(AİHS m. 6, 34, 35, 37, 41, 44, 1 Nolu Protokol) (2942 S. K. m. 38)
(Başvuru no: 35837/02)
KARAR
STRAZBURG
29 Kasım 2007
İşbu karar AİHSnin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 35837/02 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Naciye Akyüzün (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 22 Mayıs 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. Maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından Nuray Demir tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1926 doğumludur ve Ankarada ikamet etmektedir.
Başvuran, 23 Ocak 1975 tarihinde, Ankaranın Çankaya ilçesinde yer alan bir arsanın (98 no.lu pafta) bir bölümünü satın almıştır. 21 Ocak 1981 tarihinde, imar şuyulandırması sırasında, başvurana ait arsanın bir kısmı (173.92 m2), 1962 yılından beri Savunma Bakanlığı tarafından kullanılmakta olan bir başka arsaya eklenmiştir. Bu arsaya 5965/1 numarası verilmiş ve arsa başvuran adına kaydedilmiştir.
Bu arazinin Savunma Bakanlığı tarafından kullanılması nedeniyle, başvuran arazinin kamulaştırılması için Bakanlığa birçok dilekçe yazmıştır. Bakanlık, 6 Eylül 1989 tarihinde, ileriki yıllarda arazisinin kamulaştırılacağı yönünde başvuranı bilgilendirmiştir.
Savunma Bakanlığı, 10 Kasım 1999 tarihinde, 2942 sayılı Kanunun 38. maddesine dayanarak, 5965/1 no.lu arsadan başvuranın kaydının silinmesi ve bu arsanın Hazineye aktarılması için Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuştur. Buna cevaben, başvuran de facto kamulaştırmanın tazmini için aynı mahkemeye başvurmuştur. Belirsiz bir tarihte dava dosyaları birleştirilmiştir.
Savunma Bakanlığı, mahkeme önünde söz konusu araziyi 1962 yılından beri kullandığını ve bu nedenle 2942 sayılı kanunun 38. maddesi gereğince arazinin Bakanlık adına kaydedilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Buna cevaben, başvuran, arsasının de facto kamulaştırılma tarihinin 21 Ocak 1981 olduğunu, dolayısıyla 2942 sayılı kanunun 38. maddesinin bu davada uygulanamayacağını ileri sürmüştür.
19 Aralık 2000 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın tapu kaydını iptal etmiş ve arsanın Hazine adına kaydedilmesine hükmetmiştir. Mahkeme, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, başvuranın tazminat talebini reddetmiştir. Mahkeme, Savunma Bakanlığının 1962den beri söz konusu arsanın de facto sahibi olduğunu ve 2942 sayılı kanunun 38. maddesi uyarınca başvuranın bu tarihten itibaren yirmi yıl içinde dava açması gerektiğini belirtmiştir.
4 Haziran 2001 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onaylamıştır. Başvuranın kararın bozulmasına yönelik talebi, 12 Ekim 2001 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiştir. 22 Kasım 2001 tarihinde, karar başvurana bildirilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 1 NO.LU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, kendisine tazminat ödenmeden arsasından mahrum bırakılmasının 1 No.lu Protokolün 1. maddesine aykırı olduğu konusunda şikayetçi olmuştur.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, ilk itirazlarını sunmuştur. İlk olarak, imar projesinin 1981 yılına ait olması nedeniyle (Türkiyenin Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna kişisel başvuru hakkını tanıdığı 8 Ocak 1987 tarihinden önceki bir tarih olması nedeniyle), AİHMnin bu davayı incelemek için ratione temporis yetkisi olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, ikinci olarak, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiştir. Hükümete göre, imar şuyulandırmasının uygulamaya konmasının hemen ardından, 1981 yılında, başvuranın tazminat davası açmış olması gerekiyordu. Hükümet, son olarak, başvurunun altı aylık zaman dilimi içinde yapılmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını 4 Haziran 2001 tarihinde onaylamış olmasına rağmen, başvuru 22 Mayıs 2002 tarihinde yapılmıştır.
AİHM, Savunma Bakanlığının, 10 Kasım 1999 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine dava açarak 5965/1 no.lu arsadan başvuranın kaydının silinmesini ve bu arsanın Hazine adına kaydedilmesini talep ettiğini kaydetmektedir. Bu dava, 12 Ekim 2001 tarihinde, Yargıtayın başvuranın kararın bozulması yönündeki talebini reddetmesiyle sona ermiştir. Bu karar, 22 Kasım 2001 tarihinde başvurana bildirilmiş ve başvuran tam altı ay sonra AİHMye başvurmuştur. Ayrıca, yerel düzeyde yürütülen takibatın sonuna kadar söz konusu arazi başvuran adına kayıtlı olduğu için, AİHM, Hükümetin başvuranın 1981 yılında tazminat davası açmış olması gerektiği yönündeki iddiasının desteklenemeyeceği sonucuna varmıştır.
AİHM, yukarıda anlatılanları gözönünde bulundurarak, Hükümetin ilk itirazlarını reddetmiştir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Mal ve mülkün dokunulmazlığı hakkına yapılan müdahale, kamu çıkarının gerekleri ile kişinin temel haklarının korunması şartı arasında adil bir denge kurmalıdır. Bu dengenin sağlanması kaygısı, 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin tamamında yansıtılmıştır. Söz konusu şahsın bireysel ve aşırı bir yük altına sokulduğu durumlarda, bu denge sağlanmamış olacaktır (bkz, Sporrong ve Lönnroth / İsveç, A Serisi no. 52). Bir başka deyişle, kullanılan yöntemlerle gerçekleştirilmesi istenen amaç arasında mantıklı bir oran ilişkisi bulunmalıdır (bkz, James ve Diğerleri / İngiltere, A Serisi no. 98).
Bu davada, başvuranın söz konusu arsaya ilişkin tapu kaydı Hazineye aktarılmış ve 2942 sayılı Kanunun 38. maddesi gereğince başvuranın tazminat talebi yerel mahkemelerce reddedilmiştir. Bu nedenle, yerel mahkemelerin vermiş olduğu karar, 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ikinci cümlesi kapsamında, başvuranın mülkünden mahrum bırakılması sonucunu doğurmuştur (bkz, İnci (Nasıroğlu) / Türkiye, no. 69911/01).
AİHM, 2942 sayılı Kanunun 38. maddesine göre, bir kimsenin mülkünden mahrum bırakıldığı durumlarda, bu mülkün kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren yirmi yıl içinde tazminat başvurusunda bulunulması gerektiğini kaydetmektedir. Yerel mahkemeler, bu hükmü geriye dönük olarak uygulayarak, başvuranı tapu kaydının iptali nedeniyle tazminat elde etme imkanından mahrum bırakmışlardır. AİHM, bu noktada, AİHMye başvuruda bulunulduktan sonra, 2942 sayılı Kanunun 38. maddesinin anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından feshedildiğini belirtmektedir. Anayasa Mahkemesi, 10 Nisan 2003 tarihli kararında, ihtilaflı mülkün de facto işgaline karşı başvuruda bulunulması hakkının zamanaşımına uğradığını ileri sürerek ve bu işgalden yirmi yıl sonra mülkün makamlara aktarılmasını öngörerek bireyin mülkiyet hakkını kısıtlamanın Anayasaya aykırı olduğuna hükmetmiştir. Ayrıca, AİHMnin içtihadına göndermede bulunarak, kişileri keyfi olarak mülkiyet ve tazminat haklarından mahrum bırakmanın hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır.
AİHM, Anayasa Mahkemesinin kararını dikkate alarak bu muhakemenin doğruluğunu kabul etmektedir. Bununla beraber, AİHM, Anayasa Mahkemesinin kararının geriye dönük uygulanabilinen bir karar olmadığını, bu nedenle de başvurana AİHSnin muhtemel bir ihlalinin sonuçlarını telafi edebilecek bir usul sağlamadığını kaydetmektedir. Sonuç olarak, AİHM, konunun AİHSnin 37/1 (b) maddesi kapsamında çözümlenmediği kanaatindedir (bkz, Börekçioğulları (Çökmez) ve Diğerleri/Türkiye).
AİHM, 2942 sayılı Kanunun 38. maddesinin başvuranın davasına uygulanmasının, başvuranı tapu kaydının iptal edilmesiyle ilgili tazminat elde etme imkanından mahrum bırakmasıyla sonuçlandığı kanaatindedir. Toplumsal çıkar talepleri ile kişinin temel haklarının korunması şartı arasında adil denge sağlayabilecek bir tazminat usulü bulunmadığı sürece, böylesi bir müdahale, olayın geçtiği zamanın kanunlarına uygun olsa da, yalnızca keyfi olarak tanımlanabilir (bkz, Akıllı/Türkiye, no. 71868/01).
AİHM, 1 Nolu Protokolun 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmeder.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, yerel mahkemelerin sunmuş olduğu kanıtları göz önünde bulundurmadığını ve tanıkların ifadelerini dinlemediğini belirterek, AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
AİHM, dava dosyasında bu hükmün ihlaline neden olabilecek herhangi bir şeye rastlamamıştır. AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğunu kaydederek reddedilmesine karar verir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHS, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak 750,000 Yeni Türk Lirası (YTL) -yaklaşık 421,000 Euro-, manevi tazminat olarak ise 100,000 YTL -yaklaşık 56,000 Euro- talep etmiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, söz konusu arazinin değeriyle ilgili olarak tarafların altı adet örnek bilirkişi raporu sunduğunu kaydetmektedir. Söz konusu arsanın yanındaki 5965/1 numaralı arsayla ilgili olan bu raporlar, bu davayla ilgisi olmayan yerel düzeydeki hukuki işlemler sırasında Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine sunulmuştur. 22 Kasım 2004 tarihli ilk raporda, 5965/1 numaralı arsanın 1 m2sinin değerinin 600.000.000 Türk Lirası (TL) -yaklaşık 181,951 Euro-olduğu kaydedilmiştir. 25 Kasım 2004 tarihli ikinci raporda, bu arsanın 1 m2sinin değerinin 1.090.000.000 TL -yaklaşık 111,794 Euro- olduğu belirtilmiştir. 3 Haziran 2005 tarihinde hazırlanan üçüncü raporda ise, 1 m2nin değerinin Ocak 2005te 1,505 YTL -yaklaşık 144,573 Euro- olduğu belirtilmiştir. 20 Haziran 2005 tarihli dördüncü rapora göre, 1 m2nin değeri Ocak 2000de 550.000.000 TLye -yaklaşık 172,296 Euro- eşittir. 10 Ağustos 2005 tarihli beşinci raporda ise, 28 Ocak 2004 tarihinde 1 m2nin değerinin 1.500.000.000 TLye - yaklaşık 156,714 Euro- eşit olduğu belirtilmiştir. 15 Kasım 2005 tarihli son raporda ise, bu arsanın 1 m2sinin değerinin 28 Ocak 2004 tarihinde 900.000.000 TL -yaklaşık 94,028 Euro-olduğu belirtilmiştir.
Başvuran, ayrıca, bir emlak acentesinden (Ankara Bizim Emlak Müşavirliği) arsasının 1 m2sinin değerinin en az 2.650.000.000 TL, en fazla 3.100.000.000 TL olduğunun tahmin edildiği bir mektup sunmuştur.
AİHM, tespit edilen ihlalin dayanağının mülkten mahrum bırakmanın yasaya aykırılığı yerine, tazminat ödenmemesi olması durumunda, tazminatın arsanın gerçek değerini yansıtmak zorunda olmadığını tekrarlamaktadır (I.R.S ve Diğerleri/Türkiye (adil tatmin), no. 26338/95). Bu çerçevede, AİHM, başvuranın tazminat elde etmeye yönelik meşru beklentisini karşılayacak bir miktarın kendisine ödenmesinin uygun olacağı görüşündedir. Hakkaniyete uygun olarak, AİHM, taraflarca sunulan belgeleri gözönünde bulundurarak, maddi tazminat olarak başvurana 145,000 Euro ödenmesine karar verir.
Başvuranın manevi tazminat talebiyle ilgili olarak, AİHM, söz konusu dava koşulları içinde, bir ihlalin saptanmasının yeterli adil tatmin oluşturduğu kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 1,000 YTL (yaklaşık 560 Euro) talep etmiştir. Başvuran, avukatıyla şarta bağlı avukatlık ücret sözleşmesi olduğunu ifade etmiştir.
Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Sözkonusu davada, başvuran, iddia edilen yargı giderlerinin gerçekliğini kanıtlamamıştır. Dolayısıyla, AİHM bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmasını öngörmemektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvuranın mal ve mülk dokunulmazlığı hakkına ilişkin şikayetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 1 No.lu Protokolünün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Bir ihlalin saptanmasının başvuranın gördüğü manevi zarar için başlı başına yeterli adil tazmin oluşturduğuna;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana maddi tazminat olarak 145,000 Euro (yüz kırk beş bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77/2. ve 3. maddeleri gereğince 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy