(Kötü Muamele Yasağı ve Adil Yargılanma Hakkı İhlali İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3.Daire Kararı
Başkan; Nikolas Bratza Üyeler; M. Pellonpaa, A.Pastor, Ridriejo, E. Palm, R. Turmen, M. Fishbach, ve J. Casadevall
Başvuru No: 32574/96
Karar Tarihi: 22 Ekim 2002
Çeviren ve Özetleyen: Fatma KANDEMİR
Halen Bayrampaşa Cezaevinde tutuklu bulunan başvuru sahibi, tutuklanmasına sebep olan fiilleri neticesinde yakalandıktan sonra, polis gözetimindeyken çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığını ileri sürerek Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini, çıkartıldığı mahkeme heyetinde askeri bir hakimin olması sebebiyle de Sözleşme'nin 6. maddesinde belirtilen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığını ileri sürmüştür. Son olarak gözaltında bulunduğu süre içerisinde avukat yardımından yararlanamadığını iddia eden başvuru sahibi bu sebeple de Sözleşme'nin 6. maddesinin 3 (c) bendinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Hükümet, başvuru sahibinin 3. madde altındaki iddialarını, iç hukukta ilgili polis memurları hakkında verilen adlı kararlar sebebiyle reddetmiştir. 6. madde altında ileri sürülen iddiaları ise, DGM'lerin kanunlarla kurulan bağımsız mahkemeler olduğunu ileri sürerek reddetmiştir.
Mahkeme ise oybirliğiyle;
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşmenin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 6§3 c) maddesinin İhlaline yönelik şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
4.a) Davalı Devletin Sözleşmenin 44§2 maddesine uygun olarak kararın kesinleşeceği günden itibaren üç ay içinde ödeme yapmak zorunda olduğuna, bundan böyle toplam miktarı hesap görme tarihinde uygulanabilir oranda Türk lirasına çevirmesi gerektiğine:
i. bütün masrafları kapsayacak şekilde 25.000 Euro (yirmi beş bin euro);
ii. masraf ve giderler için, artı katma değer vergisi adı altında istenebilecek toplam tutar veya talep edilebilir vergi yükümlülüğü bağlamında 3.000 euro (üç bin euro) adli yardım adı altında Avrupa Konseyi tarafından en az 630 Euro (630 euro) ödenmesine;
b) Bu miktarın üzerinden gecikme faizleri oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin % 3 oranında artırılarak faiz uygulanması;
5. Hakkaniyete uygun tazminle ilgili diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Incal v.Türkiye
2. Çıraklar v. Türkiye
3. Selmouni v. Fransa
4. Asenov ve Diğerleri v. Bulgaristan
5. Tekin v.Türkiye
6. Labita v. İtalya
7. V. v. Birleşik Krallık
8. Raninen v. Finlandiya
9. Salman v.Türkiye
10. Altay v. Türkiye
11. Findlay v. Birleşik Krallık
12. Büyükdağ v. Türkiye
PROSEDÜR
1. Davanın temelinde, Türkiye Cumhuriyetine karşı yöneltilen ve bu Devletin uyruğunda olan Meryem Algür'ün İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesinin eski 25. maddesi gereğince İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna verdiği dilekçe yer almaktadır.
2. Adli yardım almasına izin verilen başvuru sahibi, mahkeme önünde, İstanbul'da avukat olan Bedia Uran tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti Mahkeme önünde dava için bir görevli tayin etmemiştir.
3. Başvurunun amacı, davaya ait olayların davalı Devletin, Sözleşmenin 3, 6§§ 1 ve 3c) maddelerini uygulamada bir eksikliğinin olup olmadığını bilme noktasında bir karar elde etmeye yöneliktir.
4. Başvuru, Mahkemeye , Sözleşmedeki 11 no.lu protokolün yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Ekimde 1998 tarihinde ulaşmıştır (11 no.lu Protokolün 5 § 2.maddesi).
5. Başvuru, Mahkemenin Birinci Dairesine verilmiştir, (İçtüzüğün 52 § 1 .maddesi). Daire içinde, davayı incelemekle yükümlü kurul (Sözleşmenin 27(§ 1. maddesi) kurul içtüzüğün 26 § 1. maddesine uygun olarak oluşturulmuştur.
6. Mahkeme, 3 Temmuz 2001 tarihinde alınan kararla başvurunun kısmen kabul edilebilir olduğunu açıklamıştır.
7. 1 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme dairelerin teşekkülünü değiştirmiştir (İçtüzüğün 25 § 1. maddesi). Mevcut dilekçe böylece değiştirilmiş Üçüncü daireye havale edilmiştir.
8. Daire tarafların argümanlarını inceledikten sonra, davanın esasına yönelik bir oturura yapmaya gerek olmadığına karar vermiştir, (İçtüzüğün 59 § 2.maddesi).
OLAYLAR
I. DAVANIN ÖZEL ŞARTLARI
9. Türk vatandaşı, 1973 doğumlu başvuru sahibi olaylar sırasında öğrenciydi. Halen Bayrampaşa Cezaevinde tutuklu bulunuyor.
A. Başvuru sahibinin gözaltına alınması ve tutuklanması
10. 21 Mart 1995 tarihinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi (bundan sonra Emniyet Müdürlüğü denilecektir) tarafından PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ya karşı yürütülen bir operasyon sırasında başvuru sahibi sahte kimlik belgeleri ile birlikte yakalanmıştır. Bu Müdürlüğün nezarethanesinde gözaltına alınmıştır.
11. Emniyet Müdürlüğünün 23 Mart 1995 tarihli dilekçesiyle belirttiği talebi üzerine İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (bundan sonra Devlet Güvenlik Mahkemesi denilecektir) Cumhuriyet savcısı başvuru sahibinin gözaltı süresinin 3 Nisan 1995 tarihine kadar uzatılmasına karar vermiştir.
12. Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından alınan 29 Mart 1995 tarihli ifadede, başvuru sahibinin PKK bünyesinde, iddia edilen faaliyetlerde bulunduğu belirtilmiştir. Başvuru sahibi bu yöndeki ifadesini imzalamıştır.
13. Başvuru sahibi gözaltı süresince hiçbir avukatın yardımından yararlandırılmamıştır.
14. Başvuru sahibi gözaltında bulunduğu esnada polis tarafından fiziki ve psikolojik olarak değişik şekillerde kötü muameleye maruz kalmış olduğunu iddia etmektedir. Birçok defa tekme ve yumrukla dövüldüğünü, ölüm ve tecavüz tehdidi aldığını ve hakarete uğradığını belirtmiştir. Göğsüne, ayaklarına ve gövdesine elektrotlar bağlanmak suretiyle elektrik şoku verildiği, Filistin askısına (kollardan asma) bağlandığını ifade etmiştir.
15. 3 Nisan 1995 tarihinde Emniyet Müdürlüğünün isteği üzerine başvuru sahibi en az beş tutukluyla beraber, İstanbul Adli Tıp Kurumunun üyesi olan bir adli tıp uzmanı tarafından muayeneden geçirilmiştir. Uzmanın aynı gün tarihli kısa raporunda "Meryem Algür'ün muayenesinin sonucunda vücudu üzerinde hiçbir travmatik zedelenme izine rastlanmadığı" belirtilmiştir.
16. Aynı gün başvuru sahibi cezaevi doktoru tarafından muayeneden geçirilmiştir. Bu muayene raporu kollarda, boyunda ve bacaklarda ağrı, genel bir titreme ve göğüsler üzerinde 1x1 cm büyüklüğünde iki sıyrık olduğunu göstermiştir. Doktor, başvuru sahibinin adli tıp uzmanı tarafından muayenesi sonucunda kesin bir raporun düzenlenebileceğini belirtmiştir. Dosyadan bu muayenenin gerçekleşmediği ortaya çıkmıştır.
17. 3 Nisan 1995 tarihli yüzleştirme tutanağına göre, başvuru sahibi, PKK bünyesinde faaliyet göstermekle itham edilen başka bir sanık olan H. A tarafından teşhis edilmiştir.
18. Yine aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvuru sahibini dinlemiştir. Başvuru sahibi, onun önünde 29 Mart 1995 tarihli ifadesini kısmen geri almıştır. Örgütü bir kısım yakınlarının vasıtasıyla tanıdığını ve bir örgüt sorumlusuna geçmişine ilişkin bir doküman verdiğini söylemiştir. Cezaevinde tutuklu bulunan PKK'ya mensup kişiler için giysi satın aldığını açıklamıştır. Bununla birlikte örgütün etkinliklerine katıldığını inkar etmiştir. Daha sonra geçici tutukluluğuna karar veren Devlet Güvenlik Mahkemesi hakiminin önüne çıkarılmıştır.
Hakim önünde, savcıya verdiği ifadeyi yinelemiş ve ayrıca polis tarafından alınan ifadesini kendinden geçmiş bir vaziyette imzalamak zorunda kaldığını belirtmiştir.
B. Kötü muameleler için başvuru sahibinin şikayeti
19. 25 Mayıs 1995 tarihinde başvuru sahibi gözaltı durumunun sorumlularına karşı, bu süre zarfında kötü muameleye uğratıldığını ileri sürerek savcılığa dilekçe vermiştir. Aynı zamanda, cezaevi doktorunun adli tıbba sevk kararına rağmen, bu yönde bir incelemenin yapılmadığını savunmuştur. Raporuna cezaevi doktoru tarafından düzenlenen raporu eklemiştir.
20. 21 Ekim 1995 tarihinde, Cumhuriyet savcısı, sözkonusu gözaltında bulunma durumunun sorumlusu polisler hakkında yeterli delil bulunmadığı kanısına vararak dilekçe hakkında takipsizlik kararı vermiştir.
21. 13 Ekim 1995 tarihinde başvuru sahibi takipsizlik kararına karşı Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığında dava açmıştır. Yeniden adli tıbba sevkinin yokluğunu ileri sürmüştür.
22. 22 Kasım 1995 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı başvuru sahibinin itirazını reddetmiştir.
C. Başvuru sahibine karşı yürütülen ceza davası
23. 12 Nisan 1995 tarihinde hazırladığı bir iddianame ile Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı, başvuru sahibi aleyhine yasa dışı bir örgüte mensubiyeti cezalandıran Ceza Kanununun 168. maddesine istinaden bir ceza davası açmıştır.
24. Devlet Güvenlik Mahkemesindeki yargılamada başvuru sahibi Cumhuriyet savcısı önündeki ifadesini yinelemiştir (yukarıda 18. paragrafta). Aynı zamanda, ifadesini işkence altında imzaladığını ve 3 Nisan 1995 tarihli yüzleştirme tutanağını kabul etmediğini belirtmiştir (yukarıda 17. paragrafta).
25. 15 Ekim 1996 tarihinde başvuru sahibi iki sivil ve albay rütbesine sahip bir askeri hakimden teşekkül eden Devlet Güvenlik Mahkemesi, Ceza Kanununun 168. maddesi gereğince başvuru sahibini on beş yıl hapse mahkum etmiştir.
26. Devlet Güvenlik Mahkemesi, gerekçesinde, sanığın, polisin elinde bulunduğu esnada, PKK bünyesindeki eylemlerine ait itiraflarda bulunduğunu ve bunu Cumhuriyet Savcısı ve Ağır Ceza Hakimi önünde kısmen yinelediğini göz önünde bulundurmuştur. Mahkeme, dosyanın ve özellikle sanıkla beraber suçlanan diğer sanıkların ifadelerinin birlikte incelenmesinden, başvuru sahibinin sahte kimlikle yakalanmasının PKK'nın üst düzey bir mensubu olduğu hususunda bir kanı oluşmasına olanak verdiği sonucuna varmıştır.
Yargılama esnasında toplanmış delillerin değerlendirilmesine ayrılmış 15 Ekim 1996 tarihli kararın gerekçesine ait bölüm şu şekilde dile getirilebilir:
"Emniyet Müdürlüğünde alınan ifadesinde Meryem Algür itham edildiği temel suçlamaları kabul etmiş ve eylemleri konusunda detaylı bilgiler vermiştir. Sanık, aynı zamanda, davanın farklı aşamalarında bu ifadelerle aynı anlamda yorumlanabilecek itiraflarda bulunmuştur. H.A.'nın Meryem Algür'ü teşhis ettiği yüzleştirme tutanağından, Algür'ün PKK bünyesinde faaliyetlerde bulunan bir kişi olduğu ortaya çıkmıştır. (...) Belediye Başkanı M.K.C. sanığın sahte kimlik belgesine dair bilgiler vermiştir. Diğer taraftan sanıklar V.K., S.A., O.I., Y.I. ve M.D.B. sanığın sözkonusu örgütün kadınlar komitesinde çalıştığını beyan etmişlerdir. Sanığın Emniyet Müdürlüğünde alınan ifadesi, savcı önünde alınan ifadesi ve Mahkememiz soruşturma hakimi tarafından alınan ifadeler, sanığın tutuklanma şekli ve M.K.C., V.K., S.A., O.I., Y.I., ve M.D.B.'nin ifadeleri ile teyit edilmiştir. Suçlamanın dayanağına gelince, sanığın kırsal alanda yapılan silahlı çatışmalara katılmış olduğuna dair Emniyet Müdürlüğü tarafından derlenmiş beyanların dışında hiçbir kamu delili elde edilememiştir. Buna karşılık, sanığın politik ve askeri bir eğitimi takip ettiği, geçmişiyle ilgili örgüte raporlar verdiği, örgüt üyeleri için giysi satın aldığı Pelda-Sevin takma adıyla örgüt bünyesinde faaliyetlerini yürüttüğüne dair suçlamanın dayanaktan davanın farklı aşamalarında davalının kendi beyanları, V.K. S.A ,O.I, Y.I, M.D.B.'nin beyanları ve dosyanın içeriğinden anlaşılmıştır. Hal böyleyken sanığı, ceza kanununun 168 § 2 maddesi (...) gereğince PKK'ya üst derecede mensubiyetten mahkum etmek yerindedir ".
27. 16 Haziran 1997 tarihinde Yargıtay 15 Ekim 1996 tarihli kararı onaylamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A. Kötü muamele eylemlerinin kovuşturulması
28. Ceza Kanunu bir kamu görevlisinin bir kimseyi kötü muamele yada işkenceye tabi tutmasını cezalandırmaktadır (işkence için 243. ve kötü muamele için 245. maddeler).
29. Ceza Muhakemeleri Kanununun 151. ve 153. maddelerine uygun olarak çeşitli suçlar için Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunmak mümkündür. Sözkonusu kanunun 148. maddesi gereğince Savcılık ve polis kendilerine yapılan şikayetlerde, takibata gerek varsa dava açmakla görevlidirler. Şikayet sahibi savcının soruşturmaya başlanmasına yer olmadığı kararına karşı Ağır Ceza Mahkemesi başkanının önünde itirazda bulunabilir, itirazın Ağır Ceza Mahkemesi başkanı tarafından reddi davayı sona erdirir.
B. Ceza Kanunu
30. 168. madde şu şekildedir:
"Her kim 125. (...) maddelerinde belirtilen cürümleri işlemek için silahlı örgüt yada çete kurar yada böyle bir örgüt ve çetede yöneticilik ve kumandaya ve özel bir göreve sahip olursa on beş seneden az olmamak üzere hapis cezasına mahkum olur.
Örgüt ve çetenin diğer üyeleri beş yıldan on beş yıla kadar cezaya mahkum olurlar."
31. 125. madde şöyle düzenlenmiştir:
"Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını azaltmaya veya Devletin idaresi altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse ölüm cezasına mahkum olur."
C. Başvuru sahibine karşı açılan ceza davası sırasında Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin mevzuat
32. Sözkonusu dönemde ilgili Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumu ve işleyişine dair kurallara ilişkin iç hukuk 9 Haziran 1998 tarihli Incal v..Türkiye kararında açıklanmıştır (Derleme 1998 par. 4.1557-1562, §§26-33).
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLÂLİ İDDİASI
33. Başvuru sahibi Sözleşmede "Hiç kimse işkence, insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz" seklinde yer alan 3. maddeye aykırı muameleye tabi tutulduğunu ileri sürmüştür.
34. Başvuru sahibi gözaltında bulunduğu süre zarfında polisin elinde gerek psikolojik gerekse fiziki olarak değişik şekillerde kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir, iddiasını desteklemek için cezaevi doktoru tarafından 3 Nisan 1995 tarihinde düzenlenen rapora dayanmıştır. Diğer taraftan, ona göre, yetkililer tarafından yapılan soruşturma ne derinleştirilmiştir ne de etkili olmuştur.
35. Hükümet başvuru sahibinin iddialarını kabul etmemiştir.
36. Sözleşmenin 3. maddesini birçok vesileyle ele alan Mahkeme, onu demokratik toplumların temel değerlerinden biri olarak kabul etmektedir. Organize suçlar ve Terörle Mücadele gibi daha zor durumlarda bile işkence ve aşağılayıcı veya insanlık dışı muamele veya cezaları kesin hatlarla yasaklamıştır. 3. madde Sözleşme ve 1 ve 4 no.lu protokollerin şart hükümleri ile çelişkiye düşecek şekilde bir sınırlama kabul etmez, hatta 15 § 2 maddeye göre ulus hayatını tehdit eden durumlarda dahi askıya alınamaz (bkz. Selmouni v. Fransa (GC) 25803/94, CEDH 1999-V ve Asenov ve Diğerleri v. Bulgaristan 28 Ocak 1998, derleme 1998-par. 3288, § 93 kararlarına).
37. Diğer taraftan Mahkeme, 3. maddenin İhlalinin gündeme gelebilmesi için çekilen acının asgari bir standarda ulaşması gerektiğini belirtir. Bu asgari standardın takdiri özü itibariyle izafidir; muamelenin süresi fiziki ve psikolojik etkileri, ve bazı durumlarda mağdurun sağlık durumu, yaşı ve cinsiyeti gibi davaya ilişkin bütün şartlara bağlıdır. Bir fert özgürlüğünden alıkonulduğu zaman, ona karşı, zorunlu olmadığı halde fiziki güç kullanımı insan haysiyetine halel getiren bir davranıştır ve prensip olarak 3. maddeyle güvence altına alınmış bir hakka tecavüz oluşturur (bkz. Tekin v.Türkiye 9 Haziran 1998, Derleme 1998 -IV, par.1517-1518, §§ 52 ve 53 ve Labita v. İtalya (GC), no. 26772/95, § 120 ,CEDH 1999-IV kararlarına).
38. Mahkeme bir kısım uygulamaları, özellikle taammütle, saatler boyunca uygulanan ve ciddi yaralanmalar olmasa bile en azından şiddetli fiziki ve ruhi acılara sebebiyet verenleri "insanlık dışı" saymış, bunlara maruz kalanlarda rencide edici korku, kaygı ve aşağılık duyguları oluşturacak nitelikte olmaları dolayısıyla "aşağılayıcı" addetmiştir. Bir ceza veya muamelenin "insanlık dışı" veya "aşağılayıcı" olması için, acı ve küçük düşürmenin kanuni bir ceza uygulamasının kaçınılmaz olarak ihtiva ettiklerinin ötesine geçmesi gerekir. Davranışın, mağduru alçaltmak veya küçük düşürmek amacıyla yapılıp yapılmadığı meselesi göz önünde bulundurulması gereken bir başka unsurdur (örnek olarak bkz. V, v. Birleşik Krallık (GC), no. 24888/94, § 71, CEDH 1999-DC, ve Raninen v. Finlandiya 19 Aralık 1997, Derleme 1997 VIII, pp. 2821-2822, § 55 kararlarına). Bununla birlikte, böyle bir amacın yokluğu 3. maddenin kesin şekilde İhlalini ortadan kaldırmaz.
39. Bu durumda, başvuru sahibi özellikle "filistin askısı", tekme tokat darbeleri yanında gövdesine, ayaklarına ve göğsüne elektrotlar bağlanmak suretiyle elektrik şoku gibi birçok kötü muameleye tabi tutulmuş olduğundan yakınmıştır. Aynı zamanda, ölüm ve tecavüz tehdidi ile hakarete uğramış ve küçük düşürülmüş olduğunu savunmuştur, iddialarına dayanak olarak 3 Nisan 1995 tarihli doktor raporunu göstermiştir. Aynı zamanda tıbbi muayenelerin gözaltına alınmasından on beş gün sonra yapıldığını, bu süre zarfında kötü muamelenin izlerinin silinmiş olabileceğini açıklamıştır. Doktor tarafından düzenlenen 3 Nisan 1995 tarihli ikinci raporda ortaya çıkan rahatsızlığa gelince; başvuru sahibi bu rapor ile, aynı gün düzenlenen ilk doktor raporunun içeriğinin farklı olduğunu ve Hükümetin bu noktaya hiçbir açıklama getirmediğini gözlemlemiştir. Diğer taraftan, hapishane doktorundan geldiği halde bu kurumun müdürü bir adli tabip tarafından tıbbi muayeneden geçirilmesi isteğini yerine getirmemiştir.
40. Hükümet, başvuru sahibinin iddialarına itiraz etmiş ve yetkili Savcılık tarafından alınan ve Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tasdik edilen dava açılmasına yer olmadığı kararına (yukarıda 20. paragraf) dayanak göstererek, bu iddiaların mesnetsiz olduğunu savunmuştur.
41. Mahkeme ilk önce, başvuru sahibinin özgürlüğünden yoksun kalmasının başından itibaren tıbbi bir muayeneye tabi tutulmadığı ve gözaltında bulunduğu on beş gün zarfında kendi seçtiği bir doktordan veya bir avukatın yardımından yararlanmadığını açıklamıştır. Gözaltı süresinin sonu olan 3 Nisan 1995 tarihinde ardı ardına iki doktor tarafından muayene edilmiştir, ikinci doktor yani aynı gün başvuru sahibini muayene eden cezaevi doktoru, kollarda, bacaklarda ve boyunda ağrılar, vücutta genel bir titreme, göğüsler üzerinde 1x1 büyüklüğünde sıyrıklar saptadığı halde, adli tabip olan ilk doktor, başvuru sahibinin vücudu üzerinde herhangi bir şiddet izinin bulunduğunu saptayamamıştır. İki tıbbi sertifika arasındaki bu açık uyuşmazlık üzerine Hükümet tarafından yapılmış bir açıklamanın olmaması ilk tıbbi muayenenin usulüne uygun olarak yapılmadığını göstermektedir.
Öte yandan, cezaevi doktoru tarafından 3 Nisan 1995 tarihinde düzenlenen tıbbi raporda tespit edilen rahatsızlıkların, başvuru sahibinin tutuklanmasından önceki bir döneme ait olabileceğini hiç kimse iddia etmemektedir.
42. Başvuru sahibinin uğramış olduğunu iddia ettiği bedensel işkenceler konusuna gelince, Mahkeme, ilgilinin sağladığı raporun kesin bir saptama olmadığını gözlemlemiştir; öyle ki cezaevi doktoru ilgili kişide tespit edilen izlerin kaynağını ortaya çıkarmak maksadıyla adli tabibe başvurmuştur. Bununla birlikte, doktorun enirine rağmen, adli tabip tarafından bir muayene asla gerçekleştirilmemiştir.
43. Mahkeme ayrıca, başvuru sahibinin şikayeti konusunda takipsizlik kararı alan yetkili savcılığın, tıbbi belgeye dayanan iddiaları yalanlayabilecek hiçbir açıklamada bulanmaksızın, yeterli delil yokluğuna dayanmakla yetindiğini ortaya çıkarmıştır (yukarıdaki 20. paragraf). Öte yandan, Mahkeme, başvuru sahibinin kovuşturulmazlık kararına karşı yaptığı 15 Ekim 1995 tarihli itirazında, cezaevi doktorunun transfer emri olduğu halde bir adli tabip muayenesinin yokluğunu ikinci defa ileri sürmesine rağmen, bu yönde hiçbir girişimde bulunulmamış olmasını ve Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi başkanının bu argümanlara hiçbir cevap vermeksizin başvuruyu reddetmesini özellikle dikkat çekici olarak değerlendirmiştir, (yukarıdaki 22. paragraf).
44. Mahkeme, bir Devletin tutukluluk halinde bulunan her bir kişiden sorumlu olduğunun altını çizer, çünkü bu kimseler polis görevlileri elinde zayıf bir konumdadır ve yetkililer onları korumakla görevlidir. Özgürlükten ve temel haklardan yoksun bırakılmanın hemen ardından, bir avukata ve aile üyelerinden birine ulaşılabilmesi ve polis otoriteleri tarafından başvurulan bir doktorun bütün muayenelerinden ayrı olarak kendi seçtiği bir doktor tarafından muayene edilebilmesi imkanlarının hızlı bir adli müdahale ile desteklenmesi tutuklu bulunan kimselerin, özellikle zorla itirafta bulunanların maruz bırakılabilecekleri kötü muamelenin önlenmesini ve ortaya çıkarılmasını sağlayabilir.
Bu bakımdan hatırlatmak gerekir ki; bir kişi tamamen polis memurlarının kontrolü altında bulunduğu sırada, yaralanmışsa, bu yaralar yaralanmanın gözaltı süresinde meydana geldiğine dair kuvvetli bir karine teşkil eder (bkz. Salman v.Türkiye (GC), no. 21986 /3, §100,CEDH 2000-VII kararına). Yaralar özellikle tıbbi belgelerle saptanmışsa bunların asıl nedenleri hususunda makul bir açıklama yapmak ve mağdurun iddiaları üzerinde bir şüphe oluşmasına yol açan olayları ortaya çıkaran delilleri göstermek Hükümete düşer (bkz. diğerleri arasında zikredilen Selmouni, § 87, ve Altay v. Türkiye, no. 22279/93, § 50, 22 Mayıs 200 kararlarına).
45. Takdire bağlı öğelerin bütünü ve ek bir tıbbi raporun olmaması yanında davalı Hükümet tarafından yapılmış bir açıklamanın da yokluğu göz önüne alındığında Mahkeme, cezaevi doktoru tarafından düzenlenen tıbbi raporda başvuru sahibinde saptanan izlere, Hükümetin sorumluluğunu taşıdığı bir davranışın sebep olduğu kanaatine varmıştır.
46. Heri sürülen olayların önemine gelince, Mahkeme, elde bulunan tıbbi belgenin -ki geçici nitelikte kaleme alınmıştır- başvuru sahibinin çektiği acıların çok önemli olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğini göstermeye olanak vermediğini tespit etmiştir. Bununla birlikte, uygun bir tıbbi raporun yokluğunda bile olaylar sırasınca yirmi iki yaşında bulunan ilgilinin maruz kaldığı muamelelerin Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca aşağılayıcı ve insanlık dışı sayılabileceği kuşkusuzdur.
47. Şu halde, Sözleşmenin 3. maddesinin bu açıdan İhlali vardır.
II. SÖZLEŞMENİN 6§1 ve 3 (c) MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
48. Başvuru sahibi Sözleşmenin aşağıdaki şekilde kaleme alınan 6 §§ 1 ve 3 c maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür:
"Her fert ceza alanında kendisine karşı yöneltilen bir suçlamanın yerindeliği konusunda karar verecek yasal, bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından davasının makul bir süre içerisinde, hakkaniyete uygun biçimde dinlenmesini istemek hakkına sahiptir.(...)
3. Her sanık en azından şu haklara sahiptir:
(
)
c) kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunma avukatının yardımından faydalanmak ve eğer savunma avukatına ücret vermek imkanına sahip değilse tutacak imkanı yoksa ve adaletin menfaati bunu gerektiriyorsa resmi bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek; (...)"
A. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Üzerine
49. Başvuru sahibine göre İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, üç üyesi arasında askeri bir hakim bulunduğundan dolayı 6 § 1. madde uyarınca bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme olarak tanımlanamaz
50. Hükümet başvuru sahibinin tezine itiraz etmiş ve şikayetlerinin açıkça temelden yoksun olduğunu savunmuştur.
51. Mahkeme, Türk mevzuatının Sözleşmenin gereklerine cevap verecek tarzda ıslah edildiğini kaydetmektedir (bkz. Sadak ve diğerleri ve Türkiye, no.29900/96, 29902/96, §§ 34 ve 38, CEDH 2001-VIII kararlarına). Bununla birlikte Onun görevinin davaya özgü şartların tespiti ile sınırlı olduğunu belirtmiştir; o halde, ilk dava tarihinden itibaren gelişmeler olabileceğinden, bu Mahkeme, başvuru sahipleri adına artık makul adli bir menfaatin kalmadığına hüküm veremez.
52. Mahkeme, Incal v.Türkiye 9 Haziran 1998 (Derleme 1998-IV) ve Çıraklar ve Türkiye 28 Ekim 1998 (Derleme 1998-VII) kararlarında Hükümet tarafından ileri sürülen benzer argümanları incelediğini hatırlatmaktadır (bkz. adı geçen Altay , §§ 72-75 kararına). Mahkeme burada, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bünyesinde yer alan askeri hakimler statüsünün bağımsızlığın ve tarafsızlığın bir takım teminatlarını sağladığına işaret etmiştir. Bununla birlikte, bu hakimler statüsünün, sözkonusu hakimlerin yürütme erkine bağlı olan orduya aidiyetinin devam etmesi, atama ve tayinlerinin büyük ölçüde ordunun ve idarenin müdahalesini gerektirdiği bir askeri disipline tabi kalmaları durumlarında olduğu gibi bir takım özelliklerinin bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını şüpheli (aynı kararda, §68 ) hale getirdiğini ifade etmiştir.
53. Mahkemenin görevi, Hükümet tarafından ileri sürülen gerekçelerin ışığı altında Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulmasının gerekliliğini soyut olarak incelemek değil, fakat İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin işleyişinin, başvuru sahibinin hakkaniyetle yargılanma hakkına zarar verip vermediğini, özellikle de başvuru sahibinin kendisini yargılayan mahkemenin bağımsızlığının ve tarafsızlığının eksikliğinden çekinmesi için nesnel olarak bir gerekçeye sahip olup olmadığını araştırmaktadır (bkz. adı geçen Incal par. 1572, § 70).
54. Bu bakımdan Mahkeme, başvuru sahibi gibi sivil kişiler olan Incal ve Çıraklar hakkında vardığı karardan ayrılmak için, bir sebep görmemektedir. Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde devletin hakimiyeti altında bulanan toprakların tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına sokmak amacıyla silahlı bir örgüt veya çeteye mensup olma suçlamasına muhatap olan sözkonusu kişinin, aralarında askeri yargıdan olan bir subayın bulunduğu hakimlerin karşısına çıkmaktan çekinmiş olması anlaşılabilirdir. Bundan dolayı meşru bir şekilde, Devlet Güvenlik Mahkemesinin haksız olarak davasının doğasına yabancı mülahazalar yönlendirilebileceğinden çekinmiştir. Başka bir deyişle, bu yargılama kurulunun bağımsızlığının ve tarafsızlığının eksikliği konusunda başvuru sahibinin kaygıları objektif olarak haklı sayılabilir.
55. Bundan dolayı, Mahkeme Sözleşmenin 6 § 1 .maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
B. Gözaltı sırasında bir avukatın bulunmaması üzerine
56. Başvuru sahibi, gözaltında bulunduğu sırada bir avukatın yardımından yararlanamadığı ve polis üzerinde savcılığın hiç bir kontrolünün bulunmadığı bu dava evresinde toplanmış delillerden yola çıkılarak mahkum edildiği gerekçesiyle Sözleşmenin 6 § 3 (c) maddesinin bir İhlalini görmüştür.
57. Başvuru sahibinin, davasının bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme önünde dinlenmesi hakkının İhlalinin tespitini göz önünde bulundurarak, Mahkeme, paragraf 3 (c)'nin İhlali iddiasını karara bağlamaya gerek olmadığını düşünmektedir (bkz. Findlay v. Birleşik Krallık, 25 Şubat 1997, Derleme 1997-I, par.282-283, § 80, Incal adı geçen §74 ve Büyükdağ v. Türkiye , no. 28340/95, § 79, 21 Aralık 2000 kararlarına).
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
58. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir:
"Mahkeme, eğer Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu İhlalini ancak kısmen telafi edebiliyorsa Mahkeme gerektiği taktirde hakkaniyete uygun olarak zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Zarar
59. Başvuru sahibi mahkumiyetinin ve onun sonuçlarının ardından eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldığını ve herhangi bir mesleki faaliyette bulunamadığını ileri sürmüştür. Olay zamanında yirmi iki yaşında olduğu ve Türkiye'deki ortalama hayat standardı ve istatistik cetvellerinden de yola çıkarak ayda 140 Amerikan Doları kazanacak olduğunu hesaba katarak, kazanç eksikliği için toplam 25.200 Amerikan Doları talep etmektedir.
60. Özellikle yapılan İhlalin önemine dayanarak manevi zararı için 75.000 Amerikan doları talep etmektedir.
61. Hükümet başvuru sahibinin talep ettiği miktara itiraz etmiş ve telafisi gereken hiç bir İhlalin bulunmadığını ve muhtemel hakkaniyetli bir tazminatın her halükarda kabul edilebilir sınırları aşmaması ve sebepsiz zenginleşmeye yol açmaması gerektiğini ileri sürmüştür.
62. Mahkeme, başvuru sahibinin gözaltında bulunduğu sırada insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelelerin mağduru olduğunu ve Sözleşmenin 6 § 1 maddesiyle güvence altına alınan ihlale uğramış olduğunu karara bağladığını hatırlatmıştır. 41. madde uyarınca hakkaniyete uygun bir tazminat olarak, bütün zararları kapsayacak şekilde başvuru sahibine 25.000 Euro tahsis etmiştir.
B. Masraf ve giderler
63. Başvuru sahibi dilekçesiyle verdiği depozito gider ve ücreti için toplam 2.914 Amerikan Doları istemektedir.
64. Hükümet, Mahkemeyi, ispat edicilikten yoksun, bir temele dayanmayan ve üstelik ölçüsüz olduğu için bu talebin reddine davet etmiştir.
65. Hakkaniyetle karar vererek Mahkeme, 3.000 Bürodan 630 Euro düşerek, bu miktarın adli yardım adı altında Avrupa konseyinden tahsil edilerek başvuru sahibine verilmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
66. Mahkeme, gecikme faizleri oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin % 3 oranında artırılarak uygulanması üzerine oturtulmasının uygun olacağına hükmetmiştir.
BU NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşmenin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 6 § 3 c) maddesinin İhlaline yönelik şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
4.c) Davalı Devletin Sözleşmenin 44 § 2 maddesine uygun olarak kararın kesinleşeceği günden itibaren üç ay içinde ödeme yapmak zorunda olduğuna, bundan böyle toplam miktarı hesap görme tarihinde uygulanabilir oranda Türk lirasına çevirmesi gerektiğine:
i. bütün masrafları kapsayacak şekilde 25.000 Euro ( yirmi beş bin euro);
ii. masraf ve giderler için, artı katma değer vergisi adı altında istenebilecek toplam tutar veya talep edilebilir vergi yükümlülüğü bağlamında 3.000 euro (üç bin euro) adli yardım adı altında Avrupa Konseyi tarafından en az 630 Euro (630 euro) ödenmesine;
d) Bu miktarın üzerinden gecikme faizleri oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin % 3 oranında artırılarak faiz uygulanması;
5. Hakkaniyete uygun tazminle ilgili diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy