(Kötü Muamele Yasağı ile Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği ve Adil Yargılanma Hakları İhlalleri İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Daire Kararı
Başkan: J.P. Costa, Üyeler: W. Fuhrmann, L. Loucaides, N. Bratza, H.S. Greve, K. Traja ve A. Kovler
Başvuru No: 47095/99
Karar Tarihi: 15 Temmuz 2002
Çeviren ve Özetleyen: Bülent ÇİÇEKLİ, Yrd. Doç. Dr., Polis Akademisi, Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi.
1955 doğumlu ve Moskova'da yaşamakta olan başvuru sahibi, olay zamanında North East Commercial Bank'ın başkanıdır. Başvuru sahibi aleyhine 8 Şubat 1995 tarihinde cezai takibat başlatılmış, 29 Haziran 1995 tarihinde tutuklanmış ve 3 Ağustos 1999 tarihinde ise zimmet suçundan hapse mahkum olmuştur. Başvuru sahibi, cezaevinde tutuklu kaldığı süre boyunca maruz kaldığı tutuklama koşullarının Sözleşmenin 3. Maddesi kapsamında gayri insani veya aşağılayıcı muamele oluşturduğunu ayrıca yargılanmayı beklerken tutuklu kaldığı sürenin makul süreyi aştığını ve bu yüzden Sözleşmenin 5. Maddesinin 3. Fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru sahibi son olarak hakkındaki ceza yargılamasının uzun sürmesinden dolayı Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürerek bu gerekçelerle 1 Aralık 1998 tarihinde Rusya aleyhine dava konusu başvuruyu yapmıştır.
Mahkeme;
1. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlaline
2. Sözleşmenin 5. Maddesinin 3. fıkrasının ihlaline
3. Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline
4. Ayrıca,
(a) Davalı Devletin, aşağıdaki meblağları başvuru sahibine hükmün Sözleşmenin 44. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince kesinleştiği tarihten itibaren Uç ay içinde ödeme gününde geçerli oran üzerinden Rus rublesine çevrilmek suretiyle ödemesine;
(i) 5.000 (beş bin) EUR'nun manevi tazminat olarak,
(ii) 3.000 (üç bin) EUR'nun masraf ve harcamalar olarak,
(iii) Yukarıdaki meblağlar için ödenebilecek bütün vergiler,
(iv) Yukarıda bahsedilen üç aylık süreden itibaren ödeme gününe kadar Avrupa Merkez Bankasının yıllık bazda marjinal ödünç verme oranına yüzde üç ilave edilmek suretiyle ortaya çıkacak rakama denk düşecek bir oran üzerinden basit faiz işletilmesine.
5. Başvuru sahibinin hakkaniyet uygun tazminata ilişkin taleplerin geri kalan kısmının reddine karar vermiştir.
(1) Madde 3
Gayri İnsani ve Aşağılayıcı Muamele ve İşkence Yasağı
Mahkeme, Sözleşmenin 3. Maddesinin mutlak ifadelerle koşullar ve mağdurun davranışı ne olursa olsun işkence veya gayri insani veya aşağılayıcı muamele veya cezayı yasakladığına dikkat çekmektedir (örneğin bkz. Labita v italya (GC), No. 26772/95, § 119, ECHR 2000-IV).
Mahkeme, ayrıca, kötü muamelenin 3. Maddenin kapsamında olabilmesi için minimum bir seviyede yoğunluğa sahip olması gerektiğine dikkat çekerek bu minimum değerlendirmesinin ise göreceli olduğunu vurgulamıştır: olayın bütün somut şartları, muamelenin süresi, fiziki ve ruhi etkileri, ve bazı durumlarda, cinsiyet, yaş ve mağdurun sağlık durumu gibi (diğer kararlar yanında bkz. 18 Ocak 1978 tarihli İrlanda v Birleşik Krallık kararı, Series A, No. 25, sn. 65, § 162).
Mahkeme, muamelenin önceden tasarlanmış olmasını, bir defada saatlerce devam ettirilmesini, fiili bedensel zarar ya da yoğun fiziki veya ruhi sıkıntı verilmesini "gayri insani" olarak değerlendirmektedir. Yine yapılan muamelenin mağdurda küçük düşürücü ve alçaltıcı etkiye sahip korku, elem ve aşağılık hissi doğurmasını "aşağılayıcı" kabul etmektedir (diğer kararlar yanında bkz. Kudla v Polonya, (GC), No. 30210/96, §92, ECHR 2000-XI). Sözleşmenin 3. Maddesi bağlamında bir muamelenin "aşağılayıcı" olduğunu tespit ederken, Mahkeme, amacın alçaltmak veya küçük düşürmek olup olmadığına ve neticeler açısından ise mağdurun şahsiyetinin 3. Maddeye aykırı olarak ters bir şekilde etkilenip etkilenmediğine bakmaktadır (diğer kararlar yanında bkz. 16 Aralık 1997 tarihli Raninen v. Finlandiya karan, Reports of Judgments and Decisions, 1997-VIII, sh. 2821-22, §55). Ancak, böyle bir amacın güdülmemiş olması tek başına 3. Maddenin ihlal edilmediği sonucunu doğurmaz (örneğin bkz. Peers v. Yunanistan, No. 28524/95, § 74, ECHR 2001-III). Çekilen sıkıntı ve küçülme hissi, yasal bir muamele veya cezadan kaçınılmaz şekilde ortaya çıkan sonuçlardan her halükarda daha ileri seviyede olmalıdır.
Mahkemeye göre, tutuklamanın bizatihi kendisi 3. Maddenin ihlalini oluşturmayacağı gibi, bu maddenin yorumu ilgilinin sağlık sebepleri yüzünden serbest bırakılması veya hastaneye yatırılması zorunluluğunu da gerektirmeyecektir. Ancak, 3. Madde hükmü gereğince, Devlet, bir kişinin insan onuruna yakışır bir şekilde tutuklu bulundurulmasını, alınan tedbirlerin icra yöntem ve tarzının tutuklama sürecinde kaçınılmaz olan sıkıntı seviyesini aşacak bir şekilde kişide zorluk ve sıkıntıya sebep olmamasını ve mahkumiyetin getirdiği zorluklar dikkate alınarak kişinin sağlık ve refahının yeterince korunmasını temin etmelidir (bkz. Kudla v. Polonya, §§ 92-94). Nihayet, tutuklama koşullan değerlendirilirken, başvuru sahibi tarafından ileri sürülen spesifik suçlamalarla birlikte bütün tutuklama koşullarının kümülatif etkisi de dikkate alınmak zorundadır (bkz. Dougoz v. Yunanistan, N. 40907/98, § 46, ECHR 2001-II). (par.95)
(2) Madde 5
Kişi Özgürlüğü ve Güvenlik Hakkı
Mahkeme, tutuklu kalma süresinin makul olup olmadığının soyut olarak tespit edilemeyeceği ve her bir davanın somut şartlan içerisinde değerlendirilmesi gerektiği hususuna dikkat çekmektedir. Tutuklamanın devamı ancak, masumiyet karinesinin varlığına rağmen, kişi özgürlüğüne saygı ilkesine üstün gelecek gerçek manada kamu düzeninin müdahalesini gerektiren özel göstergelerin var olduğu durumlarda haklı görülebilir (diğer kararlar yanında bkz, Kudla v. Polonya, § 110).
İlk olarak, belirli bir olayda yargılama öncesi tutuklama süresinin makul süreyi aşmamasının sağlanması ulusal yargı makamlarına ait bir yükümlülüktür. Bu hususu sağlarken, yargı makamları, masumiyet karinesine gereken dikkati vermeli, 5. Maddedeki kuraldan ayrılmayı haklı çıkaracak şekilde bir kamu düzeni gerekliliğinin lehinde ve aleyhinde bütün verileri incelemeli ve tahliye talebi ile ilgili kararlarında buna ilişkin gerekçeleri net bir şekilde açıklamalıdır. Aslında, Mahkeme, bahse konu bu ulusal kararlarda yer alan gerekçeler ile başvuru sahibi tarafından bu kararlara karşı yapılan itirazlarda net bir şekilde ortaya konan gerçekler çerçevesinde, 5. Maddenin 3. Fıkrasının ihlal edilip edilmediği konusunda karar vermektedir (örneğin bkz. Labita v. İtalya, § 152).
Bir kimsenin suç işlediği konusunda makul şüphenin devam ediyor olması, bu kişinin tutukluluk kararının devam ettirilmesi için olmaz ise olmaz bir fart (sine qua nori) teşkil etmesine rağmen, belirli bir sürenin geçmesi ile birlikte artık bu yeterli olmaz. Bu durumda, Mahkeme, ulusal yargı mercileri tarafından verilen diğer gerekçelerin kişinin özgürlüğünden alı konmasını haklı çıkarıp çıkarmayacağını incelemelidir. Bu gerekçelerin, "ilgili" ve "yeterli" olduğu durumlarda da, Mahkeme, ulusal makamların işlemlerin yürütülmesinde "özel dikkat" gösterdikleri konusunda tatmin edilmiş olmalıdır. Soruşturmanın kompleksliği ve özellikleri bu açıdan dikkate alınacak faktörlerdir (örneğin bkz. 18 Aralık 1996 tarihli The Scott v İspanya kararı, Reports 1996-VI, sh. 2399-2400, § 74 ve 23 Eylül 1998 tarihli I.A. v. Fransa kararı, Reports 1998-VII, sh. 2978, § 102). (par. 114)
(3) Madde 6
Adil Yargılanma Hakkı
Mahkeme hatırlatmaktadır ki, cezai takibat süresinin tespitinde dikkate alınacak süre, bir kişinin bir suçtan dolayı otonom ve bağımsız manada "suçlandığı" gün başlamakta (diğer kararlar yanında bkz. 10 Aralık 1982 tarihli Corigliano v. İtalya kararı, Series A, No. 57, sh. 13, § 34 ve 24 Kasım 1993 tarihli Imbriosca v. İsviçre kararı, Series A, No. 275, sh. 13, § 36) ve suçlama hakkında nihai kararın verildiği veya takibatın durdurulduğu gün sona ermektedir, (par. 124)
Mahkeme, yargılama süresinin makullüğünün tespitinde, davanın özel koşullan ile Mahkeme dava hukukunda belirlenen kriterlerin ve özellikle başvuru sahibi ile yetkili makamların eylemlerinin dikkate alınacağını hatırlatmaktadır (diğer kararlar yanında bkz. Yukarıda atıfta bulunulan Kudla v. Polonya, karan, § 124). (par. 125)
Mahkeme, başvuru sahibinin ulusal yargı makamları önünde hem yargılama sırasında hem duruşmalar arasında çok sayıda şikayette ve müracaatta bulunduğunu dikkat çekmekle birlikte, 6. Maddenin bir kişinin kendiyle ilgili ceza davasında adli makamlarla aktif bir şekilde iş birliğinde bulunmasını mecbur kılmadığını vurgulamaktadır (diğer kararlar yanında örneğin bkz. 25 Şubat 1993 tarihli Dobbertin v. Fransa kararı, Series A, No. 256-D, sh. 117, § 43). (par.129-130)
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
1. Labita v italya, No. 26772195
2. Ireland v Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978
3. Kudla v Polonya, No. 30210/96
4. Raninen v. Finlandiya, 16 Aralık 1997
5. Peers v. Yunanistan, No. 28524/95
6. Dougoz v. Yunanistan, No. 40907/98
7. Mansur v. Türkiye, 8 Haziran 1995
8. Scott v İspanya, 18 Aralık 1996
9. I.A. v. Fransa, 23 Eylül 1998
10. Corigliano v. İtalya, 10 Aralık 1982
11. Imbriosca v. İsviçre, 24 Kasım 1993
12. Yağcı v. Türkiye, 8 Haziran 1995
13. Dobbertin v. Fransa, 25 Şubat 1993
PROSEDÜR
1-2. Dava konusu prosedür, 1 Aralık 1998 tarihinde V. Y. Kalasnikov ("başvuru sahibi") adındaki bir Rus vatandaşının AİHS'nin ("Sözleşme") 34. Maddesi çerçevesinde Rusya Federasyonu aleyhine Mahkeme nezdinde yaptığı bir başvuru (Başvuru No. 47095/99) ile başlamıştır. Başvuru sahibi, özellikle, kendisinin tutuklama koşulları, tutukluluk süresi ve kendisine karşı yürütülen ceza yargılamasının uzunluğu konusunda şikayette bulunmuştur.
3-6. Başvuru sahibi ve Hükümetin kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin olarak fikirlerini beyan etmelerini müteakiben 18 Eylül 2001 tarihinde Strasbourg'daki İnsan Hakları Binasında hem kabul edilebilirlik hem de esas hakkında taraf temsilcilerinin hazır bulunduğu bir duruşma yapılmıştır. Hükümet, Mahkemenin talebi üzerine, başvuru sahibinin tutuklu kaldığı hücrenin fotoğraflarını ve başvuru sahibinin serbest bırakılmasını müteakiben yenilenen hücre ve çevresinin video filmini sunmuştur.
7-10. Mahkeme, 18 Eylül 2001 tarihli kararıyla, başvuruyu kısmen kabul edilebilir bulmuştur. Mahkeme, ayrıca, dosyada bulunan bilgi ve belgelerin yeterli olduğu ve zaten tutuklama yerinin mevcut halinin eskisinden çok farklı olduğundan hareketle, tutuklama yeri ile ilgili yerinde inceleme yapmanın (fact finding mission) gereksiz olduğunu belirtmiştir. Taraflar, başvurunun esası hakkında başkaca fikir beyan etmemişlerdir. Bunun üzerine, başvuru sahibi 28 Aralık 2001 tarihinde Sözleşmenin 41. Maddesi gereğince adil bir tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
OLAYLAR
I. DAVA KONUSU OLAYIN GELİŞİMİ
11-12. 1955 doğumlu ve Moskova'da yaşamakta olan başvuru sahibi, olay zamanında North East Commercial Bank'ın başkanıydı. Başvuru sahibi aleyhine 8 Şubat 1995 tarihinde cezai takibat başlatılmış, 29 Haziran 1995 tarihinde tutuklanmış ve 3 Ağustos 1999 tarihinde ise zimmet suçundan hapse mahkum olmuştur.
A. Tutuklama Koşulları
13. Başvuru sahibi, 29 Haziran 1995 tarihinden 20 Ekim 1999 tarihine kadar Magadan şehrindeki tutuklama tesisinde muhafaza edilmiş, aldığı mahkumiyet kararını müteakiben cezasını çekmek üzere 20 Ekim 1999 tarihinde Talaya köyündeki cezaevine gönderilmiştir. 9 Aralık 1999 tarihinde ise yeniden Magadan şehrindeki tutuklama tesisine transfer edilmiş ve serbest bırakıldığı 26 Haziran 2000 tarihine kadar burada kalmıştır.
1) Olaylarla ilgili başvuru sahibinin iddiaları
14. Başvuru sahibi, Magadan'daki tutuklama tesisinde, içinde 8 ranza tipi yatağın bulunduğu 17 m'lik bir hücrede tutulduğunu, aynı yerde kalan mahkum sayısının genelde 24 olduğunu ve nadiren bu sayının 18'e düştüğünü ileri sürmüştür. Her yatağa üç kişi düştüğü için mahkumların sırayla uyuduğunu, diğerlerinin yerde oturarak veya uzanarak sıralarını beklediğini, televizyon devamlı açık olduğundan düzenli uyumanın mümkün olmadığını, hücrede ışığın hiçbir zaman söndürülmediğini iddia etmiştir.
15. Başvuru sahibi, ayrıca, hücre köşesindeki tuvalet yerinin özel yaşamın gizliliğini sağlamadığını, oturma yerleri ve yemek masaları ile iç içe olduğunu, tuvalet yerinin belli bir yükseklikte olduğunu ancak bunu ayıran duvarın yüksekliğinin az olması sebebi ile mahkumların diğer arkadaşlarının ve gardiyanın gözü önünde tuvaleti kullanmak zorunda kaldığını ve diğer mahkumların böyle bir ortamda zaten kötü olan yemekleri yemek zorunda kaldıklarını ileri sürmüştür.
16-17. Başvuru sahibi, havalandırması olmayan hücrenin yazlan sıcak, kışlan ise soğuk olduğunu, sigara tiryakilerinden dolayı pasif sigara içici konumunda kaldığını, düzgün yatak, tabak veya mutfak malzemesi verilmediğini, sadece bir nevresim ve ince bir battaniye verildiğini, ayrıca tutuklama merkezinin hamam böceği ve karınca ile dolu olduğunu, bunları yok etmek için herhangi bir çaba gösterilmediğini, sadece haftada bir gardiyanlar tarafından lavabo için bir litre klorid dezenfekte edici verildiğini ileri sürmüştür.
18-19. Başvuru sahibi, çeşitli deri ve mantar hastalıklarına yakalanarak ayak ve parmak tırnaklarını kaybettiğini, duruşmalar sırasında iki kez uyuz hastalığından tedavi görmesi için kendisine izin verildiğini, altı kez tüberküloz ve frengili tutukluların kendi kaldığı hücreye getirildiğini ve kendisine bu yüzden önleyici antibiyotik iğne yapıldığını, ayrıca günde sadece bir saat hücre dışında yürümesine izin verildiğini ve ayda ancak iki kez sıcak duş alabildiğini ifade etmiştir.
20. Tutuklama tesisine ikinci kez getirildiğinde ise, tutuklama şartlarının önemli oranda değişmediğini, kendisine düzgün yatak, havlu veya mutfak eşyası verilmediğini, deri hastalığını tedavi edecek ilaç bulunmadığını, hücrenin yine hamam böceği ve karıncalarla dolu olduğunu, ancak Mart-Nisan 2000 tarihinden itibaren, 8 yataklı hücredeki mahkum sayısının 11'e düştüğünü belirtmiştir.
2) Olaylarla ilgili Hükümetin iddiaları
21. Hükümet ise, başvuru sahibinin hücresinin 20.8 m. olduğunu, ayrı bir ranza ile yatak ve mutfak aletlerinin bulunduğunu ve tıbbi bakım hakkının olduğunu, hücrenin sekiz kişilik olduğunu, tutuklama tesisindeki nüfus yoğunluğundan dolayı, yatakların iki veya üç mahkum tarafından kullanıldığını, başvuru sahibinin hücresinde 11 veya daha yukarı sayıda mahkumun bulunduğunu, normalde bu sayının 14 olduğunu, yatakların mahkumlar tarafından sırayla kullanıldığını, bütün mahkumlara nevresim, battaniye ve çarşaf verildiğini belirtmiştir.
22-24. Hükümet, ayrıca, başvuru sahibinin hücresinde bir tuvalet ve yıkama lavabosunun bulunduğunu, bunun hücrenin bir köşesinde 1.1 m. yüksekliğinde bir duvarla diğer kısımlardan ayrıldığını, bu yüzden özel hayatın gizliliğini ihlal etmediğini, söz konusu standartların 1971 tarihli Yönetmeliğe göre belirlendiğini, Mahkemeye hücreye ait yerlerin fotoğraflarının ve büyük oranda iyileştirilmiş yeni şeklinin video filminin sunulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, hücrenin temiz havanın ve gün ışığının girebileceği şekilde pencerelerinin olduğu, ayrı bir havalandırma sisteminin kurulmasının mümkün olmadığı, mahkumların kendi temin ettikleri havalandırma fanlarını kullanabildikleri ifade edilmiştir. Hükümet, hücrede bulunan televizyonun ise başvuru sahibine ait olduğunu, istediği zaman açıp kapayabileceğim, bu bölgedeki televizyon yayınının günün belirli saatlerinde yapıldığını vurgulamıştır.
25. 11 Şubat 1998 tarihinde başvuru sahibinin hücresinde bulunan ve frengi hastası olduğu tespit edilen bir mahkumun ayrı bir hücreye alındığı ve derhal tedavi gördüğü, başvuru sahibi dahil diğer mahkumların ise önleyici tedavi gördüğü ve kontrolden geçirildiği, bütün bu önlemlerin 1989 tarihli ilgili ulusal Yönetmelik hükümleri gereğince yürütüldüğünü ileri sürmüştür. Ocak 1999 tarihinde tutuklama tesisinde yapılan tadilatlar yüzünden bazı tutukluların diğer boş hücrelere kaydırıldığı, başvuru sahibinin hücresine geçici olarak yerleştirilen bazı tutukluların tüberküloz hastası oldukları, sağlık personelinin kanaatine göre bu durumdaki mahkumların ayakta tedavi gördüklerinden dolayı diğerleri için tehlike arz etmediği belirtilmiştir. Ayrıca, 2 Haziran 1999 tarihinde başvuru sahibinin hücresine yerleştirilen bir mahkumda ortaya çıkan kalıntı tüberkülozun diğer mahkumlar için tehlike teşkil etmeyecek bir boyutta olduğu ve başvuru sahibinde yapılan kontroller neticesinde herhangi bir anormalliğin tespit edilmediği ifade edilmiştir. Yine, 15 Haziran 1999 tarihinde başvuru sahibinin hücresine yerleştirilen bir mahkumun frengi tedavisi görmekte olduğu, ancak müteaddit muayenelerde gerek tedavi gören hastada gerekse de başvuru sahibinde bu hastalığın tespit edilmediği vurgulanmıştır.
26-28. Hükümet, başvuru sahibinin sistematik olarak tıbbi personel tarafından muayene edildiğini ve uzmanlardan tedavi konusunda tıbbi yardım gördüğünü, farklı hastalıklar tespit edildiğinde derhal tedavi gördüğünü ve tedavi görmesi amacıyla kendisine izin verildiğini ileri sürmüştür. Yine, başvuru sahibinin haftada bir duş alabildiği ve günde iki saat hücre dışında yürüyüş yapabildiği ifade edilmiştir. Son olarak, Hükümet, enfeksiyonlu hastalıkların önlenmesi amacıyla, yargılama öncesi tutuklama tesislerinin, 1989 tarihli bakanlık rehber kuralları gereğince önleyici dezenfekte edici tedbirler aldığını vurgulamış, ancak tutuklama tesislerinin böceklerle olan sorununu kabullenmiştir.
3) Tıbbi kayıtlar ve uzman raporu
29-30. Başvuru sahibinin tıbbi kayıtlarından, Aralık 1996'da uyuz hastalığına, Temmuz ve Ağustos 1997'de alerjik deri iltihabına, Haziran 1999'da ayaklarında mantar hastalığına, Ağustos 1999'da el parmaklarında mantar hastalığına, Eylül 1999'da vücutta mantar hastalığına ve Ekim 1999'da ayak, el ve kasıkta mantar hastalığına yakalandığı ve bu hastalıklardan tedavi gördüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca, Temmuz 1999 tarihinde tıp uzmanlarınca verilen bir rapor da, başvuru sahibinin, çeşitli hastalıklarından rahatsız olduğunu belirtmektedir.
4) Ceza yargılaması ve yargılama-öncesi tutuklamaya itiraz
31-34. 8 Şubat 1995 tarihinde, bankasına ait fonları zimmetine geçirmek suçlamasıyla, önleyici tedbir niteliğinde olarak, başvuru sahibi belirli bir yerde ikamete mecbur tutulmuştur. 17 Şubat 1995 tarihinde ise, diğer bir şirkete ait 2.050.000 adet hisseyi yanlış tahsis etmekten (ihtilas) dolayı resmen suçlanmıştır. Bunun üzerine, başvuru sahibi, 29 Haziran 1995 tarihinde, müfettiş emri ve bunun savcılıkça onaylanması üzerine, ceza yargılaması sırasında delilleri karartmaktan dolayı tutuklanmıştır. Başvuru sahibinin tutukluluk hali bilahare yetkili savcılık tarafından müteaddit defalar uzatılmıştır. Başvuru sahibinin avukatlarının müvekkillerinin serbest bırakılması amacıyla 1995 yılında yaptıkları üç başvuru da Magadan Şehir Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
35-36. Başvuru sahibi, Ağustos 1995'ten Kasım 1995'e kadar, iki müfettiş de tatilde olduklarından dolayı, herhangi bir soruşturma işlemi yapılmadığını, bu iş kendisine bırakılmış kişinin de herhangi bir işlem yapmadığını ileri sürmüştür. Başvuru sahibine, 14 Kasım 1995 tarihinde, zimmete geçirmekle suçlandığı banka fonlarına ilişkin olarak 8 ilave suçlama yapılmıştır.
37-40. 6 Şubat 1996 tarihinde başvuru sahibi hakkındaki suçlamalarla ilgili ön soruşturmalar tamamlanarak dava Magadan Şehir Mahkemesine gönderilmiştir. Başvuru sahibinin 1 Mart 1996 tarihinde yapmış olduğu tahliye talebi de ilgili mahkemece 27 Mart 1996 tarihinde reddedilmiştir. Aynı gün, Şehir Mahkemesi davayı ek soruşturma için Bölge Savcılığına havale etmiş, Bölge Savcılığı ise 15 Mayıs 1996 tarihinde yaptığı ek soruşturma üzerine davayı tekrardan 19 Haziran 1996 tarihinde Şehir Mahkemesine göndermiştir.
41-42. Bu süre zarfında, başvuru sahibi tutuklama yerinin şartlan ve sağlık durumunun kötüleşmesinden dolayı 16 Mayıs 1996 tarihinde serbest bırakılmasını talep etmiş, ancak bu talep Şehir Mahkemesince 26 Mayıs 1996 tarihinde reddedilmiştir. 11 Kasım 1996 tarihinde, Şehir Mahkemesi başvuru sahibinin davasını incelemeye başlamış ve aynı gün başvuru sahibinin 23 Haziran 1996 tarihinde yapmış olduğu tahliye talebini reddetmiştir.
43. Başvuru sahibi, 27 Aralık 1996 tarihindeki duruşmada, Şehir Mahkemesinde sağlık sebepleri yüzünden serbest bırakılmasını istemiştir. Başvuru sahibi bu isteğine gerekçe olarak, tutuklama tesisindeki kalabalık nüfusu, hücre koşullarının sigara ve havalandırma azlığından dolayı yetersiz olduğunu, televizyonun devamlı çalıştığını ve uyuz hastalığına yakalandığını belirtmiştir. Sağlık raporu ile hastalığını teyit etmesi üzerine, Şehir Mahkemesi duruşmayı 14 Ocak 1997 tarihine ertelemiş, ancak başvuru sahibinin tahliye talebini, yapılan suçlamanın ciddiliği ve ilgilinin serbest bırakıldığı takdirde delilleri karartma tehlikesinden dolayı, reddetmiştir.
44-45. Şehir Mahkemesinde davanın görüşülmesi 23 Nisan 1997 tarihine kadar devam etmiş ve söz konusu davanın görüşülmesine, duruşmaya başkanlık eden hakimin dava ile ilgili uygun olmayan davranışları yüzünden 7 Mayıs 1997 tarihinde görevden alınmasıyla, ara verilmiştir. Bu arada, 15 Haziran 1997 tarihinde, başvuru sahibi tutuklama koşulları yüzünden yine tahliye talebinde bulunmuştur.
46. Temmuz 1997'de, başvuru sahibinin davası diğer bir hakime verilmiş ve 8 Ağustos 1997 tarihine bir duruşma planlanmıştır. Ancak, savunma avukatının sağlık sebepleri yüzünden duruşmaya iştirak edememesi üzerine, dava yeniden ertelenmiştir. Bu arada, başvuru sahibinin tahliye talebi, yine itham edilen suçun ciddiyeti ve sanığın delilleri karartma tehlikesi gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvuru sahibinin 21 Eylül 1997 tarihindeki yeni bir tahliye talebi 21 Ekim 1997 tarihinde reddedilmiştir.
47-48. Başvuru sahibi, 22 Ekim 1997 tarihinden itibaren Rusya Federasyonundaki muhtelif mercilere davasıyla ilgili şikayetlerde bulunmuştur. Başvuru sahibi, Magadan Bölge mahkemesinden davasının Şehir Mahkemesinden alınarak Bölge Mahkemesine transfer edilmesini istemiş ve ayrıca Rusya Temyiz Mahkemesine de şikayette bulunmuştur. Bölge Mahkemesi, bahse konu davayı kendisinin üslenmesi için herhangi bir sebep olmadığını bildirmiş ve ayrıca Şehir Mahkemesinden ilgilinin davasının incelenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını talep etmiştir. Başvuru sahibi, ayrıca, aralarında Rusya Federasyonu Başkanlık Ofisi, Magadan Şehir Mahkemesi, Yüksek Hakimler Kurulu ve Savcılık Makamlarının bulunduğu çeşitli mercilere şikayetlerde bulunmuştur.
49-51. Magadan Şehir Mahkemesi Başkanı, davanın kompleksliği ve iş yüküne atıfta bulunarak, başvuru sahibinin davasını 1 Temmuz 1998'den önce yeniden incelemeye başlayacaklarını 5 Şubat 1998 tarihli bir mektupla bildirmiş, 11 Şubat 1998 tarihinde Magadan Bölge Mahkemesi değişik mercilerden kendisine ulaşan 11 şikayeti Şehir Mahkemesine göndermiştir. Başvuru sahibi kendi davasına dikkat çekmek amacıyla 23 Şubat 1998'den 17 Mart 1998' kadar açlık grevine gitmiştir.
52-53. Başvuru sahibi 1 Mart 1998 tarihinde davası hakkında Rusya Başkanlık Ofisine ve Devlet Duma parlamento komitesine şikayette bulunmuş ve davasının Magadan Bölge Mahkemesine transferi için yardımlarını istemiştir. Bu şikayetlere cevaben, Magadan Bölge Adalet Departmanı, mahkemenin ilgilinin davasını 1998 yılının ikinci yansında görebileceğini 3 Mart 1998 tarihinde bildirmiştir.
54. Bu arada, başvuru sahibi, yargılamanın başlaması ile ilgili zaman limitlerini düzenleyen Ceza Usul Kanununun 223-1 ve 239. Madde hükümlerinin anayasallığının gözden geçirilmesini Anayasa Mahkemesinden istemiştir. Bunun üzerine, Anayasa Mahkemesi, anılan hükümlerin bir dava mahkemede görülmekte iken herhangi bir zaman limiti düzenlemediğinden dolayı, ilgilinin talebinin incelenemeyeceğini bildirmiştir.
55-57. Başvuru sahibinin Yüksek Hakimler Kuruluna ve 2 Nisan 1998 tarihinde Temyiz Mahkemesine ve diğer ilgili makamlara davasının gecikmesiyle ilgili yaptığı itirazların hepsi Magadan Şehir Mahkemesine gönderilmiştir. Ayrıca, Magadan Bölge Mahkemesi, Şehir Mahkemesinden ilgilinin davasının incelenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını talep ettiğini, kendisinin sadece temyiz mercii olduğunu 13 Nisan 1998 tarihinde ilgiliye bildirilmiştir.
58-60. Başvuru sahibinin 25 Mayıs 1998 tarihinde Şehir Mahkemesine yaptığı davasının Bölge Mahkemesine transfer edilmesi talebi üzerine, ilgilinin davası süreci hızlandırmak amacıyla Khasynskiy Mahalle Mahkemesine transfer edilmiştir. 11 Haziran 1998 tarihinde, başvuru sahibi Yüksek Hakimler Kuruluna davasının gecikmesi ile ilgili yeni bir şikayette bulunmuştur. Başvuru sahibi, tutuklama tesisindeki yaşam koşullan ve kalabalık nüfus yüzünden sağlık durumunun bozulduğu gerekçesiyle Khasynskiy Mahalle Mahkemesinden 16 Haziran 1998 tarihinde yeni bir tahliye talebinde bulunmuştur. Ayrıca, yaptığı diğer bir başvuruyla da, davasının hukuka aykırı bir şekilde mevcut mahkemeye transfer edildiğini, davasının Magadan Bölge Mahkemesine transfer edilmesini gerektiğini beyan etmiştir.
61-63. Başvuru sahibi, Khasynskiy Mahalle Mahkemesinin henüz bir duruşma tarihi tespit etmediği hakkında Bölge Mahkemesine 1 Temmuz 1998 tarihinde şikayette bulunmuş, 3 Temmuz 1998 tarihinde ise ilgilinin muvafakat etmemesinden dolayı davası yeniden Magadan Şehir Mahkemesine transfer edilmiştir. Bölge idare Mahkemesi ilgilinin davası ile ilgili olarak ilk derece mahkemesi olarak hareket etmesini gerektirecek bir durum olmadığını ilgiliye 8 Temmuz 1998 tarihli bir mektupla bildirmiştir.
64-65. Başvuru sahibi, bir kez daha, davasının gecikmesi ile ilgili olarak 31 Temmuz 1998 tarihinde Yüksek Hakimler Kuruluna şikayette bulunmuş, yine Magadan Bölge Mahkemesine başka bir şikayette bulunmuştur. Ayrıca, davasının gecikmesi ile ilgili yaptığı bütün şikayetlere rağmen hiçbir tedbir alınmadığı konusunda, 7 Eylül 1998 tarihinde Yüksek Hakimler Kuruluna ve Temyiz Mahkemesine ve yine 5 Ekim 1998 tarihinde Bölge ve Yüksek Hakimler Kuruluna şikayetlerde bulunmuştur.
66-68. 13 Kasım 1998 tarihinde, Şehir Mahkemesi duruşma gününü 28 Ocak 1999 olarak tespit etmiştir. Başvuru sahibi, 25 Kasım 1998 tarihinde Magadan Şehir Mahkemesinin Başkanı hakkında Yüksek Hakimler kuruluna bir şikayette bulunmuş, 18 Ocak 1999 tarihinde ise Şehir Mahkemesinden yeni bir tahliye talebinde bulunmuştur.
69-70. Magadan Şehir Mahkemesi, soruşturma makamlarının usul kurallarını ihlal etmiş olmaları yüzünden, 28 Ocak 1999 tarihinde, başvuru sahibinin davasını yeniden soruşturulmak üzere savcılığa gönderme karan almıştır. Bölge Mahkemesi, Şehir Mahkemesinin bu kararını iptal etmiş ve davaya devam etmesini istemiştir. Bölge Mahkemesi ayrı bir kararla bu uzun gecikmeyi haksız bulmuş ve Şehir Mahkemesinden bir ay içinde alınan tedbirler hakkında bilgi istemiştir. Başvuru sahibi 17 Mart 1999 tarihinde tahliye talebinde bulunmuş ve birincisi aynı gün ve diğeri 5 Nisan 1999 tarihinde olmak üzere Yüksek Hakimler Kuruluna davasındaki gecikme hakkında şikayette bulunmuştur.
71-74. Şehir Mahkemesi 15 Nisan 1999 tarihinde ilgilinin davasına bakmaya devam etmiştir. İlgilinin 30 Nisan 1999 tarihindeki duruşmada, tutuklama tesisinin yetersiz koşullan yüzünden yaptığı tahliye talebi başarısız kalmıştır. Başvuru sahibi, 8 ve 16 Haziran 1999 tarihli duruşmalarda da, tutuklama yerinin kötü koşullara sahip olması ve sağlık durumunun önemli ölçüde kötüleşmesi sebebiyle tahliye talebinde bulunmuş ancak bu talepler de mahkemece reddedilmiştir.
75-76. Yüksek Hakimler Kurulu, Magadan Şehir Mahkemesi başkanı ile Bölge Mahkemesi Başkanını ve iki yardımcısını 22 Haziran 1999 tarihinde başvuru sahibinin davasındaki gecikmeden dolayı görevden almıştır. 23 Haziran 1999 tarihli Şehir Mahkemesindeki duruşmada, başvuru sahibinin kendisini iyi hissetmediğini bildirmesi üzerine, mahkeme ilgilinin uzmanlardan oluşan bir komisyon tarafından muayene edilmesini istemiştir. Yapılan muayene neticesinde, başvuru sahibinin çeşitli hastalıkları olduğu ancak bunların tedavisinin ilgilinin hastaneye yatırılmasını gerekli kılmadığı ve tutuklama merkezinde kalmaya devam edebileceği Temmuz 1999 tarihli bir raporda ifade edilmiştir.
77-78. 15 Temmuz 1999 tarihli duruşmada, başvuru sahibi, mahkemenin kendisi hakkında bütün delillere ulaştığından ve delilleri karartma tehlikesinin ortadan kalktığından bahisle tahliyesini talep etmiştir. Şehir Mahkemesi aynı gün verdiği bir diğer kararda, başvuru sahibinin 15 Nisan-15 Temmuz 1999 tarihleri arasında 30'dan fazla başvuruda bulunduğu, bu başvuruların çoğunun daha önce karar verilen konularda ve tekrar mahiyetinde olduğunu ve ilgilinin kasti bir şekilde yargılamayı geciktirme amacını taşıdığını vurgulamıştır.
79-80. Şehir Mahkemesi, 29 tanıktan 9'unu dinlemiş, 12 tanığın daha önce alınan ifadeleri ise açık yargılamada okunmuştur. Şehir Mahkemesi, 3 Ağustos 1999 tarihli hükmüyle, başvuru sahibini iddianamedeki iki konudan suçsuz bulmuş bir husustan dolayı ise suçlu bulmuştur. Mahkeme, başvuru sahibini 29 Haziran 1995 tarihinden itibaren başlamak üzere 5 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırmıştır. Şehir Mahkemesi, ayrıca, ön soruşturmanın zayıf kalitede olduğu, soruşturmacıların haksız bir şekilde iddianamede yer alan suçlamaları artırdıkları, ilgilinin usul haklarının ihlal edildiği, bu eksikliklerin duruşmada düzeltilmesi gerektiğinden yargılamanın geciktiği ve nihayet soruşturma sırasında soruşturma ve savcılık işlemlerinin denetiminin düzgün bir şekilde yapılmadığı, tespitlerinde bulunmuştur. Aynı gün verilen diğer bir kararla da, Şehir Mahkemesi, iddianamenin bir kısmını tekrar soruşturulmak üzere savcılığa geri yollamış, başvuru sahibi bu karara Temyiz Mahkemesinde itiraz etmiş, ancak Temyiz Mahkemesi kararı 30 Eylül 1999 tarihinde hukuka uygun bulmuştur.
81-83. Şehir Mahkemesinin 3 Ağustos 1999 tarihli kararının 7 gün içinde temyizi mümkün iken, başvuru sahibi, mahkumiyetine Şehir Mahkemesinin katkıda bulunduğu ve kazanma şansının olmadığı gerekçesiyle temyize gitmemiş ve hüküm 11 Ağustos 1999 tarihinde kesinleşmiştir. Başvuru sahibi, 11 Ağustos tarihinde, tutuklama tesisi müdüründen cezasını çekmek üzere tesisin lojistik hizmetler veren kısmına transfer edilmesini istemiştir. Başvuru sahibi, 25 Ekim 1999 tarihinde, Şehir Mahkemesinin kararının gözden geçirilmesi amacıyla Rusya Temyiz Mahkemesi Başkanına olağanüstü temyiz yoluna başvurmuş ancak bu başvuru reddedilmiştir. 20 Kasım 1999 tarihli aynı mahiyette Temyiz Mahkemesine yapılan diğer bir başvuru da 9 Haziran 2000 tarihinde reddedilmiştir.
84-86. Devam eden cezai takibat ile ilgili olarak, önleyici tutuklama tedbiri, 24 Eylül 1999 tarihinde, zorunlu ikamete çevrilmiş, ancak ilgili ilk cezasını çekmekte olduğu tutuklama tesisinde kalmaya devam etmiştir. Devam eden suçlamalarla ilgili takibata, bu fiillerin suç teşkil etmediği gerekçesiyle, 29 Eylül 1999 tarihinde son verilmiş, ancak banka başkanı olarak malvarlığının yanlış tahsisi gerekçesiyle yeni bir suçlama yapılmıştır. Ön soruşturmanın tamamlanması üzerine, yetkili savcı iddianameyi onaylayarak 19 Ekim 1999 tarihinde Magadan Şehir Mahkemesine davanın görüşülmesi için göndermiştir. Sözkonusu bu iddianame 48528 sayılı orijinal dava dosya numarasını taşımakta ve cezai takibatın 8 Şubat 1995 tarihinde başladığını bildirmektedir. Başvuru sahibinin yargılaması 20 Aralık 1999 tarihinde başlamış ve Şehir Mahkemesi, bu yeni suçlamadan dolayı ilgiliyi 31 Mart 2000 tarihinde beraat ettirmiştir.
87. 26 Haziran 2000 tarihinde, başvuru sahibi 26 Mayıs 2000 tarihinde ilan edilen affı müteakiben hapishaneden serbest bırakılmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
88. A. Rusya Federasyonu Anayasası
2. Kısım 6 (2). Nokta
"Rusya Federasyonunun ceza usul mevzuatı işbu Anayasanın hükümleri ile uyumlu hale getirilinceye kadar, bir suç işediğinden şüphe edilen kişilerin yakalanma, tutuklanma ve göz altında tutulmalarına ilişkin olarak daha önceki usul kuralları uygulanır".
89. B. Ceza Usul Kanunu
Madde 11 (1)
Kişi dokunulmazlığı
"Hiç kimse bir mahkeme kararı veya savcılık kararı olmaksızın tutuklanamaz."
Madde 89 (1)
Önleyici tedbirlerin uygulanması
"Şüpheli bir kişinin bir araştırma, ön soruşturma veya yargılamadan kurtulabileceği veya bir ceza davasında gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyeceği veya suç teşkil eden fiillerde bulunacağı konusunda yeterli deliler var ise, ve buna ilaveten bir hükmün infazını sağlamak amacıyla, araştırmayı icra eden kişi, soruşturmacı, savcı ve mahkeme şüpheliye ilişkin olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birisini uygulayabilir: belirli bir yerden ayrılmamaya ilişkin yazılı bir taahhüt, şahsi kefalet veya bir kamu kurumunun kefaleti veya gözetim altında tutmak."
Madde 92
Önleyici tedbir uygulaması emri ve kararı
"Önleyici bir tedbirin uygulanmasında, araştırmayı yürüten kişi, soruşturmacı ve savcının vereceği emir gerekçeli olacak ve mahkeme ilgili kişinin işlediğinden şüphe edilen suç fiilini belirten ve uygulanan önleyici tedbirin seçilme sebebini açıklayan gerekçeli bir karar verecektir. Emir veya karar ilgili kişiye tebliğ edilmekle birlikte aynı zamanda sözkonusu kişiye önleyici tedbirlere karşı başvurabileceği temyiz yolları da açıklanacaktır.
Önleyici tedbirin uygulanması hakkındaki emir veya kararın bir nüshası derhal ilgili kişiye verilecektir"
96. Madde: Gözetim altına alma
"Önleyici bir tedbir olarak gözetim altına alma işlemi, işbu Kanunun 11. Maddesi koşulları gereğince, kanununun bir yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı ceza öngördüğü fiillere ilişkin olarak yapılacaktır, istisnai durumlarda, bu önleyici tedbir bir yıldan az hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren hallerde yasayla öngörüldüğü durumlarda uygulanabilir."
97. madde: yargılama öncesi tutuklamalarda süre limitleri
"Ceza davalarında suçların soruşturulması sırasındaki tutuklama süresi iki aydan fazla süremez. Eğer soruşturmayı tamamlamak mümkün değil ve önleyici tedbiri değiştirmek için herhangi bir sebep yoksa ..., bu süre sınırlaması bir mahalle veya belediye savcısı tarafından üç aya kadar uzatılabilir. Gözetim altına alma gününden itibaren altı aya kadar yeni bir uzatma karan ise, ancak özel kompleks niteliğe sahip davalarda Rusya Federasyonunun oluşturan temel yönetimlerden birinin savcısı tarafından verilebilir..
Altı ayın ötesinde böyle bir tutuklama süresinin uzatılmasına ise sadece istisnai durumlarda ve münhasıran ağır veya çok ağır suçların şüphelisi olan kişiler hakkında izin verilebilir. Böyle bir uzatma işlemi, Rusya Federasyonu Baş Savcı Yardımcısı tarafından (bir yıla kadar) ve Rusya Federasyonu Baş Savcısı tarafından (18 aya kadar) yapılabilir.
Bunun ötesinde tutuklama süresi uzatılamaz ve gözetim altında tutulan şüpheli derhal tahliye edilir.
İşbu Maddenin ikinci fıkrasında öngörüldüğü gibi, bir ceza davası sırasında tamamlanan soruşturma evrakı, tutuklama kararının maksimum süresinin dolmasından en geç bir ay önceden şüpheli veya onun avukatına bilgi edinmesi amacıyla verilecektir. Şüphelinin tutukluluk maksimum süresi dolmadan önce dava evrakına bakamaması halinde, Rusya Federasyonu Başsavcısı, veya Rusya Federasyonunu oluşturan temel yönetim birimlerinden birinin savcısı... tutukluluk kararının maksimum süresi dolmadan en az beş gün önceden "oblast", "krai" veya dengi bir mahkemenin hakimine bu sürenin uzatılması başvurusunda bulunabilir.
Başvurunun alındığı günden itibaren en geç beş gün içinde, hakim aşağıdaki kararlardan birisini almak zorundadır:
Şüpheli ve vekili dava evrakını inceleyene kadar ve dava savcı tarafından davaya bakacak mahkemeye gönderilinceye kadar fakat her halükarda altı ayı geçmeyecek şekilde yargılama amacıyla yapılan tutuklama işlemini uzatır;
Savcının müracaatını reddeder ve ilgili tutuklu kişiyi tahliye eder.
Aynı usul altında, yargılama amacıyla yapılan tutuklama işleminin süresi, eğer gerekli ise, şüpheli veya vekili tarafından ön soruşturmanın daha da derinleştirilmesi talebine cevap vermek üzere uzatılabilir.
Şayet mahkeme, şüphelinin tutukluluk süresi dolduğu zaman davayı soruşturmanın derinleştirilmesi amacıyla geri gönderir, fakat davanın şartlan gözetim altına alma işleminde herhangi bir değişiklik yapılmasına mani ise, bu takdirde yargılanmak üzere yapılan tutuklama işleminin süresi, soruşturmayı yöneten savcı tarafından dava dosyasının kendisine ulaştığı tarihten itibaren bir aya kadar uzatılır. Bunların dışında tutukluluk süresinde yapılacak herhangi bir uzatma işlemi, davanın mahkemeye gönderilmesinden önce şüphelinin tutuklu kaldığı süre dikkate alınmak suretiyle ve işbu Maddenin bir ve ikinci fıkralarında belirlenen şekil ve süreler içinde gerçekleştirilir.
Mevcut madde mucibince yapılan tutukluluk süresinin uzatılması işlemi, mahkeme önünde yapılacak bir temyize ve mevcut Kanunun 2201 ve 2202. Maddelerinde öngörülen usul çerçevesinde kararın hukukiliğinin ve gerekliliğinin adli inceleme konusu olmasına tabidir.
101. madde: önleyici bir tedbirin iptali veya değiştirilmesi
"Önleyici bir tedbir, gerekliliği ortadan kalktığı zaman kaldırılır, veya eğer davanın şartlan gerektiriyorsa daha ağır veya yumuşak bir şekle dönüştürülür. Önleyici bir tedbirin iptali veya değiştirilmesi araştırmayı yürüten kişinin, soruşturmacının veya savcının gerekçeli bir kararı veya dava mahkemeye devredildikten sonra ise gerekçeli bir mahkeme kararı ile gerçekleştirilir.
Savcının talimatı ile seçilen önleyici bir tedbirin araştırmayı yürüten kişi veya soruşturmacı tarafından iptali veya değiştirilmesi ancak savcının onayı ile mümkündür."
223-1. madde: mahkeme duruşması için tarih tespiti
"Eğer şüpheli tutuklu bulunuyor ise, mahkeme duruşması için tarih tespiti konusunda en geç mahkemenin olaya el koymasından itibaren 14 gün içinde karar verilmelidir."
239. madde: davanın görülmesine ilişkin zaman sınırlaması
"Mahkeme önündeki bir davanın incelenmesine duruşma tarihinin tespit edilmesinden itibaren en geç 14 gün içerisinde başlanmalıdır."
90. C. Sanıkların ve Suç işlediğinden Şüphelenilen Kişilerin Tutuklanmasına İlişkin Federal Kanun
Bu Kanunun 21. Maddesine göre, sanık ve şüpheli kişiler tarafından Devlet kurumları, yerel yönetim birimleri ve hükümet dışı kuruluşlar hakkında yapılan başvuru ve şikayetler tutuklama tesisi yönetimi aracılığıyla gönderilir.
Sanık ve şüpheli kişilerin kaldığı tutuklama tesislerini yöneten bir savcı, mahkeme veya diğer Devlet kurumları hakkında yapılan başvuru ve şikayetler sansüre tabi olmayıp en geç bir sonraki iş günü muhatabına mühürlü bir zarf içinde gönderilir.
III. RUSYA FEDERASYONUNUN ÇEKİNCELERİ
91. Rusya Federasyonu tarafından 5 Mayıs 1998 tarihinde verilen onaylama belgesi aşağıdaki çekinceyi içermektedir:
"Sözleşmenin 64. Maddesi gereğince, Rusya Federasyonu, 5. Maddenin 3 ve 5. Fıkra hükümlerinin, Rusya Federasyonu 1993 Anayasasının ikinci Bölüm 6. Nokta ikinci fıkrasınca teyit edildiği şekilde, 27 Ekim 1960 tarihli RSFSR Ceza Usul Kanununun 11. Maddesinin 1. Fıkrası, 89. Maddesinin 1. Fıkrası, 90,92,96-1,96-2,97,101 ve 122. Maddelerinin müteaddit değişiklik ve ilavelerle düzenlediği bir cürüm işlediğinden şüphelenilen kişileri yakalama, göz altına alma veya tutuklama prosedürünün geçici olarak uygulanmasını ... önlemeyeceğini deklare eder."
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
92. Başvuru sahibi, Magadan tutuklama tesisindeki tutuklama koşullarının Sözleşmenin 3. Maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Sözleşmenin 3. Maddesine göre, "hiç kimse işkence veya gayri insani veya aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz".
93-94. Hükümet ise başvuru sahibinin tutuklama koşullarının işkence veya gayri insani veya aşağılayıcı muamele teşkil etmeyeceği savunmasında bulunmuştur. Hükümete göre, Rusya'daki tutukluların pek çoğunun koşullan ilgilininkinden farklı olmayıp, tutuklu sayısının çokluğu bu tip tesislerde görülen genel bir problemdir. Yetkili makamların başvuru sahibine fiziksel olarak sıkıntı çektirme veya onun sağlığını bozma gibi bir niyetleri olmayıp tutuklama tesisi yönetimi sağlığı bozulan tutukluları tedavi ettirmek ve diğer tutuklulardan hastalık bulaşmasını önlemek için mevcut tüm tedbirleri almışlardır. Ancak, hükümet, ekonomik sebeplerden dolayı, Rusya'daki tutuk evleri standartlarının tatmin edici olmaktan çok uzak ve Avrupa Konseyi üyesi diğer devletlerin standartlarına göre de çok düşük olduğunu itiraf etmektedir. Yine, Hükümet, mevcut tutuk evi koşullarını ve standartlarını iyileştirmek ve kapasitelerini artırmak için bir takım gayretler içinde olduğunu beyan etmektedir.
95. Mahkeme, Sözleşmenin 3. Maddesinin mutlak ifadelerle koşullar ve mağdurun davranışı ne olursa olsun işkence veya gayri insani veya aşağılayıcı muamele veya cezayı yasakladığına dikkat çekmektedir (örneğin bkz. Labita v İtalya (GC), No. 26772/95, §119, ECHR 2000-IV).
Mahkeme, ayrıca, kötü muamelenin 3. Maddenin kapsamında olabilmesi için minimum bir seviyede yoğunluğa sahip olması gerektiğine dikkat çekerek bu minimum değerlendirmesinin ise göreceli olduğunu vurgulamıştır: olayın bütün somut şartlan, muamelenin süresi, fiziki ve ruhi etkileri, ve bazı durumlarda, cinsiyet, yaş ve mağdurun sağlık durumu gibi (diğer kararlar yanında bkz. 18 Ocak 1978 tarihli İrlanda v Birleşik Krallık kararı, Series A, No. 25, sh. 65, § 162).
Mahkeme, muamelenin önceden tasarlanmış olmasını, bir defada saatlerce devam ettirilmesini, fiili bedensel zarar ya da yoğun fiziki veya ruhi sıkıntı verilmesini "gayri insani" olarak değerlendirmektedir. Yine yapılan muamelenin mağdurda küçük düşürücü ve alçaltıcı etkiye sahip korku, elem ve aşağılık hissi doğurmasını "aşağılayıcı" kabul etmektedir (diğer kararlar yanında bkz. Kudla v Polonya, (GC), No. 30210/96, §92, ECHR 2000-XI). Sözleşmenin 3. Maddesi bağlamında bir muamelenin "aşağılayıcı" olduğunu tespit ederken, Mahkeme, amacın alçaltmak veya küçük düşürmek olup olmadığına ve neticeler açısından ise mağdurun şahsiyetinin 3. Maddeye ay kın olarak ters bir şekilde etkilenip etkilenmediğine bakmaktadır (diğer kararlar yanında bkz. 16 Aralık 1997 tarihli Raninen v. Finlandiya karan, Reports of Judgments and Decisions, 1997-VIII, sh. 2821-22, §55). Ancak, böyle bir amacın güdülmemiş olması tek başına 3. Maddenin ihlal edilmediği sonucunu doğurmaz (örneğin bkz. Peers v. Yunanistan, No. 28524/95, § 74, ECHR 2001-III). Çekilen sıkıntı ve küçülme hissi, yasal bir muamele veya cezadan kaçınılmaz şekilde ortaya çıkan sonuçlardan her halükarda daha ileri seviyede olmalıdır.
Mahkemeye göre, tutuklamanın bizatihi kendisi 3. Maddenin ihlalini oluşturmayacağı gibi, bu maddenin yorumu ilgilinin sağlık sebepleri yüzünden serbest bırakılması veya hastaneye yatırılması zorunluluğunu da gerektirmeyecektir. Ancak, 3. Madde hükmü gereğince, Devlet, bir kişinin insan onuruna yakışır bir şekilde tutuklu bulundurulmasını, alınan tedbirlerin icra yöntem ve tarzının tutuklama sürecinde kaçınılmaz olan sıkıntı seviyesini aşacak bir şekilde kişide zorluk ve sıkıntıya sebep olmamasını ve mahkumiyetin getirdiği zorluklar dikkate alınarak kişinin sağlık ve refahının yeterince korunmasını temin etmelidir (bkz. Kudla v. Polonya, §§ 92-94). Nihayet, tutuklama koşulları değerlendirilirken, başvuru sahibi tarafından ileri sürülen spesifik suçlamalarla birlikte bütün tutuklama koşullarının kümülatif etkisi de dikkate alınmak zorundadır (bkz. Dougoz v. Yunanistan, N. 40907/98, § 46, ECHR 2001-11).
96. Mahkeme, Rusya açısından Sözleşmenin 5 Mayıs 1998 tarihinde yürürlüğe girdiğinden hareketle, incelemesinde bu tarihten sonraki olayları esas itibariyle baz almakla beraber, tutuklama koşullarının başvuru sahibi üzerindeki etkisi açısından bu tarihten önceki tutuklama koşullarını da değerlendirmeye alabilmektedir.
97. Mahkeme, tutuklama yerinin standartlarının yeterliliği açısından, ilk olarak, Avrupa İşkence ve Gayri İnsani veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezayı Önleme Komitesine (İşkenceyi Önleme Komitesi) göre, bir tutuk evindeki yaklaşık yer standardının her bir tutuklu başına 7 m. olduğunu, dolayısıyla 8 tutuklu için ayrılacak hücrenin 56 m. olması gerektiği hususuna dikkatleri çekmiştir. Mahkeme, başvuru sahibi ve Hükümet tarafından yapılan beyanlarda farklı ölçü ve sayıların ileri sürülmüş olmasını rağmen, bu husustaki ihtilafın çözümünü gerekli görmemiştir. Her halükarda, sunulan rakamlara göre, başvuru sahibinin hücresinde kişi başına düşen yer miktarı 0.9-1.9 m. arasında olup hücre devamlı ve ciddi bir şekilde kalabalık bir durumdadır. Bu husus ise tek başına, Sözleşmenin 3. Maddesi kapsamında bir sorun ortaya çıkaracaktır. Hücrenin kalabalık olması, sırayla uyuma imkanı, devam eden ses, gürültü ve ışık, başvuru sahibi üzerinde ağır bir fiziki ve psikolojik yük teşkil etmektedir. Mahkeme, ayrıca, sigara dumanı ve havalanmanın yetersizliği ile yürüyüş vs. faaliyetlerin yetersizliğine de dikkat çekmektedir.
98-100. Mahkeme, hücredeki ortamın sağlık koşullarına aykırı olmasına, böceklere karşı yeterli ilaçlamanın yapılmamış olmasına, başvuru sahibinin tutukluluk süresi boyunca çeşitli deri hastalıklarına yakalanmasına, tedavi imkanının sağlanmasına rağmen hastalıkların devam etmesinin hücre koşullarındaki kötülüğün devam ettiğine ve ilgilinin bulaşıcı hastalıkları olan diğer tutuklularla birlikte bulundurulmalarına izin verilmesine dikkatleri çekmektedir. Mahkeme, ayrıca tutuklama tesislerindeki tuvaletlerin yetersizliğine, ilgilinin hücresinde bulunan tuvaletin özel hayatı ihlal edici boyutta ve oturma yerleri ile iç içe olmasına, tuvalet kullanılırken diğer mahkumların bunu görebilecek konumda olmalarına, tuvalet ve yıkama yerlerinin kirli ve sağlık şartlarına aykırı olmasına, daha sonra hücrede yapılan iyileştirmelere rağmen bunun ilgilinin kabul edilemez standartlara maruz kalmasına engel olmadığına işaret etmiştir. Başvuru sahibinin tutuklama koşullarının bozukluğu ilk derece mahkemesinin de dikkatini çekmiş ve bu konuda uzmanlardan bir rapor istemiş ve başvuru sahibinin tutuklama koşullarından dolayı çeşitli hastalıklara yakalandığını tespit etmiştir.
101. Mahkeme, mevcut davada başvuru sahibini aşağılama veya küçük düşürme yönünde pozitif bir niyetin varlığına dair herhangi bir gösterge olmadığını kabul etmektedir. Ancak, böyle bir amacın var olup olmadığı dikkate alınması gereken bir faktör olmakla birlikte, böyle bir amacın yokluğu 3. Maddenin ihlal edilmediği sonucunu da doğurmayacaktır (bkz. Peers v. Yunanistan). Mahkeme, başvuru sahibinin 4 yıl 10 ay boyunca katlanmak zorunda kaldığı tutuklama koşullarının onun üzerinde önemli ölçüde ruhsal sıkıntıya sebep olarak ilgilinin insanlık onurunu azalttığını ve onda aşağılanma ve küçük düşürülme hislerinin ortaya çıkmasına sebep olduğunu düşünmektedir.
102-103. Yukarıdaki verilerin ışığı altında, Mahkeme, tutuklama koşullarının, özellikle aşın derecede kalabalık mahkum sayısı, sağlıksız çevre ve bunun insan sağlığı ve refahı üzerine zararlı etkileri ve başvuru sahibinin tüm bu koşullar altında tutuklu kaldığı sürenin uzunluğu dikkate alındığında, aşağılayıcı muamele oluşturduğu sonucuna ulaşmıştır. Sonuç olarak, Sözleşmenin 3. Maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLALİ İDDİASI
104. Başvuru sahibi, yargılama öncesi uzun süreli tutuklu kalmasının Sözleşmenin 5. Maddesinin 3. Fıkrasını ihlal ettiğini iddia etmiştir, ilgili hükme göre, "işbu Maddenin l (c) fıkrası hükümlerine göre yakalanan veya tutuklanan herkes makul bir süre içinde yargılanma veya yargılanana kadar serbest bırakılma hakkına sahiptir. Serbest bırakma kararı ilgilinin yargılamada hazır bulunmasını sağlamak amacıyla teminat şartına bağlanabilir".
A. Hükümetin ilk itirazı
105-106. Hükümet, başvuru sahibinin şikayetinin Rusya Federasyonunun çekincesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Hükümet, özellikle Ceza Usul Kanununun 11, 89, 92 ve 101. Maddelerinin çekince kapsamında olduğunu ve bu maddelerin mahkemelere yargılama aşamasının başlangıcından hükmün verilme aşamasına kadar önleyici hapis yetkisi tanıdığına dikkat çekmiştir. Başvuru sahibi ise, Rusya'nın çekincesinin yargılama sırasında tutuklu kalınan süreyle ilgisi olmadığından dolayı, bu çekincenin mevcut davada uygulanamayacağını beyan etmiştir. Başvuru sahibine göre, çekincenin amacı savcının yargılama sırasında tutuklama karan verme ve gerekli olan durumlarda bu tutuklama kararını uzatma hakkını saklı tutmaktır.
107-108. Mahkeme, çekincenin önleyici hapis uygulamalarıyla ilgili olduğunu, ilgilinin şikayetinin ise yargılama sırasındaki tutuklama kararının süresine ilişkin olduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme, bu yüzden, bahse konu çekincenin mevcut dava için geçerli olmayacağı sonucuna ulaşmıştır.
B. Şikayetin esası
1. Dikkate alınacak süre
109-110. Dikkate alınacak sürenin başlangıcı başvuru sahibinin yargılanmak üzere nezarete konduğu tarih olan 29 Haziran 1995'dir. Tutukluluk süresinin sona erme tarihi olarak, başvuru sahibi, Magadan Şehir Mahkemesinin ikinci hükmünü verdiği 31 Mart 2000 tarihini verirken, Hükümet, Şehir Mahkemesinin ilk hükmünü verdiği 3 Ağustos 1999 tarihini vermektedir. Hükümet, ayrıca, Mahkemenin tutukluk süresinin uzunluğu konusunda yapacağı incelemenin, Sözleşmenin Rusya açısından yürürlüğe girdiği 5 Mayıs 1998 tarihinden itibaren yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, sürenin Magadan Şehir Mahkemesinin mahkumiyet kararı verdiği 3 Ağustos 1999'da sona erdiğini, dolayısıyla başvuru sahibinin yargılama sırasında tutuklu kaldığı toplam sürenin dört yıl bir ay ve dört gün olduğunu saptamıştır.
111. 5 Mayıs 1998'den önce geçen süre, Mahkemenin ratione temporis yargı yetkisi dışında kaldığı için, Mahkeme, sadece bu tarih ile hükmün verildiği tarih arasındaki bir yıl, iki ay yirmi dokuz günlük süreyi inceleyebilecektir. Bununla birlikte, Mahkeme, ilgilinin 5 Mayıs 1998 tarihinden daha önceki bir tarihten bu tarafa (29 Haziran 1995) tutuklu olduğunu da dikkate almak zorundadır (örneğin bkz. 8 Haziran 1995 tarihli Mansur v. Türkiye kararı, Series A, No. 319-B, sh. 49, §51).
2. Tutuklama süresinin makullüğü
(a) Tarafların iddiaları
112-113. Başvuru sahibi, delilleri karartmaya çalıştığına dair herhangi bir delil olmadığından dolayı, kendisinin nezarete alınmasının ve bu kadar uzun süreli tutuklu kalmasının gerekli olmadığını ve yetkili makamlar tarafından tutukluluğunu haklı çıkarmak için ileri sürülen sebeplerin ilgili ve yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Başvuru sahibi, ayrıca davasının özellikle kompleks ve karmaşık bir dava olmadığını, uzun süre tutuklu kalmasının soruşturma makamlarının gerekli gayreti göstermemelerinden, soruşturmanın zayıf kalitede olmasından ve denetim organlarının denetimlerini yeterince yerine getirmediklerinden kaynaklandığını ileri sürmüştür. Diğer taraftan, Hükümet ise, başvuru sahibinin gerçeklerin ortaya çıkmasına engel olması yüzünden tutuklandığını ve ilgilinin tutukluluk süresinin, davanın kompleksliği, hacminin önemli oranda büyüklüğü (9 cilt), çok sayıda tanık ve mağdurun dahil olması dikkate alındığında makul olduğunu beyan etmiştir.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
(i) Mahkeme içtihat hukukunun ortaya koyduğu prensipler
114. Mahkeme, tutuklu kalma süresinin makul olup olmadığının soyut olarak tespit edilemeyeceği ve her bir davanın somut şartlan içerisinde değerlendirilmesi gerektiği hususuna dikkat çekmektedir. Tutuklamanın devamı ancak, masumiyet karinesinin varlığına rağmen, kişi özgürlüğüne saygı ilkesine üstün gelecek gerçek manada kamu düzeninin müdahalesini gerektiren özel göstergelerin var olduğu durumlarda haklı görülebilir (diğer kararlar yanında bkz. Kudla v. Polonya, § HO).
İlk olarak, belirli bir olayda yargılama öncesi tutuklama süresinin makul süreyi aşmamasının sağlanması ulusal yargı makamlarına ait bir yükümlülüktür. Bu hususu sağlarken, yargı makamları, masumiyet karinesine gereken dikkati vermeli, 5. Maddedeki kuraldan ayrılmayı haklı çıkaracak şekilde bir kamu düzeni gerekliliğinin lehinde ve aleyhinde bütün verileri incelemeli ve tahliye talebi ile ilgili kararlarında buna ilişkin gerekçeleri net bir şekilde açıklamalıdır. Aslında, Mahkeme, bahse konu bu ulusal kararlarda yer alan gerekçeler ile başvuru sahibi tarafından bu kararlara karşı yapılan itirazlarda net bir şekilde ortaya konan gerçekler çerçevesinde, 5. Maddenin 3. Fıkrasının ihlal edilip edilmediği konusunda karar vermektedir (örneğin bkz. Labita v. İtalya, § 152).
Bir kimsenin suç işlediği konusunda makul şüphenin devam ediyor olması, bu kişinin tutukluluk kararının devam ettirilmesi için olmaz ise olmaz bir şart (sine qua non) teşkil etmesine rağmen, belirli bir sürenin geçmesi ile birlikte artık bu yeterli olmaz. Bu durumda, Mahkeme, ulusal yargı mercileri tarafından verilen diğer gerekçelerin kişinin özgürlüğünden alıkonmasını haklı çıkarıp çıkarmayacağını incelemelidir. Bu gerekçelerin, "ilgili" ve "yeterli" olduğu durumlarda da, Mahkeme, ulusal makamların işlemlerin yürütülmesinde "özel dikkat" gösterdikleri konusunda tatmin edilmiş olmalıdır. Soruşturmanın kompleksliği ve özellikleri bu açıdan dikkate alınacak faktörlerdir (örneğin bkz. 18 Aralık 1996 tarihli Scott v İspanya kararı, Reports 1996-VI, sh. 2399-2400, § 74 ve 23 Eylül 1998 tarihli I.A. v. Fransa kararı, Reports 1998-VII, sh. 2978, § 102)
(ii) Yukarıdaki prensiplerin mevcut davaya uygulanması
(*) Tutuklama Gerekçeleri
115. İlgili ulusal mahkeme, müteaddit defalar, başvuru sahibi hakkında tutuklama kararı verilmesine dayanak olarak bu kişi hakkında yapılan suçlamaların ciddiliği ile bu kişinin serbest bırakılması halinde gerçeğin ortaya çıkmasına engel olma tehlikesine dikkat çekmektedir. Mahkemeye göre, başvuru sahibinin 29 Haziran 1995 tarihinde yargılanmak amacıyla tutuklanmasının arkasında yatan temel sebep, bu kişinin soruşturma için gerekli banka dokümanlarını teslim etmeyerek soruşturmaya engel olması, tanıklar üzerinde baskı kurması ve delilleri bozmasıdır.
116. Mahkemeye göre, her ne kadar bir kimsenin ciddi suçlara karışmış olması konusunda kuvvetli bir şüphenin mevcut olması dikkate alınması gereken bir unsur olmakla birlikte, bu husus tek başına yargılama öncesi tutuklama işleminin bu kadar uzun süreli olmasını haklı çıkaramaz (örneğin bkz. yukarıda atıfta bulunulan Scott v. İspanya kararı, sh. 2401, § 78).
117-118. Mahkeme, soruşturmaya müdahale olgusu ile birlikte başvuru sahibinin suç işlediğine ilişkin şüphelerin varlığının, başlangıçta ilgili hakkında verilen tutuklama karan için yeterli olmasına rağmen, işlemler devam ettikçe ve deliller tamam oldukça, bu gerekçe kaçınılmaz bir şekilde daha az ilgili olmaya başlamıştır. Özetle, Mahkeme, ulusal makamların başvuru sahibinin tutukluluğunu haklı çıkarmak için dayandıkları sebeplerin başlangıçta ilgili ve yeterli olduğunu, ama zamanla bu özelliğini kaybettiği sonucuna ulaşmıştır.
Cezai Takibatın İcrası
119. Ceza soruşturmasının süresine ilişkin olarak, Mahkeme, davanın özellikle kompleks bir özellik arz etmediği ve davayla ilgili soruşturmanın zayıf kalitede olduğu ve bunun sonucunda yargılamanın geciktiği sonucuna ulaşan ulusal mahkemelerle aynı görüşü paylaşmaktadır. Ayrıca, Mahkeme, ulusal mahkemelerce soruşturmacıların haksız yere iddianamedeki suçlama sayısını artırmaya çalıştığına ilişkin tespitlerine dikkat çekmiş ve 3 Ağustos 1999 tarihli Magadan Şehir Mahkemesi kararında dokuz suçlamadan sadece birinden dolayı ilgilinin mahkum edilmesinin de bunu teyit ettiği sonucuna ulaşmıştır.
120. Yargılama aşamasına ilişkin olarak ise, Mahkeme, Magadan Şehir Mahkemesi önündeki yargılama işlemleri sırasında önemli gecikmeler olduğunu gözlemlemektedir. Mahkemeye göre, yargılamada meydana gelen gecikmeler ne davanın kompleksliğine ne de başvuru sahibine atfı kabil durumlardır. Soruşturmanın mahiyeti ve mahkeme işlemlerindeki önemli gecikmeler dikkate alındığında, Mahkeme, ulusal makamların gerekli hızlılık içinde hareket etmediklerini değerlendirmektedir.
Sonuç
121. Yukarıda açıklanan gerekçeler yüzünden, Mahkeme, başvuru sahibinin yargılanmasını beklerken tutuklu kaldığı sürenin "makul süreyi" aştığı sonucuna ulaşmıştır. Bu yüzden, Sözleşmenin 5. Maddesinin 3. Fıkrası ihlal edilmiş bulunmaktadır.
III. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLALİ İDDİASI
122. Başvuru sahibi, kendisine yönelik ceza suçlamalarının Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasında öngörülen makul bir zaman içerisinde tespit edilmediği iddiasında bulunmuştur. Sözkonusu maddenin ilgili kısmı şu şekildedir:
"Herhangi bir kimseye yönelik ... ceza hukukuna ilişkin bir suçlama hakkında karar verilirken, herkes yasa ile belirlenmiş bir yargı organı önünde makul bir süre içerisinde ... duruşmaya çıkma hakkına sahiptir".
A. Dikkate alınacak süre
123. Başvuru sahibi, sözkonusu sürenin kendisi aleyhine cezai takibatın başlatıldığı 8 Şubat 1995 tarihinde başlayıp Magadan Şehir Mahkemesince kendisi hakkında ikinci hükmün verildiği 31 Mart 2001 tarihinde sona erdiğini ileri sürmüştür. Hükümet ise, sözkonusu sürenin ilgilinin davasının Magadan Şehir Mahkemesine transfer edildiği 5 Şubat 1996 tarihinde başlayıp ilk kararın açıklandığı 3 Ağustos 1999 tarihinde sona erdiğini iddia etmiştir.
124. Mahkeme hatırlatmaktadır ki, cezai takibat süresinin tespitinde dikkate alınacak süre, bir kişinin bir suçtan dolayı otonom ve bağımsız manada "suçlandığı" gün başlamakta (diğer kararlar yanında bkz. 10 Aralık 1982 tarihli Corigliano v. İtalya kararı, Series A, No. 57, sn. 13, § 34 ve 24 Kasım 1993 tarihli Imbriosca v. İsviçre kararı, Series A, No. 275, sh. 13, § 36) ve suçlama hakkında nihai kararın verildiği veya takibatın durdurulduğu gün sona ermektedir. Bu yüzden mevcut davada sözkonusu süre, başvuru sahibinin ihtilas iddiasıyla suçlandığı tarih olan 8 Şubat 1995 tarihidir. Sürenin sonuna ilişkin olarak ise, Mahkeme, Şehir Mahkemesinin 3 Ağustos 1999 tarihli kararını müteakiben 29 Eylül 1999 tarihinde geri kalan suçlamaların durdurulması kararına rağmen, 30 Eylül 1999 tarihinde aynı olayla ilişkili yeni suçlamaların yöneltilmiş olmasını dikkate alarak, bahse konu sürenin Şehir Mahkemesinin nihai suçlama hakkında karar verdiği ikinci hükmün verildiği tarih olan 31 Mart 2000 tarihinde sona erdiği sonucuna ulaşmıştır.
İnceleme konusu süre 8 Şubat 1995 tarihinden itibaren başlamakta ve 31 Mart 2000 tarihinde sona ermektedir. Bu yüzden toplam süre, 5 yıl, 1 ay ve 23 gündür. Mahkemenin yargı yetkisi ratione temporis ilkesi gereğince sadece Sözleşmenin Rusya'ya ilişkin olarak yürürlüğe girdiği tarih olan 5 Mayıs 1998 tarihinden itibaren hüküm ifade etmesi gerekirken, Mahkeme bu tarihten önceki takibatın durumunu da dikkate alabilmektedir (diğer kararlar yanında bkz. 8 Haziran 1995 tarihli Yağcı v. Türkiye kararı, Series A, No. 319-A, sh. 16, § 40) .
B. Yargılama süresinin makullüğü
125. Mahkeme, yargılama süresinin makullüğünün tespitinde, davanın özel koşulları ile Mahkeme dava hukukunda belirlenen kriterlerin ve özellikle başvuru sahibi ile yetkili makamların eylemlerinin dikkate alınacağını hatırlatmaktadır (diğer kararlar yanında bkz. yukarıda atıfta bulunulan Kudla v. Polonya, kararı, §124).
1. Tarafların İddiaları
126. Davanın kompleksliğine ilişkin olarak, başvuru sahibi, Magadan Bölge Mahkemesinin 15 Mart 1999 tarihli bulgularına atıfta bulunarak, davanın özellikle kompleks bir dava olmadığını ve bu hususun davasında meydana gelen gecikmelerin gerekçesi olamayacağını ileri sürmüştür. Ayrıca, kendi eylem ve davranışlarına ilişkin olarak, başvuru sahibi, yapmış olduğu başvuru ve şikayetlerin cezai kovuşturmayı hızlandırmak amacını taşıdığını, her halükarda Sözleşmenin 6. Maddesi gereğince yargı organları ile aktif bir şekilde işbirliğinde bulunma yükümlülüğü altında olmadığını vurgulamıştır. Yetkili makamların eylemlerine ilişkin olarak ise, başvuru sahibi, ön soruşturmanın zayıf kalitede olduğu ve yapılan soruşturmada eksiklikler olduğunu tespit eden Magadan Şehir Mahkemesinin 3 Ağustos 1999 tarihli bulgularına atıfta bulunmuştur, ilgiliye göre, Şehir Mahkemesi, ayrıca, yargılamanın başlaması konusunda süre limitlerini düzenleyen Ceza Usul Kanununun 223-1 ve 239. Maddelerini ihlal etmek suretiyle iç hukukun usul kurallarını ihlal etmiş bulunmaktadır. Başvuru sahibi ayrıca davasına bakmakta olan hakimin bu görevden alınmasına ve davasının Khasynskiy Mahalle Mahkemesine kaydırılmasına da atıfta bulunmuştur.
127. Hükümet, başvuru sahibinin davasının uzun sürdüğünü kabul etmekle birlikte bu sürenin gayri makul olmadığını ifade etmiştir. Davanın uzun sürmesine gerekçe olarak, davanın kompleks ve hacimli olması, kapsamlı soruşturma gerekliliği ve ayrıca ilgilinin yaptığı şikayetlerle davanın uzun sürmesine katkıda bulunduğu ileri sürülmüştür. Hükümet ayrıca başvuru sahibinin tutuklu kaldığı sürenin mahkumiyet süresinden az olduğundan haksız yere hürriyetinin kısıtlanmadığını, bu yüzden ilgilinin tutukluluk süresinin onun hapis kaldığı genel süreye etki etmediğini ileri sürmüştür. Nihai olarak, Hükümet, yetkili makamların ilgiliye insanca bir yaklaşım göstererek, ilgilinin bankaya ve müşterilere verdiği zararı ödemeksizin cezası bitmeden önce affederek serbest bıraktıklarını ifade etmiştir.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
(a) Davanın kompleksliği
128. Mahkeme, davanın yargılamayı geciktirecek ölçüde kompleks bir dava olmadığı şeklindeki ulusal mahkemenin bulgusuna ve yargılamaya ara verildiği 7 Mayıs 1997 tarihi ile 15 Nisan 1999 tarihi arasında hiçbir soruşturma işleminin yapılmadığını gözlemlemiştir. Bu yüzden, Mahkemenin değerlendirmesine göre, cezai takibatın uzamasına davanın kompleksliği veya soruşturmanın gerekleri sebep olmamıştır.
(b) Başvuru sahibinin eylemleri
129-130. Mahkeme, başvuru sahibinin ulusal yargı makamları önünde hem yargılama sırasında hem duruşmalar arasında çok sayıda şikayette ve müracaatta bulunduğunu dikkat çekmekle birlikte, 6. Maddenin bir kişinin kendiyle ilgili ceza davasında adli makamlarla aktif bir şekilde iş birliğinde bulunmasını mecbur kılmadığını vurgulamaktadır (diğer kararlar yanında örneğin bkz. 25 Şubat 1993 tarihli Dobbertin v. Fransa kararı, Series A, No. 256-D, sh. 117, § 43). Sonuç olarak, Mahkemeye göre, her ne kadar başvuru sahibi bazı gecikmelerden sorumlu tutulabilirse de, kendisinin eylemleri cezai takibatın süresine önemli ölçüde etki etmemiştir.
(c) Ulusal makamların eylemleri
131-132. Daha önce ifade edildiği gibi ulusal seviyedeki cezai takibat aşamasında önemli gecikmeler olmuş ve bu gecikmeler hiçbir şekilde davanın kompleksliği veya başvuru sahibinin eylemleri ile izah edilemeyecek boyutta bulunmaktadır. Hatta, ilgilinin davası 7 Mayıs 1997 ile 15 Nisan 1999 tarihleri arasında hiç ilerlememiştir. Mahkeme, ilgilinin cezai takibat süresi boyunca tutuklu bulunması hususunun, mahkemeler tarafından adaletin hızlı bir şekilde tesis edilmesi açısından özel olarak dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu gözlemlemistir.
133-134. Mahkeme, ayrıca, Magadan Şehir Mahkemesinin 3 Ağustos 1999 tarihli kararına ve bakiye suçlamaları sona erdirmesine rağmen, yetkili makamların yeniden bir suçlamada bulunmalarının ilgilinin tutukluluk süresini daha da uzattığına dikkat çekmiştir. Mahkeme, yetkili makamların, özellikle Sözleşmenin yürürlüğe girdiği 5 Mayıs 1998 tarihinden sonra görevlerini icra ederken özel dikkat gösterme yükümlülüğünü yerine getirmediklerini değerlendirmektedir.
3. Sonuç
135. Yukarıda açıklanan sebepler yüzünden, Mahkeme, cezai takibat süresinin "makul süre" şartını yerine getirmediği sonucuna ulaşmıştır. Bu yüzden, Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrası ihlal edilmiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Maddi tazminat
137-139. Başvuru sahibi toplam 13.012.702 ABD Doları maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru sahibinin tutuklu kaldığı süre boyunca elde edemediği maaşlarıyla ilgili tazminat talebi, ilgilinin tutuklu kalma süresinin mahkumiyet süresinde az olması sebebiyle reddedilmiştir. Geriye kalan diğer tazminat taleplerine ilişkin olarak ise, Mahkeme illiyet bağının olmadığı gerekçesiyle bu talepleri de reddetmiştir.
B. Manevi tazminat
140-143. Başvuru sahibinin 9.636.000 Fransız Frangı tutarında manevi tazminat talebine karşılık, Mahkeme, adalet ve hakkaniyete uygun olan toplam 5.000 Euro'nun başvuru sahibine ödenmesine karar vermiştir.
C. Masraf ve harcamalar
144-146. Başvuru sahibinin yaklaşık 40.000 ABD Dolan tutarındaki masraf talebini ve Hükümetin buna ilişkin itirazlarını dikkate alan Mahkeme, adalet ve hakkaniyete uygun olan 3.000 Euro'luk bir meblağın bu başlık altında başvuru sahibine ödenmesini uygun görmektedir.
D. Temerrüt Faizi
147. Mahkeme, temerrüt faizinin Avrupa Merkez Bankasının yıllık bazda marjinal ödünç verme oranına yüzde üç ilave edilmek suretiyle ortaya çıkacak rakama denk düşecek şekilde tespit edilmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlaline
2. Sözleşmenin 5. Maddesinin 3. fıkrasının ihlaline
3. Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline
4. Ayrıca,
(a) Davalı Devletin, aşağıdaki meblağları başvuru sahibine hükmün Sözleşmenin 44. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme gününde geçerli oran üzerinden Rus rublesine çevrilmek suretiyle ödemesine
(i) 5.000 (beş bin) EUR'nun manevi tazminat olarak,
(ii) 3.000 (üç bin) EUR'nun masraf ve harcamalar olarak,
(iii) Yukarıdaki meblağlar için ödenebilecek bütün vergiler,
(iv) Yukarıda bahsedilen üç aylık süreden itibaren ödeme gününe kadar Avrupa Merkez Bankasının yıllık bazda marjinal ödünç verme oranına yüzde üç ilave edilmek suretiyle ortaya çıkacak rakama denk düşecek bir oran üzerinden basit faiz işletilmesine.
5. Başvuru sahibinin hakkaniyete uygun tazminata ilişkin taleplerin geri kalan kısmını reddine karar vermiştir.
HAKİM KOVLER'İN AYNI YÖNDE BAĞIMSIZ GÖRÜŞÜ
(özetlenmemiştir)
Yorum
Bu kararla ilgili üzerinde durulması gereken ilk konu, Sözleşmenin yürürlük tarihine ilişkindir. Mahkeme, Sözleşmenin Rusya Federasyonu açısından 5 Mayıs 1998 tarihinde yürürlüğe girmesine rağmen, tutuklama koşullarının başvuru sahibi üzerindeki etkisini açısından, bu tarihten önceki tutuklama koşullarının da dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır.
Mahkeme, tutuklama yeri standartlarının pek çok açıdan kabul edilemez olduğunu ve bu hususun tek başına bile Sözleşmenin 3. Maddesi kapsamında bir sorun ortaya çıkardığını düşünmektedir. Mahkeme, başvuru sahibinin 4 yıl 10 ay boyunca katlanmak zorunda kaldığı tutuklama koşullarının onun üzerinde önemli ölçüde ruhsal sıkıntıya sebep olarak ilgilinin insanlık onurunu azalttığını ve onda aşağılanma ve küçük düşürülme hislerinin ortaya çıkmasına sebep olduğunu düşünmektedir.
Mahkemenin konuya ilişkin yapmış olduğu tespitlerin en önemlisi ise, bir muamelenin aşağılayıcı olarak nitelendirilmesi için kasıt unsurunun gerekli olmamasıdır. Başvuru sahibini aşağılama veya küçük düşürme yönünde bir amaç ve kastın olmaması, 3. Maddenin ihlal edilmediği sonucunu doğurmayacaktır. Dava konusu olayda, tutuklama koşulları ile bunun insan sağlığı üzerine zararlı etkileri ve tutuklu kalınan sürenin uzunluğunu dikkate alındığında, yapılan muamele 3. Madde bağlamında aşağılayıcı bir muamele oluşturmaktadır.
Yine Mahkemeye göre tutuklu kalma süresinin makullüğü soyut olarak tespit edilemez ve her bir dava kendi somut şartları içerisinde değerlendirilmelidir. Ayrıca, makul sürenin açılmamasının sağlanması, ilk. olarak, ulusal yargı makamlarına ait bir yükümlülüktür Mahkemenin dava hukukuna göre, tutuklamanın devamı, ancak kişi özgürlüğüne üstün gelecek gerçek manada kamu düzeninin müdahalesini gerektiren özel göstergelerin var olduğu durumlarda haklı görülebilir.
Mahkeme, ancak ulusal kararlarda yer alan gerekçeler ile başvuru sahibi tarafından bu kararlara karşı yapılan itirazlarda ortaya konan gerçekler çerçevesinde, 5. Maddenin 3. Fıkrasının ihlal edilip edilmediği konusunda karar verebilecektir. Bu tespit, AİHM'nin ulusal yargı organlarını tamamlayan fakat onların yerine geçmeyen bir yargı yetkisi ve fonksiyonuna sahip olduğu hususunu teyit etmektedir. Mahkemeye göre, her ne kadar bir kimsenin ciddi suçlara karışmış olması konusunda kuvvetli bir şüphenin mevcut olması dikkate alınması gereken bir unsur olmakla birlikte, bu husus tek başına yargılama öncesi tutuklama işleminin bu kadar uzun süreli olmasını haklı çıkaramaz.
Ceza soruşturmasının süresine ilişkin olarak, Mahkeme, davanın özellikle kompleks bir özellik arz etmediği ve davayla ilgili soruşturmanın zayıf kalitede olduğu ve bunun sonucunda yargılamanın geciktiği sonucuna ulaşmıştır. Mahkemenin bu sonuca ulaşmasında, soruşturmacıların haksız yere iddianamedeki suçlama sayısını artırmış olmaları önemli bir gerekçe olarak kullanılmıştır.
Mahkemenin cezai takibat süresinin tespitine ilişkin getirdiği tanımlama da dikkat çekicidir. Buna göre, cezai takibat süresi, bir kişinin bir suçtan dolayı otonom ve bağımsız manada "suçlandığı" gün başlamakta ve suçlama hakkında nihai kararın verildiği veya takibatın durdurulduğu gün sona ermektedir.
Mahkeme, yargılama süresinin makullüğünün tespitinde, davanın özel koşulları ile Mahkeme dava hukukunda belirlenen kriterlerin ve özellikle başvuru sahibi ile yetkili makamların eylemlerinin dikkate alınacağını bildirmektedir. Mahkeme, başvuru sahibinin ulusal yargı makamları önünde çok sayıda şikayette ve müracaatta bulunduğuna dikkat çekmekle birlikte, 6. Maddenin bir kişinin kendiyle ilgili ceza davasında adli makamlarla aktif bir şekilde iş birliğinde bulunmasını mecbur kılmadığını vurgulamaktadır.
Full & Egal Universal Law Academy