(AİHS m. 6, 34, 44)
ÜÇÜNCÜ DAİRE
(Başvuru no: 56016/00)
KARAR
STRAZBURG
3 Mayıs 2007
Bu karar, AIHS 'nin 44 § 2 Maddesi 'nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
USULI İŞLEMLER
Davanın nedeni, Türk vatandaşları olan Burak Seçkin, Hakan Kocaoğlu ve Uğur Erdoğan'ın ("başvuranlar"), İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvurudur (başvuru no:56016/00).
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuranlar, sırasıyla 7 Aralık 1981, 26 Ekim 1979 ve 6 Mayıs 1979 doğumlu olup Samsun'da ikamet etmektedir.
Dava olayları, taraflarca sunulduğu ve sundukları belgelerden anlaşıldığı şekliyle şöyledir:
Başvuranlar, 15 Kasım 1996 tarihinde, yasadışı bir örgüt olan DHKP/C'nin eylemlerine yönelik bir araştırma sırasında yakalanmış ve Samsun polis karakolunda gözaltına alınmıştır. Birinci ve üçüncü başvuran, 16 Kasım 1996 tarihinde serbest bırakılmıştır.
İkinci başvuran Hakan Kocaoğlu, 18 Kasım 1996 tarihinde Samsun Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkmış, yasadışı bir örgüt üyesi olduğunu ve böyle bir örgütün herhangi bir eylemini gerçekleştirdiğini inkar etmiştir. Başvuran, birinci başvuran ile başka bir kişi duvarlara sloganları yazarken sadece onlara baktığını ifade etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, ikinci başvuranın serbest bırakılması emrini vermiştir.
Başvuranlar, 18 Kasım 1996 tarihinde tıbbi muayeneden geçmiştir. Samsun Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan tıbbi raporlara göre, başvuranların vücutlarında herhangi bir kötü muamele izine rastlanmamıştır.
9 Aralık 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, aynı mahkemeye başvuranları yasadışı bir örgüt olan DHKP/C'ye yardım ve yataklık etmekle suçlayan bir ithamname vermiştir.
Cumhuriyet Savcısı, birinci başvuranın, Mart 1996'da DHKP/C sloganları bir ilkokulun ve evlerin duvarlarına yazılırken bu olayı izlediğini iddia etmiştir. İkinci başvuran, "insanların örgüte katılmaları amacıyla DHKP/C propagandası" yapmakla suçlanmıştır. İkinci başvuran, ayrıca, 1996 yılının Mart ve Mayıs aylarında bir ilkokulun, bir apartman binasının ve bir doğumevinin duvarlarına sloganlar yazılırken bu olayı izlemekle suçlanmıştır. Üçüncü başvuran ise, 9 Ekim 1995 tarihinde, bir lisede DHKP/C broşürlerini dağıtmakla ve 20 Aralık 1995 tarihinde ise DHKP/C sloganlarını yazmakla suçlanmıştır.
Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu'nun 169. Maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 5. Maddesi uyarınca başvuranların hüküm giyip ceza almalarını istemiştir. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, mahkemeden birinci ve üçüncü başvuran hakkında hüküm verirken Türk Ceza Kanunu'nun 55 § 3 Maddesi'ni gözönünde bulundurmasını talep etmiştir. Ceza Kanunu'nun 55 § 3 Maddesi, 15 ila 18 yaşları arasındaki kişiler için cezaların üçte birinin düşürülmesini öngörmektedir.
23 Aralık 1996'de, biri askeri yargıç olmak üzere üç yargıçtan oluşan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Birinci Dairesi (buradan itibaren "ilk derece mahkemesi"), başvuranların ve diğer on iki suçlunun duruşmasını birlikte başlatmıştır.
10 Temmuz 1997'de, ilk derece mahkemesi, ikinci başvuranı Ceza Kanunu'nun 168 § 2 Maddesi uyarınca yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlu bulmuş ve sekiz yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır. Kalan iki başvuran, Ceza Kanunu'nun 169. Maddesi'ne aykırı bir suç olan yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmekten suçlu bulunmuştur. Birinci başvuran, iki yıl altı ay, üçüncü başvuran ise üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırılmıştır. İlk derece mahkemesi, birinci ve ikinci başvuran hakkında hüküm verirken, Ceza Kanunu'nun 55 § 3 Maddesi'ni dikkate alarak hapis cezalarının süresini düşürmüştür.
Duruşmanın ayrıntılı kayıtlarından ve mahkemenin yukarıda bahsedilen kararından, başvuranların cezai takibat sırasında bir avukat tarafından temsil edilmedikleri anlaşılmaktadır.
Başvuranlar, bu kez bir avukatın yardımıyla, mahkumiyetlerine itiraz etmişlerdir. Birinci başvuran, suçun işlendiği sırada 15 yaşından küçük olduğunu ve ilk derece mahkemesinin 15 yaşın altındaki kişilerin "doğruyla yanlışı ayırt edememeleri" (doli capax) durumunda bu kişilere ceza verilemeyeceğini öngören Ceza Kanunu'nun 54. Maddesi'ni gözönünde bulundurmadığını ileri sürmüştür. Bu nedenle, ilk derece mahkemesinin başvuranın "doğruyla yanlışı ayırt edip edemediğini" araştırmış olması gerekiyordu.
İkinci başvuran, ilk derece mahkemesinin, kendisinin DHKP/C üyesi olduğu sonucuna varırken suç ortaklarından biri olan Ulaş Şahintürk'ün ifadelerini esas aldığını ileri sürmüştür. Ancak, Ulaş Şahintürk "muhbir olduğu varsayımıyla örgüt tarafından" cezaevinde öldürüldüğü için, ifadelerinin doğruluğunun tespiti mümkün olamamıştır.
Üçüncü başvuran, suç işlendiği sırada 18 yaşının altında olmasına ve Ceza Kanunu'nun 55 § 3 Maddesi uyarınca cezasının üçte birinin düşürülmesinden yararlanabilecek olmasına rağmen, ilk derece mahkemesinin hapis cezasının süresini düşürmediğini iddia etmiştir.
Yargıtay, 2 Temmuz 1998'de, ilk derece mahkemesinin başvuranlar ve diğer suç ortakları hakkında vermiş olduğu kararı bozmuştur. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, birinci ve üçüncü başvuranın suç işlendiği zamanki yaşlarını gözönünde bulundurmadığına karar vermiştir. Yargıtay, ayrıca, ilk derece mahkemesinin ikinci başvuranla ilgili olarak suçu yanlış yorumladığı görüşündedir.
Davanın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne tekrar gönderilmesinin ardından, başvuranlar aleyhindeki cezai takibat 31 Temmuz 1998 tarihinde yeniden başlatılmıştır. Bu cezai takibat sırasında, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Samsun hastanesinden suç işlendiği sırada birinci başvuranın "doğruyla yanlışı ayırt edebilme" yetisine sahip olup olmadığını belirlemesini istemiştir.
8 Aralık 1998'de, Samsun psikiyatri hastanesi tarafından hazırlanan tıbbi rapor ilk derece mahkemesine sunulmuştur. Bu rapora göre, suçun işlendiği sırada birinci başvuran doğruyla yanlışı ayırt edebilecek yetiye sahipti. Başvuranın avukatı, tıp biliminin bir kişinin dört yıl önceki ruh halini tespit etmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek bu rapora itiraz etmiştir.
Başvuranlar, ilk derece mahkemesine yazılı savunma dilekçelerini sunmuşlardır. Birinci başvuran, iddia edilen suçun işlendiği sırada on iki yaşında olduğunu ve iddia edilen suçun işlenmesinden dört yıl sonra kendisini muayene eden Samsun Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin tıbbi raporunun bilimsel olarak ikna edici olmadığını ileri sürmüştür. Polis huzurunda vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını iddia etmiştir.
İkinci başvuran, gözaltındayken vermiş olduğu ifade dışında mahkum edilmesini gerektirecek başka hiçbir kanıt bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuranların örgütten ayrıldıklarını dile getiren müteveffa Ulaş Şahintürk'ün ifadesine dayanmıştır. Polis huzurunda vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını iddia etmiştir.
Üçüncü başvuran, aleyhinde yapılan suçlamaları inkar etmiştir. Suç ortaklarının kendisinden yasadışı örgütün üyesi olmasını istediklerini anlar anlamaz onlarla görüşmeyi bıraktığını ifade etmiştir. Üçüncü başvuran, ayrıca, sorumlu tutulduğu suçları işlemediğini iddia etmiş ve polis huzurunda vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını ileri sürmüştür.
22 Aralık 1998'de, ilk derece mahkemesi, Ceza Kanunu'nun 169. Maddesi uyarınca, yasadışı bir örgüte üye olma suçundan başvuranlara hüküm giydirmiştir. İlk derece mahkemesi, başvuranların suçun işlendiği zamanki yaşlarını gözönünde bulundurarak, ikinci ve üçüncü başvuranları iki yıl altı ay, birinci başvuranı ise bir yıl on ay on beş gün hapis cezasına çarptırmıştır. İlk derece mahkemesi yargıçlar kurulundaki üç yargıçtan biri askeri yargıçtır.
Başvuranlar, karara itiraz etmiştir. Başvuranlar, itiraz dilekçelerinde, AİHS'nin 6. Maddesi'nde teminat altına alınan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Gözaltındayken polis tarafından alınan ifadelerinin baskı ve işkence altından alındığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, iddia edilen suç işlendiği sırada, birinci başvuranın on iki, ikinci ve üçüncü başvuranın ise on beş yaşında olduğunu belirtmişlerdir.
Yargıtay, 29 Haziran 1999 tarihinde yapılan duruşmanın ardından, başvuranların itirazını reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onaylamıştır. Yargıtay'ın, 7 Temmuz 1999'da, başvuranların yasal temsilcileri olmadan bildirdiği kararı, 23 Temmuz 1999'da Devlet Güvenlik Mahkemesi kayıt bürosuna geri gönderilmiştir.
Başvuranlar, 19 Temmuz 1999'da, Yargıtay kararının düzeltilmesi talebinde bulunmuşlardır. Başvuranlar, 4390 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinin ardından, yargıçlar kurulunda askeri bir hakimin bulunmadığı bir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yeniden yargılanmaları gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
27 Eylül 1999'da, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranların düzeltme isteğini reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHS'NİN ALTINCI MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHS'nin 6. Maddesi'ne göre, yargıçlar kurulunda askeri bir hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmayan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanıp hüküm giymelerinden şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca, gözaltındayken yasal yardım alma haklarından yoksun bırakıldıklarından şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, son olarak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin yaşlarını dikkate almadığını, bu nedenle de, çocuk mahkemelerinde izlenen usulleri uygulamadığını iddia etmişlerdir. Bunun için, AİHS'nin 6. Maddesi'ni ileri sürmüşlerdir.
A. Kabuledilebilirlik
AİHM, AİHSnin 35 § 3 Maddesi uyarınca, bu şikayetlerin asılsız olmadığını belirtmektedir. AIHM, ayrıca, bu şikayetlerin kabuledilmez olması için hiçbir gerekçe bulunmadığını ifade etmektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir oldukları yönünde karar verilmelidir.
B. Esaslar
1. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Devlet'in ve demokratik düzenin bütünlüğünü bozmak için işlenmiş suçlar ile doğrudan Devlet'in dahili ve harici güvenliğiyle ilgili suçlarla ilgilenmek üzere kurulduklarını ifade etmiştir.
Hükümet, 4338 sayılı Kanun'un 18 Haziran 1999 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından, askeri yargıçlar yerine sivil yargıçların getirildiğini belirtmiştir. Ayrıca, 5170 sayılı Kanun'un 22 Mayıs 2004 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin tamamı kaldırılmıştır.
AİHM, daha önce benzer davalar incelemiş ve bir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin yargıçlar kurulunda askeri bir hakim bulunması sebebiyle, AİHS'nin 6. Maddesi'nin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bkz, özellikle, Incal / Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV, § 61-73; ayrıca bkz, Akgül/ Türkiye, no. 65897/01, § 25, 16 Ocak 2007).
AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe görmemektedir. Bir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık ettikleri için kovuşturulan başvuranların, bir subay ve askeriyenin bir üyesinin de içinde bulunduğu bir yargıçlar kurulu tarafından yargılanma konusunda tedirgin olmaları anlaşılır bir durumdur. Bu nedenle, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin davanın niteliğiyle hiçbir alakası olmayan düşüncelerden haksız yere etkilenebileceğinden korkmaları normaldir. Başka bir deyişle, başvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin korkulan objektif olarak savunulabilir.
AİHM, yukarıdaki unsurları dikkate alarak, AİHS'nin 6 § 1 Maddesi'nin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
2. Başvuranların kovuşturmanın hakkaniyetine ilişkin diğer şikayetleri
AİHM, başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki saptamasını gözönünde bulundurarak, başvuranların AİHS'nin 6. Maddesi uyarınca yapmış oldukları şikayetlerinin kalan kısmını incelemenin gereksiz olduğu görüşündedir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI
AİHS'nin 41. Maddesi:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
Başvuranlar, adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Buna göre, AİHM, başvuranlara bu bağlamda tazminat ödenmesi konusunda herhangi bir çağrı bulunmadığı görüşündedir.
AİHM, her koşulda, AİHS'nin 6. Maddesi'nin ihlalinin saptanmasının, başvuranların bu bakımdan görmüş oldukları manevi zarar için tek başına yeterli tazminat oluşturduğu görüşündedir (bkz, Incal, yukarıda kaydedilen, § 82).
AİHM, ayrıca, sözkonusu davada olduğu gibi, bir kişinin, AİHS'nin bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından hüküm giydiği bir durumda, istendiği takdirde yeniden yargılanmasının veya davanın yeniden açılmasının, esas itibariyle ihlalin düzeltilmesi için uygun bir yol olduğu görüşündedir (bkz, Öcalan / Türkiye, no. 46221/99 (GC), § 210, son kısmında, ECHR 2005-IV).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvuranları suçlu bulan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi yargıçlar kurlunda askeri bir hakimin bulunması nedeniyle, AİHS'nin 6 § 1 Maddesi'nin ihlal edildiğine;
3. Geri kalan şikayetleri AİHS'nin 6. Maddesi uyarınca ayrıca incelemeye gerek olmadığına;
4. Bir ihlalin saptanmasının, başvuranların görmüş olduğu manevi zarar için tek başına adil tazmin oluşturduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 3 Mayıs 2007 tarihinde, İçtüzüğün 77. Maddesi'nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy