(AİHS. m. 5, 6, 13, 29, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 125) (WEMHOFF - ALMANYA DAVASI)
(Başvuru no. 23188/02)
KARAR
STRAZBURG
22 Aralık 2005
Bu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
Tendik ve Diğerleri - Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),
Başkan B.M. ZUPANCIC,
Yargıçlar, J. HEDIGAN
R. TÜRMEN,
M. TSATSA-NIKOLOVSKA,
E. MYJER,
DAVID THOR BJÖRGVINSSON,
I. ZIEMELE ve
Bölüm Sekreteri V. BERGER'in katılımı ile,
1 Aralık 2005 tarihinde kapalı oturumda toplanmış, anılan tarihte izleyen kararı almıştır:
USUL
1.Dava, Halit Tendik, Haydar Tikiz, Aran Serhat ve Salih Tikiz ("başvuranlar") isimli Türk vatandaşlarının, 29 Mayıs 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM'ye yaptığı başvurudan (no. 23188/02) kaynaklanmaktadır.
2.Başvuran, İstanbul Barosu'na bağlı M. Erbil ve M. Ayhan isimli avukatlar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet"), AİHM'deki yargılama için bir Ajan tayin etmemiştir.
3.Başvuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinin makul süre şartını aştığını, kendilerine yönelik olarak başlatılan cezai işlemlerin makul bir sürede sonuçlandırılmadığını ve bu bağlamda iç hukukta kullanabilecekleri etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını iddia etmişlerdir.
4. 2 Haziran 2004 tarihinde, AİHM, başvuruyu bildirmeye karar vermiştir. AİHS'nin 29 § 3. maddesini uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliği ve esaslarını aynı anda ele alarak bir karara varmaya karar vermiştir.
5.1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM, Bölümlerinin kompozisyonunu değiştirmiştir (İç Tüzük, 25 § 1. madde). Bu dava yeni oluşturulmuş Üçüncü Daire'ye tevzi edilmiştir (İç Tüzük, 52 § 1. madde).
6.Başvuran ve Hükümet, kabuledilebilirlik ve esaslar hakkında ayrı ayrı görüş bildirmiştir (İç Tüzük, 59 § 1).
7.Başvuranlar sırasıyla, 1972, 1969, 1977 ve 1947 doğumludur. Erzurum Cezaevi'nde tutuklu idiler.
8.Birinci başvuran 7 Ocak 1995'te, ikinci başvuran 16 Mart 1994'te, üçüncü başvuran 11 Temmuz 1994'te, ve dördüncü başvuran 3 Şubat 1994'te, PKK'ya üye oldukları ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine ayrılıkçı faaliyetlerde bulundukları şüphesiyle tutuklanmışlardır.
9.Başvuranlar, 11 Şubat, 24 Mart, 20 Temmuz 1994 ve 20 Ocak 1995'te soruşturma hakimleri huzuruna çıkarılmıştır. Akabinde, hakimler, başvuranların tutuklu yargılanmalarına karar vermiştir.
10.12, 13 ve 15 Eylül 1994 tarihlerinde, Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, aynı mahkemede, başvuranlar dahil yirmi iki kişiyi, diğerlerinin yanı sıra, ayrılıkçı faaliyetlere katılmak, PKK'ya üye olmak, yardım ve yataklık yapmakla suçlayan iddianameler sunmuştur. Birinci başvurana yönelik suçlama, PKK'nin Evci köy komitesini oluşturmak, çeşitli köylerde üç ilkokulu yakmak ve örgütün dağ kadrosu için insan toplamayı kapsamaktaydı.
11.2 Haziran 1997 tarihinde, Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi'ni kaldıran 4210 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesini takiben, dava dosyası Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne nakledilmiştir.
12.Cezai işlemler boyunca, kendi inisiyatifi ya da başvuranın talebi üzerine, her duruşmadan sonra, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranların devam eden tutukluluk hallerini incelemiş ve devamına karar vermiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, yöneltilen suçların niteliği ve başvuranların tutukluluk hallerinin devamı çerçevesinde kanıtların durumunu dayanak olarak almıştır.
13.8 Ocak 1999 tarihinde, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, birinci ve ikinci başvuranları, ayrılıkçı hareketlerde bulunmaktan dolayı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına çarptırmış ve daha sonra bunu müebbet hapse çevirmiştir. Ayrıca, üçüncü başvuranı aynı suçtan ölüme mahkum etmiş ve daha sonra bunu yirmi yıl hapis cezasına çevirmiş, dördüncü başvuranı da PKK'ya üye olmaktan on beş yıl hapse mahkum etmiştir.
14.23 Aralık 1999 tarihinde, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin dördüncü sanık dahil olmak üzere, bazı sanıkların yargılama sırasında savunma haklarına saygı duymadığı ve aile kayıt belgelerinin kopyalarında gerekli imza ve damgaların bulunmaması nedeniyle, mahkemenin kararını bozmuştur. Dava, Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne geri gönderilmiştir.
15.22 Mayıs 2001 tarihinde, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, birinci ve ikinci başvuranları, Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi çerçevesinde, ayrılıkçı faaliyetlerde bulunmaktan dolayı ölüm cezasına çarptırmış ve sonra bunu müebbet hapse çevirmiştir. Üçüncü başvuranı aynı suçtan dolayı ölüm cezasına çarptırmış ve sonra on altı yıl sekiz ay hapse çevirmiştir. Dördüncü başvuran, PKK mensubu olduğu gerekçesiyle, on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştır.
16.Karar, resen, temyize tabi idi.
17.29 Kasım 2001 tarihinde, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin sonraki kararını onamıştır.
HUKUK
I.AİHS'NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
18.Başvuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinin, AİHS'nin 5 § 3. maddesinde yer alan "makul süre" şartını aştığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Bu maddenin ilgili bölümleri şöyledir:
"Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir."
19.AİHM, içtihadı çerçevesinde, 5 § 3. maddede yer alan sürenin bitiminin, yalnızca bir ilk derece mahkemesi tarafından da olsa, suçlamanın belirlendiği gün olduğunu hatırlatır (bkz. Wemhoff - Almanya, 27 Haziran 1968 kararı, Seri A no. 7, s. 23, § 9).
AİHM, bu davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, nihai kararını 22 Mayıs 2001 tarihinde verdiğini not eder. Bu tarihten sonra Yargıtay'ın 29 Kasım 2001 tarihli kararına kadar, başvuranlar "yetkili bir mahkeme tarafından mahkum edildikten sonra" tutuklu bulundurulmuşlardır, ki bu AİHS'nin 5 § 1 (a) maddesi kapsamına girmekteydi. Ancak, başvuru AİHM'ye 29 Mayıs 2002 tarihinde yapılmıştır, bu 22 Mayıs 2001 tarihli karardan altı aydan fazla bir süre sonradır. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, süresi dışında yapılmıştır ve AİHS'nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca altı ay kuralına uymadığı için reddedilmesi gereklidir.
II.AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
20.Başvuranlar, kendilerine yönelik cezai işlemlerin AİHS'nin 6 § 1. maddesinin gerektirdiği üzere, makul süre içinde yapılmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Bu maddenin ilgili bölümlerine göre:
"Herkes,
cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,
bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,
görülmesini istemek hakkına sahiptir."
A.Kabuledilebilirlik
21.Hükümet, başvuranların AİHS'nin 35. maddesinde yer alan altı ay kuralına uymadıklarını iddia etmiştir. Bu davada, nihai yerel kararın, Yargıtay tarafından 29 Kasım 2001'de alındığını; ancak başvurunun, 26 Eylül 2002'de, yani bu tarihten altı aydan fazla bir süre sonra yapıldığını belirtmiştir.
22.AİHM, AİHS'nin 35 § 1. maddesinin maksatları açısından, altı ay süre sınırlamasının, başvuranlardan alınan, başvurunun tamamlanmasından önce uzun bir gecikmenin meydana gelmemesi şartıyla, başvurunun konusunu özet olarak belirten, bir yazıyla kesildiğini hatırlatır. Bu bağlamda, AİHM, başvuranların, bir başvuru yapma niyetini ortaya koyan ve şikayetlerin niteliğinin özetini veren ilk yazısının, 29 Mayıs 2002 tarihinde, yani, 29 Kasım 2001 tarihli nihai yerel karardan sonra altı ay içinde, gönderildiğini not eder. Bunu, 26 Eylül 2002 tarihinde tam bir başvuru takip etmiştir, ki bu AİHM'nin içtihadına göre uzun bir gecikme olarak görülemez. Dolayısıyla, başvuranların, AİHS'nin 35 § 1. maddesi kapsamında altı ay kuralına uydukları düşünülmelidir. Buna göre, Hükümet'in itirazı reddedilmelidir.
23.AİHM, bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelsiz olmadığı kanısındadır. Kabuledilmez olduğunun ilanı için herhangi bir sebep belirlenmemiştir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir. AİHS'nin 29 § 3. maddesini uygulama kararı uyarınca, AİHM hemen şikayetin esaslarını incelemeye geçecektir.
B.Esaslar
24.Hükümet, başvuranlara yöneltilen suçların niteliği ve sanıkların sayısına ilişkin geniş çaplı yargılama yapma gereğini göz önünde bulundurarak, davanın, karmaşık olduğunu ileri sürmüştür.
25.AİHM, ele alınacak sürenin, başvuranların yakalanmasıyla Şubat 1994 ve Ocak 1995'te başlayıp ve Yargıtay'ın kararıyla 29 Kasım 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Dolayısıyla, işlemler, yedi yıldan, yedi yıl dokuz aya kadar değişen süreler boyunca sürmüştür.
26.AİHM, işlemlerin uzunluğunun makuliyetinin, dava şartları ve şu ölçütler ışığında değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlar: davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumu (bk.z diğerlerinin yanı sıra, Pélissier ve Sassi - Fransa (BD), no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).
27.AİHM, yirmi iki sanığın yargılanmasını kapsadığı için, davanın belirli bir karmaşıklık derecesine sahip olmasına rağmen, bunun başlı başına işlemlerin toplam uzunluğunu haklı çıkardığının söylenemeyeceği kanısındadır.
28.Başvuranların tutumuna gelince, AİHM, dava dosyasından, başvuranların işlemlerin uzamasına katkıda bulunduklarının görünmediğini gözlemler.
29.Makamların tutumuna gelince, AİHM, bu davanın, yedi yıldan, yedi yıl dokuz aya kadar değişen süreler boyunca dört yargı kademesinde incelendiğini not eder. Cumhuriyet Savcısı'nın Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne iddianamelerini sunmasından sonra, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin ilk kararını almasının dört yıl dört ay sürdüğünü gözlemler. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, kararını, dördüncü başvuran da dahil olmak üzere, başvuranlarla birlikte yargılanan sanıklardan bazılarının savunma haklarına saygı duymaksızın verdiğinden ve bu sanıklardan bazılarının aile kayıt belgelerinin kopyalarında gerekli damga ve imzalar bulunmadığından, bu kararı hukuk açısından bozmuştur. Dava dosyasının Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne geri gönderilmesinden sonra, mahkemenin sonraki kararını vermesi, bir yıl beş ay sürmüştür. AİHM, başvuranlara yönelik cezai işlemler ele alındığı sürece, davanın geri gönderilmesinden sonra, yargılama mahkemesinin uyması gereken tek usuli şartın, başvuranın ailesinin kayıt belgelerinin damgalı ve imzalı bir kopyasını elde etmek olduğunu gözlemler. Bir yıl beş aylık bir sürenin bu şartın yerine getirilmesinde aşırı olduğu düşünülmektedir.
30.AİHS'nin 6 § 1. maddesinin, Sözleşmeci Devletlere, davaları makul bir sürede karara bağlama yükümlülüğü dahil olmak üzere, hukuk sistemlerini, mahkemelere bu maddenin tüm gerektirdiklerini karşılayabilecek şekilde düzenlemeleri görevini verdiğini hatırlatarak (bkz. Arvelakis - Yunanistan, no. 41354/98, § 26, 12 Nisan 2001), yerel mahkemenin işlemleri hızlandırmak için daha sıkı tedbirler almış olabileceği kanısındadır.
31.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, işlemlerin toplam uzunluğunun (özellikle ilk derece mahkemesindeki altı yıl dört aylık sürenin) 6 § 1. maddede yer alan "makul süre" şartına uygun olmadığı kanısındadır.
Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.
III.AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
32.Başvuranlar, kendilerine yönelik cezai işlemlerin uzunluğuna ilişkin olarak Türk hukukunda faydalanılabilecek hiçbir iç hukuk yolu olmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuşlardır. AİHS'nin 13. maddesine atıfta bulunmuşlardır. Bu maddeye göre:
"Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir."
A.Kabuledilebilirlik
33.Hükümet, başvuranların yerel mahkemedeki yargılamanın hiçbir safhasında işlemlerin uzunluğundan şikayetçi olmadığını öne sürmüştür. AİHM, bu itirazın, şikayetin esaslarının incelenmesiyle yakından bağlantılı olduğunu not eder ve bunu esaslara birleştirir.
B.Esaslar
34.AİHM, öncelikle, AİHS'nin 13. maddesinin, 6 § 1. madde çerçevesinde bir dava duruşmasını makul süre içinde yapma şartının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak ulusal bir merci önünde etkili bir hukuk yolunu güvence altına aldığını gözlemler.
35.13. maddenin maksadı açısından, her davada, iç hukukta başvuranların faydalanabileceği araçların, iddia edilen bir ihlali ya da o ihlalin devam etmesini önlemesi veya halihazırda meydana gelmiş bir ihlal için yeterli tazmin sağlaması açısından "etkili" olup olmadığının incelenmesi gereklidir (bkz. Kudla - Polonya (BD), no. 30210/96, §§ 156-158, AİHM 2000-XI). Dolayısıyla 13. madde, bir alternatif sunmaktadır: bir hukuk yolu, eğer davaya bakan mahkemelerce verilen bir kararı hızlandırmak veya halihazırda meydana gelmiş gecikmeler için davacılara yeterli tazmin sağlamak için kullanılabiliyorsa "etkili"dir (bkz. Hartman - Çek Cumhuriyeti, no. 53341/99, § 81, AİHM 2003-VIII (bölümler)).
36. AİHM, Türk hukuk sisteminin işlemleri hızlandırmak için herhangi bir hukuk yolu sunmadığını gözlemler. Bu davada, başvuranların, başka bir merciin, işlemleri hızlandırmak için yargılama mahkemesi üzerinde denetleme yetkisini kullanmaya mecbur etmesi için kişisel hakları bulunmamaktaydı (bkz. yukarıda anılan Hartman, § 66). Bu bağlamda, Hükümet'in, başvuranların yargılama safhasında işlemlerin uzunluğuna ilişkin şikayette bulunmadıkları şeklindeki argümanı, 13. maddenin maksadı açısından "etkili bir hukuk yolu" olarak değerlendirilemez.
37.Hükümet ayrıca, başvuranların, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde, uzun süren işlemler sonucunda maruz kaldıkları iddia edilen zarar için, yargılamayı yapan yargıçlara yönelik tazminat davası açabileceklerini ileri sürmüştür.
38.AİHM, Hükümet'in, başvuranların bu tür bir davayı açabilmeleri hususunda, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun herhangi bir maddesini belirtmemişlerdir, bu hukuk yolunun AİHS'nin 13. maddesinde yer alan "etkili" olma şartını karşıladığını kanıtlayan hiçbir örnek sunmamışlardır.
39.Dolayısıyla, AİHM, Türk hukukunun, başvuranların işlemlerin uzunluğuna itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu sağlamadığı sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla, 13. madde ihlal edilmiştir.
IV.AİHS'NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
40.AİHS'nin 41. maddesine göre:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A.Tazminat
41.Başvuranların her biri, 50.000 YTL manevi tazminat talep etmiştir.
42.Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
43.AİHM, başvuranların sıkıntı gibi manevi zarara uğramış olmaları gerektiği kanısındadır. Eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda başvuranların her birine 2.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B.Mahkeme masrafları
44.Başvuranlar ayrıca, AİHM önünde yapılan mahkeme masrafları için 27.550 YTL talep etmiştir.
45.Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
46.Elindeki bilgiler temelinde ve eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda, AİHM başvuranların her birine mahkeme masrafları için 500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C.Gecikme faizi
47. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1.Ulusal bir merci önünde yargılamanın uzunluğu ve etkili hukuk yolu bulunmamasına ilişkin şikayetin kabuledilebilir olduğuna ve başvurunun kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;
2.AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4.(a)sorumlu Devlet'in başvuranların her birine, AİHS'nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, 2.500 Euro (iki bin beş yüz Euro) manevi tazminat, mahkeme masrafları için 500 Euro (beş yüz Euro), ve uygulanabilecek her türlü vergiyi, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilerek ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 22 Aralık 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy