(AİHS m. 41, 1 NOLU PROTOKOL) (2709 S. K. m. 169) (6831 S. K. m. 17, 52) (JAMES VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SPORRONG VE LÖNNROTH - İSVEÇ DAVASI)
Başvuru No: 30502/96
Bu dava, kamulaştırılan bir arazinin gerçek değerinin verilmediği gerekçesiyle l Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlaliyle ilgilidir.
Başvuru sahibi, Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri inşaat sektöründe faaliyet gösteren anonim bir şirket olup merkezi İstanbul'dadır. Sahip olduğu arazinin kamulaştırılması sonucu bu arazinin gerçek değerinin belirlenmediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
Mahkeme, yapmış olduğu değerlendirmeler sonucunda oybirliğiyle;
1. 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanmasının şu an için gerekli olmadığına; bunun sonucu olarak;
a) 41. maddenin uygulanma ihtimalini tamamen saklı tutulmasına,
b) Türk Hükümetini ve başvuru sahibini bu kararın kendilerine bildirilmesinden itibaren 6 ay içinde bu konu üzerine görüşlerini ve bu süre içinde bir uzlaşmaya varabilirlerse bu uzlaşmayı kendisine bildirmeleri yönünde davet edilmesine,
c) Daha sonra izlenecek usulü belirleme yetkisini kendisinde saklanmasına ve bu konuda daire başkanına gerekirse bu usulü belirleme yetkisini vermesine karar vermiştir.
1 Nolu Protokol Madde 1: Mülkiyet Hakkı
Mahkeme 1 Nolu Protokolün 1. Maddesinin 3 ayrı norm içerdiğini hatırlatır: "Birincisi l. fıkranın ilk cümlesinde ifade edilmekte ve genel bir karakter arz etmekte olup mülkiyet hakkına saygı ilkesini ortaya koymaktadır; ikincisi aynı fıkranın 2. cümlesinde yer almakta olup mülkiyet hakkından yoksun kalmayı ele almakta ve belirli şartlar içermektedir; 2. fıkrada yer alan 3. ilke ise devletlere gerekirse taşınmaz malların genel yarara uygun olarak kullanılmasını düzenleme yetkisi tanımaktadır (...)o Bununla birlikte bu kurallar aralarında ilişki olmayan kurallar değildir. 2. ve 3. norm, mülkiyet hakkına zarar veren örneklere ilişkindir; dolayısıyla bu iki normun ilk norm tarafından kabul edilen ilkenin ışığında yorumlanmaları gerekir.
Mahkeme, özel mülkiyete yapılacak bir müdahalenin, toplumun genel yararıyla bireyin temel haklarının korunması arasında "tam bir denge" kurması gerektiğini hatırlatır. Uyuşmazlık konusu önlemin istenen bu dengeyi kurup kurmadığını ve özellikle de başvuru sahibine orantısız bir yük getirip getirmediğini değerlendirmek için ulusal mevzuat tarafından öngörülen ödeme biçimlerini nazarı itibara almak gerekir. Bu noktada malın değeriyle makul ölçüler içinde orantılı olmayan bir miktar ödenmeksizin mülkiyet hakkından yoksun bırakmak, mülkiyet hakkına 1 Nolu Protokolün 1. maddesiyle izah edilemeyecek aşın bir zarar oluşturmaktadır.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1- James ve diğerleri v. Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, seri A, no 98
2- latridis v. Yunanistan, (GC), no 31107, 1999-11
3- Sporrong ve Lönnroth v. İsveç, 23 Eylül 1982, seri A, no 52
4- Les saints monasteres v. Yunanistan, 9 Aralık 1994, seri A, no 301
5- Malama v. Yunanistan, no 43622/98, 2001-H
6- Platakou v. Yunanistan, no 38460/97, 2001-1
7- Jokela v. Finlandiya, no 28856/95, 2002-IV
PROSEDÜR
1 - 2. Bu davanın kaynağında Türk hukukuna tabi bir anonim ortaklık olan Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş.'nin Türkiye Cumhuriyetine karşı yaptığı 30502/96 numaralı başvuru bulunmaktadır.
Başvuru sahibi, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin eski 25. Maddesi uyarınca 27 Aralık 1995 tarihinde İnsan Hakları Komisyonuna başvurmuştur.
3. Başvuru, 1 Nolu Protokolün 1. maddesi uyarınca, davaya yol açan olaylar nedeniyle davalı devletin bir ihlalinin söz konusu olup olmadığına ilişkin bir karar elde etmeye yöneliktir.
OLAYLAR
I. DAVAYA YOL AÇAN OLAYLAR
9. Başvuru sahibi merkezi İstanbul'da bulunan anonim bir ortaklıktır, inşaat sektöründe faaliyet göstermektedir.
10. Başvuru sahibi, 3 Haziran 1987 tarihinde 6 467 693 808 Türk Lirasına 3 939 276 m2'1ik bir arazi satın almıştır. Bu arazi devlet tarafından "özel orman alanı" olarak nitelenen bir bölgede yer almaktadır. Bu arazide bir orman, bir köşk, ekleri ve binalarıyla birlikte bir çiftlik bulunmaktadır.
11. Orman idaresi, başvuru sahibine 26 Haziran 1987 tarihinde Orman Kanununun 17. maddesi uyarınca ormanlık arazinin %6'sı için ön inşaat izni vermiştir.
12. 25 Eylül 1987 tarihinde İstanbul Üniversitesi başvuru sahibine Yönetim Kurulunun 22 Aralık 1977 tarihli kamulaştırma kararını tebliğ etmiştir. Yönetim Kurulu bu karara 3 Ağustos 1979 tarihinde hazırlanan ve kamulaştırılan arazinin değerinin 203.123.800 Türk Lirası olduğunu belirten bir raporu da eklemiştir.
13. İstanbul Üniversitesi, İstanbul idare Mahkemesi önünde Orman idaresinin ön inşaat izninin iptali için dava açmıştır. 31 Mayıs 1989 tarihli kararıyla Mahkeme kamulaştırma kararına dayanarak bu izni iptal etmiştir.
1- İdare Mahkemesi önündeki prosedür
14.20 Ekim 1987 tarihinde başvuru sahibi yönetim kurulunun 22 Aralık 1977 tarihli kararının iptali için dava açmıştır. Başvuru sahibi özellikle bu araziyi satın almadan 10 yıl önce verilen kamulaştırma kararının tapu üzerine işlenmediğini ileri sürmüştür. 11 Nisan 1989 tarihli kararıyla Mahkeme bu başvuruyu reddetmiştir.
15. Başvuru sahibi bu karara karşı Danıştay önünde temyize gitmiş ancak Danıştay bu başvuruyu 31 Ocak 1990' da reddetmiştir.
2- Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki prosedür
16. 21 Ekim 1987 tarihinde başvuru sahibi Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesi önünde özel hukuk davası açmıştır. Başvuru sahibi bu başvurusunda kamulaştırma bedelinin yıllık %53'lük gecikme faizi uygulanarak 24.420.982.200 Türk Lirası artırılmasını talep etmiştir.
17. Mahkeme bu araziyle ilgili olarak 3 ekspertiz yaptırmıştır. 3 Ekim 1991 tarihli birinci ekspertiz raporu kamulaştırılan arazinin değerini 17.810.589.280 Türk Lirası olarak belirlemiştir. 29 Temmuz 1992 tarihinde bir diğer ekspertiz komisyonu bu arazinin değerini 22.537.720.480 Türk Lirası olarak belirlemiştir. 10 Şubat 1993 tarihinde verilen 3. rapor ise bu araziye 22.658.069.013 Türk Lirası değer biçmiştir.
18. 16 Mart 1993 tarihli kararıyla Asliye Hukuk Mahkemesi 10 Şubat 1993 tarihinde verilen 3. ekspertiz raporuna dayanarak bu arazinin kamulaştırma bedelini 22.658.069.013 Türk Lirası olarak belirlemiştir.
19. 19 Ekim 1993 tarihli kararıyla Yargıtay 16 Mart 1993 tarihli bu kararı bozmuştur. Yargıtay bedel miktarının belirlenmesinde sadece arazi üzerindeki yapıların değerinin ve ormanın muhtemel gelirinin hesaba katılması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme özel ormanların arazi olarak sınıflandırılamayacağını belirtmiştir.
20. Yargıtay, 18 Ağustos 1994 tarihinde 19 Ekim 1993 tarihli karara karşı yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
21.11 Ekim 1994 tarihli kararıyla Asliye Hukuk Mahkemesi, arazi üzerindeki yapıların değerini ve ormanın muhtemel gelirini göz önünde bulundurarak Yargıtay'ın 19 Ekim 1993 tarihli kararına uymuştur. Arazi olarak değerlendirilen ormanın gerçek değeri için yapılan tahminleri hesaba katmamıştır.
22. Başvuru sahibi 11 Ekim 1994 tarihli bu karara karşı da temyize gitmiştir. Başvuru sahibi temyiz talebinde özellikle orman alanının %6'sı oranında inşaat izni verildiğini belirtmiştir. Başvuru sahibi arazinin tümünün bedelinin tahmininde söz konusu %6'lık bölgenin hesaba katılması gerektiğini ileri sürmüştür.
23. 22 Şubat 1994 tarihinde Yargıtay başvuru sahibinin temyiz talebini reddetmiş ve temyizi istenen kararın tamamını onamıştır.
24. Başvuru sahibinin bu karara karşı yaptığı karar düzeltme talebi 5 Haziran 1995 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiştir. Bu karar başvuru sahibine 28 Haziran 1995 tarihinde tebliğ edilmiştir.
25. Yukarıda anlatılan prosedürler sonucu başvuru sahibi 2.971.314.013 Türk Lirası miktarında ek bir bedel elde etmiştir. Oysa başvuru sahibinin istediği tutar 24.420.982.200 Türk Lirasıdır.
26. Başvuru sahibine 17 Nisan 1996,6 Ekim 1998 ve 8 Nisan 1999 tarihlerinde gecikme faizi eklenmiş olarak 1.467.029.000, 9.003.732.000 ve 462.188.000 Türk Lirası ödeme yapılmıştır. Başvuru sahibine ödenen toplam para böylece 11.134.942.255 Türk Lirası olmuştur.
II. İÇ HUKUKTAKİ DURUM
27. Anayasanın 169. maddesi şu hükmü içermektedir: (...)
28. Orman Kanunun 17. maddesi son paragrafında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından özel orman arazileri üzerinde inşaat izni verilebileceğini açık hükme bağlamaktadır.
29. Orman Kanununun 52. maddesine göre yapıların alanı orman arazisinin alanının % 6'sını geçemez ve bu yapıların alanının ormanın doğal durumunu koruması gerekir.
HUKUKİ BOYUT
I.1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
30. Başvuru sahibi, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen kamulaştırma bedelinin kamulaştırılan arazinin gerçek değerine karşılık gelmediği gerekçesiyle mülkiyet hakkına riayet edilmediğinden şikayetçidir. Bu noktada aşağıda metni verilen 1 Nolu Protokolün 1. Maddesini ileri sürmektedir: (...).
A - Tarafların tezleri
1- Başvuru sahibi
31. Başvuru sahibi Mahkeme tarafından kabul edilen değer hesaplama yönteminin keyfi, akıl dışı olduğunu ve belirlenen değerin kamulaştırılan alanın %3'ünün satış fiyatını oluşturduğunu ileri sürmektedir. Başvuru sahibi bu kararın Türk Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili yerleşmiş içtihadına ve uluslararası hukukun genel ilkelerine aykırı olduğu görüşündedir. Başvuru sahibi kamulaştırılan alanın gerçek değerinin belirlemesi yapılırken daha önce kendisine ödenen miktarla bu değer arasında aşırı bir fark olduğunu ve bu miktarın 1 nolu Protokolün 1. Maddesinin gereklerini yerine getirmediğini ileri sürmektedir. Bu noktada başvuru sahibi ekspertiz raporlarına gönderme yapmaktadır. Bu çerçevede başvuru sahibi ayrıca, bu arazinin satış değerini 23 624 106 000 Türk Lirası olarak gösteren 31 Aralık 1987 tarihli vergi beyannamesini delil olarak ileri sürmektedir. Başvuru sahibi orman alanının %6'lık bölümü için inşaat izni verildiğini ve değer miktarı belirlenirken inşaat izni verilen bu alanın değerinin hesaba katılmadığını ileri sürmektedir.
2- Türk Hükümeti
32. Türk Hükümeti uyuşmazlık konusu olan arazinin koruma altına alınmış doğal sit alanının büyük bir parçası olduğunu ve söz konusu kısıtlamaların tapu kaydında kaydedildiğini belirtmektedir. Türk Hükümetine göre başvuru sahibi orman arazisinde inşaat yapma izni alma umuduyla bir risk almıştır, ancak bu durum devletin hiçbir biçimde sorumluluğunu gerektirmez.
33. Türk Hükümeti Mahkemenin içtihadına gönderme yaparak 1 nolu Protokolün 1. Maddesinin her kamulaştırmada bedelin tamamının ödenmesini gerektirmediğinin altını çizmektedir. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen ek kamulaştırma bedelinin kamulaştırılan arazinin gerçek değerine karşılık geldiğini belirten Türk Hükümeti, başvuru sahibi tarafından satın alınırken ödenen bedelin bu arazinin gerçek değeri olamayacağını ileri sürmektedir.
B - Mahkemenin değerlendirmesi
34. Mahkeme 1 Nolu Protokolün 1. Maddesinin 3 ayrı norm içerdiğini hatırlatır: "Birincisi 1. fıkranın ilk cümlesinde ifade edilmekte ve genel bir karakter arz etmekte olup mülkiyet hakkına saygı ilkesini ortaya koymaktadır; ikincisi aynı fıkranın 2. cümlesinde yer almakta olup mülkiyet hakkından yoksun kalmayı ele almakta ve belirli şartlar içermektedir; 2. fıkrada yer alan 3. ilke ise devletlere gerekirse taşınmaz malların genel yarara uygun olarak kullanılmasını düzenleme yetkisi tanımaktadır (...). Bununla birlikte bu kurallar aralarında ilişki olmayan kurallar değildir. 2. ve 3. norm, mülkiyet hakkına zarar veren örneklere ilişkindir; dolayısıyla bu iki normun ilk norm tarafından kabul edilen ilkenin ışığında yorumlanmaları gerekir" (bu konudaki bir çok karardan bkz, James ve diğerleri v. Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, seri A, ss. 29-30, §37 ve latridis v. Yunanistan (GC), no 311077%, §55, CEDH 1999-n).
35. Mahkeme, özel mülkiyete yapılacak bir müdahalenin, toplumun genel yararıyla bireyin temel haklarının korunması arasında "tam bir denge" kurması gerektiğini hatırlatır (bu konudaki bir çok karardan bkz, Sporrong ve Könnroth v. İsveç, 23 Eylül 1982, seri A, no 52, s. 26, §69). Uyuşmazlık konusu önlemin istenen bu dengeyi kurup kurmadığını ve özellikle de başvuru sahibine orantısız bir yük getirip getirmediğini değerlendirmek için ulusal mevzuat tarafından öngörülen ödeme biçimlerini nazarı itibara almak gerekir. Bu noktada malın değeriyle makul ölçüler içinde orantılı olmayan bir miktar ödenmeksizin mülkiyetten hakkından yoksun bırakmak, mülkiyet hakkına 1 Nolu Protokolün 1. maddesiyle izah edilemeyecek aşın bir zarar oluşturmaktadır (bkz, James ve diğerleri, yukarıda geçen karar, s. 36, §69, Leş saints monasteres v. Yunanistan, 9 Aralık 1994, seri A, no 301, s. 35, §71, Malama v. Yunanistan, no 43622/98, §52, CEDH 2001-11, Platakou v. Yunanistan, no 38460/97, CEDH 2001-1 ve Jokela v. Finlandiya, no 28856/95, CEDH 2002-IV).
36. Bu çerçevede Mahkeme kamulaştırma bedelinin 203.123.800 Türk Lirası olarak belirlendiğini belirtir. Ayrıca başvuru sahibi söz konusu araziyi Haziran 1987'de 6.476.808.000 Türk Lirasına satın almıştır. Oysa başvuru sahibi bu arazinin değerinin artırılması için Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesi önünde açtığı dava sonucu 2.971.314.013 Türk Lirasına varan bir ek bedel elde edebilmiştir. Oysa 3 Ekim 1991, 29 Temmuz 1992 ve 10 Şubat 1993 tarihli ekspertiz raporları sırasıyla bu arazinin değerini 17.810.589.280 TL, 22.537.720.480 TL ve 22.658.069.013 TL olarak belirlemişlerdir.
37. Bu noktada Mahkeme, Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesinin 16 Mart 1993 tarihli kararıyla kamulaştırma bedelini, 10 Şubat 1993 tarihli 3. ekspertiz raporuna dayanarak 22.658.069.013 TL olarak belirlediğini belirtir. 19 Ekim 1993 tarihli kararıyla Yargıtay "bedelin miktarım tahmin etmek için sadece bu alandaki yapıların değerlerinin ve ormanın muhtemel gelirinin hesaba katılması gerektiği" gerekçesiyle bu kararı bozmuştur. Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesinin ek bedeli belirlemek için sadece bu arazideki yapıların değerini ve ormanın muhtemel gelirini hesaba kattığını arazi olarak değerlendirilen orman alanının değerini kesinlikle hesaba katmadığını not eder (yukarıdaki 28 ve 29. paragraflar).
38. Mahkeme ulusal mahkemelerin hangi ölçütlere göre bedel belirlemeleri gerektiği konusundaki soruyu yanıtlamaya davet edilemeyeceği görüşündedir. Mahkeme kamulaştırılan arazinin değerinin tahmini için gerekli ölçütlerin ve bunun sonucu olarak ödenmesi gereken miktarın belirlenmesi için Türk mahkemelerinin yerine geçip karar veremez. Bununla birlikte Mahkeme dosyadaki delillerden hareketle başvuru sahibinin, ulusal mahkemeler tarafından belirlenen kamulaştırma bedelinin, sahip olduğu arazinin gerçek değeriyle makul olarak uyuşmadığım yeterince gösterdiği kanısındadır.
39. Dolayısıyla 1 nolu Protokolün 1. Maddesinin ihlali söz konusudur.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
40. Sözleşmenin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder".
41. Başvuru sahibi uğradığı maddi zarar karşılığı 19.122.384 ABD Doları tazminat istemektedir. Bu da kamulaştırılan arazinin değerinin 17.810.589.280 Türk Lirası olarak belirleyen 3 Ekim 1991 tarihli ekspertiz raporunda belirlenen miktara denk gelmektedir. Başvuru sahibi ayrıca kamulaştırma tarihinden itibaren elde edeceği faiz karşılığı olarak da 35.845.882 ABD Doları tazminat talep etmektedir. Başvuru sahibi toplam 54.969.266 ABD Doları tazminat talep etmektedir. Bu tutardan kamulaştırma bedeli olarak ödenen 211.314 ABD Doları düşülecektir. Sonuçta istenen toplam tazminat miktarı 54.757.952 ABD Dolarıdır.
42. Başvuru sahibi manevi tazminat olarak da 500.000 ABD Doları talep etmektedir. Son olarak başvuru sahibi ulusal mahkemeler ve Sözleşme organları önünde yürütülen girişimlerde harcanan masraflar ve avukatlık ücretleri için 670.078 ABD Doları talep etmektedir.
43. Türk Hükümeti bu iddialara itiraz etmekte bu miktarları makul bulmamaktadır. Masraf ve harcamalarla ilgili olarak istenen miktarı aşırı bulmakta ve talebin belgelere dayanmadığını düşünmektedir.
44. Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanmasına şu an için gerek olmadığı görüşündedir. Bunun sonucu olarak 41. maddenin uygulanması ihtimalim saklı tutarak, Türk Hükümetini ve başvuru sahibini bir uzlaşmaya varması ihtimalini hesaba katarak daha sonra izlenecek usulü belirleyecektir (Tüzüğün 75 § l maddesi).
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. 1 Nolu Protokolün l. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanmasının şu an için gerekli olmadığına; bunun sonucu olarak
a) 41. maddenin uygulanma ihtimalinin tamamen saklı tutulmasına,
b) Türk Hükümetini ve başvuru sahibini bu kararın kendilerine bildirilmesinden itibaren 6 ay içinde bu konu üzerine görüşlerini ve bu süre içinde bir uzlaşmaya varabilirlerse bu uzlaşmayı kendisine bildirmeleri yönünde davet edilmesine,
c) Daha sonra izlenecek usulü belirleme yetkisini kendisinde saklanmasına ve bu konuda daire başkanına gerekirse bu usulü belirleme yetkisini vermeye karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy