(Kötü Muamele Yasağı İhlali İddiası)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Daire Kararı
Başkan G. Ress, Üyeler, I. Cabral Barreto, L. Caflisch, R. Türmen, B. Zupancic,
H.S. Greve, M. K. Traja
Başvuru No: 39812/98
Karar Tarihi: 01 Temmuz 2004
(Kararı Fransızca aslından özetleyen ve yorumlayan: Ercüment TEZCAN, Doç Dr., Galatasaray Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Öğretim Üyesi.)
Bu dava, 8 Temmuz 1997 tarihinde Fethiye'deki bir barda alkol alarak müşterileri rahatsız eden ve bar sahibi tarafından şikayet edilen başvuru sahibinin polis tarafından yakalanması ve gözaltına alınması esnasında kötü muamele gördüğü gerekçesiyle açılan bir davadır. Başvuru sahibi gördüğü kötü muamele nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Mahkeme oybirliğiyle,
1- Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2- a- Sözleşmenin 44§2 maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı devlet başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak, gereken tüm vergileri ödemek şartıyla, manevi tazminat olarak 10 000 Euro, masraf ve harcamalar için de 1530 Euro ödemesine;
b- 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara uygulanacak gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası'nın uygulamış olduğu faiz oranın %3 fazlası olarak hesaplanmasına;
3- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat isteminin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1- Salman v. Türkiye, (GC), no 21986/93, 2000-VII.
2- Selmouni v. Fransa, (GC), no 25803/94, 1999-V.
3- Tekin v. Türkiye, 9 Haziran 1998, 1998-IV.
4- Caloc v. Fransa, başvuru no 33951/96, CEDH, 2000.
5- Berktay v. Türkiye, başvuru no 22493/93, 1 Mart 2001.
6- Altay v. Türkiye, başvuru no. 22279/93, 22 Mayıs 2001.
7- Esen v. Türkiye, başvuru no 29484/95, 22 Temmuz 2003.
8- Labita v. İtalya (GC), başvuru no. 26772/95, 2000-IV.
PROSEDÜR
1. Bu davanın kaynağında Danimarka vatandaşı olan İsmail Bakbak isimli kişinin Türkiye Cumhuriyetine karşı yaptığı başvuru (başvuru no: 39812/98) bulunmaktadır. (...)
3. Başvuru sahibi, Sözleşmenin 3. maddesini ileri sürerek yakalanması ve gözaltına alınması esnasında uğramış olduğu kötü muamelelerden şikayet etmektedir. (...).
OLAYLAR
I- DAVAYA YOL AÇAN OLAYLAR
10. Başvuru sahibi Türk kökenli Danimarka vatandaşı olup 1967'de Türkiye doğmuştur, Danimarka'da ikamet etmektedir.
A- Başvuru sahibinin yakalanması ve ardından başvuru sahibine karşı açılan ceza davası
11. 8 Temmuz 1997 günü Fethiye'de bulunan bir barın sahibi olan ve başvuru sahibinin davranışlarından şikayetçi olan A.Y.'nin ihbarı üzerine sivil ve üniformalı polisler olay yerine gelmişler ve başvuru sahibini yakalayarak gözaltına almışlardır.
12. Aynı gün gece saat 1 30'da bar sahibinin polis tarafından ifadesi alınmıştır. Bar sahibi ifadesinde başvuru sahibinin 7 Temmuz 1997 günü saat 23 30'a doğru bara geldiğini, alkol aldığını ve bardaki bayan müşterileri rahatsız etmeye başladığını ifade etmiştir. Bar sahibi başvuru sahibinden hareketlerine dikkat etmesini ve müşterileri rahatsız etmemesini istemiştir. Ancak ortalığı birbirine katan başvuru sahibi, bar sahibinin bu uyarılarını dikkate almamış, bunun üzerine bar sahibi polis çağırmıştır. Başvuru sahibi olay yerine gelen polis memurlarına hakaret etmiş ve onlara saldırmıştır.
13. Aynı gün, polis M.S.Ş. adında bir başka şahidi dinlemiştir. Bu kişi de ifadesinde bara saat 23 55 civarında vardığında başvuru sahibinin bayan müşterilerin yanına yanaştığını ve onları rahatsız ettiğini gördüğünü, bar sahibinin uyarılarını dikkate almadığını belirtmiştir. Aynı kişi, başvuru sahibinin polis memurlarının olay yerine gelmesi üzerine onlara hakaret ettiğini, onlara karşı koyduğunu, karakola gitmeyi reddettiğini ve saldırgan bir tutum takındığını ifade etmiştir.
14. 8 Temmuz 1997 tarihli sorgu tutanağı başvuru sahibinin, tatillerini Türkiye'de geçirdiğini ve olay akşamı gece yarısına doğru iki bayanla birlikte bir barda bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bardaki garsonlardan birisi, başvuru sahibini bu bayanlarla tartışmaktan vazgeçirmek için boşuna çabalamıştır. Daha sonra olay yerine gelen iki polis memuru başvuru sahibinin karakola gelmesini istemişler ancak başvuru sahibi onlara itiraz ve hakaret etmiştir.
15. Başvuru sahibinin, 8 Temmuz 1997 günü, gece saat 2 45'te Fethiye Devlet Hastanesinde tıbbi muayenesi yapılmış, doktor raporunda başvuru sahibinin hafif alkollü olduğu ve vücudunda herhangi bir darp izine rastlanmadığı belirtilmiştir.
16. Polis, 8 Temmuz 1997 günü, gece saat 03 00'te başvuru sahibini yakalamaya giden polislerden biri olan Y.K'nın ifadesini almıştır. Y.K. ifadesinde söz konusu bara gittiğinde başvuru sahibinin kendisine hakaret ettiğini, kendileriyle gelmeyi reddettiğini, kendisine saldırarak tekme attığını, bunun sonucu olarak yere düştüğünü ve yaralandığını belirtmiştir. Y.K. ifadesinde ayrıca başvuru sahibinin kendisine saldırmaya devam ettiğini elbisesini yırttığını, bu nedenle karakola götürmek için zor kullanmaya mecbur kaldığını ifade etmiştir.
17. Aynı gün saat gece 03 30'da, olay yerine giden diğer polis memuru A.E'nin ifadesi alınmıştır. A.E. de ifadesinde olay yerine geldiğinde başvuru sahibine kimliğini gösterdiğini, diğer meslektaşlarıyla birlikte başvuru sahibinin olay yerini terk etmesini ve kendileriyle karakola gelmesini istediğini belirtmiştir. A.E. başvuru sahibinin kendisine saldırıp hakaret etmesi nedeniyle başvuru sahibini zor kullanarak kontrol altına almak ve karakola götürmek mecburiyetinde kaldığını belirtmiştir.
18. Aynı polis memurları M.K. ve K.A. polis önünde A.E.'ye benzer ifadeler vermişlerdir.
19. Aynı gün, gece saat 04 00'te polis, yakalama operasyonunu gerçekleştiren polis memuru M.A.A.'nın ifadesini almıştır. Bu polis memuru da ifadesinde olay günü söz konusu bara gittiğini, başvuru sahibinin kendilerine hakaret ettiğini, barı terk etmeyi ve kendilerine uymayı reddettiğini belirtmiştir.
20. Başvuru sahibi aynı gün hakim karşısına çıkarılmış ve hakim başvuru sahibinin geçici olarak tutuklanmasına karar vermiştir. Başvuru sahibi hakim tarafından yapılan sorgulamasında gözaltındayken verdiği ifadeyi tekrarlamıştır.
21. Başvuru sahibi 10 Temmuz 1997 tarihinde Fethiye Ceza Mahkemesi önünde geçici tutukluluk halinin kaldırılması için başvuruda bulunmuştur. Başvuru sahibi dilekçesinde Danimarka'daki ve Konya'daki adreslerini açıkça belirtmiştir. Başvuru sahibi ayrıca dilekçesinde ailesiyle Türkiye'ye tatile geldiklerini, halihazırda eşinin ve çocuklarının Eskişehir'de kayınpederinin yanında olduklarını belirtmiştir.
22. Başvuru sahibi, aynı gün, isteği üzerine Sağlık Bakanlığına bağlı Fethiye Tıp merkezinde muayene edilmiştir (...). Muayeneyi yapan doktor omuzlarda ve sırt bölgesinde oluşan acıların nedeninin belirlenmesi için Fethiye Devlet Hastanesinin ortopedi bölümünde başvuru sahibinin muayene olmasını istemiştir.
23. Başvuru sahibi 11 Temmuz 1997 tarihinde aynı gerekçeleri ileri sürerek geçici tutukluluk halinin kaldırılması için yeniden başvuruda bulunmuştur. Başvuru sahibi ayrıca konuyla ilgili mevzuat uyarınca Türk mahkemeleri tarafından kendisine verilecek cezaların Danimarka'da uygulanabileceğini belirtmiştir.
24. Ceza Mahkemesi Savcısı, başvuru sahibini sarhoşluk halinde devlet memuruna saldırmaktan Türk Ceza Kanununun 258 § 1, 256 §1, 266 §1, 572 § 1 ve 40. maddeleri uyarınca 11 Temmuz 1997 tarihinde tutuklamıştır.
25. Mahkeme, 14 Temmuz 1997 tarihinde başvuru sahibine yöneltilen olayları ve delillerin durumunu hesaba katarak başvuru sahibinin geçici tutukluluk halinin kaldırılması talebini reddetmiştir.
26. Başvuru sahibi aynı tarihte Fethiye Devlet Hastanesi Ortopedi servisinde muayene edilmiştir. Muayeneyi yapan doktor, başvuru sahibinin hiçbir spesifik ortopedik rahatsızlığının olmadığını belirtmiştir. Aynı doktor, 10 Temmuz 1997 tarihli muayene raporunda tespit edilen yaralar nedeniyle başvuru sahibine 3 gün iş göremezlik raporu vermiştir.
27. Fethiye Cumhuriyet Savcısı 1 Ağustos 1997 tarihinde komiser S.T.'nin ifadesini almıştır. S.T. ifadesinde 8 Temmuz 1997 günü saat 08 00'de görevi devraldığını, karakola gittiğinde başvuru sahibinin dosyasından haberdar olduğunu ifade etmiştir. S.T. ifadesinde görev yaptığı karakolda boş hücre olmaması nedeniyle başvuru sahibinin geceyi başka bir karakolda geçirdiğini belirtmiştir. S.T. ifadesinde başvuru sahibinin saat 10 00'a doğru karakola tekrar getirildiğini ve savcılığa gönderildiğini söylemiştir. S.T. kendisine yöneltilen kötü muamele suçlamalarına itiraz etmiş ve başvuru sahibiyle onu yakalayan polisler arasında bir arbede yaşandığını polis memuru Y.K.'nın dizinden yaralandığını ve kıyafetinin yırtıldığını ifade etmiştir.
28. Başvuru sahibi 5 Ağustos 1997 tarihinde geçici tutukluluk halinin kaldırılmasını istemiş, bu talep aynı gün kabul edilmiştir.
29. 11 Ağustos 1997 tarihinde başvuru sahibini Danimarka'da muayene eden bir doktor, verdiği raporda başvuru sahibine 1 aylık iş göremezlik raporu vermiştir.
30. Başvuru sahibi 8 Eylül 1997 tarihinde Danimarka'da bir başka doktor tarafından muayene edilmiştir. Bu doktor verdiği raporda başvuru sahibinin vücudunda herhangi bir yara izine rastlamadığını, ancak Türkiye'de tutuklanmasının başvuru sahibinde psişik ve psikolojik problemlere yol açtığını belirtmiştir. Ayrıca bu doktor, başvuru sahibinin sağlık durumunda iyileşme olduğunu ancak başvuru sahibinin sağ omzunda ağrı hissettiğini belirtmiştir. Bu doktor başvuru sahibinin bir psikolog tarafından muayene edilmesini istemiştir.
31. Başvuru sahibi 2 Ekim 1997 tarihinde Danimarka'daki Triangle Psikoloji Merkezinden bir psikolog tarafından muayene edilmiştir. Bu psikolog raporunda başvuru sahibinin psikolojik davranışının Türkiye'de 30 günlük tutuklulukla uyum halinde olduğunu belirtmiştir. Bu psikolog, uğradığı kötü muamelelerin başvuru sahibine psişik ve fiziksel açılardan zarar verdiğini belirtmiştir. Bu psikolog, başvuru sahibinin baş ağrısından, unutkanlıktan ve şiddetli sırt ağrılarından şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
32. Ceza Mahkemesi, 18 Kasım 1997 tarihinde başvuru sahibini 4 ay hapis cezasına çarptırmıştır. Ancak Mahkeme, 647 sayılı Ceza İnfaz Kanununun 6. maddesi gereği cezanın ertelenmesine karar vermiştir.
33. Başvuru sahibinin müvekkili, 24 Temmuz 2001 tarihinde Mahkeme katibini, başvuru sahibinin mahkemenin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmayacağını bildirmiştir.
B- Suçlanan polis memurlarına karşı başlatılan cezai prosedür
34. Başvuru sahibi, yakalanması ve gözaltına alınması sırasında kendisine dayak atan polislere karşı 21 Temmuz 1997 tarihinde Fethiye Savcılığı önünde ceza davası açılması için suç duyurunda bulunmuştur. Başvuru sahibi bu başvurusunda 8 Temmuz 1997 tarihli muayene raporunu düzenleyen adli tabibin kendisini muayene etmeden bu raporu düzenlediğini ileri sürmüştür.
35. 30 Temmuz 1997 tarihinde Fethiye Savcılığı başvuru sahibini yakalayan polis memurlarının ifadelerini almıştır. Polis memuru M.A.A. olay günü meslektaşı Y.K. ile söz konusu bara gittiklerini, bir sivil polis ekibinin daha önce orada olduğunu ve başvuru sahibini o mekandan çıkarmaya çalıştıklarını ifade etmiştir. M.A.A. ifadesinde başvuru sahibinin kendilerine saldırdığını ve karşı koyduğunu daha sonra diğer meslektaşlarıyla birlikte başvuru sahibini bardan çıkarmaya çalıştıklarını belirtmiştir. Başvuru sahibi bu esnada kapıya tutunmuş, karşı koymaya devam ederek meslektaşı Y.K.'yı yere yıkarak dizinden yaralanmasına neden olmuştur. Son olarak M.A.A. başvuru sahibini güçlükle karakola getirmeyi başardıklarını belirtmiştir.
36. Aynı gün Fethiye Cumhuriyet Savcısı diğer polis memuru Y.K.'nın ifadesini almıştır. Bu polis memuru da olay günü üniformalı olarak olay yerine gittiğini, bir sivil polis ekibinin başvuru sahibini bardan çıkarmaya çalıştıklarını belirtmiştir. Y.K. başvuru sahibini kolundan tutarak meslektaşlarına yardım ettiğini, ancak başvuru sahibinin kendisine tekme attığını ve yere düşürdüğünü belirtmiştir. Yere düşünce yaralandığını ve pantolonunun yırtıldığını belirtmiştir. Y.K. başvuru sahibinin sarhoş olduğunu, kendilerine hakaret ettiğini ve kendilerine karşı koyduğunu, kapıya tutunarak bardan çıkmamaya çalıştığını ve karşılıklı olarak çekme olduğunu belirtmiştir.
37. Aynı gün Fethiye Cumhuriyet Savcısı ayrıca A.G.'nin ifadesini almıştır. A.G. ifadesinde 8 Temmuz 1997 günü görevi devraldığını, başvuru sahibinin saat 10 00'a doğru karakola getirildiğini ve başvuru sahibinin ifadesini aldığını belirtmiştir.
38. 30 Temmuz 1997 günü Fethiye Cumhuriyet Savcısı ayrıca terörle mücadele biriminden A.E.'nin ifadesini almıştır. A.E: ifadesinde sivil olarak M.K. ve K.A. ile olay yerine gittiğini, başvuru sahibine kendisini tanıttığını, bardan çıkmaya davet ettiğini ancak başvuru sahibinin kendilerine hakaret ettiğini belirtmiştir. Karşı koymasına rağmen başvuru sahibini bardan çıkarmaya çalıştıklarını belirtmiştir. Daha sonra üniformalı polisler olay yerine gelmişler, başvuru sahibi polis memuru Y.K.'ya tekme ve yumruk atarak yere yuvarlamış ve dizinden yaralamış ve bu esnada karşı koymaya ve hakaret etmeye devam etmiştir.
39. Aynı tarihte Fethiye Cumhuriyet Savcısı terörle mücadele biriminde görev yapan bir diğer görevli M.K.'nın ifadesini almıştır (
).
40. Fethiye Cumhuriyet Savcısı 1 Ağustos 1997 tarihinde polis memurlarına karşı delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik kararı vermiştir.
41. Başvuru sahibinin bu takipsizlik kararına karşı 5 Ağustos 1997 tarihinde yaptığı itiraz, Muğla Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından 27 Ağustos 1997 tarihinde reddedilmiştir.
II- İÇ HUKUKTAKİ DURUM
42. Türk Ceza Kanunu, bir kamu görevlisinin bir kişiye işkence yapmasını veya kötü muamelede bulunmasını yasaklamaktadır (işkence için 243. madde, kötü muamele için 245. madde).
HUKUKİ BOYUT
I- SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
43. Başvuru sahibi yakalanması esnasında ve gözaltında tutulduğu esnada kötü muamele gördüğünden şikayetçidir. Sözleşmenin aşağıda metni verilen 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir:
"Hiç kimse gayri insani ya da onur kırıcı işkenceye, cezaya ya da muameleye tabi tutulamaz".
44. Türk Hükümeti, başvuru sahibinin savcı tarafından alınan ifadesinin, başvuru sahibinin polis memurlarının bardan çıkması için yaptıkları çağrıya uymayı reddettiğini ve zorla karakola götürüldüğünü tespit etmeye izin verdiğini belirtmektedir. Türk Hükümeti başvuru sahibinin polislere hakaret ettiğini ve barda kalmak için karşı koyduğunu belirtmektedir. Türk Hükümeti başvuru sahibiyle yaralanan Y.K. isimli polis memuru arasında yumruklaşma olduğunu belirtmektedir. Bu noktada Türk Hükümeti olay yerinde bulunan bar işletmecileri A.Y. ve M.S.'nin ifadelerine gönderme yapmaktadır. Türk Hükümeti M.S. ve diğer bir kişinin bayan müşterilere karşı nahoş davranışlarına son vermesini istediklerinin altını çizmektedir.
45. Türk Hükümeti doktor raporunun bu bağlamda okunması gerektiğini ileri sürmektedir. Türk Hükümeti bu noktada polis memurları tarafından kullanılan kuvvetin meşru ve haklı olduğunu, yaralanan polis memuru Y.K.'ya yardım edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Türk Hükümeti başvuru sahibinin yakalandığı gün hakim karşısına çıkarıldığını belirtmektedir.
46. Başvuru sahibi bu argümanlara itiraz etmekte ve iddialarını tekrarlamaktadır.
47. Mahkeme, bir kişinin gözaltında ve polis memurlarının sıkı denetimi altındayken yaralanması durumunda, bu esnada meydana gelen yaralanmaların güçlü fiili karinelere yol açtığını hatırlatır (bkz, Salman v. Türkiye, (GC), no 21896/93, pr. 100, CEDH 2000-VII). Dolayısıyla Türk Hükümetinin, bu yaralanmaların kaynağına ilişkin ikna edici bir açıklama yapması ve özellikle de tıbbi raporlarla belgelenmişse yaralının iddialarına gölge düşürücü kanıtları göstermesi gerekir (bu konudaki bir çok karardan bkz, Tekin v. Türkiye, 9 Haziran 1998, Rev. 1998-IV, ss. 1517-1518, § 52 ve § 53; Labita v. Italya (GC), başvuru no 26772/95, § 120, CEDH 2000-IV; Caloc v. Fransa, başvuru no 33951/96, § 84, CEDH 2000, Selmouni v. Fransa, (GC), 25803/94, § 87, CEDH 1999-V; Berktay v. Türkiye, başvuru no 22493/93, § 167, 1 Mart 2001; Altay v. Türkiye, başvuru no 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001 ve Esen v. Türkiye, başvuru no 29484/95, 22 Temmuz 2003, § 25).
48. Mahkeme öncelikle 8 Temmuz 1997 gecesi yakalanan başvuru sahibinin, aynı gün gece saat 02 45'te Fethiye Devlet Hastanesinde doktor muayenesinin yapıldığını ortaya koyar. Yapılan muayene sonucu verilen raporda başvuru sahibinin hafif derecede alkollü olduğu ve vücudunda herhangi bir darp izine rastlanmadığı belirtilmektedir. Başvuru sahibi, 10 Temmuz 1997 tarihinde geçici olarak tutuklandıktan sonra Sağlık Bakanlığına bağlı Fethiye Tıp Merkezi tarafından muayene edilmiştir. Bu muayene sonucu verilen raporda başvuru sahibinin vücudunda bir takım yaralanmalar tespit edilmiştir. Bu muayeneyi yapan doktor başvuru sahibinin Fethiye Devlet Hastanesinin ortopedi bölümünde muayene olmasını istemiştir. 14 Temmuz 1997 tarihinde yapılan muayenede başvuru sahibinin spesifik bir ortopedik probleminin olmadığı belirtilmiştir. Ancak bu doktor, 10 Temmuz 1997 tarihli muayene sonucu tespit edilen yaralanmalar nedeniyle başvuru sahibine 3 günlük iş göremezlik raporu vermiştir.
49. Bu 3 doktor raporu arasındaki uyumsuzluk konusunda Türk Hükümeti tarafından bir açıklama yapılmaması durumunda ilk yapılan muayenenin gereken biçimde yapılmadığı sonucu çıkmaktadır.
50. Diğer yandan başvuru sahibinin vücudunda tespit edilen yaraların, başvuru sahibinin yakalanmasından önceki döneme kadar çıktığı konusunu kimse iddia etmemektedir.
51. Mahkeme, takdirine sunulan unsurlardan hareketle ve Türk Hükümetinin ikna edici bir açıklamasının bulunmaması nedeniyle bu davada Fethiye Tıp Merkezi ve Fethiye Devlet Hastanesi Ortopedi servisi tarafından tespit edilen yara izlerinin (bkz, yukarıda 21 ila 26. paragraflar) yeterince yüksek ciddiyete ulaşmasa bile, Türk Hükümetinin sorumluluğunu taşıdığı gayri insani bir muameleden kaynaklandığını tespit eder.
52. Dolayısıyla Mahkeme Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II- SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
53. Sözleşmenin 41. maddesine göre:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A- Manevi Zarar
54. Başvuru sahibi manevi tazminat olarak 150 000 Euro talep etmektedir.
55. Türk Hükümeti bu konuda bir şey söylememektedir.
56. Mahkeme hakkaniyete uygun olarak 10 000 Euro manevi tazminata hükmeder.
B- Masraf ve harcamalar
57. Başvuru sahibi masraf ve harcama olarak 1530 Euro talep etmektedir.
59. Mahkeme başvuru sahibi tarafından istenen bu rakamı makul bulmaktadır. Dolayısıyla başvuru sahibinin talep etmiş olduğu tutarın tamamını masraf ve harcama olarak takdir eder.
C- Gecikme faizi
60. Mahkeme, gecikme faizi oranının, gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası'nın uygulamış olduğu faiz oranın %3 fazlası olarak hesaplanmasına karar vermiştir..
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1- Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2- a- Sözleşmenin 44§2 maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı devlet başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak, gereken tüm vergileri ödemek şartıyla, manevi tazminat olarak 10.000 Euro, masraf ve harcamalar için de 1.530 Euro ödemesine;
b- 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara uygulanacak gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası'nın uygulamış olduğu faiz oranın %3 fazlası olarak hesaplanmasına;
3- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat istemini reddine karar vermiştir.
Yorum
Yukarıda özet tercümesi yapılan Bakbak v. Türkiye kararı, tazminat miktarı açısından çok da önemli bir karar değildir. Bununla birlikte bu davaya yol açan olayların basitliği "bu kadar da olmaz" dedirtecek türdendir.
Karar metninde de aktarıldığı gibi Fethiye'deki bir barda alkollü bir kişinin bardaki kişileri özellikle de bayan müşterileri rahatsız etmesi söz konusudur. Dolayısıyla bar sahibi bu kişinin etkisiz hale getirilmesi için polis çağırmak zorunda kalmıştır. Polisle bu kişi arasında bir arbede yaşandığı anlaşılmaktadır. Ancak kararda açıkça yer almasa bile bu kişinin karakola götürülürken ya da karakolda fena halde hırpalandığı ya da bir güzel dövüldüğü anlaşılmaktadır. Öyle ki olaydan 3 gün sonra yapılan muayenesinde bu kişinin vücudunda çeşitli darp izlerine rastlanmıştır.
Bunun sonucu olarak AİHM'nin önünde birbirine taban tabana zıt iki doktor raporu söz konusudur. Birinci rapor olay gecesi Fethiye Devlet Hastanesi tarafından verilen ve başvuru sahibinin vücudunda herhangi bir darp izine rastlanmadığına ilişkin rapordur. İkinci rapor ise Fethiye Tıp merkezi adında özel bir poliklinik tarafından, olaydan 3 gün sonra verildiği anlaşılan ve başvuru sahibinin vücudunda çeşitli darp izlerine rastlandığını belirten rapordur. Dahası bu ikinci raporu Fethiye Devlet Hastanesinin Ortopedi Servisinden alınan üçüncü bir rapor teyit etmektedir. Bu durumda ister istemez olay gecesi verilen raporun usulüne uygun düzenlenmediği ihtimali akla gelmektedir.
Bununla birlikte verilen ikinci raporun Fethiye'deki özel bir poliklinikten alınmış olması ister istemez akla bir takım şüphelerin gelmesine yol açmaktadır. Dahası bu özel poliklinikteki doktorun yönlendirmesiyle Fethiye Devlet Hastanesi Ortopedi servisine başvuru sahibi gitmektedir. Dolayısıyla bu özel poliklinikle ortopedi servisi arasında bir ilişkinin mevcut olup olmadığı da gene yanıtlanması gereken sorulardan biridir. Ancak ne olursa olsun şayet verilen ilk doktor raporu usulüne uygun diğerleri usulsüz idiyse bunu da tabii ki AİHM önünde kanıtlamak Türk Hükümetine düşerdi. Ancak böyle bir durum söz konusu olmadığı için AİHM, birinci raporun usulsüz, sonraki iki raporun ise usulüne uygun düzenlendiğini kabul etmek mecburiyetindedir.
Zaten AİHM de kararını daha ziyade bu noktaya dayandırmaktadır. Ayrıca şayet olay gecesi verilen raporun usulüne uygun düzenlenmediği ihtimali göz ardı edilecek olursa bu kez başvuru sahibinin vücudunda tespit edilen darp izlerinin nedeninin açıklanması gerekiyor ki bu noktada Türk Hükümeti tamamen sessiz kalmaktadır. Bu konuda ikna edici bir açıklama yapılamaması durumunda AİHM'nin yerleşmiş içtihadı gereği kötü muamele ihtimali ortaya çıkmaktadır. Zaten AHM'nin kararı da bu yönde olmuştur. Dolayısıyla başvuru sahibinin vücudunda tespit edilen darp izlerinin sorumluluğunu Türk Hükümeti üstlenmek zorunda kalmıştır.
Davadaki detaylar bir kenara bırakılacak olursa olayın basitliği ürkütücüdür. Daha açık bir ifadeyle alkollü bir kişinin sakinleştirilmesi ya da etkisiz hale getirilmesi biçiminde özetlenebilecek basit bir olayda dahi Türkiye sadece yeterince profesyonel ve titiz davranmadığı gerekçesiyle 10 000 Euro gibi bir tazminata mahkum olmaktadır. Tazminatın miktarı bir tarafa, son derece basit bir olayda Türkiye'nin bu tutarda bir tazminata mahkum olması kabul edilebilir bir durum değildir.
Bu davada gündeme gelmeyen bir konuya da bu yorum çerçevesinde değinmek yerinde olacaktır. Bu konu da başvuru sahibinin geçici olarak tutuklu kalma süresinin uzunluğuyla ilgilidir. Daha açık bir ifadeyle başvuru sahibi 28 gün boyunca (8 Temmuz 1997-5 Ağustos 1997 tarihleri arası) geçici olarak tutuklu kalmıştır. Suçu sadece fazla alkol alarak bir barda insanları rahatsız etmek olan bir kişinin bu kadar tutuklu olarak kalması, her ne kadar AİHM önünde gündeme gelmese de düşündürücüdür.
Son olarak daha önceki yorumlarda ifade edilen bir noktayı tekrarlamak yerinde olacaktır: Türkiye şayet Avrupa normlarını kabul ediyorsa oyunu kuralına göre oynamalıdır. Daha açık bir ifadeyle tüm tutum ve davranışlarında bu normlara uygun davranmalıdır. Bunu sadece Avrupa istediği için değil kendi vatandaşı kendi milleti için yapmalıdır. Aksi takdirde bu davadaki gibi gayet basit ve sıradan olaylar vesilesiyle bile boş yere tazminatlar ödemek zorunda kalacaktır.
Full & Egal Universal Law Academy