrıkulu ve Servet Ayhan'a, ortaklaşa, 5.000 Euro (beş bin Euro) ve Fırat Anlı'ya 3.400 Euro (üç bin dört yüz Euro);
(v) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergi;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
3. Başvuranın adil tazmin taleplerinin kalanının reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 6 Ekim 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy