(Özel Hayata Saygı, Etkili Başvuru ve Mülkiyet Hakları İhlalleri İddiaları )
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Daire Kararı
Başkan: G. Ress; Üyeler: I. Cabral Barreto, L. Caflisch, R. Türmen, J. Hedigan, M. Tsatsa- Nikolovska,
H. S. Greve, V. Berger
Başvuru No: 8803/02 ve 8819/02
Karar Tarihi: 29 Haziran 2004
(Kararı İngilizce aslından çeviren: Hülya Saygılı, Hacettepe Üniversitesi, Mütercim Tercümanlık Bölümü Öğrencisi.)
Tunceli ilinin Hozat ilçesi Boydaş Köyü'nde yaşayan başvuru sahipleri, Ekim 1994 tarihinde köyden zorla çıkarıldıklarını, geri dönmelerine güvenlik güçlerince mani olunduğunu; böylece Sözleşmenin 1, 6, 7, 8, 13, 14 ve 18. maddeleri ile 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Hükümet ise, terörist eylemlerin halkın bölgeden ayrılarak ülkenin daha güvenli vilayetlerine taşınmasına neden olduğunu, bölgedeki köy ve mezra sakinlerinin PKK tehdidi yüzünden bölgeyi terk etmek zorunda kaldığını, resmi kayıtların Boydaş sakinlerinin köyü güvenlik güçlerinin zoruyla değil PKK korkusundan dolayı boşalttığını gösterdiğini ileri sürmüştür.
Mahkeme ise oybirliği ile;
1. Hükümet'in, 1 nolu Protokol'ün 1. Maddesi uyarınca yaptıkları şikayetler bağlamında tapu senetlerini sunamayan dokuz başvuru sahibinin "mağdur konumunda" olmadığı ön iddiasının reddine;
2. İç hukukun sunduğu çözümlerden sonuna kadar yararlanılmasına ilişkin Hükümet'in yaptığı ilk itirazların reddine;
3. Altı ay kuralına ilişkin Hükümet'in yaptığı ilk itirazların reddine;
4. Başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 8 ve 13. Maddeleri ve 1 Numaralı Protokol'ün 1. Maddesi uyarınca yaptıkları şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan başvuruların reddine;
5. 1 No.lu Protokol'ün 1. Maddesinin ihlal edildiğine;
6. Sözleşme'nin 8. Maddesin ihlal edildiğine;
7. Sözleşme'nin 13. Maddesinin ihlal edildiğine;
8. Sözleşme'nin 41. Maddesi uyarınca yapılan başvuru sorununun karara hazır olmadığına;
(a) yukarıda adı geçen sorunun tamamının saklı tutulmasına;
(b) kararın Sözleşme'nin 44 § 2 maddesine göre sonuçlanacağı tarihten itibaren altı ay içinde Hükümet ve başvuru sahiplerinin sorun üzerindeki gözlemlerini yazılı olarak sunmasına, herhangi bir anlaşmaya vardıkları takdirde mahkemeyi haberdar etmelerine;
(c) ileri aşamadaki usulü saklı tutarak Daire Başkanının, gerek duyulduğu takdirde aynı şekilde karar vermesine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
1. Beyeler v. İtalya
2. Latridis v. Yunanistan
3. The Holy Monasteries v. Yunanistan
4. Sporrong ve Lönnroth v. İsveç
5. James ve Diğerleri v. Birleşik Krallık
6. Lozidou v. Türkiye
7. Dulaş v. Türkiye
8. Bilgin v. Türkiye
9. Matos e Silva, Lda. ve Diğerleri v. Portekiz
10 Gasus Dosier ve Fördertechnik GmbH v. Hollanda
11. Marckx v. Belçika
12. Kokkinakis v. Yunanistan
13. Danini v. İtalya
14. Hazar ve Diğerleri v.Türkiye
15. Güleç v. Türkiye
16. Yöyler v. Türkiye
17. İpek v. Türkiye
18. Yasa v. Türkiye
19. Gündem v. Türkiye
20. Selçuk ve Asker v. Türkiye
21. Çetin ve Diğerleri v. Türkiye,
22. Menteş ve Diğerleri v. Türkiye
23. Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye
24. Groppera Radio AG ve Diğerleri v. İsviçre
25. Kıbrıs v. Türkiye
PROSEDÜR
1-7. Davanın temelinde Türk vatandaşları Abdullah Doğan, Cemal Doğan, Ali Rıza Doğan, Ahmet Doğan, Ali Murat Doğan, Hasan Yıldız, Hıdır Balık, İhsan Balık, Kazım Balık, Mehmet Doğan, Müslüm Yıldız, Hüseyin Doğan, Yusuf Doğan, Hüseyin Doğan ve Ali Rıza Doğan tarafından 3 Aralık 2001 tarihinde mahkemeye yapılan on beş başvuru (başvuru no: 8803/02, 8804/02, 8805/02, 8806/02, 8807/02, 8808/02, 8809/02, 8810/02, 8811/02, 8813/02, 8815/02, 8816/02, 8817/02, 8818/02, 8819/02 ) bulunmaktadır. Başvuru sahipleri, Tunceli ili Hozat ilçesine bağlı Boydaş Köyü'nden zorla çıkarıldıklarını, geri dönmelerine güvenlik güçlerince mani olunduğunu; böylece Sözleşmenin 1, 6, 7, 8, 13, 14 ve 18. maddeleri ile 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN ŞARTLARI
8. Taraflarca anlatılan olaylar aşağıdaki gibidir:
A. Genel Çerçeve
9. Başvuru sahipleri Ekim 1994 tarihine kadar, söz konusu dönemde olağanüstü hal bölgesi olan Tunceli ilinin Hozat ilçesi Boydaş Köyü'nde yaşamaktadır.
10. Başvuru sahipleri Abdullah Doğan, Ali Rıza Doğan, Ahmet Doğan, Kazım Balık, Müslüm Yılmaz ve Yusuf Doğan'ın (başvuru numaraları 8803\02, 8805\02, 8806\02, 8811\02, 8815\02 ve 8817\02) Boydaş Köyü'nde kendilerine ait evleri bulunmaktadır; diğer başvuru sahipleri ise babalarına ait topraklarda tarım yapmakta, babalarına ait evlerde oturmaktadır.
Cemal Doğan, (baş no 8804\02) Ahmet Doğan'ın (8806\02) oğludur.
Ali Murat Doğan, Hüseyin Doğan ve Ali Rıza Doğan (8807\02, 8816\02, 8819\02) Yusuf Doğan'ın (8817\02) oğullarıdır.
Hasan Yıldız, (8808\02) babası Nurettin Yıldız'a ait olan arazilerde tarım yapmaktadır.
Hıdır ve İhsan (8809\02, 8810\02) Balık kardeş olup babaları Haydar Balık'a ait mülkü kullanmaktadır.
Mehmet Doğan, (8813/02) Ali Rıza Doğan'ın (8805/02) oğludur.
Hüseyin Doğan (8818/02) babası Hasan Doğan'a ait arazide tarım yapmaktadır.
11. Boydaş Köyü, tarıma elverişli arazinin az olduğu dağlık alana kurulmuş dağınık köy ve mezralardan oluşan bir yer olarak tanımlanabilir. İdari nedenlerden ötürü köy, Hozat ilçesine bağlı kabul edilmiştir. Geniş arazi sahipleri yerine genellikle küçük aile çiftliklerinin bulunduğu bölgede ataerkil aile sistemi hakimdir. Buralarda genellikle büyükbaba veya baba merkezi öneme sahip olup evli çocukların çiftliklerde hayvancılık (koyun, keçi ve arı) yapması suretiyle geçim sağlanmaktadır. Başvuru sahipleri diğer köylüler gibi çiftçilik, özellikle hayvancılık, tarım ve kerestecilik ile hayatını kazanmaktadır.
12. 1994 yılında bölgede terör faaliyetleri ciddi bir sorun teşkil etmiştir. 1980'lerden itibaren bölgede güvenlik güçleri ile Kürt egemenliği isteyen Kürt halkı (özellikle PKK, Kürdistan İşçi Partisi, üyeleri) arasında şiddetli çatışmalar süregelmiştir. Durum, Boydaş Köyü'ndeki birçok insanın uzak dağlık alanda yaşamanın zor olduğu veya bölgenin güvensiz olduğu gerekçesi ile evlerinden veya köylerinden çıkmasına neden olmuştur.
13. Olaylar, özellikle başvuru sahiplerinin içinde bulunduğu şartlar ve Boydaş Köyü'ne dönüş isteklerinin reddedilmesi ile ilgili olarak anlatılanlar birbirine tamamen karşı olup tartışmaya açıktır.
B. Başvuru sahiplerinin iddiaları
14. 1994 yılı Ocak ayında Boydaş Köyü sakinleri bölgenin güvenlik açısından sakıncalı olduğu gerekçesi ile güvenlik güçlerince köylerinden zorla çıkarılmıştır. Ayrıca güvenlik güçleri başvuru sahiplerinin köyü terk etmeleri amacıyla başvuru sahiplerini evlerinden çıkarmıştır. Bu nedenle başvuru sahipleri ve aileleri daha güvenli bölgelere (Elazığ ve İstanbul) taşınmak zorunda kalmış, buralarda yaşamlarını kötü koşullar altında sürdürmüşlerdir.
1. Başvuru sahiplerinin yetkililere yaptıkları şikayetler
15. Başvuru sahipleri çeşitli idari yetkililere (Başbakanlık, olağanüstü hal bölge valisi, Tunceli valisi, Hozat kaymakamı) güvenlik güçleri tarafından köylerinden zorla çıkarıldıklarına dair 29 Kasım 1994 ile 15 Ağustos 2001 tarihleri arasında şikayet dilekçeleri vermiştir. Ayrıca köylerine dönmelerine ve mülklerini kullanmalarına da izin verilmesini talep etmişlerdir.
2. Yetkililerin başvuru sahiplerine verdiği yanıtlar
16. Başvuru sahiplerinin dilekçeleri yetkili makamlara ulaşmış olmasına rağmen 2577 sayılı yasa tarafından ön görülen 60 gün zarfında Abdullah, Ahmet, Mehmet ve Hüseyin Doğan'a cevap niteliğinde gönderilen mektuplar dışında hiçbir yanıt verilmemiştir.
17. 5 Mayıs 2000 tarihli mektupla Hozat Kaymakamı başvuru sahibi Abdullah Doğan'ın 24 Şubat 2000 tarihli dilekçesine aşağıdaki gibi yanıt vermiştir:
" GAP Bölge Kalkındırma İdaresi tarafından 'Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Köylere Dönüş ve Rehabilitasyon' projesi geliştirilmiştir. Projenin amacı, çeşitli nedenlerden ötürü, özellikle terör olayları, köylerini terk etmek zorunda kalan ve şu anda bölgede terör olayları azaldığı için geri dönmek isteyen sakinlerin tekrar yerleşmesini kolaylaştırmaktır. Ayrıca proje tekrar yerleşilen alanlarda sürdürülebilir yaşam standartları kurmayı da amaçlamaktadır.
Bu bağlamda dilekçeniz dikkate alınmıştır."
18. Tunceli Valiliği'ne bağlı olağanüstü hal bölge idaresi, Ahmet, Mehmet ve Hüseyin Doğan'ın dilekçelerine yanıt olarak 10 Ekim 2001 ve 5 ve 25 Haziran 2001 tarihlerinde aşağıdaki yazıyı göndermiştir.
"Boydaş Köyü'ne dönüş güvenlik nedeniyle yasaklanmıştır. Ancak Çaytaşı, Karaca, Karacaçavuş, Kavuktepe ve Türktaner adlı yerleşim birimlerine geri dönmenize ve buralarda ikamet etmenize izin verilmiştir.
Ayrıca dilekçeniz "Köylere Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi" kapsamında da değerlendirmeye alınacaktır."
C. Hükümetin İddiaları
19. 1980'lerin başında terör örgütü PKK ülke topraklarını bölüp bir Kürt Devleti kurmak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı kanlı bir savaş açmıştır. PKK'nın yürüttüğü terörist eylemlerin odak noktası Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesi olmuş olup PKK bölgedeki masum halkı terör örgütüne katılmaya zorlamak için bölgeyi ahlaki ve ekonomik olarak zarar vermiştir. Örgüte katılmak istemeyenlere keyfi cinayetler ve köylerde yapılan katliamlarla gözdağı verilmiştir. Bu bağlamda 1984 ile 1995 yılları arasında bölgede 383 kişinin ölmesine 460 kişinin de yaralanmasına neden olan 852 olay meydana gelmiştir.
20. Bu terörist eylemler halkın bölgeden ayrılarak ülkenin daha güvenli vilayetlerine taşınmasına neden olmuştur. Bundan dolayı bölgedeki köy ve mezra sakinleri PKK tehdidi yüzünden bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır.
21. Ancak bazı yerleşmeler yöre halkının güvenliğini garanti altına almak amacıyla yerel yetkililer tarafından boşaltılmış olabilir. Resmi rakamlara göre terörizm tehlikesinden dolayı yaşadıkları yerlerden çıkarılan insan sayısı 380.000 civarındadır. Bu rakam 853 köy ve 2138 mezrada ikamet edilen 48.822 evin tahliye edilmiş olduğunu göstermektedir.
22. Başvuru sahipleri Boydaş Köyü'nde yaşamıştır. Resmi kayıtlar, Boydaş sakinlerinin köyü güvenlik güçlerinin zoruyla değil PKK korkusundan dolayı boşalttığını göstermektedir.
D. Taraflarca sunulan belgeler
1. Başvuru sahiplerinin sunduğu belgeler
(a) Boydaş Köyü muhtarı Ali Haydar Doğan'ın 4 Aralık 2003 tarihli ifadesi
23. Ali Haydar Doğan, 1989 yılından beri Boydaş Köyü muhtarı olduğunu ifade etmiştir. Köyün Ocak 1994 tarihinde zorla tahliye edilmesini takip eden üç yıl boyunca Hozat ilçesinde yaşamıştır. Şu anda İstanbul'da yaşamaktadır. Haydar Doğan Boydaş Köyü'nün kavak ağaçları ve meraları olan bir orman köyü olduğunu, köyde tarıma elverişli yeterli arazi olmadığından köylülerin hayatını hayvancılık ve kerestecilik yaparak sürdürdüğünü belirtmiştir.
24. Başvuru sahiplerinin Boydaş Köyü'nde bulunan mallarına ilişkin olarak muhtar aşağıdaki bilgileri vermiştir.
(i) Abdullah Doğan'ın , Boydaş Köyü Kozluca mezrasında arazi, bir ev, bir ahır, bir ağıl ve seksen küçük baş hayvan ve bir büyük baş hayvanı bulunmaktadır;
(ii) Cemal Doğan babasının adına kayıtlı birkaç pafta tarlayı ekip biçmektedir. Şahsın bir ev, bir ağıl, bir ahır ve birkaç hayvanı vardır;
(iii)Ali Rıza Doğan Kozluca mezrasının kuzey ve batısında 50 dönüm kadar olan üç pafta araziyi işlemektedir. Küçükbaş hayvanları vardır;
(iv) Ahmet Doğan'ın Kozluca mezrasında bir ev, bir ağıl, bir ahır ve otuz dönüm civarında bir pafta tarlası vardır. Ayrıca yüz kadar küçük baş, üç veya dört büyük baş hayvanı bulunmaktadır;
(v) Ali Murat Doğan Kozluca mezrasının kuzeyinde babası ile beraber kırk veya elli dönümlük üç pafta arazi üzerinde tarım yapmaktadır. Ayrıca babası ile Ali Murat Doğan bir sürü küçük baş hayvan sahibidir;
(vi)Hasan Yıldız kiralanmış bir araziyi kullanmaktadır. Ayrıca babası ile şahıs iki yüz küçük baş hayvan sahibidir;
(vii) Hıdır Balık Boydaş Köyü Dereköy mezrasında babasına ait yaklaşık iki yüz dönümlük bir pafta araziyi işlemektedir. Ayrıca şahıs elli küçük baş, iki veya üç büyük baş hayvan sahibidir;
(viii) İhsan Balık babası ile beraber yaklaşık iki yüz dönüm genişliğinde bir pafta araziyi işlemektedir. Ayrıca babası il şahıs yüz elli küçükbaş, beş büyük baş hayvan sahibidir;
(ix)Kazım Balık ve kardeşleri Dereköy mezrasında babalarından miras kalan yaklaşık iki yüz dönüm genişliğinde bir pafta araziyi işlemektedir. Ayrıca babası ile şahıs yüz elli küçük baş, beş büyük baş hayvan sahibidir;
(x) Mehmet Doğan babası Ali Rıza Doğan'a ait bir pafta araziyi işlemektedir. Şahıs Kozluca mezrasında bir ev, bir ahır, bir ağıl ve yaklaşık kırk küçükbaş hayvan sahibidir;
(xi) Müslüm Yılmaz Boydaş Köyü'nün doğusunda toplamı yaklaşık elli dönüm olan birkaç pafta arazi işlemekte olup yaklaşık iki yüz küçük baş ile on beş ile yirmi arası büyük baş hayvan sahibidir;
(xii) Hüseyin Doğan babası ile birlikte Kozluca mezrasında babasına ait olan araziyi işlemektedir. Ayrıca şahıs bir müstakil ev, bir ahır, bir ağıl, yaklaşık seksen küçük baş ile dört büyük baş hayvan sahibidir;
(xiii) Ali Rıza Doğan Yusuf Doğan'ın oğlu olup babası ile birlikte yukarıda bildirilen sayıda hayvan besleyip arazi işlemektedir;
(xiv) Yusuf Doğan Kozluca mezrasında bir ev, bir ahır ve bir ağıl sahibidir. Ayrıca şahıs toplamı yaklaşık elli dönüm genişliğinde üç pafta arazi işlemekte olup yaklaşık yüz küçük, on büyük baş hayvan sahibidir;
(xv) Hüseyin Doğan Hasan Doğan'ın oğlu olup Boydaş Köyü Kozluca mezrasında babası ve dedesinden miras kalan on beş ile yirmi dönüm arası genişlikteki üç pafta araziyi işlemektedir. Yetmiş ile seksen arası büyük baş, üç veya dört büyük baş hayvan sahibidir;
b) Kazım Balık, Hasan Doğan, Nurettin Yıldız ve Ali Balık'ın 25 Ekim 2003 tarihli ifadesi
25. Başvuru sahipleri Boydaş Köyü'ne 25 Ekim 2003 tarihinde yaptıkları ziyareti takiben gözlemlerini aktarmıştır:
"Biz, Hozat ilçesi Boydaş Köyü'nde yaşayan fakat köy zorla tahliye edildiğinden köyden ayrılmak zorunda kalan köy sakinleriyiz. Şu anda Hozat ilçesinde ikamet etmekteyiz. Köyümüze dönebileceğimiz söylenmesine rağmen köyde ev, yol, su, elektrik, eğitim ve sağlık hizmetleri olmadığından şu an itibariyle orada kimse yaşamıyor."
(c) Ovacık ilçesi yakınındaki Cevizlidere Köyü'nden dört köylü ile üç jandarma tarafından hazırlanıp imzalanan 28 Temmuz 2003 tarihli olay yeri tutanağı
26. Bu belge, Ovacık Jandarma Komutanlığı'ndan üç jandarma tarafından hazırlanmış olup Hozat yakınındaki Ovacık ilçesine bağlı Cevizlidere Köyü'nden üç kişi tarafından imzalanmıştır. Belgede Cevizlidere'nin şu anki durumuyla ilgili yapılmış gözlemler bulunmakta olup o tarihe kadar köy nüfusuna kayıtlı tüm vatandaşların jandarma karakoluna haber verildiği takdirde köye serbestçe girip çıkabildiğine ilişkin ifade bulunmaktadır.
(d) Ovacık İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından verilen nüfus cüzdanı fotokopisi
27. Bu nüfus cüzdanı Ovacık İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından bir Cevizlidere köy sakinine verilmiştir. Belge, nüfus cüzdanının Cevizlidere Köyü'nde geçici olarak ikamet eden sakinler için verildiğini göstermektedir.
(e) Jandarma Genel Komutanlığına bağlı askeri savcı tarafından verilen 29 Eylül 1997 tarihli görev açısından yetkisizlik kararı
28. Belge, askeri savcının Tunceli ili Hozat ve Ovacık ilçelerinde bazı kişilerin kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırılıp öldürülmesi ile ilgili sekiz vakaya ilişkin yargılama yetkisi bulunmadığı kararıdır.
(f) Tunceli ili Hozat, Ovacık ve Pertek ilçelerine bağlı bazı köy muhtarlarınca Başbakanlığa verilen bazı dilekçeler
29. Dilekçe köylerinin güvenlik güçleri tarafından yakılıp zorla tahliye edilmesini şikayet eden köy muhtarlarına aittir. Söz konusu köy muhtarları güvenlik güçlerinin bölgedeki yiyecek stoğuna ve temel ihtiyaç maddelerine ağır ambargo koyduğunu iddia etmiştir. Şahıslar sakinlerin köylerine dönüp ev ve mülklerini kullanabilmelerine müsaade edilmesi için Başbakandan gerekeni yapması için ricada bulunmuştur. Ayrıca malları yakılıp yıkılarak köyün zorla tahliye edilmesinden doğan hasarın telafi edilmesini, ekonomik yardım sağlanmasını ve bölgedeki arazi mayınlarının temizlenmesini talep etmişlerdir.
(g) Ovacık Asliye Ceza Mahkemesi'nin 22 Kasım 1994 tarihli kararı; Tunceli Valiliğinin 22 Kasım 1994 tarihli mektubu; I.K.'nin Ovacık Asliye Ceza Mahkemesi'ne yazmış olduğu 18 Ekim 1994 tarihli mektup; Ovacık İlçe Jandarma Komutanlığı'nın ilçe kaymakamına yazmış olduğu 6 Kasım 1994 tarihli mektup; Tunceli Tapu Kadastro Müdürlüğü'nün Ovacık Asliye Ceza Mahkemesi'ne yazmış olduğu 25 Ekim 1994 tarihli mektup ve Ovacık Asliye Ceza Mahkemesi hakiminin ilçe kaymakamlığına yazmış olduğu 18 Ekim 1994 tarihli mektup
30. Yukarıda adı geçen belgeler Ovacık ilçesi Yazıören Köyü'nde mallarının sorunlu bölgede güvenlik olmadığı gerekçesi ile tahrip edildiği iddiası üzerine yetkililerin yerinde tetkikat yapamaması nedeniyle hazırlanmış belgelerdir.
(h) TBMM Soruşturma Komisyonu'nun Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki yerleşim birimlerinin tahliye edilmesini müteakiben yerlerinden çıkarılan insanların sorunlarını ele almak üzere alınan önlemler konusunda yayımladığı 9 Ocak 1996 tarihli rapor
31. Rapor, on parlamento üyesinden oluşan bir soruşturma komisyonunca hazırlanmıştır. Rapora göre 1993 ve 1994 yıllarında 905 köy ve 2523 mezra sakini yaşadıkları yerlerden zorla çıkarılarak başka yerlere göç etmeye zorlanmıştır (s 13). Tunceli ilinde 183 köy (Boydaş dâhil) ve 823 mezradan çıkarılan kişi sayısının toplam 40.933 civarında olduğu tahmin edilmektedir (s 12).
32. Raporda, köylerin yüzde sekseninin devlet yetkilileri, yüzde yirmisinin ise teröristler tarafından boşaltıldığını iddia eden Van İl Genel Meclis üyesi Rıza Ertaş'ın ifadeleri bulunmaktadır (s 19).
33. Ayrıca raporda İnsan Hakları Derneği Başkanı Yavuz Önen tarafından hazırlanıp 1995 yılında Soruşturma Komisyonu'na sunulan İnsan Hakları Türkiye Raporu'na atıfta bulunulmaktadır. Raporda tahliye edilen köyler ve göçmenler hakkında bir bölüm bulunmaktadır. Rapora göre Ovacık ve Hozat ilçelerinin tahliye edilen köylerinin muhtarları 20 ve 21 Mayıs 1995 tarihlerinde Ankara'da bir araya gelmişlerdir. Tunceli iline bağlı 540 köy ve mezradan 350'sinin tahliye edildiğini, tahliye edilen köylerin yarısının yakıldığını kaydetmişlerdir. Ayrıca muhtarlar, yetkililer tarafından bölge sakinlerinin tek gelir kaynağı olan hayvancılığı sona erdirecek ağır ambargoların konulması yüzünden bölgede yaşayan nüfusun açlıkla karşı karşıya kaldığını ifade etmiştir. İnsan Hakları Türkiye Raporu'nda 1995 yılında da köy ve mezraların tahliyesinin devam ettiği yazılmıştır. Köylerdeki pek çok ev yakılmış veya oturulamaz hale getirilmiştir. İnsanlar bölgeden göç etmeye zorlanmıştır. Sakinler köylerini terk edene kadar baskı yapılmıştır. 1995 yılında sakinleri köy korucusu olan köyler ve mezralar dışında ikamet edilen hiçbir köy ve mezra bulunmamaktadır.
34. Raporda, Şırnak ili milletvekili Salih Yıldırım tarafından TBMM'de 3 Haziran 1997 tarihinde tahliye edilen köyler konusunda yapılan konuşmaya atıfta bulunulmaktadır. Yıldırım köylerin ya örgüte karşı çıkanlara gözdağı vermek amacıyla PKK tarafından ya da köyün güvenliğini sağlayamadığı için veya köy sakinleri köy korucusu olmayı reddettikleri için veya PKK' ya yardım ettiklerinden şüphelenildiği için yetkililer tarafından boşaltıldığını belirtmiştir (s 20).
35. Sonuç olarak raporda yerleşim birimleri sakinlerinin il merkezleri veya merkezi köylerde ikamet ettirilmesi, köylerine dönmek isteyenlerin mezralarda değil daha önce yaşadıkları yerlere yakın merkezi köylerde ikamet ettirilmesi ve göçmenlere öncelik tanınırken bölge sakinlerini istihdam etmek amacıyla gerekli ekonomik önlemlerin alınması önerilmiştir (s 112).
(i) Türkiye'de güvenlik güçlerinin faaliyetlerine ilişkin Bakanlar Komitesi Geçici Kararı, resDH (2002) 98
36. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Res DH (2002) 98 sayılı kararda, Sözleşme'nin 13. maddesi gereğince sorumluların belirlenip cezalandırılması ve başvuru sahiplerinin soruşturma açabilmeleri için iddia edilen kötü muamelelerin kapsamlı ve etkin şekilde soruşturulması gerektiğini, ancak bu şekilde etkin bir çözüm getirilebileceğini belirtir. Ayrıca Bakanlar Komitesi, önce idari onay olmaksızın bağımsız bir adli soruşturma yapılmasını sağlayacak Türk ceza usulü reformunun henüz yapılmamış olmasının önemli bir eksiklik olduğunu ifade etmiştir. Bu nedenle Komite, Türkiye'nin güvenlik güçlerince yapılan kötü muameleler hakkındaki suç takibi sistemindeki reformları özellikle savcıların devlet yetkililerine karşı soruşturma yapmasını engelleyen kısıtlamaları kaldırarak, savcılık makamında reform yaparak ve işkence ve kötü muamele gibi uygulamalardan suçlu bulunan kişilere caydırıcı asgari hapis cezası verilmesini sağlayarak hızlandırmasını talep etmiştir.
2. Hükümetin sunduğu belgeler
(a) İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı'nın Dışişleri Bakanlığına yazmış olduğu 22 Haziran 2003 tarihli mektup
37. Dışişleri Bakanlığının başvuru sahiplerinin Tunceli ili Hozat ilçesi Boydaş Köyü'ne dönmesinin mümkün olup olmadığına dair bilgi istemiyle yazılan 19 Haziran 2003 tarihli mektubuna cevaben üst düzey bir jandarma komutanı olan Albay M. Kemal Gür Jandarma Genel Komutanlığı adına yazdığı mektupta vatandaşların köylerine dönmelerinde hiçbir sakınca olmadığını belirtmiştir.
(b) Boydaş Köyü'nün havadan ve karadan alınan görüntülerinin bulunduğu iki CD ROM
38. Boydaş Köyü'nün 29 Aralık 2003 tarihinde havadan ve yerden alınan görüntüleri şu şekildedir: Köy dik bir arazi üzerine kurulmuş olup tamamen kar altında bulunmaktadır. Dağlık alanda yayılmış olan evler taş, ahşap, çamur ve kerpiçten yapılmıştır. Evlerin çatıları yoktur, ağır kış koşulları ve bakımsızlık nedeniyle çökmüştür; ancak okul gibi kamu binaları betondan yapılmış olduğu için oldukça sağlam görünmektedir. Aşırı kar yağışı ve kullanılabilir yolların azlığı yüzünden köye ulaşım mümkün değildir. Elektrik kablolarının tadilata ihtiyacı olmasına rağmen elektrik ve telefon tesisatları çok yenidir.
(c) "Köylere dönüş ve rehabilitasyon projesi" ne ilişkin TBMM'de yapılan görüşme zaptlarının kopyası
39. Köylere dönüş ve rehabilitasyon projesi için 2000 yılı bütçesinden ayrılmış olan harcamalara ilişkin bir soruya cevaben dönemin devlet bakanı, diğerleri ile birlikte, 25 Ocak 2000 tarihinde yapılan parlamento genel kurul toplantısında aşağıdaki demeci vermiştir:
"Projenin amacı Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgesinde yaşadıkları köy ve mezralardan ayrılmak zorunda kalan insanların yerleşim birimlerine tekrar yerleşmesini sağlamaktır. Ayrıca proje eski sakinlerin köylerine dönüşü ile de bu yerleşim birimlerini tekrar verimli hale getirmeyi amaçlamaktadır. Bingöl için 1999 yılı bütçesinden 76 milyar TL tahsis edilmiştir. Bu fon 2000 yılı için de kullanılabilecektir. Proje kapsamında 2000 yılı içinde kullanılacak fonlar Devlet Planlama Teşkilatı tarafından tahsis edilmiş olup İçişleri Bakanlığı bütçesine de dahil edilmiştir. Proje, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilecektir. "
40. 29 Haziran 2001 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında dönemin İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen proje konusunda bir konuşma yapmıştır. Projenin, Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgesinde uygulandığını ve olağanüstü hal bölgesi olan 11 il için bütçeden gerekli fon ayrıldığını belirtmiştir. Bakan kendi önergesi ile olağanüstü hal bölge valisinin eski yerleşim yerlerine dönmek isteyen vatandaşlara çimento, demir ve briket temin ettiğini söylemiştir. 16.784 kişinin 118 köy ve 95 mezrada bulunan evlerine dönmüş olduğunu söylemiştir. Köy sakinlerinin evlerine dönüşünü kolaylaştırmak için yapılacak yatırımlarla ilgili olarak da önceliğin Türkiye'nin doğu ve güneydoğusundaki alt yerleşim birimlerine hizmet sağlayacak merkezi köylere verildiğini belirtmiştir.
41. 1 Kasım 2001 tarihli parlamento genel kurul toplantısında Siirt milletvekili Ahmet Nurettin Aydın yaklaşık 3 milyon insanın yerlerinden zorla çıkarıldığını ve evlerinin yakıldığını belirtmiştir. Ancak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi halkına uygulanan ağır gıda ambargosunun devlet yetkililerince sona erdirilmesini memnuniyetle karşılamıştır. Köylerinden çıkarılan insanların geri dönüşünün Türk ekonomisine önemli katkı sağlayacağını da eklemiştir. Aydın'ın yorumlarına ek olarak İçişleri Bakanı da köylere dönüş ve rehabilitasyon projesinin uygulanması hakkında bilgi vermiştir.
42. 27 Kasım 2000, 12 Mart ve 25 Mart 2001 ve 4 Kasım ve 22 Aralık 2003 tarihlerinde parlamento yerlerinden çıkarılan insanlar konusunu ve köylere dönüş ve rehabilitasyon projesini tartışmıştır. 22 Aralık 2003 tarihinde yapılan parlamento oturumunda Mardin milletvekili Muharrem Doğan 2000 yılından bu yana yetkililerin 60.000 insanın olağanüstü hal durumundaki 11 ilde bulunan evlerine dönmelerine izin verdiğini belirtmiştir.
(d) TBMM İnsan Hakları Soruşturma Komisyonunca 17- 20 Ocak 2003 tarihinde hazırlanmış olan Tunceli Raporu
43. Komisyon üyelerinin yaptığı bir gözlem gezisi üzerine Tunceli ilindeki gelişmeler üzerine bir rapor hazırlanmıştır. Komisyon, diğerleri ile birlikte köylere dönüş ve rehabilitasyon projesi kapsamında Hozat ilçesinde seksen yeni ev yapıldığını ve ihtiyacı olanlara dağıtıldığını kaydetmiştir. Komisyon, projenin hızlandırılmasını, köylülerin dönüşüne izin verilmesini ve dönmek isteyenlere ekonomik destek sağlanmasını ön görmüştür.
(e) Hükümet, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler temsilcilerinin katıldığı AB İlişkileri Genel Sekreterliği toplantısında yapılan görüşmelere ilişkin belgelerin kopyası
44. AB İlişkileri Genel Sekreterliği'nde 17 Aralık 2003 ve 12 Ocak 2004 tarihlerinde Hükümet, AB ve BM temsilcilerinin katıldığı iki toplantı yapılmıştır. Katılımcılar yerlerinden çıkarılan insanların durumunu tartışarak köylere dönüş ve rehabilitasyon projesini incelemiştir. Bu toplantıları takiben bir teknik çalışma grubu oluşturulmuştur. Grup, konuyla bağlantılı çeşitli konuları görüşmek üzere üç toplantı yapmıştır.
(f) Köylere dönüş ve rehabilitasyon projesiyle ilgili bilgi notu
45. İçişleri Bakanlığına bağlı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Konseyi Başkanlığı tarafından Aralık 2003 tarihinde hazırlanmış olan bu doküman proje kapsamında yapılacak işlerin ve projenin içeriğini, projenin ilkelerini ve proje kapsamında sağlanan yardım ve yapılan yatırımların ilkelerini belirlemiştir. Belgede, Ekim 2003 itibariyle 24.908 kişinin Tunceli'den çıktığını, geri dönüş için 5093 kişinin başvuruda bulunduğunu ve bunlardan 4273'ünün dönüşüne yetkililerce müsaade edildiği anlaşılmaktadır. Yetkililer, Tunceli iline 16.852.800.000 TL para yardımı olmak üzere toplam 2.585.934.163.964 TL yardımda bulunmuştur.
(g) Köylere dönüş ve rehabilitasyon projesinin acil uygulama planı
46. Başbakanlığa bağlı Güneydoğu Anadolu Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanmış olan bu belgede, Diyarbakır, Şırnak, Batman, Siirt ve Mardin illerinde yerlerinden çıkarılmış vatandaşların yetkililerce yeniden yerleştirilmesi için alınan önlemlere ilişkin bilgi bulunmaktadır.
(h) Köylere dönüş ve rehabilitasyon projesi için bölgesel gelişim alt projesi
47. Bu alt proje yerlerinden çıkarılan insanların eski yerlerine dönüşünü sağlamak, ekonomik kaynakları daha iyi kullanmak ve sakinlere sağlanacak hizmetlere ilişkin olası problemleri önlemek amacıyla Başbakanlığa bağlı Güneydoğu Anadolu Kalkınma İdaresi tarafından hazırlanmıştır. Köylere dönüş ve rehabilitasyon projesinin hayata geçirilmesinde takip edilecek ilkeleri tanımlamaktadır.
(i) Köylere dönüş ve rehabilitasyon projesi kapsamında tahsis edilen fonlarla ilgili belge
48. Belge, köylere dönüş ve rehabilitasyon projesi dahilinde 2000 ile 2003 yılları arasında Diyarbakır, Şırnak, Batman, Mardin ve Siirt illerine toplam 10.687.063.000.000 TL değerinde (yaklaşık 6.646.717.65 Euro) para yardımı yapıldığını göstermektedir.
(j) Malatya İdare Mahkemesi ve Yüksek İdare Mahkemesi tarafından verilen kararların kopyası
49. Köyünü terör olaylarından dolayı terk etmek zorunda kalan, güvenlik gerekçesi ile 1994 yılından beri köyüne dönemeyen ve mallarını kullanamadığı için mağdur kaldığını iddia eden Hasan Yavuz tarafından açılan davayı Malatya İdare Mahkemesi tazminat kararı ile sonlandırmıştır (karar no 2000/ 239, dosya no 1998/ 1226, 7 Mart 2000). "Sosyal tehlike ilkesi"ne göre İdare Mahkemesi bir "neden sonuç bağlantısı" kurulmaksızın davacının zararının tazmin edilmesi; idare terörist faaliyetleri önleme görevini yerine getiremediği için bu cezanın toplum tarafından paylaşılması kararını vermiştir.
50. Erzurum İdare Mahkemesi'nce verilen karara karşı Yüksek İdare Mahkemesi'nde açılan temyiz davasında (karar no 2000/ 5120, dosya no 1999/2162, 11 Ekim 2000) başvuru sahibi Ömer Akakuş Ağrı iline bağlı köyünü terör olaylarından ve güvenlik yetersizliğinden dolayı terk etmek zorunda kaldığını ve 1993 yılından bu yana mallarını kullanamadığı için mağdur durumda kaldığını iddia etmiştir.
Yüksek İdare Mahkemesi başvuruyu kabul edilebilir bulmuş, asliye ceza mahkemesi kararını bozmuştur. Yüksek İdare Mahkemesi, davacının köyünü yetkililerin emriyle değil terör korkusuyla terk ettiğini, davacının zararından yetkililer sorumlu olmamasına ve hiçbir neden sonuç ilişkisi bulunmamasına rağmen terörist eylemleri engelleyip güvenliği sağlama görevini yerine getiremediği için durumdan idarenin sorumlu olduğuna karar vermiştir.
(k) Köye dönüş için verilen başvuru formu
51. Hükümet, başvuru sahibi Kazım Balık tarafından doldurulmuş köye dönüş başvuru formunun bir kopyasını sunmuştur. Formda başvuru sahibinin kimliği, ailesi, eğitim düzeyi, terk ettiği köy, geri dönmek istediği yerleşim birimi ile ilgili bilgi ve şahsın terörizm nedeniyle mağdur olup olmadığına, eğer olmuşsa nasıl olduğuna dair sorular bulunmaktadır.
Hozat kaymakamlığında doldurulan başvuru formunda Kazım Balık Boydaş Köyü'ne dönmek istediğini ve köyünü terör saldırıları yüzünden terk etmek zorunda kaldığını belirtmiştir. Ayrıca şahıs evinin yakıldığını, tarlalarının hasar gördüğünü ve ekonomik zorluklardan dolayı dönmek istediğini ifade etmiştir. Benzer bir form bir A.A. tarafından da doldurulmuştur.
(l) Bazı başvuru sahiplerine ve köylülere yapılan yardımla ilgili belgeler
52. Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu kayıtlarından başvuru sahipleri Kazım Balık ve Müslüm Yılmaz'ın 1994 ve 2003 yılları arasında para yardımı ve gıda, ilaç ve sağlık tedarik yardımı aldığı anlaşılmaktadır. Para yardımı 646.913.300 TL, diğer yardımlar 3.589.500 TL tutarındadır.
Ali Rıza Doğan da yardım talebinde bulunmuş ancak köy sınırları dışında bulunduğu için talebi reddedilmiştir.
Diğer belgelerden anlaşılmaktadır ki Hozat ilçesine bağlı bazı köy sakinlerine gelir kaynağı sağlamak amacıyla arı kovanı koyun ve sığır verilmiştir.
(m) Nüfus kayıtları
53. Bu belgeler her başvuru sahibi hakkında ayrıntılı kişisel bilgi vermektedir.
(n) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne formla başvuran Tuncelili vatandaşlar hakkında kişisel bilgiler
54. Hükümet her başvuru sahibi hakkında " Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne formla başvuran Tuncelili vatandaşlar hakkında kişisel bilgi" başlığı altında belgeler sunmuştur. Belgelerde başvuru sahiplerinin baba adı, doğum tarihi, köyü, 1994 ile 1998 yılları arasında bildirdikleri vergi miktarı ve kendi adlarına kayıtlı taşınmaz malların miktarı hakkında bilgi bulunmaktadır.
E. İlgili uluslararası materyaller
1.Türkiye'de yerlerinden çıkarılan Kürt vatandaşlarının insani durumu, AK Meclisi'nin 1563 sayılı (2002) kararı ile hazırlanan Komite Göç, Mülteci ve Nüfus Yapısı Raporu
55. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından kurulmuş olan Göç, Mülteciler ve Nüfus Yapısı Komitesi Raportörü John Connor "Türkiye'de yerinden çıkarılmış Kürt vatandaşlarının insani durumu" ile ilgili bir gözlem yapmak üzere Türkiye'ye 8- 12 Ekim 2001 tarihleri arasında bir ziyarette bulunmuştur. Connor, kendi ziyareti, Türk yetkililerinin resmi demeçleri, yerel ve uluslararası sivil toplum örgütleri ve uluslararası devlet kuruluşları gibi pek çok kaynaktan alınan bilgilere dayanarak bir rapor hazırlamıştır.
56. Raporda Connor yerinden çıkarılan vatandaşların sayısında tutarsızlık olduğunu belirtmiştir. Güvenilir uluslararası kaynaklar Türkiye'nin güneydoğusunda çatışmalar yüzünden köylerinden çıkarılan insan sayısının Aralık 2000 itibari ile 400.000 ile 1.000.000 arasında olduğunu gösterirken Türk yetkililerinin verdiği rakamlar 1999 yılı sonu itibariyle 3165 köyden toplam 378.000 kişinin çıkarıldığını göstermektedir. Türk Hükümeti bölgedeki şiddetin söz konusu göçün tek nedeni olmadığını iddia etmiştir. Ekonomik nedenlerin de "göç" üzerinde etkili olduğunu belirtmişlerdir. Vatandaşların yaşadıkları yerlerden şiddet nedeniyle ayrıldıklarını kabul eden rapor hükümeti desteklemektedir. Ancak iki ateş arasında kalan insanların söz konusu bölgelerden kitleler halinde göç ettiğini ve durumun bu insanları olumsuz etkilediğini kabul etmiştir: Bir yandan Türk güvenlik güçleri PKK'yı desteklediğinden şüphelendiği köyleri hedef almış; diğer yandan PKK, devlet yetkilileri (köy korucuları gibi) ile "işbirliği" yapan veya PKK'yı desteklemeyi reddeden köy sakinlerine saldırılar düzenlemiştir. Bu kısır döngü birçok vatandaşı evlerini terk etmek zorunda bırakmıştır.
57. Connor, Türkiye'nin güneydoğusunda zorla yerlerinden çıkarılan insanlara (doğrudan güvenlik güçlerinin faaliyetlerinden dolayı göç etmek zorunda kalmış kişiler dahil) acil yardımda bulunulmadığını vurgulamıştır. Ayrıca hükümetin yerlerinden çıkarılmış insanlara temiz çevre, barınma, sağlık hizmeti ve istihdam sağlayamadığını da belirtmiştir.
58. Gelecekte beklenenlere dair Connor, hükümetin köylere dönüş ve rehabilitasyon projelerini 1994 yılında başlattığını gözlemlemiştir. Ancak bölge ancak 1997 yılında güvenli hale getirilebildiği için bölgeye ilk dönüş bu tarihte olmuştur. Somut iyileşmelere rağmen güvenlik, kitle halinde geri dönüşleri ilgilendiren en büyük sorun olmaya devam etmiştir. Bir yandan yetkililer PKK militanlarının dönüşünden korkarak vatandaşların geniş kitleler halinde dönmesine izin vermemiştir. Öte yandan yerlerinden çıkarılmış vatandaşlar gerek devlet yardımı ve desteği olmadığından gerekse geçmişte yaşanan acı olayları henüz unutamadıklarından genellikle köylerine geri dönememişlerdir. Buna rağmen bölge ile ülkenin geri kalanı arasındaki gelir uçurumunu kapatmayı amaçlayan kapsamlı Güneydoğu Anadolu Projesi yerlerinden çıkarılan insanların tekrar yerleştirilmesi ile ilgili pek çok projeyi finanse etmiştir. Projeler arasında merkezi köylerin inşasıyla 4000 vatandaşın yeniden yerleşmesini sağlayan "kasaba köy projesi" de bulunmaktadır. Resmi rakamlara göre Temmuz 2001 tarihine kadar 200 köye toplam yaklaşık 28.000 kişi dönmüştür. Buna rağmen köylerine dönmek isteyen vatandaşların başvuru formlarında köyü terk etmelerinin nedeni ile ilgili bir sorun olduğundan pek çok insan hakları örgütü hükümetin çalışmalarını eleştirmeye devam etmektedir. Bu örgütlere göre yerlerinden çıkarılmış insanların neden olarak PKK faaliyetlerini göstermediği sürece dönüşlerine izin verilmemiş, yalnızca köy koruma sistemi olan köylere dönüşe müsaade edilmiştir.
59. Connor, kitlelerin dönüşü için tam güvenlik önlemleri ve ekonomiyi canlandırma önlemleri henüz tamamlanmamış olmasına rağmen bölgedeki insani durumun daha önce sunulan Göç, Mülteciler ve Nüfus Yapısı raporundaki verilere kıyasla memnuniyet verici derecede iyi olduğunu belirtmiştir. Raportör, Türk Hükümetine Avrupa Konseyi Parlamenter Asemblesi'nin 1563 sayılı (2002) önerisinin temelini oluşturan yorumlarda bulunmuştur.
2.Meclis'in Türkiye'de yerlerinden çıkarılmış vatandaşların insani durumuna ilişkin sunduğu 1563 sayılı (2002) önerisi
60. 29 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi "Türkiye'de yerlerinden çıkarılan Kürt nüfusunun insani durumu" konusunda 1563 sayılı bir öneriyi kabul etmiştir. Parlamenter Meclis Türkiye'yi aşağıdakileri yapmaya davet etmiştir:
"a. Hakkâri, Tunceli, Diyarbakır ve Şırnak illerindeki olağanüstü hali en kısa zamanda sona erdirmek
b. köylerin tahliye edilmesine engel olmak,
c. bölgedeki askeri faaliyetlerin siviller tarafından kontrol edilmesini ve bölgedeki güvenlik güçlerinin, yaptıkları uygulamalar konusunda hesap vermelerini sağlamak,
d. bölgede iddia edilen insan hakları ihlallerinin soruşturulmasını sağlamak,
e. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarını gerektiği gibi uygulamak,
f. köy koruculuğu sistemini kaldırmak,
g. ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlayan çalışmaları devam ettirmek ve Türkiye'nin güneydoğu illerindeki yeniden imarı devam ettirmek,
h. dönüş programları ve projelerinin hazırlanmasında yerlerinden çıkarılmış insanların temsilcilerine yer verilmesi,
i.dönüş sürecini hızlandırmak,
j. insanların izin almak zorunda kalmaksızın dönmelerine izin verilmesi,
k. yerlerinden çıkarılan insanların köy koruculuğu sistemine girme zorunluluğu veya uçuş gerekçelerini bildirme zorunluluğu durumunda ön koşulsuz yardım sağlanması,
l. dönüş programları çerçevesinde Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası tarafından finanse edilecek yeniden imar projeleri sunmak,
m. Türkiye'nin diğer bölgelerine yerleşmek isteyen göçebe vatandaşların toplumla bütünleşmesi için gereken önlemlerin alınması ve hasar gören malları için tazminat verilmesini sağlamak,
n. uluslararası insani örgütlerin bölgeye tam erişiminin güvence altına alınması ve örgütlere yerel otoritelerce destek verilmesini sağlamak".
3. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konsey Genel Sekreteri Temsilcisi Francis Deng'in 27 Kasım 2002 tarihinde yapılan 59. Oturumda İnsan Hakları Komisyonu'na Türkiye'de yerlerinden çıkarılan insanlar hakkında sunduğu rapor
61. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri temsilcisi Francis Deng Türk hükümetinin daveti üzerine yerlerinden çıkarılan insanlar hakkında incelemeler yapmak için 27 - 31 Mayıs 2002 tarihleri arasında Türkiye'ye bir ziyaret düzenlemiştir. Amaç, yerlerinden çıkarılan insanların durumu hakkında birinci el bilgi edinmek ve hükümet, uluslararası ajanslar, sivil toplum kuruluşları ve donör ülkelerin temsilcileri ile temasa geçmektir. Türkiye ziyaretini takiben temsilci, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'na sunulmak üzere bir rapor hazırlamıştır.
62. Francis Deng, yerlerinden çıkarılan insan sayısının 378.000 ile 4,5 milyon arasında olduğunu ve çoğunluğunun Kürt kökenli olduğunu kaydetmiştir. İnsanların yerlerinden çıkarılmalarının nedenine ilişkin olarak ise çoğunlukla Türkiye'nin güneydoğusundaki silahlı çatışmaları, şiddeti ve insan hakları ihlallerini göstermiştir. Avrupa Konseyi Raportörü gibi BM temsilcisi de hükümetin ileri sürdüğü "göç üzerinde ekonomik nedenler de etkili olmuştur" tezini tanımıştır.
63. Francis Deng, yerlerinden çıkarılan insanların büyük çoğunluğunun şu anda aşırı sefalet içinde, yetersiz ısınma, barınma, alt yapı ve temizlik ve eğitim hizmetlerinden yoksun olarak yaşadıkları şehirlere göç etmek zorunda kaldıklarını ifade etmiştir. Yerlerinden çıkarılmış insanların kalabalık şehir ve ilçelerde iş aramak zorunda kaldıklarını ancak bu yerlerde de işsizliğin "korkunç" boyutlarda olduğunu eklemiştir. Francis Deng, Hükümetin, yerlerinden çıkarılan insanların geri dönüşü ve tekrar yerleştirilmesine ilişkin yetkililerin başlattığı girişimleri açıklamaya çalıştığını, bu insanların mevcut durumuna ilişkin gönderme yapmaktan kaçındığını gözlemlemiştir. Yerlerinden çıkarılan insanların sorunlarının yalnız bu insanları değil bir bütün olarak Türkiye'nin güneydoğusunu etkilediğini belirtmiştir.
64. Geri dönüş ve yeniden yerleşme ile ilgili olarak Deng Türk Hükümeti tarafından 1999 yılında ilan edilen "Köylere Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi"nin raporunu hazırlamıştır. Projenin geliştirilmesinden önce fizibilite raporu hazırlanması ve dönüş ve yeniden yerleşimin gönüllü yapılması gibi olumlu yönleri kaydeden Deng pek çok konu hakkında kaygılarını dile getirmiştir. Yerlerinden çıkarılmış insanlara sağlanan danışma yardımının ve onların yararına çalışan sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının yetersiz olabileceğini belirtmiştir. Ayrıca temsilci, yeni bir merkezi yerleşim geleneğinin (küçük mezraların etrafında dağıldığı tek bir büyük yerleşim geleneğinin tersine) planlanması ile ilgili olarak bölgede merkezi yerleşim birimlerinin teşvik edilmesi ile güvenliğin sağlanması meşru bir politika olmasına rağmen yerlerinden çıkarılan insanlara danışma hizmetini yetkililerin bizzat sağlamaları gerektiğini ifade etmiştir. Francis Deng'in üzerinde durduğu diğer iki konu ise insanların yerlerinden çıkarılması olayını ve projenin hayata geçirilmesindeki eksiklikleri bütünüyle yansıtacak verilerin bulunmamasıdır.
65. "Köylere Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi" dışındaki geri dönüş ve yeniden yerleşim girişimlerine ilişkin olarak Deng, hedef gruplarıyla ve bu gruplar arasındaki ilişki ile ilgili yeterli bilgi bulunmadığını kaydetmiştir.
66. Geri dönüşün önündeki engeller konusunda ise temsilci, vatandaşların devletten tazminat istemeyeceklerine dair baskı yapıldığına atıfta bulunmuştur. Hükümet yetkililerinin geri dönmek isteyenlerin verdikleri başvuru formlarında hukuk davası bendi, bulunduğunu inkar ettiğini ifade etmiştir. Ayrıca köyün terk edilmesi hakkında bir sorunun da bulunduğu başvuru formları ile ilgili olarak bilgi edindiğini belirtmiştir. Raporlara göre yalnızca "terör" nedeni ile köyden ayrılan insanların geri dönüşüne izin verilmiştir. Francis Deng yalnız köy koruculuğu sistemine dahil köylere dönüşe müsaade edildiği iddialarını da kaydetmiştir son olarak Türkiye'nin güneydoğu bölgesindeki köylerine dönmek isteyenler için anti-personel mayınların ciddi bir tehdit teşkil ettiğini belirtmiştir.
67. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter temsilcisinin yerlerinden çıkarılan insanlar hakkında sunduğu öneriler aşağıda verilmiştir:
"a. Hükümet ülke içinde mültecilik (geri dönüş, yeniden yerleşim ve yeniden bütünleşme konuları dahil) konusunda izlediği politikayı netleştirmeli, yerlerinden çıkarılmış insanların sorumluluğunu yüklenmek üzere her düzeyde odak noktaları oluşturmalı, devlet kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sivil toplum ve uluslararası toplum arasındaki eşgüdüm ve işbirliğini hızlandırmalıdır.
b. Hükümet sivil toplum kuruluşları ve Birleşmiş Milletler kolları ile işbirliği içerisinde yerlerinden çıkarılmış insanların mevcut yaşam koşullarını ele alacak çalışmalarını geliştirmelidir.
c. Hükümet gerek PKK gerek Türk güvenlik güçleri baskısı ile köylerinden ayrılmış olan vatandaşların sayısı, şu anki ikametgahları, yaşam koşulları ve belli ihtiyaçları ve dönüş veya yeniden yerleşime ilişkin hareketleri hakkında kapsamlı ve güvenilir bilgi sağlamalıdır.
d. Hükümet sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışarak yerlerinden çıkarılan insanlar için danışma yardımı sağlamalıdır. Ayrıca Hükümet Köylere Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi'nin hedeflerini, kapsamını ve kaynaklarını açıkça belirleyen bir belge hazırlamaya çalışmalıdır. Son olarak; hazırlanan fizibilite raporu halka açıklanmalı, bu raporun bulguları ve bunların hayata geçirilmesi için yapılması gerekenler konusunda yerlerinden çıkarılmış insanlar ve sivil toplum kuruluşları ile açık tartışma ortamına girilmelidir.
e. Hükümet uluslararası toplumla olası işbirliği alanlarını incelemelidir. Bu bağlamda Hükümet Dünya Bankası ve potansiyel ortaklık temsilcilerinin bulunduğu bir toplantı düzenleyebilir; bu toplantıda yerlerinden çıkarılmış insanların ihtiyaçlarına yanıt verilebilmesi için uluslararası toplum Türkiye'ye yardımcı olabilir.
f. Hükümet köylerine dönmek isteyen insanlara karşı ayrımsız bir yaklaşım benimsemelidir. Eski köy korucularının PKK ile bağlantısı olduğu düşünülen kişilere karşı kayırıldığı, yalnız köy korucularının köylere yerleştirildiği durumları tespit edip engellemelidir.
g. Hükümet geri dönüş sürecinde jandarmanın rolünün güvenlik konularında başlıca danışma mercilerinden biri olmaktan öte gitmeyeceğini garanti etmelidir. Jandarmanın önerisi ile yetkililerin köylere dönüşüne izin verdiği vatandaşlara jandarma tarafından haksız veya kanunsuz bir müdahale yapılmaksızın köye dönüşleri sağlanmalıdır.
h. Hükümet köy koruculuğu sistemini kaldırmak için gereken adımları atmalı, mevcut köy korucuları için alternatif istihdam olanakları bulmalıdır. Koruculuk sistemi kaldırılana kadar köy korucularını silahsızlandırma süreci hızlandırılmalıdır.
i.Hükümet yerlerinden çıkarılmış vatandaşların Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde yeniden yerleşeceği alanlardaki mayınların temizlenmesi işini üstlenerek geri dönüş sürecini kolaylaştırmalıdır.
Hükümet güneydoğudaki şiddet ortamından etkilenenlerin, güvenlik güçleri tarafından evlerinden çıkarılanlar dahil, zararlarını tazmin edecek mevzuatı çıkarma çalışmalarını hızlandırmalıdır."
II. İLGİLİ İÇ HUKUK ve UYGULAMASI
A. Anayasa
68. Anayasanın 125. Maddesi aşağıdaki hükmü taşımaktadır:
" İdarenin tüm karar ve edimleri yargının incelemesine tabidir...
İdare, kendi edimleri ve önlemlerinin neden olduğu zararı tazmin etmekle sorumludur."
69. Yukarıdaki hüküm olağanüstü hal veya savaş durumunda dahi hiçbir kısıtlamaya tabi değildir. "İdare kendi edimleri ve önlemlerinin neden olduğu zararları tazmin etmekle sorunludur." hükmü, idarenin yanlış bir edimde bulunduğunun somut olarak kanıtlanmasını gerektirmeyebilir. İdarenin sorumluluğu tam ve tarafsızdır; ortak sorumluluk kavramı üzerine temellenmiştir ve bu sorumluluğa "toplumsal tehlike" fikrinde olduğu gibi atıfta bulunabilir. Bundan dolayı devletin asayişi ve güvenliği sağlama veya özel hayat ve malın korunması görevini yerine getiremediği zaman idare belirsiz kişilerce veya teröristlerce yürütülen faaliyetlerden zarar gören vatandaşların zararını tazmin edebilir.
70. İdari sorunluluk ilkesi Olağanüstü Hal konusundaki 25 Ekim 1983 tarihli 2935 sayılı yasanın sonradan eklenen bölümünde de görülebilmektedir:
"....bu yasa ile verilen güçlerin ifası ile ilgili tazmin faaliyetleri idareye karşı idari mahkemelerde dava olarak görülebilir."
B. Adli sorumluluk
71. Ceza Kanunu'na göre aşağıdaki edimler ağır suçtur:
(a)kişiyi kanunsuz olarak özgürlüğünden mahrum bırakmak (179. Madde, devlet memuru kanunu 181. Madde)
(b)kişiyi herhangi bir faaliyete katılmaya veya katılmamaya zorlamak (188. Madde)
(c)tehdit etmek (191. Madde)
(d)kişinin evini kanunsuz olarak aramak (193 ve 194. Madde)
(e) kundakçılık yapmak (369, 370, 371 ve 372. Maddeler) veya insan hayatının tehlikede olduğu yerlerde ağır kundakçılık yapmak (382. Madde)
(f) kasıtsız olarak dikkatsizlik, ihmal veya bilgisizlikten dolayı yangın çıkarmak (383. Madde)
(g) başkasının malına kasıtlı olarak zarar vermek (526. Madde).
72. Tüm bu suçlardan dolayı Ceza Kanunu'nun 151 ve 153. Maddeleri uyarınca savcılık veya yerel idari yetkililere şikâyette bulunulabilir. Savcı ve polis kendilerine bildirilen suçlarla ilgili soruşturma yapmakla yükümlüdür; polis Ceza Kanunu'nun 148. Maddesi uyarınca dava açılıp açılmayacağına karar vermeye yetkilidir. Savcılığın ceza usulü başlatılmaması yönündeki kararı temyize gönderilebilir.
73. Şikâyet edilen faaliyetlerin şüpheli failleri askeri personel olduğu takdirde şahıslar askeri kanunun 86 ve 87.maddelerine aykırı hareket etmişse insan hayatını tehlikeye atarak veya malına zarar vererek büyük çapta hasara neden olmaktan da yargılanabilir. Bu koşullarda ceza usulü uyarınca zarara uğramış kişiler (sivil) yetkili makamlar veya şüpheli kişilerin bağlı bulundukları üst kurumda görülmek üzere dava açabilirler (askeri mahkemeler usulü yönetmeliği ile ilgili 353 sayılı yasa, 93 ve 95. bölümler).
74. Eğer bir suçun faili olduğu iddia edilen kişi devlet memuru ise dava açma izni yerel idari konseylerden (il genel meclisi yürütme komitesi) alınmalıdır. Konsey kararlarının temyizi için yüksek idare mahkemesine başvurulur; dava açma izninin verilmediği kararlar bu tür bir temyize tabi olur.
C. İdari usul ve tazminat hakkındaki hükümler
75. Devlet memurları tarafından yapılan, suç veya işkence olsun, maddi ve manevi zarara neden olan herhangi yasadışı bir davranış sivil mahkemelerde görülecek tazminat davasına tabi olabilir.
76. İdari yargı usulünün kanununun 13.maddesi uyarınca (6 Ocak 1982 tarihli, 2577 sayılı yasa) idarenin yanlış uygulamalarından zarar gören kişiler aleyhtar edimi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde idareye karşı tazminat davası açabilir; herhangi bir olayda olayın meydana geliş tarihinden itibaren beş yıl içinde dava açabilir. İdari mahkemelere sunulan dava tutanakları yazılı halde bulunur.
77. Terörist faaliyetlerin neden olduğu hasarın Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Fonu bütçesinden karşılanması mümkündür.
78. İdari uygulamalardan dolayı zarar gören kişiler ilgili üst idari makama başvurarak zarara neden olan uygulamanın iptalini, geri alınmasını veya değiştirilmesini talep edebilirler (idari usul kanununun 11.maddesi). İdari yetkililerin altı gün içerisinde başvuruya yanıt vermemesi, talebin zımnen reddi anlamına gelir (idari usul kanununun 10.maddesi). Bu durumda başvuru sahibi/sahipleri idari mahkemelere dava açarak idari faaliyetin iptalini ve zararlarının tazminini isteyebilir (İdari Usul Kanunu'nun 12. Maddesi).
D.Olağanüstü hal bölgesi
79. Sıkıyönetimin 19 Temmuz 1987 itibariyle resmen sona erdiğinin açıklanmasından sonra 1987 tarihli 285 sayılı kararname ile özel yetki ve güçlere haiz olağanüstü hal bölge valiliği kurulmuştur. Dolayısıyla Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkâri, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van illerinde olağanüstü hal ilan edilmiş; 19 Mart 1994 tarihinde Bingöl de olağanüstü hal bölgesine dâhil edilmiş ancak Elazığ bu kapsamdan çıkarılmıştır. Olağanüstü Hal Batman, Bingöl ve Bitlis illerinde 2 Ekim 1997, Van'da 30 Temmuz 2000, Tunceli ve Hakkâri illerinde 1 Ağustos 2002, Diyarbakır ve Şırnak illerinde ise 30 Kasım 2002 tarihinde kaldırılmıştır.
80. 25 Ekim 1983 tarihli 2935 sayılı Olağanüstü Hal Yasasının 13. bölümüne göre olayları gözlemlemek, yetkililerce alınan önlemleri değerlendirmek ve uygulamak ve bu bağlamda öneriler geliştirmek amacı ile olağanüstü hal konseyleri kurulmuştur. Olağanüstü hal bölge valisinin gerekli gördüğü bölgelerde veya olağanüstü hal ilan edilen bölgelerdeki il ve ilçelerde olağanüstü hal valilikleri veya kaymakamlıkları kurulması ön görülmüştür. Olağanüstü hal bölgesinde en üst yetkili (illerde) vali veya vali yardımcıları ve (ilçelerde) kaymakamlardır.
2935 sayılı yasanın 14. bölümü uyarınca olağanüstü hal bölge valisi kendi yetki ve görevlerini olağanüstü hal bölgelerindeki valilere tamamen veya kısmen devredebilir.
1. Olağanüstü hal bölge valisinin yetkileri
81. Olağanüstü hal bölge valisine 2935 sayılı kararname ile yürürlüğe giren 285 sayılı kararname (424 ve 425 sayılı kararnamelerle değiştirilmiş) ve 430 sayılı kararname ile geniş yetkiler verilmiştir.
82. 285 sayılı kararnamenin 4. (h) maddesine göre olağanüstü hal bölge valisi köylerin geçici veya sürekli tahliye edilmesi emrini verebilir.16 Aralık 1990 tarihli 430 sayılı kararnamenin 1. (b) maddesine göre ikametgâhlara kısıtlama getirebilir, insanların başka bölgelere aktırılması kararını verebilir.
2.Olağanüstü hal konulu mevzuat kararnamesi ve olağanüstü hal bölge valisi tarafından alınan önlemler üzerinde yapılan adli incelemeler
(a)Olağanüstü hal konusundaki mevzuat kararnamelerin anayasal olarak gözden geçirilmesi
83. Anayasanın ilgili 148/1 maddesi aşağıdaki hükmü taşımaktadır:
"...olağanüstü hal kuşatma veya savaş esnasında kabul edilen mevzuat kararnamelerinin içerik veya şekli aleyhinde Anayasa Mahkemesine temyiz başvurusunda bulunulamaz."
(b)Olağanüstü hal bölge valisi tarafından alınan önlemlerin ve güvenlik güçleri mensuplarının uygulamalarının adli olarak gözden geçirilmesi
84. 285 sayılı mevzuat kararnamesinin 7. Maddesi ( 9 Mayıs 1990 tarihli 425 sayılı mevzuat kararnamesi ile değiştirilmiş) 285 sayılı yasama kararnamesi uyarınca yapılan bir idari uygulamanın idari mahkemelerde iptal edilmesini yasaklar.
85. 430 sayılı kararnamenin 8. Maddesine göre:
"Olağanüstü hal bölgesinde olağanüstü hal bölge valisi veya il valisi tarafından alınan kararlar veya bu kararname ile kendilerine verilen yetkilerin ifasına ilişkin faaliyetler karşısında hiçbir kriminal, mali veya yasal sorumluluk iddia edilemez; hiçbir adli makama bu yönde bir başvuruda bulunulamaz. Bu, bireylerin devletin neden olduğu haksız zarar için tazminat veya kefalet isteme hakkını ortadan kaldırmaz."
86. Savcının olağanüstü hal bölgesindeki güvenlik güçleri mensuplarına karşı işlenen suçlara ilişkin yargılama yetkisi yoktur. 285 sayılı kararnamenin 4/1 maddesi uyarınca bölge valiliğine bağlı tüm güvenlik güçleri görev süreleri dâhilinde yapmış oldukları her türlü faaliyetten dolayı devlet memurlarının yargılanmasına ilişkin 1914 sayılı yasaya tabiidir. Bu sebepten savcılar bir güvenlik güçleri mensubu hakkında kendilerine gelen suç duyurusunu düşürerek dosyayı idari kurula intikal ettirmek zorundadır. Kurullar devlet memurlarından oluşur, kurul başkanı validir. Kurul tarafından verilen dokunulmazlık kararı temyiz için doğrudan yüksek idare mahkemesine tabiidir. Yargılama kararı verildiği durumlarda davayı soruşturma yetkisi savcıya aittir.
(c) Anayasa Mahkemesinin İçtihat Hukuku
87. Anayasa Mahkemesi 10 Ocak 1991 tarihinde gerçekleşen bir yargılamada 9 Mayıs 1990 tarih, 425 sayılı yasama kararnamesi ile değişikliğe uğramış 285 sayılı yasama kararnamesinin 7.maddesinin anayasallığını incelemiştir. 5 Mart 1992 tarihli resmi gazetede yayımlanan karar şu şekildedir:
"Olağanüstü hal bölge valisi tarafından yapılan faaliyetlerin adli olarak gözden geçirilmesini yasaklayan bu hüküm hukukun üstünlüğü ile bağdaşmamaktadır... Olağanüstü hal ilan edildiğinde işleyen hükümet sistemi her tür adli incelemeden muaf, keyfi bir sistem değildir. Olağanüstü hal devam ederken yetkililer tarafından yapılan bireysel ve yönetmelikle ilgili uygulamalar tartışmasız adli incelemeye tabiidir. Demokratik rejimle yönetilen ve özgürlük temelleri üzerine kurulu ülkelerde bu ilkenin ihlali kabul edilemez. Ancak aleyhtar bir uygulama anayasal incelemesi söz konusu olmayan yasama kararnamesinde yer alır... Sonuç olarak bu hükmün feshini isteyen başvuru yetkisizlik gerekçesi ile reddedilmelidir..."
88. 430 sayılı yasama kararnamesinin 8. maddesi uyarınca 3 Temmuz 1991 ve 26 Mayıs 1992 tarihlerinde verilen ve 8 Mart 1992 ve 18 Aralık 1993 tarihinde yayımlanan kararlarda Anayasa Mahkemesi, ilgili hükümleri fesh edecek başvuruları yetkisizlik gerekçesi ile reddeden kararı onamıştır.
Ancak 22 Mayıs 2003 tarihli kararı ile Anayasa Mahkemesi daha önceki içtihat hukukunu ters yönde kullanarak 285 sayılı kararnamenin 7.maddesini anayasal olmadığı gerekçesi ile iptal etmiştir.
HUKUKİ BOYUT
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK
89. Başvuru sahipleri güvenlik güçleri tarafından köylerinden zorla çıkarıldıkları ve geri dönüşlerine yetkililerce izin verilmediği için şikâyette bulunmuştur. Sözleşmenin 1, 6, 7, 8, 13, 14 ve 18.maddeleri ve 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesini ihlal etmişlerdir.
A. Hükümetin ilk itirazları
90. Hükümet bir "ilk gözlem" yolu ile Boydaş Köyü"nde kendilerine ait mal varlıkları olduğunu kanıtlayan tapu senetlerini sunamayan dokuz başvuru sahiplerinin mağdur durumda olup olmadığını sorgulamıştır. Ayrıca hükümet başvuru sahiplerinin iç hukukun sağladığı çözümlerden tamamen istifade etmediğini ve Sözleşmenin 35/1 maddesinin ön gördüğü altı ay kuralına uymadığını iddia ederek mahkemenin kararına itiraz etmiştir.
1. Dokuz başvuru sahibinin mağdur durumda olmadığı iddiası
91. Hükümet başvuru sahipleri Abdullah Doğan, Cemal Doğan, Ali Murat Doğan, Hıdır Balık, İhsan Balık, Kazım Balık, Mehmet Doğan, Hüseyin Doğan, Ali Rıza Doğan'ın (başvuru no.ları 8803, 8804, 8807, 8809, 8810, 8811, 8813, 8816, 8819/02) 1 Nolu Protokol'ün 1. Maddesini gözeterek yapmış oldukları şikâyeti Boydaş Köyü'nde kendilerine ait malları bulunduğunu kanıtlayamadığı için mağdur durumda olmadıkları iddia etmiştir.
92. Başvuru sahipleri Ekim 1994 tarihinde güvenlik güçleri tarafından köy zorla tahliye edilene kadar Boydaş Köyü'nde yaşadıklarını ve köyden çıkarıldıklarından beri geçimlerini sağlayamadıkları için mağdur durumda kaldıklarını iddia ederek Hükümet'in iddialarına karşı çıkmışlardır.
93. Mahkeme "mağdur/ kurban" ifadesi 34.madde bağlamında, yürürlükte olan yasa veya yasa iptalinden doğrudan etkilenen kişiler için kullanıldığından dolayı bu ifadeyi yinelemiştir (bakınız mutatis mutandis, Groppera Radio AG ve Diğerleri v. İsviçre, 28 Mart 1990 tarihli karar, series A no 173, sayfa 20, § 47). Ancak Mahkeme, Hükümet'in bu başlık altında yaptığı ilk itirazların 1 No.lu Protokol'ün 1. Maddesi uyarınca başvuru sahiplerinin yaptığı şikâyetlerin ortaya çıkardığı konularla yakından ilgili sorunlar, yani başvuru sahiplerinin mal varlıklarının belirlenmesi ve mal varlıklarından istifade etmelerine müdahale edilmesi sonucunu ortaya çıkardığı kanaatine varmıştır. Sonuç olarak Mahkeme yukarıda adı geçen dokuz başvuru sahibinin mağdur durumda olmadığına dair ilk iddialarını onamıştır.
2. İç hukukun sunduğu çözüm yollarından tamamen istifade edilmediği iddiası
94. Hükümet başvuru sahiplerinin Türk hukukunun sağladığı çözüm yollarından yeterince istifade etmediğini öne sürmüştür. Başvuru sahiplerinin şikayetlerine çözüm bulabilecek ve tazminat kararını verdirecek idari ve medeni hukuk ve ceza hukukunun mevcut olduğunu kaydetmişlerdir.
95. Hükümet başvuru sahiplerinin 2577 sayılı yasanın gerektirdiği usulü kullanarak idari mahkemelerde çözüm bulmasının mümkün olabileceğini belirtmiştir (bakınız 75-78 numaralı paragraflar). Hükümet bu bağlamda başvuru sahiplerinin köylerine dönme taleplerinin yerel yetkililerce reddedilmesini takiben yetkili idari mahkemelere başvurabileceğini ve yerel yetkililerin kararlarının idari mahkemelerce geçersiz kılınmasını talep edebileceğini vurgulamıştır. Ayrıca başvuru sahiplerinin idari mahkemede zararlarının tazmin edilmesini de talep edebileceği söylenmiştir. Hükümet, mevcut davada başvuru sahiplerinin Boydaş Köyü'ndeki mallarını yeniden kullanma talebinin olağanüstü hal bölge valisi tarafından değil yerel yetkililer yani Hozat kaymakamı ve Tunceli valisi tarafından reddedildiğinin altını çizmiştir. Daha önce karara bağlanmış pek çok davaya atıfta bulunan yapan Hükümet, bölgede güvenlik sorunu olduğu gerekçesiyle mallarını kullanamayan davacıların bulunduğu benzer davaları idari mahkemelerin tazminat kararı ile sonuçlandırdığını göstermiştir (bakınız 49 ve 50 numaralı paragraflar). Bu davalarda idare mahkemeleri, hasar veren faaliyet ile ortaya çıkan hasar arasında sebep sonuç ilişkisi kurulmasını gerektirmeyen "sosyal tehlike" doktrinine atıfta bulunmuş, terörizm yüzünden ortaya çıkan hasarın" adalet" ve "sosyal devlet" ilkelerine uygun olarak tüm toplum tarafından paylaşılması gerektiği kanaatine varmıştır.
96. Ayrıca Hükümet başvuru sahiplerinin eğer varsa mahkemede şikayette bulunduğu uygulamaların Türk ceza kanunu uyarınca cezalandırılması gerektiğini de belirtmiştir (bakınız 71-74 numaralı paragraflar). Bu bağlamda başvuru sahiplerinin ceza usulü kanununun 151, 152 ve 153. Maddeleri uyarınca başsavcılık makamına suç duyurusunda bulunmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir.
97. Hükümet alternatif olarak başvuru sahiplerinin zararlarının tayini ve yasa dışı uygulamalar nedeniyle uğradıkları hasarın telafi edilmesi için sulh hukuk mahkemesine de vatandaşlık konularında medeni uygulamalar için başvurabileceklerini ifade etmiştir.
98. Başvuru sahipleri ise hükümetin istinat ettiği idari ve medeni hukuk ve ceza hukuku çözümlerinin etkili olmadığını ve aşağıdaki nedenlerden ötürü sonuç vermediğini iddia etmiştir.
99. Başvuru sahipleri ilk olarak idari kararı etkisiz kılacak ve devletten tazminat talep edecek uygulamaların olağanüstü halin geçerli olduğu durumlarda etkili olmadığını öne sürmüştür. Şahıslar bu bağlamda 285 sayılı yasama kararnamesinin 7. Maddesinin idari mahkemelere, 285 sayılı kararname uyarınca yapılan uygulamaları geçersiz kılacak başvurularda bulunmayı engellediğini ifade etmişlerdir (bakınız par.84). Bundan dolayı olağanüstü hal bölge makamlarının köylere girişi kısıtlama kararını feshedecek herhangi bir kasti girişimin sonuç vermesi mümkün olmamıştır. Ayrıca güvenlik güçlerinin sorumluluğu temelinde hiçbir idari dava açılmaması veya idari başvuru yapılmaması da hiçbir sonuç vermemiştir.
100. Bunun yanı sıra başvuru sahipleri güvenlik güçlerine karşı ceza hukukunun uygulanmadığını ve davalarında ceza kanununun kullanılmadığını belirtmiştir. Mahkemenin, Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye (karar tarihi 16 Eylül 1996, Reports of Judgements and Decisions 1996- IV, s. 1204/41) davasındaki bulgularına istinat eden başvuru sahipleri devlet görevlileri hakkında bir suç duyurusu yapıldığı takdirde devlet memurlarının yargılanması hususundaki kanunlarının uygulanabilir olduğunu iddia etmişlerdir. Bu usul bağımsız ve güvenilir olmadığından Türkiye'nin olağanüstü hal bölgesindeki güvenlik güçlerinin hesap verebilirliğini ortadan kaldırmıştır. Başvuru sahipleri Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin kararına yani res DH (2002) 98 istinaden kendilerinin yetkililere başvuruda bulundukları tarihlerde bölgedeki hukuki durumun hala değişmemiş olduğunu iddia etmiştir (bakınız 36 numaralı paragraf).
101. Başvuru sahipleri medeni hukuk çözümleri konusunda bir suç işlendiği ceza mahkemesince kabul edilmediği takdirde zararın telafisi için devlete karşı açılmış bir davanın sonuç vermesinin mümkün olmadığını belirtmişlerdir. Bu tür bir ceza kararı, önceden davacı tarafından bir soruşturma yürütülmüş olduğunu kabul eder. Hâlbuki söz konusu aleyhtar girişimler konusunda hiçbir soruşturma veya takibat yapılmamıştır. Başvuru sahipleri ayrıca şikayetin yapıldığı zamanda bölgede güvenlik olmadığından dolayı yürütmeden sorulu yetkililerin malların yakılması ve köylerin tahliye edilmesi iddiaları üzerinde hiçbir soruşturma veya takibat yapamadıklarını da ifade etmiştir (bakınız 30 numaralı paragraf). Yukarıda anlatılanlar ışığında başvuru sahipleri mahkemenin, hükümetin başvuru sahiplerinin iç hukuk çözüm yollarından yeterince istifade etmediği iddiasını kabul etmemesini talep etmiştir.
102. Mahkeme, Sözleşme'nin 35/1 maddesinde atıfta bulunulan iç hukuk çözümlerinden sonuna kadar istifade edilmesi kuralının, başvuru sahiplerinin ilk olarak ulusal hukuk sisteminin sunduğu çözüm yollarına başvurmasını gerekli kıldığını dolayısıyla devletlerin hukuki sorunlarını kendi hukuk sistemleri ile çözme olanağı aramadan önce Avrupa Mahkemesi'nde yargılanmasını engellediğini tekrar etmiştir. Kural, ihlal iddialarına iç hukuk sisteminin etkin bir çözüm sağlayabildiği varsayımına dayalıdır. Bunun kanıtlanması, mahkemeyi başvuru sahiplerinin şikayette bulunduğu tarihte etkili bir çözümün hem teorik hem pratik açıdan mümkün olduğuna yani hukuki çözüm yollarına ulaşılabildiğine, başvuru sahiplerinin şikayetlerine makul bir hukuki çözüm bulmalarının mümkün olduğuna ikna etmeye çalışan Hükümet'in sorumluluğudur. Ancak Hükümet bu sorumluluğu yerine getirmişse başvuru sahipleri, Hükümet'in sunduğu çözümün davanın kendi şartları göz önüne alındığında gerçekten yetersiz ve etkisiz kaldığını veya başvuru sahibini kanunun sağladığı hükümlerden istifade etmekten men eden özel koşullar bulunduğunu kanıtlamak zorundadır (bakınız Akdıvar ve Diğerleri § § 65-69, Menteş ve Diğerleri v. Türkiye, karar tarihi 28 Kasım 1997, Reports 1997-VIII, s. 2760/ 57).
103. Mahkeme, Türk hukukunun devletin kendisinin veya devlet görevlilerinin yasa dışı edimlerine karşı uygulanabilecek idari ve medeni hukuk ve ceza hukuku çözümleri sunduğunu kaydetmiştir.
104. Ancak 2577 sayılı yasaya göre işleyen idari mahkemelerdeki herhangi bir uygulama hususunda AİHM, Türk hukukunun söz konusu tarihte olağanüstü hal bölge valisi tarafından alınan karar veya önlemi geçersiz kılacak bir çözüm sağlayamadığını gözlemlemiştir (bakınız 81- 86 numaralı paragraflar, Çetin ve Diğerleri v. Türkiye, no 40153/ 98 ve 40160/ 98, § 38, 13 Şubat 2003). Ayrıca mahkeme mevcut davada şikayette bulunulan olumsuz kısıtlamaların hangi makam tarafından (Hozat kaymakamlığı veya Tunceli Valiliğine bağlı olağanüstü hal idaresi) konulduğunun önemli olmadığını belirtmiştir. Bu bağlamda mahkeme olağanüstü hal koşullarında dönemin olağanüstü hal bölge valisinin yukarıda adı geçen yetkililerin üzerinde olduğunu, bu yetkililerin kendilerine verilen erkleri ifa ettiğini ve olağanüstü hal bölge valisi tarafından alınan kararları uyguladığını vurgulamıştır (bakınız 80 numaralı paragraf). Tüm bunları göz önüne alarak mahkeme, söz konusu tarihte olağanüstü yetkilerini ifa eden yerel makamlardan olumsuz yanıt alan başvuru sahiplerinin idari mahkemelerde tatmin edici bir sonuç alamayacaklarını düşünmelerinin kabul edilebilir olduğuna kanaat getirmiştir (bakınız mutatis mutandis, Selçuk ve Asker v. Türkiye, karar tarihi 24 Nisan 1998, Reports 1998-II, s. 908, § 70). Başvuru sahiplerinin yerlerinden çıkarılmasını takiben içine düştükleri güvensizlik ve baş kaldırma halinin durumla kısmen bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.
105. Ayrıca mahkeme Hükümet'in, davacıların olağanüstü hal bölgesinde güvensizlik nedeniyle mağdur durumda kaldıkları ve mallarını kullanamadıkları için açtıkları davada idari mahkemelerin tazminat kararı vermesine ilişkin davalara atıfta bulunmuştur. (bakınız 49 ve 50 numaralı paragraflar). Şüphesiz bu kararlar, bölgedeki güvensizlik veya terör faaliyetleri nedeniyle mağdur kalan insanların mahkemelerde tazminat alabilme imkanının olduğunu göstermektedir. Ancak Mahkemenin benzer davalarda kanaat getirdiği gibi, olağanüstü hal bölgesindeki köy yıkımı veya tahliyesinin vardığı boyutlara rağmen köylülerin evlerinden zorla çıkarıldığı ve mallarının güvenlik güçleri tarafından kasten tahrip edildiği iddialarının veya bu tür iddialar sonucunda güvenlik güçlerine karşı açılan davaların tazminat kararıyla sonuçlandığına rastlanmamaktadır (bakınız mutatis mutandis, Selçuk ve Asker, § 68 ve Gündem v. Türkiye, karar tarihi 25 Mayıs 1998, Reports 1998-III, s 1131, § 60). Bundan dolayı mahkeme Hükümet'in istinat ettiği davalarda idari mahkemelerin sosyal tehlike doktrini temelinde tazminat kararı verdiğini, durumun suçun kanıtlanmasından bağımsız olduğunu gözlemlemiştir. Bu sebepten Türk hukukuna göre bir idari hukuk uygulaması özellikle devlet görevlilerinin yasa dışı uygulamaları için devletin sahip olduğu kati sorunluluk temelinde oluşturulmuş bir çözümdür. Bu durumun tayini, bu türden bir uygulamanın ön koşulu değildir.
106. Ancak mahkeme için, kişi evinden devlet sorumluluğunda zorla çıkarıldığı ve malının tahrip edildiği yönünde makul bir savunma yaptığı zaman "etkin çözüm" kavramı Sözleşme'nin 13. Maddesindeki anlamı ile gerekli görülen durumda tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını ve başvuru sahiplerinin tahkikat usulüne ulaşmasını sağlayacak kapsamlı ve etkin bir takibat gerektirir (bakınız Menteş ve Diğerleri v. Türkiye, s 2715, § 89). Aksi takdirde eğer devletin kati sorunluluğu temeline dayalı bir uygulama 1 No.lu Protokol'ün 1. Maddesi veya Sözleşme'nin 8. maddesi uyarınca yapılan şikayetlere göre olabildiğince istifade edilmesi gereken bir yasal faaliyet olarak görülüyorsa devletin bu tür ciddi ihlallerin suçlularını takip etme zorunluluğu ortadan kalkabilir.
107. Devlet görevlilerince yapılmış yasa dışı veya hukuksuz faaliyetlerden dolayı ortaya çıkan hasarın telafisi için başvurulabilecek bir medeni hukuk uygulamasına ilişkin olarak mahkeme, davacının haksız muamele ile gördüğü zarar arasında bir neden sonuç ilişkisi kurmak aynı zamanda haksız muamelenin faili olduğu düşünülen kişiyi belirlemek zorunda olduğunu ifade etmiştir (bakınız Yasa v. Türkiye, karar tarihi 2 Eylül 1998, Reports 1998-VI sayfa 2431, § 73). Ancak bu davada başvuru sahiplerinin köylerinden zorla çıkarılmasının sorumluları tespit edilememiştir.
108. Bu nedenle mahkeme idari veya sivil mahkemelerde bulunan bir çözümün etkin ve yeterli kabul edilebileceği görüşünde değildir; çünkü köylerin güvenlik güçleri mensuplarınca zorla tahliye edildiği iddialarına ilişkin takibatlar süresince konu hakkında kesin belirlemeler yapılmasının mümkün olmadığına karar vermiştir.
Ayrıca mevcut davada başvuru sahiplerinin şikayetleri yetkililerin neden olduğu hasarın telafi edilememesi ile değil yerlerinden zorla çıkarılmaları ve Boydaş Köyü'ndeki evlerine dönmelerine müsaade edilmemesiyle ilgilidir.
109. Sonuç olarak mahkeme başsavcılığa yapılan bir şikayetin başvuru sahiplerinin iddia ettiği bu türden ihlalleri prensipte giderebileceği kanaatine varmıştır. Ancak güvenlik güçlerince bir adli suç yapıldığına dair başvuruda bulunulan bir savcının adli yargıyı reddedip dosyayı idari konseye sevk etmesi gereklidir ( bakınız 86 numaralı paragraf). Bu nedenle mahkeme birçok davada bu birimce yürütülen soruşturmanın bağımsız kabul edilemeyeceğini yineler; çünkü söz konusu birim hiyerarşik olarak valiye bağlı devlet memurlarından oluşmuştur, ifa memuru tahkikat altındaki güvenlik güçlerine bağlıdır( bakınız İpek v. Türkiye, no 25760/ 94, § 207, 17 Şubat 2004; Yöyler v. Türkiye, no 26973/ 95, § 93, 24 Temmuz 2003; Güleç v. Türkiye, no 21593/93 , § 80, Reports 1998-IV ). Mahkeme bu bağlamda başvuru sahiplerinin köylerinin güvenlik güçleri tarafından zorla tahliye edilmesinden dolayı çeşitli idari makamlara dilekçe ile başvurduklarına dikkat çekmiştir (bakınız 15 ve 29 numaralı paragraflar). Bu yargılama yöntemleri başvuru sahiplerinin iddiaları konusunda herhangi bir suç tahkikatı veya inceleme başlatmamıştır. Bundan dolayı Mahkeme başvuru sahiplerinin farklı bir sonuç alamayacaklarını bildikleri için başsavcılık makamına suç duyurusunda bulunarak yeni bir somut talepte bulunmasının gerekmediği kanaatine varmıştır.
109. Bu koşullar altında mahkeme, Hükümet'in başvuru sahiplerinin Sözleşme'ye dayanarak yaptıkları şikayetleri giderecek ve sonuç verecek bir çözüme ulaşmalarının mümkün olduğunu kanıtlama sorumluluğundan feragat etmediği kanaatindedir. Mahkeme, Hükümet'in iç hukuktan yeterince istifade edilmediği itirazlarını kabul etmemiştir.
3. Altı ay kuralının ihlali iddiası
110. Hükümet, iddia edilen vakanın 1994 yılında meydana geldiği ancak başvuru sahipleri yetkili makamlara 2001 yılında başvurduğu için başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 35/1 maddesinin ön gördüğü altı ay kuralına ters düştüğünü iddia etmiştir. Bu bağlamda iddia edilen olayların sürekli bir tezahür göstermediği iddia edilmiştir. Hükümete göre başvuru sahiplerinin ulusal makamlara başvurmasının ve yukarıda adı geçen hukuki çözüm yollarını takip etmemesinin nedeni yararlanamadıkları altı aylık süreyi yenilemek istemeleridir.
111. Başvuru sahipleri Hükümet'in iddialarına karşı çıkmış, mevcut davalarda şikayet edilen uygulamalar sürekli bir hal aldığı için altı ay kuralını ihlal etmediklerini iddia etmişlerdir. Şahıslar yetkili makamlara iyi niyetle birçok başvuruda bulunduklarını ve sözleşme mağduriyetlerini telafi etmeleri için makamlardan talepte bulunduklarını ifade etmişlerdir. Ayrıca başvuru sahipleri uzun süre beklemelerine rağmen yetkili makamlardan yeterli ve etkin bir çözüm gelmediği için Avrupa mahkemesine başvuruda bulunduklarını belirtmişlerdir.
113. Mahkeme hiçbir çözüme ulaşılmayan veya çözümlerin etkisiz olduğuna karar verilen durumlarda altı ay sınırının prensipte şikayet edilen uygulama tarihinden itibaren başladığını tekrar etmiştir. Ancak başvuru sahibinin ilk olarak iç hukuktan yararlandığı, çözümü etkisiz kılan şartlardan ileri aşamada haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği istisnai davalar özel kanaat gerektirmektedir. Bu durumda altı aylık süre başvuru sahiplerinin bu şartlardan haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği tarihten itibaren hesaplanabilir(bkz. Hazar ve Diğerleri v.Türkiye, Karar no 62566/ 00)
114. Mahkeme başvuru sahiplerinin 29 Kasım 1994- 15 Ağustos 2001 tarihleri arasında Başbakanlık, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, Tunceli Valiliği ve Hozat Kaymakamlığına başvuruda bulunduğunu kaydetmiştir. Başvuru sahiplerinin başvurularını, sözleşme uyarınca kendilerinin zorla yerlerinden çıkarıldıkları iddiası üzerinde etkin bir soruşturma başlatılmayacağından ve şikayetleri bağlamında çözüm bulunamayacağından şüphelenmeye başladıktan sonra 3 Aralık 2001 tarihinde yaptıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca mahkeme başvuru sahiplerine Boydaş Köyü'ndeki evlerine dönmeleri için hiçbir engel olmadığının ancak 22 Temmuz 2003 tarihinde bildirildiğinin altını çizmiştir (bakınız 37 numaralı paragraf). Bu koşullarda mahkeme Sözleşmenin 35/1 maddesi bağlamında altı ay sınırının en erken 22 Temmuz 2003 tarihinde başladığını sonuç olarak başvuruların da bu tarihten önce, 3 Aralık 2001, yapıldığına ikna olmuştur.
Yukarıdaki maddeler ışığında mahkeme Hükümet'in başvuru sahiplerinin altı ay kuralına uymadıkları iddiasını kabul etmemiştir.
B. Diğer kabul edilebilirlik kriterlerine uygunluk
1. Başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 8 ve 13. Maddeleri ve 1 No.lu Protokol'ün 1. Maddesi uyarınca yaptığı şikayetler
115. Başvuru sahipleri köylerinden zorla çıkarıldıkları ve geri dönüşlerine engel olunduğu için Sözleşme'nin 8. Maddesinin getirdiği aile hayatı ve yuvaya saygı hakkının çiğnendiğini iddia etmiştir. Şahıslar 1 No.lu Protokol'ün 1. Maddesi uyarınca sahip oldukları malları kullanma hakkını yetkililer sakinlerin köylerine dönüşünü engellediği için kaybettiklerini belirtmiştir. Ayrıca sözleşmenin 13. Maddesi uyarınca birçok sözleşme mağduriyetlerine etkin çözüm getirilmediğinden şikayet etmişlerdir.
116. Hükümet başvuru sahiplerinin güvenlik güçleri tarafından köylerinden zorla çıkarıldıkları iddialarını reddetmiştir. Mahkemeye göre başvuru sahipleri köylerini bölgedeki terör olaylarından dolayı terk etmek zorunda kalmıştır. Hükümet, yetkililer başvuru sahiplerinin köylerine dönüşüne izin vermediği için ortaya çıkan mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla gerekli önlemler aldığını iddia etmiştir.
117. Mahkeme tarafların sunduğu belgeler ışığında bu şikayetlerin Sözleşme uyarınca karmaşık hukuki durumlar ve gerçekler ortaya çıkardığı, bu durumların belirlenmesinin istihkaklarına bağlı olması gerektiği kanaatindedir. Bundan dolayı mahkeme bu şikayetlerin Sözleşme'nin 35/ 3 maddesinde kast edilen anlam kapsamında kasıtlı olarak yanlış veya kötü niyetli olmadığı sonucuna varmıştır. Şikayetlerin kabul edilemez olduğunu gösteren başka hiçbir gerekçe sunulmamıştır.
2. Başvuru sahiplerinin Sözleşmenin 1. Maddesi uyarınca yaptığı şikayetler
118. Başvuru sahipleri Sözleşme'nin 1. Maddesi uyarınca davalı olan Hükümet'in sözleşme ve protokollerle belirlenen yargı hakkı ve özgürlüklerini güvence altına alamadığını iddia etmiştir.
119. Hükümet bu hususta yorum yapmamıştır.
120. Mahkeme, 1.maddenin oldukça genel bir zorunluluk içerdiğini yinelemiştir; 1. Madde diğer maddelerle bağlantılı olarak aynı zamanda ihlal edilse dahi bunun kendi başına bir ihlal konusu olabileceğini gösteren bir hüküm olarak benimsenmemesi gerektiğini belirtmiştir (bakınız Danini v. İtalya, no.22998/93, 14 Ekim 1996 tarihli komisyon kararı, Decisions and Reports (DR) 87-B, s 24). Bu nedenle Mahkeme, her başvurunun bu yönünü ayrı ayrı incelemeyi gerekli görmemiştir.
3. Başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 6. Maddesi uyarınca yaptığı başvurular
121. Sözleşme'nin 6. Maddesi uyarınca başvuru sahipleri idari makamların kararlarına ters düşülmemesi için mahkemeye başvurmalarının engellendiğini iddia etmiştir.
122. Hükümet başvuru sahiplerinin bu başlık altında sunduğu iddiaları reddederek başvuru sahiplerinin idari hukukun sunduğu çözümlerden kendilerinin yararlanamadığını iddia etmiştir.
123. Mahkeme başvuru sahiplerinin yukarıda verilen nedenlerden dolayı idari mahkemelerde dava açmadığını kaydetmiştir (bakınız 104-106 nolu paragraflar). Ancak mahkeme başvuru sahiplerinin bu başlık altında sunduğu iddiaların, köylerin güvenlik güçlerince zorla tahliye edilmesi ve mallarını kullanmalarının engellenmesi olaylarının yeterince soruşturulamamasından kaynaklandığı görüşündedir. Bu nedenle mahkeme bu şikayeti 13. Maddeye dayanarak inceleyecektir. 13. Madde Sözleşme'nin ihlal edildiği durumlarda devletlere daha genel bir çözüm bulma zorunluluğu getirir (bakınız Selçuk ve Asker ile Yöyler, § 92 ve § 73).
4. Başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 7. Maddesi uyarınca yaptıkları şikayetler
124. Başvuru sahipleri yetkililerce köylerine dönüşlerine ve mallarını kullanmalarına müsaade edilmemesinin Sözleşme'nin 7. Maddesinin ihlaline yol açtığını ifade etmiştir.
125. Hükümet bu başlık altında yapılan iddialara yanıt vermemiştir.
126. Mahkeme, Sözleşme'nin 7/1 maddesinin yalnız hukukun bir suçu tanımlama, cezalandırma ve ceza hukukunun geriye dönük başvurularını yasaklama ilkesini belirginleştirdiğini vurgulamıştır (bakınız Kokkinakis v. Yunanistan, karar tarihi 25 Mayıs 1993, Series A No 260, s 22, § 52). Mahkeme başvuru sahiplerinin evlerinden zorla çıkarıldıkları ve geri dönüşlerinin engellendiği iddiasının Sözleşme'nin 6/1 maddesinde kastedilen anlam kapsamında kendileri aleyhinde bir ceza ithamı olmadığı kanaatine varmıştır. Mevcut davada şikayet edilen olaylar ve önlemlerin 7. Maddeye uymayan bir ağır suç olmadığı iddiasını onamıştır.
127. Bu nedenle başvurunun bu bölümü 35/3 maddede kastedilen anlam kapsamında Sözleşme'nin gereklilikleri ile yetkisizlik gerekçesinden dolayı uyumsuzdur ve 35/4 madde uyarınca reddedilmesi gereklidir.
5 Başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 14. Maddesi uyarınca yaptığı şikayetler
128. Sözleşme'nin 6, 8 ve 13. Maddeleri ve 1 No.lu Protokol'ün 1. Maddesi ile bağlantılı olarak 14. Madde uyarınca başvuru sahipleri doğum yerleri nedeniyle ayrıma maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir.
129. Hükümet bağımsız şikayetlerin dayanaksız olduğunu iddia etmiş, bu konuları incelememiştir.
130. Mahkeme sunulan kanıtlar ışığında başvuru sahiplerinin şikayetlerini incelemiş ancak bu iddiaların kanıtlanmadığı kanaatine varmıştır. Şikayetlerin kasıtlı olarak kötü niyetle yapıldığını ve Sözleşme'nin 35/1 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğini onamıştır.
6. Başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 17. Maddesi uyarınca yaptığı şikayetler
131. Sözleşme'nin 17. Maddesi uyarınca başvuru sahipleri davalı durumda olan devletin Sözleşme'yi ihlal ederek özellikle olağanüstü hal bölgesinde vatandaşlara kısıtlama /engelleme getirdiğini iddia etmiştir.
132. Hükümet bu şikayetler hususunda yorum yapmamıştır.
133. Mahkeme başvuru sahiplerinin şikayetlerini bu hükümler temelinde yapmadığını ifade etmiştir. Şikayetin kasıtlı olarak kötü niyetle yapıldığı ve Sözleşme'nin 35/3 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği iddiasını onamıştır.
II. 1 NO.LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
134. Başvuru sahipleri güvenlik güçleri mensuplarınca köylerinden zorla çıkarılmalarının, geri dönüşlerine ve mallarını kullanmalarına yetkililerce izin verilmemesinin 1 No.lu Protokol'ün 1. Maddesinin ihlaline yol açtığını iddia etmiştir. Söz konusu maddeye göre:
" Yasalara uyan her insan sahip olduğu malı kullanma hakkına sahiptir. Hiç kimse sahip olduğu maldan kamu yararının gerektirdiği durumlar hariç mahrum bırakılamaz ve hukukun ve uluslararası genel hukuk ilkelerinin getirdiği koşullara tabi olamaz. Ancak yukarıdaki hüküm devletin genel fayda ilkesi, vergilendirme veya diğer katkı ya da cezaların infazının garanti altına alınması ile bağlantılı olarak malların kontrolünü gerekli gördüğü durumlarda bu tür yasaları uygulama hakkını hiçbir şekilde ortadan kaldırmaz."
A. Mal sahipliği olup olmadığı
135. Hükümet başvuru sahipleri Abdullah Doğan, Cemal Doğan, Ali Murat Doğan, Hıdır Balık, İhsan Balık, Kazım Balık, Mehmet Doğan, Hüseyin Doğan ve Ali Rıza Doğan'ın Boydaş Köyü'nde kendilerine ait malları olduğunu kanıtlayan tapu senetlerini sunamadıkları için 1Nolu Protokol'ün 1. Maddesinde kastedilen anlam kapsamında mal sahibi olmadığını iddia etmiştir. Sonuç olarak dokuz başvuru sahibi kanıtlanmamış bir mülkiyet hakkının ihlalinin mağduru olarak kabul edilmemiştir.
136. Hükümet 1 Numaralı Protokol'ün 1. Maddesinde kastedilen anlam dahilinde bir mülkiyet hakkı ihlali olması için başvuru sahibinin söz konusu mülkün sahibi olduğuna dair tapuyu sunması gerektiğini ifade etmiştir. Hükümet, mahkemenin konu hakkında yaptığı hukuki işleme istinaden mülkiyet haklarının tanımlanması ve belirlenmesinin ulusal hukuk sistemini ilgilendiren konular olduğunu ve başvuru sahibinin iç hukuk uyarınca hak sahibi olduğunu ve hakkını kullanma özgürlüğü olduğunu göstermek zorundadır. Bu bağlamda Hükümet Türk hukuku uyarınca taşınmaz mallarla ve mal sahipliğinin kanıtıyla ilgili tüm işlemlerin tapu kadastro kayıtlarına dayandırılması zorunluluğunu vurgulamıştır. Tarla gibi taşınmaz malların tapu kaydının olamadığı vakalarda mal sahipliği Medeni Kanun'un ön gördüğü hükümlere göre kanıtlanmıştır. Ayrıca hiçbir arazi incelemesinin yapılmadığı durumlarda da mal sahipliğinin kanıtlanması için hakim kararı gerekli olmuştur. Son olarak Hükümet, Boydaş Köy muhtarının ifadelerinin (bakınız 23, 24 par.) büyük veya küçük baş hayvan gibi taşınır mal sahipliği veya tarla sahipliğiyle ilgili bir davada ulusal bir hakim tarafından kanıt olarak kabul edilmediği sürece bu türden bir kanıt niteliği taşımadığını vurgulamıştır.
137. Başvuru sahipleri Hükümet'in iddialarına karşı çıkarak mahkemenin içtihat hukukuna göre "mal sahipliği" kavramının maddi değeri olan taşınır ve taşınmaz mal formunun yanı sıra fiziksel olarak mevcut bulunmayan "haklar" ve "çıkarlar" ı ve şahısların mal varlığına dahil olan mali ve ekonomik kaynakların her formunu kapsadığını belirtmiştir. Başvuru sahipleri yaşadıkları kırsal bölgede ataerkil aile sisteminin hala geçerli olduğunu, yetişkinlerin evlendirildiğini ve babalarına ait arazi üzerine ev inşa ederek var olan toplumsal sistemin doğal bir gereği olarak babalarına ait malları kullandıklarını iddia etmiştir. Bu bağlamda başvuru sahipleri "mülkiyet hakları"nın yalnız bir kişi üzerine tapulu malları kapsayan haklar olarak değil tüm köylülerin ortak olarak kullandıkları tüm ekonomik kaynakları içermesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca başvuru sahipleri babalarına ait malları kullanmalarına rağmen her birinin müstakil ailelerinin ve ekonomik faaliyetlerinin olduğunu da vurgulamıştır. Medeni Usul Kanunu'nun hükümlerine dayanarak başvuru sahipleri Boydaş Köyü muhtarının ifadelerinin (bakınız 23 ve 24 par.) geleneklere göre başvuru sahiplerinin babalarına ait tapulu ve tapusuz malları kullanageldiğinin ve hayatlarını hayvancılık ve ormancılıkla kazandıklarının kanıtlanması için dikkate alınmasını talep etmiştir.
138. Mahkeme 1 Numaralı Protokol'ün 1. Maddesinin esas olarak mülkiyet hakkını güvence altına aldığını yinelemiştir (bakınız Marckx v. Belçika, karar tarihi 13 Haziran 1979, Series A no 31,s 27-28, § 63) Ancak 1. Maddede "mal(lar)" kavramı özerk bir anlama sahip olup yalnız fiziksel malların iyeliği ile kısıtlı değildir: kişiye ait varlıkları oluşturan diğer belli hak ve çıkarlar da "mülkiyet hakkı" olarak ve dolayısıyla bu hükmün ön gördüğü amaçlara istinat eden "mal(lar)" olarak algılanmalıdır (bakınız Gasus Dosier ve Fördertechnik GmbH v. Hollanda, karar tarihi 23 Şubat 1995, series A no 306-B, s 46. § 53, ve Matos e Silva, Lda. ve Diğerleri v. Portekiz, karar tarihi 16 Eylül 1996, Reports 1996- IV, s 1111, § 75).
139. Mahkeme başvuru sahiplerinin tapu senetleri olmadığı takdirde iç hukuk uyarınca mülkiyet hakkına sahip olup olmadığına karar vermeye gerek görmemiştir. Bu başlık altında ortaya çıkan sorun, başvuru sahiplerince yürütülen tüm ekonomik faaliyetlerin 1 numaralı protokolün 1. Maddesi tarafından güvence altına alınan "mal(lar)"ı oluşturup oluşturmadığı sorunudur. Bu bağlamda mahkeme başvuru sahiplerinin 1994 yılına kadar Boydaş Köyü'nde yaşamış olduğunun kesin olduğuna karar vermiştir. Kendi adlarına tapulu malları olmamasına rağmen başvuru sahipleri ya babalarına ait arazilere kendi evlerini inşa etmiş ya da babalarına ait evlerde oturup yine onlara ait tarlaları ekip biçmişlerdir. Bunun yanı sıra mahkeme başvuru sahiplerinin köydeki çayır, mera ve orman alanları gibi ortak kullanım alanları üzerinde hak iddia etmediklerine ve geçimlerini hayvancılık ve ormancılıkla sağladıklarına dikkat çekmiştir. Buna göre mahkeme, başvuru sahiplerinin yararlandığı tüm bu ekonomik kaynakların ve gelirlerin 1. Maddeye istinaden "mal(lar)" olarak nitelendirilebileceği kanaatindedir.
B. Müdahale Olup Olmadığı Kararı
140. Başvuru sahipleri mallarını serbestçe kullanma haklarına kesinlikle müdahalede bulunulduğunu iddia etmiştir. Köylerinden ve tarlalarından güvenlik güçleri tarafından zorla çıkarılmış, köylerine dönüşlerine yetkililer tarafından engel olunmuştur. Köylerine dönmeleri sürekli reddedildiği için gelir kaynaklarından mahrum bırakılarak ülkenin başka yörelerinde kötü koşullar altında yaşamak zorunda bırakılmışlardır.
141. Hükümet başvuru sahiplerinin güvenlik güçleri tarafından köylerini tahliye etmeye zorlandıklarını reddetmiştir. Aksine başvuru sahiplerinin köylerini bölgedeki sorunlar ve PKK terör tehdidi yüzünden terk ettiğini iddia etmiştir. Ancak bölge halkının güvenliğini sağlamak amacıyla bazı yerleşim birimlerinin bölgedeki yetkililer tarafından boşaltıldığını kabul etmiştir. Ayrıca hükümet başvuru sahiplerinin köylerine dönmelerinin gerçekte hiçbir yararı olmadığını çünkü Boydaş Köyü'nün barınma koşullarından uzak olduğunu ve köylülerin geçimlerini sağlayabilecekleri ekonomik koşulların mevcut olmadığını ileri sürmüştür. Buna rağmen Hükümet İçişleri Bakanlığına bağlı Jandarma Genel Komutanlığının 22 Temmuz 2003 tarihli mektubuna istinaden başvuru sahiplerinin Boydaş Köyü'ne dönmesine hiçbir engel kalmadığını vurgulamıştır.
142. Mevcut davada mahkemenin başvuru sahiplerince şikayet edilen olayların gerçekleştiği zamanda Türkiye'nin olağanüstü hal bölgesinde var olan duruma yani PKK mensupları ile güvenlik güçleri arasında sürekli meydana gelen silahlı çatışmalara atıfta bulunması gereklidir. Mahkeme hem güvenlik güçleri hem PKK terör örgütünün faaliyetleri nedeniyle iki ateş arasında kalan çok sayıda insanın evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtmiştir (par. 56 ve 62). Ayrıca hükümetin kabul ettiği gibi yetkililer bölge halkının güvenliğini sağlamak için birçok yerleşim birimini tahliye etmiştir (par. 141). Birçok benzer davada mahkeme güvenlik güçlerinin başvuru sahiplerinin ev ve mallarını kasıtlı olarak tahrip ederek Türkiye'nin olağanüstü hal bölgesinde yaşayan köylüleri yaşadıkları yerlerden çıkmak ve geçim kaynaklarını terk etmek zorunda bıraktığını gözlemlemiştir (bakınız Akdıvar ve Diğerleri, Selçuk ve Asker, Menteş ve Diğerleri, Yöyler, İpek, yukarıdaki kararlar; Bilgin v. Türkiye, no 23819/94, 16 Kasım 2000, Dulaş v. Türkiye, no 25801/94, 30 Ocak 2001).
143. Mevcut davanın özel şartlarını dikkate alan mahkeme, başvuru sahiplerinin mal varlıkları konusunda yeterli kanıt sunamadıkları için ve iddia edilen olaylar bağımsız olarak soruşturulamadığı için başvuru sahiplerinin yerlerinden çıkarılma nedeninin tam olarak tayin edilmesinin mümkün olmadığını gözlemlemiştir. Bundan dolayı mevcut davanın amaçlarına istinaden Mahkemenin, başvuru sahiplerinin 1994 yılından bu yana mallarını kullanamadıkları yönünde yaptıkları şikayetlerin incelenmesini değerlendirmesi gerekmektedir. Bu bağlamda mahkeme başvuru sahiplerinin sürekli taleplerine rağmen yetkililerin Boydaş Köyü ve etrafındaki köylerde sürmekte olan terör olaylarına dayanarak 22 Temmuz 2003 tarihine kadar Boydaş Köyü'ne hiç kimsenin girmesine müsaade etmediğini kaydetmiştir (par. 15, 17 ve 18). Bu önlemler başvuru sahiplerinin aleyhine olmuştur; geçimlerini sağladıkları tüm kaynaklardan mahrum kalmışlardır. Bunun yanı sıra bu önlemler başvuru sahiplerinin altısının (6) iyeliğinin esasını etkilemiş; şahısların dokuz yıl on ay boyunca mallarını hiçbir şekilde kullanamamasına neden olmuştur. İtiraz edilen önlemler Ekim 1994 tarihinden itibaren başvuru sahiplerinin malları üzerine sahip oldukları hakları tartışılır hale getirilmiştir.
Sonuç olarak başvuru sahiplerinin Boydaş Köyü'ne girişine engel olunması mallarını kullanma haklarına müdahaledir (bkz. Lozidou v. Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Reports 1996-VI, sayfa 2216, § 63).
C. Müdahalenin Haklı Olup Olmadığı Kararı
144. Bu müdahalenin 1. Maddeye aykırı olup olmadığına karar verilmemiştir.
1. Uygulanabilir kural
145. Mahkeme 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin üç ayrı kuraldan oluştuğunu yinelemiştir. 1. Fıkranın ilk cümlesinde belirtilen ilk kural genel bir kural olup kişinin malını kullanma hakkına sahip olduğuna hükmeder. İlk fıkranın ikinci cümlesinde yer alan 2. Kural kişinin malından/ mallarından mahrum bırakılarak belli koşullara tabii kalması hususu üzerinde durur. 2. Fıkrada yer alan 3. Kural, sözleşme imzalayan devletlerin gerekli gördükleri takdirde bu yasaları uygulayarak genel çıkarlara göre malın kullanımını kontrol etme yetkisini tanır. Ancak kurallar birbirinden tamamen bağımsız değildir. 2. ve 3. kurallar kişilerin mallarını özgürce kullanma hakkına ilişkin vakalarla ilgili olup 1. kuralda belirtilen genel prensip ışığında yorumlanmalıdır (bkz. diğerleri ile birlikte, James ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 28 Şubat 1986 tarihli karar, Series A no 98, s. 29- 30, § 37, kısmen Sporrong ve Lönnroth v. İsveç, 23 Eylül 1982 tarihli karar Series A no 52, s 24i § 61 sayılı mahkeme kararının koşullarını yinelemektedir. Bkz. The Holy Monasteries v. Yunanistan, 9 Aralık 1994 tarihli karar, Series A no 301- A, s 31, § 56; Latridis v. Yunanistan (GC) , no 31107/96, § 55, AİHM 1999- II; Beyeler v. İtalya (GC) , no 33202/ 96, § 106, AİHM 2000-I).
146. Mahkeme, davaya uygulanabilecek kural konusunda tarafların yorum yapmadığını ifade etmiştir. Olaydaki önlemlerin başvuru sahiplerini 1. Maddenin ilk bendinin ikinci cümlesinde kastedilen anlama göre mallarından mahrum bırakmadığını çünkü başvuru sahiplerinin Boydaş Köyü'ndeki tarla ve arazilerin resmi sahibi olarak kaldığını ifade etmiştir. Önlemler bu tür bir amaç güdülmediği için de malların kullanımının kontrolü ile sonuçlanmamıştır. Bundan dolayı mahkeme başvuru sahiplerinin şikayet ettiği koşulların 1. Maddenin ilk fıkrasının ilk cümlesi uyarınca ele alınması gerektiğine kanaat getirmiştir. Çünkü başvuru sahiplerine zarar veren önlemler başvuru sahiplerinin mallarını kullanma haklarını kesinlikle kısıtlamıştır (bkz. Kıbrıs v. Türkiye (GC), no 25781/94, § 187, AİHM 2001- IV).
2. Müdahalenin haklı ve amaçlı olup olmadığı kararı
147. Başvuru sahipleri zarar gördükleri önlemlerin iç hukuka dayanarak alındığını yani olağanüstü hal bölge valisinin köylerin geçici veya sürekli olarak tahliye edilmesini emretme ve söz konusu zamanda yürürlükte olan 285 sayılı kararnamenin 4. Maddesi (h) ve 430 sayılı kararnamenin 1. Maddesi (b) uyarınca kısıtlama getirme yetkisi olduğunu iddia etmiştir (bakınız par 82). Ancak başvuru sahipleri olağanüstü hal bölge valisinin yukarıda belirtilen hükümlere dayanmak yerine yasa dışı yöntemler kullanarak bölgeyi boşalttığını iddia etmiştir. Başvuru sahipleri bu yasa dışı uygulamanın arkasındaki nedenin, tekrar yerleşimin ekonomik külfetinden kaçınmak ve yasa dışı uygulamalarından dolayı güvenlik güçlerinin dokunulmazlıklarını güvence altına almak amacıyla köylerin tahliye edilmesi suçunu PKK ve TİKKO (Türkiye İşçi ve Köylü Kurtuluş Ordusu) gibi yasa dışı örgütlere mal etmek olduğu kanaatindedir.
148. Hükümet başvuru sahiplerinin iddialarını reddetmiş; Boydaş Köyü'ne girişlerinin engellenmesinin bölgede güvenlik olmadığı için yöre halkının can güvenliğini garanti altına almayı amaçladığını öne sürmüştür. Hükümet şu kanaate varmıştır: Eğer başvuru sahipleri köylerinden iddia edildiği gibi güvenlik güçleri tarafından zorla çıkarıldıysa bu uygulama Sözleşme'nin 2. Maddesine göre devletin zorunluluğunu yerine getirmesi uyarınca yapılmış olmalıdır. Sözleşme'nin 2. Maddesi, 1 No.lu Protokol'ün 1. Maddesinin getirdiği yükümlülüklerin üstündedir.
149. Mahkeme müdahalenin hukuki olup olmadığına karar verilmemiş olmasına rağmen Hükümet'in bu bağlamda ve bu davanın amaçları kapsamında ihlal ettiği güvenlik önlemlerinin 1. Maddenin ikinci fıkrasında istinat edilen amaçlara uygunluk bakımından "genel çıkarlara" göre yasal kabul edilmesine yol açacağını belirtmiştir. Bu yüzden mahkeme müdahalenin hukuka uygun olup olmadığı konusunu tartışmaya açık bırakmıştır; çünkü mevcut davada asıl olan müdahalenin orantılılığı hususunda karar verilmesidir.
3. Müdahalenin orantılı olup olmadığı
150. Başvuru sahipleri yaşadıkları yerlerden çıkarılmaları ve tekrar dönüşlerine izin verilmemesi sonucunda taşındıkları yerlerde istihdam, barınma, sağlık ve temiz çevre olanaklarının kısıtlılığından dolayı olumsuz koşullar altında yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldıklarını iddia etmiştir. Yaşam koşullarını iyileştirecek ekonomik ve sosyal önlemler bulunmadığı için şikayet konusu olan müdahalenin güdülen amaçla orantılı olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığını iddia etmiştir.
151. Hükümet başvuru sahipleri dahil bölgede yerlerinden çıkarılan insanların sorunlarını çözmek amacı ile gerekli tüm önlemleri aldığını iddia etmiştir. "Köylere dönüş ve rehabilitasyon projesi" nin bölgedeki terörist faaliyetlerden dolayı köylerini terk etmek zorunda kalan insanların sorunlarına çözüm bulmak amacıyla yetkililer tarafından geliştirildiğini eklemiştir (bakınız par. 45-48). Söz konusu projenin amacı yerlerinden çıkarılmış vatandaşların kendi istekleri ile köylerine dönmelerini sağlamaktır. Bu nedenle projenin hayata geçirilmesi Parlamento tarafından sıkı kontrol altına alınmıştır (bakınız par 39-42). Ayrıca hükümet projenin başarılı olabilmesi için birçok uluslararası kuruluşun desteğini de almıştır (bakınız par 44). Bütçe kısıtlamalarına ve ekonomik zorluklara rağmen Hükümet bu proje kapsamında yaklaşık 60 milyon Euro harcamıştır. Bu paranın önemli bir kısmı bölgedeki alt yapının iyileştirilmesi için kullanılmıştır. Şu an itibari ile kaydedilen ilerleme, 94 bin kişinin Haziran 2000- Aralık 2003 tarihleri arasında eski yerleşim birimlerine döndüğü ve bu rakamın yaklaşık % 25'ini daha önce yerlerinden çıkarılan vatandaşların oluşturduğu göz önüne alınırsa olumlu ve cesaret vericidir.
152. Ayrıca Hükümet terör şiddetinin neden olduğu veya teröre karşı yetkililerin aldığı önlemlerin neden olduğu hasarın telafisi için hazırlanan mevzuat taslağına atıfta bulunmuştur. Bu yasa yürürlüğe girdiğinde yerlerinden çıkarılmış insanların terörle mücadele sürecinde görmüş oldukları hasarın telafisini talep edebileceğini açıklamıştır. Buna dayanarak Hükümet, yetkililerin aldığı önlemlerin güdülen amaçlarla orantılı olduğu sonucuna varmıştır.
153. Birinci fıkranın birinci cümlesinde ön görülen amaçlar doğrultusunda Hükümet'in, kamu çıkarlarının gerekliliği ile temel hakların korunması gerekliliği arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını tayin etmesi gerekmektedir (bkz. Sporrong ve Lönnroth, § 69). Mahkeme, mevcut davada şikayette bulunulan müdahalenin temelsiz olmadığı kanaatine varmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere silahlı çatışmalar, genel olarak şiddet ve insan hakları ihlalleri, özellikle PKK direnişi kapsamında yetkilileri olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak amacıyla olağanüstü önlemler almak zorunda bırakmıştır. Bu önlemler arasında Boydaş Köyü dahil birçok köye girişin engellenmesi ve güvenlik gerekçesi ile bazı köylerin tahliye edilmesi uygulamaları bulunmaktadır. Ancak mahkeme davanın kendi şartları içerisinde Boydaş Köyü'ne girişin engellenmesinin başvuru sahiplerini yaklaşık on yıl boyunca mallarını kullanma hakkından mahrum bırakan zararlı sonuçlara neden olduğunu gözlemlemiştir. Bu süre zarfında başvuru sahipleri ülkenin başka yörelerinde yetersiz ısınma, temizlik ve alt yapı imkanları olan evlerde aşırı sefalet içinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmıştır (bakınız par 14, 57, 63). Başvuru sahiplerinin içinde bulundukları olumsuz koşullar, mallarını kullanma hakkından mahrum bırakılmalarına rağmen tazminat alamadıkları için ortaya çıkan maddi sorunlarla ve işsizliğin ve barınma koşullarının "korkunç" boyutlarda olduğu büyük şehir ve ilçelerde iş ve barınak ihtiyacı içinde olmaları ile daha da olumsuz hale gelmiştir (bakınız par 63).
154. Mahkeme yerlerinden çıkarılan insanların genel olarak durumunun iyileştirilmesi çabaları takdir ederken mevcut davanın amaçları doğrultusunda bu çabaları yetersiz ve etkisiz bulmuştur. Bu bağlamda mahkeme hükümetin atıfta bulunduğu köylere ve rehabilitasyon projesinin hükümet tarafından başvuru sahiplerinin köylerine dönüşünü kolaylaştıracak pratik uygulamalara dönüştürülmediğinin altını çizmiştir. 29 Aralık 2003 tarihinde yapılan görsel kayıtlarına göre Boydaş Köyü'nün alt yapıdan yoksun yıkık bir yer olduğu gözlemlenmiştir (bakınız par 38). Yetkililerin Boydaş Köyü'ne dönüşü kolaylaştıramamalarının yanı sıra başvuru sahiplerine de alternatif barınma ve iş olanakları sağlanmamıştır. Ayrıca başvuru sahiplerinden Kazım Balık ve Müslüm Yılmaz'a Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu'ndan verilen, mahkemenin geçim sağlamak için yetersiz olduğuna karar verdiği, meblağdan ayrı olarak başvuru sahiplerine yeterli yaşam standardı sağlayacak veya geri dönüş sürecini sürdürülebilir hale getirecek bir meblağda yardım sağlanmamıştır. Ancak mahkemeye göre yetkili makamlar başvuru sahiplerinin kendi istekleri doğrultusunda güvenli ve onurlu şekilde kendi evlerine dönmelerini veya kendi istekleri ile ülkenin başka yörelerine yerleşmelerini sağlayacak araçları ve koşulları oluşturmakla sorumludur (bakınız United Nations Guiding Principles 18 ve 28. İlkeleri, E/CN.4/1998/53/Add.2, 11 Şubat 1998). Bunun yanı sıra terörizm veya terörizme karşı alınan önlemlerin neden olduğu hasarın telafisi için hazırlanan mevzuat taslağına ilişkin olarak mahkeme bu yasanın henüz yürürlükte olmadığını dolayısıyla bu başlık altında başvuru sahiplerinin uğradığı mağduriyetleri giderecek çözümler sağlamadığını gözlemlemiştir.
155. Yukarıda anlatılanları göz önüne alarak mahkeme, başvuru sahiplerinin ağır bir kişisel sorumluluk altında olduğu kanaatine varmıştır. Söz konusu sorumluluk, genel çıkarların gereklilikleri ile kişilerin mallarını kullanma hakkının korunmasının gereklilikleri arasında bulunması gereken adil dengeyi bozan bir sorumluluktur.
156. Bunlar göz önüne alınarak mahkeme tapu senetlerini sunamayan ve 1 Numaralı Protokol'ün 1. Maddesinin ihlal edildiğini iddia eden dokuz başvuru sahibi hakkında Hükümet'in yaptığı ilk itirazları reddetmiştir.
III. SÖZLEŞME'NİN 8. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
157. Köylerinden çıkarılmalarına ve geri dönmekten men edilmelerine istinaden başvuru sahipleri Sözleşme'nin 8. Maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüştür. 8. Maddeye göre:
"1. Herkes özel yaşamına ve aile yaşamına, yuvasına ve iletişimine saygı duyulmasını isteme hakkına sahiptir.
2. Hiçbir kamu yetkilisi, demokratik bir toplumda yasanın veya ulusal güvenlik çıkarlarının, ülkenin güvenliği veya ekonomik refahının, kaos veya suçun engellenmesi, sağlık veya ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacının gerektirdiği durumlar dışında bu hakkın kullanılmasına müdahale etme yetkisine sahip değildir."
158. Hükümet 1 Numaralı Protokol'ün 1. Maddesi ile ilişkili olarak ortaya çıkan dayanaklar temelinde bu hükmün ihlal edildiği iddiasını kabul etmemiştir.
159. Mahkeme, başvuru sahiplerinin evlerine ve geçim kaynaklarına geri dönmesine izin verilmemesinin 1 Numaralı Protokol'ün 1. Maddesinin ihlalinin yanı sıra şahısların aile yaşamına saygı hakkına ciddi ve haksız bir müdahalesine de yol açtığı kanaatine varmıştır.
160. Bu durumda mahkeme Sözleşme'nin 8. Maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞME'NİN 13. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
161. Başvuru sahipleri yetkililerin kendilerinin köylerinden zorla çıkarılmaları hususunda etkin bir soruşturma yapmadıklarını ve mallarını kullanmalarını sağlayacak hiçbir çözüm girişiminde bulunmamalarının Sözleşme'nin 13. Maddesinin ihlaline yol açtığını iddia etmiştir. 13. Maddeye göre:
"Sözleşme'de belirtilen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin, ihlali yapanlar resmi yetkileri altında yapmış olsa dahi, yetkili bir ulusal makamda etkin bir çözüm arama hakkı vardır."
162. Hükümet, idari ve medeni hukuk ve ceza hukuku çerçevesinde çeşitli çözüm yollar (bakınız par 94-97) bulunduğunu ancak başvuru sahiplerinin bunlardan yararlanamadığını ileri sürerek yukarıdaki iddiaları reddetmiştir.
163. Mahkeme başvuru sahiplerinin evlerine dönüp mallarını kullanmalarının engellenmesinin 1 Numaralı Protokol'ün 1. Maddesinin ihlali olduğunu gözlemlemiştir. Başvuru sahiplerinin bu yönde yaptığı başvurular bundan ötürü 13. Maddenin ortaya çıkardığı amaçlar uyarınca "tartışmaya açık" bulunmuştur (bkz. Yöyler ve Dulaş, § 89 ve 67).
164. Mahkeme bu başlık altında yapılan şikayetlerin, iç hukukun sunduğu çözümlerden sonuna kadar istifade edilmesi itirazı bağlamında ele alınmış olan konularla aynı veya benzer unsurlar içerdiğini gözlemlemiştir. Bu bağlamda mahkeme daha önce tespit edilen bulguyu tekrar etmiştir: Hükümet, başvuru sahiplerinin Sözleşme'ye dayanarak yaptıkları şikayetleri çözüme kavuşturacak ve sonuç vereceği tahmin edilen imkanlara sahip olduğunu kanıtlama sorumluluğundan muaf değildir (bakınız par 110). Aynı nedenlerden dolayı mahkeme başvuru sahiplerinin Boydaş Köyü'ne dönmekten ve oradaki mallarını kullanmaktan men edilmelerine ilişkin etkin bir çözüm yöntemine ulaşamadıkları sonucuna varmıştır.
Buna göre Sözleşme'nin 13. Maddesi ihlal edilmiştir.
V. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
165. Sözleşme'nin 41. Maddesine göre:
" Mahkeme Sözleşme'nin veya Sözleşme'ye bağlı Protokollerin ihlal edildiği sonucuna varırsa veya ilgili Yüksek Akit Tarafı iç hukukunun kısmi bir hazırlık yapılmasına müsaade ettiği sonucuna varırsa mağdur tarafın zararını tazmin edecektir."
166. Başvuru sahipleri maddi hasar için 30.946.497.20 Euro değerinde 50.000.080.000.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur. Her bir başvuru sahibi manevi zararı için 15.000 Euro, masraf ve harcamalar için ise toplam 21.150 Euro talep etmiştir.
167. Hükümet bu iddialar hususunda hiçbir yorum yapmamıştır.
168. Mahkeme 41. Madde başvurusunun karara hazır olmadığı kanaatine varmıştır. Bu nedenle Mahkeme, bu meseleyi saklı tutarak ileri aşama usulünü Hükümet ile başvuru sahipleri arasında anlaşmaya varılma ihtimaline ilişkin olarak tayin etmeye karar vermiştir.
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE;
1. Hükümet'in, 1 nolu Protokol'ün 1. Maddesi uyarınca yaptıkları şikayetler bağlamında tapu senetlerini sunamayan dokuz başvuru sahibinin "mağdur konumunda" olmadığı ön iddiasının reddine;
2. İç hukukun sunduğu çözümlerden sonuna kadar yararlanılmasına ilişkin Hükümet'in yaptığı ilk itirazların reddine;
3. Altı ay kuralına ilişkin Hükümet'in yaptığı ilk itirazların reddine;
4. Başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 8 ve 13. Maddeleri ve 1 Numaralı Protokol'ün 1. Maddesi uyarınca yaptıkları şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan başvuruların reddine;
5. 1 Nolu Protokol'ün 1. Maddesinin ihlal edildiğine;
6. Sözleşme'nin 8. Maddesin ihlal edildiğine;
7. Sözleşme'nin 13. Maddesinin ihlal edildiğine;
8. Sözleşme'nin 41. Maddesi uyarınca yapılan başvuru sorununun karara hazır olmadığına;
(a) yukarıda adı geçen sorunun tamamının saklı tutulmasına;
(b) kararın Sözleşme'nin 44 § 2 maddesine göre sonuçlanacağı tarihten itibaren altı ay içinde Hükümet ve başvuru sahiplerinin sorun üzerindeki gözlemlerini yazılı olarak sunmasına, herhangi bir anlaşmaya vardıkları takdirde mahkemeyi haberdar etmelerine;
(c) ileri aşamadaki usulü saklı tutarak Daire Başkanının, gerek duyulduğu takdirde aynı şekilde karar vermesine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy