(AİHS m. 2, 3, 5, 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168, 169) (YAŞAR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 23707/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (23707/02) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Ekrem Yürükün (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 6 Nisan 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından T. Yüksel tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1972 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
4 Mayıs 1994 tarihinde, PKKya yönelik olarak düzenlenen bir operasyon çerçevesinde başvuran, yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuranın evinde yapılan aramalar sırasında patlayıcılar ele geçirilmiştir.
12 Mayıs 1994 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesinin alınmasının ardından başvuran, sözkonusu mahkemenin nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmıştır. Nöbetçi hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
I Haziran 1994 tarihinde, Savcı, oluşumunda iki sivil bir askeri hakim bulunan Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde başvuran ve diğer on bir sanık hakkında kamu davası açmıştır. Savcı, silahlı örgüt üyeliğinin cezalandırılmasını öngören Türk Ceza Kanununun 168/2 maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.
II Ağustos ve 4 Ekim 1994 tarihli duruşmalar, sanıkların mahkeme huzuruna çıkmalarının beklenmesi nedeniyle iptal edilmiştir.
1 Aralık 1994 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilk kez başvuranı dinlemiştir. Başvuran, hakkında yöneltilen suçlamalara itiraz etmiş ve gözaltı sırasında işkence gördüğünü beyan etmiştir. Başvuran, bu hususta dosyada yer almayan bir sağlık raporunu ileri sürmüştür. Sözkonusu duruşma ve 2 Şubat, 31 Mart, 1 Haziran, 25 Temmuz ve 28 Eylül 1995 tarihli duruşmalar, dosyaya eklenen tutanaklardaki imza sahiplerinin ifadelerinin alınması için ertelenmiştir.
28 Kasım 1995 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, iddianamesi için dosyayı Savcıya iletmiştir.
1 Şubat, 11 Nisan, 13 Haziran, 20 Ağustos ve 17 Aralık 1996 tarihli duruşmalar ile 21 Şubat ve 6 Mayıs 1997 tarihli duruşmalarda, avukatlarının talepleri üzerine, Devlet Güvenlik Mahkemesi, esas bakımından nihai görüşlerini hazırlamaları amacıyla sanıklara süre tanımıştır.
22 Eylül 1996 tarihli duruşma, bir sanığın ek ifadesinin alınmasının beklenmesi nedeniyle ertelenmiştir.
Duruşma tutanaklarında, Devlet Güvenlik Mahkemesinin özellikle iş yükü nedeniyle duruşmaları ertelediği belirtilmektedir.
29 Mayıs 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı isnat edilen suçlamalar nedeniyle suçlu bulmuş ve on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmiştir.
14 Aralık 1998 tarihli bir kararla, Yargıtay, yargılama hatasından sözkonusu kararı bozmuş ve sözkonusu mahkemenin kararını açıkladığı duruşmada başvuranların bulunmaması nedeniyle, sözkonusu kararı Devlet Güvenlik Mahkemesine iade etmiştir.
18 Haziran 1999 tarihli bir anayasal düzenleme ile Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumundaki askeri hakimin yerini sivil hakim almıştır.
14 Ekim 1999 tarihli duruşmada, başvuran, esas bakımından savunmasını hazırlamak amacıyla Devlet Güvenlik Mahkemesinden ek süre istemiştir.
27 Nisan 2000 tarihli duruşmada, esasa ilişkin savunmasında, başvuran, atılı suçun Türk Ceza Kanununun 169. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüş ve serbest bırakılmasını talep etmiştir.
17 Nisan 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, 29 Mayıs 1997 tarihli kararını yinelemiştir.
8 Ekim 2001 tarihli nihai bir kararla, Yargıtay, verilen kararı onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Birçok bakımdan AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunarak, başvuran, yargılama süresinin uzunluğundan, yapısında askeri bir hakimin bulunması nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmamasından, savunmasını hazırlamak için gerekli süre ve kolaylıklara sahip olamamaktan ve 4616 sayılı Af Kanunundan yararlanmasının reddedilmesinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran ayrıca, sözkonusu yasanın kendi davasına uygulanıp uygulanamayacağının kontrolünü yaptırmak için bir başvuru yolunun bulunmayışından da şikayetçidir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1) Yargılama süresi
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, kabuledilemezliğe ilişkin hiçbir unsur tespit edememektedir.
2) Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Hükümet, 17 Nisan 2001 tarihli kararı alan Devlet Güvenlik Mahkemesinin tamamen sivil hakimlerden oluştuğunu ileri sürmektedir.
AİHM, kararı esas bakımından inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesinin yeni yapısı önünde başvuranın kendini savunma imkanı olduğunu tespit etmektedir.
Nihai mahkumiyet kararı, olaylara ve hukuka ilişkin unsurların tamamını inceleyen üç sivil hakim tarafından verilmiştir (bkz, Yaşar-Türkiye, başvuru no: 46412/99, 31 Mart 2005 ve Yılmaz-Türkiye, başvuru no: 62230/00, 20 Eylül 2005).
AİHM, benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, Imrek-Türkiye, başvuru no: 57175/00, 28 Ocak 2003). Sözü edilen içtihadından sapmayı gerektirecek hiçbir koşulun bulunmaması nedeniyle AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu şikayetin kabuledilemez ilan edilmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Esas
AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. (bkz, diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).
Dikkate alınacak dönem, 4 Mayıs 1994 tarihinde başvuranın yakalanması ile başlamış ve 8 Ekim 2001 tarihinde, Yargıtayın nihai kararı ile sona ermiştir. Sözkonusu dönem, toplamda dört karar alınan iki dereceli yargıda yaklaşık yedi yıl beş ay sürmüştür.
Hükümet, yasadışı bir örgüt adına birçok suç işleyen çok sayıda kişiyi kapsaması nedeniyle karmaşık bir davanın sözkonusu olduğunu savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, savunmasını hazırlama için süre taleplerinde bulunan başvuranın da yargılamanın uzamasına neden olduğunu belirtmektedir.
AİHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan çok sayıda dava incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (sözü edilen Pélissier ve Sassi).
Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından, AİHM, işbu davada farklı bir sonuca ulaşmak için Hükümetin hiçbir tespit ve argüman sunmadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut davada, yargılama süresinin çok uzun olduğu ve makul süre gerekliliğini karşılamadığı kanaatindedir.
Bu itibarla AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. İLERİ SÜRÜLÜEN DİĞER İHLALLERE İLİŞKİN
Kabuledilebilirliğe ilişkin
Başvuran, tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayetçi olmakta ve AİHSnin 5. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Sözkonusu şikayete ilişkin olarak, altı ay süresi, başvuranın iki dönem süren tutukluluk süresinin sona erdiği tarihlerden itibaren yani 29 Mayıs 1997 ve 17 Nisan 2001 tarihlerinden itibaren işlemeye başlamaktadır. Sözkonusu şikayet, 6 Nisan 2002 tarihinde dolayısıyla gecikmeli olarak yapılmıştır. AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca bu şikayetin reddedilmesi gerekmektedir.
Başvuran, son olarak, AİHSnin 2. ve 3. maddelerine atıfta bulunmakta ve gözaltı ve açlık grevlerinin yapıldığı cezaevinde güvenlik güçlerinin müdahaleleri sırasında kötü muameleye maruz kalmaktan şikayetçi olmaktadır. AİHM, sözkonusu şikayetlerin başvuran tarafından hiçbir mesnede dayandırılmadığı tespitinde bulunmaktadır. AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 3. paragrafları uyarınca sözkonusu şikayetlerin reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 15.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
Hakkaniyete uygun olarak, AİHM, başvurana 3.600 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, yapmış olduğu farklı yargılama masraf ve giderleri için 6.500 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada, talebin hiçbir belge ile desteklenmediğini göz önüne alan AİHM, başvurana, bu talebine ilişkin olarak tazminat ödemeye gerek olmadığı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
Bu Gerekçelere Dayalı Olarak, AİHM, Oybirliğiyle,
1. Başvurunun yargılama süresi kapsamında yapılan şikayetlere ilişkinin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 3.600 Euro (üç bin altı yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy