(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 125, 168)
(Başvuru no. 9464/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
13 Aralık 2007
İşbu karar AİHSnin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 9464/02 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Orhan Bakayın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 17 Eylül 2001 tarihinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Diyarbakır Barosu avukatlarından M.A. Altunkalem tarafından temsil edilmektedir.
AİHM, 28 Eylül 2006 tarihinde başvuruyu Hükümete bildirmeye ve AİHSnin 29/3. maddesini uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye karar vermiştir.
OLAYLAR DAVANIN KOŞULLARI
1973 doğumlu başvuran Diyarbakırda ikamet etmektedir.
Davanın olayları tarafların ifadelerine göre aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran 11 Ağustos 1994 tarihinde PKKya (Kürdistan İşçi Partisi) üye olduğu şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
Olay yerinde yapılan soruşturma sırasında başvuran güvenlik güçlerine bir silahın yerini göstermiştir.
Başvuran 29 Ağustos 1994 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli tek hakim önüne çıkarılmış, hakim başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar vermiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvuranla beraber diğer on kişi hakkında bir iddianame sunmuştur. Başvuran, Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca, Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf fiil işlemekle suçlanmıştır. Cumhuriyet Savcısı başvuranın H.Y. isimli kişiyle bombalama olayına karıştığını ileri sürmüştür.
Başvuran 25 Kasım 1994 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde hakkındaki iddiaları reddetmiştir. Aynı tarihte, başvuranın avukatı, ilk derece mahkemesinden, H.Y. hakkında bombalama iddiaları ile ilgili cezai işlemlerin başlatılıp başlatılmadığına ilişkin bilgi istemesini talep etmiştir. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi talebi kabul etmiş, Cumhuriyet Savcısından mahkemeye bilgi sunmasını istemiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 30 Mart 1995 tarihinde mahkemeyi H.Y. ile ilgili takipsizlik kararı bulunduğu konusunda bilgilendirmiştir.
Başvuranın avukatı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden 26 Ekim 1995 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını talep etmiştir. Avukatın bu talebi reddedilmiştir.
8 Şubat 1996 tarihinde başvuranın temsilcisi bir kez daha başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını talep etmiştir. Diğer hususlar meyanında, başvurana ait silahla ilgili düzenlenen bilirkişi raporuna göre, bu silahın hiçbir yasadışı eylemde kullanılmadığını, başvuran aleyhinde bir delil bulunmadığını savunmuştur. Avukatın talebi reddedilmiştir.
Başvuran, kendisi aleyhinde delil bulunmadığını yineleyerek, 8 Şubat 1996 ile 15 Nisan 1999 tarihleri arasında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmayı pek çok kereler talep etmiştir. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 15 Nisan 1999 tarihinde başvuranı Türk Ceza Kanununun 168/2. maddesi uyarınca PKKya üye olmaktan suçlu bulmuş, on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Başvuran bu karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, terör örgütü üyelerine af getiren 4450 Sayılı Pişmanlık Yasasına atıfta bulunarak, silahını güvenlik güçlerine teslim ettiğini ve PKK hakkında bilgi verdiğini ileri sürerek mahkum edilmemesini talep etmiştir.
18 Haziran 1999 tarihinde Anayasada yapılan değişiklik sonucu, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde görevli askeri hakimin yerini sivil bir hakim almıştır.
Yargıtay, 10 Şubat 2000 tarihinde ilk derece mahkemesinin başvuran ve İ.B. ismindeki diğer sanık hakkındaki kararını, mahkemenin bu kişilerin taleplerini 4450 Sayılı Kanun uyarınca değerlendirmesi gerektiği gerekçesiyle bozmuştur.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Nisan 2000 tarihinde İçişleri Bakanlığından başvuran ve İ.B.nin 4450 Sayılı Kanundan yararlanıp yararlanamayacakları hakkında görüş bildirmesini istemiştir.
İçişleri Bakanlığı 10 Ağustos 2000 tarihinde sanıkların sözkonusu yasadan yararlanamayacakları yönünde bir yazı göndermiştir. Aynı tarihte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısına davanın esasına ilişkin görüşlerini iletmesini bildirmiştir.
Cumhuriyet Savcısı 5 Ekim 2000 tarihinde esasa ilişkin görüşlerini bildirmiştir.
Başvuran 7 Aralık 2000 tarihinde savunma görüşünü bildirmiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 14 Aralık 2000 tarihinde başvuranın ve İ.B.nin, 4450 Sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin taleplerini reddetmiş, bu kimseleri Türk Ceza Kanununun 168/2. maddesi uyarınca suçlu bulmuştur. Başvuran on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum edilmiştir. Başvuran bu karara itiraz etmiştir.
Yargıtay 2 Temmuz 2001 tarihinde 14 Aralık 2000 tarihli kararı onamıştır.
Bu esnada, 21 Aralık 2000 tarihinde, 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 Sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Kanun, Türk Ceza Kanununun 168. maddesi kapsamında suç işleyen kimselerin şartlı olarak salıverilemeyeceklerini belirtir. Dolayısıyla başvuran 4616 Sayılı Kanundan yararlanamaz.
Başvuran, terör örgütü üyelerine af getiren ve cezalarını hafifleten 4959 Sayılı Kanundan yararlanmak için açtığı dava esnasında, 31 Ekim 2003 tarihinde cezaevinden salıverilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, yargılama süresinin, AİHSnin 6/1. maddesinde belirtilen makul süre kuralıyla örtüşmediğinden şikayetçi olmuştur. Bu maddenin ilgili kısmına göre:
Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... (bir) mahkeme tarafından davasınn makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir...
Hükümet bu argümana itiraz etmiştir. Göz önünde bulundurulacak süre 11 Ağustos 1994 tarihinde başlamış, 2 Temmuz 2001 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla iki yargı aşamasından önce geçen süre altı yıl on bir aydır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM, bu şikayetin AİHSnin 35/ 3. maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca başvurunun başka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir olarak ilan edilmek durumundadır.
B. Esas
Yargılama aşamasının süresinin uzunluğunun makul olup olmadığı davanın koşulları ile davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili makamların tutumu gibi ölçütler ışığında değerlendirilmelidir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Pelissier ve Sassi - Fransa (BD), 25444/94).
AİHM mevcut davadakine benzer sorunları ele alan davlarda sıklıkla AİHSnin 6/1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Pelissier ve Sassi - Fransa ve Tendik ve Diğerleri - Türkiye, 23188/02).
AİHM, kendisine ulaşan tüm bilgileri incelemiş, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayabilecek hiçbir delil ya da görüş sunmadığı kanısına varmıştır. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, AİHM, bu davada yargılama sürecinin çok uzun olduğu ve makul süre kuralına uymadığı sonucuna varmıştır.
Buna göre AİHSnin 6/1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran maddi tazminat olarak 5.000 Euro (EUR), manevi tazminat olarak ise 10.000 EUR talep etmiştir.
Hükümet bu başlık altında tazminat ödenmemesi gerektiğini belirtmiştir. Başka bir seçenek olarak ise, AİHMnin ödenmesine karar vereceği her türlü tazminatın haksız iktisaba yol açmaması gerektiğini ifade etmiştir.
AİHM talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla bu talebi reddeder. Öte yandan başvuranın bir takım manevi zararlar görmüş olduğu kanısındadır. Tarafsızlık esasıyla hareket ederek başvurana bu başlık altında 3.500 EUR tazminat ödenmesine karar verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran ayrıca AİHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için 2.665 EUR talep etmiştir.
Hükümet talebin dayanaksız olduğunu belirtmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM, başvuranın taleplerinin destekleyici hiçbir belge sunmadığını kaydeder. Bu nedenle AİHM bu talebi reddeder.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve uygulanabilecek her türlü vergi kesintisinden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 3.500 EUR (üç bin beş yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine:
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine
Karar Vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 13 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy