(AİHS m. 6, 10, 35, 41, 44) (3713 S. K. m. 8) (4454 S. K. m. 1)
Başvuru no: 48098/99
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
14 Haziran 2007
İşbu karar Sözleşme 'nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (48098/99) başvuru nolu davanın nedeni bu ülke vatandaşı olan Mehmet Selim Okçuoğlu'nun (başvuran) 4 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) İnsan Hakları ve Temel özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Hamburg Barosu avukatlarından Osman Aydın tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
A. DAVANIN UNSURLARI
Başvuran 1997 yılının Ocak ayında üyesi olduğu Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) isimli siyasi parti bülteninde "Yöneticilerimiz Hakkında Sürdürülen Dava Üzerine" isimli bir makale yayınlamıştır.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiştir.
Başvuran, yazdığı makalenin barışa ve kardeşliğe çağrı yaptığını belirterek aleyhinde yapılan suçlamaları DGM önünde reddetmiştir.
DGM, Devlet'in bölünmez bütünlüğünü hedef alan propaganda yaptığı, ırk ve bölge ayrımcılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiği gerekçesiyle 17 Eylül 1998 tarihinde, başvuranı bir yıl hapis ve 2.800.000.000 Türk Lirası ağır para cezasına mahkum etmiştir.
Başvuran temyiz talebinde bulunmuştur. Başvuran dava konusu makalenin, HADEP isimli siyasi partinin, 23 Haziran 1996 tarihinde yapılan olağanüstü kongresi sırasında meydana gelen olaylar nedeniyle bu parti yöneticileri aleyhinde açılan ceza davası ile ilgili düşüncelerine ilişkin olduğunu ifade etmiştir.
Yargıtay, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun gerekliliklerine uygun olduğu gerekçesiyle sözkonusu kararı 8 Şubat 1999 tarihinde onamıştır.
Başvuran, 22 Mart 1999 tarihinde başka bir ülkeye yerleşmek üzere Türkiye'yi terketmek durumunda kalmıştır.
3 Eylül 1999 tarihinde, erteleme süresince suçu tekrar etmemesi şartıyla başvurana verilen cezanın, 4454 sayılı Basın ve yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Yasa uyarınca üç yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiştir.
2002 yılında sözkonusu süre bitiminde DGM, ek bir kararla başvuranın suçu tekrar etmediğini tespit etmiş ve 17 Eylül 1998 tarihinde verilen mahkumiyet kararının tüm sonuçları ile birlikte yok sayılmasına karar vermiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, hakkında verilen mahkumiyet cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden dolayı şikayetçi olmakta ve AİHS'nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
Hükümet, başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığını ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmiştir.
Hükümet birinci husus ile ilgili olarak başvuranın, 4454 sayılı Kanundan yararlandığı andan itibaren mahkumiyet kararı nedeniyle zarara uğramış sayılmadığını ve dolayısıyla AİHM içtihadı uyarınca mağdur sıfatının bulunduğunu iddia etmesinin sözkonusu olmadığını belirtmektedir.
İkinci husus ile ilgili olarak ise Hükümet, mevcut davada başvuranın aleyhinde yapılan suçlamaları reddetmekle yetindiğini, davanın hiçbir safhasında ifade ve düşünce özgürlüğü hakkını dile getirmediğini belirtmektedir. Bununla ilgili olarak Hükümet, Ahmet Sadık-Yunanistan (15 Kasım 1996 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler) kararına atıfta bulunmakta ve AİHM'den iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle bu şikayeti reddetmesini talep etmektedir.
Başvuran bu itirazların dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.
AİHM, ulusal makamlar tarafından başvuranın lehine alınan bir karar veya uygulamanın başvuranın mağduriyetini ortadan kaldırması ancak, ulusal makamların AİHS'nin ihlal edildiğini açıkça veya esastan kabul etmesi ve bu ihlali düzeltmesi halinde gerçekleşir. (Öztürk-Türkiye (Büyük Daire), no: 22479/93). Oysa ki mevcut davada, 2002 yılında açıklanan karar, 4454 sayılı Kanun uyarınca tanınan üç yıllık erteleme süresi içerisinde başvuranın suçu tekrar etmediğini ortaya koymakla yetinmiştir.
AİHS'nin 10. maddesi uyarınca AİHM daha önce bu tür durumların, ilgililerin faaliyetlerini kısmen sınırlandırdığına ve kamuya açık bir tartışmada yeri olan açıkça eleştiri yapma yeteneklerini büyük ölçüde sınırlandırdığına kanaat getirmiştir (Bkz Hertel-İsviçre, 25 Ağustos 1998 tarihli karar, derleme, Erdoğdu-Türkiye, no: 25723/94, ve Çetin-Türkiye, no: 42779/98, 20 Aralık 2005 tarihli karar).
Sonuç olarak 2002 tarihinde alınan kararın, ifade özgürlüğünün engellenmesi nedeniyle başvuranın doğrudan zarar gördüğü cezai yargılamanın sonuçlarını önlemesi ya da telafi etmesi mümkün değildir.
Bu nedenle Hükümet tarafından başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığına ilişkin olarak dile getirilen itirazın reddedilmesi uygun olacaktır.
İkinci hususla ilgili olarak AİHM, başvuranın, ulusal mahkemeler önünde dava konusu makalesinin, siyasi bir partinin yöneticileri aleyhinde yürütülen cezai yargılama ile ilgili düşüncelerini yansıttığını, barış ve kardeşliğe çağrıda bulunduğunu belirttiğini kaydetmektedir.
Bu nedenle başvuranın hâlihazırda AİHM önünde dile getirdiği şikayetini, ulusal mahkemeler önünde de dile getirdiğine kanaat getirilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak itirazın bu kısmının da kabuledilmesi mümkün değildir.
AİHM, incelenen şikayetin AİHS'nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM ayrıca bu şikayetin başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi işe çelişmediğini tespit etmektedir.
Bu nedenle şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
AİHM sözkonusu müdahalenin yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç güttüğüne yönelik taraflar arasında bir ihtilafın bulunmadığını kaydetmektedir (Bkz., Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, 4 Haziran 2002 tarihli karar). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlaşmazlık, müdahalenin "demokratik bir toplum için gereklilik" oluşturup oluşturmadığı sorusuna dayanmaktadır
AİHM bu davadakine benzer soruların gündeme geldiği çok sayıda dava incelemiş ve bu davalarda AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz., özellikle, Ceylan-Türkiye (Büyük Daire), no:23556/94, Öztürk kararı, İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, 23 Eylül 2003, ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, 2 Ekim 2003).
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığında incelemiş ve Hükümet'in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına karar vermiştir. AIHM bilhassa dava konusu makalede kullanılan ifadelere ve yayınlandığı bağlama özel bir özen göstermektedir. Bu bakımdan AİHM, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorluklar gibi incelemesine sunulan olayı çevreleyen koşulları göz önünde bulundurmaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy, velncal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme).
Dava konusu makalede, HADEP'in olağanüstü kongresi sırasında meydana gelen olaylardan sonra bu parti yöneticileri aleyhinde ceza davası açılması gibi gündemde olan olaylarla dayanılarak Hükümet eleştirilmiştir.
AİHM, DGM'nin sözkonusu makalenin bölge ve ırk ayrımı gözetilerek halkı ayrımcılığa sevkedecek ifadeler içerdiğine kanaat getirdiğini tespit etmektedir.
AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan ve mevcut halleriyle başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlali haklı göstermek için yeterli olmayan mahkumiyet gerekçelerini incelemiştir (Bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) (Büyük Daire), no: 24762/94, 8 Temmuz 1999 tarihli karar). AIHM, dava konusu makalede yer alan bazı ifadelerin, Türk Devleti hakkında negatif bir tablo çizerek, metne düşmanlık uyandıran bir anlam yüklese de, bunların ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye ne de ayaklanmaya teşvik ettiği kanaatindedir ve AİHM'ye göre değerlendirmeye alınması gereken temel unsur budur (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:l) (Büyük Daire), no: 26682/95 ve Gerger-Türkiye, (Büyük Daire), no:24919/94, 8 Temmuz 1999).
Ayrıca başvuranın cezasının ertelenmesi, başvuranın faaliyetlerini kısmen sınırlamış ve kamuya açık bir tartışmada yeri olan açıkça bir eleştiri yapma yeteneğini büyük ölçüde sınırlandırmıştır (Bkz., Hertel kararı ve Erdoğdu kararı).
Sonuç olarak AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, bünyesinde askeri bir hakim bulunması sebebiyle "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran bu itibarla AİHS'nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, AİHM'den gecikmiş olması ya da başvuranın mağdur sıfatının bulunmaması nedeniyle başvurunun bu kısmının kabuledilemez ilan edilmesini talep etmektedir.
AİHM öncelikle şikayetin kabuledilebilir olduğu kanaatindedir. Bununla birlikte AİHS'nin 10. maddesi ile ilgili olarak ulaştığı ihlal tespiti dikkate alındığında mevcut başvuruda ortaya çıkan temel hukuki soruyu incelediğini düşünmektedir. (Bkz., örneğin, Aksoy (Eroğlu)-Türkiye, no: 59741/00, 31 Ekim 2006 tarihli karar). Dava olaylarının tamamı ve tarafların argümanları dikkate alındığında AİHM, AİHS'nin 6/1. maddesi bakımından başvuran tarafından dile getirilen şikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermektedir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvurana hitaben yazılmış olan 12 Temmuz 2005 tarihli bir yazıyla, AİHS'nin 41. maddesine göre yapılacak tüm adil tazmin taleplerinin, esas hakkında yazılı görüşlerde belirtilmesi gerektiğini öngören AİHM İç Tüzüğü'nün 60. maddesine dikkat çekilmesine rağmen başvuran tarafından herhangi bir adil tazmin talebinde bulunulmamıştır.
Yukarıda anılan yazıyla birlikte tespit edilen süre içinde herhangi bir cevap gelmediğinden dolayı AİHM, adil tazmin adı altında herhangi bir ödeme yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir (JVillekens-Belçika, no: 50859/99, 24 Nisan 2003 tarihli karar ve son olarak Palenik-Çek Cumhuriyeti, no: 64737/01, 21Haziran 2005 tarihli karar).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE;
1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 6/1. maddesine ilişkin olarak dile getirilen şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77/2 ve 77/3 maddesi gereğince 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy