(Başvuru No: 56007/00)
21 ARALIK 2004
Başvuru sahibi Rıza Vural, yasadışı PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak şüphesi ile yakalanmış ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanarak hapis cezasına mahkum edilmiştir. Başvuru sahibi bunun üzerine bünyesinde askeri bir hakim bulunduran bir mahkemede yargılanmasının Sözleşme'nin 6. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER KARARLAR
1. Özel v. Türkiye, no 42739/98.
2. Gençel v. Türkiye, no 53431/99.
3. Deweer v. Belçika, 27 Şubat 1980.
4. Papachelas v. Yunanistan, no 31423/96.
5. Haralambidis ve Diğerleri v. Yunanistan, no 36706/97.
6. Seher Karataş v. Türkiye, no 33179/96.
7. X. v. Fransa, 31 Mart 1992.
8. Çakar v. Türkiye, no. 4274/98.
9. Worm v. Avusturya, 29 Ağustos 1997.
10. Karatepe v. Türkiye, no 43924/98.
11. Paulescu v. Romanya, no 34644/97.
12. Chalkley v. Birleşik Krallık, no 63831/01.
13. Z. Y. v. Türkiye, no 27532/95.
14. Kalan v.Türkiye, başvuru no. 73561/01.
15. Özdemir v. Türkiye, no 59659/00.
16. Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998.
17. İncal v. Türkiye, 9 Haziran 1998.
18. Findlay v. Birleşik Krallık, 25 Şubat 1997.
PROSEDÜR
1. Davanın temelinde, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yöneltilmiş olan bir başvuru mevcuttur (56007/00 sayılı). Türk vatandaşı olan Rıza Vural (başvuru sahibi), Temel Özgürlükler ve İnsan Haklarının Korunması Sözleşmenin 34. maddesine dayanarak, 19 Kasım 1999 tarihinde, dava açmıştır.
2. Başvuru sahibi 17 Aralık 2002 tarihinde vefat etmiştir. Başvuru sahibinin çocukları Z. Bingöl, H. Vural, S. Çelik, A.R. Vural, M.H. Vural, H. Bingöl, C.A. Vural ve Ş. Çelik, 9 Ocak 2003 tarihli bir mektupla mirasçı sıfatıyla, davayı sürdürmek istediklerin bildirmişlerdir.
3. Kolaylık sağlanması açısından, mevcut kararda, başvuru sahibinin adı bugün bu sıfatı çocuklarına bırakmış olmasına rağmen Rıza Vural olarak geçecektir.
4. Başvuru sahibi, Almanya'da avukatlık yapan C.A. Vural tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") Mahkeme önündeki işlemler için bir görevli tayin etmemiştir.
5. 3 Nisan 2003 tarihinde Mahkeme başvurunun kısmen kabul edilemez olduğunu açıklamıştır ve başvurunun kalan kısmını Hükümete iletmeye karar vermiştir. Sözleşmenin 29§ 3. hükmüne dayanarak başvurunun kabul edilebilirliği ve davanın esastan incelenmesi yönünde karar vermiştir.
6. 1 Kasım 2004 tarihinde Mahkeme, Dairelerinin oluşumunda değişiklikler yapmıştır (Tüzüğün 25§ 1. maddesi) Mevcut başvuru, ikinci Daireye sevk edilmiştir (52§ 1. madde).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
7. 14 Ağustos 1995 tarihinde, başvuru sahibi Varto yakınlarında, PKK'ya yardım ve yataklık yapmak şüphesi ile yakalanarak jandarmalar tarafından gözaltına alınmıştır.
8. 15 Ağustos 1995 tarihinde, başvuru sahibi, bu örgüte bir doktor ve iki hemşire götürme konusunda yardım ve desteğinin olduğu ifadesinde bulunmuştur.
9. 31 Ağustos 1995 tarihinde Varto Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenen başvuru sahibi, gözaltı süresince verdiği ifadeleri yalanlamış ve kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir.
10. Aynı gün içerisinde, başvuru sahibinin yargılanmak üzere tutukluluğuna karar veren, Varto Ağır Ceza Mahkemesi Yargıcı tarafından dinlenmiştir. Varto Cumhuriyet Savcısı önünde verdiği ifadeyi yineleyerek, gözaltı süresinde baskı altında tutulduğunu savunmuştur.
11. 18 Eylül 1995 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunun 169. ve 3713 sayılı kanunun 5. maddeleri uyarınca, başvuru sahibini, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklıkta bulunmakla suçlamıştır.
12. 1 Nisan 1997 tarihli kararla Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuru sahibini, kendisine yöneltilen isnatlardan suçlu bulmuş ve 3 yıl 9 ay hapis cezasına mahkum etmiştir.
13. 6 Mayıs 1999 tarihli kararla, Yargıtay, bu kararı onamıştır. 15 Haziran 1999 tarihinde, bu kararın metni, Devlet Güvenlik Mahkemesi kalemine teslim edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
14. İlgili iç hukuk ve uygulama bölümü Özel v. Türkiye ( no 42739/98, §§ 20 - 21, 7 Kasım 2002) ve Gençel v. Türkiye (no 53431/99, §§ 11 - 12, 23 Ekim 2003) kararlarında belirtilmiştir.
HUKUKİ BOYUT
I. KAYIT DEFTERİNDEN SİLİNME İSTEĞİ
15. 7 Mayıs 2004 tarihli görüşünde, Hükümet, başvuru sahibinin mirasçılarının, yargılama süresince kendilerine şahsi bir çıkar sağlamalarını önlemek gerekçesiyle, davanın, kayıt defterinden silinmesini istemiştir.
16. Mahkeme, daha önce, bir başvuru sahibinin dava sırasında vefatı gerçekleşirse, mirasçılarının, haklı olarak, bazı şartlar dahilinde, Sözleşme ihlalinin mağdurları olduklarını ileri sürebileceklerini belirtmiştir (Deweer v. Belçika, 27 Şubat 1980 tarihli karar seri:a no:35, § 37).
17. Mahkeme, başvuru sahibinin, ulusal mahkemeler tarafından, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklıktan, 3 yıl 9 ay hapse mahkum edildiğini saptamıştır. Mahkeme, başvuru sahibinin çocuklarının, başvuru sahibine, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen cezanın, kendisine verilen hakları tanımayarak gerçekleştiğini ortaya çıkarmaya, kanuni haklarının olduğu kanısındadır (mutatis mutandis, X. v. Fransa, 31 Mart 1992 tarihli karar, seri: a no:204 - C, sayfa 39, § 26, Dalban, § 39, ve Çakar v. Türkiye, no. 4274/98, § 19, 23 Ekim 2003)
18. Sonuç olarak, Hükümetin davanın kayıt defterinden silinmesiyle ilgili talebi reddedilmiştir. Mahkeme, bundan sonra, Rıza Vural'ın çocuklarına, babalarının yerini alma hakkını tanımıştır.
II. SÖZLEŞME'NİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
19. Başvuru sahibi, kendisini yargılayan ve mahkûm eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, bünyesinde askeri bir yargıç bulundurması nedeniyle, kendisine adil bir yargılanma sağlayamadığını ve mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmektedir. Başvuru sahibi, ayrıca, kendisine yöneltilen suçlar hakkında bilgilendirilmediği ve gözaltında tutulduğu günler içerisinde yakınları ve avukatıyla görüştürülmediği gerekçesiyle, haklarının tanınmadığından şikâyetçidir. Suçlamaları zoraki kabul etmek durumunda kalmasından ötürü kendisine suçsuzluk karinesinin tanınmadığını da ileri sürmektedir.
Aşağıda bir kısmı verilen, Sözleşme'nin 6 §§ 1,2,3. maddelerinin ihlal edildiğini savunmaktadır:
"1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
2. Suçlanan herkes, suçlu olduğu yasal olarak kanıtlanana kadar masum olarak kabul edilir.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;
e) Duruşmada kullanılan dili anlama dışı veya konuşma dışı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak."
A. Kabul edilebilirlik üzerine
1. İç hukuk yollarının tüketilmemesi üzerine
20. Hükümet, mahkemeyi, iç kanun yollarının tüketilmemesinden dolayı, başvurunun reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
21. Başvuru sahibi, Hükümetin iddiasına karşı çıkmıştır.
22. Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesi Kurulunun bünyesinde, askeri bir yargıcın bulunması gerektiğinin yasa tarafından kesin bir biçimde belirlendiğini, saptamıştır. Başvuru sahibi, hiçbir şekilde hukukun yanlış işlendiğini ileri sürme imkânına sahip olmamıştır. Bununla birlikte askeri bir yapıya bağlı olan bu askeri hâkimin reddi için yapılması muhtemel bir itirazın başarısızlıkla sonuçlanacağı aşikârdır. Sonuç olarak, ulusal mahkemeler önünde ileri sürülen hiçbir iddia başvuru sahibine, mevcut durumu iyileştirme imkânı veremeyecektir.
2. Altı aylık süre zarfına uyulmaması üzerine
23. Hükümet, başvuru sahibinin, başvurusunu yapmak için, altı aylık süre şartına uymadığını ileri sürmüştür. Bir yandan, iç hukuktaki nihai kararın, yani Yargıtay onayının 6 Mayıs 1999 tarihinde olduğunu, oysaki başvurunun 19 Kasım 1999 tarihinde yapıldığını; diğer yandan da başvuru formu üzerinde Mahkeme Kalemi tarafından vurulan kaşe tarihinin, 16 Mart 2000 olduğuna dikkat çekmiştir.
24. Başvuru sahibi, Hükümetin bu iddiasını kabul etmiştir.
25. Mahkeme, başvuru sahibinin, iç hukuktaki nihai kararın bir kopyasını görme hakkı olduğundan, 6 aylık zaman aşımı süresinin, kararın kopyasının kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren başlamasının, Sözleşme'nin 35 § 1. maddesinin amaç ve hedeflerine daha uygun olduğu görüşündedir (Worm v. Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar, 1997 - V sayfa 1547, § 33). Oysaki tebliğin iç hukukta öngörülmediği durumlarda Mahkeme, kararın kesinleştiği tarihin, tarafların, gerçek anlamda, içerik hakkında bilgi edinebildikleri tarih olarak kabul edilmesi gerektiği kanısındadır (mutatis mutandis, Papachelas v. Yunanistan, no 31423/96, § 30, CEDH 1999 - II, Haralambidis ve Diğerleri v. Yunanistan, no 36706/97, 29 Mart 2001 tarihli karar, Seher Karataş v. Türkiye, no 33179/96, 9 Temmuz 2002, Z.Y. v. Türkiye, no 27532/95, 9 Nisan 2002, ve Karatepe v. Türkiye, no 43924/98, 3 Nisan 2003).
26. Mahkeme, olaylar esnasında, temyiz kararlarının ceza işlerine aktarıldığından tarafların bilgilendirilmediğini saptamıştır. Ancak, taraflar, söz konusu kararın verildiği ilk duruşmanın mahkeme kalemi ile veya verilen cezanın yerine getirilmesi amacıyla hazırlanan bir tebligatla bilgilendirilebilmektedirler.
27. Bu durum karşısında, iç hukuktaki nihai kararı oluşturan Yargıtay'ın hazırladığı 6 Mayıs 1999 tarihli karar, başvuru sahibine ve savunma avukatına bildirilmemiştir. 15 Haziran 1999 tarihinde, bu kararın metni, Devlet Güvenlik Mahkemesinin Kaleminde bulunan, kararlar dosyasına verilmiş ve taraflar hüküm giymiştir. Altı aylık zaman aşımı süresi bu son tarihten itibaren başlamaktadır ve başvuru altı aydan az bir süre önce yapılmıştır.
28. Başvuru formunun üzerindeki tarihe gelince, Mahkeme, bu tarihin başvuru formunun eline geçtiği tarih olduğunu, yani, başvuru sahibinin şikâyetini bildirdiği ilk mektubun tarihi olmadığını saptamıştır.
29. Mahkeme, Sözleşme organlarının bu konudaki uygulaması için, bir başvurunun gerçekleşme tarihinin, başvuru sahibinin gönderdiği ilk mektubun tarihi olarak kabul edilmesi, kısacası, yapılan ilk şikayet olarak alınması kanısındadır (Tüzüğün 47§ 5. maddesi). Bununla birlikte, eğer, bir başvuru sahibinin gerekli ek bilgileri teslim etmesinden önce kayda değer bir süre geçerse, başvurunun yapılış tarihini kararlaştırmak için, kararın özel durumlarını incelemek gerekmektedir (Chalkley v. Birleşik Krallık, no 63831/01, 26 Eylül 2002).
30. Mevcut kararda, başvuru sahibinin, dava ve şikâyetin özü hakkında önemli bilgiler içeren başvuru mektubu 19 Kasım 1999 tarihlidir. Bu ilk tebliğin kaşe tarihi 23 Kasım 1999'dur. Mahkeme, bu son tarih ve başvuru formunun bilinen teslim tarihi, 16 Mart 2000, arasında geçen süreyi kayda değer bir süre olarak kabul etmemiştir (Paulescu v. Romanya, no 34644/97, § 27, 10 Haziran 2003). Bundan ötürü, Mahkeme bu iddiayı kabul etmemiştir.
31. Mahkeme, içtihatları ışığı altında ve elindeki bilgilere dayanarak, başvurunun esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmiştir (Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, 1998 - VII Kitap
B. Esas hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığına dair
32. Mahkeme, söz konusu duruma benzer pek çok vakaya bakmış ve Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini gözlemiştir (bkz. Özel, §§ 33-34 ve Özdemir, §§ 35-36).
33. Mahkeme mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in mevcut durumda farklı bir sonuca varmaya götürebilecek herhangi somut örnek veya kanıt sunamadığına karar vermiştir. Ceza yasasına aykırı davranmaktan yargılanmak üzere, Devlet Güvenlik Mahkemesinde dinlenen başvuru sahibinin, içlerinde yüksek askeri mevkisi olan bir yargıcın da bulunduğu yargıçların karşısına çıkmaktan korkmasının anlaşılır olduğuna kanaat etmiştir. Bu sebeple, Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsızlık ve bağımsızlıktan yoksun olduğuna dair başvuru sahibinin korkularının nesnel olarak savunulabilir olduğu ifade edilmiştir (İncal v. Türkiye, 9 Haziran 1998tarihli karar, 1998 IV Kitap, sayfa 1573 § 72).
34. Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin başvuru sahibini yargılayıp cezalandırdığında, 6§ 1. maddeye göre bağımsız ve tarafsız bir yargılama gerçekleştirmediği sonucuna varmıştır.
2. Cezai Yargılama Usulünün Adilliği Üzerine
35. Mahkeme, altıncı maddenin ikinci paragrafında bulunan suçsuzluk karinesinin ve üçüncü paragrafta sayılan çeşitli hakların adil yargılanma kavramını oluşturduğunu hatırlatmaktadır (Deweer, § 56).
36 Mahkeme, bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir mahkemenin, huzuruna çıkan kişilere hiçbir surette adil bir yargılanma sağlayamadığı yönünde hüküm verdiği benzer davalara atıfta bulunmuştur.
37. Başvuru sahiplerinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma haklarının ihlali tespitinden hareketle, Mahkeme, bu şikayeti ayrıca incelemeye lüzum görmemektedir (diğer davaların yanı sıra, bkz. Çıraklar v. Türkiye, s. 3074, §§ 44-45).
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
38. Sözleşme'nin 41. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva etmektedir:
"Mahkeme, bu Sözleşme veya protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili yüksek taraf devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, mahkeme, gerektiği takdirde hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Maddi ve Manevi Tazminat
39. Başvuru sahibi, maddi ve manevi açıdan zarar gördüğünü ileri sürerek, 48.588 EUR talep etmiştir.
40. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
41. İleri sürülen maddi tazminat konusunda, eğer Devlet Güvenlik Mahkemesi Sözleşme'ye aykırı bir davranış göstermişse, Mahkeme, yargılama usulünün sonuçları üzerinde düşünmez. Bu durumda, başvuru sahibine, herhangi bir tazminat ödenmesi söz konusu olmaz (Findlay v. Birleşik Krallık, 25 Şubat 1997 tarihli karar, 1997 - I sayfa 284§ 85).
42. Manevi zarara gelince, Mahkeme, dava koşulları dâhilinde bir ihlal kararının tespitinin manevi zarar için yeterli olacağına karar vermiştir (Çıraklar, sayfa 3074§ 49).
B. Mahkeme Harcı ve Masrafları
43. Başvuru sahibi, aynı zamanda, Mahkeme harcı ve masrafları için 3.650 EUR talep etmiştir. Başvuru sahibi en ufak bir ispatlayıcı belge göstermemiştir.
44. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
45. Elindeki bilgiler ışığında Mahkeme, adil bir biçimde, başvuru sahibine 1.000 Euro ödenmesini uygun görmüştür.
C. Gecikme Faizi
46. Mahkeme, gecikme faizi oranın, Avrupa Merkez Bankası tarafından uygulanan faiz oranın % 3 oranında artırılarak tespit edilmesinin uygun olacağına karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kısmen kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme'nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme'nin 6. maddesinden kaynaklanan diğer şikayetlerin incelenmesinin gerekli olmadığına;
4. Mevcut ihlal kararının, kendi başına, yeterli bir manevi tazmin biçimi oluşturduğuna;
5. a) Davalı Devletin, davanın kesinleşeceği günden sonraki 3 ay içerisinde, Sözleşme'nin 44§ 2. maddesi gereğince, başvuru sahibine, 2.000 Euro (iki bin Euro) ödemesine;
b) Gecikme faizleri oranın, Avrupa Merkez Bankası tarafından uygulanan faiz oranın % 3 oranında artırılarak uygulanmasına;
6. Hakkaniyete dair diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy