(AİHS m. 6, 13, 14, 34, 35, 41, 44) (4054 S. K. Geç. m. 3)
(Başvuru no: 10467/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
21 Ekim 2008
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Lütfi Ayık (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 22 Ocak 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 10467/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından K. T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1948 doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedir.
Başvuran askeri mahkeme tarafından mahkum edilmesinin ardından 1983 yılında öğretmenlik görevinden alınmıştır.
Başvuran mahkum edildiği kanunun yürürlükten kaldırıldığı cihetiyle 9 Kasım 1993 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığına görevine iade edilmesi için müracaat etmiştir. Başvuran ayrıca bu dönemde alamadığı maaşları için de tazminat talep etmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı 7 Haziran 1994 tarihinde bu talepleri reddetmiştir.
Başvuran 15 Ağustos 1994 tarihinde Sivas İdari Mahkemesine 7 Haziran 1994 tarihli kararın iptali istemiyle başvurmuş, ayrıca ödenmeyen aylıklarının kendisine verilmesini talep etmiştir.
3 Kasım 1994 tarihinde görevlerine son verilen kamu görevlilerine haklarının geri verilmesine ilişkin 4045 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunun geçici 3. maddesi diğer hususların yanı sıra, yürürlükten kaldırılan kanun maddeleri kapsamına giren fiillerden dolayı yargılanarak mahkûm olmaları nedeniyle görevlerine son verilen memurların, kanun maddelerinin yürürlükten kaldırılmasından dolayı mahkumiyetlerinin kadük olması nedeniyle görevlerine iade edilmelerini öngörmekteydi.
İdari mahkeme 23 Aralık 1994 tarihinde 4045 sayılı Kanunun göreve iadeyi sağlaması nedeniyle başvuranın davasının görülmesine gerek olmadığına karar vermiştir. Mahkeme kararında, kanun uyarınca görevlerine iade edilen memurların, iadeden önceki dönem için tazminat alamayacaklarını da belirtmiştir. Bu karar başvurana 10 Nisan 1995 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Başvuran 8 Mart 1995 tarihinde görevine yeniden başlamıştır.
Başvuran 28 Nisan 1995 tarihinde temyize gitmiştir.
Danıştay 12 Şubat 1998 tarihinde idare mahkemesinin kararını bozmuştur. Danıştay başvurana görevine iade edilmeyi talep ettiği 9 Kasım 1993 tarihinden itibaren, yasal faiziyle birlikte tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
30 Kasım 1998 tarihinde İdari mahkeme 7 Haziran 1994 tarihli kararı iptal ederek yasal faiziyle birlikte başvurana ödenmeyen aylıklarının karşılığı olarak tazminat verilmesini kararlaştırmıştır.
İdare 24 Mart 1999 tarihinde temyize gitmiştir.
Danıştay 9 Ekim 2001 tarihinde idari mahkemenin kararını kısmen onamış, bu yönde bir talepte bulunmadığından başvurana ödenen tazminata yasal faizin eklenmesine yer olmadığına karar vermiştir.
20 Şubat 2002 tarihinde idari mahkeme Danıştayın kararına uymuştur.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran yargılama uzunluğunun AİHSnin 6/1 maddesinde yer alan «makul süre» ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM dikkate alınması gereken dönemin Milli Eğitim Bakanlığına ön bir tazminat talebinin yapıldığı 9 Kasım 1993 tarihinde başladığını gözlemlemektedir. AİHM bu bağlamda mahkemeye başvurabilmek için öncesinde bir girişim yapılmış olması şartının bulunduğu durumlarda, baştan yapılması gereken idari işlemin dikkate alınacak süre kapsamına girdiğini hatırlatır (Bkz. Vallée- Fransa kararı 26 Nisan 1994 ve Santoni-Fransa kararı no: 49580/99, 29 Temmuz 2003). Sözkonusu dönem bu başvuruda 20 Şubat 2002 tarihli idari mahkemesinin kararı ile tamamlanmıştır. İki dereceli mahkeme önünde görülen dava sekiz yıl üç aydan fazla sürmüştür.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuran için arz ettiği önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 30979/96).
AİHM daha önce de mevcut başvuruya benzer sorunları ortaya koyan birçok davayı incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitine vardığını hatırlatır (sözü edilen Frydlender kararı).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM davanın özel karmaşık bir yapısının bulunmadığına, başvuranın tutumunun yargı sürecinin uzamasına yol açmadığına itibar etmektedir. AİHM yetkili mercilerin tutumu ile ilgili olarak, davanın üç kez görüldüğü idari mahkemesindeki yargılamanın eleştiri konusu edilecek bir yanının olmadığını ifade etmektedir. Fakat temyiz incelemesinin yapıldığı Danıştay için aynı durum sözkonusu değildir, Danıştay ilk temyiz başvurusunu yaklaşık iki yılda, ikincisini ise yaklaşık iki yıl altı ayda inceleyebilmiştir. Toplamda bu yargı makamında geçen süre beş yıl dört ayı bulmaktadır.
AİHM bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında, sözü edilen yargı sürecinin uzunluğunun aşırı olduğu ve «makul süre» gereğini karşılamadığı sonucuna varmaktadır.
AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmektedir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 13. maddesine göndermede bulunan başvuran yargı sürecinin uzunluğu hakkında Türkiyede başvuru yapabileceği herhangi bir başvuru yolunun mevcut olmadığından yakınmaktadır.
AİHM bu şikayetin 6/1 maddesi ile ilintili ve dolayısıyla kabuledilebilir nitelikte olduğunu hatırlatır.
AİHM 13. maddenin davaların makul bir süre zarfında dinlenmesini öngören 6/1 maddesinin ihlaline karşı iç hukuktaki mahkemeler nezdinde etkili bir başvuru hakkını güvence altına aldığını hatırlatır (Bkz. Kudla-Polonya no: 30210/96). AİHM daha önce de Türk hukukunun ceza davasının uzunluğuna karşı AİHSnin 13. maddesi uyarınca etkili bir başvuru yolu sunmadığının tespit edildiğini belirtir (Ebru ve Tayfun Çolak-Türkiye kararı no: 60176/00, 30 Mayıs 2006).
Bu başvuruda Hükümet başvuranların idari yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki şikayetlerini dile getirebilecekleri özel bir hukuksal başvuru yolu belirtmemiştir.
AİHM 6/1 madde gereğince, başvuranın davasının makul bir süre zarfında görülmesi hakkına yönelik iç hukukta etkili bir başvuru yolunun mevcut olmaması nedeniyle AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. DİĞER MADDELERİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran artık bir suç unsurunu teşkil etmeyen olayları gerekçe göstererek idarenin çalıştığı kuruma geri dönmesini ve tazminat ödenmesini reddettiğinden şikayetçi olmakta, AİHSnin 7. maddesine atıfta bulunmaktadır. Başvuran ayrıca AİHSnin 14. maddesine atıfta bulunarak siyasi görüşleri nedeniyle bir ayrımcılığa maruz kaldığını öne sürmektedir.
AİHM başvuran tarafından öne sürülen bu şikayetleri incelemiş ve AİHS ve Protokolleri ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere karşı herhangi bir ihlalin bulunmadığı neticesine varmıştır.
Bu şikayetlerin dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
AİHSnin 41. maddesine göre Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.
A. Manevi tazminat
Başvuran 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
AİHM başvuranın manevi açıdan bir bakıma haksızlığa uğradığına itibar ederek başvurana bu başlık altında 4.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderleri için 3.000 Euro talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatı ile yapılan sözleşmeyi ve tercüme giderlerini gösterir makbuzu sunmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvurana tüm yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı olduğuna ve bu yönde etkili başvuru yolunun bulunmadığına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 4.000 (dört bin) Euro manevi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy