(AİHS m. 34, 35, 41, 44, 1 Nolu Protokol) (2942 S. K. m. 23)
(Başvuru No:37546/02)
STRAZBURG
8 Nisan 2008
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (37546/02) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşları) İrini Keçecioğlu, Fotini Keçecioğlu ve Frideriki Keçecioğlunun (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 9 Eylül 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından S. Şahin tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1955, 1949 ve 1951 yılı doğumlulardır ve İstanbulda ikamet etmektedirler.
25 Şubat 1986 tarihinde, Haliçin düzenlenmesi planı çerçevesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kamu yararı gerekçesiyle Beyoğlunda bulunan üç katlı, sekiz hisseli bir taşınmazı, bu alanda yeşil alan çalışması yapmak için kamulaştırmaya karar vermiştir. Başvuranlar, ortak olarak, zemin katta ve dükkan olarak kirada bulunan 3 ve 5 nolu hisseler ile üç kata ait 6, 7 ve 8 nolu hisselerin sahipleriydiler. Zemin katta bulunan 1, 2 ve 4 nolu hisseler ise diğer üç şahısa aitti.
1, 2 ve 4 nolu hisselerin ortakları, İstanbul İdare Mahkemesinde kamulaştırmaya itiraz etmişlerdir. 30 Mart 1990 tarihli nihai bir karar ile mahkeme, kamulaştırma sürecinin dayanağını oluşturan şehircilik planını iptal etmiştir. Ardından, sözkonusu ortakların mallarının kamulaştırılması iptal edilmiş ve mallar, bu kişilere iade edilmiştir.
1992 yılında, kamulaştırma davası uyarınca, 2.082.966.000 Türk Lirası (yaklaşık 2.853 Amerikan Doları) tutarında başvuranlara tazminat ödenmiş ve başvuranların maliklik sıfatı iptal edilerek taşınmaz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına kaydedilmiştir. Sözkonusu devir işleminin ardından, kamulaştırılan taşınmazın kiracıları, otomatik olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kiracısı olmuşlar ve kiralarını bundan böyle İstanbul Büyükşehir Belediyesine ödemişlerdir.
27 Ekim 1997 tarihinde, başvuranlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin malikliğinin iptali için Beyoğlu Asliye Hukuk Mahkemesinde bir dava açmışlardır. Kamulaştırmaya ilişkin 2942 sayılı yasanın 23. maddesine atıfta bulunarak başvuranlar, başlangıçta öngörülen düzenleme çalışmasının gerçekleşmediği gerekçesiyle, Büyükşehir Belediyesinin maliklik sıfatının iptalini ve kamulaştırılan malların kendilerine iadesini talep etmişlerdir. Başvuranlar, İdare Mahkemesi tarafından, şehir planının iptal edildiğini, aynı taşınmazın diğer üç hisselerinin kamulaştırılmasının iptal edildiğini ve son olarak, 5 Şubat 1992 tarihinden itibaren doğal ve kültürel mirasın korunmasına ilişkin 2863 sayılı yasa uyarınca, sözkonusu taşınmazın, tarihi yapı sınıfına girdiğini ve böylece başlangıçta kamulaştırma ile öngörülen düzenlemenin gerçekleşmesinin artık mümkün olamayacağını ileri sürmüşlerdir.
21 Kasım 1997 tarihinde, tapu kaydının taşınmazla ilgili sayfasına tarihi yapı şerhi düşülmüştür. 4 Aralık 1997 tarihinde, Büyükşehir Belediyesi, sözkonusu kararın doğrulanmasını ve güncellenmesini talep etmiştir. 14 Ekim 1998 tarihinde, taşınmazın, tarihi yapılar listesine kaydedildiği, Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından teyid edilmiştir.
9 Temmuz 1998 tarihli bir karar ile mahkeme, başvuranların talebini haklı bulmuştur. Mahkeme, şehir planının ve diğer üç ortağın mülklerinin kamulaştırılmasının iptal edilmesinin ve mülklerin sözkonusu üç ortağa iadesinin, kamulaştırmayı amacından yoksun bıraktığı kanaatindedir. Mahkeme, Büyükşehir Belediyesinin maliklik sıfatını iptal etmiş ve başvuranların, gecikme faizi ile birlikte hesaplanmak üzere kamulaştırma bedelini ödemeleri şartıyla taşınmazların, tekrar başvuranlar adına kaydedilmesine karar vermiştir.
29 Aralık 1998 tarihinde Yargıtay bu kararı bozmuştur. Yargıtay karar gerekçesinde, Haliç Düzenleme Planı çerçevesinde bu bölgede bulunan birçok taşınmazın kamulaştırılmasının öngörüldüğünü ve böylesi bir projenin gerçekleştirilmesinin, kamulaştırılan mülklerin, yalnızca bir tanesine değil tamamına bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede Yargıtay, başka bir bilgi vermeksizin planlanan çalışmaların kamulaştırılan bölgenin büyük bir kısmında gerçekleştirildiğini belirtmiştir.
Yargıtay başvuranların karar düzeltme taleplerini 28 Haziran 1999 tarihinde reddetmiştir.
Mahkeme, 9 Kasım 1999 tarihinde, 9 Temmuz 1998 tarihli kararında ısrar etmiştir. Mahkeme, ihtilaf konusu mülkün, şehir planının kesin olarak iptal edildiği cihetle başlangıçta öngörülen tahsise konu olamayacağını teyit etmiştir. Mahkeme, binanın artık tarihi yapı olarak sınıflandırıldığına ve diğer üç hissenin kamulaştırılmasının iptal edildiğine dikkat çekmiştir. Mahkeme, tarafların şehir planının iptaline itiraz etmediklerinin ve planlanan işlerin gerçekleştirildiğini gösteren herhangi bir dosya unsuru bulunmadığının altını çizmektedir. Mahkeme ayrıca, Kamulaştırma Kanunu'nun 23. maddesinde öngörülen beş yıllık sürenin, kamulaştırmanın amaçlarına uygun hiçbir düzenleme yapılmaksızın dolduğunu kaydetmiştir. Mahkeme, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sözkonusu binaya haklı bir gerekçe olmaksızın ortak olmasını ve bu binayı kamulaştırmanın amacıyla bağdaşmayacak surette kullanmasını eleştirmiştir.
Mahkemenin bu kararı 23 Şubat 2000 tarihinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından esas incelenmesi yapılmaksızın görüşülmüş ve mahkemenin karar hükümlerinde daha önceki kararında ısrar ettiğini belirtmekle yetindiği için usul sakatlığı gerekçesiyle bozulmuştur. Yargıtay, 9 Temmuz 1998 tarihli kararın, bozma nedeniyle kadük hale geldiğinden mahkemenin, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun 388. maddesi uyarınca karar hükmünü ayrıntılarıyla yinelemesi gerektiğini belirtmiştir.
Mahkeme 18 Mayıs 2000 tarihinde, anılan usul sakatlığını gidermiş ve Belediyeye ait tapu senedinin yeniden iptaline hükmetmiştir. Karar hükümlerini yineleyen Mahkeme, kamulaştırmaya neden olan şehir planının iptal edildiğine dikkat çekmiştir.
Yargıtay, 29 Aralık tarihli kararındaki gerekçelerle sözkonusu kararı 8 Kasım 2000 tarihinde bir kez daha bozmuştur.
Yargıtay başvuranların karar düzeltme taleplerini 21 Şubat 2001 tarihinde geri çevirmiştir.
Mahkeme 17 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Yargıtay kararına uyarak başvuranların taleplerini reddetmiştir. Bu karar 5 Şubat 2002 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır. Yargıtayın 17 Mayıs 2002 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmesi üzerine 17 Mayıs 2001 tarihli karar kesinleşmiştir.
HUKUK
I. KABULEDİLEBİLİRİLİĞE DAİR
Başvuranlar mülkiyet haklarına yönelik bir müdahalenin olduğundan şikayetçi olmakta ve Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet başvuranların şikayetlerinin dayanaktan yoksun olduğuna itibar ederek AİHMyi bu şikayetleri reddetmeye davet etmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvurular kabuledilebilir niteliktedir.
II. EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar AİHM önünde kamulaştırılan taşınmazın, Şubat 1986 yılında kamu yararı beyanıyla tespit edilen tahsisata göre işlem görmediğini ileri sürmektedir. Nitekim, sözkonusu binanın bulunduğu alanda yeşil alan yaratmak için öngörülen çevre düzenleme çalışması bugüne kadar gerçekleştirilmemiştir. Başvuranlar binanın tarihi yapı olarak kaydedilmesi ve kamulaştırma sürecinin dayanağını oluşturan şehircilik planının iptali nedeniyle bu çalışmanın hiçbir zaman tamamlanmayacağını öne sürmektedirler. Başvuranlar ayrıca aynı binanın diğer mülk ortaklarının tapu senetlerini yeniden edindiklerini belirtmektedirler. Başvuranlar belediyenin mülkiyeti haline gelen ve şu anda belediye tarafından kiraya verilen mezkur taşınmazların durumunun kamu yararı adına kullanımı haklı çıkarır bir halde olmadığını ileri sürmektedir. Başvuranlar Kamulaştırma Kanununun 23. maddesinde yer aldığı şekliyle kamu yararına yapılan bir kamulaştırmanın tahsisatının beş yıl içinde yapılması hakkındaki sürenin geniş ölçüde aşıldığını ifade etmektedir. Başvuranlar son olarak sözkonusu binanın bulunduğu bölgenin tarihi yapılar nedeniyle koruma altına alınmış olması nedeniyle Haliçi düzenleme çalışmasının artık gündemde olmadığını belirtmektedirler.
Hükümet başvuranların taşınmazlarının kamu yararı uyarınca kamulaştırıldığının ve başvuranların haklarını gözeten tazminatları elde ettiklerinin altını çizmektedir. Hükümet, Haliçi düzenleme programının iddialı bir proje olduğunu, gerçekleştirilmesinin zaman aldığını, ayrıca, başka düzenleme planları üzerinde çalışıldığını dile getirmektedir. Hükümet son olarak Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin Savunmacı Devletlere tanıdığı geniş takdir yetkisi dikkate alındığında, menfaatler arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeye riayet edildiğini kaydetmektedir.
AİHM öncelikle kamulaştırma sürecinin uygunluğunun bu davada konu edilmediğini olmadığını not etmektedir: taraflar ihtilaf konusu taşınmazın uygulamadaki mevzuat uyarınca kamulaştırıldığı ve yasada öngörüldüğü şekliyle başvuranlara kamulaştırma tazminatının ödendiği konusunda hemfikirdirler. AİHM, yapılan şikayetin, üzerinden yirmi bir yıl geçen kamulaştırılmış taşınmazın öngörülen amaç doğrultusunda kullanılmaması hakkında olduğunu vurgulamaktadır.
AİHM iç hukukta yasa ile belirlenen süre içinde tashihi yapılmayan kamulaştırılmış taşınmazların geri verilmesinin öngörüldüğünün altını çizmektedir. AİHM, ayrıca, Belediyenin mahkeme önünde şehir planının iptaline ve binanın tarihi eserler listesinde yer aldığına karşı çıkmadığını saptamaktadır.
AİHM, kamu yararı gerekçesiyle kamulaştırılan fakat bilahare kullanılmayan taşınmaz mallara ilişkin daha önceki davalarda Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Kamulaştırma kararı ile mülkiyetten yoksun bırakan kamu yararı projesinin somut olarak gerçekleşmesi arasında önemli bir süre geçtiğinde, kamulaştırma, elinden malı alınan kişiyi sözkonusu taşınmazın getireceği artı değerden yoksun bırakabilir; mülkiyetten yoksun bırakma işlemi kamu yararı gerekçesine dayanmaz ise başvuran Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin gerekleri ile bağdaşmayan ek bir yüke maruz kalabilir (Bkz. Motais de Narbonne-Fransa kararı no: 48161/99, 2 Temmuz 2002, Beneficio Cappella Paolini-Saint-Marin, no: 40786/98, 13 Ekim 2004).
AİHMye göre mevcut davada da durum aynıdır. Her ne kadar kamu yararı gereklerinin 1986 yılında yapılan kamulaştırmayı meşru kıldığını değerlendirse de, AİHM, bir yandan taşınmazın tarihi yapı olarak sınıflandırılması, diğer yandan da şehir planının iptal edilmesi sonucunda sözkonusu kamulaştırmanın amacının kadük hale gelmesi sebebiyle taşınmazların iade edilmemesi kararının haklı bir gerekçeye dayanmadığı kanaatine varmaktadır. AİHM ayrıca, binanın ortak maliki haline gelen belediyenin, bu binayı kamulaştırmanın esasını teşkil eden kamu yararı ilkesine aykırı surette özel hukuka tabi tarzda kullandığını ve diğer üç mülk sahibine ilişkin olarak kamulaştırmanın iptali ve mülklerinin iadesi kararı verildiğini gözlemlemektedir.
AİHM, ihtilaf konusu taşınmazın halen kamu yararına uygun çalışmalara tahsis edilmediğini ve yukarıda açıklanan koşullar göz önünde bulundurulduğunda da kolay kolay bu amaca uygun tahsis edilemeyeceğini, Hükümetin de buna itiraz etmediğini tespit etmektedir. Halihazırda, taşınmaza ilişkin olarak kamulaştırma kararı verilmesinin üzerinden yirmi bir yıl geçmesine rağmen mülk mahrumiyetine esas teşkil eden kamu yararına yönelik proje hayata geçirilmemiştir. Taşınmazın kamulaştırmada izlenen amaçlara uygun düzenlemeler için kullanılmaması başvuranların mülkiyet hakları bakımından sorun yaratmaktadır. Bu kamulaştırma artık kamu yararına ilişkin bir gerekçeye dayanmamakta olup başvuranların sözkonusu taşınmazın artı değerinden mahrum kalmalarına neden olmaktadır (Motais de Narbonne, adıgeçen, prg. 22 ; Benficio Cappella Paolin, adıgeçen, prg. 33).
Bu nedenle başvuranlar, uzun bir süre geçmesine karşın kamulaştırmayı meşru kılan herhangi bir işlem yapılmadığını ileri sürmekte haklıdırlar.
Yukarıda ifade olunanlar ışığında AİHM, mevcut davada kamu menfaatinin gerekleri ile bireysel hakların korunması arasında gözetilmesi gereken adil dengenin bozulduğunu değerlendirmektedir.
Bu itibarla 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
A. Tazminat
Başvuranlar kamulaştırılan ve kullanılmayan taşınmazlarının iade edilmesini talep etmektedir.
Taşınmazına iade edilmemesi durumunda, AİHMden ihtilaf konusu taşınmaz malın «gerçek değerini» yansıtan bir «tazminat» ödenmesine hükmetmesini ve son derece turistik olan bu bölgede uygulanan metre kare değerinden hesaplanarak 3.400.000 YTL.lik (yaklaşık 2.131.661 Euro) bir meblağın ödenmesini talep etmektedirler. Başvuranlar bu değerlendirmenin bir etüd bürosu tarafından gerçekleştirilen bilirkişi incelemesine dayandığını belirtmektedir. Yine aynı incelemeye dayalı olarak başvuranlar kamulaştırmadan bu yana bakım görmeyen binanın halihazırda vahim durumda olduğunu iddia etmektedirler. Taşınmazın iade edilmesi durumunda, her şey dahil, bakım ve onarım çalışmaları için 1.751.100 YTL. (yaklaşık 1.097.868 Euro) gerekli olacaktır. Başvuranlar taşınmazın iadesine ek olarak bu miktarın da kendilerine verilmesini istemektedirler.
Başvuranlar ayrıca alamadıkları kiraları tazmin etmek üzere, yasal faizi davanın açıldığı 27 Ekim 1997den başlatılmak üzere hesaplanacak şekilde, 2341,50 YTL. (yaklaşık 1300 Euro) tutarında tazminat talep etmektedirler.
Hükümet bu talepleri ölçüsüz olarak nitelendirerek AİHMyi bu iddiaları reddetmeye davet etmektedir.
AİHM, bir ihlalin tespit edildiği durumlarda Savunmacı Devletin AİHSden kaynaklanan hukuki sorumlulukları uyarınca ihlali sona erdirmek ve sonuçlarını ortadan kaldırmak yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatmaktadır. İç hukukta bu ihlalin sonuçları tam olarak giderilmediği takdirde, AİHSnin 41. maddesi AİHMye AİHSnin ihlaline neden olan bir eylem veya ihmal nedeniyle mağdur duruma düşen tarafın telafi edilmesi yetkisini vermektedir. Bununla birlikte, davanın mevcut koşullarında sözü edilen 41. maddenin uygulanması için halihazırda bütün şartlar oluşmamıştır. O halde, Savunmacı Devlet ile başvuranların üzerinde uzlaşabilecekleri olası bir anlaşma dikkate alınarak bu hüküm saklı tutulmaktadır.
B. Manevi tazminat
Başvuranlar uzun yıllar boyunca çekmiş oldukları endişe, can sıkıntısı ve belirsizliklerin giderilmesi amacıyla manevi tazminat talep etmektedirler. Başvuranların her biri bu doğrultuda 15.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM başvuranların manevi tazminat başlığı altında tazminat talep edebileceklerini kaydetmekte, bu çerçevede hakkaniyete uygun başvuranlara ortaklaşa 9.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
C. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar ulusal mahkemeler önünde yaptıkları masraf ve harcamaların iadesini istemektedirler. Başvuranlar daha önceki avukatlarının 2005 yılında vefat etmesi nedeniyle yaptıkları masrafları ayrıntılarıyla gösterecek durumda olmadıklarını ve bu masraflar için toplu ödeme yaptıklarını belirtmektedirler. Başvuranlar konuyla ilgili kanıtların ulusal mahkemeler önünde bulunan dosyada mevcut olduğunu ifade etmektedirler. Başvuranlar yaptıkları masrafların toplam meblağını 20.000 Euro olarak hesaplamaktadırlar.
Başvuranlar AİHM önünde yaptıkları muhtelif masraflar için 1.264,97 YTL (yaklaşık 793 Euro) ve avukatlık ücretleri için 4.000 Euro talep etmektedirler. Başvuranlar iddialarını destekler nitelikte faturalar sunmaktadırlar.
Hükümet bu talepleri aşırı bulmaktadır.
AİHM, AİHSnin ihlal edildiğini tespit ettiği durumda, sözkonusu ihlalin önlenmesi yahut düzeltilmesi için, ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve giderlerin başvuranlara iadesine hükmedebileceğini anımsatır (Hertel - İsviçre, 25 Ağustos 1998, prg. 63). Mevcut davada ulusal mahkemeler önünde yapılan yargılamanın konusu ve amacı ilgililerin mülkiyet dokunulmazlıklarına saygı hakkı idi. AİHM bu hakkın ihlal edildiğini tespit etmiştir. AİHM, başvuranların ulusal mahkemeler önünde yaptıkları masraf ve harcamaları talep etme yetkisini haiz oldukları hükmüne varmaktadır.
Başvuranların taleplerini büyük ölçüde kanıtladıklarını ve hangi nedenle kanıtlayıcı belgelerin tamamını sunamadıklarını izah ettiklerini tespit eden AİHM, yaptıkları masraf ve harcamaların tamamına tekabül edecek şekilde başvuranlara ortaklaşa 7.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
D. Gecikme Faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44 / 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, , ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.TL.ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümetin başvuranlara ortak;
i. manevi tazminat olarak 9.000 (dokuz bin) Euro ödemesine;
ii. iç hukukta ve AİHM nezdinde yapılan yargı giderleri için 7.000 (yedi bin) Euro ödemesine;
iii. belirtilen miktarların, yansıtılabilecek her türlü vergiden ve kesintiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
4 Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlaline ilişkin maddi tazminatı tespit etmek için AİHSnin 41. maddesinin uygulanmasına ilişkin koşulların bu aşamada oluşmadığına, bu çerçevede,
a) konunun bu yönünün saklı tutulmasına;
b) Hükümetin ve başvuranların üç ay içinde bu mesele hakkında aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 8 Nisan 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy