(AİHS m. 3, 5, 6, 13, 14, 18, 34, 35, 44) (765 S. K. m. 125, 168) (GERGER - TÜRKİYE DAVASI) (NACARYAN VE DERYAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 15179/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
21 Temmuz 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
T.C. vatandaşları Ali Koç ve Yılmaz Yürek (başvuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 27 Mayıs 2001 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 15179/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Vefa tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuranlar sırasıyla 1971 ve 1972 doğumlu olup Gaziantepte ikamet etmektedir.
Başvuranlar 2 Ocak 1993 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar yasadışı örgüt PKK mensubu olmakla ve polislere yönelik düzenlenen birçok silahlı saldırıya karışmakla suçlanmışlardır. Başvuranların gözaltı bitiminde hazırlanan sağlık raporlarında hiçbir kötü muamele izine rastlanılmamıştır.
29 Ocak 1993 tarihinde başvuranlar cumhuriyet savcısı ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) hakimi önüne çıkarılmışlardır. Hakim başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir.
3 Mart 1993 tarihinde savcı aralarında başvuranların da yer aldığı kırk sekiz kişi aleyhinde Devletin bölünmez bütünlüğünü yıkmaya teşebbüs etmek ve yasadışı silahlı bir örgüt mensubu olmaktan dava açmış; ayrıca güvenlik güçlerine ve sivil halka yönelik düzenlenen ve polis ve sivillerin ölümüyle sonuçlanan silahlı saldırılara karışmakla suçlamış ve TCKnın 125. ve 168/2 maddesinin uygulanarak ölüm cezasına çarptırılmalarını talep etmiştir.
Diyarbakır DGM 25 Nisan 2000 tarihli bir karar ile haklarında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve başvuranları müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 9 Ekim 2001 tarihinde bu kararı onamıştır.
HUKUK
AİHSnin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunan başvuranlar gözaltında kötü muameleye maruz kaldıklarından ve iç hukukta etkili başvuru yollarının bulunmadığından şikayetçidir. Başvuranlar 3. maddeye dayalı olarak cezaevi ve mahkeme arasındaki mesafenin çok uzak olduğunu ve bu esnada elleri kelepçeli olarak seyahat etmek durumunda kaldıklarını öne sürmektedir. AİHSnin 5. maddesine atıfla başvuranlar gözaltı ve tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayetçidir. Başvuranlar AİHSnin 6. maddesiyle bağlantılı olarak 18. ve 14. maddelerini öne sürerek şartla salıverilmeye ve dava ve cezaların ertelenmesine dair 4616 sayılı Kanunun kendi durumlarına uygulanmadığından şikayetçi olmaktadır. Başvuranlar son olarak yargı sürecinin uzunluğunun AİHSnin 6/1 maddesinde yer alan «makul süre» koşulunu karşılamadığını iddia etmektedir.
Hükümet başvurunun altı ay kuralına uygun olarak yapılmadığı ve dayanaktan yoksun bulunduğu itirazını yapmaktadır.
AİHM başvuranların duruşmalara nakilleri sırasında kötü muameleye maruz kaldıkları iddiaları ile ilgili olarak, adı geçenlerin AİHSnin 3. maddesine aykırı olduğunu öne sürdükleri bu iddialarını en azından asgari düzeyde ve ilgili kanıt unsuruyla desteklemediklerini saptamaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Avcı-Türkiye, no: 52900/99, 30 Kasım 2004; Kılıçgedik-Türkiye kararı no: 5982/00, 1 Haziran 2004; Jeong-Çek Cumhuriyeti no: 34140/03, 13 Şubat 2007). Dayanaktan yoksun bulunan bu şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
Başvuranların gözaltı süresinin uzunluğu konusunda AİHM, gözaltının 2 Ocak 1993 tarihinde başlayıp 29 Ocak 1993 tarihinde tutukluluk kararı ile sona erdiğini tespit etmektedir. Başvuru AİHMye gecikmeli olarak 27 Mayıs 2001 tarihinde yapılmış olup, AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
AİHM, başvuranların AİHSnin 6/1 maddesi çerçevesinde şartla salıverilmeye ve dava ve cezaların ertelenmesine dair 4616 sayılı Kanunun kendi durumlarına uygulanmadığı şikayetlerine ilişkin ise, benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve kabuledilemez ilan ettiğini hatırlatır (Bkz. Gerger-Türkiye, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999; Kalan-Türkiye kararı, no: 3561/01, 2 Ekim 2001). Yapılan şikayetin bu kısmının AİHSnin 35. maddenin 3. paragrafı uyarınca dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle 35. maddenin 4. paragrafına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
Yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Dikkate alınması gereken dönem 3 Mart 1993 tarihinde başlayıp 9 Ekim 2001 tarihinde sona ermektedir. İki dereceli mahkemede görülen bu süreç yaklaşık sekiz yıl yedi aydır.
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuran için arz ettiği önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94). AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (sözü edilen Pelissier ve Sassi kararı).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Ayrıca, davanın uzamasına başvuranların tutumunun neden olduğuna ilişkin hiçbir unsur AİHMnin değerlendirmesine sunulmamıştır. AİHM bu yöndeki yerleşik içtihadını dikkate alarak sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aşırı olduğu ve «makul süre» gereğini karşılamadığı sonucuna varmaktadır. Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
Geriye 41. maddenin incelenmesi kalmaktadır. Taleplerini gerekçelendirmeyen başvuranların her biri 5.000 Euro maddi tazminat ve 50.000 Euro manevi tazminat istemektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM maddi tazminat iddiasının dayanağının bulunmadığını hatırlatır. Dolayısıyla bu yönde bir ödeme yapılması gerekli görülmemektedir. Buna karşın, başvuranların ceza yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle manevi bakımdan zarar gördüklerini kaydeden AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvuranların her birine 3.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
AİHM yargılama masraf ve giderlerinin ödenmesi konusunda yerleşik içtihadına göre bir başvuranın gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebileceğini hatırlatır. AİHM bu başvuruda sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvuranların yargılama gider ve masraflarına ilişkin bu talebini reddetmektedir (Bkz. Nacaryan ve Deryan-Türkiye kararı (adil tatmin) no: 19558/02 ve 27904/02, 24 Şubat 2009).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1.Ceza davasının uzunluğu hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışındakilerin kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine 3.000 (üç bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy