(AİHS m. 6, 9, 10, 11, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 169) (3713 S. K. m. 8) (VURAL - TÜRKİYE DAVASI) (ÇIRAKLAR - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (YAŞA - TÜRKİYE DAVASI) (EMİR - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKAR - TÜRKİYE DAVASI) (MURAT KILIÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞİRİN - TÜRKİYE DAVASI) (YAĞMURDERELİ - TÜRKİYE DAVASI) (KIZILYAPRAK - TÜRKİYE DAVASI) (FERİDUN YAZAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 68514/01)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
17 Temmuz 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (68514/01) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Abdullah Yılmaz ve Erdem Kılıçın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 15 Ağustos 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından A. Terece tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar M. Yılmaz ve M. Kılıç sırasıyla 1978 ve 1977 doğumludurlar. Başvuranlar olayların meydana geldiği dönemde HADEP Çiğli İlçe Teşkilatı üyesiydiler.
16 ve 18 Kasım 1998 tarihlerinde, yasadışı silahlı bir örgüt olan PKKnın sabık lideri Abdullah Öcalannın Romada yakalanmasını protesto etmek amacıyla İzmirde iki protesto gösterisi düzenlenmiştir. Göstericilerin büyük çoğunluğu HADEP üyelerinden oluşmaktaydı. 16 Kasım tarihinde Güzeltepe Mahallesinde bulunan bir futbol sahasında gerçekleştirilen korsan gösteriydi. 18 Kasımda Çiğlide yapılan gösteri ise HADEPe ait bir basın bildirisinin okunması amacıyla düzenlenmişti. Sözkonusu gösterilerin her birine yaklaşık otuz kişi katılmıştır.
A. Yılmaz 18 Aralık 1998 tarihinde gösterinin ardından kaçmaya çalışırken yakalanmıştır. E. Kılıç ise 22 Kasım tarihinde yakalanmıştır. Başvuranlar İzmir İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekiplerce yakalandıkları gün gözaltına alınmışlardır.
Başvuran Yılmaz polise verdiği ifadede, HADEP tarafından kendisine Kürdistan gerçeğinin tarihi hakkında eğitim verildiğini, yasaların dışına çıkmadan, PKK ile HADEP arasındaki bağ konusunda kamuoyunu bilinçlendirmek suretiyle bu gerçek hakkında bilgilendirmekle görevlendirildiğini, üyesi olduğu HADEP Gençlik Komisyonunun Öcalanın Romada yakalanması sebebiyle 16 ve 18 Kasım tarihlerinde iki gösteri düzenlemeyi kararlaştırdığını,
16 Kasımda düzenlenen gösteri sırasında arkadaşı V.K.nın bir cadde üzerinde ateş yaktığını, amacının ülkenin Güneydoğusunda ezilen insanlarla dayanışma göstermek olduğunu beyan etmiştir.
Başvuran Kılıç ise polise verdiği ifadede, daha önce yasadışı TKP/ML örgütüne üye olma suçundan dolayı mahkum olduğunu ve hapis cezası çektiğini, serbest bırakıldıktan sonra HADEPle bağlantıya geçtiğini, bu partinin gençlik komisyonu başkanlığına seçildiğini, 16 Kasım 1998 tarihinde yapılan gösteriyi organize ettiğini ve o gün Biji Apo, serok Apo, biji PKK gibi sloganlar attığını beyan etmiştir.
17 Aralık 1998 tarihli bir iddianameyle iki sivil bir askeri hakimden oluşan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde 16 ve/veya 18 Kasım 1998 tarihlerinde yapılan gösterileri düzenledikleri ya da katıldıkları şüphesiyle aralarında başvuranın da bulunduğu on sekiz kişi aleyhinde ceza davası açılmıştır.
Savcı iddianamesinde PKK tarafından işlenen Molotof Kokteyli atılması gibi yasaya aykırı eylemlerden ve adıgeçen örgüt tarafından kullanılan yöntemlere atıfta bulunmuştur ki bunların arasında HADEP bünyesindeki yapılanmalar da bulunmaktadır. Başvuran Yılmaza ilişkin olarak savcı ilgilinin belirtilmeyen bir tarihte HADEP adına kurban derisi topladığını kaydetmiştir.
Başvuran Kılıça ilişkin olarak ise savcı iddianamesinde, ilgilinin daha önce silahlı bir çeteye üye olma suçundan mahkum edilerek beş yıl hapis cezası aldığına yer vermiştir. Dava olaylarına ilişkin olarak savcı, ilgilinin 16 Kasım 1998de düzenlenen gösteriye katılması hakkında başvuranın ve diğer sanıkların soruşturma sırasında verdikleri ifadelere atıfta bulunmuştur.
A. Yılmaz 2 Şubat 1999 tarihli duruşmada özellikle 16 Kasımdaki gösteriye katıldığını yalanlayarak polise verdiği beyanları inkâr etmiştir. Adı geçen ayrıca 18 Kasım tarihli gösteriye Hadepin basın bildirisini okumak amacıyla katıldığını belirterek yasadışı bir örgüte destek olmak suçlamasını reddetmiştir. Başvuran 18 Kasım 1998 tarihli gösteri sırasında «baskılar HADEPi yıldıramaz» ve PKK ve Öcalan lehine atılan «başkan seninleyiz» sloganlarını attığını kabul etmektedir.
E. Kılıç, 16 Kasım tarihli gösteriye katıldığını inkar etmiştir.
Diğer sanıklarla birlikte başvuranlar, ifadelerin içeriğinin yanı sıra soruşturma kapsamında düzenlenen kimlik tespit tutanaklarına da karşı çıkmış, bu işlemlerin avukatları olmaksızın ve baskı altında gerçekleşmesi dolayısıyla yasal olmadığını öne sürmüşlerdir.
Aynı duruşma esnasında başvuranların avukatı TCKnın 169. maddesi gereğince silahlı bir örgüte yardım ve yataklık suçlamasıyla bir davanın açılabilmesi için maddi veya manevi yardımın varlığının tespitinin gerektiğini iddia etmiştir. Avukata göre dava konusu olaylar suç olarak nitelendirilecekse ancak, propaganda suçu olarak tanımlanabilirler.
Savcı esas hakkındaki görüşünde başvuranlar aleyhinde delil olarak adı geçenlerin İstanbulda Hadep bünyesinde katıldıkları hizmet içi eğitimlere de yer vermiştir.
Başvuranların avukatı 6 Nisan 1999 tarihli yazılı savunmasında siyasi bir partinin yasal çalışmalarının TCKnın 169. maddesi gereğince delil unsuru olarak sayılmasına itiraz etmiştir. Avukat mezkur bu eğitimlerin daha önce kovuşturma konusu olduklarını ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin takipsizlik kararı ile sonuçlandığını eklemiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Mayıs 1999 tarihli bir karar ile TCKnın 169. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesinde yer alan suçlar kapsamında başvuranları yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etme suçundan üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme suçun tekrar ettiği gerekçesiyle E. Kılıçın cezasını üç yıl on altı ay on beş gün olarak ağırlaştırmıştır.
DGM, karar gerekçesinde, başvuranların da aralarında yer aldığı on bir sanığın TCKnın 169. maddesi uyarınca yasadışı bir terör örgütü olan PKKya destek olduğuna, bu örgütün sesi gibi hareket ettiklerine itibar etmiştir. DGMye göre başvuranlar terör örgütünün elebaşının görüşlerini kamuoyuna olumlu yansıtarak onun eylemlerini bir anlamda kolaylaştırmışlardır. DGM sözkonusu gösteriler sırasında toplanan kalabalığın atmış olduğu «Dişe diş, kana kan, Öcalan seninleyiz, Apo Romada Türkiye komada, Biji PKK, Biji Apo!» sloganlarına yer vermiştir.
Bütün sanıkların bu gösteriye katılımı tanık ifadelerine, yüzleştirmeye ve fotoğraflardan kimlik tespitlerine dayanmaktadır. Gösteriye katıldıkları tespit edildiği halde, on sekiz sanıktan yedisinin Öcalana destek olma ve yakalanmasını protesto etme niyetlerinin tespit edilmemiş olması gerekçesiyle serbest bırakılmışlardır.
Başvuranlar 11 Mayıs 1999 tarihli bu kararı 7 Haziran 1999 tarihinde temyize götürmüşlerdir.
Yargıtay 25 Ocak 2000 tarihli bir karar ile ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Karar DGM kaleminde 29 Şubat 2000 tarihinde dosyaya eklenmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN
Başvuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden DGMnin, heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle, adil bir yargılanma sağlayacak tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığını iddia etmekte ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. İç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkında
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle AİHMyi bu şikayeti reddetmeye davet etmektedir. Hükümet başvuranların bu şikayetlerini DGM önünde görülen davanın hiçbir aşamasında dile getirmediklerine dikkat çekmektedir.
Başvuranlar Hükümetin bu savına itiraz etmektedirler.
AİHM aynı muhtevaya sahip itirazları daha önce verdiği kararlarda müteaddit defalar reddettiğini anımsatır (bkz. sözgelimi Vural - Türkiye, no: 56007/00, prg. 20-22, 21 Aralık 2004). Bu yöndeki içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum tespit edemeyen AİHM Hükümetin itirazını reddeder.
2. Altı ay süresi kuralına riayet edilmemesi hakkında
Hükümete göre AİHSnin 35/1 maddesi anlamında nihai kararın DGM tarafından 11 Mayıs 1999 tarihinde verilen karardır ve başvuru bu tarihten bir yıl sonra yapıldığı cihetle söz konusu şikayet altı aylık süre içerisinde sunulmamıştır. Hükümet AİHMden geç sunulduğu gerekçesiyle bu şikayeti reddetmesini talep etmektedir.
Başvuranlar kendilerine tebliğ edilmeyen Yargıtay ilamının ilk derece mahkemesi kalemine 29 Şubat 2000 tarihinde konulduğunu ve bu tarihin kararın muhtevasından haberdar oldukları tarih olduğunu ileri sürmektedirler.
AİHM Hükümetin ön itirazını daha evvel başka davalarda da incelediğini ve reddettiğini tespit etmektedir (bkz., diğer birçokları arasında, Fehmi Koç - Türkiye, no: 71354/01, prg. 15-17, 27 Mart 2007). Daha önce vardığı bu kanaatten ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel durum tespit edemeyen AİHM bu itirazı reddeder.
AİHM içtihadından doğan kıstasların (bkz. özellikle Çıraklar - Türkiye, 28 Ekim 1998) ve elindeki unsurların ışığında bu şikayetin esastan incelenmesi gerektiğine hükmeder. AİHM ayrıca bu şikayetin başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit etmektedir.
B. Esasa ilişkin
Mevcut davadakine benzer meseleleri gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiş olan AİHM bu davalarda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz., Özel - Türkiye, no: 42739/98, prg. 33-34, 7 Kasım 2002, ve Özdemir - Türkiye, no: 59659/00, prg. 35-36, 6 Şubat 2003).
Mevcut davayı incelemiş olan AİHM, Hükümet tarafından halihazırda başka türlü bir sonuca varmasına imkan sağlayacak nitelikte bir olgu ya da argüman sunulmadığını değerlendirmektedir. AİHM, haklarında TCKda yasaklanan ve cezalandırılan suçlar isnat edilen başvuranların, askeri yargıya mensup bir subayın da aralarında bulunduğu hâkimlerin karşısına çıkmaktan endişe duymasının anlaşılır bir durum olduğu tespitini yapmaktadır. Bu nedenle başvuranlar, mahkemenin amacına aykırı birtakım mülahazaların etkisinde kalmasından kaygı duymakta haklıdırlar. Bu itibarla başvuranların sözkonusu mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığı konusunda beslediği şüphelerin objektif gerekçelere dayandığı düşünülebilir (İncal - Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, prg. 72, in fine).
Sonuç olarak AİHM, başvuranı yargılayarak mahkûm ettiği dönemde DGMnin AİHSnin 6/1 maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı hükmüne varmaktadır.
II. AİHSNİN 9., 10. VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, Abdullah Öcalana destek vermek üzere yapılan gösterilere katıldıkları ve bu doğrultuda barışçı bir biçimde Türkiyedeki siyasi duruma ilişkin görüşlerini ifade ettikleri gerekçesiyle mahkum edildikleri cihetle ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar bu konuda AİHSnin 9., 10. ve 11. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.
Başvuranlar tarafından anlatılanları ve dava koşullarını göz önünde bulunduran AİHM bu şikayetin AİHSnin 10. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği ve mağdur sıfatının bulunmadığı gerekçeleriyle iki bakımdan kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır.
1. İç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itiraz
Hükümet öncelikli olarak başvuranların AİHSnin 9.,10. ve 11. maddeleri ile güvence altına alınan haklarına yönelik iç hukukta herhangi bir başvuruda bulunmadıklarını savunmaktadır.
Başvuranlar bu noktada görüş bildirmemiştir.
AİHM, AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen «iç hukuk yollarının tüketilmesi» kuralının Sözleşmeci Devletlere öne sürülen şikayetlerin AİHM önüne getirilmesinden evvel iç hukuktaki mahkemelerde normal yollardan görülmesini ve/veya giderilmesini sağlayacak bir düzenlemenin yapılmasını öngördüğünü hatırlatır. Bu hüküm «belli bir esneklikle ve aşırıya kaçmaksızın» uygulanmalıdır. Başvuran iç hukukta yer alan koşullarda ve belirtilen sürelerde AİHM önünde yapmış olduğu şikayetleri ulusal mahkemeler nezdinde de en azından «özü itibariyle» dile getirmelidir (Bkz. Fressoz ve Roire-Fransa kararı, no: 29183/95).
AİHM bu kuralın kendiliğinden uygulanan ve mutlak bir yapıda olmadığının ayırımındadır: bu kurala riayet edilip edilmediğinin tespitinde dava koşullarını göz önünde bulundurmak gerekir. Bu bağlamda AİHM bilhassa realist bir yaklaşımla, ilgili Sözleşmeci tarafın kendi hukuk sisteminde uygulamada öngörülen başvuru yollarını değil, aynı zamanda başvuranın şahsi olarak içinde bulunduğu durumu da dikkate almalıdır; bunu yaparken dava koşullarının bütünü ışığında başvuranın iç hukuk yollarını tüketmek için kendisinden makul olarak yapması beklenilen her şeyi yerine getirip getirmediğinin bilinmesi gerekir (Bkz. örneğin Yaşa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998).
AİHM bu başvuruda başvuranların ulusal mahkemeler önünde silahlı bir örgütün eylemlerini kolaylaştırmakla itham edildiklerini gözlemlemektedir. Bu suçlar temel olarak başvuranların katıldıkları gösteride sözü edilen örgüt lehine slogan atmalarına dayanmaktadır. Başvuranlar kaçınılmaz olarak savunmalarını bu ithama dayandırmışlar, A. Yılmaz isnat edilen suçu reddederken E. Kılıç olayların saptanmasına karşı çıkmıştır.
AİHM, AİHSde açıkça ifade edilmese de kendi suçlanmasına katkıda bulunmama hakkının 6. madde ile öngörülen hakkaniyete uygun yargılama kavramının temeli konumundaki uluslararası bir norm olduğunu hatırlatır (Bkz. John Murray-Birleşik Krallık kararı, Saunders-Birleşik Krallık kararı, 17 Aralık 1996).
AİHMye göre, başvuran Kılıç bir ifade biçimi kullandığı için silahlı bir örgütün eylemlerini kolaylaştırmakla suçlanırken ifade özgürlüğü hakkını ileri sürmemiş olmakla itham edilemez. Aksi bir yaklaşım, başvuranın kendisine isnat edilen suçlamaları kabul etmesini gerektirir ki bu da onu AİHSnin güvencesinden yoksun bırakacak bir kısır döngü yaratırdı.
AİHM ayrıca, DGMnin mahkumiyet hükmünün gerekçesinde kendiliğinden özü itibariyle ifade özgürlüğüne atıfta bulunduğunu gözlemlemektedir.
AİHM son olarak hem başvuran Yılmazın hem iki başvuranın avukatının da yukarıda dile getirilen özel koşullar çerçevesinde özü itibariyle ifade özgürlüğünden söz etmiş kabul edilebileceklerini not etmektedir.
AİHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği ön itirazını reddetmektedir.
2. Mağdur sıfatının bulunmadığına yönelik itiraz
Hükümet dava olaylarının hiçbir surette ifade ve toplanma özgürlüğüne yönelik haklarla ilintili olmaması ve suçun silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etme esasına dayanması doğrultusunda, başvuranların AİHSnin ilgili bu maddelerinin ihlali ile mağdur olduklarının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Dolayısıyla buna dayalı bir şikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır.
Başvuranlar bu çerçevede görüş bildirmemişlerdir.
AİHM öncelikli olarak Hükümet tarafından öne sürülen mağdur sıfatının bulunmadığı itirazının daha ziyade başvuranların ifade özgürlüğü alanında bir müdahalenin mevcudiyeti ile ilintili olduğu saptamasını yapmaktadır. AİHM bu itirazı şikayetin esası bakımından da inceleyecektir. Yapılan şikayet bu durumda kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
a) AİHSnin 10. maddesi kapsamında incelenecek olayların ortaya konması
Hükümet, başvuran Yılmazın Hadep tarafından düzenlenen kapalı devre eğitim çalışmalarına katıldığını ve belirtilmeyen bir tarihte üyesi olduğu bu parti adına izinsiz kurban derisi toplarken yakalandığını belirtmiştir. Kılıça ilişkin olarak ise Hükümet, başvuranın, beş yıl hapis cezasına çarptırıldığı önceki mahkumiyetine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, Hükümet tarafından ileri sürülen olayların, Savcının iddianamesinde ve esasa ilişkin görüşünde de yer aldığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte AİHM, işbu davanın konusu oluşturan 11 Mayıs 1999 tarihli mahkumiyet kararının gerekçesinde söz konusu olayların bulunmadığını not etmektedir.
Ayrıca Hükümet ateş yakma teşebbüsünde bulunmaya da atıf yapmaktadır.
Bu olaya ilişkin olarak ise, AİHM, ulusal mahkemeler tarafından itiraz edilmeyen dosyadaki tutanaklara göre, başvuranların şahsen olaya karışmadıkları anlaşılmaktadır.
Hükümet, son olarak, söz konusu gösteriler sırasında atılan Molotof kokteyllerine atıfta bulunmaktadır. AİHM, olayların meydana geldiği dönemde hüküm süren genel havayı betimlemek için iddianamede Molotof kokteylinden söz edilmiş olsa da başvuranların mahkum edildiği gösterilerle alakası olmadığını tespit etmektedir.
AİHM, olayların bu şekilde açıklığa kavuşturulmasından sonra, geriye 11 Mayıs 1999 tarihli mahkumiyet kararının özellikle de gerekçesinin AİHSnin 10. maddesi kapsamında incelenmesinin kaldığını belirtmektedir.
b) AİHSnin 10. maddesi kapsamında yapılan bir müdahalenin mevcudiyeti
Hükümet, dava konusu olayların hiçbir şekilde başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale oluşturmadığı kanaatindedir.
Başvuranlar, söz konusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyarınca başvuranların sırasıyla üç yıl dokuz ay ve üç yıl altı ay ağır hapis cezası ile cezalandırıldıklarını kaydetmektedir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının gerekçesine göre, başvuranların mahkumiyetlerine dayanak oluşturan kanıtlar, başvuranların, Abdullah Öcalanın yakalanmasını protesto etmek ve Öcalan ve yasadışı bir örgüt lehine propaganda yapmak maksadıyla düzenlenen bir gösteriye katılmak olarak özetlenmektedir.
AİHM, AİHS hükümleri ile uyumluluğunun incelemesi saklı kalmak kaydıyla ulusal bir mahkemenin öyle ya da böyle bir karar almasına yol açan dava konusu olayları değerlendirmenin bizzat kendisine düşmediğini hatırlatmaktadır (Contal-Fransa, başvuru no: 67603/01, 3 Eylül 2000).
AİHM, başvuranların ifade özgürlüğü haklarının ihlal edilip edilmediğini tespit etmek için ulusal mahkemelerin suçu nasıl nitelendirdikleri üzerinde durmaya gerek olmadığı kanaatindedir. Mahkumiyete neden olan kanıt unsurlarının yalnızca ifade biçimleri olduğunu tespit eden AİHM, başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale olduğu sonucuna ulaşmaktadır (Sever ve Aslan-Türkiye, başvuru no: 33675/02, 12 Nisan 2007, Emir-Türkiye, başvuru no: 10054/03, 3 Mayıs 2007 ve mutatis, mutandis, Çakar-Türkiye, başvuru no: 42741/98, 23 Ekim 2003, ayrıca bakınız, a contrario, Murat Kılıç-Türkiye, başvuru no: 4098/98, 8 Temmuz 2003; Şirin-Türkiye, başvuru no: 47328/99, 15 Mart 2005). Böylece AİHM, Hükümetin yapmış olduğu ön itirazı reddetmektedir.
AİHM tarafından yapılan inceleme, başvuranlar Yılmaz ve Erdemin mahkumiyetlerinin AİHSnin 10. maddesi ile bağdaşıp bağdaşmadığının belirlenmesi hususu ile sınırlı tutulacaktır.
c) Müdahalenin yerindeliği
AİHM, ihtilaflı müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğü ve AİHSnin 10/2 maddesi uyarınca ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması gibi meşru amaç güttüğü hususunun taraflar arasında tartışma konusu olmadığını not etmektedir (Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002). AİHM söz konusu değerlendirmeyi benimsemektedir. Mevcut davada uyuşmazlık söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorununa dayanmaktadır.
Başvuranlar, kendileri hakkında mahkumiyet kararı veren mahkemelerin kararlarını olayların meydana geldiği dönemdeki siyasi koşulların etkisiyle verdiklerini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, farklı yerlerde aynı dönemde mevcut davadaki olaylara benzer gösteriler yapıldığını ve içlerinden bazılarının şiddet ortamında gerçekleştiğini kabul etmektedir. Başvuranlar, eylemlerinin yasal bir siyasi partinin gençlik komisyonu üyeleri olarak siyasi gündemdeki bir konu üzerine barışçıl bir şekilde görüşlerini ifade etmek olarak özetlenebileceğini dile getirmektedirler. Başvuranlar, özellikle, eylemlerinin propaganda olarak değil de bir terör eylemi olarak değerlendirilmesinden dolayı eylemlerine göre orantısız olduğu kanaatinde oldukları bir cezaya çarptırılmalarından şikayetçilerdir.
Hükümet, bir görüşü ifade etmeyi değil, PKKnın eylemlerini kolaylaştırmak maksadıyla halkın desteğini almayı amaçlayan şiddet içerikli gösterilerin söz konusu olduğunu savunmaktadır.
AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok dava incelemiş ve AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Kızılyaprak-Türkiye, başvuru no: 27528/95, Feridun Yazar-Türkiye, başvuru no: 42713/98, 23 Eylül 2004).
Mevcut davayı içtihadı ışığında inceleyen AİHM, Hükümetin davanın farklı sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. AİHM, izinsiz toplanma hususunun söz konusu olmasına (Oya Ataman-Türkiye, başvuru no: 74552/01, ayrıca bakınız, aynı gösteriye katılan sanıklardan bazılarının serbest bırakılması) ve mahkumiyet kararında aktarılan sloganların tamamına, kararın gerekçesi ile başvuranların çarptırıldığı cezanın niteliği ve ağırlığına özellikle dikkat etmiştir. Bu çerçevede AİHM, göreceği davanın bulunduğu koşulları özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önüne almıştır (Bkz, İbrahim Aksoy; İncal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).
AİHM, dava konusu olayları da kapsayan dönem boyunca Öcalanın yakalanmasını protesto etmek masadıyla bazılarının şiddet olaylarına dönüştüğü çok sayıda gösteri düzenlendiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte AİHM, başvuranların adlarının geçmediği ateş yakmaya teşebbüs dışında işbu davanın konusunu oluşturan gösterilerde şiddet olaylarının yaşanmadığını gözlemlemektedir.
AİHM, ayrıca, bu davanın konusu iki gösteri sırasında özellikle şiddet anlamı çağrıştıran sloganlar atıldığını kaydetmektedir. Buna karşın AİHM, dosyada bulunan belgelere göre, söz konusu sloganların bizzat başvuranlar tarafından atılıp atılmadığının tespit edilmediğini gözlemlemektedir.
Ulusal mahkemeler tarafından başvuranların ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulması hususu, özellikle olayların meydana geldiği dönemde hüküm süren siyasi ortamda kamu düzeninin korunması kaygısıyla haklı görünse de, başvuranların mahkumiyetleriyle izlenen meşru amaç göz önüne alındığında, başvuranlara uygulanan cezai müeyyidelerin, başka bir değişle yaklaşık dört yıllık hapis cezalarının, niteliği ve ağırlığı bakımından açıkça orantısız olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
AİHM, mevcut davada, başvuranların ifade özgürlüğüne yönelik olarak ulusal mahkemelerin gerekli kısıtlama sınırının ötesine geçtikleri kanaatindedir.
Bu durumda AİHSnin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranların her biri, maddi zarar için 2.500 Euro ve maruz kaldıkları manevi zarar için de 2.500 Euro talep etmektedirler. Başvuranlar, hapiste bulundukları sırasında ailelerinin kendileri ile görüşmek için yapmış oldukları yol masraflarını ve başvuranlara göre mahkumiyetleri nedeniyle uzun süre işsiz kaldıklarını da belirtmektedirler.
Hükümet, söz konusu talebin mesnetten yoksun olduğu kanaatindedir.
AİHM, başvuranların iddia edilen maddi zarara ilişkin taleplerini hiçbir kanıta dayandırmadıklarını kaydetmekte ve başvuranların söz konusu taleplerini reddetmektedir. Buna karşın, AİHM hakkaniyete uygun olarak ve ulaştığı sonucu göz önüne alarak, başvuranların her birine 2.500 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde yapmış oldukları yargılama masraf ve giderleri için de 3.000 Euro talep etmekte ancak taleplerini destekleyecek hiçbir belge sunmamaktadırlar.
Hükümet, söz konusu talebin mesnetten yoksun olduğu kanaatindedir.
AİHM içtihadına göre bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, ulusal yargılama sırasında yapmış oldukları yargılama masraf ve giderlerine ilişkin başvuranların talebini reddetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Mağdur sıfatı bulunmadığına ilişkin olarak yapılan ön itirazın esasa eklenmesine ve bu itirazın reddine;
2. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
3. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvuranların her birine 2.500 Euro (iki bin beş yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 17 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy