(AİHS m. 6, 29, 35) (765 S. K. m. 125) (2709 S. K. m. 143) (1412 S. K. m. 33)
(Başvuru no. 5684/02)
27 Mayıs 2008
KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN KARAR
OLAYLAR
Başvuran Seyithan Alpar, 1971 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Mardinin Midyat ilçesinde yaşamaktadır. Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından F. Gümüş tarafından temsil edilmiştir.
A. Dava Koşulları
22 Aralık 1992de başvuran yasadışı bir örgüt olan PKK mensubu olduğu şüphesi ile Nusaybin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polis memurlarınca gözaltına alınmıştır.
18 Ocak 1993te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine sunduğu iddianamesinde başvuranı, Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca terörist bir örgüte üye olmakla ve Devlet topraklarını bölmeyi amaçlayan faaliyetlere dahil olmakla suçlamıştır.
26 Nisan 1993te Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuran ve diğer on üç sanık aleyhindeki davayı görmeye başlamıştır.
18 Haziran 1999da Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasanın 143. maddesinde değişiklik yapmış ve askeri hakimler Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısından çıkarılmıştır. 22 Haziran 1999da Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanununda yapılan benzer değişiklikleri müteakiben başvuranın davasına bakan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde yer alan askeri hakimin yerini sivil bir hakim almıştır.
8 Temmuz 1999 tarihli duruşmada Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde yer alan askeri hakimin yerini sivil bir hakim almıştır.
8 Mayıs 2000de Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı suçlu bulmuş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Başvuran, karara itiraz etmiştir. Başvuranın yasal temsilcisi, Yargıtaydan duruşma yapılmasını talep etmiş ve isteği kabul edilmiştir.
2 Nisan 2001de Yargıtay, başvuranın temsilcisini dinledikten sonra, duruşmayı bitirmiş ve taraflara, kararın 11 Nisan 2001 tarihinde açıklanacağını bildirmiştir.
11 Nisan 2001 tarihli duruşmada Yargıtay, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını onayladığını belirtmiştir. Başvuranın temsilcisi, duruşmaya katılmamıştır.
4 Haziran 2001de Yargıtay kararı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kalemine kaydedilmiştir.
22 Ekim 2001de başvuranın temsilcisi, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kayıtlarından nihai kararın bir nüshasını istemiştir. Nüsha aynı gün kendisine verilmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca, kendisini yargılayan ve mahkûm eden Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde bir askeri hakimin bulunması nedeniyle adil bir yargılamaya tabi tutulmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, hukuki yargılama süresinin AİHSnin 6/1 maddesinin makul süre zorunluluğunu aşmasından şikâyetçi olmuştur.
HUKUK
Başvuran, AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca makul sürede bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir yargılamaya tabi tutulmadığından şikâyetçi olmuştur.
Hükümet, başvuranın AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına uymadığını belirtmiştir. Mahkemenin Salih Özdemir/Türkiye davasındaki kararına değinen Hükümet, sözkonusu davadaki altı aylık zaman sınırının, Yargıtayın kararını bildirdiği 11 Nisan 2001 tarihinden itibaren işlemeye başladığını ileri sürmüştür. Başvuranın yasal temsilcisine, 2 Nisan 2001 tarihli duruşmada Yargıtayın kararını, 11 Nisan 2001de açıklayacağı bildirilmiş olduğu halde, 11 Nisan 2001 tarihindeki duruşmaya katılmadığını ve 22 Ekim 2001e kadar nihai kararı öğrenmeye teşebbüs etmediğini belirtmiştir.
Başvuran, başvurunun kabuledilebilir olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM, başvuranın nihai kararın yazılı bir nüshasını almaya otomatik olarak hak kazandığı hallerde, AİHSnin 35/1 maddesinin amaç ve kapsamının en iyi şekilde, altı aylık sürenin yazılı kararın kendisine bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başladığının kabul edilmesi ile yerine getirildiğini teyit etmektedir. İç hukukun buna imkan vermediği hallerde, AİHM, tarafların kararın içeriğinden haberdar edildikleri durumda, kararın kesinleştiği tarihi başlangıç noktası olarak kabul etmeyi uygun bulmaktadır.
AİHM Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, mahkeme hükümleri ve kararlarının, taraflara bildirilmesi gerektiğini öngören 33. maddesine rağmen, kararlarını sanıklara bildirmenin Yargıtay Ceza Dairelerinin uygulamasına dahil olmadığını gözlemlemektedir. Sanık ve avukatı Yargıtay kararının ilk derece mahkemesi kalemine tebliğ edildiği tarihten itibaren kararın bir nüshasını talep edebilir.
Mevcut davada AİHM, başvuranın aleyhindeki davalar sırasında bir avukat tarafından temsil edildiğini belirtmektedir. Yargıtay taraflara, kararını 11 Nisan 2001 tarihli duruşmada açıklayacağını belirtmiş olduğu halde, başvuranın yasal temsilcisi duruşmaya katılmamıştır. Ayrıca, Yargıtay kararı ilk derece mahkemesi sekretaryasına gönderildiği 4 Haziran 2001 tarihinden itibaren başvuran ve avukatının dikkatine sunulmuştur. Dolayısıyla, altı aylık zaman sınırı, en geç, 4 Haziran 2001 tarihinden itibaren işlemeye başlamıştır. Başvuranın avukatı, 22 Ekim 2001 tarihinde nihai kararın bir nüshasını edinmiş ve altı aylık zamanın dolmasından bir gün sonra, 5 Aralık 2001de başvuruyu AİHMye sunmuştur.
Mevcut başvuru, gerekli süre içerisinde sunulmamıştır. Dolayısıyla, AİHM Hükümetin itirazını onaylamakta ve başvurunun, AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez olduğu sonucuna varmaktadır.
Yukarıda kaydedilenler ışığında, AİHSnin 29/3 maddesinin uygulanmasına son vermek ve başvuruyu reddetmek uygundur.
Bu gerekçelere dayanarak, AİHM oybirliğiyle,
Başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğu sonucuna varmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy