(Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı İhlali iddiası)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Daire Kararı
Başkan: G. Ress, Üyeler: I. Cabral Barreto, L. Caflisch, B. Zupancic, H.S. Greve, K. Traja ve F. Gölcüklü,
Başvuru No: 34481/97
Karar Tarihi: 20 Haziran 2002
Çeviren, Özetleyen ve Yorumlayan: Y. Doç. Dr. Fatih KARAOSMANOÖLU, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Melahat Filiz ve Nadir Kalkan, 28 Temmuz 1996'da, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından, yasadışı PRK-Rizgari örgütüne üye oldukları şüphesiyle yakalanıp göz altına alınmışlardır. 5 Ağustos 1996'da İzmir DGM, başvuru sahiplerinin tutuklanmasına karar vermiştir. 28 Ağustos 1996'da, Cumhuriyet Başsavcısı, başvuru sahiplerini PRK-Rizgari üyeliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı eylemlerde bulunma suçundan hazırladığı bir iddianame ile, İzmir DGM'de dava açmıştır. Suçlamalar, Türk Ceza Kanununun 125. ve 168. Maddelerine dayanarak yapılmıştır. 14 Ağustos 1997 tarihinde verdiği bir kararla İzmir DGM, hakkında yapılan suçlamalara ilişkin delil yetersizliğinden dolayı Melahat Filiz'i beraat ettirmiştir. Aynı mahkeme, Nadir Kalkan'ı 125 ve 168. Maddelerden suçlu bulmuş ve ölüm cezasına çarptırmıştır. 19 Eylül 1997'de Kalkan, davanın temyiz edilmesi için Yargıtay'a başvurmuştur. Başvuru sahibi, aleyhine ceza yargılamasının sonuçları ile ilgili herhangi bir bilgi sunmamıştır.
Başvuru sahipleri, kişi özgürlüğü ve güvenliği ile ilgili Sözleşme Madde 5/3'ün ihlal edildiğini şikayet konusu yapmışlardır.
Mahkeme oybirliğiyle,
1.Sözleşme Madde 5/3'ün ihlaline;
2. (a) Davalı Devletin, çözüm tarihindeki kurdan davalı devletin parasına çevrilecek aşağıda belirtilen miktarları, Sözleşme Madde 44/2 uyarınca kararın nihai hale geleceği tarihten itibaren 3 ay içinde, başvuru sahiplerine tazminat olarak ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak, her bir başvuru sahibine 2.200 (iki bin iki yüz) Euro;
(ii) Başvuru sahiplerinin ikisine ortak olarak, yaptıkları harcama ve masrafların ve uygulanabilir herhangi bir verginin tazmini olarak 1.500 (bin beş yüz) Euro;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bitiminden tarafların çözüm tarihine kadar olan sürede ödemenin yapılması durumunda yıllık % 4.26 faiz oranı uygulanmasına;
3. Başvuru sahiplerinin diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
(1) Madde 5
Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı
Mahkeme, genel olarak Madde 5'in, kişi özgürlüğüne devletin keyfi müdahalesine karşı, bireyi korumayı hedeflediğini hatırlatmaktadır. Madde 5/3 ise, yürütmenin müdahalesine yargısal kontrolü gerektiren hukuk devleti anlayışını güvence altına almayı ve keyfiliği önlemeyi amaçlamaktadır (Bkz. 26 Kasım 1997 tarihli Sakık ve Diğerleri kararı, Reports of Judgments and Decisions 1997- VII, p. 2623, § 44). (par. 23)
Mahkeme, bazı durumlarda terörist suçların soruşturulmasının, yetkilileri kesinlikle özel bazı sorunlarla karşı karşıya bıraktığını kabul etmiştir. (Şu dava hükümlerine bkz: 29 Kasım 1998 tarihli Brogan ve Diğerleri v. Birleşik Krallık Kararı, Series A no.145-B, s. 33, § 61; Murray v. Birleşik Krallık davası, 28 Ekim 1994, A Serisi no. 300-A, s. 27, § 58; Aksoy v. Türkiye davası, 18 Aralık 1996, Reports 1996-VI, s. 2282, § 78; Sakık ve Diğerleri v. Türkiye davası, 26 Kasım 1997, Reports 1997-VII, s. 2623, § 44; ve Demir ve Diğerleri v. Türkiye davası, 23 Eylül 1998, Reports 1998-VI, s. 2653, § 41; Dikme v. Türkiye davası, no. 20869/92, 11 Temmuz 2000). Ancak bu durum, araştırma yapan yetkililerin, 5. Madde altında sorgulama ve ifade almak için şüphelileri yakalamak bakımından kayıtsız şartsız yetkili olduğu (carte blanche), ülkedeki yargı organlarının ve nihai olarak da Sözleşmeden doğan denetim organlarının kontrolüne tabi olmayacağı anlamına gelmez (Murray kararına Bakınız, s. 27, § 58). (par.24)
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Brogan ve Diğerleri v. Birleşik Krallık
2. Murray v. Birleşik Krallık
3. Aksoy v. Türkiye
4. Sakık ve Diğerleri v. Türkiye
5. Demir ve Diğerleri v. Türkiye
6. Dikme v. Türkiye
7. Motiere v.Fransa
PROSEDÜR
1. Bu davanın kaynağını, iki Türk vatandaşı, Melahat Filiz ve Nadir Kalkan'ın ("başvuru sahipleri"), 22 Kasım 1996 tarihinde, Avrupa însan Haklan Sözleşmesinin ("Sözleşme") önceki 25. maddesine dayanarak, Türkiye aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna ("Komisyon") sundukları bir başvuru (no. 34481/97) oluşturmaktadır.
2. Başvuru sahipleri, Mahkemede, görevini İzmir'de yapan Avukat işeri tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise, yargılama amaçlı Mahkemede bir temsilci tayin etmemiştir.
3.Başvuru sahipleri, Sözleşmenin Madde 5/3'üne dayanarak, sekiz gün boyunca, bir hakim veya yargılamaya yetkili başka bir görevli kişi önüne çıkarılmaksızın, polis tarafından gözaltında tutulduklarını şikayet etmişlerdir.
4. Başvuru, Sözleşmeye eklenen Protokol No. 11 yürürlüğe girdikten sonra, 1 Kasım 1998'de Mahkemeye intikal etmiştir (Protokol No 11, Madde 5/2).
5. Başvuru, Mahkemenin Üçüncü Dairesine tahsis edilmiştir (Mahkeme içtüzüğü, md. 52/1). Bu Dairede, Mahkeme içtüzüğü Md. 26/1 uyarınca, davaya bakacak olan Heyet (Sözleşme Madde 27/1) oluşturulmuştur. Türkiye adına seçilen hakim Türmen, davadaki oturumdan çekilmiştir (Madde 28). Bundan dolayı Hükümet, F. Gölcüklü'yü, ad hoc hakim olarak tayin etmiştir (Sözleşme Madde 27/2 ve Mahkeme içtüzüğü Madde 29/1).
6. 14 Kasım 2000'de Daire, başvuru sahiplerinin şikayetlerini Sözleşme Madde 5/3 çerçevesinde derdest ederek, geri kalan başvurunun kabul edilemez olduğunu duyurmuştur.
7. Başvuru sahipleri ve Hükümet, esasa ilişkin deliller ve yazılı görüşlerini dosya halinde mahkemeye sunmuşlardır (Madde 59/1).
8. 1 Kasım 2001 'de Mahkeme, kendi dairelerinin oluşum şeklini değiştirmiştir (Madde 25/1), Bu dava, yeni oluşturulan Üçüncü Daireye devredilmiştir (Madde 52/1).
OLAYLAR
I. Davaya İlişkin Maddi olaylar
9. 28 Temmuz 1996'da, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinden polisler, başvuru sahiplerini, yasadışı PRK-Rizgari örgütüne üye oldukları şüphesiyle yakalayıp göz altına almışlardır.
10. 5 Ağustos 1996'da, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (İzmir DGM), başvuru sahiplerinin tutuklanmasına karar vermiştir.
11. 28 Ağustos 1996'da, Cumhuriyet Başsavcısı, başvuru sahiplerini PRK-Rizgari üyeliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı eylemlerde bulunma suçundan hazırladığı bir iddianame ile, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde dava açmıştır. Suçlamalar, Türk Ceza Kanununun 125. ve 168. Maddelerine dayanarak yapılmıştır.
12. 14 Ağustos 1997 tarihinde verdiği bir kararla İzmir DGM, hakkında yapılan suçlamalara ilişkin delil yetersizliğinden dolayı Melahat Filiz'i beraat ettirmiştir. Aynı mahkeme, Nadir Kalkan'ı 125 ve 168. Maddelerden suçlu bulmuş ve ölüm cezasına çarptırmıştır.
13. 19 Eylül 1997'de Kalkan, davanın temyiz edilmesi için Yargıtay'a başvurmuştur. Başvuru sahibi, ceza yargılamasının aleyhe sonuçları ile ilgili herhangi bir bilgi sunmamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
14. Anayasanın 19. Maddesi şunları sağlamaktadır:
"Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Hiç kimse bu özgürlükten, aşağıdaki durumlar ve kanunun belirlediği şekil ve şartlara uygunluk haricinde mahrum edilemez:
Yakalanan veya tutuklanan kişi, en geç kırk sekiz saat içinde, toplu olarak işlenen suçlarda ise en çok on beş gün içinde bir hakim önüne çıkarılır.... Bu süreler, olağanüstü hal durumunda uzatılabilir...
Hangi nedenden olursa olsun özgürlüğü kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.
Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre Devletçe ödenir."
15. Ceza Kanununun 168. Maddesi şöyle der:
"Her kim,... Maddelerinde belirlenen cürümleri işlemek için, silahlı cemiyet veya çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa on beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum olur.
Cemiyet ve çetenin sair efradı beş yıldan az ve on beş yıldan çok olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır."
16. Ceza Kanununun 125. Maddesi şunu ifade etmektedir:
"Devlet topraklarının tamamı veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına koymağa, Devletin bağımsızlığını azaltmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiil işleyen kimse ölüm cezası ile cezalandırılır."
17.12 Nisan 1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 3 ve 4. Maddeleri altında, Ceza Kanununun 125 ve 168. Maddelerinde belirlenen suçlar "terörist" eylemler olarak sınıflandırılmışlardır. 3713 sayılı Kanunun 5. Maddesine göre, bu yasanın 3. ve 4. Maddelerinde belirlenen cürümler için verilecek cezalar olarak, Ceza Kanunundaki para cezalan yan oranında artırılır.
18. 3842 sayılı DGM'lerin işleyişine ilişkin Kanunun 9. Maddesine göre, Ceza Kanunun 125 ve 168. Maddelerinde belirlenen suçlarla ilgili davalara, sadece DGM'ler bakmakla görevlidir.
19. Ayrıca, konuyla ilgili olarak, ceza yargılamaları usulü yasasında değişiklik getiren 18 Kasım 1992 tarihli 3842 sayılı Kanunun 30. Maddesi, DGM'lerin görev alanı ile ilgili olarak, yakalanan bir kişinin, en geç 48 saat içinde, birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda ise en geç 15 gün içinde, bir hakim önüne çıkarılacağını hükme bağlamaktadır.
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞME MADDE 5/3'ÜN İHLALİ İDDİASI
20. Başvuru sahipleri, Sözleşme Madde 5/3'ün ihlal edildiğini şikayet konusu yaparlar. Bu madde aşağıdaki hükümleri içerir:
"Bu maddenin 1. fıkrasının (c) bendine göre, yakalanan veya göz altına alınan herkes, derhal bir hakim veya kendisine kanunca yargılama yetkisi verilen bir başka yetkili kişi önüne çıkarılır. Bu kimse, makul bir süre içinde yargılanma veya yargılama devam ederken salıverilme hakkına sahiptir. Salıverilme, kişinin duruşmada hazır bulunması için şartlı yapılabilir."
21. Hükümet, başvuru sahiplerinin polis tarafından gözaltında tutulması süre sinin, olayların gerçekleştiği dönemde yürürlükteki iç hukuk kurallarına uygun bir süre olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, 3842 sayılı Yasada değişiklik yapan 12 Mart 1997 tarihli 4229 sayılı Yasa ile, gözaltı sürelerinin kısaltıldığını belirtmişlerdir. Bu bağlamda, DGM'lerin görev alanına giren bir suçtan tutuklanan kişilerin, en geç 48 saat içinde bir hakim önüne çıkarılmaları gerektiğini ifade etmektedir. Bu süre, delil toplamada veya suçluları bir araya getirmede ya da benzer başka güçlüklerin olması durumunda, savcının yazılı emri ile dört güne kadar uzatılabilir. Sorgulama bu süre içinde tamamlanmazsa, savcının isteği ve hakimin kararı doğrultusunda, bu süre, yedi güne kadar uzatılabilir.
22. Başvuru sahipleri, polis tarafından göz altında tutuldukları sürenin, (Sözleşme hukukunun öngördüğünden) daha uzun olduğunu cevaben bildirmişlerdir. Başvuru sahipleri, 3842 sayılı Yasada yapılan değişikliklere rağmen, kendilerinin Madde 5/3'ün ihlalinin mağdurları olduklarını halen iddia edebileceklerini ifade etmektedirler.
23. Mahkeme, genel olarak Madde 5'in, kişi özgürlüğüne devletin keyfi müdahalesine karşı, bireyi korumayı hedeflediğini hatırlatmaktadır. Madde 5/3 ise, yürütmenin müdahalesine yargısal kontrolü gerektiren hukuk devleti anlayışını güvence altına almayı ve keyfiliği önlemeyi amaçlamaktadır. (Bkz. 26 Kasım 1997 tarihli Sakık ve Diğerleri karan, Reports of Judgments and Decisions 1997-VII, s. 2623, §44)
24. Mahkeme, bazı durumlarda terörist suçların soruşturulmasının, yetkilileri kesinlikle özel bazı sorunlarla karşı karşıya bıraktığını kabul etmiştir. (Şu dava hükümlerine bkz: 29 Kasım 1998 tarihli Brogan ve Diğerleri v. Birleşik Krallık Kararı, Series A no.!45-B, s. 33, § 61; Murray v. Birleşik Krallık davası, 28 Ekim 1994, A Serisi no. 300-A, s. 27, § 58; Aksoy v. Türkiye davası, 18 Aralık 1996, Reports 1996-VI, s. 2282, § 78; Sakık ve Diğerleri v. Türkiye davası, 26 Kasım 1997, Reports 1997-VII, s. 2623, § 44; ve Demir ve Diğerleri v. Türkiye davası, 23 Eylül 1998, Reports 1998-VI, s. 2653, § 41; Dikme v. Türkiye davası, no. 20869/92, 11 Temmuz 2000). Ancak bu durum, araştırma yapan yetkililerin, 5. Madde altında sorgulama ve ifade almak için şüphelileri yakalamak bakımından kayıtsız şartsız yetkili olduğu (carte blanche), ülkedeki yargı organlarının ve nihai olarak da Sözleşmeden doğan denetim organlarının kontrolüne tabi olmayacağı anlamına gelmez (Yukarıda bahsedilen Murray kararına Bakınız, s. 27, § 58).
25. Mahkeme, başvuru sahiplerinin polis tarafından gözaltında tutulma süresinin sekiz gün sürdüğünü belirtmektedir. Mahkeme, Brogan ve Diğerleri davasında, topyekün toplumun terörizme karşı korunması amaç olmasına rağmen, herhangi bir yargısal kontrol olmadan dört gün altı saat süren gözaltının, Sözleşme Madde 5/3'ün belirlediği zaman sınırlamalarının dışına çıktığını hatırlatmıştır (Bkz. Yukarıda belirtilen Brogan ve Diğerleri davası s. 33 paragraf 62).
26. Bu davada olduğu gibi, terörist suçların araştırılması yetkililere belli bazı güçlükler getirse de, Mahkeme, adli müdahale olmadan başvuru sahibinin sekiz gün boyunca göz altına alınmasını kabul edemez.
27. Bundan dolayı, Mahkeme, Madde 5/3'ün ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
28. Sözleşmenin 28. Maddesi şunu temin etmektedir:
"Eğer Mahkeme, Sözleşmenin veya protokollerinin ihlal edildiğini ortaya çıkarırsa, ve sözleşmeye taraf ülkenin iç kanunları tazminatın sadece bir bölümünün ödenmesine imkan sağlıyorsa, Mahkeme, gerekli gördüğü takdirde, zarar gören tarafın adil bir şekilde tatmin edilmesini sağlayacaktır."
A. Zarar
29. Her bir başvuru sahibi, maddi tazminat olarak 400 İngiliz Sterlini ve manevi tazminat olarak da 4000 İngiliz Sterlini talep etmiştir. Bununla bağlantılı olarak başvuru sahipleri, polis tarafından göz altında tutuldukları sekiz güne atıfta bulunmuşlardır.
30. Hükümet, başvuru sahiplerinin talebi hakkında hiçbir yorum yapmamıştır.
31. Mahkeme, dava dosyasının maddi zararın olduğunu ortaya koymadığını belirtmiştir. Çünkü başvuru sahipleri, Mahkeme içtüzüğü Madde 60/2 gereğince, kendilerinden öyle yapılması istenmekle birlikte, herhangi bir istemde bulunmamışlardır. (Bkz. Diğer yetkililer arasında, 5 Aralık 2000 tarihli, 39615 numaralı Motiere v. Fransa davası, 26, ECHR 2000). Bu nedenle Mahkeme, bu başlık (maddi zarar) altında hak talebinde bulunmaya izin veremez.
32. Bununla birlikte Mahkeme, başvuru sahiplerine manevi tazminatın verilmesi gerektiğini, çünkü başvuru sahiplerinin, hiçbir yargılama olmadan, sekiz gün boyunca polis tarafından gözaltında tutulmaları sırasında belli ölçüde sıkıntı çekmiş olmalarım düşünmektedir. Madde 41 gereğince adalet ve nısfet temelinde karar vererek, Mahkeme başvuru sahiplerinin her birine 2,200 Euro tutarında tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Harcama ve Masraflar
33. Başvuru sahipleri, hukuki işlemler için yapmak zorunda kaldıkları harcama ve masrafların karşılanması için, 5000 İngiliz Sterlini tutarında paranın kendilerine ödenmesini talep etmişlerdir.
34. Hükümet bu talep hakkında da, herhangi bir yorum yapmamıştır.
35. Başvuru sahiplerinin, Sözleşmeden doğan yargılama işlemleri için bazı harcamada bulundukları açıktır. Mahkeme, yaptıkları harcama ve masrafların tazmini için, başvuru sahiplerinin ikisine müştereken 1500 Euro'nun ödenmesini makul karşılamaktadır.
C. Gecikme Faizi
36. Mahkemeye verilen bilgiye göre, davanın görüldüğü sırada, Fransa'da cari olan faiz oranı, yıllık % 4.26'dır.
MAHKEME, BU NEDENLERDEN DOLAYI OYBİRLİĞİ İLE,
1. Sözleşme Madde 5/3'ün ihlaline;
2. (a) Davalı Devletin, çözüm tarihindeki kurdan davalı devletin parasına çevrilecek aşağıda belirtilen miktarları, Sözleşme Madde 44/2 uyarınca kararın nihai hale geleceği tarihten itibaren 3 ay içinde, başvuru sahiplerine tazminat olarak ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak, her bir başvuru sahibine 2.200 (iki bin iki yüz) Euro;
(ii) Başvuru sahiplerinin ikisine ortak olarak, yaptıkları harcama ve masrafların ve uygulanabilir herhangi bir verginin tazmini olarak 1.500 (bin beş yüz) Euro;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bitiminden tarafların çözüm tarihine kadar olan sürede ödemenin yapılması durumunda yıllık % 4.26 faiz oranı uygulanmasına;
4. Başvuru sahiplerinin diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
Yorum
Bu karar, kişilerin gözaltında bulundurulma süresine ilişkin Sözleşmede açıkça bir hüküm olmamakla birlikte, Mahkemenin, daha önce ortaya koyduğu içtihadına sıkıca sarıldığını göstermektedir. 29 Kasım 1998 tarihli Brogan ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararında oluşturulan içtihada göre, dört gün altı saat olan gözaltı süresi, Sözleşme Madde 5/3'ün belirlediği zaman sınırlamalarının dışına çıkmaktadır. Hükümet savunmasında yapılan toplumun terörizme karşı korunmasının amaç olduğu ve bunu yaparken bazı güçlüklerle karşılaşıldığı, Mahkeme tarafından da kabul edilen bir argüman olmakla birlikte, herhangi bir yargısal kontrol olmadan kişilerin fiziksel özgürlüklerinin kısıtlanmasının kabul edilemez olduğu açıkça vurgulanmıştır.
Bu karar çerçevesinde atılacak ilk adım, içtihatla geliştirilip Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukukunda önemli bir yer oluşturan, maksimum dört günlük gözaltı süresini aşmadan mutlaka göz altına alınacak kişilerin yargı önüne çıkarılmasını gerektirecek hukuksal düzenlemelerin yapılması gerektiğidir. Geç de olsa Türkiye, Sözleşme hukukunun ruhuna uygun olmamakla birlikte bu yönde adımlar atıp 1982 Anayasasının Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı matlablı 19. Maddesinde değişiklikler yapmıştır. Bu değişikliğe göre, göz altına alınan bir kişi, en geç 48 saat içinde toplu işlenen suçlarda en çok dört gün içinde bir hakim önüne çıkarılmayı düzenlemektedir.
Teknik konu gibi görülmekle birlikte diğer önemli bir husus daha vardır. O da şudur: Mahkeme Kararı'nda, Türk Ceza Kanunu 168. Maddesinde "Cemiyet ve çetenin sair efradı beş yıldan az ve on beş yıldan çok olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır." hükmünün yer aldığı ifade edilmektedir. Halbuki, TCK'da aynı durumla ilgili olarak, beş yıldan değil on yıldan on beş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılacağı ifade edilmektedir. Buradaki hatanın sehven olduğu ve esasa ilişkin bir sonuç değişikliğine yol açmayacağı düşünülse bile, Mahkeme'nin, tahkik işlemini sağlıklı yapmadığı biçimindeki değerlendirmelere haklılık kazandırabilecektir.
Full & Egal Universal Law Academy