(AİHS. m. 6, 41, 44) (2709 S. K. m. 143) (3713 S. K. m. 5) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (ÇIRAKLAR - TÜRKİYE DAVASI) (DEMİREL - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No: 44272/98
Bu dava, Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesinin ihlaliyle ilgilidir.
Başvuru sahibi Orhan Kaya 1961 doğumlu olup 5 Aralık 1992 günü Bingöl'de tutuklanmıştır. 26 Kasım 1996 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından hapis cezasına mahkum edilmiştir. Bunun Üzerine Orhan Kaya, Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı gerekçesiyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1 maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
Mahkeme yapmış olduğu değerlendirmeler sonucunda oybirliğiyle;
1. Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Sözleşmenin 6. maddesiyle ilgili diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına,
3. İhlalin saptanmış olması tek başına başvuru sahibinin uğradığı manevi zararın hakkaniyete uygun tazmini için yeterli olduğuna,
4.
a) Sözleşmenin 44/2 maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı Devletin başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru Üzerinden Türk Lirası olarak masraf ve harcamalar için l .500 Euro (bin beş yüz Euro) ödemesine,
b) 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan faizin %3 oranında artırılarak uygulanmasına,
5. Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat isteminin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Incal v. Türkiye, 9 Haziran 1998
2. Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998
3. Sadak ve Diğerleri v. Türkiye, no: 29900/96,29901/96,29902/96 et 29903/96
4. Demirel v. Türkiye, 28 Ocak 2003, no: 39324/98
5. Altay v. Türkiye, 22 Mayıs 2001, no: 22279/93
PROSEDÜR
1 - 3. Bu davanın kaynağında Türk vatandaşı olan Orhan Kaya'nın Türkiye Cumhuriyetine karşı yaptığı 44272/98 numaralı başvuru bulunmaktadır.
Başvuru sahibi, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin eski 25. Maddesi uyarınca 21 Ağustos 1998 tarihinde İnsan Hakları Komisyonuna başvurmuştur. Başvuru sahibi, Sözleşmenin 6/1. maddesini ileri sürerek Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığını ileri sürmektedir.
OLAYLAR
I - DAVAYA YOL AÇAN OLAYLAR
9. Başvuru sahibi 1971 doğumlu olup halen Wuppertal'da (Almanya) oturmaktadır.
10. Başvuru sahibi 5 Aralık 1992 günü saat 21:40'da Bingöl Emniyeti tarafından gözaltına alınmış ve 13 gün boyunca gözaltında tutulmuştur.
11. Aynı gün Bingöl Dispanserinde saat 22:30'da düzenlenen tıbbi rapor başvuru sahibinin vücudunda herhangi bir darp izine rastlanmadığını belirtmiştir.
12 - 13. 7 Aralık 1992 günü Bingöl Savcısı başvuru sahibinin gözaltı süresini 10 gün uzatmıştır. Başvuru sahibi, 8 Aralık 1992 günü terörle mücadele şubesi polisleri önünde ifade vermiş ve bu ifadesini herhangi bir baskı ya da şiddete maruz kalmadan verdiğini beyan etmiştir.
14. 12 Aralık 1992 günü başvuru sahibiyle birlikte gözaltına alınan bir diğer tutuklu, başvuru sahibinin PKK üyesi olan Yılmaz Kaya'nın kardeşi olduğunu, ona bir çift spor ayakkabısı götürdüğünü, Millet Meclisi hakkında başvuru sahibinden bilgi istediğini ve başvuru sahibinin onlara yardım için hazır olduğunu ifade etmiştir.
15. Aynı gün polis tarafından hazırlanan tutanak, bir diğer tutuklu olan Muhittin Altın'ın, başvuru sahibini tanıdığını ve başvuru sahibinin örgütün elemanlarım gördüğünü, onları barındırdığını ve onlara yiyecek verdiğini ortaya çıkarmıştır. Muhittin Altın başvuru sahibini tanıdığını, zira başvuru sahibinin örgüt elemanı Yıldırım Kaya'nın kardeşi olduğunu ifade etmiş ve kardeşine bir çift ayakkabı ve bir radyo götürdüğünü ayrıca Millet Meclisi hakkında bilgi istediğini ifade etmiştir.
16. 14 Aralık 1992 tarihinde başvuru sahibinin ifadesi Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı tarafından alınmıştır. Başvuru sahibi bu ifadesinde kardeşinin özellikle Aralık 1990'da PKK saflarına katılmak için kaçtığını belirtmiştir. Başvuru sahibi, bu tarihten beri kardeşiyle bir diğer PKK üyesinin nezaretinde, bu örgütü terk etmeye ikna etmek için bir kez görüşme fırsatı bulduğunu belirtmiştir. Başvuru sahibi kardeşine spor ayakkabısı ve radyo götürdüğünü inkar etmektedir. Başvuru sahibi gözaltındayken alınan ifadesinin içeriğine ve 12 Aralık 1992 tarihli diğer 2 ifadesine itiraz etmiştir.
17 - 18. Bingöl dispanserinde aynı gün düzenlenen tıbbi rapor başvuru sahibinin vücudunda herhangi bir darp izi bulunmadığını belirtmektedir. 29 Aralık 1992 tarihli iddianameyle Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı başvuru sahibiyle birlikte 28 kişi hakkında devletin bölünmezliğine zarar veren illegal örgüte mensup olma ve bu örgüte yardım etme suçlamasıyla dava açmıştır.
19. 4 Mart 1993 tarihli duruşmada başvuru sahibi kolluk tarafından fiziksel baskıya maruz kaldığı gerekçesiyle gözaltındayken vermiş olduğu ifadesine itiraz etmiştir. Buna karşılık Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı tarafından alınan 14 Aralık 1992 tarihli ifadesini kabul etmiştir.
20. 26 Kasım 1996 tarihinde 2 sivil ve yarbay rütbesindeki l askeri yargıçtan oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadeleye ilişkin 3713 sayılı yasanın 5. maddeleri uyarınca başvuru sahibini 4 yıl 6 ay hapse mahkum etmiştir. Mahkeme hafifletici sebepleri gözönünde bulundurarak başvuru sahibinin hapis cezasını altıda bir oranında hafifletmiş ve cezasını 3 yıl 9 aya indirmiştir. Ayrıca 3 yıl boyunca kamu görevinden men cezası da verilmiştir.
21 - 22. 22 Ocak 1997 tarihinde başvuru sahibi bu karara karşı temyiz talebinde bulunmuştur. 23 Şubat 1998 tarihinde verilen ve 25 Şubat 1998 tarihinde açıklanan bir kararla Yargıtay temyiz talebini reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
23. Davaya yol açan olayların geçtiği döneme uygulanan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin yasa, 9 Haziran 1998 tarihli Incal v. Türkiye kararında detaylı bir biçimde açıklanmıştır.
HUKUKİ BOYUT
I- SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
A- Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
24. Başvuru sahibi Sözleşmenin 6/1. maddesini ileri sürerek davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmediğinden şikayetçidir. Bu maddeye göre "Herkes, (...) kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının (...)görülmesini istemek hakkına sahiptir".
25. Türk Hükümeti Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Anayasanın 143. Maddesi uyarınca kurulduğunu, bu mahkemelerin işleyişlerinin ve önündeki usullerin 2485 sayılı kanunla düzenlendiğini belirtmektedir. Bu mahkemeler devletin bölünmezliğine, demokratik düzene ve devletin iç ve dış güvenliğine karşı işlenen suçlara bakmakla görevlidirler. Bu mahkemeler tarafından verilen kararlar Yargılayın denetimine tabidir. Türk Hükümeti bu mahkemelerin Fransız Devlet Güvenlik Mahkemeleri modeline göre kurulduğunu, başka ülkelerde de bu mahkemelerin örneklerinin bulunduğunu belirtmektedir. Bu mahkemelerin terörist suçlar için uzmanlaşmış mahkemeler olduğunu ileri sürmektedir.
26. Ayrıca Türk hükümeti, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşlarına ilişkin 18 Haziran 1999 tarih ve 4338 sayılı kanunla Anayasanın 143. maddesini değiştirildiğini ileri sürmektedir. Bu değişiklik sonucu Türk Hükümeti bundan böyle hiçbir askeri yargıcın Devlet Güvenlik Mahkemesinde yer almadığını beyan etmektedir.
27. Mahkeme yukarıda geçen Incal ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar v. Türkiye (Recueil 1998-VII) kararlarında bu davadakine benzer şikayetleri incelediğini hatırlatır. Bu vesilelerle Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinde yer alan askeri yargıçların statülerinin bazı karakteristiklerinin, bunların bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını şüpheli kıldığını not etmiştir (bkz, yukarıda geçen Incal kararı, s. 1571, § 68). Mahkeme bu kararlarda, bu yargıçların yürütme erkine bağlı orduya mensup kişiler olmaya devam ettiklerine, bu yargıçların askeri disipline tabi olmaya devam ettiklerine, bunların seçimlerinin ve atanmalarının büyük ölçüde idarenin ve ordunun müdahalesini gerektirdiğine parmak basmıştır.
28. Mahkeme, Türk Hükümeti tarafından Türk hukukunun Sözleşme şartlarına cevap verecek biçimde değiştirildiği yönünde verilen bilgileri not eder. Mahkeme bununla birlikte görevinin davaya özgü olayların değerlendirilmesiyle sınırlı olduğunu belirtir; dolayısıyla Mahkeme, belirli bir dönemden sonra ortaya çıkan gelişmeler gerekçesiyle bir davacı için davanın artık bir hukuksal yarar arzetmediği yönünde bir sonuca varması için davet edilemez (bkz, Sadak ve Diğerleri v. Türkiye (no:1), no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, § 38, CEDH 2001-VIII).
29.O halde Mahkemeye Devlet Güvenlik Mahkemesinin işleyişinin başvuru sahibinin adil yargılanma hakkına zarar verip vermediğini ve özellikle de ilgilinin kendisini yargılayan yargı organının bağımsızlığı ve tarafsızlığından kuşkulanması için meşru bir gerekçesi olup olmadığını incelemek düşer (bkz, yukarıda geçen Incal kararı, s. 1572, §70 ve yukarıda geçen Çıraklar kararı, s. 3072, §38).
Bu noktada Mahkeme, başvuru sahibi gibi ikisi de sivil olan Incal ve Çıraklarla ilgili vardığı sonuçtan sapması için hiçbir neden bulamamaktadır. Bu davada devlete ve kamu gücüne karşı suç işleyen silahlı bir çeteye yardım ve yataklık yapmakla Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde suçlanan başvuru sahibinin, aralarında askeri yargıya mensup bir yargıcın da bulunduğu yargıçlar önünde yargılanmaktan korkması anlaşılabilir. Bu nedenle, savunmuş olduğu düşüncenin tabiatına yabancı mülahazalarla Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin haksız olarak yönlendirilmiş olabileceğinden başvuru sahibi gayet tabi olarak korkabilir. Bir başka deyişle, bu yargı organının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili başvuru sahibinin kaygılan objektif olarak haklı görülebilir (bkz, yukarıda geçen Incal kararı, s. 1573, § 72 in fine).
30. Dolayısıyla Mahkeme, başvuru sahibini yargıladığı ve mahkum ettiği dönemde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin Sözleşmenin 6§1. Maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız olmadığı sonucuna varmaktadır.
B- Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki prosedürün hakkaniyeti
31. Başvuru sahibi davanın adil bir biçimde görülmediğinden şikayet etmekte ve "illegal usullerle" elde edilen delillerle mahkum edildiğini iddia etmektedir. Bu noktada Sözleşmenin 6§1,2 ve 3a), b), c) ve d) maddelerini ileri sürmektedir.
32- Mahkemenin bu konudaki yerleşmiş içtihadına gönderme yapan Türk Hükümeti davanın genelinde adil yargılama ilkesine uyulup uyulmadığına bakmak gerektiğini belirtmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı önünde başvuru sahibinin polis tarafından elde edilen delillere itiraz edebildiğinden hareketle Türk Hükümeti bu davada savunma hakkının çiğnenmediği görüşündedir. Başvuru sahibinin bu itirazlarının başarısız olmasının sonucu değiştirmediğini belirtmektedir.
33. Türk Hükümeti, başvuru sahibinin Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde polis baskısı altında ifadesinin alındığı yönündeki iddialarını ispatlayamadığını ileri sürmektedir. Öte yandan Türk Hükümeti doktor raporlarının herhangi bir kötü muameleyi ortaya çıkarmadığını belirtmektedir. Türk Hükümeti başvuru sahibinin Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edilmesinin sadece kendi ifadesinden hareketle olmadığını, Muhittin Altın ve diğer bir tutuklunun ifadelerinden ve dosyadaki delillerin tümünden hareketle olduğunu ileri sürmektedir.
34. Nihayet Türk Hükümeti başvuru sahibinin, şartlı salıverme, ceza ve davaların ertelenmesine ilişkin 4681 sayılı yasadan yararlanabileceğini, ancak bu yönde herhangi bir girişimde bulunmadığını belirtmektedir.
35. Başvuru sahibi Türk Hükümetinin bu argümanlarına itiraz etmektedir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun ilgili hükümlerini ileri sürerek tutuklanan bir kişinin ifadesinin, ancak bu kişinin rızasıyla alınabileceğini, illegal olarak elde edilen hiçbir delilin bir kişiyi mahkum etmek için kullanılamayacağını iddia etmektedir. Başvuru sahibi Devlet Güvenlik Mahkemesi Savıcısına, baskı altında olduğu için gözaltında alınan ifadesine itiraz ettiğini ileri sürmektedir. Muhittin Altın'ın da gözaltında alınan ifadesine itiraz ettiğini iddia etmektedir.
36. Başvuru sahibi ayrıca Devlet Güvenlik Mahkemesinin, kardeşini ziyaret ettiği için kendisini yargıladığını, oysa aynı gerekçelerle suçlanan annesinin aynı mahkeme tarafından 31 Ağustos 1994'te serbest bırakıldığını belirtmektedir.
37. Mahkeme yukarıdaki 28 ve 29. paragraflarda vardığı sonuçlara gönderme yapar ve başvuru sahibine karşı ulusal mahkemeler önünde izlenen prosedürün hakkaniyetli olmadığı yönündeki şikayetlere karşı cevap verdiği görüşündedir. Dolayısıyla 6. Madde çerçevesinde adil yargılamaya ilişkin şikayetlerle ilgili karar vermeye gerek olmadığı düşüncesindedir (bkz, yukarıda geçen Sadak ve Diğerleri (no 1) kararı, §69 ve 28 Ocak 2003 tarihli Demirci v. Türkiye kararı, başvuru no: 39324/98, §75).
II- SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
38. Sözleşmenin 41. maddesine göre
"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa. Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder"
A. Zarar, masraf ve harcamalar
39. Başvuru sahibi uğradığı tüm zararlar için 150.000 euro tazminat talep etmektedir.
40. Mahkeme 30 Ocak 2003 tarihli bir mektupla başvuru sahibinin tazminat talebini Türk hükümetine iletmiş ve hükümetin bu konudaki görüşlerini 24 Şubat 2003 tarihinden önce kendisine ulaştırmasını istemiştir. Türk hükümeti de süre uzatımı istemeksizin ve herhangi bir gecikme mazereti ileri sürmeksizin bu konudaki görüşlerini gecikmeli olarak Mahkemeye 28 Mart 2003 tarihinde ulaştırmıştır. Dolayısıyla Daire Başkanı Türk Hükümetinin görüşlerinin dava dosyasına eklenmesini reddetmiştir.
41. Mahkeme, başvuru sahibinin uğradığı maddi zararın türünü belirtmediğini saptar ve dolayısıyla da maddi tazminat talebini reddeder, ileri sürülen manevi tazminata gelince Mahkeme bu zararın, Sözleşmenin 6§1 maddesinin ihlalinin saptanmasıyla yeterince tatmin edildiği görüşündedir (bkz, yukarıda geçen Çıraklar kararı, §49).
42. Nihayet masraflarla ilgili olarak Mahkeme başvuru sahibinin Mahkeme önündeki prosedürde yeterince masraf ve harcama yaptığı görüşündedir. Mahkeme hakkaniyete uygun olarak ve Sözleşme organlarının uygulamaları ölçüsünde başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak masraf ve harcamalar için 1.500 Euro ödenmesine karar vermiştir (bkz, 22 Mayıs 2001 tarihli A/tay v. Türkiye kararı, başvuru no: 22279/93, § 84).
B - Gecikme faizi
43. Mahkeme, gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin %3 oranında artırılarak uygulanmasının uygun olacağına hükmetmiştir.
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE;
1. Diyarbakır Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Sözleşmenin 6. maddesiyle ilgili diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına,
3. ihlalin saptanmış olması tek başına başvuru sahibinin uğradığı manevi zararın hakkaniyete uygun tazmini için yeterli olduğuna,
4.
a) Sözleşmenin 44§2 maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı Devletin başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru Üzerinden Türk Lirası olarak masraf ve harcamalar için l .500 Euro (bin beş yüz Euro) ödemesine,
b) 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan faizin %3 oranında artırılarak uygulanmasına,
5. Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat istemini reddine karar vermiştir.
Yorum
Orhan Kaya v. Türkiye kararı, son donemde alınan ve Devlet Güvenlik Mahkemeleriyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin alışıldık kararlarından biri olma özelliğindedir. Bu noktada önceki kararlardan bir sapma bulunmamakta ve bu mahkemede askeri yargıcın bulunması başlı başına bu mahkemenin tarafsız ve bağımsız olamayacağı yönünde bir delil oluşturmaktadır. Bu durum, kararın 29. Paragrafında net biçimde ifade edilmiştir.
Bu nokta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gözünde oldukça önemlidir. Bu nedenle Mahkeme Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki prosedürün tarafsız ve bağımsız olmadığını saptamakla yetinmiş, 6. Madde çerçevesinde ileri sürülen diğer şikayetleri incelemeye gerek görmemiştir.
Bu dava ile ilgili olarak bir başka ilginç nokta, Türkiye 'nın mahkeme önündeki prosedürde yeterince titiz davranmadığını göstermesidir. Kararın 40. Paragrafından belirtildiği gibi, başvuru sahibinin tazminat talebiyle ilgili olarak Türk hükümetinin görüşü sorulmuş ve belirli bir tarihte cevap vermesi istenmiştir. Oysa Türkiye belirlenen tarihten 1 ay sonra cevabını vermiş, bunun sonucu olarak da verdiği cevap, karar aşamasında dikkate alınmamıştır.
Full & Egal Universal Law Academy