(AİHS m. 6, 34, 35, 37, 41, 44) (2709 S. K. m. 143) (765 S. K. m. 146) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (ÇIRAKLAR - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No: 50102/99
Bu dava, Erzurum Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6§1 maddesinin ihlaliyle ilgilidir.
Başvuru sahibi Zeynep Işık 1977 doğumlu olup halen cezaevinde bulunmaktadır. 16 Ağustos 1995 günü İzmir'de tutuklanmıştır. 14 Ekim 1997 tarihinde Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından hapis cezasına mahkum edilmiştir. Bunun üzerine Zeynep Işık, Erzurum Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı gerekçesiyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
Mahkeme yapmış olduğu değerlendirmeler sonucunda oybirliğiyle,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
2. Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığının olmaması nedeniyle Sözleşmenin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini,
3. Sözleşmenin 6. maddesiyle ilgili diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına,
4. ihlalin saptanmış olmasının tek başına başvuru sahibinin uğradığı manevi zararın hakkaniyete uygun tazmini için yeterli olduğuna,
5.
a) Sözleşmenin 44/2 maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı Devletin başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak masraf ve harcamalar için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine,
b) 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faiz, %3 oranında artırılarak uygulanmasına,
6. Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat isteminin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1- İncal v. Türkiye, 9 Haziran 1998
2- Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998
3- Sadak ve Diğerleri v. Türkiye, 17 Temmuz 2001
4- Hazar ve Diğerleri v. Türkiye, 10 Ocak 2002
5- Bayram ve Yıldırım v. Türkiye, 29 Ocak 2002
6- John Murray v. İngiltere, 8 Şubat 1986
7- Sakık ve Diğerleri v. Türkiye, no 23878-29883/94, 25 Mayıs 1995
8- Dikme v. Türkiye, 11 Temmuz 2000, no 20869/92
9- Nikolova v. Bulgaristan, no 31195/96
PROSEDÜR
1 - 2. Bu davanın kaynağında Türk vatandaşı olan Zeynep Işık'ın Türkiye Cumhuriyetine karşı yaptığı 50102/99 numaralı başvuru bulunmaktadır.
Başvuru sahibi, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin 34. Maddesi uyarınca 6 Temmuz 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
3. Başvuru sahibi, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı ve Yargıtay başsavcısının görüşünün kendisine tebliğ edilmediği gerekçesiyle Sözleşmenin 671 ve 3 maddelerinin ihlalinden mağdur olduğunu ileri sürmektedir.
OLAYLAR
I. DAVAYA YOL AÇAN OLAYLAR
11 - 12. Başvuru sahibi Zeynep Işık, 1977 doğumlu olup halen hapishanede tutukludur. Başvuru sahibi, 1993-1994 yıllarında yasadışı TKP/ML-TİKKO örgütünde faaliyet gösterdikten sonra 16 Ağustos 1995 tarihinde polise teslim olmuş, İzmir Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şubesi tarafından gözaltına alınmıştır.
13. Başvuru sahibinin 18 Ağustos 1995 günü İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı tarafından ifadesine başvurulmuş daha sonra nöbetçi hakim tarafından geçici olarak tutuklanmasına karar verilmiştir.
14. Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, biri asker kökenli olmak üzere 3 yargıçtan oluşan bu mahkeme önünde, başvuru sahibi hakkında iddianame hazırlamıştır. Savcı, başvuru sahibine anayasal düzeni güç kullanarak değiştirmeye kalkışmak suçlamasını yönelterek, Türk Ceza Kanununun 146 ve terörle mücadeleye ilişkin 3713 sayılı kanunun 5. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.
15. Başvuru sahibi 1 Temmuz 1996 tarihinde Mahkeme tarafından sorgulanmış ve serbest bırakılmıştır.
16. Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesinin ilga edilmesinden sonra başvuru sahibinin dosyası 2 Temmuz 1997 tarihinde Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderilmiştir.
17.14 Ekim 1997 tarihli kararıyla Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuru sahibini kendisine isnat edilen suçlardan suçlu bulmuş ve başvuru sahibini 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, başvuru sahibinin 3419 sayılı pişmanlık yasasıyla öngörülen ceza indiriminden yararlanmak için gereken şartlan yerine getirmediğini belirtmiştir.
18. 14 Ekim 1997 tarihinde başvuru sahibi bu karara karşı temyiz talebinde bulunmuştur.
19. Başsavcı Yargıtaya yapılan temyiz talebi üzerine görüş bildirmiştir. Bu görüş başvuru sahibine tebliğ edilmemiştir.
20. 2 Şubat 1999 tarihinde Yargıtay 14 Ekim 1997 tarihli kararı onamıştır.
II - İÇ HUKUKTAKİ DURUM
21. 18 Haziran 1999 tarihli reformdan önce Anayasanın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşumuyla ilgili 143. maddesi şu biçimdeydi: (...)
22. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin 18 Haziran 1999 tarih ve 4388 sayılı kanun, Anayasanın 143. maddesini aşağıdaki biçimde değiştirmiştir: (...)
HUKUKİ BOYUT
I - SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
23. Başvuru sahibi, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin, içinde l askeri yargıcın bulunması nedeniyle tarafsız bir prosedürü garanti edecek biçimde "tarafsız ve bağımsız" bir mahkeme olarak değerlen-dirilemeyeceği görüşündedir. Ayrıca Yargıtay önündeki prosedürde başsavcının görüşünün kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle cevap veremediğinden dolayı savunma hakkının zedelendiğini ileri sürmektedir. Bu noktada, başvuru sahibi, Sözleşmenin aşağıda metni verilen 6§1 ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini belirtmektedir:
"1- Herkes, (...) kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından (...), adil bir biçimde ve kamuya açık olarak (...) davasının (...)görülmesini isteme hakkına sahiptir
3- Suçlanan her kişi özellikle (...)
b) savunmasını hazırlaması için gerekli zaman ve kolaylıklara sahiptir (...)"
A. Kabul edilebilirliğe ilişkin olarak
24. Türk Hükümeti, Mahkemeyi Sözleşmenin 35. maddesinde öngörülen 6 aylık süreye uyulmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Türk Hükümeti, Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şikayete ilişkin nihai kararın aynı mahkeme tarafından alındığını belirtmektedir. Bu noktada Türk Hükümeti bu şikayete ilişkin olarak Yargılayın karar veremeyeceğini, zira o dönemde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşumlarının iç hukuktan kaynaklandığını belirtmektedir. Bunun sonucu olarak Türk Hükümetine göre, başvuru sahibi iç hukuktaki başvuru yollarının etkin olmadığını fark ettiği andan itibaren 6 ay içinde, bir başka deyişle 14 Ekim 1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını verdikten sonra 6 ay içinde başvurması gerekirdi. Oysa başvuru 6 Temmuz 1999 tarihinde yapılmıştır. Türk Hükümeti bu savına destek olarak Mahkemenin içtihadına gönderme yapmaktadır (bkz, 10 Ocak 2002 tarihli Hazar ve diğerleri v. Türkiye kararı, 29 Ocak 2002 tarihli Bayram ve Yıldırım v. Türkiye kararı).
25. Başvuru sahibi bu konuda bir şey söylememektedir.
26. Mahkeme bu konudaki yerleşmiş içtihadını hatırlatır. Bu içtihada göre, başvuru sahibine karşı başlatılan cezai prosedürün, Sözleşmenin 6. maddesine uygunluğu üzerine karar verilebilmesi için bu cezai prosedürün tamamının göz önünde bulundurulması gerekir (bkz özellikle, 8 Şubat 1996 tarihli John Murray v. Birleşik Krallık kararı, Recueil 1996-1, ss. 54-55, §63). Mahkeme, Türk Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin içtihadı uyarınca (bu konudaki bir çok karardan bkz, 25 Mayıs 1995 tarihli Sakık ve diğerleri v. Türkiye kararı, no 23878-29883/94, DR, 81, s. 86) Sözleşmenin 6§1 maddesi çerçevesinde, mağdurun durumunun mahkumiyet kararının kesinleşmesinden itibaren değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizer. Bu da Yargılayın kararıyla olmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme mahkumiyet kararını esastan bozma ve davayı tekrar incelemesi için Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne geri gönderme yetkisinin Yargıtaya ait olduğunu sonucuna varır.
Bu noktadan hareketle Mahkeme Türk Hükümetinin ön itirazını reddeder.
27. Mahkeme, içtihadından çıkan kriterler ışığında (bkz, özellikle 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar v. Türkiye kararı, Recueil 1998-VII) ve sahip olduğu unsurları hesaba katarak, başvurunun esastan incelenmesi gerektiği görüşündedir. Ayrıca bu başvurunun başka hiçbir kabul edilemezlik itirazına konu olamayacağını saptar.
B. Esasa ilişkin olarak
1- Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
28. Türk Hükümeti ilk olarak tüm mahkemelerin tarafsızlığının ve bağımsızlığının Anayasanın 138 ve izleyen maddeleri tarafından garanti altına alındığını ileri sürmektedir.
29. Türk Hükümeti ayrıca Devlet Güvenlik Mahkemelerinde askeri yargıcın bulunmasının tek başına Sözleşmenin 6§1. maddesini ihlal etmediğini belirtmektedir. Bu savına destek olarak Türk Hükümeti, Mahkemenin içtihadına gönderme yapmaktadır (bu konudaki bir çok karardan bkz, Engel ve diğerleri v. Hollanda, Belilos v. İsviçre ve Campbell ve Fell v. Birleşik Krallık).
30. Ayrıca Türk hükümeti, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşlarına ilişkin 18 Haziran 1999 tarih ve 4338 sayılı kanunla Anayasanın 143. maddesinin değiştirildiğim ileri sürmektedir. Türk Hükümeti, özellikle bu değişiklik sonucu 4390 sayılı yasa uyarınca askeri savcı ve yargıçların görevlerinin 22 Haziran 1999 tarihi itibarıyla sona erdiğini beyan etmektedir. Sonuç olarak, Türk Hükümeti başvuru sahibinin, Sözleşmenin 6§1. maddesinin ihlaliyle ilgili şikayetinin hukuki bir yaran kalmadığını belirtmektedir.
31. Yukarıdaki gerekçelerden dolayı Türk Hükümeti, Mahkemeyi Sözleşmenin 37. maddesi uyarınca, başvurunun mahkeme kaydından düşmesi yönünde karar vermeye davet etmektedir.
32. Başvuru sahibi Türk Hükümetinin bu tezlerine itiraz etmektedir. Başvuru sahibi kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin, Sözleşmenin 6/1. maddesi anlamında "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olarak nitelenemeyeceğini ileri sürmektedir. Başvuru sahibi, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin statüleriyle ilgili yasal ve anayasal değişikliklerin kendi durumuyla ilgili olarak bir sonuç doğurmadığını, zira davasını gören ve kendisini 14 Ekim 1997 tarihinde mahkum eden Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin o dönemde biri askeri yargıç olmak üzere 3 yargıçtan oluştuğunu belirtmektedir.
33. Mahkeme, 9 Haziran 1998 tarihli İncal v. Türkiye (Recueil 1998-IV, § 72) ve yukarıda geçen Çıraklar v. Türkiye kararlarında bu davadakine benzer şikayetleri incelediğini hatırlatır. Bu vesilelerle Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinde yer alan askeri yargıçların statülerinin bazı özelliklerinin, bunların bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını şüpheli kıldığım not etmiştir (bkz, yukarıda geçen İncal kararı, s. 1571, § 68). Mahkeme bu kararlarda, bu yargıçların yürütme erkine bağlı orduya mensup kişiler olmaya devam ettiklerine, bu yargıçların askeri disipline tabi olmaya devam ettiklerine, bunların seçimlerinin ve atanmalarının büyük ölçüde idarenin ve ordunun müdahalesini gerektirdiğine ve nihayet bunların Devlet Güvenlik Mahkemesindeki görevlerinin 4 yıl ve yenilenebilir olduğuna parmak basmıştır.
34. Mahkeme, Türk Hükümeti tarafından Türk hukukunun Sözleşme şartlarına cevap verecek biçimde değiştirildiği yönünde verilen bilgileri not eder. Mahkeme bununla birlikte, görevinin davaya özgü olayların değerlendirilmesiyle sınırlı olduğunu belirtir; dolayısıyla Mahkeme belirli bir dönemden beri ortaya çıkan gelişmeler gerekçesiyle bir davacı için davanın artık bir hukuksal yarar arz etmediği yönünde bir sonuca varması için davet edilemez (bkz, 17 Temmuz 2001 tarihli Sadak ve Diğerleri v. Türkiye kararı, CEDH 2001-VIII, § 38).
35. Öte yandan Mahkeme, davacı gibi ikisi de sivil olan İncal ve Çıraklarla ilgili vardığı sonuçtan sapması için hiçbir neden bulamamaktadır. Bu davada, Türk Ceza Kanununun 146. maddesinde öngörülen ve cezalandırılan anayasal düzeni güç kullanarak değiştirmeye çalışma suçuyla Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde suçlanan davacının, aralarında askeri yargıya mensup bir yargıcın da bulunduğu yargıçlar önünde yargılanmaktan korkması anlaşılabilir. Bu nedenle, savunmuş olduğu düşüncenin tabiatına yabancı mülahazalarla Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin haksız olarak yönlendirilmiş olabileceğinden davacı gayet tabi olarak korkabilir. Bir başka deyişle, bu yargı organının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili başvuru sahibinin kaygılan objektif olarak haklı görülebilir (bkz, yukarıda geçen İncal kararı, s. 1573, § 72 in fine).
36. Dolayısıyla Mahkeme, başvuru sahibini yargıladığı ve mahkum ettiği dönemde Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin Sözleşmenin 6§1. Maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız olmadığı sonucuna varmıştır.
2- Yargıtay Başsavcısının görüşünün başvuru sahibine tebliğ edilmemesi
37. Başvuru sahibi Yargıtay Başsavcısının görüşüne cevap veremediğini zira bu görüşün kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir. Bu noktada başvuru sahibi savunma hakkına bir kısıtlama söz konusunu olduğu görüşündedir ve Sözleşmenin 6§ 3 b) maddesini ileri sürmektedir.
38. Mahkeme daha önceki benzer davalarda, bağımsızlığı ve tarafsızlığı olmayan mahkemelerin, yargı yetkisine tabi kişilere ilke olarak adil yargılanmayı garanti edemeyeceği yönünde karar verdiğini hatırlatır.
39. Başvuru sahibinin davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmediği yönündeki ihlalin saptanmasını göz önüne alarak, Mahkeme bu şikayetin incelenmesine gerek olmadığı görüşündedir (bu konudaki bir çok karardan bkz, yukarıda geçen Çıraklar kararı, s. 14, §§44-45).
II - SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
40. Sözleşmenin 41. maddesine göre
"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder"
A. Manevi zarar
41. Başvuru sahibi, mahkumiyeti, kocasından ve çocuğundan ayrı olarak hapishanede geçirdiği yıllar nedeniyle manevi zarara uğradığını iddia etmektedir. Bu zarar için 150.000 Euro'luk tazminat talep etmektedir.
42 Türk Hükümeti başvuru sahibi tarafından talep edilen bu tutara itiraz etmekte ve bu miktarı aşın ve mesnetsiz bulmaktadır. Ayrıca Mahkeme ihlal yönünde karar verirse bu karar hakkaniyete uygun bir tatmin oluşturacaktır.
43. Mahkeme, davanın şartlan göz önüne alındığında, ihlalin saptanmış olmasının tek başına davacının uğradığı manevi zararın hakkaniyete uygun tazmini için yeterli olacağı görüşündedir (bkz, yukarıda geçen Çıraklar kararı, §49)
B. Masraf ve harcamalar
44. Başvuru sahibi önce ulusal makamlar önünde, sonra da Mahkeme önündeki temsil masrafları için 26.168 Euro talep etmektedir. Bu miktar şu biçimde taksim edilmiştir: 25.000 Euro avukat masrafları için, 1.168 Euro seyahat, çeviri, telefon ve kırtasiye masrafları için. Ancak bunlar için başvuru sahibi belge sunmamıştır.
45. Türk Hükümeti başvuru sahibinin tazminat olarak istediği tutar için gerekli belgeleri sunmadığını; masraf ve harcamalar için de Türkiye'de yürürlükte olan sistemin uygulanmasının yerinde olacağını belirtmektedir. Bu sistem, davanın türüne göre minimum ve maksimum tarifeler içermekte ve Strasburg kurumlarının önüne giden davalar için özel bir tarife öngörmektedir.
46. Mahkeme, Sözleşmenin 41. Maddesi çerçevesinde, yalnızca gerçekten ve mecburen yapılan ve makul bir tutardaki masrafların ödenebileceğini hatırlatır (bu konudaki bir çok karardan bkz, Nikolova v. Bulgaristan, (GC), no, 3195/96, §79,1999-11). Bu noktada Mahkeme, başvuru sahibinin yaptığı masraf ve harcamalarla ilgili olarak hiçbir belge sunmadığını gözlemler. Bu şartlarda Mahkeme, söz konusu talebi yerine getiremez (bkz, 11 Temmuz 2000 tarihli Dikme v. Türkiye kararı, no 20869/92, §126, 2000-VIII).
Bununla birlikte bu davadaki masraflarla ilgili olarak Mahkeme başvuru sahibinin Mahkeme önündeki prosedürde yeterince masraf ve harcama yaptığı görüşündedir. Mahkeme hakkaniyete uygun olarak başvuru sahibine masraf ve harcamalar için 2.000 Euro verilmesine karar vermiştir. Bu tutardan Avrupa Konseyi tarafından başvuru sahibine adli yardım olarak verilen 630 Euro çıkarılacaktır.
C. Gecikme faizi
47 - Mahkeme, gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin %3 oranında artırılarak uygulanması üzerine oturtulmasının uygun olacağına hükmeder.
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
2. Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığının olmaması nedeniyle Sözleşmenin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine,
3. Sözleşmenin 6. maddesiyle ilgili diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına,
4. İhlalin saptanmış olmasının tek başına başvuru sahibinin uğradığı manevi zararın hakkaniyete uygun tazmini için yeterli olduğuna,
5.
a) Sözleşmenin 44/2 maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı Devlet'in başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak masraf ve harcamalar için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine,
b) 3 aylık sürenin bitiminden itibaren bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süte için, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faiz, %3 oranında artırılarak uygulanmasına,
6. Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat isteminin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy