(AİHS m. 8, 1 NOLU EK PROTOKOL m. 1)
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin Üçüncü Dairesinin, Aydın İçyer tarafından Türkiyeye karşı, 29 Ocak 2002 tarihinde yapılan başvuru hakkında
KABULEDİLEBİLİRLİK KARARI
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (...) yargıçlardan oluşan Üçüncü Dairesi 12 Ocak 20006 tarihinde toplanarak,
29 Ocak 2002 tarihinde yapılan başvuruyu,
Davanın kabuledilebilirlik ve esasının birlikte incelenmesine dair Sözleşmenin 29(3). fıkrasının uygulanmasına dair kararı,
Davalı hükümet tarafından verilen cevabı ve başvurucunun buna verdiği karşılığı dikkate alarak,
Müzakere etmiş ve şu kararı vermiştir:
DAVANIN ESASI
1. Başvurucu Aydın İçyer 1946 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. Kendisi Mahkeme önünde İstanbuldan avukatlar M.A. Kırdök ve Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.
A. Dava konusu olaylar
2. Tarafların Mahkemeye sunduğu olgular aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvurucunun olaylara ilişkin anlatımı
3. Başvurucu Ekim 1994e kadar, kendisine ait mülklerinin bulunduğu Tunceli ilinin Ovacık İlçesinin Eğrikavak köyünde yaşmıştır.
4. Eğrikavak sakinleri 3 Ekim 1994 tarihinde bölgedeki karışıklıklar nedeniyle güvenlik güçleri tarafından zorla köylerinden zorla çıkarılmışlardır. Güvenlik güçleri ayrıca başvurucunun mallarını tahrip etmişlerdir. Bunun üzerine başvurucu ve ailesi İstanbula taşınmıştır.
5. Başvurucu 4 Ekim 1994 tarihinde Ovacık Cumhuriyet Savcılığına, 3 Ekim 1994te evinin güvenlik güçleri tarafından yakıldığına dair bir şikayet dilekçesi vermiştir.
6. Ovacık Cumhuriyet Savcılığı 9 Aralık 1994te, Memurin Muhakematı Kanunu ile 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4(b) bendi uyarınca görevsizlik kararı vererek dosyayı Ovacık İlçe İdare Kuruluna göndermiştir.
7. İdare Kurulu 25 Ekim 1995te başvurucuya bir yazı göndererek, iddia edilen eylemlerin failleri belirlenemediğinden, kovuşturma açılamayacağını bildirmiştir. İdare Kurulu ayrıca Ovacık Jandarma Komutanlığının 1 Kasım 1994 tarihli yazısına dayanarak, bölgede güvenlik güçleri tarafından yakılan ev bulunmadığı belirtilmiştir.
8. Başvurucu 26 Ekim 2001 tarihinde Tunceli Valiliğine ve Ovacı Kaymakamlığına birer dilekçe vererek, köyüne dönebilmesi için izin verilmesini istemiştir.
9. Ovacık Kaymakamlığına bağlı Olağanüstü Hal Bürosu 31 Ekim 2001 tarihinde başvurucunun dilekçesine cevaben aşağıdaki karşılığı vermiştir:
Köye dönüş isteminizi içeren dilekçeniz Kaymakamlık tarafından alınmıştır ve Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi çerçevesinde değerlendirilecektir.
2. Hükümetin olaylara ilişkin anlatımı
10. Başvurucu Eğrikavak köyü sakinidir. Resmi kayıtlara göre Eğrikavak köyü sakinleri, bölgedeki yoğun terör eylemleri ve PKKnın tehtidleri nedeniyle köylerini boşaltmışlardır. Güvenlik güçleri başvurucuyu ya da diğer köylüleri köylerini terk etmeye zorlamamıştır.
11. Halen köylülerin evlerine ve mal ve mülklerinin yanına dönmelerinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Diyarbakır Tazmin Komisyonuna verdikleri dilekçelerde ikametgahlarının yaşadıkları köyler olduğunu belirten 110 başvurucunun da gösterdiği gibi, terör sonucu köylerini terketmiş olan kimseler köylerine dönmeye ve yeniden köydeki faaliyetlerini sürdürmeye başlamışlardır (bk. aşağıda parag. 43).
12. Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması hakkında Yasa 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMMden geçmiş ve 27 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Yasa, köylerindeki mal ve mülklerine ulaşmaları engellenen kimselerin Sözleşmeden kaynaklanan şikayetlerini gidermek için yeterli bir hukuk yolu getirmektedir.
13. Bu bağlamda 76 İlde Zarar Tespit ve Tazmin Komisyonları kurulmuştur. Terörden ya da teröre karşı faaliyetleri sırasında yetkililerin eylemleri nedeniyle zarar görenler, ilgili tazmin komisyonlarına tazminat almak başvuruda bulunabilirler.
14. Bu komisyonlara başvuranların sayısı yaklaşık 170,000 ulaşmıştır. Ayrıca başvuruları Mahkeme önünde bekleyen 800 kişi de tazmin komisyonlarına başvurmuştur (bk. aşağıda parag. 43). Bir çok köylüye uğradıkları zararlar için tazminat verilmiştir (bk. aşağıda parag. 28-40).
B. Taraflarca sunulan belgeler
1. Başvurucu tarafından sunulan belgeler
(a) Köy muhtarı ve başvurucu tarafından imzalanmış olan başvurucunun sahibi olduğu ev eşyaları ve hayvanların liste
15. Bu belgeye göre, evinin yakıldığı ve Eğrikavak sakinlerinin köyden ayrılmak zorunda bırakıldığı sırada, başvurucu üç yüz koyun, yüz keçi, altı yüz ağaç, bir TV seti, bir buzdolabı, bir yatak ve 50 mutfak kap kacağına sahipti.
(b) Muhtar tarafından imzalanmış olan köyün arazi kayıtlarına ilişkin kütüğün ilgili sayfasının kopyası
16. Bu belgeden başvurucunun kendisine ait beş tarla olduğu anlaşılmaktadır.
(c) Güneydoğuda yerinden edilenlerin sorunlarını ve alınacak tedbirleri araştırmak için kurulan TBMM Meclis Araştırma Komisyonunun 14 Ocak 1998 tarihli raporu
17. Bu rapor, milletvekillerinden oluşan bir araştırma komisyonu tarafından hazırlanmıştır. Rapora göre, 1993 ile 1994 yılları arasında 905 köy ve 2,523 mezra boşaltılmış ve buralarda yaşayanlar ülkenin başka yerlerine gitmeye zorlanmışlardır. Tunceli İlinde, Eğrikavak köyü de dahil 183 köy ve 823 mezradan tahliye edilenlerin sayısı yaklaşık 40,933 kişidir. Bu raporun ayrıntılı içeriği, Mahkemenin Doğan ve Diğerleri - Türkiye kararında bulunmaktadır (Başvuru no. 8803-8811/02, 8813/02, 8815-8819/02, parag. 31-35).
(d) Türkiyede güvenlik güçlerinin eylemleri hakkında Bakanlar Komitesinin ResDH(2002)98 sayılı ara kararı
18. Bu kararla güvenlik güçleri mensuplarının neden olduğu ayrıntılı suistimalleri verilmekte ve Türk Hükümeti insan hakları ihlallerini durdurmak için gerekli idari, adli ve yasama tedbirlerini almaya çağırılmaktadır (bk. yukarıda geçen Doğan ve Diğerleri kararı, parag. 36).
(e) TESEV tarafından hazırlanan 28 Ekim 2005 tarihli Türkiyede Yerinden Edilenler hakkındaki raporu
19. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı raporu (TESEV raporu) beş akademisyen ve uzmanlardan oluşturulan bir çalışma ve izleme grubu tarafından hazırlanmıştır. Rapor, Çalışma ve İzleme Grubunun Diyarbakır, Batman, Hakkari ve İstanbulda yaptıkları alan araştırmalarından elde ettikleri bulguların sonucunu içermektedir. TESEV raporu 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun uygulanmasında karşılaşılan sorunları incelemektedir. Rapor ayrıca Hükümet, ulusal ve uluslararası organlar ve Hükümet Dışı Örgütlere önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır.
20. TESEV raporuna göre, ülke içinde yerlerinden edilen kişilerin (ÜYEK), köylerine dönüşleriyle ilgili ciddi sorunlar bulunmaktadır. Öncelikle, ÜYEKler kentlerden köylerine dönebilmek için seyahat ve taşınma masraflarını karşılayabilecek mali kaynaklara sahip değillerdir. İkinci olarak, köylerin altyapısı iyi durumda değildir. Köylerin büyük çoğunluğunda elektrik, su, sağlık gibi hizmetler yoktur. Üçüncü olarak, ÜYEKler PKKnın baskısı, askeri operasyonlar, çatışmalar ve köy korucusu olmaları için Devlet yetkililerinin baskına karşı yeterli güvenlik sağlanmadığından, eski ikametlerine dönmek konusunda hala kaygı duymaktadırlar. Son olarak Hükümet Dışı Örgütler, bölgede yaşayanların ölmesine ya da yaralanmasına neden olan kara mayınlarının varlığına dikkat çekmektedirler.
21. TESEV raporu 5233 sayılı yasanın çıkarılmasını memnuniyetle karşılamakta ve zorla yerinden edilmeden kaynaklanan insan hakları ihlallerine giderim sağlayan olumlu bir adım olarak değerlendirmektedir. Ancak, ülkeden ayrılmış kişilerin mevcut yasadan yararlanıp yararlanamayacağı açık değildir. Yasanın içerdiği hakların ÜYEKler tarafından yanlış anlaşıldığı görülmektedir. 5233 Sayılı yasa ölüm ya da yaralanma olayları bakımından da bir iç hukuk yolu sağlamasına karşın, ÜYEKlerin çoğunluğu bu yasanın sadece köy boşaltmalarını kapsadığını düşünmektedir. Ayrıca 5233 sayılı yasanın başlığı Terör terimine yer verdiğinden ÜYEKler genel olarak bu yasa kapsamında başvuruda bulunurlar ya da devleti şikayet ederlerse, terörist olarak niteleneceklerini düşünmektedirler. Bazı ÜYEKler ise yasada öngörülen başvuru yolunun yeterli tazminat önermemesi ve yasadışı eylemlerin faillerinin adalet önüne çıkarılma olasılığının bulunmaması nedeniyle ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalacağı kanısındadırlar. Dahası, 5233 Sayılı yasa manevi zararlara ilişkin bir hak içermemektedir. ÜYEKler bu yüzden İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine başvurmayı tercih etmektedir.
22. 5233 Sayılı yasanın uygulaması bakımından üç temel sorun bulunmaktadır. İlk olarak, tazmin komisyonlarının üyelerinin kararlarını verirken taktir alanları son derece sınırlıdır. İkinci olarak, komisyon üyeleri iyi niyetli olsalar bile, devlet memuru oldukları için herhangi bir risk almak istememekte ve bu nedenle yasanın uygulanması konusunda Hükümetin açık bir siyasal irade göstermesini beklemektedirler. Üçüncü olarak, bazı komisyon üyelerinin ÜYEKlere karşı önyargılı oldukları ve onları fırsatçılar ya da yasayı kötüye kullanan PKK sempatizanı saydıkları görülmektedir.
23. İddialarını ispat yükünün mağdurlarda olması büyük bir sorundur. Ancak, Bakanlar Kurulunun 15 Eylül 2005 gün ve 9239 sayılı kararı, hak sahiplerine iddialarını herhangi bir bilgi ya da belge ile kanıtlama olanağı tanımaktadır.
24. Tazmin komisyonlarının kompozisyonu bakımından, üyelerinin çoğunluğunun devlet memuru olduğu kaydedilmelidir. Bu yüzden mağdurların gözünde komisyon üyelerinin bağımsızlık ve tarafsızlıkları şüphe uyandırmaktadır.
25. Adaletin yerine gelmesi ve amaçlandığı gibi giderim sürecinin başarılı bir şekilde yerine getirilebilmesi için, Yasanın bir yıl daha yürürlükte kalması önerilmektedir.
26. Sonuç olarak TESEV raporu, ÜYEKlerin sorunlarının çözülmesi ve Türkiyenin güneydoğusunda barış ve güvenliğin sağlanabilmesi için bir dizi öneride bulunmaktadır.
(f) Diğer belgeler
27. Aşağıda listelenen belgeler, bölgede güvenlik bulunmadığı için idari ve yargısal mercilerin Ovacık köylerine gidemediklerine ve keşif yapamadıklarına ilişkin belgelerdir.
(i) Ovacık Asliye Hukuk Mahkemesi yargıcının Ovacık Kaymakamlığına yazdığı 18 Ekim 1994 tarihli yazı.
(ii) Tunceli Kadastro Müdürünün Ovacık Asliye Hukuk Mahkemesine yazdığı 25 Ekim 1994 tarihli yazı,
(iii) Ovacık Jandarma Komutanlığının Ovacık Kaymakamlığına 6 Kasım 1994 tarihli yazısı,
(iv) Yazıören Köyü sakini bir kişinin Ovacık Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği 18 Ekim 1994 tarihli dilekçe,
(v) Tunceli Valiliğinin 22 Kasım 1994 tarihli Ovacık Asliye Hukuk mahkemesine yazdığı yazı,
(vi) Ovacık Asliye Hukuk Mahkemesinin 22 Kasım 1994 tarihinde verdiği ek karar.
2. Hükümet tarafından sunulan belgeler
(a) Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun uygulanmasına ait kararlar
28. Hükümet, terörden ve güvenlik güçlerinin terörle mücadelesi sırasında zarar görenlerin şikayetleri için etkili bir iç hukuk yolu sağlamak için kurulan Zarar Tespit ve Tazmin Komisyonlarının görevlerini tam olarak yaptıklarını ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması hakkında Yasanın öngördüğü yeni iç hukuk yolunun etkililiğini göstermek için, bu organlar tarafından verilmiş kararların ve bildirimlerin örneklerini Mahkemeye sunmuştur.
(i) Mallarına ulaşamayan kimselere verilen tazminatlara ilişkin kararlar
29. Hükümet Tunceli ve Diyarbakırda tazmin komisyonları tarafından verilmiş 440 kararın kopyalarını sunmuştur. Bu kararlar sadece, Tunceli ve Diyarbakırda bulunan köylerdeki evlerine ve arazilerine ulaşamamalarının sonucu olarak zarara uğrayanlara verilen tazminatlara ilişkindir.
30. Tunceli Tazmin Komisyonunun 29 Eylül 2005 tarihli bir kararında yirmi dört kişiye tazminat verilmiştir. Örneğin Cafer Biçici olayında (başvuru no. 6607), tazmin komisyonu 1994 ila 2001 yılları arasında hak sahibinin yedi yıl boyunca Tuncelinin Hozat İlçesi Boydaş köyündeki mallarına ulaşamadığını tespit etmiştir. Tazmin komisyonu bilirkişi raporuna dayanarak, hak sahibinin taşınmazına verilen zarar için 5,404 YTL, kavak ağaçları için 1,060 YTL, arazisi ve meyve ağaçlarının ürünlerinden yedi yıl boyunca mahrum olduğu için (7×1,060 =) 7,420 YTL ödenmesi gerektiğine karar vermiştir. Böylece tazmin komisyonu zararının giderimi için hak sahibine toplam 14,000 YTL (yaklaşık 8,725 Euro) ödenmesine karar vermiştir.
31. Hüseyin Biçici olayında (başvuru no. 10436), tazmin komisyonu Boydaş Köyündeki mallarına ulaşamamaktan kaynaklanan zararlarını giderilmesi için hak sahibine 26,600 YTL (yaklaşık 16,580 Euro) tazminat ödenmesine karar vermiştir. Tazmin komisyonu bilirkişi raporuna ve araştırmalara dayanarak, bu hak sahibinin 7,720 YTL taşınmaz malları (ev, ahır vs.) için ve yedi yıl boyunca tarımsal gelirden yoksun bırakıldığı için (7× 2,700=) 18,900 YTL zarara uğradığını tespit etmiştir. Bunun gibi Diyarbakır Tazmin Komisyonu Hüsnü Özkaya 1993den bu yana köyüne ulaşamamasından kaynaklanan zararları için 27,520 YTL (yaklaşık 23,000 Euro) ödenmesine (9 Eylül 2005 tarih ve 2005/4-564 sayılı kararla) karar vermiştir. Bu miktara evinin yıkılması nedeniyle 15,269 YTL, ahırı için 8,950, arazisini ekememesi dolayısıyla 7,700 ve bağı için de 5,250 YTL dahildir. Tazmin komisyonu diğer yirmi iki hak sahibi için benzer sonuçları olan benzer kararlar vermiştir. Ödenecek miktarları içeren sulhnameleri hak sahiplerine göndermiştir.
32. Diyarbakır (4 nolu) Tazmin Komisyonu, 1 Ağustos 2005 tarihli kararıyla 1993den beri Diyarbakır Kocaköy İlçesinin Şaklat köyündeki mallarına ulaşamayan Mustafa Narine 50,246 YTL (yaklaşık 31,365 Euro) ödenmesine karar vermiştir. Zararın tespiti ve yukarıda belirtilen tazmin miktarının ödenmesine karar verilmesinin ardından, tazmin komisyonu düzenlediği sulhnameyi hak sahibine göndermiştir. Diyarbakır Tazmin Komisyonu, Diyarbakırın köylerinde mülklerine ulaşamadığı için zarara uğrayan kişiler tarafından yapılan 415 diğer başvuruya ilişkin olarak benzer sonuçları içeren benzer kararlar vermiştir.
(ii) Mal ve mülkleri zarara uğrayan kişilere tazminat verilmesine ilişkin kararlar
33. Hükümet Mahkemeye ayrıca Şırnak, Diyarbakır, Batman ve Hakkarideki zarar tazmin komisyonları tarafından verilmiş bir dizi karar sunmuştur. Bu kararların konusu, terör eylemlerinin sonucu olarak mal ve mülkleri zarara uğrayanlara tazminat verilmesidir.
34. Şırnak Tazmin Komisyonu Beytüşşebap İlçesinin Oymakkaya köyünde evi bir grup terörist tarafından yakılan Kemal Ecere 14 Haziran 2005 tarihli kararıyla 8,000 YTL (yaklaşık 5,000 Euro) ödenmesine karar vermiştir.
35. Diyarbakır Tazmin Komisyonu Abdullah Salman, Mehmet Salman ve İsmail Tekin tarafından yapılan bir başvuruda, Diyarbakırda güvenlik güçleri tarafından teröristlere karşı yürütülen bir operasyon sırasında meyve ağaçlarının zarar görmesine ilişkin olarak 1,692 YTL ödenmesine karar vermiştir.
36. Bitlis Tazmin Komisyonu Adil Erdoğan tarafından yapılan bir başvuruya ilişkin olarak Bitlisin Kavakdibi köyünde teröristler ile köy korucuları arasında çıkan bir çatışma sırasında hak sahibinin ineğinin ölmesi nedeniyle 466,88 YTL (yaklaşık 300 Euro) ödenmesine karar vermiştir.
37. Diyarbakır Tazmin Komisyonu 20 Haziran 2005 tarihli bir kararında Bismil ilçesi Ağıllı köyünde PKK üyeleri tarafından traktörünün yakılması nedeniyle İ. Burhan Aslana 25,000 YTL (yaklaşık 15,600 Euro) ödenmesine karar vermiştir.
(iii) Ölüm ya da yaralanmalara ilişkin tazminat ödenmesine ilişkin kararlar
38. Tazminat komisyonları ayrıca yaralanan ya da yakınları terör olayları sırasında öldürülenlerin yakınlarına tazminat ödenmesi için bir dizi karar almıştır.
39. Örnek olarak Tunceli Tazmin Komisyonu 20 Temmuz 2005 tarihinde, terör olayları sırasında yakınları öldürülen Hasan Dalkılıç, Mevlüt Cantürk, Sinan Yıldırım, Dilber Karik Dal, Hıdır Yadigaroğulları ve Ali Kese tazminat ödenmesine karar vermiştir. Tazmin komisyonu her bir hak sahibi için 14,035 YTL (yaklaşık 8,760 Euro) ödenmesine karar vermiştir. Tazmin komisyonu tarafından kendilerine sulhname gönderilen bütün hak sahipleri bu belgeleri imzalamışlardır.
40. Tunceli Tazmin Komisyonu 8 Haziran 2005 tarihli kararıyla, İsmail Baştimura bir mayın patlaması sonucu yaralanması nedeniyle 1,294.95 YTL ödenmesine karar vermiştir. Komisyon ayrıca terör saldırısı sonucu yaralanarak sakat kalan Alişan Buluta 8,421 YTL ödenmesine karar vermiştir.
(b) Danıştay Kararları
41. Hükümet Danıştay tarafından verilen üç kararın örneğini sunmuştur. Erzurum İdare Mahkemesi tarafından verilen karara karşı yapılan başvuru üzerine Danıştay tarafından verilen karara göre (K. no. 2000/5120, E. no. 1999/2162, Karar tarihi 11 Ekim 2000), davacı Ömer Akakuş, terör olayları ve güvenliğinin sağlanamaması nedeniyle Ağrı İlindeki köyünden ayrıldığını ve 1993 tarihinden beri mal ve mülkünü kullanamadığını iddia etmiştir. Danıştay davacının istemini yerinde bularak, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Danıştay, davacının yetkililerin isteği ya da talimatıyla değil, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmiş olduğunu kaydetmiştir. Bu nedenle, davacının uğradığı zarar yetkililere yüklenmese ve bu nedenle nedensellik bağı bulunmasa bile, terör olaylarını önleyemediği ve güvenliği sağlayamadığı için idarenin sorumlu olduğuna karar vermiştir.
42. Danıştay, Muammer ve Burhan Gürtürk davalarında da (Karar no. 2001/4431-35, 5 Aralık 2001 tarihli kararlar) benzer sonuçlara ulaşan kararlar vermiştir.
(c) Mahkemeye ve Diyarbakır Tazmin Komisyonuna başvurmuş kişilerin listesi
43. Bu listeye göre, başvuruları Mahkeme önünde bekleyen 800 kişi aynı zamanda Diyarbakır Tazmin Komisyonuna başvurmuş ve köylerindeki mülklerine ulaşamamalarının sonucu olarak uğradıkları zararların tazminini talep etmişlerdir. Diyarbakır Tazminat Komisyonuna verdikleri dilekçelerde 110 kişi, adreslerini yaşadıkları köyleri olarak gösterdikleri listede görülmektedir.
C. İlgili iç hukuk ve uygulama
1. 27 Temmuz 2004 tarihli 5233 sayılı yasa
44. 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun (Tazminat Yasası) 14 Temmuz 2004 tarihinde Büyük Millet Meclisinden geçmiş ve 27 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Büyük Millet Meclisi 28 Aralık 2005 tarihinde çıkardığı 5442 sayılı Yasayla, tazminat yasasının bir çok hükmünü değiştirmiştir. Bu Yasa, terör faaliyetleri ile terörle mücadele eden yetkililerin aldıkları tedbirler nedeniyle zarara uğrayan kişilerin tazmin edilmelerine dair ilke ve usulleri düzenlemektedir. Bu Yasa ayrıca, ülke içinde yerlerinden edilmiş kişi veya göçmen sayılmayan fakat yine de terörden veya güvenlik güçlerinin terörle mücadelesinden etkilenen kamu görevlilerinin uğradığı zararları da kısmen karşılamayı amaçlamaktadır.
45. (Aşağıdaki maddeler kararın orijinalindeki gibi özetlenmek yerine özetlenmeden verilmiştir. (Ç.N.)) Yasanın 7. maddesi şöyle demektedir:
Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.
b) Yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.
c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar.
46. Yasanın 7. maddesine göre uğranılan zararlar ve ödenecek tazminatlar tazmin komisyonları tarafından belirlenecektir. Bu bağlamda Yasanın 4. maddesi şöyle demektedir:
Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanun kapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur.
Komisyon, bir başkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısı komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri, sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamu görevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetim kurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukat komisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilk haftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İş yoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.
Komisyon salt çoğunlukla toplanır ve kararlar üye tam sayısının salt çoğunluğuyla alınır. Komisyonun çalışma esas ve usulleri yönetmelikle belirlenir.
47. Tazmin komisyonlarının görevlerini düzenleyen Yasanın 5. maddesine göre:
Komisyonun görevleri şunlardır:
a) Zarar görenin veya mirasçılarının başvurusu hâlinde bu Kanun kapsamına giren bir zararın bulunup bulunmadığını tespit etmek.
b) Kamu kurum ve kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca uygulanmış projelerin, zararın giderilmesine katkıları; zarar görenin değerlendirebileceği enkaz ve diğer yararlar; sigorta şirketlerince veya ilgili mevzuata göre kamu kurum ve kuruluşları ile sosyal güvenlik kuruluşlarınca ödenen tazminatlar, tedavi ve cenaze giderleri ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan yapılan yardımların zarar miktarından mahsup edilmesi suretiyle belirlenen ve 9 uncu veya 10 uncu maddelere göre yapılan nakdî veya aynî ödeme miktarını içeren sulhname tasarılarını hazırlamak.
c) Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya 12 nci maddenin ikinci fıkrasına göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenleyerek birer örneğini ilgiliye tebliğ etmek ve Bakanlığa göndermek.
d) Başvuranın, bu Kanun kapsamına giren bir zararının bulunmadığının tespit edilmesi hâlinde, buna ilişkin karar tutanağı düzenleyerek birer örneğini ilgiliye tebliğ etmek ve Bakanlığa göndermek.
48. Tazmin komisyonlarına başvurunun süresini, şeklini, incelenmesini ve sonuçlandırılmasını düzenleyen Yasanın 6. maddesine göre:
Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde ilgili valiliğe veya kaymakamlığa başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez.
Komisyon, zarar görenlerce yapılacak her başvuru ile ilgili çalışmalarını başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde tamamlamak zorundadır. Zorunlu hâllerde bu süre vali tarafından üç ay daha uzatılabilir.
Komisyon, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından başvuru konusu ile ilgili her türlü bilgi ve yardımı isteyebileceği gibi, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanları bilirkişi olarak da görevlendirebilir. Komisyon, gerekli gördüğü uzmanları çalıştırabilir veya bunlardan görüş alabilir.
Komisyonun başkan ve üyeleri; kendilerinin, eşlerinin ve üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve kayın hısımlarının zararları ile ilgili bulunan komisyon toplantılarına katılamaz.
Komisyonun sekreterlik hizmetleri il özel idarelerince yürütülür.
Komisyon tarafından bilirkişi olarak görevlendirilenlere her gün için (500) gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarda ödeme yapılır. Bu ödemeler, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaz.
Komisyonun giderleri Bakanlık bütçesinden karşılanır.
Dava açma süresi içinde yapılan başvuru, nihaî işlem sonucunun ilgiliye tebliğine kadar genel hükümlere göre dava açma sürelerini durdurur.
49. Hangi zararların karşılanacağını düzenleyen Yasanın 8. maddesine göre:
7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.
Taşınmaza ilişkin zarar tespitinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11 inci maddesinde belirtilen kıymet takdiri esasları kıyasen uygulanır.
50. Zararın karşılanmasına ilişkin Sulhnameyi düzenleyen Yasanın 12. maddesine göre:
Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere yirmi gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek birer örneği ilgiliye ve Bakanlığa gönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.
51. Zararın karşılanmasını düzenleyen Yasanın 13. maddesine göre:
Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten karşılanır.
Bakanlık, yirmimilyar Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ile yapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.
Devletin ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlular hakkında rücu hakkı saklıdır.
52. Son olarak 14. madde tazmin komisyonlarının İçişleri Bakanlığı ve ilgili Valinin denetimine tabi olduğunu hükme bağlamaktadır.
2. Terör ve terörle mücadeleden doğan karşılanmasına dair Yönetmelik
53. 20 Ekim 2004 tarihli ve 25619 sayılı Yönetmelik, 5233 sayılı Terör ve terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması hakkında Kanunun uygulanması için Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılmıştır. Bu Yönetmelik tazmin komisyonlarının yetki ve görevlerini, bu komisyonlar önünde ve komisyon tarafından izlenecek usulleri ve yaşam, maddi bütünlük ve mülkiyete verilen zararların tespiti ve tazminat ödenmesine dair hükümler getirmektedir.
3. Diğer mevzuat
54. O tarihte yürürlükte olan diğer mevzuat ve ardalana ilişkin bilgiler, Mahkemenin Doğan ve Diğerleri kararında (bk. yukarıda geçen karar, parag. 68-88) bulunabilir.
ŞİKAYETLER
55. Başvurucu yetkililerin evine ve arazilerine dönmesine izin vermediklerinden şikayet etmektedir. Başvurucu Sözleşme'nin 1, 6, 7, 8, 13, 14 ve 17. maddelerinin ve Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
KARAR GEREKÇESİ
A. Sözleşme'nin 8. maddesi ve Birinci Protokolün 1. maddesine ilişkin şikayetler
56. Başvurucu, evine ve arazilerinin bulunduğu yere dönmesine yetkililer tarafından izin verilmemesinin Sözleşmenin 8. maddesini ve Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur. Bu maddeler şöyledir:
Sözleşme'nin 8. maddesi:
1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz.
Birinci Protokolün 1. maddesi
Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
Ancak yukarıdaki hükümler hiç bir biçimde, mülkiyetin genel yarara uygun olarak kullanılmasını denetim altına almak, vergiler ile diğer harç veya cezaların ödenmesini sağlamak için Devletin gerekli gördüğü yasaları yürürlüğe koyma yetkisini ortadan kaldırmaz.
1. Tarafların sunuşları
(a) Hükümetin sunuşları
57. Hükümet, başvurucunun Sözleşme'nin 35(1). fıkrası uyarınca iç hukuk yollarını tüketmediği ve altı aylık süre kuralının gereklerini yerine getirmediğinden bahisle, Mahkemenin yetkisine itiraz etmiştir.
58. Hükümet, başvurucunun 27 Temmuz 2004 tarihli Tazminat Yasasının öngördüğü yeni iç hukuk yolundan yararlanmadığı için iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda 29 Haziran 2005 tarihli Doğan ve Diğerleri kararının ardından, başvurucuların şikayetlerine ilişkin ve makul bir başarı şansı sunan ve giderim elde etme imkanı veren bir mekanizma oluşturduğunu ileri sürmüştür.
59. Yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, 76 ilde tazmin komisyonları oluşturulmuştur. Bir yıldan daha az bir süre sonunda 170,000 kişi tazmin komisyonlarına başvuruda bulunmuştur. Bu durum, yeni iç hukuk yolunun herkes için ulaşılabilir olduğunu ve kamuoyunun bu yeni başvuru yoluna güvendiğini açıkça göstermektedir. Tazmin komisyonlarına başvuru süresini bir yıl daha, yani 27 Temmuz 2006 tarihine kadar uzatan yasa değişikliği yapıldığı için, bu komisyonlar başvuru almaya devam etmişlerdir. Ayrıca, tazmin komisyonları tarafından verilen tazminatlar da mevcut iç hukuk yolunun etkili olduğunu ve başarı şansı tanıdığını kanıtlamaktadır (bk. yukarıda parag. 28-40).
60. Hükümet, başvurucuyu köyüne dönmekten alıkoyabilecek hiçbir engel bulunmadığını ve köyündeki mal ve mülküne ulaşmaması nedeniyle uğradığı zararlar için yeni Yasa uyarınca tazminat isteyebileceğini ileri sürmüştür. Hükümete göre, mevcut davada başvurucunun ileri sürdüğü şikayetler ilke olarak iç hukukta tazmin edilmelidir. Böyle olduğu içindir ki, Mahkeme tarafından Doğan ve Diğerleri kararında oluşturulan rehber ilkelerin esinlediği yeni Tazminat Yasası, terör eylemlerinden ya da güvenlik güçlerinin terörle mücadelesinden zarar gören kişilerin Sözleşmedeki haklarına ilişkin şikayetlerini iç hukukta çözüme kavuşturmak için Türk yetkililerine yetki vermek için yasalaştırılmıştır. Yasa ayrıca, yapılan başvuruların sayısını düşürerek Mahkemenin iş yükünün azaltılmasını da amaçlamaktadır.
61. Sonuç olarak, Hükümet Mahkemeden köye dönüş başvuruları bağlamında ulusal düzeyde etkili bir başvuru yolunun varlığını kabul etmesini ve Sözleşme'nin 35(1) ve (4). fıkraları anlamında mevcut başvuruyu iç hukuk yollarını tüketmediği için reddetmesini istemiştir.
62. Hükümet alternatif olarak idari, cezai ve medeni hukuk yollarının başvurucunun şikayetleri için giderim sağlama yeteneği bulunduğunu (bk. yukarıda geçen Doğan ve Diğerleri, parag. 94-97) ileri sürmüştür. Ayrıca Hükümet başvurucunun, iddia ettiği olay 1994de meydana geldiği ve yetkililere 2001 yılında başvurduğu için Sözleşme'nin 35(1). fıkrası uyarınca altı aylık süre kuralına uymadığı itirazını sürdürmüştür.
(b) Başvurucunun sunuşları
63. Başvurucu Hükümetin sunumlarına itiraz etmiş ve 27 Temmuz 2004 tarihli Tazminat Yasası tarafından oluşturulan yeni başvuru yolunun etkili olarak görülemeyeceği iddiasında bulunmuştur.
64. Başvurucu, öncelikle, tazminat komisyonlarının oluşumuna karşı çıkmıştır. Başvurucu, Mahkemenin Xenides-Arestis - Türkiye kabuledilebilirlik kararındaki görüşlerine göndermede bulunarak, tazmin komisyonlarının Sözleşme'nin 13. maddesi anlamında etkili bir iç hukuk yolu sağlamaya elverişli ulusal makamlar olarak görülemeyeceğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda başvurucu, bu komisyonları altısı vali tarafından atanan devlet memurları ve her ilin barosu tarafından atanan bir avukattan oluştuğuna işaret etmiştir. Bu nedenle, başvurucuya göre tazmin komisyonlarının üyelerinin hiyerarşik üstlerinden bağımsız ve tarafsız hareket etmeleri için güvenceler yetersizdir.
65. Başvurucu, tazmin komisyonları tarafından hazırlanan sulhnamelerin vali ya da İçişleri Bakanlığının onayına tabi olması nedeniyle, bu komisyonlar önündeki usulün çelişmelilik niteliğinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Komisyonlar yetkililerin sunduğu belgeleri şikayetçilere iletmemekte ve bu nedenle talepte bulunanı iddiasını kanıtlamak için karşı delil getirme imkanından yoksun bırakmaktadır. Ayrıca Tazminat Yasanının 8. maddesi, talepte bulunanın uğradığı zararın tespitinde sadece talepte bulunan tarafın ihmalinden bahsetmekte ancak devlet yetkililerinin kusur ya da ihmallerini dikkate almamaktadır.
66. Başvurucu ayrıca Tazminat Yasasının 7. maddesinin bütün zarar tiplerini kapsamadığına, Mahkeme tarafından yayla ve orman arazilerinin yanında hayvancılık ve ormancılıktan kaynaklanan gelirleri kapsar şekilde açıklanan maliki olunan şey (possesions) kavramını (bk. yukarıda belirtilen Doğan ve Diğerleri, parag. 139) dar yorumladığına işaret etmiştir. Tazminat Yasası ülke içinde yerinden edilenlerin uğradıkları manevi zararları kapsamadığı gibi sadece maddi zararlarının tazmini öngörmüştür. Manevi zararların idare mahkemelerinde talep edilebileceği varsayılsa bile, bu yol etkili bir hukuk yolu değildir; çünkü idare hukukuna göre şikayet konusu eylemden itibaren bir yıl içinde idare mahkemelerinde talepte bulunulması mümkündür.
67. Başvurucu ayrıca mevcut Hükümet tarafından ileri sürülen yeni ilk itiraz ışığında, o tarihten önce Mahkemeye başvurmuş olduğu ve bütün kabuledilebilirlik koşullarını karşıladığı için, başvurusunun kabuledilemez bulunmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesine dayanan itirazı, başvurusuyla benzer olayları içeren Doğan ve Diğerleri kararında Mahkeme tarafından ele alınmış ve reddedilmiştir (bk. yukarıda geçen karar, parag. 110). Sözü edilen bu pilot davada Mahkeme, en az 380,000 kişinin etkilendiği sistematik ve yapısal bir sorunun varlığını ve bu sorundan kaynaklanan yaklaşık 1,500 başvurunun Mahkemeye yapılmış olduğunu belirlemiştir. Bu bağlamda, başvurucu Mahkemenin soruna yaklaşımının Broniowski - Polonya davasındaki yaklaşımıyla (28 Eylül 2005 tarihli Büyük Daire dostane çözüm kararı, no. 31443/96, parag. 35-36) aynı olması gerektiğini ileri sürmüştür. Bundan dolayı, başvurucu davasında ve diğer köye dönüş başvurularında en etkili çözümün Mahkemenin yardımıyla bir dostane çözüme ulaşılması olduğunu ileri sürmüştür.
68. Son olarak başvurucu, Hükümet tarafından göndermede bulunulan idari, cezai ve medeni hukuk yollarının etkisiz olduğunu ve kendisinin şikayetleri bakımından başarı şansı getirmediğini iddia etmiştir. Ayrıca şikayet edilen eylemler mevcut davada sürekli bir durum oluşturduğundan, altı aylık süre kuralına uygun davranmış olduğunu ileri sürmüştür.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
(a) Genel ilkeler
69. Mahkeme, Sözleşme'nin 35(1). fıkrasındaki iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, Sözleşmeci Devletler aleyhine ihlal iddiaları Mahkeme önüne getirilmeden önce, Devletlere bu ihlalleri önleme veya düzeltme imkanı tanıma amacını taşıdığını hatırlatır. Bu yüzden bu kural, başvurucuların önce ulusal hukuk sistemi tarafından sağlanan başvuru yollarını kullanmalarını gerektirir. Ancak bu kural, ulusal sistemin iddia edilen ihlale ilişkin etkili bir başvuru yolu sağladığı varsayımına dayanır (bk. örneğin, 25.03. tarihli Kudla - Polonya Büyük Daire kararı, parag. 152, ve 01.03.2005 tarihli Tadeusz Michalak - Polonya ve Charzyriski - Polonya kabuledilebilirlik kararları).
70. Bu bağlamda ispat yükü öncelikle, iç hukuk yollarının tüketildiği iddiasında bulunan Hükümetin üzerindedir; Hükümet Mahkemeyi sadece teoride değil ama o tarihte pratikte de etkili bir hukuk yolunun bulunduğuna, yani bu hukuk yolunun ulaşılabilir olduğuna, başvurucunun şikayetleri konusunda bir giderim sağlayabilecek nitelikte olduğuna ve makul bir başarı şansı sunduğuna ikna etmelidir. Ancak bir defa bu ispat yükünün yerine getirilmesi halinde, Hükümet tarafından ileri sürülen başvuru yolunun gerçekten tüketildiği veya bazı nedenlerle yetersiz ve olayın özel koşulları bakımından etkisiz olduğunu veya var olan bazı özel durumların kendisini bu yükümlülükten muaf kıldığını kanıtlamak, başvurucuya düşer (bk. 16.09.1996 tarihli Akdivar - Türkiye kararı, parag. 65-69, 28.11.1997 tarihli Menteş ve Diğerleri - Türkiye kararı, parag. 57).
71. Bununla birlikte, uluslararası hukukun genellikle tanınmış ilkelerine göre, başvurucuyu önündeki iç hukuk yollarını tüketme gerekliliğinden muaf kılacak özel durumlar olabilir. Ancak, açıkça yararsız olmayan belirli bir başvuru yolunun başarı şansı konusunda sırf bazı şüphelerin bulunması, iç hukuk yollarının tüketilmemesi için geçerli bir sebep değildir (bk. Brusco - İtalya kabuledilebilirlik kararı, Bşv. no. 69789/01).
72. İç hukuk yolunun tüketilip tüketilmediği değerlendirmesi, normal olarak başvurunun Mahkemeye yapıldığı tarihteki duruma bakılarak yapılar. Bununla birlikte Mahkemenin birçok vesileyle dediği gibi bu kuralın, her olayın kendine özgü koşullarının haklı gösterebileceği istisnaları vardır (bk. 22.05.2001 tarihli Baumann - Fransa kararı, parag. 47 ve yukarıda geçen Brusco kararı). Mahkeme, daha önce özellikle yargılamaların aşırı uzunluğuna ilişkin olarak İtalya, Hırvatistan, Slovakya ve Polonyaya karşı davalarda bu genel kuraldan ayrılmıştır (bk. yukarıda geçen Brusco, Nogolica - Hırvatistan kabuledilebilirlik kararı, 77784/01; Andrasik ve Diğerleri - Slovakya kabuledilebilirlik kararı, 57984/00 ve yukarıda geçen Charzynski - Polonya ve Tadeusz Michalak - Polonya kararları).
(b) Genel kuralın mevcut davaya uygulanması
73. Mahkeme, Hükümetin idari, cezai ve medeni hukuk yollarının tüketilmediğine ve altı aylık süreye ilişkin ilk itirazlarını köye dönüş davaları bağlamında daha önce Doğan ve Diğerleri - Türkiye pilot kararında (bk. parag. 102-10 ve 111-14) incelediğini ve bunları reddettiğini hatırlatır. Mevcut davada Mahkeme, Doğan ve Diğerleri davasındaki tespitlerinden ayrılmasını gerektiren özel durumlar tespit etmemiştir. Bu nedenle Mahkeme, mevcut davada da bu ilk itirazları reddetmektedir.
74. Böylece Mahkeme, yapacağı incelemeyi 27 Temmuz 2004 tarihli Tazminat Yasasıyla getirilen yeni başvuru yoluyla sınırlı tutmalı ve Hükümetin başvurucunun bu iç hukuk yolunu tüketmediği itirazının temeli bulunup bulunmadığını belirlemelidir.
75. Bu bağlamda ilk olarak Mahkeme, başvurucunun yetkililerin herhangi bir engellemesi olmaksızın şimdi köyüne dönebileceğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda para. 60). Gerçekten de başvurucu, durumun böyle olduğu konusunda bir itirazda bulunmamıştır. Mevcut yeni başvuru yoluna dönersek, Mahkeme, Tazminat Yasasının 6. maddesi uyarınca, terörün ya da terörle mücadele için yetkililerin aldığı tedbirlerin sonucu olarak zarar görenlerin ilgili tazmin komisyonuna talepte bulunma hakkı bulunduğunu kaydeder (bk. yukarıda parag. 48). Böylesi istemler her türlü bilgi ya da belge ile kanıtlanabilir (bk. yukarıda parag. 49). Yasanın 7. maddesinde tazmin edilecek zarar türleri sıralamakta ve mevcut davada başvurucu gibi yetkililer tarafından gerçekleştirilen eylemler sonucu mal ve mülklerine ulaşamama nedeniyle zarar görenlerin zararları karşılanmaktadır (bk. yukarıda parag. 45). Talepte bulunanın zararı tespit edildikten sonra, tazmin komisyonu bir sulhname hazırlamakta ve hak sahibine bir teklifte bulunmaktadır (bk. yukarıda parag. 50). Hak sahibi teklifi kabul ederse, sulhnameyi imzalar ve İçişleri Bakanlığı belirlenen tazminat miktarını öder (bk. yukarıda parag. 50 ve 51). Bununla birlikte talepte bulunan, tazmin komisyonu tarafından önerilen miktarı reddedebilir ve olağan mahkemelere başvurabilir (aynı yer).
76. Yukarıda anlatılanlar ışığında başvurucunun, uzun bir süre mallarına ulaşmasına yetkililerin izin vermemelerinin sonucu olarak uğradığını iddia ettiği zararlar için yeni Yasa uyarınca tazminat talep etme hakkına sahip olduğu görülmektedir.
77. Mevcut başvuru yolunun etkililiğine gelince: Mahkeme, zorla yerinden edilme fenomeninin merkezi sayılabilecek Tunceli ve Diyarbakır dahil, yetmiş altı ilde tazminat komisyonlarının çalışmakta olduğunu ve yaklaşık 170,000 kişinin bu komisyonlara tazminat için başvurduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda parag. 14). Hükümetin sunduğu çok sayıda karar örneğinden, mal ve mülkleri tahrip edildiği veya mal ve mülklerine ulaşmaları engellendiği veya ölüm veya yaralama nedeniyle zarara uğrayan kimselerin, Tazminat Yasasının öngördüğü başvuru yolunu kullanarak tazminat alabildikleri görülmektedir (bk. yukarıda parag. 28-40). Böylece, bu kararlar mevcut başvuru yolunun sadece teoride değil aynı zamanda uygulamada mevcut olduğunu göstermektedir.
78. Bununla birlikte başvurucu, Mahkemenin yukarıda geçen Xenides-Arestis kararındaki tespitlerine dayanarak, tazmin komisyonlarının oluşumuna itiraz etmiş ve bu komisyonların uygulayacakları usulün çelişmeli nitelikte olmamasını eleştirmiştir. Mahkeme mevcut davadaki koşulların Xenides-Arestis davasındaki koşullardan farklı olduğunu düşünmektedir. Mahkemeyi Xenides-Arestis davasındaki tazmin komisyonlarının oluşumu hakkında kaygılarını ifade etmeye götüren neden, üyelerinin çoğunluğunun Rumların evlerinde ya da onların sahip olduğu mülkiyet üzerinde inşa edilmiş evlerde yaşamaları ve bu nedenle tazmin komisyonlarının kararlarını haksız yere etkileyebilecek bir çıkar çatışması potansiyelinin var olmasıdır.
79. Mevcut davada Mahkeme, tazminat komisyonlarının oluşumu ve uyguladıkları usul hakkında kuşku doğuracak herhangi bir kanıt tespit etmemiştir. Bu organlar bir yargı yerinin görevini üstlenmemekte ve bu nedenle Sözleşme'nin 6. maddesi anlamında çelişmeli bir usul sağlamaları gerekmemektedir. Bu komisyonlara verilen göreve ve değişik alanlarda uzmanlıkları nedeniyle burada görev yapan üyelerin niteliklerine bakıldığında, tazmin komisyonlarının sadece, yetkililerin bireylerin uğradıkları zararlarını tespit etmeye ve nakti ya da ayni bir sulh önerisinde bulunmalarını mümkün kılmaya hizmet ettiği görülmektedir.
80. Birinci Protokolün 1. maddesindeki maliki olunan şey kavramının dar yorumlandığı iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, tazmin komisyonlarının kararlarının sadece mal ve mülke gelen zararları değil, ama aynı zamanda tarım, ormancılık ya da hayvancılıktan elde edilenler gibi, geniş bir çerçevede yürütülen ekonomik etkinliklerden mahrumiyet için de tazminat elde edilebildiğini gösterdiğini kaydeder (bk. yukarıda parag. 29-32).
81. Dahası, Tazminat Yasası sadece maddi zararların karşılanmasının talep edilmesini öngörmekle birlikte (bk. yukarıda parag. 44), Yasanın 12. maddesi manevi zararlar için idare mahkemelerinde tazminat isteme olasılığına yol açar görünmektedir (bk. yukarıda parag. 50).
82. Yukarıda anlatılanlar nedeniyle Mahkeme, başvurucunun argümanlarıyla ikna olmamıştır. Mahkeme, Tazminat Yasası hükümlerinin, ikametlerindeki mal ve mülklerine ulaşmaları engellenen kişilerin Sözleşmedeki haklarına ilişkin şikayetleri için yeterli bir giderim sağlayabilecek nitelikte olduğunu ve bu nedenle Doğan ve Diğerleri kararında oluşturulan etkililik testinden geçtiğini düşünmektedir.
83. Başvurucunun, başvurunun Mahkemeye yapılmasından sonra yürürlüğe giren Tazminat Yasasının getirdiği yeni başvuru yolunu tüketmesinin gerekmediği görüşüne gelince: yukarıda ifade ettiği gibi (bk. yukarıda parag. 72) Mahkeme, iç hukuk yolunun tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmeyi normal olarak davanın açıldığı tarihe bakarak yaptığını kabul etmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, istisnai olaylarda farklı bir görüş benimseyebilir ve böyle bir sapmayı haklı gösterecek koşulların bulunduğu olaylar olursa, bu kuraldan ayrılabilir (bk. yukarıda geçen Charzynski - Polonya ve Tadeusz Michalak - Polonya kararları). Mahkeme mevcut davada da bu kuraldan ayrılmayı gerektiren birkaç faktörün bulunduğunu düşünmektedir. Daha önce kaydedildiği gibi Tazminat Yasasının 7(c) bendi, başvurucunun uğradığı zarar çeşidini karşılamakta ve kendisine tazminat isteminde bulunma hakkı vermektedir. Ayrıca Tazminat Yasasının, Doğan ve Diğerleri davasıyla benzer konularda başvuruları Mahkeme önünde bulunan kimselerin Sözleşmedeki haklarına ilişkin şikayetlerine ulusal düzeyde bir başvuru yolu getirmek amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır (bk. yukarıda parag. 60). Ayrıca tazmin komisyonlarının yakın tarihli uygulamaları, yeni başvuru yolunun ulaşılabilir olduğunu ve makul bir başarı şansı sunduğunu göstermektedir (bk. yukarıda parag. 28-40).
84. Dahası, başvurucunun da işaret ettiği gibi (bk. yukarıda parag. 68), Mahkemenin ulusal hukukta veya uygulamada, yapısal veya genel kusurların bulunduğuna işaret ettiği durumlarda izlenecek en uygun strateji, tekrar niteliğindeki davaları (repetitive case) Mahkeme önüne getirmekten kaçınmak için, davalı Hükümetten durumu gözden geçirmesini ve gerekirse etkili bir iç hukuk yolu oluşturmasını istemektir (bk. 28.09.2005 tarihli Broniowski - Polonya kararı Büyük Daire kararı, parag. 191). Böylesi bir kusur bir kere belirlendiğinde, Mahkemenin ulaştığı sonuçları bir dizi benzer davada tekrar etmek zorunda kalmaması için, Sözleşmenin tamamlayıcılık (subsidiary) niteliğine uygun bir biçimde, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin gözetimi altında, gerekirse geriye yürürlü olarak başvuru yoluna ilişkin tedbirleri almak, ulusal makamlara düşer (bk. aynı karar, parag. 193). Aksi takdirde bu durum uzun dönemde, Sözleşme tarafından oluşturulan insan haklarının korunması mekanizmasının etkili işleyişini zayıflatır.
85. Böylece Mahkeme, Doğan ve Diğerleri kararında ülke içinde zorla yerinden edilen kişilerle ilgili yapısal bir sorunun varlığını belirlediğini ve Türkiyedeki bütün sistemi etkileyen (sistemic) bu duruma son verilmesi için alınması gereken muhtemel tedbirlere işaret ettiğini kaydetmektedir. Söz konusu kararın ardından, davalı Devletin yetkilileri, köylerindeki mal ve mülklerine ulaşmaları engellenen kimselerin Sözleşmedeki haklarının ihlaline karşılık bir giderim sağlamak amacıyla, 27 Temmuz 2004 tarihli Tazminat Yasasını çıkarmak dahil, birkaç tedbir almıştır. Böylece Hükümet mevcut sistemi etkileyen bu durumu gözden geçirip etkili bir başvuru yolu oluşturma konusundaki görevini yerine getirmiş sayılabilir.
86. Yukarıdakilerin ışığında Mahkeme, Sözleşme'nin 35(1). fıkrasının, 27 Temmuz 2004 tarihli Yasa uyarınca ilgili tazmin komisyonuna bir başvuru yapmasının ve mal ve mülküne ulaşamamasının sonucu olarak uğradığı zararların tazminini talep etmesinin gerekli olduğu kanısındadır. Ayrıca Mahkeme, başvurucuyu iç hukuk yollarını tüketmekten muaf tutmayı gerektiren istisnai bir durum bulunmadığı sonucuna varmaktadır.
87. Mahkeme, Sözleşme'nin 35. maddesinin (1) ve (4). fıkraları uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediğinden, bu şikayetlerin reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
B. Sözleşme'nin 13. maddesine ilişkin şikayet
88. Başvurucu Sözleşmedeki haklarının ihlali şikayetlerine bir giderim sağlamak için etkili bir hukuk yolu bulunmadığını iddia etmektedir. Başvurucu Sözleşmenin 13. maddesine dayanmıştır. Bu madde şöyledir:
Bu Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından işlenmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki bir yola başvurma hakkına sahiptir.
89. Hükümet, başvurucunun tüketmesi gereken etkili iç hukuk yollarının bulunduğunu savunarak, bu iddiaya karşı çıkmıştır.
90. Mahkeme Tazminat Yasasının başvurucuya mal ve mülküne ulaşmasının engellenmesi konusundaki şikayetleri hakkında etkili bir hukuk yolu sağladığını tespit etmiştir. Bu tespit Sözleşmenin 13. maddesi bakımından yapılan şikayet için de geçerlidir.
91. Bu nedenle bu şikayet açıkça temelsiz olup, Sözleşmenin 35(3) ve (4). fıkraları gereğince reddedilmelidir.
C. Sözleşmenin 1, 7, 14 ve 17. maddelerine ilişkin şikayetler
92. Başvurucu ayrıca, mal ve mülklerine ulaşmasının yetkililer tarafından engellenmiş olması nedeniyle Sözleşmenin 1, 7, 14 ve 17. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
93. Hükümet, maddi haklara ilişkin şikayetleri temeline karşı çıkmanın ötesinde bir beyanda bulunmamıştır.
94. Mahkeme, Doğan ve Diğerleri - Türkiye pilot kararında (bk. yukarıda geçen karar, parag. 118-133), başvurucu tarafından bu davada ileri sürülen benzer şikayetleri incelediğini ve bunları temelsiz bulduğunu kaydeder. Mahkeme, söz konusu o davada ulaştığı sonuçlardan mevcut davada ayrılmayı gerektirecek özel koşulların bulunmadığını belirtir.
95. Buradan çıkan sonuca göre bu şikayetler temelsiz olup Sözleşmenin 35(3). fıkrasına göre reddedilmelidir.
Bu Gerekçelerle Mahkeme OYBİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabuledilebilir olmadığına
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy