(Başvuru no. 46231/99)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire), 26 Mayıs 2005 tarihinde
Başkan B.M. ZUPANCIC,
Yargıçlar J.HEDIGAN,
R. TÜRMEN,
C. BİRSAN,
R. JAEGER,
E. MYJER,
DAVID THOR BJÖRGVINSSON ve
Bölüm Sekreteri V.BERGER'in katılımı ile toplanmış,
3 Kasım 1998 tarihinde yapılmış olan başvuruyu, sorumlu Devlet tarafından sunulmuş olan görüşleri ve başvuranların cevaben ilettiği görüşleri dikkate alarak izleyen kararı almıştır:
OLAYLAR
Şükran Aydın, Ayşe Aydın ve Veysi Aydın sırasıyla 1954, 1933 ve 1965 doğumludur; Türk vatandaşıdır ve Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde ikamet etmektedir. AİHM'de, Ankara'da görev yapan S. Aslantaş isimli avukat tarafından temsil edilmişlerdir.
A.Dava olayları
Taraflarca sunulduğu üzere davanın olayları şöyle özetlenebilir:
1.Başvuranların sunduğu şekliyle olaylar
5 Temmuz 1991 tarihinde saat 23:45'te, Halkın Emek Partisi'nin (HEP) Diyarbakır Şubesi Başkanı Vedat Aydın, iddia edildiği üzere evinden Emniyet Müdürlüğü Siyasi İşler Şubesi'ne bağlı polislerce alınmıştır. Vedat Aydın'ın eşi ve birinci başvuran olan Şükran Aydın, evlerinin penceresinden Vedat Aydın'ın siyah steyşın vagon Renault marka bir otomobile oturtulduğunu görmüş ve derhal avukatını aramıştır. Avukat, Emniyet Müdürlüğü'nü aramış, ancak kendisine Vedat Aydın'ın orada tutuklu olmadığı söylenmiştir.
6 Temmuz 1991 tarihinde, birinci başvuran ve avukatı, Emniyet Müdürlüğü, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, Diyarbakır Valisi, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı ve jandarma karakolları ile irtibata geçmiştir. Bu yetkililerin tümü, Vedat Aydın hakkında bir malumatlarının olmadığını söylemiştir. Polisler, aynı gün başvuranın ifadesini almıştır.
7 Temmuz 1991 tarihinde, Elazığ'a bağlı Maden ilçesinde bir ceset bulunmuştur. Maden Cumhuriyet Savcısı ve bir doktor tarafından olay yerinde ceset üzerinde inceleme yapılmıştır. Raporda, vücudun arkasında birkaç mermi girişi ve önünde çıkış noktalarına işaret edilmiştir. Doktor, ölüm sebebinin travmadan kaynaklanan iç kanama ve beyin hasarı olduğunu belirtmiştir. Ölüm sebebi açıklığa kavuştuğundan, tam post-mortem muayene yapılmasının gerekli olmadığı kanısına varılmıştır. Kimliği belirlenmemiş ceset, daha sonra Maden Mezarlığı'nda defnedilmiştir.
8 Temmuz 1991 tarihinde, Vedat Aydın'ın kardeşi olan üçüncü başvuranın, cesetten haberi olmuş ve kendisi Maden'e gitmiştir. Jandarma kendisine bazı giysiler göstermiş ve bunların Vedat Aydın'a olduğunu tespit etmiştir. Ceset mezardan çıkarılmış ve bir post-mortem inceleme daha yapılmış; bu muayene de bir önceki muayenedeki tespitleri doğrulamıştır. Cenaze, 10 Temmuz 1991 tarihinde aileye teslim edilmiştir.
Birinci başvuran, sırasıyla 20 ve 28 Temmuz 1991 tarihinde ifade vermesi için karakola çağırılmıştır. 28 Temmuz 1991 tarihinde, Vedat Aydın'ı kaçıran kişilerin eşkalini tarif etmiş ve buna göre kaçıranların robot resimleri çizilmiştir.
23 Şubat 1998 tarihinde başvuranlar, Elazığ Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'na iletilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'na bir yazı yazmışlardır. Bu yazıda, başvuranlar, Vedat Aydın'ın Devlet görevlileri tarafından öldürüldüğüne işaret eden Susurluk raporuna atıfta bulunmuşlardır.
Cumhuriyet Savcısı'ndan bu iddiaları incelemelerini ve soruşturmanın sonucunu aileye bildirmelerini istemişlerdir. Bu yazıya herhangi bir yanıt alamamışlardır.
11 Ekim 1998 tarihinde başvuranlar, görüşlerini Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'na gönderdikleri bir yazı ile yinelemiştir.
Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne bağlı Cumhuriyet Savcısı, 17 Kasım 1998'de başvuranlara Vedat Aydın'ın öldürülmesine ilişkin soruşturmanın halen beklemekte olduğunu bildirmiştir.
2. Hükümet'in sunduğu şekliyle olaylar
6 Temmuz 1991'de Vedat Aydın'ın avukatları Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na, müvekkillerinin 5 Temmuz 1991'de, kendilerini Emniyet Müdürlüğü'nün Siyasi İşler Şubesi'ne bağlı polis memurları olarak tanıtan kişilerce evinden alındığını belirten bir dilekçe vermiştir. Aynı gün, Vedat Aydın'ın karısı polise bir ifade vererek kocasının silahlı iki kişi tarafından evlerinden alındığını bildirmiştir.
7 Temmuz 1991 tarihinde, Elazığ ilinin Maden ilçesinde bir ceset bulunmuştur. Maden Cumhuriyet Savcısı ile bir doktor olay yerinde cesedi muayene etmiş ve ölüm nedenini beynin parçalanması ve iç kanama olarak tespit etmiştir. Ceset, daha sonra, kimliği belirlenemediğinden Maden mezarlığına defnedilmiştir.
9 Temmuz 1991'de cesedin Vedat Aydın'a ait olduğu belirlenmiş ve 10 Temmuz 1991'de ceset Vedat Aydın'ın ailesine teslim edilmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'nda daha önceki bulguları onaylayan bir muayene daha yapılmıştır.
Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı Vedat Aydın'ın ölümünü soruşturmaya başlamıştır. Sırasıyla 20 ve 29 Temmuz 1991 tarihlerinde ilk başvuran polise ifadeler vermiş ve Vedat Aydın'ı kaçıran kişileri tarif etmiştir. Vedat Aydın'ın komşularının ve 7 Temmuz 1991'de Maden'de cesedi bulan memuların ifadeleri alınmıştır.
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 7 Ağustos 1991'de görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı Maden Cumhuriyet Savcısı'na göndermiştir. İlk başvuran işlemlere müdahil olarak katılmıştır.
Bölge Kriminal Polis Laboratuarı, 9 Ağustos 1991'de Vedat Aydın'ın cesedinde bulunan kurşunların daha önce herhangi bir olayda kullanılmadığını bildirmiştir.
Maden Cumhuriyet Savcısı, 25 Aralık 1992 tarihinde, Vedat Aydın'ın ölümünün siyasi nedenlere bağlı olma ihtimali nedeniyle görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne bağlı Cumhuriyet Savcısı'na göndermiştir.
1 Aralık 1992'de Kayseri Cumhuriyet Savcılığı, Maden Cumhuriyet Savcılığı'ndan, faillerin tespitine yönelik çabalar hakkında düzenli aralıklarla durum raporu verilmesini talep etmiştir.
Dava dosyası, 21 Temmuz 1993'te Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne bağlı Cumhuriyet Savcısı'na iletilmiş, o da davayı Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne bağlı Cumhuriyet Savcısı'na göndermiştir. Cumhuriyet Savcısı, davayı aldıktan sonra maden Cumhuriyet Savcısı'ndan düzenli aralıklarla durum raporu istemiştir.
Vedat Aydın cinayetinin failleri halen meçhuldür ve soruşturma Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı'nda beklemektedir.
B. İlgili iç hukuk
İlgili iç hukukun ayrıntılı bir açıklaması Bayram ve Yıkldırım/Türkiye kararında (no. 38587/97, AİHM 2002-III) bulunabilir.
ŞİKAYETLER
Başvuranlar, özellikle, Vedat Aydın'ın gizli Devlet ajanları tarafından kaçırıldıktan sonra kötü muameleye maruz kalarak öldürüldüğünü ve yetkili makamların Aydın'ın ölümüne ilişkin etkili ve yeterli bir soruşturma yürütmediğini iddia etmektedir. Ayrıca Vedat Aydın'ın Kürt kökenli olması ve siyasi inançları nedeniyle öldürüldüğünden şikayetçi olmuşlardır. Bu bağlamda, AİHS'nin 2., 3., 5., 6., 8., 9., 11. ve 14. maddelerine atıfta bulunmuşlardır.
HUKUK
Hükümet ilk olarak, AİHS'nin 35. maddesi bağlamında başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemiş olduklarını belirtmiştir. Vedat Aydın'ın öldürülmesine ilişkin devam etmekte olan bir soruşturma olduğunu ve başvuranların, devam etmekte olan soruşturmanın sonucunu beklemeden AİHM'ye başvurularını sunmuş olduklarını ileri sürmüştür.
Hükümet ayrıca, AİHS'nin 35. maddesi uyarınca başvurunun, altı aylık süre içerisinde sunulmamış olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Vedat Aydın'ın 1991 senesi Temmuz ayında ölü bulunduğunu, fakat başvurunun bu olaydan yedi yıl sonra 1998 senesi Kasım ayında AİHM'ye sunulmuş olduğunu belirtmiştir.
Başvuranlar, Türk hukuk sisteminde etkin iç hukuk yolları bulunmamasından dolayı iç hukuk yollarını tüketme gereği duymamış olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda, Vedat Aydın'ın öldürülmesine ilişkin yerel soruşturmanın, önemli bir gelişme kaydetmeden onüç yılı aşkın bir süredir devam etmekte olduğunu vurgulamışlardır.
Hükümet'in, altı aylık süre limitine uyulmamasına ilişkin itirazı ile ilgili olarak başvuranlar, yerel soruşturmanın etkili olmadığından yalnızca Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'nın, soruşturmanın halen beklemede olduğuna dair cevabını öğrendikten sonra haberdar olduklarını ileri sürmüşlerdir.
AİHM, başvuru aşağıda kaydedilmiş olan nedenlerden dolayı kabul edilemez olduğu için başvuranların, iç hukuk yollarını tüketmiş olup olmadıklarına karar vermenin gerekli olmadığını gözlemlemiştir.
AİHM ilk olarak, altı-ay kuralının amacının, kanunun güvenli bir şekilde yerini bulmasını teşvik etmek ve AİHS'nin öngördüğü konuları ortaya koyan davalara, makul bir süre içerisinde bakılmasını sağlamak olduğunu hatırlatır. Ayrıca, yetkili makamları ve uzun bir süre belirsizlik içerisinde kalmış olan diğer kişileri korumakla yükümlüdür (bkz. Bulut ve Yavuz/Türkiye (karar), no. 73065/01, 28 Mayıs 2002, ve Bayram ve Yıldırım, yukarıda kaydedilmiş olan).
AİHM ayrıca, hiçbir hukuk yolu mevcut değilse veya etkin olmadıkları sonucuna varılmışsa, altı-ay kuralının esas itibariyle şikayette bulunulmuş olan fiilin tarihinden itibaren işlemeye başladığını hatırlatır (bkz. Hazar ve diğerleri/Türkiye (karar), no. 62566/00, 10 Ocak 2002).
Ancak, başvuranın kendisinin bir hukuk iç hukuk yolundan yararlanabileceği ya da başvurusunu dayandırabileceği ve yalnızca buna müteakip sözkonusu hukuk yolunun etkin olamamasına yol açan durumların farkına vardığı durumlarda özel koşullar uygulanabilir. Sözkonusu durumlarda, altı-ay süresinin başlangıcı olarak bu koşullardan ilk kez haberdar olduğu veya olması gerektiği tarih, kabul etmek uygundur (bkz. Paul ve Audrey Edwards/İngiltere (karar), no. 46477/99, 7 Haziran 2001; Bulut ve Yavuz/Türkiye (karar), no. 73065/01, 28 Mayıs 2002).
AİHM ilk olarak, ilk başvuran müteveffanın eşi, ikinci başvuran annesi ve üçüncü başvuran erkek kardeşi olduğu için, gerekli özeni göstermeleri ve soruşturmanın gelişimine ilişkin bilgi edinmek için gerekli girişimde bulunmaları beklenebileceğini gözlemlemiştir. Bu bağlamda AİHM, başvuranların Vedat Aydın'ın ölümü ardından son derece pasif kaldıklarını belirtir.
Sözkonusu davada Vedat Aydın'ın, 5 Temmuz 1991 tarihinde evinden kaçırıldığı ve cesedinin 7 Temmuz 1991 tarihinde bulunduğu iddia edildiği halde başvuranlar, Ankara Cumhuriyet Savcısı'na 23 Şubat 1998 tarihinde, iddia edilen olaydan yaklaşık altı buçuk yıl sonra başvurmuşlardır. Başvuranlar, iç hukuk yollarının etkin olmadığının farkına Cumhuriyet Savcısı'nın 1998 senesinde verdiği tatmin edici olmayan cevap ardından varmış olduklarını ileri sürmüşlerdir.
Sözkonusu davada hiç etkin hukuk yolu bulunmadığı farz edilse bile AİHM, başvuranların 23 Şubat 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı'na başvurmadan çok daha önce etkin bir cezai soruşturmanın eksikliğinin farkına varmış olduklarının düşünülmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Başvuranların, iddia etmiş oldukları gibi 1998 senesine kadar durumun farkına varmamış olmaları durumunda AİHM, bunun kendi ihmallerinin bir sonucu olduğu kanısındadır. Ayrıca başvuranlar, AİHS'nin 35 § 1. maddesince öngörülen zaman limitini fark etmelerini engelleyen özel durumlar olduğunu kanıtlayamamışlardır.
AİHM, sonuç olarak, başvurunun geçerli zaman içinde yapılmadığı ve AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca kabul edilemez olduğu kararını vermiştir.
Yukarıda kaydedilen nedenlerden dolayı, AİHM oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy