(AİHS m. 6, 8, 13, 14, 34, 35, 36, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (1062 S. K. m. 1) (2644 S. K. m. 35) (APOSTOLİDİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (NACARYAN VE DERYAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 31206/02)
STRASBOURG
29.09.2009
Bu karar, Sözleşmenin 44/2. maddesi uyarınca kesinleşecektir. Bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Başkan: Josep Casadevall,
Yargıçlar: Bostjan M. Zupancic, Alvina Gyulumyan, Ineta Ziemele, Luis Löpez Guerra, Işıl Karakaş, Ann Power,
Bölüm Sekreteri: Stanley Naismith
Katılımlarıyla toplanarak, 08.09.2009 tarihli özel celsede müzakere ederek, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1) Dava, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi kapsamında Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, iki Yunan vatandaşı (Bay Ioannis ve Bayan Fokas) tarafından yapılan 31206/02 nolu başvurudan kaynaklanmaktadır.
2) Başvurucular sırasıyla Katerini (Yunanistan), Lefkoşa (Güney Kıbrıs) ve İstanbulda avukatlık yapmakta olan Bay D. Geldis, A. Demetriades ve O. tarafından temsil edilmişlerdir.
3) Başvurucular Sözleşmenin 6, 8, 13 ve 14 maddeleri ile Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesine dayanarak ulusal makamların, kardeşleri olan merhum Polikseninin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar konusunda yasal mirasçı olarak tanımayı reddetmeleri nedeni ile mülklerinden barışçıl şekilde yararlanma haklarından mahrum bırakıldıklarını iddia etmişlerdir.
4) 11 Haziran 2007de 3. Daire Başkanı başvuruyu Türk Hükümetine bildirmeye karar vermiştir. Kendisi, aynı zamanda davanın olaylarını, davanın kabul edilebilirliği ile birlikte açıklamaya karar vermiştir.
5) Sözleşmenin 36/1 ve Mahkeme İç Tüzüğünün 44/1-b maddeleri kapsamında davaya müdahil olma hakkını kullanan Yunan Hükümetinden üçüncü taraf yorumu alınmıştır. Sorumlu hükümet, bu yorumları cevaplamıştır.
OLAYLAR
I) DAVANIN KOŞULLARI
6) Başvurucular sırasıyla 1945 ve 1948 yıllarında Katerinide (Yunanistan) doğmuşlar ve halen de burada yaşamaktadırlar.
7) Bayan Polikseni 1943 doğumlu bir Yunan vatandaşıydı. Kendisi 1954 yılında Yunan asıllı Türk vatandaşı olan Bay Apostolos ve eşi bayan Elisavet tarafından evlatlık edinilmiştir. Evlat edinme işlemi, Türk ve Yunan Mahkemelerinin kararları gereğince yapılmıştır.
8) Bay Apostolosm 24 Kasım 1981de vefatının ardından tüm malları, eşi Bayan Elisavete kalmıştır. Elisavetin 06 Mart 1987de ölümü üzerine Polikseni tek mirasçı olmuştur. Mirasa konu mallar; taşınır ve taşınmaz mallardan oluşmaktaydı. Miras özellikle, İstanbuldaki üç binadan, kira gelirinden, depozitolardan, değerli kağıtlardan ve senetlerden oluşuyordu.
9) 3 Temmuz 1987de İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, Bayan Elisavetin yukarıdaki tüm taşınır ve taşınmaz mallarının miras yolu ile Bayan Polikseniye intikal edebileceğine karar vermiştir.
10) 15 Temmuz 1991de Bayan Polikseni polis tarafından tedavi için bir hastaneye kaldırılmıştır. Kendisi, Zeytinburnundaki Balıklı Rum Hastanesinin psikiyatri bölümüne kabul edilmiştir, çünkü kendisi kişisel işlerini yapma yeteneğine sahip değildir. Bu nedenle yetkililer, başvurucuların kendi seçimleri olan bir vasi atamaları için çaba harcamalarına rağmen Bayan Polikseni için bir vasi atamışlar.
11) 31 Temmuz 1996da Türk yetkililer Bayan Polikseniyi yukarıdaki malların mirasçısı olarak kabul eden kararın iptali için dava açmışlardır.
Bu dava, diğerlerinin yanı sıra, 1062 Sayılı Kanun ile Yunan Hükümetinin Türk kökenli kişilere benzer kısıtlamalar uygulaması dolayısıyla Yunan vatandaşı olan gerçek kişilerin Türkiyede mirasçı olmayacağını öngören 25 Ekim 1964 tarihli ve 6/3706 sayılı ve 2 Kasım 1964 tarihli ve 6/3801 sayılı Bakanlar Kurulu kararlarına dayanmaktaydı.
12) 27 Kasım 1997de İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi, Bayan Polikseninin Devlete veraset ve intikal vergisi ödemesine rağmen, veraset belgesinin iptaline karar vermiştir. Yargıtay, 2 Şubat 1998 tarihli bir kararı ile bu kararı onaylamıştır. Yargıtay 12 Ekim 1998 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiştir. Sonuç olarak taşınmaz mallar Hazineye intikal etmiştir ve Bayan Polikseni gelirlerinden ve hesaplarından mahrum kalmış ve bundan dolayı Balıklı Rum Hastanesi psikiyatri bölümünde maddi kaynaklarından yoksun olarak kalmıştır.
13) Bu arada Bayan Polikseninin kanuni vasisi yukarıdaki karara karşı iki dava açmıştır. Bu bağlamda 10 Mart 1999da yasal vasi İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesinde sürecin yeniden başlatılması için dava açmıştır. Talebi 27 Mayıs 1999da reddedilmiştir. Bu karara karşı temyiz süreci, Bayan Polikseninin ölümü ile son bulmuştur. Ankara 4. İdare Mahkemesindeki bir başka talep ise aynı nedenlerle reddedilmiştir. Belirtilmelidir ki, başvurucular Ankara İdare Mahkemesindeki yasal süreç ile ilgili herhangi bir belge sunmamışlardır.
14) Bayan Polikseni 24 Nisan 2000 tarihinde İstanbulda, vesayet altındayken ve psikiyatrik hastalığı nedeni ile bir enstitüye kapatılmışken vefat etmiştir.
15) 26 Ekim 2000de, kardeşlerinin tek mirasçısı olan başvurucular Beyoğlu Sulh Hukuk Mahkemesine veraset belgesi almak için başvurmuşlardır.
16) 19 Nisan 2001 tarihinde Beyoğlu Sulh Hukuk Mahkemesi, başvurucuların mirasçılık talebini taşınmazlar açısından reddetmiş, fakat taşınırlar açısından kabul etmiştir. Mahkeme kararında Adalet Bakanlığı'nın, Yunan otoritelerinin Türk azınlığın Yunanistanda mirasçılığı hakkındaki uygulamasına ilişkin aşağıda belirtilen görüşünü dikkate almıştır.
Yunan asıllı olmayan Türk vatandaşları sadece izinle ve yasaların izin verdiği limitler dahilinde Yunan ülkesinin %55inde mülk edinebilmektedirler. Uygulamada, izin şartları, Türk vatandaşlarının mülk edinmelerini engelleme fonksiyonu görmektedir. Yasada belirtilmeyen diğer bölgelerde Yunan kökenli olmayan Türk vatandaşları, taşınmaz tevarüs etme (miras alma) ya da satın alma konusunda engellenmektedir. Bu kişiler taşınmazlarını satmaya zorlanmaktadırlar. Oysa, Yunan kökenli Türk vatandaşları yasada belirtilen bölgelerde izin için gereken şartlarda taşınmaz edinebilmektedirler. Konu hakkında bilgi olmasına karşın somut delil elde edilememiştir bu nedenle bunun değerlendirmesi mahkeme tarafından yapılmalıdır.
Bu görüş karşısında Mahkeme, başvurucuların Yunanistan ve Türkiye arasındaki karşılıklılık ilkesi karşısında, uyrukları nedeniyle Türkiyede taşınmaz mallar açısından miras edinemeyeceklerine karar vermiştir.
17) Yargıtay 14 Ekim 2001 tarihinde temyiz başvurusunu reddetmiştir. Yargıtay 20 Kasım 2001 tarihli bir kararı ile de başvurucuların karar düzeltme talebini reddetmiştir.
II) İLGİLİ İÇ HUKUK
18) İlgili İç Hukuk ve uygulama Apostolidi ve Diğerleri/Türkiye (Başvuru No: 45628/99, paragraf 49-56, 27 Mart 2007) ve Nacaryan ve Deryan/Türkiye (Başvuru No:19558/02 ve 27904/02, Paragraf 17-24, 8 Ocak 2008) kararlarında bulunabilir.
HUKUK
I) EK 1 Nolu PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
19) Başvurucular ulusal makamların merhum Polikseninin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar açısından kendilerinin yasal mirasçı olarak tanımamalarının bir sonucu olarak mülklerinden barışçıl bir şekilde yararlanma haklarından mahrum bırakıldıklarını ileri sürmektedirler. Başvurucular, Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Madde şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
Ancak yukarıdaki hükümler hiç bir biçimde, mülkiyetin genel yarara uygun olarak kullanılmasını denetim altına almak, vergiler ile diğer harç veya cezaların ödenmesini sağlamak için Devletin gerekli gördüğü yasaları yürürlüğe koyma yetkisini ortadan kaldırmaz."
A) Kabul Edilebilirlik
20) Sorumlu Hükümet Mahkemeyi, altı ay kuralına uyulmaması nedeni ile başvuruyu reddetmeye davet etmiştir. Sorumlu Hükümet, Yargıtayın 12 Ekim 1998 tarihli kararının altı ay kuralının uygulanması açısından nihai karar olduğunu, o tarihte merhum Polikseninin tapularının zaten iptal edilmiş olduğunu ileri sürmüştür.
21) Başvurucular Sorumlu Hükümetin iddialarını reddetmişlerdir. Başvurucular talepleri açısından nihai kararın, merhum Polikseninin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar açısından veraset belgesi taleplerini reddeden Yargıtay tarafından 20 Kasım 2001de verildiğini ileri sürmektedirler. Başvurucular ilaveten, Yargıtayın ilk derece mahkemesinin tapuların iptaline ilişkin kararının onaylayan kararını takiben, yasal vasinin karara itiraz ederek işlemleri takip ettiğini belirtmişlerdir. Bundan dolayı, Sorumlu Hükümetin altı ay kuralının başlaması gereken tarih konusundaki itirazı kabul edilemez.
22) Mahkeme, başvurucularının talebinin esas olarak ulusal makamların, Polikseninin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar açısından veraset belgesi verilmesini reddetmeleri ile ilgili olduğunu not etmektedir. Talebin reddedilmesine ilişkin nihai karar, 20 Kasım 2001 tarihinde taşınmazların mülkiyeti sorununu yeniden inceleyen Yargıtay tarafından verilmiştir ve başvuru Mahkemeye 6 Mart 2002 tarihinde yapılmıştır, başvurucular tarafından Sözleşmenin 35/1. maddesi kapsamında altı ay kuralına uyulduğu açıktır.
23) Mahkeme başvurunun Sözleşmenin 35/3. maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını not etmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun diğer yönlerden kabul edilemez olmadığını not etmektedir. Bu nedenle başvurunun kabul edilebilir olduğu belirtilmelidir.
B) Olaylar
1) Tarafların Sunumları
a) Sorumlu Hükümet
24) Sorumlu Hükümet başvurucuların 1 nolu Protokolün 1. maddesi anlamında mülke sahip olmadıklarını ileri sürmüştür. Hükümet, bu kuralın bir kişinin mevcut mülküne uygulanabileceğini, mülk edinme hakkını korumadığını ileri sürmüştür. Görülmekte olan davanın şartlarında, merhuma verilmiş olan dava konusu taşınmazların mülkiyeti değildi, o (mülkiyet) mirasçılara yani başvuruculara intikal ettirilemezdi.
25) Hükümet aynı zamanda 2644 sayılı Tapu Kanununun 35. maddesi kapsamında Türk olmayan kişilerin iki şart altında miras yolu ile taşınmaz edinebildiklerini belirtmiştir. İlk olarak o kişinin ülkesi ile Türkiye arasında karşılıklılık olmalıdır. İkinci olarak yabancı kişiler kanuni kısıtlamalara uymalıdırlar. Hukuki ya da fiili olabilen karşılıklılık ilkesi, kendi ülkelerinde Türk vatandaşlarına aynı şartlar altında aynı hakların tanındığı yabancı kişilerin Türkiyede taşınmaz edinebilmelerini gerektirir. Buna ilaveten karşılıklılık hakkındaki 1062 Sayılı Kanunun 1. maddesi, eğer Türk vatandaşları diğer ülkelerde bu şekilde bir muameleye tabi tutulursa, yabancı kişilerin taşınmazlarına Bakanlar Kurulu kararı ile el konulmasına imkan tanımaktadır. Söz konusu zamanda, Yunan yasaları ve uygulamaları Türk vatandaşlarının Yunanistanda taşınmaz edinmelerine izin vermemekteydi.
Bu nedenle, Yunan vatandaşlarının taşınmazlara mirasçı olma haklarına getirilen sınırlama, Yunanistan ve Türkiye arasındaki karşılıklılık ilkesine uymaktaydı.
26) Bundan dolayı Hükümet, başvurucuların ne bir mevcut mülke, ne de yukarıdaki şartlar gerçekleşmediği sürece miras yolu ile dava konusu taşınmazı edinme meşru beklentisine sahip olmadığı sonucuna varmaktadır.
b) Başvurucular
27) Başvurucular Sorumlu Hükümetin savlarına karşın, Bayan Polikseninin Türk mahkemeleri kendisine bir veraset belgesi verdiği ve üç binanın hepsinin gerekli vergilerini ödeyerek Tapu Sicil Müdürlüğünde kendi adına kayıtlı olduğu süre boyunca dava konusu taşınmazların mülkiyetine sahip olduğunu ileri sürmektedirler. Polisekni, Türk yetkililerin 1988 yılında iptal edilen 1964 tarihli gizli bir karara dayanarak yasal olmayan el koymaları nedeni ile mülkiyetinden mahrum bırakılmıştır. Bundan dolayı, Polikseninin mallarına el konulması, Türk Hukuku açısından bile gayri yasal, keyfi ve kötü niyetli idi. Bunun yanında veraset belgesinin iptal edilmesi, Sözleşme tarafından kastedilen kesinlik ve öngörülebilirlik ilkesine uymamaktadır. Bu kanunsuz fiil ve sorumlu hükümetin karşılıklılık ilkesine dayalı uygulaması olmasaydı, başvurucular, Polikseninin mirasçıları olarak, dava konusu taşınmazları miras yolu ile elde edebileceklerdi.
28) Başvurucular, Hükümet tarafından ileri sürülen karşılıklılık ilkesinin Mahkeme (AİHM) tarafından, geçerli olarak verilmiş bir veraset belgesinin karşılıklılık ilkesinin bulunmaması iddiasıyla iptal edilmesinin Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesine aykırı olduğu tespit edilen Apostolidi ve Diğerleri ile Deryan ve Nacaryan davalarındaki yargılamalarda zaten ele alındığını ileri sürmüşlerdir.
29) Yukarıdakiler karşısında başvurucular Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi tarafından korunan haklarına müdahale olduğunu ileri sürmüşlerdir.
c) Yunan Hükümeti
30) Yunan Hükümeti başvurucuların Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi anlamında mülke sahip olduklarını iddia etmiştir. Onların görüşüne göre Türk Mahkemelerinin karşılıklılık ilkesine yaklaşımları ve bu ilkenin Yunanistanda uygulanmadığına dair ispatlanmamış ve asılsız tespitleri; başvurucuların mülklerinden barışçıl şekilde yararlanma haklarına açık bir müdahale teşkil etmiştir. Buna ilaveten Yunan Hükümeti insan hakları söz konusu olduğunda karşılıklılık ilkesinin uygulanmayacağını, zaten, Yunan hukukunda Türk vatandaşlarının Yunanistanın herhangi bir yerinde ya da bölgesinde miras yolu ile taşınmaz edinmelerini engelleyen herhangi bir hükmün de bulunmadığını ileri sürmüştür.
31) Yunan hükümeti, Türk Mahkemelerinin, başvurucu ile muris arasındaki ilişkiyi ve onların tartışmasız şekilde mirasçı olma ehliyetini tanıdığını ileri sürmüştür. Bundan dolayı başvurucular, sadece taşınır malları değil, fakat aynı zamanda önceki malikin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malları miras yolu ile edinme için, en azından, meşru bir beklentiye sahiptirler.
32) Yunan Hükümeti aynı zamanda, ulusal mahkemelerin İç Hukuka, özellikle de Tapu Kanununun 35. maddesine ilişkin yorumlarının ve uygulamalarının keyfi ve hukuk güvenliğinden ve öngörülebilirlikten yoksun olduğunu belirtmektedir. Bundan dolayı Yunan Hükümeti, başvurucuların mülklerinden barışçıl şekilde yararlanmalarına yapılan müdahalenin hukuk tarafından öngörülmediğini, hukukun üstünlüğü ilkesini ihlal ettiğini ve ölçülülük ilkesinin gereği olan adil dengeyi bozduğunu ileri sürmektedir.
2) Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Uygulanabilir Prensipler
33) Mahkeme, bir başvurucunun, şikayet olunan kararlar Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi anlamında mülkleriyle ilgili olduğu sürece Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürebileceğini hatırlatır. Bundan başka, Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ilk kısmındaki mülk kavramı, İç Hukukun resmi sınıflandırmasından bağımsız, özerk bir anlama sahiptir. (Bkz. Beyeler/İtalya kararı, Başvuru No: 33202/96, Paragraf 100). Mülk; mevcut mallar ya da başvurucunun en azından, bir mülkten etkin şekilde yararlanma konusunda meşru bir beklentiye sahip olduğunu ileri sürebileceği talepleri içeren değerler olabilir. Buna karşılık, etkin bir şekilde kullanılması mümkün olmayan bir mülkiyet hakkının tanınması umudu, Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi anlamında bir mülk olarak değerlendirilemeyeceği gibi, şartların gerçekleşmemesi sonucu geçersiz hale gelen şartlı bir talep de mülk olarak değerlendirilemez. (Bkz. Prince Hans-Adam II of Liechtenstein /Almanya kararı, Başvuru No: 42527/98, Paragraf 82-83; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti kararı, Başvuru No:39794/98).
b) Bir Mülkün Bulunup Bulunmadığı
34) Bu davada Mahkeme, ulusal mahkemelerin başvurucuların söz konusu taşınmazlar açısından mirasçı olma hakkını tanımadıklarını not eder. Ulusal mahkemelerin, o tarihte Türk vatandaşı olmayan kişilerin miras yolu ile taşınmaz edinme haklarının Tapu Kanununun 35. maddesi anlamında karşılıklılık ilkesine bağlı olduğunu ve bu koşulun Yunan vatandaşları açısından karşılanmadığını kabul etmeleri nedeniyle başvurucular, Polikseninin ölümünden sonra mirası otomatikman elde edememişlerdir. Buna göre, ulusal mahkemelerin yürürlükteki kanunlara ilişkin yorumları nedeniyle, dava konusu taşınmazın mülkiyeti başvuruculara hiçbir zaman geçirilmemiştir. Bunun bir sonucu olarak başvurucular Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi anlamında bir mevcut mülke sahip olmamışlardır. (Bkz. Nacaryan ve Deryan/Türkiye kararı, paragraf 45)
35) Bu tespitlerin ışığında Mahkeme ikinci olarak, başvurucuların, taşınmazlar açısından mirasçı olarak tanınmaları konusunda meşru bir beklenti ileri sürebilmeleri nedeniyle bir mülk olup olmadığını inceleyecektir.
36) Bu bağlamda, Mahkeme, bir talebin ancak ulusal hukukta yeterli dayanağa sahip olması halinde mülk olarak değerlendirilebileceğini hatırlatır. (Bkz Kopecky/Slovakya kararı, Başvuru No: 44912/98, paragraf 52) Bu durumda incelenmesi gereken asıl soru, ulusal mahkemelerce yorumlandığı ve uygulandığı şekliyle, ulusal hukukta başvurucuların talebini Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi anlamında mülk olarak nitelendirebilmek için yeterli dayanağın bulunup bulunmadığıdır. Bu amaçla, başvurucuların Tapu Kanununun 35. maddesinde ortaya konulan karşılıklılık ilkesini sağlayıp sağlamadığı araştırılmalıdır.
c) Mahkemenin Nacaryan ve Deryan Davasındaki Tespitleri
37) Mahkeme, yukarıda adı geçen ve ulusal mahkemelerin başvurucuların statüsünü taşınmazlar açısından mirasçı olarak kabul etmeyi reddetmeleri ile ilgili Nacaryan ve Deryan davasında, başvurucuların davasında uygulanan karşılıklılık ilkesinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının irdelendiğini hatırlatır. (bkz. Nacaryan ve Deryan/Türkiye kararı, paragraf 47-57).
38) Bu bağlamda Mahkeme, Türk Hukukunda karşılıklılık ilkesinin uygulanmasının başvurucuların Sözleşme kapsamındaki haklarını nasıl etkilediğini açıklamıştır. Mahkeme, ulusal mahkemelerin Adalet Bakanlığı'nın raporlarına dayanan kararlarının aksine, Türk vatandaşlarının 1990 tarihli Kanunla satın alma ya da satma konusunda kısıtlanan bölgeler de dahil olmak üzere Yunanistanda taşınmaz malları miras yolu ile edinebildiklerini tespit etmiştir. (bkz. Nacaryan ve Deryan/Türkiye kararı, paragraf 52 ve 53).
39) Bundan başka, Mahkeme, yürürlükte olan yasal düzenlemeleri inceleyerek, Yunan vatandaşlarının taşınmaz edinmesini önleyen 02.11.1964 tarihli Bakanlar Kurulu kararını yürürlükten kaldıran 03.02.1988 tarihli Bakanlar Kurulu kararından bu yana Yunan vatandaşlarının Türkiyede taşınmaz edinmelerini önleyen yasal bir engel bulunmadığını tespit etmektedir. Tapu Kanununun 35. maddesi de vatandaş olmayanların (yabancıların) taşınmazları miras yolu ile edinmelerini sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. Bu nedenle Mahkeme, muris ile soybağı kurulan başvurucuların, yasal olarak taşınır inallarda olduğu gibi, taşınmazları da miras yolu ile kazanabilmek için tüm şartları karşıladıklarına inanabilecekleri sonucuna varmaktadır. Bu şartlarda başvurucular, ulusal mahkemelerin karşılıklılık ilkesinin gerçekleşmediğini kabul edebileceklerini öngöremezlerdi.
40) Bu nedenle Mahkeme, başvurucuların murisin taşınmazlarının mirasçısı olarak tanınmaları konusunda meşru bir beklentiye ve dolayısıyla mülklerinden barışçıl şekilde yararlanma hakkına sahip olduklarına ve Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin olayda uygulanabileceğine karar vermiştir. Bu nedenle, Mahkemenin görüşüne göre, ulusal mahkemeler tarafından taşınmaz mallar açısından mirasçı olarak tanınmamalarının bir sonucu olarak başvurucuların mülklerinden barışçıl şekilde yararlanma hakkına bir müdahale vardır. Bu müdahale, Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin 1. paragrafının birinci cümlesi ışığında incelenmelidir.
41) Son olarak Mahkeme, müdahalenin yasallığı konusunda, şikayet edilen müdahalenin yasallık ilkesi ile uyumlu olmadığı ve bu nedenle Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesine aykırılık olduğu sonucuna varmıştır, çünkü ulusal mahkemelerin 2644 sayılı Tapu Kanununun 35. maddesine ilişkin yorum ve uygulamaları başvurucular açısından öngörülebilir değildir. (bkz Nacaryan ve Deryan/Türkiye kararı, paragraf 58-60)
d) Başvurucuların Mülkiyet Hakkından Yararlanma Konusunda Meşru Beklentiye Sahip Olup Olmadıkları
42) Önündeki davada Mahkeme, yukarıda adı geçen Nacaryan ve Deryan davasındaki tespitlerinden ayrılmak için bir sebep görmemektedir. Mahkeme, başvurucuların taşınmazlara ilişkin taleplerinin reddedilmesinde ulusal mahkemelerin karşılıklılığın birincil koşul olduğu konusundaki yorumlarında yanıldıklarını belirtmektedir. Onlar (Türk Mahkemeleri) Türkiye ile Yunanistan arasında gerekli koşulların gerçekleşmediği sonucuna varmışlardır. (bkz. yukarıda paragraf 11, 12, 16 ve 38) Bundan dolayı, Polikseninin veraset ilamının taşınmazlar yönünden iptalinde, ulusal mahkemeler yanlış bir şekilde, şikayet konusu karar döneminde uygulanabilir olmayan 2 Kasım 1964 tarihli Bakanlar Kurulu kararma dayanmışlardır, halbuki o karar, veraset belgesinin 1996 yılında iptalinden önce de yürürlükte bulunan 3 Şubat 1988 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile kaldırılmıştır. (bkz. paragraf 11, 12 ve 38).
43) Böyle olunca, mevcut davanın koşullarında, başvurucular meşru bir şekilde, murisin taşınmazlarını miras yolu ile edinebilmek için gerekli tüm koşulları karşıladıklarına inanabilirlerdi. Onlar (başvurucular), ulusal mahkemelerin karşılıklılık koşulunun gerçekleşmediğini kabul edebileceğini öngöremezlerdi. Buna göre, başvurucular, kardeşleri Polikseniden intikal eden taşınmazların mirasçısı olarak tanınmaları konusunda meşru bir beklentiye sahiptiler. (Bkz. yukarıda paragraf 42) Bu nedenle, ulusal mahkemelerin, taşınmaz mallar açısından başvurucuların mirasçılığını tanımayı reddetmeleri, başvurucuların mülklerinden barışçıl şekilde yararlanmalarına bir müdahale teşkil etmiştir.
44) Yukarıdaki hususlar, Mahkemenin, şikayet edilen müdahalenin yasallık ilkesi ile uyumlu olmadığı ve Ek 1 nolu Protokolün ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir, çünkü ulusal mahkemelerce yorumlandığı ve uygulandığı şekliyle Tapu Kanununun 35. maddesi başvurucular açısından öngörülebilir değildir. (bkz. Nacaryan ve Deryan/Türkiye kararı, paragraf 58-60).
45) Buna göre Sözleşmeye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II) SÖZLEŞMENİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
46) Başvurucular, ilaveten, Sözleşmenin 6, 8, 13 ve 14. maddelerinin de ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu bağlamda başvurucular, Türk Mahkemelerinin Adalet Bakanlığının görüşüne dayanan kararlarının sonucu olarak adil yargılama hakkından mahrum bırakıldıklarını ileri sürmüşlerdir. Şikayet edilen müdahale aynı zamanda başvurucuların Sözleşmenin 8. maddesi tarafından korunan konut dokunulmazlığı hakkını da ihlal etmiştir. Buna ilaveten başvurucular Sözleşmenin 13. maddesi kapsamında etkili başvuru haklarından mahrum bırakıldıklarını iddia etmektedirler. Son olarak başvurucular, dava konusu müdahalelerin, kendilerinin Yunan kökenli ve Ortodoks inancından olmalarından kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir.
47) Hükümet bu savlara itiraz etmektedir.
48) Mahkeme, bu iddiaların yukarıda açıklananlarla bağlantılı olduğunu ve bu nedenle aynı şekilde kabul edilebilir ilan edilmesi gerektiğini ifade etmektedir.
49) Davanın gerçeklerini, tarafların sunumlarını ve Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlaline ilişkin tespitlerini göz önünde bulundurarak Mahkeme, önündeki başvuruda temel yasal sorunun incelendiğini dikkate almaktadır. Bu nedenle Mahkeme, bu başlık altında ayrıca bir hüküm verilmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
III) SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
50) Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki hükmü içerir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın İç Hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
51) Başvurucular dava konusu üç binanın kullanım hakkı kaybının tazmini için 18.913.083 avro (EUR) maddi tazminat talep etmişlerdir. Bu tutara ilaveten, sorumlu hükümetin, üç binayı teslim etmemesi durumunda başvurucular dava konusu taşınmazların değeri için 5.459.026 avro talep etmişlerdir.
52) Başvurucular ayrıca her başvurucu için 100.000 avro manevi tazminat talep etmişlerdir. Başvurucular, bu bağlamda sadece kardeşlerini kaybetmediklerini, ona sahip çıkmalarının da engellendiğini belirtmişlerdir. Sorumlu hükümetin bu konuyu ele alırkenki duyarsızlığı ve usulsüzlüğü, başvurucuların zorlanmasına ve ıstırap duymasına neden olmuştur.
53) Masraflar ve harcamalarla ilgili olarak başvurucular, 44.244,43 avronun Mahkeme tarafından belirlenecek uygun bir miktar olacağını iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca davanın ciddiyetinin, Yunan ve Türk avukatların yanı sıra bir Güney Kıbrıslı avukatın hizmetini de gerektirdiğini öne sürmüşlerdir.
54) Sorumlu Hükümet, başvurucular tarafından talep edilen tutarın spekülatif ve ispatlanmamış olduğunu ileri sürmüştür.
55) Davanın koşullan altında Mahkeme, 41. maddenin uygulanması meselesinin karar vermek için hazır olmadığını ve Sorumlu Hükümet ile başvurucular arasında bir anlaşma olma ihtimali dikkate alınarak, saklı tutulması gerektiğini düşünmektedir.
BU SEBEPLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE;
1) Başvuruyu kabul edilebilir olarak ilan eder,
2) Sözleşmenin Ek 1 nolu Protokolünün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar verir,
3) Sözleşmenin 6, 8, 13 ve 14. maddelerine yönelik iddiaların incelenmesine gerek olmadığına karar verir,
4) Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması meselesinin karar vermeye hazır olmadığına karar verir,
Bu nedenle;
a) Adı geçen bu meseleyi saklı tutar,
b) Kararın, Sözleşmenin 44/2. maddesine göre kesinleşmesini takip eden üç ay içinde Sorumlu Hükümeti ve başvurucuları sorun hakkında görüşlerini sunmaya ve özelikle, varabilecekleri anlaşmaları Mahkemeye bildirmeye davet eder,
Bu karar Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına göre İngilizce olarak yazılmış, 29.09.2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy