(AİHS. 2, 6, 8, 13) (YAŞA - TÜRKİYE DAVASI) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (KAYA - TÜRKİYE DAVASI) (ERGİ - TÜRKİYE DAVASI) (HUGH JORDAN - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (TANRIKULU - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (AYDIN - TÜRKİYE DAVASI)
(Yaşama, Adil Yargılanma, Özel Hayata Saygı Duyulmasını İsteme ve Etkili Başvuru Haklarının İhlali İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Başkan, I.Cabral Barreto, Üyeler, Sir N.Bratza, L.Caflisch, P.Kuris, R.Türmen, H.S.Greve ve K.Traja
Başvuru No: 46477/99
Karar Tarihi: 14 Mart 2002
Çeviren, Özetleyen ve Yorumlayan: Zühtü Arslan, Doç.Or., Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi.
Dava, Birleşik Krallık vatandaştan olan Paul ve Audrey Edwards çiftinin 14 Aralık 1998 tarihli başvurusu ile açılmıştır. Başvuru sahipleri, yetkililerin cezaevinde bir başka hükümlü tarafından öldürülen oğullan Christopher Edwards'ın bilhassa yaşama hakkını koruyamadıklarını ileri sürerek, Sözleşmenin 2,6, 8 ve B.maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir, (par. 1-3)
Mahkeme oybirliğiyle,
1. Christopher Edwards'ın ölümüne ilişkin olaylar bakımından Sözleşmenin 2. maddesinin ihlaline;
2. Etkili soruşturma yapılmaması bakımından Sözleşmenin 2. maddesinin ihlaline;
3. Sözleşmenin 6. ya da 8.maddeleri bakımından müstakil bir durum olmadığına;
4. Sözleşmenin IS.maddesinin ihlaline;
5 (a) davalı Devletin başvuru sahiplerine üç ay içerisinde aşağıdaki tazminatı ödemesine;
(i) manevi tazminat olarak 20.000 GBP (yirmi bin sterlin); (ü) masraf ve harcamalar için 20.000 GBP (yirmi bin sterlin);
(b) yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin sona ermesinden itibaren yıllık %7.5 faiz oram isletilmesine.
6. Başvuru sahiplerinin tazminata yönelik diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
1. Madde 2- Yaşama Hakkı (Yaşamı Korumada Pozitif Yükümlülük Bağlamında)
Mahkeme, 2.maddenin devletlere sadece kasten ve hukuka aykırı şekilde yaşama son vermeme değil, aynı zamanda yargı alanları içindeki herkesin yaşamını korumaya yönelik gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü de yüklediğini hatırlatmaktadır, (bkz. the L.C.B. v. United Kingdom judgment of 9 June 1998, Reports 1998-m, s. 1403, § 36). Bu pozitif yükümlülük, yaşamı başkalarının eylemleri karşısında risk altında olan kişileri korumak için yetkililerin gerekli durumlarda önleyici operasyonel tedbirleri almasını gerektirmektedir, (bkz the Osman judgment, § 115). (par.54)
Modem toplumlarda polisliğin güçlükleri de dikkate alınarak, pozitif yükümlülüğün alanı yetkililere imkansız ya da ölçüsüz yükler yükleyecek şekilde yorumlanmamalıdır. Bu nedenle, yaşama yönelik her risk iddiası, yetkilileri bu riski önlemeye dair operasyonel tedbir almaya zorlayamaz. Pozitif yükümlülükten söz edilebilmesi için, belirli bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve kaçınılmaz bir tehlike riskinin yetkililerce bilinmesi ve yetkililerin kendilerine verilen yetkiler çerçevesinde bu riski önleme konusunda başarısız olmaları gerekmektedir, (par.55)
Mahkumlar bağlamında belirtilmelidir ki, Devletin hassas bir konumda bulunan cezaevindeki kişileri koruma ödevi vardır. Gözaltında veya cezaevindeki yaralanma özellikle de ölüm olaylarında hesap verme yükümlülüğü Devlete aittir, (bkz. e.g. Salman v. Turkey (GC) no. 21986/93, ECHR 2000-VII, § 99). (par.56)
2. Madde 2- Yaşama Hakkı (Etkili inceleme Yapmaya İlişkin Prosedürel Yükümlülük Bağlamında)
Taraf devletlere "yargı alanları içindeki herkese Sözleşmede korunan hak ve özgürlükleri sağlama" yükümlülüğünü yükleyen Sözleşmenin 1.maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde 2.madde altında yaşama hakkının korunması, aynı zamanda kişilerin ölümü üzerine etkili bir resmi soruşturmanın yapılmasını da gerektirmektedir, (bkz., mutatis mutandis, the McCann and Others v. the United Kingdom judgment of 22 September 1995, Series A no. 324, s. 49, § 161; ve the Kaya v. Turkey judgment of 19 February 1998, Reports 1998-1, s. 324, § 86). Böyle bir soruşturmanın temel amacı, yaşama hakkını koruyan ulusal kanunların etkili uygulanmasını, devlet organlarının karıştığı olaylarda da onların sorumluluğunu /hesap verebilirliklerini temin etmektir. Soruşturmanın formu olaylara göre değişebilir, ancak bu form ne olursa olsun devlet yetkilileri kendilerine intikal eden bir olayda hemen harekete geçmek zorundadırlar, (par.69)
Devlet organlarınca hukuka aykırı öldürme iddialarında soruşturmanın etkililiği, soruşturmanın olaya katılan kişi ve kurumlardan bağımsız olarak gerçekleştirilmesine bağlıdır, (bkz. e.g. the Güleç v. Turkey judgment of 27 July 1998, Reports 1998-IV, §§ 81-82; Öğür v. Turkey, (GC) no. 21954/93, ECHR 1999-III, §§ 91-92). Bu durum, sadece hiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı değil aynı zamanda pratik/fiili bağımsızlığı gerektirmektedir, (bkz., örneğin, the Ergi v. Turkey judgment of 28 July 1998, Reports 1998-IV, §§ 83-84, ve en son Northern Irish kararlan, e.g. Hugh Jordan v. the United Kingdom (Section 3), no. 24746/94, § 120, and Kelly and Others v. the United Kingdom f Section 3), no. 30054/96, § 114, judgments of 4 May 2001). (par.70)
Ayrıca soruşturmanın etkililiği, olayın şartlan içinde değerlendirildiğinde kullanılan gücün meşru olup olmadığının tespitine ve sorumluların ortaya çıkarılıp cezalandırılmasının uygun bir yöntemle yapılıp yapılmadığına bağlıdır. Buradaki yükümlülük, sonuca değil araçlara ilişkindir. Yetkililer, olayla ilgili delilleri açığa çıkarmak için mevcut ve makul tüm adımlan (görgü tanıklarını dinleme, forensik deliller ve otopsi gibi) atmalıdırlar, (bkz, e.g, Salman v. Turkey, § 106; Tanrıkulu v. Turkey (GC), no. 23763/94, ECHR 1999-IV, § 109; Gül v. Turkey, 22676/93, (Section 4), § 89). Soruşturmadaki, ölüm olayının aydınlatılmasını ya da sorumluların tespitini önleyecek, herhangi bir eksiklik etkililik standardının sağlanmasını engelleyecektir, (par.71)
Bu bağlamda soruşturmanın hızlı ve makul bir aciliyet içinde gerçekleştirilmesi gerekir, (bkz. the Yaşa v. Turkey judgment of 2 September 1998, Reports 1998-IV, pp. 2439-2440, §§ 102-104; Çakıcı v. Turkey, cited above, §§ 80, 87 and 106; Tanrıkulu v. Turkey, cited above, § 109; Mahmut Kaya v. Turkey, no. 22535/93, (Section I) ECHR 2000-IH, §§ 106-107). Bazı durumlarda soruşturmanın ilerlemesi önünde kimi zorluklar ve engeller bulunsa da, soruşturmanın hızlı yapılması yetkililerin hukuk devleti ilkesine bağlı kaldığı konusunda kamusal bir güvenin oluşması ve hukuka aykırı öldürmelerin tolere edilmediği inancının devamı bakımından hayati öneme sahiptir, (bkz. e.g. Hugh Jordan v. the United Kingdom, §§ 108, 136-140). (par.72)
Aynı nedenle, soruşturmanın ve sonuçlarının yeterli oranda kamuoyunun incelemesine açık olması gerekir. Bu denetimin oranı olaydan olaya değişmekle birlikte, mağdurun yakınlarının kendi meşru menfaatlerinin gerektirdiği ölçüde soruşturma sürecine katılması sağlanmalıdır, (bkz. Güleç v. Turkey, s. 1733, § 82; öğür v. Turkey, § 92; Gül v. Turkey, § 93; ve McKerr v. the United Kingdom (Section 3), no. 28883/95, ECHR 2000-m, § 148). (par.73)
3. Madde 6, Madde 8- Adil Yargılanma ve Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması Hakları
Başvuru sahipleri, ilk müracaatlarında oğullarının öldürülmesiyle ilgili olarak hukuk davası açmalarının engellendiği (adil yargılanma) ve bu engellemenin aile hayatına saygı gösterilmesi haklarının ihlali olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak ileriki aşamalarda bu iddialara ilişkin herhangi bir mütalaa sunulmamıştır. Mahkeme, bu iddiaların Sözleşmenin 13.maddesi altında değerlendirilebileceğini düşünmektedir, (par.88-90)
4. Madde 13- Etkili Başvuru Hakkı
Mahkemenin bir çok kararında da vurgulandığı gibi, Sözleşmenin IS.madde-si ulusal düzeyde Hakları ve özgürlükleri korumaya yönelik hukuksal yolların varlığını gerektirmektedir. IS.maddenin getirdiği yükümlülük alanı başvuru sahiplerinin şikayetlerine göre değişebilmekle birlikte, kişilere tanınan çözüm yollarının hukuken ve uygulamada "etkili" olması gerekmektedir. Bu hukuki yolların kullanılması, özellikle davalı Devletin yetkililerinin eylem ya da ihmalleri sonucu engellenmemelidir. (bkz. the Aksoy v. Turkey judgment of 18 December 1996, Reports 1996-VI, s. 2286, § 95; the Aydın v. Turkey judgment of 25 September 1997, Reports 1997-VI, ss. 1895-96, § 103; the Kaya v. Turkey judgment, ss. 329-30, § 106). (par%)
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995,
2. L.C.B. v. Birleşik Krallık, 9 Havran 1998
3. Osman v. Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998
4. Salman v. Türkiye, no. 21986/93
5. Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998
6. Güleç v. Türkiye, 27 Temmuz 1998,
7. Öğür v. Türkiye, no 21954/93
8. Ergi v. Türkiye, 28 Temmuz 1998,
9. Hugh Jordan v. Birleşik Krallık, no. 24746/94
10. Kelly and Others v. Birleşik Krallık, no. 30054/96
11. Tanrıkulu v. Türkiye, no. 23763/94
12. Gül v. Türkiye, no. 22676M3,
13. Yoga v. Türkiye, 2 Eylül 1998
14. Çakıcı v. Türkiye
15. Mahmut Kaya v. Türkiye, no. 22535/93,
16. McKerr v. Birleşik Krallık, no. 28883/95
17. Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996
18. Aydın v. Türkiye, 25 Eylül 1997
DAVANIN ESASI OLAYLAR
a) Bu davadaki olaylara ilişkin açıklamalar
8. Bu davaya ilişkin olaylar, özel bir araştırma komisyonunun incelemelerine dayanmaktadır. Mahkeme, taraflar bulgulara itiraz etmedikleri için, olayları değerlendirmede bu komisyonun aşağıdaki açıklamalarını esas almaktadır.
9. Christopher Edwards ölümünden önce ciddi psikolojik rahatsızlık sinyalleri vermeye başlamıştır. Nitekim 1991 yılındaki psikiyatrik değerlendirmede kendisine şizofreni teşhisi konulmuştur.
10. O tarihte otuz yaşında olan Christopher Edwards, yoldan geçen kadınlara yaklaşıp uygunsuz tekliflerde bulunduğu için 27 Kasım 1994 tarihinde polis tarafından yakalanarak Colchester karakoluna götürülmüştür. Christopher'in gerek dışardaki gerekse karakoldaki davranışları- bir bayan polise saldırmaya kalkışması- yetkililerde kendisinin ruh hastası olabileceği kuşkusunu uyandırmıştır. Karakolda sanığı inceleyen resmi sosyal görevli (social worker), bir psikiyatristle telefon görüşmesi yaptıktan sonra, muhtemel bir şizofrenik problem geliştirme belirtilerine karşın, yakalanan kişinin acil bir tıbbi müdahaleye ihtiyacı olmadığı ve gözaltında tutulabileceği sonucuna varmıştır. Christopher Edwards bir hücrede tek başına tutulmuştur. Öte yandan sorumlu polis memuru, sosyal görevlinin görüşlerine dayanarak, Christopher Edwards'ı akü hastalığı bakımından olağanüstü riskli olarak tanımlayan bir CID2 Formu doldurmamıştır. Ancak, Gizli Bilgi Formu (MGÖA)'nda bir Ruhsal Sağlık Ekibi tarafından tedavi edilmediği takdirde Christopher Edwards'ın bayanlara zarar verebileceği belirtilmiştir.
11. 28 Kasım 1994'de Christopher Edwards Colchester Sulh (Magistrates) Mahkemesine çıkarılmıştır. Kelepçeleri çıkarılır çıkarılmaz da bir bayan görevliye saldırmak istemiştir. Bunun üzerine bir hücreye konan sanık, sürekli hücrenin kapısını yumruklayarak "kadın istiyorum" diye bağırmıştır. Başvuru sahipleri, nöbetçi avukatla görüşerek oğullarının akli dengesinin yerinde olmadığını, tıbbi tedavi görmesi gerektiğini ve bu yüzden de gözaltında tutulmamasını talep etmiştirler. Avukatın kendisiyle görüştüğü Christopher Edwards kadınlarla ilgili müstehcen ifadeler kullanmayı sürdürmüştür.
12. Christopher Edwards, mahkemeye giderken ve duruşma salonunda iken kadınlarla ilgili müstehcen ifadelerine devam etmiştir. Yargıç, Savcı, Avukat ve Mahkeme Katibi'nin ortak değerlendirmesi sonucunda sanığın hastaneye sevkedilmesi hususunda mahkemenin yetkili olmadığına (Megistrates Mahkemeleri
Kanunu-1980-, madde 30 gereğince) karar verilmiştir. Hastaneye sevke imkan veren yasal hükümler (1983 tarihli Akıl Sağlığı Kanunu'nun 2, 3 veya 4.maddeleri gibi) değerlendirmeye alınmamıştır.
13. Mahkeme, sonuç olarak Christopher Edwards'ın üç gün daha tutuklu kalmasını kararlaştırmıştır ki bu olağan süreden daha kısa bir süredir. Duruşmadan sonra Paul Edwards (Christopher'in babası) Colchester'daki takip kurumunu (probation service) arayarak oğlunun akıl sağlığından endişelendiğini bildirmiştir. Daha sonra Chelmsford Cezaevi'ni arayan Paul Edwards, buradaki takip memurunu oğlunun hastalığıyla ilgili olarak bilgilendirmiştir. Sağlık Bakım Merkezi'nde cezaevi takip görevlilerince bilgilendirilen Dr F. Though, psikiyatrik sosyal görevlinin Christopher Edwards'in gözaltında kalmasında sakınca olmadığına ilişkin raporu ile mahkemenin psikolojik rapor istememesi gerçekleri karşısında, olaya müdahil olmak istemediğim belirtmiştir. Diğer yandan ne Dr. F. Though ne de takip görevlisi cezaevi yetkililerini bilgilendirmişlerdir.
14. Duruşmadan sonra polis yetkilileri, cezaevi Üst düzey görevlilerinden birini arayarak, Christopher Edwards'ın mahkemede bir kadın görevliye saldırdığını, zihinsel olarak anormal olduğunu ve kadınlar açısından tehlikeli olabileceğini söylemiştir. Bunun üzerine Christopher Edwards'ın, hiçbir bayan görevlinin çalışmadığı D-1 bloğuna yerleştirilmesine karar verilmiştir.
15. Aynı gün öğleden sonra Chelmsford Cezaevine alınan Christopher Edwards'in davranışlarının "ilginç" ve "tuhaf" olduğu, bekleme odasında saldırgan bir tavır takındığı ve bir görevliyi yumruklamaya çalıştığı not edilmiştir. Bir kadın polis görevlisine saldırdığı iddiası dışında hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayan cezaevi sağlık ekibinden Bay N., Christopher Edwards'ı gördükten ve en fazla 10 dakika süren bir mülakattan sonra Sağlık Bakım Merkezi'ne şevki için hiçbir neden olmadığına karar vermiştir.
16. Christopher Edwards, bu süre zarfında hücresinde (D l-6) tek başına tutulmuştur.
17. Bu arada Richard Linford, arkadaşına ve komşusuna saldırmaktan dolayı 26 Kasım 1994'de tutuklanır. Maldon polis karakolunda Richard Linford'u muayene eden ve akli dengesinden şüphelenen bir polis doktoru, bu kişinin tutuklanmak için sağlıklı olmadığını saptamıştır. Ancak şizofreni teşhisi konulduğunun bilinmesine karşın, daha sonra psikiyatristlerin de telefonla görüşleri alınarak bu kişinin hastaneye gönderilmesine gerek olmadığına ve gözaltında tutulabileceğine karar verilmiştir. Chelmsford polis karakoluna nakledilen Richard Linford burada polis doktorunca muayene edilmiş ve tutuklanmasına bir engel olmadığı sonucuna varılmıştır. Tutuklanmadan önce ve sonraki tutumları tuhaf olmakla birlikte, bu durum doktorlara göre aşın alkol kullanmaktan ve ceza adalet sistemini kasten manipüle etme çabasından kaynaklanmaktadır. Richard Linford tuhaf davranışlarına ve polislere yönelik saldırılarına devam etmesine rağmen doktorlarca yeniden muayene edilmemiş, hakkında da CID2 formu düzenlenmemiştir. Chelmsford Sulh Mahkemesinde "aklı başında fakat tehlikeli" olarak niteleten Richard Linford 28 Kasım 1994 tarihinde Chelmsford Cezaevine nakledilmiştir.
18. İlk önce D1-11 hücresinde tek başına kalan Richard Linford, bir süre sonra yer sıkmasından dolayı Christopher Edwards'ın bulunduğu D1-6 hücresine nakledilmiştir.
19. Her hücrenin dış duvarında, kapıya yakın bir yerde, hücre içinde düğmeye basıldığında yanan yeşil bir alarm lambası bulunmaktadır. Ayrıca, düğmeye basıldığında koridorda alarm sireni çalmakta ve kontrol odasında hücreyi gösteren kırmızı ışık yanmaktadır. Saat 21.00da ya Christopher Edwards ya da Richard Linford alarm düğmesine basmıştır. Hücre dışındaki yeşil ışığı görüp gelen cezaevi görevlisine dışardan kumanda edilen hücre lambalarından birinin kapatılması söylenmiştir. Işığı söndüren cezaevi görevlisi iki mahkumun iyi durumda olduğunu gözlemlemiştir. Yeşil ışık yanmaya devam ettiği halde, alarm zilinin çalmaması görevlinin dikkatini çekmiş, ancak görevli bu arızayı rapor etmemiştir.
20. 29 Kasım 1994 günü saat 13 sularında, cezaevi görevlilerden biri alarm sesi duymuş, ancak D katının kontrol panelinde kırmızı ışık görmemiştir. Bir süre sonra görevli hücre kapısına sürekli vurulduğunu duymuştur, incelemek için gittiğinde D1-6 hücresinin yeşil alarm lambasının yandığını farketmiş, izleme deliğinden hücreye baktığında elinde kanlı bir plastik çatal olan Richord Linford'u, yerdeki ve Linfbrd'un ayaklarındaki kanı görmüştür. Görevliler koruyucu elbiselerini giyinceye kadar beş dakika geçmiştir. Hücreye girdiklerinde Christopher Edwards'ı darp edilmiş ve tekmeyle öldürülmüş vaziyette bulmuşlardır. O sırada Richard Linford sürekli olarak kötü ruhlar ve şeytanlarca kuşatıldığından bahsetmektedir. D katı en son 12.43'de kontrol edilmiş, dolayısıyla alarm düğmesine basıldıktan sonra 17 dakikalık bir süre geçmiştir.
21. Saldırı esnasında ileri derecede akıl hastası olan Richard Linford, 29 Kasım 1994 tarihinde Rampton Akü Hastanesi'ne kaldırılmıştır.
22. 21 Nisan 1995 tarihinde Richard Linford, akıl hastası olmaktan kaynaklanan hukuksal sorumluluk durumu da dikkate alınarak Christopher Edwards'ı öldürmekten suçlu bulunmuştur. Richard Linford halen paranoid şizofreni teşhisiyle Rampton Akıl Hastanesi'nde yatmaktadır.
27. Nisan 1996'da Suç Zararlarım Tazmin Kurulu başvuru sahiplerine cenaze masrafları için 4550 İngiliz Sterlini ödemiş, bunun dışındaki tazminat taleplerini reddetmiştir.
28. Yargı mensuptan, avukatlar, psikiyatri profesörleri, cezaevi görevlileri ve üst düzey polis yöneticilerinden oluşan bir inceleme komisyonu, Mayıs 1996'da olayla ilgili incelemelerine başlamıştır.
29. 10 ay boyunca toplanan Komisyona tanıkları ifade vermeye zorlama ve belgelere ulaşma yetkileri verilmemiştir. Nitekim, iki cezaevi görevlisi ifade vermeyi reddetmiştir. Daha sonra düzenlenen inceleme Raporunda bu görevlilerden birisinin tanıklığının hayati önemde olduğu, zira Christopher Edwards'ın öldürülmesinden hemen önce bu kişinin hücrenin önünden geçtiği kaydedilmiştir. Olayla ilgili polis karakollarını, cezaevini ve sulh mahkeme binalarını gezen Komisyon, Richard Linford ile hastanede görüşmüş ve toplam 150 tanığı dinlemiştir.
30. Başvuru sahipleri, Kasım 1997 tarihinde Essex Emniyet Müdürü ve Essex Şehir Konseyi aleyhine ihmal iddiasıyla dava açmış, ancak avukatlarının tavsiyesi üzerine davayı sürdürmemişlerdir.
31. Komisyonun ilk bulguları eleştiriye maruz kalan kişi ve kurumlara dağıtılmış, kendilerine raporla ilgili yorumlarını sunma fırsatı tanınmıştır. Son olarak 28 Nisan 1998 tarihinde bazı tanıklar yeniden ifade vermek üzere çağrılmıştır.
32. İnceleme Raporu 15 Haziran 1998 tarihinde yayınlanmıştır. Raporun ulaştığı temel sonuç şudur: normal şartlarda Christopher Edwards ve Richard Linford'un cezaevine konmaması, pratikte de aynı hücreyi paylaşmamaları gerekirdi. Rapor, "bu hassas mahkumu korumak için çalışması gereken koruma mekanizmalarının sistemsel bir şekilde çöktüğü" tespitinde bulunmuştur.
33. Rapordaki bulguların bir kısmı şunlardır:
- Normal olarak, Christopher Edwards'ın 1983 tarihli Akıl Sağlığı Kanunu'nun 2.maddesi gereği hastaneye şevki gerekirdi;
- Gözaltındayken Christopher Edwards'ın doktor tarafından görülmemesi, 1984 tarihli Polis ve Cezai Delil Kanunu kapsamındaki Uygulama Yönetmeliği'nin C hükmünün ciddi bir ihmali ve ihlalidir.
- Essex Polisinin Christopher Edwards'ı riskli bir mahkum olarak niteleyecek olan CTD2 Formunu doldurmaması ciddi bir eksikliktir.
- Sulh Mahkemesi, Christopher Edwards'ın akli dengesizliğiyle ilgili olarak hiçbir şekilde cezaevi yetkililerini uyarmamıştır.
- Christopher Edwards'ın psikiyatrik geçmişiyle ilgili olarak başvurucuların verdikleri bilgiler, cezaevi yönetimi tarafından kaydedilip ilgili görevlilere iletilmemiştir.
- Olay esnasında hücre alarm sistemi arızalı olmasaydı, Christopher Edwards'ın yaşamının kurtarılması için daha hızlı müdahale yapılabilirdi. Öte yandan alarm sistemi, kontrol panelindeki "reset" butonuna bir kibrit çöpüyle dokunmak suretiyle devre dışı bırakılabilecek şekildedir. Hatta "sakin bir gece" geçirmek isteyen bir cezaevi görevlisinin ya da mahkumun sistemi devre dışı bıraktığı ihtimali dahi yabana atılamaz. Dolayısıyla, sistemin bu derece kolay devre dışı bırakılabilmesi, onu yetersiz ve emniyetsiz kılmaktadır.
- Richard Linford'un daha önce de bir çok kişiye karşı şiddet kullandığı, hücre arkadaşına saldırdığı ve şizofreni teşhisiyle 1988'de akıl hastanesinde yattığı bilinmektedir. Dahası, 24 Ekim 1994 tarihinde doktorlar ve bir polis görevlisince düzenlenen raporda Linford'un ciddi şiddet eylemlerine yönelebileceği hatta cinayet işleyebileceği görüşü yer almıştır.
- 26 Kasım'da gözaltına alındıktan sonra Richard Linford'un akıl sağlığıyla ilgili bütün bu bilgilere ulaşma yönünde hiçbir gayret gösterilmemiştir.
- Richard Linford iki görevli memura saldırmasına rağmen, polis tarafından hakkında CID2 Formu doldurulmamıştır. Bunun nedeni, ilgili polis memurunun böyle bir formun varlığından habersiz olmasıdır.
- Polis, savcı ve yargıçlar Richard Linford'un tehlikeli bir kişi olarak nitelendiğini bildikleri halde, cezaevi yetkililerine bu konuda hiçbir resmi uyanda bulunulmamıştır.
31. Raporun yayınlanmasından sonra başvurucuların inceleme bulguları ışığında ilgililer hakkında hukuk davası açma girişimleri de sonuçsuz kalmıştır.
35. Krallık Savcılığı, 25 Kasım 1998 tarihli yazısıyla, ilgili kişi ve kurumlar aleyhine ceza davası açmak için yeterli delil bulunmadığına ilişkin daha önceki kararını yinelemiştir.
36. Polis teşkilatındaki Şikayetler Birimi'nin başvuru sahiplerine gönderdiği raporda Christopher Edwards'ın ölümünden önce ve sonra polisin davranışlarıyla ilgili şikayetler değerlendirilmiş, bunlarla ilgili olarak Essex Polisine bazı önerilerde bulunulmuştur. Raporda özellikle Christopher Edwards'ı muayene etmek üzere karakola doktor çağrılmaması ve CID2 Formu doldurulmamasından kaynaklanan ihlaller vurgulanmıştır. Diğer yandan rapor, cinayetten sonraki polis soruşturmasının yetersiz olduğuna dair şikayetleri de yerinde bulmuştur. Sözgelimi, polis olayın ardından cezaevine giderek hücre alarm sisteminin neden çalışmadığını, olay günü ilgili kattaki mahkumları gösteren listenin kaybını araştırmamış, ve cezaevindeki ilgili kişilerle ihmal iddiaları hakkında görüşme yapmamıştır.
HUKUKİ DURUM
I. SÖZLEŞMENİN 2.MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
46. Başvuru sahipleri, davalı Devlet yetkililerinin oğullarının yaşamını koruyamadıklarını ve onun ölümünden sorumlu olduklarını ileri sürmektedirler. Ayrıca oğullarının ölümü hakkında yapılan incelemenin, Sözleşmenin 2.maddesinin öngördüğü prosedüre! yükümlülükler çerçevesinde yeterli ve etkili olmadığını iddia etmektedirler.
A. Yaşamı korumada pozitif yükümlülük
1. Tarafların mütalaaları
(a) Başvuru sahipleri
47-49. Başvuru sahiplerine göre, yetkililer Richard Linford'un oğullarının kaldığı hücreye nakledilmesinin oğullarının yaşamına yönelik gerçek ve kaçınılmaz bir tehlike teşkil ettiğini biliyorlardı ya da en azından bilmeleri gerekirdi. Başvuru sahipleri, inceleme Raporuna göndermede bulunarak, kurumlar arasındaki iletişimsizliği, Linford hakkındaki bilgilerin ilgili yerlere gönderilmemesini pozitif yükümlülüğün ihlali olarak değerlendirmektedirler.
(b). Hükümet
50-53. Hükümete göre, Christopher Edwards'ın öldürülmesi olayında pozitif yükümlülüğü doğuracak yetkililerin herhangi bir hatası söz konusu değildir. Tecrübeli bir sosyal görevli ve bir psikiyatrisi Christopher Edwards'ın gözaltında tutulmasında bir salonca olmadığına dair görüş bildirmişlerdir. Diğer yandan, Hükümete göre, cezaevlerinde hücrelerin iki kişi tarafından paylaşılması normal bir olaydır. Ayrıca, Hükümet yetkililerin olayın yaşandığı hücrenin alarm sisteminin bozuk olduğunu bilmediklerini, zaten hiçbir alarm sisteminin mekanik arıza ihtimalini ortadan kaldıramayacağını ve dolayısıyla bütün bunların yetkililerin pozitif yükümlülüğünü tespit etmek için yeterli olmadığını vurgulamaktadır.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
(a). Genel ilkeler.
54. Mahkeme, 2.maddenin devletlere sadece kasten ve hukuka aylan şekilde yaşama son vermeme değil, aynı zamanda yargı alanları içindeki herkesin yaşamını korumaya yönelik gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü de yüklediğini hatırlatmaktadır, (bkz. the L.C.B. v. the United Kingdom judgment of 9 June 1998, Reports 1998-III, s. 1403, § 36). Bu pozitif yükümlülük, yaşamı başkalarının eylemleri karşısında risk altında olan kişileri korumak için yetkililerin gerekli durumlarda önleyici operasyonel tedbirleri almasını gerektirmektedir, (bkz the Osman judgment, § 115).
55. Modern toplumlarda polisliğin güçlükleri de dikkate alınarak, pozitif yükümlülüğün alanı yetkililere imkansız ya da ölçüsüz yükler yükleyecek şekilde yorumlanmamalıdır. Bu nedenle, yaşama yönelik her risk iddiası, yetkilileri bu riski önlemeye dair operasyonel tedbir almaya zorlayamaz. Pozitif yükümlülükten söz edilebilmesi için, belirli bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve kaçınılmaz bir tehlike riskinin yetkililerce bilinmesi ve yetkililerin kendilerine verilen yetkiler çerçevesinde bu riski önleme konusunda başarısız olmaları gerekmektedir.
56. Mahkumlar bağlamında belirtilmelidir ki, Devletin hassas bir konumda bulunan cezaevindeki kişileri koruma ödevi vardır. Gözaltında veya cezaevindeki yaralanma özellikle de ölüm olaylarında hesap verme yükümlülüğü Devlete aittir, (bkz. e.g. Salman v. Turkey (GC) no. 21986793, ECHR 2000-VII, § 99)
(b) İlkelerin mevcut olaya uygulanması
57. Christopher Edwards cezaevinde kendisiyle aynı hücreyi paylaşan ve tehlikeli bir akıl hastası olan Richard Linford tarafından öldürülmüştür. Burada Mahkemenin araştırdığı iki husus vardır birincisi Richard Linford'un eylemlerinin Christopher Edwards'ın yaşamına yönelik gerçek ve kaçınılmaz bir risk teşkil ettiğini yetkililerin bilip bilmediği ya da bilmesi gerekip gerekmediği, ikincisi ise yetkililerin bu riski önleyebilecek tedbirleri alıp almadıklarıdır.
58. inceleme raporunda belirtildiği üzere olay akşamı Richard Linford'la aynı hücreyi paylaşacak olan her mahkumun yaşamı risk altındadır. Bu nedenle Mahkemeye göre belirleyici soru, cezaevi yetkililerinin onu Christopher Edwards'ın hücresine nakletme kararını alırlarken onun aşın tehlikeli halini bilip bilmedikleri ya da bilmeleri gerekip gerekmediği sorusudur.
60. Mahkemenin kanaati odur ki, Richard Linford'un akü hastası olduğuna dair bilgilerin mevcudiyeti, tutuklanma esnasında ve daha sonrasındaki tuhaf tavırları ve şiddet sergilemesi, onun diğerlerine, mevcut olayda kendisiyle aynı hücreye konan Christopher Edwards'a, yönelik gerçek ve ciddi bir tehlike olduğunu göstermektedir.
61. Riski önleyebilecek tedbirlerin alınmasına gelince, Mahkeme Richard Linford'un akü hastalığına ilişkin kayıtların cezaevi yönetiminin dikkatine sunulması gerektiğine inanmaktadır. Ne var ki bu yapılmamıştır. Bilgi akışı noktasında, polisin CID2 Formu doldurmamasından tutun savcı ve sulh mahkemelerinin Richard Linford'un tehlikeli haliyle ve dengesizliğiyle ilgili şüpheleri cezaevi yetkililerine bildirmemesine kadar, bir dizi kusur söz konusudur.
62. inceleme Raporunda da görüleceği gibi, Christopher Edwards'ın yakalanmasından hücreye nakledilmesine kadar geçen süreçte bir dizi eksiklik vardır. Bilhassa, akli rahatsızlığına rağmen Edwards gözaltındayken doktor tarafından muayene edilmemiş, polis tarafından CID2 Formu doldurulmamış ve ailesi ve bir polis memuru tarafından gayri resmi olarak verilen bilgiler cezaevi tarama görevlisine ulaştırılmamıştır. Christopher Edwards, hastanede ya da en azından cezaevinin Sağlık Bakım Merkezinde tutulması gerekirken, tersine akli dengesi yerinde olmayan bir mahkumla aynı hücrede tutularak yaşamı tehlikeye atılmıştır.
64. Mahkeme şu sonuca ulaşmıştır: Bu olayla ilgili kuruluşların (sağlık birimleri, polis, savcılık ve mahkeme) cezaevi yetkililerine Richard Linford hakkındaki bilgileri iletmedeki başarısızlıkları ve Linford'un cezaevine intikal ettiğinde yapılan tarama/inceleme işleminin yetersizliği, Devletin Christopher Edwards'ın yaşamını koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini göstermektedir. Dolayısıyla 2.madde bu yönüyle ihlal edilmiştir.
B. Etkili inceleme yapmaya ilişkin prosedürel yükümlülük
1. Tarafların mütalaaları
(a) Başvuru sahipleri
65-66. Başvuru sahipleri, oğullarının ölümü üzerine etkili bir soruşturma yapılmadığı, inceleme için oluşturulan komisyonun tanıkları delil sunmaya zorlayamadığı, kendilerinin komisyonda temsil edilmediği ve tanıkları sorgulayamadıkları gibi hususlara dikkat çekerek Sözleşmenin 2.maddesinin gerektirdiği prosedürel yükümlülüğün ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
(b) Hükümet
67-68. Hükümet, Christopher Edwards'ın ölümünü araştırmak üzere kurulan özel komisyonun çok etkili çalıştığını, mesleklerinde uzman kişilerden oluştuğunu, 3 yıllık süre ve 1 milyon sterlinlik masraf ile türünün en uzun ve en pahalı soruşturması olduğunu, raporun kamuya açıklandığını, başvuru sahiplerinin da delil sunmak için soruşturmaya katıldıklarını vurgulayarak prosedürel yükümlülüğün yerine getirildiğini savunmuştur.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
(a). Genel ilkeler
69. Taraf devletlere "yargı alanları içindeki herkese Sözleşmede korunan hak ve özgürlükleri sağlama" yükümlülüğünü yükleyen Sözleşmenin 1.maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde 2. madde altında yaşama hakkının korunması, aynı zamanda kişilerin ölümü üzerine etkili bir resmi soruşturmanın yapılmasını da gerektirmektedir, (bkz., mutatis mutandis, the McCann and Others v. the United Kingdom judgment of 22 September 1995, Series A no. 324, s. 49, § 161; ve the Kaya v. Turkey judgment of 19 February 1998, Reports 1998-1, s. 324, § 86). Böyle bir soruşturmanın temel amacı, yaşama hakkını koruyan ulusal kanunların etkili uygulanmasını, devlet organlarının karıştığı olaylarda da onların sorumluluğunu /hesap verebilirliklerini temin etmektir. Soruşturmanın formu olaylara göre değişebilir, ancak bu form ne olursa olsun devlet yetkilileri kendilerine intikal eden bir olayda hemen harekete geçmek zorundadırlar.
70. Devlet organlarınca hukuka aykırı öldürme iddialarında soruşturmanın etkililiği, soruşturmanın olaya katılan kişi ve kurumlardan bağımsız olarak gerçekleştirilmesine bağlıdır, (bkz. e.g. the Güleç v. Turkey judgment of 27 July 1998, Reports 1998-IV, §§ 81-82; Öğür v. Turkey, (GC) no. 21954/93, ECHR 1999-III, §§ 91-92). Bu durum, sadece hiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı değil aynı zamanda pratik/fiili bağımsızlığı gerektirmektedir, (bkz., örneğin, the Ergi v. Turkey judgment of 28 July 1998, Reports 1998-IV, §§ 83-84, ve en son Northern Irish kararları, e.g. Hugh Jordan v. the United Kingdom (Section 3), no. 24746/94, § 120, and Kelly and Others v. the United Kingdom (Section 3), no. 30054/96, § 114, judgments of 4 May 2001).
71. Ayrıca soruşturmanın etkililiği, olayın şartlan içinde değerlendirildiğinde kullanılan gücün meşru olup olmadığının tespitine ve sorumluların ortaya çıkarılıp cezalandırılmasının uygun bir yöntemle yapılıp yapılmadığına bağlıdır. Buradaki yükümlülük, sonuca değil araçlara ilişkindir. Yetkililer, olayla ilgili delilleri açığa çıkarmak için mevcut ve makul tüm adımlan (görgü tanıklarını dinleme, forensik deliller ve otopsi gibi) atmalıdırlar, (bkz, e.g, Salman v. Turkey, § 106; Tanrıkulu v. Turkey (GC), no. 23763/94, ECHR 1999-IV, § 109; Gül v. Turkey, 22676/93, (Section 4), § 89). Soruşturmadaki, ölüm olayının aydınlatılması ya da sorumluların tespitini önleyecek, herhangi bir eksiklik etkililik standardının sağlanmasını engelleyecektir.
72. Bu bağlamda soruşturmanın hızlı ve makul bir aciliyet içinde gerçekleştirilmesi gerekir, (bkz. the Yaşa v. Turkey judgment of 2 September 1998, Reports 1998-IV, pp. 2439-2440, §§ 102-104; Çakıcı v. Turkey, cited above, §§ 80, 87 and 106; Tanrıkulu v. Turkey, cited above, § 109; Mahmut Kaya v. Turkey, no. 22535/93, (Section I) ECHR 2000-III, §§ 106-107). Bazı durumlarda soruşturmanın ilerlemesi önünde kimi zorluklar ve engeller bulunsa da, soruşturmanın hızlı yapılması yetkililerin hukuk devleti ilkesine bağlı kaldığı konusunda kamusal bir güvenin oluşması ve hukuka aylan öldürmelerin tolere edilmediği inancının devamı bakımından hayati öneme sahiptir, (bkz. e.g. Hugh Jordan v. the United Kingdom, cited above, at §§ 108, 136-140).
73. Aynı nedenle, soruşturmanın ve sonuçlarının yeterli oranda kamuoyunun incelemesine açık olması gerekir. Bu denetimin oranı olaydan olaya değişmekle birlikte, mağdurun yakınlarının kendi meşru menfaatlerinin gerektirdiği ölçüde soruşturma sürecine katılması sağlanmalıdır, (bkz. Güleç v. Turkey, s. 1733, § 82; Öğür v. Turkey, § 92; Gül v. Turkey, § 93; ve McKerr v. the United Kingdom (Section 3), no. 28883/95, ECHR 2000-III, § 148).
(b) İlkelerin mevcut olaya uygulanması
74. Cezaevinde bir başka mahkum tarafından öldürülmüş olan Christopher Edwards, yetkililerin gözetimi ve sorumluluğu altında bulunan bir mahkumdu. Bu nedenle, olayda yetkililerin ihmali ya da kusuru olup olmadığına bakmaksızın, devletin ölüm olayının mahiyetini araştırma yükümlülüğü vardır.
75. Mahkeme, bu davada adli tahkikat yapılmadığını, Christopher Edwards'ın mahkum edildiği ceza yargılamasında da tanıklar dinlenecek şekilde bir duruşma düzenlenmediğini gözlemlemektedir. Taraflar arasındaki anlaşmazlık, olayla ilgili olarak yukarıda izah edilen standartlara uygun prosedüre! incelemenin yapılıp yapılmadığı noktasında odaklanmaktadır.
76. Mahkeme, özel komisyonun 388 sayfalık raporla sonuçlanan incelemesinin çok sayıda tanık ifadesini, doktorlar, polis, yargı ve cezaevi mensuplarının olayda nasıl davrandığını, ihmal ve eksiklikleri detaylı bir şekilde ortaya koyduğunu tespit etmektedir. Ancak başvuru sahipleri bir çok bakımdan inceleme işlemlerine itiraz etmektedir.
(i) incelemede eksiklik olduğu iddiaları
77. Başvuru sahipleri, polisin inceleme aşamasında alarm sistemindeki aksaklığı araştırmama, cezaevindeki muhtemel tanıklarla konuşmama ve o gece katta bulunan mahkumların Üstesini kaybetme gibi bir dizi görev ihmalinde bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Mahkemeye göre mahkum listesinin kaybedilmesi ve alarm sisteminin çalışıp çalışmadığının tam olarak test edilmemesi, Komisyonun olayın temel gerçeklerini saptamasını engellememiştir.
(ii) Tanıkları zorlama yetkisinin olmaması
78-79. Mahkeme, öldürme olayıyla ilgili görgü tanıklarının ya da elinde önemli deliller bulunan kişilerin ifade vermeye zorlanamamasının soruşturmanın etkililiğini azalttığına inanmaktadır.
(iii) Bağımsız olmadığı iddiası
80-81. Soruşturma Komisyonu, Christopher Edwards ve Richard Linford'a yönelik yasal sorumlulukları bulunan Cezaevi Servisi, Essex Şehir Konseyi ve Kuzey Essex Sağlık Kurumu tarafından oluşturulmuştur. Komisyonun başkan ve üyeleriyle onlara yardımcı olan avukatları bu kurumlar belirlemiştir. Mahkemeye göre bu durum, başvuru sahiplerinin iddia ettiği gibi Komisyonun bağımsız olmadığını göstermeye yetmez. Görevlendirilen kişilerin hiçbiri, söz konusu kurumlara hiyerarşik bir şekilde bağlı değildir. Bu nedenle Mahkeme, Komisyonun bağımsız olmadığı iddiasını kabul etmemektedir.
(iv) Kamuya açıklığın olmadığı iddiası
82-84. Komisyon, tanıkları gizli oturumlarda dinlemiş olmasına rağmen raporunu kamuya açıklamıştır. Mahkemeye göre raporun yayınlanmasıyla alenilik şartı yerine getirilmiştir, ancak oturumların gizli yapılması konusunda hiçbir makul neden ileri sürülememiştir. Diğer yandan Mahkeme, başvuru sahiplerinin sadece delil sunmak üzere soruşturma sürecine dahil edildiğine, kendilerinin komisyonda temsil edilmeyip tanıklara soru sormalarına izin verilmediğine dikkat çekmiştir. Sonuç olarak Mahkeme, başvuru sahiplerinin olayla yakın ve kişisel ilgileri de dikkate alındığında çıkarlarını koruyacak ölçüde inceleme prosedürüne dahil edilmediklerini düşünmektedir.
(v) Hız ve makul aciliyet eksikliği iddiası
85-86. Christopher Edwards 29 Kasım 1994'te öldürülmüştür. Haziran 199S'de soruşturma komisyonunun kurulması kararı alınmış, komisyon çalışmaları da Mayıs 1996'da başlatılmıştır. Komisyon raporu olayın üzerinden 3 yıl 6 ay geçtikten sonra, 15 Haziran 1998 tarihinde, tamamlanmıştır. Mahkeme, olaydaki karmaşıklık ve çok sayıda tanığın dinlenmiş olması gibi zorluklar dikkate alındığında yetkililerin gerekli hız ve makul aciliyet içinde soruşturmayı tamamladıklarını düşünmektedir.
(vi) Sonuç
87. Mahkemeye göre komisyonun tanıkları zorlama yetkisinin olmayışı ve başvurucuların delil sunma dışında katılmadıkları görüşmelerin gizli yapılması, Christopher Edwards'ın ölümü olayının etkili bir incelemeye /soruşturmaya tabi tutulmasını engellemiştir. Bu nedenle, Sözleşmenin 2.maddesinin öngördüğü prosedürel yükümlülük ihlal edilmiştir.
D. SÖZLEŞMENİN 6 VE 8. MADDELERİNİN İHLALİ İDDİASI
88-90. Başvuru sahipleri, ilk müracaatlarında oğullarının öldürülmesiyle ilgili olarak hukuk davası açmalarının engellendiği (adil yargılanma) ve bu engellemenin aile hayatına saygı gösterilmesi haklarının ihlali olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak ileriki aşamalarda bu iddialara ilişkin herhangi bir mütalaa sunulmamıştır. Mahkeme, bu iddiaların Sözleşmenin 13.maddesi altında değerlendirilebileceğini düşünmektedir.
III. SÖZLEŞMENİN 13. MADESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Mahkemenin değerlendirmesi
96-102. Mahkemenin bir çok kararında da vurgulandığı gibi, Sözleşmenin 13.maddesi ulusal düzeyde Hakları ve özgürlükleri korumaya yönelik hukuksal yolların varlığını gerektirmektedir. 13.maddenin getirdiği yükümlülük alanı başvuru sahibinin şikayetlerine göre değişebilmekle birlikte, kişilere tanınan çözüm yollarının hukuken ve uygulamada "etkili" olması gerekmektedir. Bu hukuki yolların kullanılması, özellikle davalı Devletin yetkililerinin eylem ya da ihmalleri sonucu engellen-memelidir. (bkz. the Aksoy v. Turkey judgment of 18 December 1996, Reports 1996-VI, s. 2286, § 95; the Aydın v. Turkey judgment of 25 September 1997, Reports 1997-VI, ss. 1895-96, § 103; the Kaya v. Turkey judgment, ss. 329-30, § 106).
Mahkeme, bu davada başvuru sahiplerinin ulusal mahkemelerde oğullarının öldürülmesinde yetkililerin ihmalini tespit etmeye ve bu ihmalden dolayı tazminat talep etmeye yönelik dava açma yoluna başvurmadıklarını tespit etmektedir. Ancak Mahkemeye göre, oğullarının ölümünden kaynaklanan acılan nedeniyle başvuru sahiplerinin manevi tazminat alacağı ya da hukuki yardımdan yararlanacağı hususu açık değildir. Mahkeme bu hukuki yolun olayın şartlan içinde pratik bir değerinin olmadığını düşünmektedir. Diğer yandan Hükümet, yetkililerin sorumluluklarını bağımsız, aleni ve etkili bir şekilde inceleyip tespit edebilecek başkaca bir prosedür de ortaya koyamamıştır.
Mahkeme şu sonuca ulaşmıştır: başvuru sahipleri, oğullarının ölümünde yetkililerin sorumluluğu bulunduğu yönündeki iddialarını uygun yollarla belirleyecek ve gördükleri zararı telafi etmeye yönelik tazminat ihtimalini değerlendirecek uygun hukuksal yollardan mahrumdular. Bu nedenle, Sözleşmenin 13.maddesi ihlal edilmiştir.
BU NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Christopher Edwards'ın ölümüne ilişkin olaylar bakımından Sözleşmenin 2. maddesinin ihlaline;
2. Etkili soruşturma yapılmaması bakımından Sözleşmenin 2.maddesinin ihlaline;
3. Sözleşmenin 6. ya da S.maddeleri bakımından müstakil bir durum olmadığına;
4. Sözleşmenin IS.maddesinin ihlaline;
5 (a) davalı Devletin başvuru sahiplerine üç ay içerisinde aşağıdaki tazminatı ödemesine;
(i) manevi tazminat olarak 20.000 GBP (yirmi bin sterlin); (ü) masraf ve harcamalar için 20.000 GBP (yirmi bin sterlin);
(b) yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin sona ermesinden itibaren yıllık %7.5 faiz oranı işletilmesine.
6.Başvuru sahiplerinin tazminata yönelik diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
Yorum:
Bu kararda yafama hakkının ihlalinde kurumsal olarak polis, savcılık, cezaevi ve mahkemelerin ortak sorumluluğu olduğu görülmektedir. Ancak biz burada özellikle polisin payına düşen ve yasama hakkının ihlaline katkıda bulunan hata ve eksiklikler üzerinde duracağız. Bu hata ve eksiklikleri su şekilde sıralayabiliriz:
(1) Akli dengesinden şüphe edilen bir kişinin gözaltındayken doktor muayene sinden geçirilmemesi.
(2) Bu kişinin başkaları için risk teşkil ettiğini gösterecek olan CID2 Formunun doldurulmaması.
(3) Akli dengesinden ve saldırganlığından şüphe edilen kişilerin durumlarıyla ilgili olarak cezaevi yetkililerinin resmen bilgilendirilmemesi. Sözlü olarak bir polis memurunun cezaevi görevlilerinden birini haberdar etmesi yeterli görülmemiştir.
(4) Christopher Edwards'ın öldürülmesinden sonra yeterli ve etkili bir soruşturmanın yapılmaması. Bu anlamda cezaevi alarm sistemindeki hatanın neden kaynaklandığının araştırılması, olay gecesi hücrelerinde olmayanları gösteren mahkum listesinin kaybedilmesi ve ilgili kişilerle ihmal iddiaları konusunda görüşülmemesi, inceleme Raporunda da belirtilen eksiklikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu eksiklikler Mahkeme tarafından olaya ilişkin temel gerçeklerin tespitini engelleyici nitelikte görülmemiş olmasına rağmen (par. 77 ), polisin vazifesini tam olarak yapmadığı da bir gerçektir.
Kararda dikkat çeken diğer bir husus da, Türkiye ile ilgili içtihatlara sıkça gönderme yapılmış olmasıdır. Özellikle yaşama hakkının sağlanmasında Türkiye 'nin prosedürel yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasıyla açılan davalarda önemli sayıda ihlal kararı çıkmıştır. Bu kararların büyük bir çoğunluğu. Güneydoğuda yaşanmış olaylardan kaynaklanmaktadır. Terörle mücadele kapsamında da olsa, gözaltındayken kaybolmalar, "yargısız infaz"lar ya da kaçırılma iddiaları üzerine yeterince ve etkili soruşturmaların yapılmamış olması beraberinde 2.maddenin ihlalini getirmektedir. Özetlediğimiz kararda da görüleceği gibi (par. 71) prosedürel yükümlülük, sonuca değil araçlara yönelik bir yükümlülüktür. Soruşturmanın bütün unsurlarıyla etkili bir şekilde yapılması sonucunda sorumlular bulunamamış olabilir. Bu durumda devletin prosedürel anlamda bir yükümlülüğü söz konusu olamaz.
Sonuç olarak, yaşama hakkından kaynaklanan pozitif ve prosedürel yükümlülüklerin ihlal edilmemesi için kolluğun, gözaltındaki kişilerin doktor muayenesinden geçirilmesine, kayıtların tam ve eksiksiz tutulmasına, ölüm olaylarından sonra da etkili soruşturmanın yapılmasına yönelik azami dikkati göstermesi gerekmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy