(AİHS m. 3, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (MUSTAFA KARABULUT - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No:8534/02
Strazburg
20 Mayıs 2008
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (8534/02) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Sıddık Tekin, Haşim Elmas ve Tayyar Kılıçın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 31 Ocak 2001 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Türk vatandaşı olan başvuranlar, Tekin, Elmas ve Kılıç sırasıyla 1956, 1973, 1961 doğumlu olup Şemdinlide (Hakkari) ikamet etmektedirler.
21 Temmuz 1999 sabahı, güvenlik güçleri, bir askerin öldüğü çatışmaların ardından Altınsu köyü ve Dereboyu mezrasına sığındıklarından şüphelenilen PKK üyelerini bulmak için bir operasyon gerçekleştirmişlerdir.
Aynı gün, başvuranlar, Şemdinli Cumhuriyet Savcılığına kötü muameleden dolayı şikayetlerini sunmuşlar, Savcılık da söz konusu şikayeti kabul etmiştir.
Tayyar Kılıç, saat 6.30 sıralarında astsubay veya bir çavuşun dört, beş askerle birlikte evinde arama gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Tayyar Kılıçın gözlerini bağladıktan sonra, askerler Kılıçı evinin yakınındaki bir köprüye doğru götürmüşler ve teröristlere yataklık etmekle suçlamışlardır. Giysilerini çıkarttıktan sonra, askerler, sopa ile Kılıçın alnına ve yüzüne vurmuşlar, dişlerini kırmışlar ve bir saat boyunca ayakta tutmuşlardır. Çetin Çelik ve Maria Çelik, Kılıçın giysilerinin çıkarıldığını görmüşlerdir ancak kimse köprünün altında Kılıçın dövüldüğünü görmemiştir. Annesi Rihan Ertürk ve üvey kız kardeşi Sabiha Kılıç, Tayyar Kılıçın çığlıklarını duymuşlardır. Gözleri bağlı olduğu için Kılıç, kendisine vuran askerleri teşhis edememiştir.
Sıddık Tekin, saat beş veya altı sıralarında, Kayseri Komando Tugayın da görevli bir astsubay ile beş askerin evinde arama yaptığını ifade etmiştir. Astsubay, Tekini evinin yakınındaki bir elma ağacının altına götürmüş ve köye gelen teröristler ile ilgili olarak sorgulamışlardır. Astsubay ve askerler, Tekinin gözlerini bağlamış ve vücudunun farklı yerlerine vurmuşlardır. Astsubay, küfür etmiş ve kendisini teşhis etmeye çalışıp çalışmadığını sormuştur. Başvuranın, şikayette bulunacağını ifade etmesi üzerine askerler, başvuranı ölümle tehdit etmişlerdir. İçlerinden biri havaya iki el ateş etmiştir. Başvuranın erkek kardeşi, Ferik Tekin ile Bayram Demir ve Sürmi Demir olaya tanık olmuşlardır ve başvuran sözkonusu kişilerin dinlenmesini talep etmiştir.
Haşim Elmas, Kayseri Komando Tugayın da görevli iki subay ve sekiz askerin, saat beş veya altı sıralarında, çobanlık yaptığı Dereboyu mezrasına geldiklerini ifade etmiştir. Köye doğru yaklaşık bir buçuk kilometrelik bir yürüyüşün ardından, askerler, saldırıda bulunduklarından şüphelenilen teröristler ile ilgili olarak Elması sorgulamışlar ve teröristlere yardım ve yataklıkta bulunan köylüleri kendilerine söylemesini istemişlerdir. Elmasın bu konuda bilgisi bulunmadığı şeklinde yanıt vermesi üzerine askerler, Elmasa vurmuşlardır. Subay, Elmasa yumruk atarken içlerinden biri de Elması tutmuştur. Elmasın dişleri kırılmıştır. Ardından askerler, tüfeklerini Elmasa doğru doğrultmuşlar ve ölümle tehdit edip vücudunun farklı bölgelerine dipçikle vurmuşlardır. Hamit Kılıç, Mumi Kılıç, Şefik Tekin ve Fatma Tekin sözkonusu muamelelere şahit olmuşlardır.
Yine 21 Temmuz 1999 tarihinde, başvuranlar, sağlık muayenesinden geçirildikleri Şemdinli Hastanesine sevk edilmişlerdir. İlgili sağlık raporunun nüshası okunamaz durumdadır.
A. Şemdinli Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma
23 Temmuz 1999 tarihinde, başvuranlar, farklı muayenelerden geçirilmiştir. Bu konuda düzenlenen raporlarda izleyen yaraların varlığı belirtilmiştir:
- Tayyar Kılıç: sağ gözde, periorbital hematom, ekimoz ve subkonjektival hemoroji ve sol ayak bileğinde 4x4 cm cilt altı hematomu mevcuttur.
- Sıddık Tekin: sağ kulağında, yüzeysel cilt sıyrıklarına bağlı kabuklar, alt dudakta yırtılma ve üç dişte lüksasyon mevcuttur.
- Haşim Elmas: Burnunda 1 cmlik bir yırtık, alt dudakta, hematom ve kabuklar ve yine alt dudakta yırtılma ve dört dişte derin alveol fraktürü mevcuttur.
Doktor, Kılıça on bir gün, Tekine on üç gün, Elmasa yirmi gün iş göremez raporu vermiştir.
28 Temmuz 1999 tarihinde, Savcı, başvuranların tanık olarak gösterdikleri Ferik Tekin, Sürmi Demir ve Fatma Tekinin ifadelerini almıştır. Söz konusu tanıklar, askerlerin, başvuranlar Sıddık Tekin ve Haşim Elmasa vurduklarını gördüklerini beyan etmişlerdir.
29 Temmuz 1999 tarihinde, Şemdinli Jandarma Asayiş Komando Bölük Komutanlığında görevli Yüzbaşı Burhan Eskici, Şemdinli Jandarma Komutanlığına, operasyona katılan askerlerin listesini iletmiştir. Listede, doksan beş askerden oluşan beş komanda birliği ile şoförlerden oluşan bir birlik mevcuttur. Ayrıca, askerlerden bazılarının terhis edildiği belirtilmiştir.
30 Temmuz 1999 tarihinde, Şemdinli Jandarma Komutanlığı, söz konusu listeyi Savcıya iletmiştir.
Aynı gün Savcı, başvuranların köyünde aramalara katılan tüm askerlerin hakim karşısına çıkarılmasını ve terhis edilen askerlerin listesinin sunulmasını talep etmiştir.
Görevlendirme belgesine göre, başvuranların köyünde düzenlenen operasyon üç aşamada gerçekleşmiştir. İlk aşama, sınır güvenliğinden sorumlu jandarma taburunda görevli askerler ve Şemdinli Jandarma Komutanlığına görevli askerler tarafından arama bölgesine girişlerin engellenmesini içermekteydi. İkinci aşama sırasında, Komando Bölük Komutanlığının beş birliği ve sınır güvenliğinden sorumlu jandarma taburunun dört birliği aramaları gerçekleştirmiştir. Üçüncü aşama sırasında, birlikler, Kayseri Komando Tugayı operasyon birlikleri ile eşgüdümlü olarak geri çekilmişlerdir. Operasyonun komutası Albay tarafından sağlanmıştır.
2 Ağustos 1999 tarihinde Şemdinli Jandarma Komutanlığı Cumhuriyet Savcısına terhis edilen on dokuz askerin listesini sunmuştur.
Cumhuriyet Savcısı aynı gün Sıddık Tekin ve Tayyar Kılıçın ve dokuz tanığında katıldığı bir kimlik tespiti yapmış, altı askerin kimliğini saptamıştır.
Kimlik tespit tutanağında işlemin ne şekilde gerçekleştirildiği belirtilmemiştir.
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı tarafından kimlikleri saptanan askerler haklarında yapılan suçlamaları reddetmiştir.
Komutan Burhan Eskici hiçbir askere bir başkasını dövmesi emrini vermediğini belirtmiştir. Komutan Eskici başvuranların kimlik tespiti sırasında yalan söylediklerini, zira kendilerinin bir terör olayına karışmaları dolayısıyla Jandarma karakoluna götürüldüklerini dile getirmiştir. Adı geçen Jandarma Komutanı olması nedeniyle yöre halkının kendisini tanıdığını ve sözkonusu bölgeye operasyonlar nedeniyle sık sık gittiğini sözlerine eklemiştir.
Ferit Günerhan başvuranların oturduğu bölgede aramalar yaptığını yalanlamış ve bu söylediklerini doğrulamaları için askerler Fırat Alaca, Hasan Ertekin ve Aşkın Adışenin isimlerini vermiştir. F. Günerhan kimlik tespitine karşı çıkarak köylülerin kendisini bu operasyon öncesinde de tanıdıklarını ifade etmiştir.
Mustafa Yıldıran Ferit Günerhan ile aynı yönde ifade vermiştir. M. Yıldıran operasyon sırasında astlarını bile ayırmak imkânsızken kendisini teşhis eden şahsın astı tarafından teşhis edilmesinden dolayı ilgili kimlik tespitine karşı çıkmaktadır.
Erdem Onar, Recai Atıcı ve İrfan Kurumer çavuşlar Murat Can ve Hakan Tekgülün komutasında operasyona katıldıklarını, bu esnada başvuranlarla hiçbir şekilde karşılaşmadıklarını beyan etmişlerdir.
Cumhuriyet Savcısı 3 Ağustos 1999 tarihinde kimlikleri saptanan askerlere karşılık sekiz görgü tanığını dinlemiştir.
Bir tercüman aracılığıyla dinlenen görgü tanıkları Sabiha Kılıç ve Hamide Öztürk başvuran Tayyar Kılıç evdeyken askerlerin evi aradıklarını söylemişlerdir. Askerler daha sonra T. Kılıçı gözleri bağlı evden çıkarmışlar, o civarda giysilerini soyup yumruk ve sopalarla dövmüşler, daha sonra köprüden aşağı atmışlar ve uzun bir süre burada tutmuşlardır. Başvuranın sesini evden duymuşlar fakat onu kurtarmaları engellenmiştir. Adı geçenler başvuran Tayyarı kanlar içinde başı ve yüzü şiş ve dişleri de kırık vaziyette bulduklarını dile getirmişlerdir.
Çetin Çelik ve tercüman vasıtasıyla ifadesi alınan Mumi Çelik ve Maria Çelik de aynı şekilde başvuran Tayyar Kılıçın askerler tarafından köprüye kadar götürüldüğünü gördüklerini beyan ederek olayları benzer biçimde tasvir etmişlerdir.
Bayram Demir başvuran Sıdık Tekinin askerler tarafından bir ceviz ağacının altına götürülerek sopayla dövüldüğünü, kadınların engel olmak istemesi üzerine de askerlerin havaya ateş ettiklerini gördüğünü beyan etmiştir. Adıgeçen, kötü muamelelerden sorumlu askerlerin kimliklerini yahut rütbelerini bilmediğini belirtmiştir.
Şefik Tekin başvuran Haşım Elması beş altı asker tarafından yaklaşık elli metre kadar uzaklıkta bir alanda dövülürken evinden gördüğünü, o mesafeden başvuranı tanıyamadığını ancak daha sonra o şahsın başvuran olduğunu öğrendiğini, bir subay iki çavuş ve üç er olmak üzere aynı askerlerin evine geldiklerini, daha sonra kardeşi başvuran Sıddık Tekinin evine gittiklerini, iki askerin ise arama yapmak için evinde kaldığını, beş dakika sonra kardeşinin eşinin gelerek kocasının askerler tarafından götürüldüğünü söylediğini, arama bitene kadar evden çıkmasına izin verilmediğinden kardeşinin köprüye götürülüşünü görmediğini beyan etmiştir.
Ertesi gün ifadesine başvurulan tanık Hamit Kılıç ise askerlerin başvuran Elması evinden yaklaşık 200 metre mesafede bir yerde dövdüklerini gördüğünü beyan etmiştir.
Savcı 11 Ağustos 1999 tarihinde tanık sıfatıyla üç askerin ifadesini almıştır.
Murat Can, İrfan Kurumerin kendi komutasındaki birliğe bağlı olduğunu ve başvuranların mezrasında yapılan aramalara katılmadığını, telsizle bilgi verilmesi üzerine Ferit Günerhanın komutasındaki birliğin ve kendi birliğinin Efkar Dağı zirvesine doğru hareket ettiğini belirtmiştir.
Hasan Ertekin ve Fırat Alaca Ferit Günerhan tarafından komuta edilen birliğe bağlı olduklarını, Efkar Dağı yamaçlarında arama yaptıkları esnada telsizle kendilerine bilgi verilmesi üzerine Murat Can tarafından komuta edilen birlikle beraber zirveye doğru hareket ettiklerini, daha sonra aramalarını köyün etrafında sürdürdüklerini ve başvuranların yaşadığı köye asla girmediklerini beyan etmişlerdir.
3 Eylül 1999 tarihinde ifade veren Aşkın Adışen de Hasan Ertekin ve Fırat Alacanın ifadelerini teyit etmiştir.
Savcı, 15 Kasım 1999 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Şemdinli İlçe İdare Kuruluna havale etmiştir. Şemdinli İlçe İdare Kurulu ise bir soruşturmacı tayin etmiştir.
B. Şemdinli İlçe İdare Kurulu önündeki süreç
Soruşturmacı haklarında ithamda bulunulan askerlerin, başvuranların ve tanıkların ifadelerini almıştır.
Soruşturmacı 25 Haziran 2001 tarihli raporunda, tanıkların, Kayseri Komando Tugayına bağlı askerlerin başvuranları dövdüğünü gördüklerini beyan etmelerine rağmen yüzleştirme sırasında Şemdinli Jandarma Komutanlığı Komando Bölüğüne bağlı askerleri teşhis ettiklerine, çavuş Ferit Günerhanı teşhis ettiklerini ancak Ferit Günerhanın arama yaptığı bölgenin olay yerine yaklaşık dört kilometre mesafede olduğuna işaret ederek başvuranların tanıkları tarafından verilen ifadelerin çelişkili olduğunu belirtmiştir.
Soruşturmacının vardığı neticeye istinaden Şemdinli İlçe İdare Kurulu 4 Temmuz 2001 tarihinde ithamda bulunulan güvenlik güçleri hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kanaatine varmıştır.
Başvuranların itirazını görüşen Van Bölge İdare Mahkemesi Şemdinli İlçe İdare Kurulunun kararını iptal etmiştir. Mahkeme, ifade ve teşhis tutanakları ve tıbbi raporlara istinaden başvuranların kötü muameleye maruz kaldığının sabit olduğu hükmüne varmıştır.
C. Askerler aleyhinde açılan ceza davası
Savcı 14 Kasım 2001 tarihinde altı asker hakkında kötü muamele iddiasıyla suçlamada bulunmuştur.
Şemdinli Asliye Ceza Mahkemesi önünde görülen davada 30 Ocak 2002 ile 13 Temmuz 2005 tarihleri arasında otuzdan fazla duruşma yapılmıştır. Bu duruşmalarda mahkeme muhtelif usul işlemi gerçekleştirerek başvuranların, sanık ve tanıkların ifadelerini almış, bunun için adres tespitlerinin yapılması ve bazen de birçok defa istinabe talimatı verilmesi gerekmiştir.
10 Nisan 2002 tarihinde yapılan duruşmada başvuranlar savcıya verdikleri ifadelerini yinelemişlerdir. Başvuran Sıddık Tekin sanık Burhan Eskiciyi ihtilaf konusu kötü muamelelerin sorumlusu olarak göstermiştir. Sıddık Tekin sanıklar Burhan Eskici ve Recai Atıcıyı daha önceden tanıdığı için teşhis etmiş, diğer sanıkları ise olayların üzerinden zaman geçtiği için tanıyamadığını belirtmiştir. Aynı duruşmada Asliye Ceza Mahkemesi aleyhte on altı tanık dinlemiştir.
İstinabe yoluyla 8 Mayıs 2002 tarihinde ifadesine başvurulan sanık Recai Atıcı daha önce verdiği ifadeleri tekrar etmiştir. Adı geçen sanık, başvuranlar yüzleştirme sırasında son grup olarak gösterilen askerleri teşhis etmişlerse de daha önce gösterilen askerlerden hiçbirini tanıyamadıklarını belirtmiştir.
Haziran ve Ekim 2002 tarihleri arasında görgü tanıkları Aşkın Adışen, Murat Can, Murat Bakal, Ahmet Çöne ve Hakan Tekgül istinabe tarafından dinlenmiştir. Ahmet Çöne başvuranlar tarafından öne sürülen iddiaların dayanaksız olduğunu belirterek sanık askerlerin komutan Burhan Eskicinin komutanlığında olduklarını, kendisinin de ikinci komutanlıkta bulunduğunu, iki komutanlığın sık sık telsizle, zaman zaman da yüz yüze haberleştiklerini ifade etmektedir.
20 Ocak 2003 tarihinde sanık Ferit Günerhan daha önceki beyanlarını yinelemiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi 21 Mart 2003 tarihli duruşmada sanık Burhan Eskicinin istinabe yoluyla ifadesinin alındığını hatırlatmıştır.
Başvuran 23 Ocak 2003 tarihli yazılı savunmasında kimlik tespiti işlemini eleştirmiştir.
Sanık Mustafa Yıldırımın ve tanık Fırat Alacanın istinabe yoluyla alınan beyanlarının kayda geçmesi beklenirken 21 Mart 2003 ve 14 Ocak 2004 tarihleri arasındaki yedi duruşma ertelenmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi 11 Şubat 2004 tarihli duruşma esnasında isimlerindeki benzerlikten kaynaklanan bir hata nedeniyle sanık Mustafa Yıldıranın yerine dinlenen bir kişinin ifadesini dosyaya eklemiştir. 10 Mart 2004 ve 28 Ocak 2005 tarihleri arasındaki on iki duruşma görgü tanığı Fırat Alacanın ifadelerinin kaydı tamamlanıncaya dek başka bir tarihe ertelenmiştir. Mahkeme 29 Aralık 2004 tarihli duruşmada sanıklar Erdem Onar ve Mustafa Yıldıranın ifadelerine başvurulmadığını hatırlatarak bunların istinabe yoluyla alınmasını istemiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi 23 Şubat 2005 tarihli duruşmada, istinabe tarafından ifadesine başvurulan ve ayrıntıları artık hatırlamadığını belirten görgü tanığı Fırat Alacanın beyanını dosyaya eklemiştir.
Mahkeme 20 Nisan 2005teki duruşmada sanık Erdem Onarın istinabe tarafından dinlendiğini not etmiştir. Adı geçenin beyanlarına göre köylülerin hepsi köydeki meydana toplanmış, köy muhtarının ve ev sahiplerinin huzurunda aramalar yapılmış, bu esnada hiçbir köylüye kötü muamelede bulunulmamıştır.
18 Mayıs 2005te istinabe tarafından dinlenen Mustafa Yıldıran kimlik tespiti işlemine karşı çıkmış ve yeni bir kimlik tespiti talep etmiştir. M. Yıldıran kendisinin kimlik tespiti öncesinde beşli altılı gruplar halinde yüzlerce üniformalı askerin Cumhuriyet Savcısının makamında hazır bulunduklarını ve askerlerin kendilerini teşhis eden üç kişiyi dakikalarca dövdüklerini öne sürmektedir. Adı geçen, operasyona diğer birlik katıldığı halde yalnızca komando bölüğünün kimlik tespitinde hazır bulunduğunu sözlerine eklemektedir.
Asliye Ceza Mahkemesi 13 Temmuz 2005 tarihli duruşmada haklarında yapılan ithamların yeterince tespit edilemediği gerekçesiyle sanıkların serbest bırakılmalarına karar vermiştir. Mahkeme suçlamaların yalnızca şüphelere dayandığını, sanıklara dair şüphenin oluşması gerektiğini kaydetmiştir.
Başvuranlar 9 Mayıs 2006 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 12 Mart 2007 tarihli mütalaasında ilk derece mahkemesince verilen kararın bozulmasını ve zamanaşımından dolayı ceza davasının düşürülmesini tavsiye etmiştir.
Yargıtay 1 Mayıs 2007 tarihinde verdiği kararla başsavcının mütalaasına uygun olarak başvuranların temyiz talebini reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3., 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar köylerinde düzenlenen operasyon sırasında güvenlik güçlerinin kötü muamelelerine maruz kaldıklarından ve bu muamelelerle ilgili olarak şikayetçi olabilmeleri için başvuru yolu bulunmamasından yakınmaktadırlar. Başvuranlar bu çerçevede AİHSnin 3., 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.
AİHM bu şikayetlerin AİHSnin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranların asliye ceza mahkemesi önündeki dava devam ettiği sırada AİHMye başvuruda bulunduklarını ve davanın halen Yargıtay önünde sürdüğünü savunmaktadır. Bu nedenle Hükümet AİHMyi iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetmeye davet etmektedir.
AİHM başvurunun yapılmasının ardından asliye ceza mahkemesi önünde bir ceza davası açıldığını kaydetmektedir. Bu dava sonucunda sanıklar serbest bırakılmıştır. Bilahare Yargıtay bu kararı bozmuş ve zamanaşımı dolayısıyla davanın düşürülmesine hükmetmiştir. Halihazırda bu dava sonuçlanmış olduğu cihetle Hükümetin ön itirazı kabul edilmeyecektir.
AİHM mevcut şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esasa ilişkin
1. Kötü muamele iddiaları hakkında
Hükümet başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır. Hükümet başvuranların yaptığı suç duyurusunun ardından bir ceza soruşturmasının açıldığını, bu soruşturma çerçevesinde, söz konusu iddialara ışık tutması muhtemel kanıt unsurları derlendiğini, soruşturmanın yürütülmesiyle ve güvenlik güçleri aleyhinde açılan davanın seyriyle ilgili olarak yetkili mercilerin ataletle suçlanamayacağını, başvuranların temyiz dilekçelerinin kabul edilebileceğini ancak belirlenen süre içerisinde hazırlanmadığını savunmaktadır.
AİHM kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini anımsatır (Klaas - Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, prg. 30). AİHM, elde ettiği verileri değerlendirmek maksadıyla her türlü makul şüpheden uzak delil kıstasına başvurur, zira böylesi bir delil itiraza mahal bırakmayacak derecede ciddi, açık ve tutarlı bir takım emare ya da karinelere dayanmalıdır. Tarafların bu delillerin aranması sırasındaki tutumları da bu bağlamda hesaba katılır (İrlanda - Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, prg. 161, ve Selmouni - Fransa, no: 25803/94, prg. 88).
AİHM, olaylara ilişkin kendi bakış açısını ulusal mahkemelerin bakış açısıyla değiştirmek gibi bir yetkisinin bulunmadığını, ulusal mahkemeler tarafından elde edilen verilerin değerlendirilmesinin yine onlara düştüğünü anımsatır (Klaas, adıgeçen, prg. 29). Bununla birlikte AİHM, AİHSnin 2. ve 3. maddelerinin ihlalinin iddia edildiği durumlarda son derece dikkatli davranmalıdır (Ribitsch - Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, prg. 32).
Ayrıca AİHM, söz konusu güvenlik güçlerinin serbest bırakılmasının, Savunmacı Devletin AİHS bakımından sorumluluğunu ortadan kaldırmadığına kanaat getirmektedir (Bkz, mutatis, mutandis, Berktay-Türkiye, başvuru no: 22493/93, 1 Mart 2001). AİHM, sahip olduğu unsurların tamamı ışığında olayları bizzat değerlendirmede özgürdür (Batı ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 33097/96 ve 57834/00).
Ayrıca gözaltına alındığı sırada sağlıklı olan bir kişinin serbest bırakıldığı anda yaralandığı tespit edildiğinde yaraların kaynağı hakkında makul bir açıklamada bulunmak Hükümetin görevidir aksi takdirde, AİHSnin 3. maddesinin açıkça uygulanabileceği bir durum meydana gelmektedir (Selmouni).
AİHM, sağlık durumlarından Devletin sorumlu olduğu gözaltında tutulan kişilerin durumları ile Devlet makamlarının denetiminde olan bölgelerde yaralı veya ölü bulunan kişilerin durumları arasında bir paralellik kurmanın meşru olduğu kanaatindedir. Her iki durumda da sözkonusu olayların tamamı veya büyük bir kısmı makamların inhisari bilgisi dahilindedir (Akkum ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 21894/93). Dolayısıyla kanıt yükümlülüğü makamlara düşmektedir (Salman-Türkiye, başvuru no: 21986/93).
Mevcut davada, başvuranlar, köylerinde gerçekleştirilen operasyon sırasında askerler tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarını ileri sürmektedirler.
AİHM, kimsenin, başvuranların vücutlarında görülen yara izlerinin, söz konusu operasyondan önceki bir döneme ait olduklarını ileri sürmediğini gözlemlemektedir.
AİHM ayrıca, başvuranların köyünde, askerlerin bulunduğuna yetkililer tarafından itiraz edilmediğini de kaydetmektedir. Zira 21 Temmuz 1999 sabahı, güvenlik güçleri, bir askerin öldüğü çatışmaların ardından Altınsu köyü ve Dereboyu mezrasına sığındıklarından şüphelenilen PKK üyelerini bulmak için bir operasyon gerçekleştirmişlerdir. Operasyon raporu dosyada bulunmamaktadır. Bununla birlikte görevlendirme belgesine göre, bölge, güvenlik güçleri tarafından çevrelenmiş ve giriş noktaları kontrol altına alınmıştır. Bölgede ve evlerde aramalar yapılmıştır. Aramalar sırasında, söz konusu bölge, askeri yetkililerin etkin kontrolü altında tutulmuştur.
Olay günü, başvuranlar, Şemdinli Cumhuriyet Savcılığı önünde iddialarını sunmuşlar ve sağlık muayenesinden geçirilmişlerdir. Bu bağlamda düzenlenen nihai sağlık raporları, başvuranlara iş göremez raporu verilmesini gerektiren önemli yaraların olduğunu göstermektedir. Ayrıca, çok sayıda tanık, askerlerin başvuranlara vurduklarını gördüklerini ifade etmişlerdir.
AİHM son olarak başvuranların iddialarına ilişkin yargılamanın ulusal mahkemeler nezdinde görüldüğünü, bunun sonucunun başvuranların yaralanmaları ile meydana gelen olayları açığa çıkarmaya imkan tanımadığını not etmektedir. Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılama yapılan suçlamaların yeterince oluşmadığı gerekçesiyle güvenlik güçlerinin serbest bırakılmaları ile tamamlanmıştır. Mahkeme ifadelerde çelişkiler olduğu, kimi reşit olmayan tanıkların bulunduğu ve başvuranlar ile görgü tanıkları arasındaki akrabalık ilişkisi dolayısıyla ifadelerinin değerlendirilmediği sonucuna varmıştır.
Yargıtay serbest bırakma kararını bozmuş ve ceza davasının zamanaşımından sukut ettiğine karar vermiştir. Bu durum başvuranların yaralanma nedeninin açığa çıkarılmasını tamamen ortadan kaldırmıştır.
Mahkemeye sunulan delil unsurlarının tamamı ve Hükümet tarafından makul bir açıklamanın yapılmayışı ışığında AİHM, Savunmacı Hükümetin başvuranların vücutlarında gözlemlenen yaralanmalarda sorumluluğu bulunduğuna itibar etmektedir.
Bu nedenle AİHSnin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
2. Yürütülen soruşturmaların etkililiği hakkında
AİHM, güvenlik güçlerinin elinde bulunan bir kişinin 3. maddeye aykırı olarak ciddi muamelelere maruz kalmasının etkili resmi bir soruşturmayı gerekli kıldığını hatırlatır (Bkz. Assenov vd.-Bulgaristan 28 Ekim 1998). Bu amaçla yürütülen soruşturma sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak yapıda olmalıdır. Bu gerekliliğe cevaz vermemesi halinde genel olarak işkencenin yasaklanması ve insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelenin önlenmesindeki temel önemi haiz cezalar etkisiz kalır ve devletin görevlileri kendi sorumluluklarındaki kimi hallerde neredeyse suçsuzluk olanağından yararlanabilir ve bu kuralı çiğnemiş olurlar (Bkz. Caloc-Fransa kararı ve sözü edilen Batı vd.-Türkiye kararı).
AİHM bu başvuruda başvuranların şikayetinin ardından bir soruşturma başlatıldığını gözlemlemektedir. Şemdinli Cumhuriyet Savcısı başvuranları dinlemiş, sağlık kontrolü ve kimlik tespitinin yapılmasını istemiş, söz konusu askerleri ve çok sayıdaki görgü tanığını dinlemiştir. Askerler hakkında başlatılan ceza soruşturması sanıkların serbest bırakılmaları ile tamamlanmıştır. Temyiz aşamasında serbest bırakılma kararı ceza davasının zaman aşıma uğraması nedeniyle Yargıtay tarafından bozulmuştur.
AİHM, Cumhuriyet Savcısının başvuranların şikayetlerini ciddiyetle değerlendirdiğini not eder. Savcı hemen harekete geçmiş ve başvuranların iddialarına ilişkin soruşturma başlatmıştır. Bununla birlikte, ceza süreci bütünü itibarıyla uzun bir süreye yayılmıştır.
Bilhassa İlçe İdari Kurulunun ceza davası açılması yetkisini vermemesi doğrultusunda, olayların meydana gelmesinin ardından iki yıl sonra güvenlik güçleri aleyhine dava açılabilmiştir. Öte yandan ise, Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılama dört yıldan fazla sürmüştür. Başvuranlar ve görgü tanıkları davanın başında duruşmaya hemen katılmalarına karşın bu durum bütün sanık ve tanıklar için geçerli olmamıştır. AİHM bu bağlamda, özelikle on dokuz duruşmanın tanık Fırat Alacanın duruşmaya katılımı için ertelendiğini hatırlatır. Üstelik 29 Aralık 2004 tarihli duruşmada Asliye Ceza Mahkemesi iki sanığın ifadelerinin halen hazır olmadığını tespit etmiştir. Bu kişiler Nisan ve Mayıs 2005 tarihlerinde dinlenmiştir.
AİHM iç hukuktaki mahkemelerin davayı büyük bir titizlikle incelemeleri gerektiğine itibar etmektedir. Bununla birlikte yargılamanın genel olarak uzun sürmesi zamanaşımına uğramasına yol açmıştır. AİHM nezdinde ulusal mahkemelerin kötü muamele ile suçlanan devletin görevlilerinin bir an evvel yargılanmalarını gözetmemeleri üzücüdür (Bkz. sözü edilen Batı vd., son olarak Mustafa Karabulut-Türkiye no: 40803/02, 20 Kasım 2007).
AİHM, sözkonusu askerler hakkında açılan davanın genel süresi ve ceza davasının düşmesi ve suçun faillerinin neredeyse cezasız kalmaları ölçüsünde Türk yetkililerin ivedilikle, yeterli ve makul şekilde hareket etmediklerini kaydetmektedir.
AİHM bu nedenle, AİHSnin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
AİHSnin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."
A. Tazminat
Söz konusu olayın meydana gelmesinin ardından uzun bir süre çalışamadıklarını ileri süren başvuranların her biri 20.000 Euro maddi tazminat talep etmektedir.
Başvuranların her biri manevi tazminat olarak 40.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM maddi tazminat talebinin dayanağı olmadığından bu yönde ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.
AİHM bunun yanı sıra manevi tazminat olarak hakkaniyete uygun Sıdık Tekine 9.000 Euro, Haşim Elmasa 14.000 Euro ve Tayyar Kılıça 7.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış oldukları yargı giderleri için 87.000 Euro talep etmektedir. Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde ise savunma giderine ilişkin dekontu sunmaktadırlar.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.
AİHM mahkemenin yerleşik içtihadı ve dile getirilen kriterler ışığında bu talebi reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 3. maddesinin usul ve esastan ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6. ve 13. maddelerine ilişkin şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin manevi tazminat olarak Sıddık Tekine 9.000 (dokuz bin) Euro, Haşim Elmasa 14.000 (on dört bin) Euro ve Tayyar Kılıça 7.000 (yedi bin) Euro ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy