(İfade Özgürlüğü ve Adil Yargılanma Hakkı İhlali İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Daire Kararı
Başkan; G. Ress, Üyeler; L. Caflisch, J. Hedigan, Madam H.S. Greve,
K. Traja ve F. Gölcüklü
Başvuru No: 57250/00
Karar Tarihi: 29 Temmuz 2004
Kararı Fransızca aslından çeviren: Zeynep ARIKANLI, Araş. Gör., Galatasaray Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü.
Başvuru sahibi 1963 doğumlu ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı İbrahim Ülger, 24 Mayıs 1998 tarihinde Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) adlı partinin kongresinde yönetim kurulu üyesi olarak bir konuşma yapmıştır. Bu konuşması sebebiyle, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 3713 no.lu Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, devletin toprak bütünlüğü ve Türk milletinin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmakla suçlanan Ülger, 10 aylık hapis ve 5.083.333.333 TL'lık para cezasına çarptırılmıştır. Konuşmasının bölücülük yapma amacı taşımadığını ve bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanmadığını iddia eden ve halen Fransa'da siyasi mülteci sıfatıyla ikamet eden İbrahim Ülger, ifade özgürlüğü hakkının ihlali iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
Mahkeme, oybirliğiyle;
1. Başvurunun ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. 10. maddenin ihlal edildiğine;
3. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından hareketle 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 6. maddesine atıfta bulunan diğer şikayeti soruşturmaya gerek olmadığına;
5. a) Sözleşmenin 44§2. maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı Devlet'in davacılara karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak:
i- 4000 Euro (yazıyla dört bin Euro) manevi zarar için;
ii- 1500 Euro (yazıyla bin beş yüz Euro) masraf ve harcamalar için; bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri davalı Devlet'in ödemesine;
b) 3 aylık sürenin bitiminden itibaren, bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faizin, %3 oranında artırılarak uygulanmasına;
6. Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
DAVADA ATIF YAPILAN DİĞER KARARLAR
1. İncal v. Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Recueil des arrêts et décisions (Recueil), 1998- IV- s. 1573.
2. Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Recueil, 1998 - VII.
3. Ceylan v. Türkiye [GC], başvuru no. 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV.
4. Sürek v. Türkiye, (no.1) [GC], başvuru no. 26682/95, AİHM 1999- IV.
5. Sürek v. Türkiye (no.4) [GC], başvuru no. 24762/94, § 58, AİHM 1999- IV.
6. Öztürk v. Türkiye [GC],, başvuru no. 22479/93, § 74, AİHM 1999- VI.
7. Gerger v. Türkiye [GC], başvuru no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999.
8. İbrahim Aksoy v. Türkiye, başvuru no. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000.
9. Kalan v. Türkiye, başvuru no. 73561/01, 2 Ekim 2001.
10. Yağmurdereli v.Türkiye, başvuru no. 29590/96, 4 Haziran 2002.
11. Özel v. Türkiye, başvuru no. 42739/98, §§ 20-21, 7 Kasım 2002.
12. Özdemir v. Türkiye, başvuru no. 59659/00, 6 Şubat 2003.
13. Karkın v. Türkiye, 23 Eylül 2003.
14. Kızılyaprak v. Türkiye, başvuru no. 27528/95, 2 Ekim 2003.
15. Gençel v. Türkiye, başvuru no. 53431/99, 23 Ekim 2003.
PROSEDÜR
1. Davanın esasını Türkiye Cumhuriyeti'ne (T.C.) karşı T.C. vatandaşı İbrahim Ülger'in-ki metinde "başvuru sahibi" olarak anılacaktır- 57250/00 başvuru no'su ile 27 Haziran 2000 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması'na ilişkin Sözleşmenin -ki metinde "Sözleşme" olarak anılacaktır- 34. maddesine istinaden yaptığı başvuru oluşturmaktadır.
2. Başvuru sahibi İzmir'de avukatlık yapan Mustafa İşeri tarafından temsil edilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti -ki metinde "Hükümet" olarak anılacaktır- AİHM nezdinde temsilci tayin etmemiştir.
3. Türkiye'yi temsilen atanan Rıza Türmen'in (28. madde) bu görevden çekilmesi üzerine Hükümet, Sözleşme'nin 27. maddesinin 2. fıkrası ve İçtüzüğün 29. maddesinin 1. kısmı uyarınca Feyyaz Gölcük'ü ad hoc yargıç olarak tayin etmiştir.
4. 11 Aralık 2001'de AİHM III. Dairesi başvurunun kısmî olarak kabul edilemezliğini beyan etmiştir. Mahkeme, 30 Eylül 2002 tarihli yazısıyla, Sözleşme'nin 29. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına dayanarak başvurunun geri kalanının kabul edilebilirliğiyle esasına dair karar vereceğini taraflara tebliğ etmiştir.
OLAYLAR
I. DAVAYA YOL AÇAN OLAYLAR
5. Başvuru sahibi 1963'te doğmuştur. Olayların vuku bulduğu vakitte İzmir'de ikamet etmekte olan başvuru sahibi, şu anda siyasi mülteci sıfatıyla Fransa'da ikamet etmektedir.
6. Başvuru sahibi olaylar vuku bulduğunda Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) mensubuydu. Başvuru sahibi, 24 Mayıs 1998 tarihinde sözkonusu partinin kongresinde yönetim kurulu üyesi olarak bir konuşma yapmıştır.
7. Polisler tarafından yürütülen soruşturma ve iddianameye göre başvuru sahibi tarafından bahsi geçen konuşmada aşağıdaki şu cümlelere yer verilmiştir:
"Karşı karşıya olduğumuz hadiseleri yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Bugün Kürdistan, hepimizin esefle karşıladığı on-on beş yıllık bir savaşla karşı karşıyadır. Köyler devlet tarafından boşaltılmış, halka baskı uygulanmıştır. Yakın zamana kadar kimse rejimle 'göze göz, dişe diş' tarzı bir mücadele yürütmemiştir. Söz konusu mücadele Cudi dağında başlatılmış ve Türkiye'nin güney doğu bölgelerine yayılarak zamanla bütün ülkeyi bir çığ gibi sarmıştır. Bu mücadeleyi sadece Kürtler adına değil, baskı gören tüm insanlar adına yürütüyoruz. Devlet 4000 faili meçhul cinayetten sorumludur. Öldürülenlerin 200 - 300'ü bizim şehitlerimizdir. Devlet Kürtleri Milliyetçi Hareket Partisi militanlarıyla karşı karşıya getirmek istemektedir. Bu tuzağa düşmeyeceğiz."
8. 28 Temmuz 1998 tarihli iddianamesinde, Cumhuriyet Başsavcısı -ki metinde "Başsavcı" olarak anılacaktır- İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde -ki metinde "Devlet Güvenlik Mahkemesi" olarak anılacaktır- görülen davada, başvuru sahibini, 3713 no.lu Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, devletin toprak bütünlüğü ve Türk milletinin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmakla suçlamıştır.
9. Başsavcı aynı zamanda başvuru sahibinin bölücü amaçlara istinaden, Kürt devleti kurmak için Türkiye Cumhuriyeti devletini bölmek isteyen yasadışı bir örgüt olan PKK'nın propagandasını yaptığını iddia etmiştir.
10. Başvuru sahibi Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde, söz konusu konuşmayı yaptığını inkâr etmemiş, ancak kendisine isnat edilen suçlamaları reddetmiştir. Konuşmasının bölücü amaçlar taşımadığını ve kardeşlik, özgürlük ve demokrasi değerlerine üzerine kurulduğunu belirtmiştir.
11. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibinin yukarda alıntı yapılan konuşmasına dayanarak verdiği 10 Aralık 1998 tarihli kararında, başvuru sahibini, kendisine yöneltilen suçlamalardan suçlu bulmuştur. Bu doğrultuda, başvuru sahibini 10 aylık hapis ve 5 083 333 333 TL'lık para cezasına çarptırmıştır.
12. Başvuru sahibi 24 Aralık 1998'de, gerek Anayasa ve kanunlar tarafından, gerekse Sözleşme tarafından garanti altına alınan ifade özgürlüğü hakkını kullandığını ifade ederek ve Mahkeme'nin bu konuyla ilgili içtihadına dayanarak 10 Aralık 1998 tarihli kararın iptali için temyize gitmiştir. Başvuru sahibi, üyesi olduğu parti kongresinde yaptığı konuşmanın bölücü nitelikler taşımadığını ve bu konuşmanın bütünlüğü içinde el alınmadığını ifade etmiştir. "Şehit" kelimesiyle, PKK'nın değil, HADEP'in vefat eden üyelerini kastettiğinin altını çizmiştir. Ayrıca, şahsi görüşlerini ve yönetici üyesi olduğu partinin görüşlerini dile getirmesinin bir suç teşkil etmediğini belirtmiştir.
13. Bunlara ilaveten, 3713 no'lu yasanın ilgili hükmünün mahkemeye, zanlının benzer bir suçtan yargılanıp hüküm giymemiş olması durumunda cezanın infazını tecil etme imkânı verdiğini hatırlatmıştır. Buna mukabil, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibi daha önce hiç benzer bir suçla yargılanmamış olduğu halde, kendisini bu haktan yararlandırmamış ve kararını da bu hususa dayandırmamıştır. Başvuru sahibi temyiz Mahkemesinde duruşma yapılmasını talep etmiştir.
14. Temyiz Mahkemesi Savcısının ihbarnamesi başvuru sahibine tebliğ edilmemiştir.
15. Temyiz Mahkemesi 22 Kasım 1999 tarihli kararında başvuru sahibinin taleplerini reddetmiş ve ilk mahkemede alınan kararı onamıştır.
16. Başvuru sahibi, siyasi mülteci statüsü talep ettiği Fransa'ya gitmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
17. İç hukuktaki düzenleme ve uygulama İbrahim Aksoy v. Türkiye kararlarında tarif edilmiştir İbrahim Aksoy v. Türkiye (başvuru no. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, §§ 41-42, 10 Ekim 2000), Özel v. Türkiye (başvuru no. 42739/98, §§ 20-21, 7 Kasım 2002) ve Gençel v. Türkiye (başvuru no. 53431/99, §§ 11-12, 23 Ekim 2003).
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
18. Başvuru sahibi, kendisini yargılayan ve mahkûm eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, bünyesindeki askerî yargıcın varlığı sebebiyle, kendisine adil bir yargılanma temin edebilecek "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olmadığını iddia etmektedir. Başvuru sahibi, aynı zamanda, Temyiz Mahkemesi Savcısının ihbarnamesinin tarafına ulaştırılmamış olması sebebiyle bu ihbarnameye cevap veremediğini, bu yüzden de Temyiz Mahkemesi'nde savunma hakkını kullanamadığı öne sürmektedir. Burada, başvuru sahibi, Sözleşmenin, aşağıda ilgili bölümleri nakledilen 6. maddesinin 1 ve 3 b fıkralarının ihlal edildiğini öne sürmektedir.
" 1. Herkes, kendisine yapılan suçlamaların haklı gerekçelere dayanıp dayanmadıklarına karar verecek (...) ve adil bir şekilde yürütülecek halka açık (...) ve bağımsız ve tarafsız bir mahkemede (...) ifade verme hakkına sahiptir.
3. Her zanlı aynı zamanda:
(...)
b) savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkına sahiptir."
A. Davanın kabul edilebilirliği hakkında
19. Hükümet iki itirazda bulunmaktadır.
20. İlk olarak, Hükümet, Mahkeme'den, Sözleşmenin 35. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle ilgili başvuruyu reddetmesini talep etmektedir. Bu doğrultuda, başvuru sahibinin, davanın hiçbir aşamasında Sözleşmenin 6. maddesinden doğan şikayetlerini ulusal mahkemeler nezdinde dile getirmemiş olduğunu ileri sürmektedir.
21. Mahkeme, yukarda bahsi geçen Özel v. Türkiye davası kararının 25. paragrafına atfen, benzer bir itirazı reddettiği hatırlatmasında bulunmuştur. Bir önceki hükmüne aykırı hiçbir sebep bulunmadığı gerekçesiyle, Mahkeme Hükümet'in bu itirazını reddetmiştir.
22. İkinci olarak, Hükümet, altı aylık süre kuralına riayet edilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı yönündeki şikayete dair nihai hükmün, aynı içtihat tarafından verildiğine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda, Temyiz Mahkemesi'nin söz konusu şikayet konusunda karara varmada hiçbir surette salahiyetli olmadığını ve, dolayısıyla, temyiz yoluna gidilmesinin bahsi geçen durumun telafisinde iç hukuka başvurmak sayılmayacağı fikrini savunmaktadır. Netice itibarıyla da, başvuru sahibinin, 10 Aralık 1998 tarihli Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını müteakip altı ay içinde başvuruda bulunmuş olması gerektiğine dikkat çekmektedir. Hükümet, başvurunun ancak 27 Nisan 2000 tarihinde yapıldığının altını çizmektedir. Bu tezini güçlendirmek için de Kalan v.Türkiye (başvuru no. 73561/01, 2 Ekim 2001) davasına atıfta bulunmaktadır.
23. Mahkeme, yukarda bahsi geçen Özdemir v.Türkiye (başvuru no. 59959/00, § 26, 6 Şubat 2003) kararında benzeri bir itiraz reddettiği hatırlatmasında bulunmuştur. Mahkeme, davaya esas teşkil eden olaylar ve hukuki durum açısından iki dava arasında bir fark bulunmadığı tespitinden hareketle, bir önceki kararına aykırı hiçbir sebep bulunmadığı hükmüne varmış ve Hükümet'in itirazını reddetmiştir.
24. Mahkeme, içtihadının kıstasları uyarınca (özellikle bkz. Çıraklar v. Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Recueil, 1998- VII) ve elindeki delil ve bilgiler doğrultusunda, başvurunun derinlemesine incelenmesine karar vermiş, ayrıca, söz konusu başvurunun, kabul edilemez oluşuna gerekçe oluşturabilecek herhangi bir unsur içermediği görüşünü bildirmiştir.
B. Esas hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına dair
25. Mahkeme, söz konusu duruma benzer pek çok vakaya bakmış ve Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini gözlemlemiştir (bkz. Özel, a.g.d, §§ 33-34 ve Özdemir, a.g.d., §§ 35-36).
26. Mahkeme hali hazırdaki davayı incelemiş ve Hükümet'in mevcut durumda farklı bir sonuca varmaya götürebilecek herhangi somut örnek veya kanıt sunamadığına karar vermiştir. Mahkeme, başvuru sahibinin, hakkındaki suçlamalara cevap vermek üzere, "milli güvenlik" suçlarına bakan Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde aralarında askeri mahkemede görev yapmış bir yargıcın bulunduğu hâkimlerin önüne çıkmak hususunda tereddüt etmiş olmasını anlaşılır bulmaktadır. Dolayısıyla, başvuru sahibinin, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, haksız yere davasının doğasına tamamıyla yabancı mülahazalar doğrultusunda karar vermesinden endişe etmesi son derece meşrudur. Buradan hareketle, başvuru sahibinin söz konusu mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına dair kuşkuları nesnel olarak yerinde bulunmuştur (İncal v. Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Recueil, 1998-IV, s. 1573, § 72).
27. Mahkeme, başvuru sahibini yargılandığında, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 6. maddenin 1. fıkrası bağlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmıştır.
2. Cezai prosedürün hakkaniyeti üzerine
28. Hükümet bir ihlal söz konusu olduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.
29. AİHM, bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir mahkemenin, huzuruna çıkan kişilere hiçbir surette adil bir yargılanma sağlayamadığı yönünde hüküm verdiği benzer davalara atıfta bulunmuştur.
30. Başvuru sahiplerinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma haklarının ihlali tespitinden hareketle, Mahkeme şikayetin haklılığını sorgulamaya lüzum görmemektedir (diğer davaların yanı sıra, bkz. Çıraklar v. Türkiye, a.g.d., s. 3074, §§ 44-45).
II. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
31. Başvuru sahibi, topluma açık bir gösteri esnasında yaptığı bir konuşma gerekçesiyle cezaya çarptırılmasının ifade özgürlüğüne gereksiz bir müdahale olduğunu ileri sürmektedir. Başvuru sahibi bu çerçevede Sözleşmenin aşağıda metni verilen 10. maddesini ileri sürmektedir:
"1. Herkes anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, düşünce özgürlüğünden başka, resmi makamlar karışmaksızın ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın, haber ve düşünce almak ya da vermek özgürlüğünü içerir. Bu madde, devletin radyo, sinema ya da sinema televizyon işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmasını engellemez.
2. Kullanılması görev ve sorumluluk gerektiren bu özgürlükler, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu güvenliğinin, düzeni korumanın, suçun önlenmesinin, sağlığın ya da ahlakın ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu önlemler niteliğinde olarak, gizli haberlerin açıklanmasının engellenmesi ya da yargı erkinin üstünlüğünün ve yansızlığının sağlanması bakımından, kanunla belirli işlemlere, şartlara sınırlamalara ya da yaptırımlara bağlı tutulabilir."
32. Mahkeme, davanın tarafları arasında uyuşmazlık konusu mahkûmiyetin, başvuru sahibinin Sözleşmenin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğüne bir müdahale olup olmadığıyla ilgili tartışmaya girmez. Bu müdahalenin yasayla öngörüldüğü ve 10§2. madde anlamında kamu düzeninin, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün ve suçun önlenmesi gibi bir meşru amaç güttüğüne de itiraz edilmemektedir (Bkz, Yağmurdereli v. Türkiye, başvuru no. 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). Dolayısıyla, sorun uyuşmazlık konusu müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı" üzerinde yoğunlaşmaktadır.
33. Mahkeme, esas itibarıyla benzer sorunlara ilişkin benzer davalara bakmış ve Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlaline hükmetmiştir (özellikle bkz. Ceylan v. Türkiye [GC], başvuru no. 23556/94, § 38, AİHM 1999- IV, Öztürk v. Türkiye [GC], başvuru no. 22479/93, § 74, AİHM 1999- VI; İbrahim Aksoy., a.g.d., §§ 80, Karkın, § 39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak v. Türkiye, başvuru no. 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).
34. Mahkeme hâlihazırdaki davayı içtihadı doğrultusunda incelemiş ve Hükümet'in farklı bir sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir somut örnek yahut kanıt getirmediğine hükmetmiştir. Mahkeme, bahsi geçen konuşmada kullanılan terimlere ve konuşmanın yapıldığı bağlama özel bir önem atfetmiştir. Bu doğrultuda, tetkikine sunulan vakayı belirleyen koşulları, özellikle de terörizmle mücadeleye bağlı zorlukları dikkate almıştır (İbrahim Aksoy, a.g.d., § 60 ve İncal, a.g.d., s. 1568, § 58).
35. İhtilaf konusu konuşma, güvenlik güçlerinin bölücü hareketlere karşı sürdürdükleri mücadelenin oldukça sert bir eleştirisidir.
36. Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, söz konusu konuşmanın Türk devletinin toprak bütünlüğünü parçalamaya yönelik ifadeler içerdiği hükmüne vardığını belirtmektedir.
37. Mahkeme iç hukukta alınan kararlara gerekçe gösterilen sebepleri incelemiş ve ifade özgürlüğüne müdahaleyi gerektirecek yeterli sebep bulunmadığını saptamıştır (bkz. mutatis mutandis Sürek v. Türkiye (no.4) [GC], başvuru no. 24762/94, § 58, AİHM 1999- IV). Mahkeme, konuşmanın, özellikle sert bölümlerindeki ifadelerin, hükümetin terörle mücadele konusunda yürüttüğü politikaların en menfi yönlerine vurgu yaptığını tespit etmiş, ancak bu ifadelerde şiddet kullanımını, silahlı direnişi ya da ayaklanmayı teşvik eden bir yanı olmadığı ve bir nefret söyleminin söz konusu olmadığı hükmüne varmıştır ki, Mahkeme için esas olan budur (bkz. a contrario Sürek v. Türkiye, (no.1) [GC], başvuru no. 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV, Gerger v.Türkiye [GC], başvuru no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999)
38. Mahkeme yapılan müdahalenin oranlılığını ölçme söz konusu olduğu zaman, verilen cezanın karakteri ve ağırlığının da nazarı itibara alınması gereken unsurlar arasında olduğunu ortaya koyar.
39. Yukarıdaki anlatılanlardan hareketle, başvuru sahibinin mahkum edilmesi konuşmanın amacıyla ceza arasında bir orantısızlık arz ettiğinden, "demokratik bir toplumda gerekli" olarak değerlendirilemez. Bu noktadan hareketle Mahkeme Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
40. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki hükme ihtiva etmektedir:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Zarar
41. Başvuru sahibi, maddi ve manevi zarara uğratıldığı iddiasıyla 60 000 Euro tutarında tazminat talep etmektedir.
42. Hükümet bu iddialara cevap vermemiştir.
43. Mahkeme, kendisine sunulan kanıtların, başvuru sahibinin Fransa'daki ikameti esnasında uğradığı gelir kaybının net biçimde belirlenmesine izin vermediğini belirterek (benzer yönde bkz, Karakoç ve diğerleri c. Türkiye, başvuru no 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, §69, 15 Ekim 2002) ilgili talebi reddetmiştir. Para cezasına gelince, Mahkeme, başvuru sahibinin bu cezayı ödediğine dair kendisine herhangi bir belge vermediğini belirterek ilgili talebi reddetmiştir
44. Manevi tazminat hususunda, Mahkeme, ilgilinin hukuki bir karışıklığa maruz kaldığına hükmetmiştir. Hakkaniyet ilkesi doğrultusunda, ilgili şahsa 4.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.
45. Mahkeme, bir başvuru sahibinin 6 §1. madde anlamında bağımsız ve tarafsız olmayan bir yargı organı tarafından mahkum edildiği sonucuna varması durumunda, ilke olarak en iyi çözümün, başvuru sahibinin makul süre zarfında bağımsız ve tarafsız bir yargı organı tarafından tekrar yargılanmasının olacağını belirtmiştir (Gençel, a.g.d., § 27).
B. Masraf ve harcamalar
46. Başvuru sahibi, iç hukuk kurumları ve Mahkeme nezdinde yaptığı masraf ve harcamalara istinaden 3000 Euro tutarında bir tazminat da talep etmektedir. Başvuru sahibi konuyla ilgili herhangi bir belge ibraz etmiş değildir.
47. Hükümet iddialara cevap vermemiştir.
48. Mahkeme kendisine sunulan belgeler ve bulgular ışığında ve içtihadı doğrultusunda, tüm masraflar dâhil 1500 Euro'uk bir tazminatın makul olduğuna hükmetmiş ve kararını başvuru sahibine iletmiştir.
C. Gecikme faizleri
49. Mahkeme, gecikme faizleri oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin %3 oranında artırılarak uygulanmasının uygun olacağına hükmetmiştir.
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE;
1. Başvurunun ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. 10. maddenin ihlal edildiğine;
3. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından hareketle 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 6. maddesine atıfta bulunan diğer şikayeti soruşturmaya gerek olmadığına;
5.
a) Sözleşmenin 44§2. maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı Devlet'in davacılara karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak:
i- 4.000 Euro (yazıyla dört bin Euro) manevi zarar için;
ii- 1.500 Euro (yazıyla bin beş yüz Euro) masraf ve harcamalar için; bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri davalı Devlet'in ödemesine;
b) 3 aylık sürenin bitiminden itibaren, bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faizin, %3 oranında artırılarak uygulanmasına;
6. Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy