(AİHS m. 6, 13, 34, 35, 41, 44, 1 Nolu Protokol) (Tendik Ve Diğerleri - Türkiye Davası)
(Başvuru no:28925/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
8 Nisan 2008
İşbu karar AİHSnin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28925/03) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşları) Raziye Özgen, Huriye Akar (Özgen), Durkadın Karaosmanoğlu1, Ümmehani Demir (Özgen), Fatma Yiğit (Özgen), Ummahani Akkanat (Özgen), Osman Özgen, Duran Karaosmanoğlu2, Ömer Özkanın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 15 Ağustos 2003 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1919, 1960, 1939, 1951, 1953, 1943, 1947, 1938 ve 1940 doğumlu olup Tosmurda (Alanya) ikamet etmektedirler.
9 Şubat 1959 yılında, Tosmur Köyü (Alanya) muhtarı, köylülerin küçükbaş hayvanları için otlak olduğunu ileri sürerek, 780 parsel numaralı taşınmazın köy mülkü olarak kaydedilmesi talebiyle Alanya Kadastro Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.
Sırasıyla 27 Nisan ve 26 Eylül 1959 tarihlerinde, Hazine ve Oba köyü, ihtilaflı taşınmaz üzerinde hak talebinde bulunmuş ve müdahil taraf sıfatıyla yargılamaya katılma talebinde bulunmuşlardır.
Sözkonusu dava, Bekir Özkan ve Rüştü Özgen aleyhine açılmıştır.
31 Mart 1965 tarihinde, Kadastro Mahkemesi, söz konusu talebi reddetmiş ve ihtilaflı taşınmazın müşterek olarak Bekir Özkan ve Rüştü Özgen adına kaydedilmesine karar vermiştir.
29 Kasım 1965 tarihinde, Yargıtay, bu kararı bozmuştur.
Davayı iadeten görmekte olan Kadastro Mahkemesi 9 Eylül 1977 tarihinde, Bekir Özkan ve Rüştü Özgenin, taleplerini Mayıs 1936 tarihli tapu kaydıyla desteklediklerini tespit etmiştir. Kadastro Mahkemesi, dava konusu parselin 134.280 m2 lik bir alan olduğunu, davalı tarafın sunduğu tapu kaydının ise yalnızca 13.785 m2 lik bir alanı kapsadığını belirlemiştir. Mahkeme, Hazinenin yalnızca sözkonusu taşınmazın fazla olan kısmını talep ettiği sonucunu çıkarmıştır.
Bilirkişi raporlarını temel alarak, Kadastro Mahkemesi, tapu kaydına kaydedilen alanın, dava konusu taşınmazın gerçek alanına tekabül ettiği sonucuna ulaşmıştır. Sonuç olarak Mahkeme, sözkonusu taşınmazın, Bekir Özkan ve yargılama sırasında 13 Ocak 1970 tarihinde vefat eden Rüştü Özgenin mirasçıları adına müşterek olarak tescil edilmesine karar vermiştir.
1. Başvuranların avukatları tarafından sunulan nüfus kayıtlarında, başvuranın Özgen olan soyadı, daha sonra Karaosmanoğlu olarak değişmiştir.
2. Başvuranların avukatları tarafından sunulan nüfus kayıtlarında, başvuranın Özgen olan soyadı daha sonra Karaosmanoğlu olarak değişmiştir.
Sözkonusu mirasçılar, başvuranın eşi Raziye Özkan (Özgen) ile Durkadın Özgen, Ümmehani Özgen, Fatma Özgen, Huriye Özgen ve Osman Özgendi.
12 Aralık 1978 tarihinde Yargıtay, bu kararı bozmuştur.
27 Nisan 1979 tarihinde, Yargıtay, karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
Davayı iadeten görmekte olan Kadastro Mahkemesi, 18 Haziran 1986 tarihinde, tapu kaydında geçtiği şekliyle, taşınmazın hudutlarının, dar vadilerden oluştuğuna, bu nedenle de değişmez olarak değerlendirilemeyeceğine, öyle ki tapu kaydında tanımlanan alanın değişmiş ve daha geniş bir alanı kaplar hale gelmiş olmasının mümkün olduğuna kanaat getirmiştir.
Yeni bilirkişi raporlarının ve tanıkların dinlenmesinin ardından, Mahkeme, kadastro kaydı dışında kalan 6.917 m 2 lik kayalık bölge haricindeki ihtilaflı taşınmazın başvuranlar adına tescil edilmesine karar vermiştir.
10 Mayıs 1988 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, ihtilaflı taşınmazın zamanaşımı yoluyla iktisaba konu olup olamayacağını araştırmadığına kanaat getirerek, incelemenin yetersiz yapıldığı gerekçesiyle bu kararı bozmuştur.
18 Eylül 1989 tarihinde, Yargıtay, karar düzeltme talebini reddetmiştir.
Davayı iadeten inceleyen Kadastro Mahkemesi, 29 Mayıs 1991 tarihinde yeni bilirkişi raporu ışığında, Kadastro Mahkemesi, ihtilaflı taşınmazın 81.335 m2 genişliğindeki kısmının, zamanaşımı yoluyla iktisap uyarınca 1981 yılında ölen Bekir Özkanın mirasçılarının ve Rüştü Özgenin adına müşterek olarak tescil edilmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca Hazinenin talebini kısmen haklı bulmuş ve 52.945 m2 lik alanın da Hazine adına tescil edilmesine karar vermiştir. Bekir Özkanın mirasçıları Emine Özkan, Duran Özkan, Ömer Özkan, Osman Özkan ve Ummahani Özkandı.
13 Haziran 1994 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını kısmen onamış ve kanıtların değerlendirilmesinde ve hesaplamada hata yapıldığı gerekçesiyle de kararı kısmen bozmuştur. Yargıtay, 100 dönüme kadar olan alanlar için davalıların zamanaşımı yoluyla iktisaptan yararlanma hakkına sahipken başvuranlara verilen alanın yetersiz olduğunu belirtmiştir. Davalıların, zamanaşımı yoluyla iktisap uyarınca ek olarak 59.385 m2 lik alan üzerinde hakları bulunmaktaydı.
15 Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay, başvuranların yaptığı karar düzeltme talebini, ilk derece mahkemesinin kararını onayladığı kısım için reddetmiş, buna karşın, kararını bozduğu kısmı için kabul etmiştir. Bu bağlamda Yargıtay, ihtilaflı taşınmazın sulanabilir bir alan olduğunu, bu nedenle de 13 Haziran 1994 tarihli kararında belirtildiği gibi 100 dönümlük alana değil 80 dönümlük alana tekabül ettiğini belirlemiştir. Böylece, Yargıtay, böylece bu konudaki kararını düzeltmiştir.
Davayı iadeten yeniden gören Kadastro Mahkemesi, 5 Mayıs 2000 tarihinde Yargıtayın kararına uymuş ve ek bilirkişi raporunu göz önüne alarak kadastro planında ve bilirkişi raporunda belirtilen sulanabilir alandan 39.385 m2 lik bir bölümün başvuranlara ek olarak verilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. Taşınmazın geri kalan kısmı, Hazineye verilmiştir.
20 Şubat 2001 tarihinde, Yargıtay, söz konusu taşınmazın 39.385 m2 lik alanının başvuranlara müşterek olarak, geri kalan kısmının da Hazineye verilmesine hükmeden ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay, bununla birlikte, ilk derece mahkemesinin kararının, başvuranlara verilen 39.385 m2 lik alanın içinde yer alan iki alanı belirtmeyi atladığını tespit etmiştir. Bu eksikliğin, ilk derece mahkemesinin kararının infazı sırasında tereddüt oluşturabileceğine kanaat getirerek Yargıtay, maddi hata yapıldığı gerekçesiyle kararın sadece bu kısmını bozmuştur.
11 Temmuz 2001 tarihinde, Yargıtay, bu karar hakkında yapılan karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
Davayı iadeten gören Kadastro Mahkemesi, 28 Aralık 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararının bozulan kısmı haricinde kararın nihai hale geldiğini ve bu konuda karar vermeye gerek olmadığını belirtmiştir. Kadastro Mahkemesi, 5 Mayıs 2000 ve 20 Şubat 2001 tarihli kararlarla tespit edilmesinin ardından başvuranlara verilen alanları belirtmekle yetinmiştir.
2 Temmuz 2002 tarihinde, Yargıtay, alanın tespitine ilişkin olarak yapılan maddi bir hatanın düzeltilmesinin ardından söz konusu kararı onamıştır.
Yargıtay 16 Aralık 2002 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiş ve bu karar başvuranların avukatına 17 Şubat 2003te bildirilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİ HAKKINDA
Başvuranlar, yargılama sırasında yürürlüğe giren yasa hükümlerinin uygulanmasını ve ifadelerin dikkate alınma yöntemlerini göz önüne alarak yargılamanın hakkaniyetten yoksun olmasından şikayetçilerdir. Ayrıca başvuranlar, yargılama süresinin, AİHSnin 6/1 maddesi ile öngörülen makul süre ilkesine riayet etmediğini ileri sürmektedirler.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. Yargılamanın hakkaniyetine ilişkin
Özellikle ifadelerin dikkate alınma yöntemini göz önüne alarak yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğu kapsamında başvuranların yapmış oldukları şikayete ilişkin olarak AİHM, ulusal bir mahkemenin karar almasını sağlayan olayın unsurlarını değerlendirme yetkisinin bulunmadığını zira kendisinin üçüncü veya dördünce derece yargı makamı olmadığını hatırlatmaktadır. Ayrıca AİHMnin görevi tanıkların ifadelerinin hukuka uygun bir biçimde delil olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda görüş bildirmek olmayıp, kanıt unsurlarının sunuluş biçimleri de dahil olmak üzere bütünlük içerisinde değerlendirilen yargılamanın hakkaniyete uygun olup olmadığını araştırmaktır (Bkz. Van Mechelen ve diğerleri- Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar). Dosya unsurları göz önüne alındığında mevcut davanın hakkaniyete uygun olduğu görülmektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Yargılamanın hakkaniyetine ilişkin olarak yapılan mevzuat değişiklikleri hususundaki iddiaya ilişkin olarak ise şikayetin genel bir üslupla düzenlendiğini ve başvuranların, bu konuya hiçbir açıklık getirmediğini tespit etmek gerekmektedir. Söz konusu şikayet, hiçbir hukuki mesnede dayanmamaktadır. Sonuç olarak, söz konusu şikayet, açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca şikayetin reddedilmesi gerekmektedir.
2. Yargılama süresine ilişkin olarak
Hükümet, başka bir açıklamada bulunmadan iç hukuk yollarlının tüketilmediği gerekçesiyle AİHMye söz konusu şikayeti reddetme çağrısında bulunmaktadır.
Başvuranlar görüş bildirmemektedirler.
AİHM, Hükümetin mevcut davada başvuranların tüketmesi gereken iç hukuk yolları ve amacı hususunda hiçbir açıklamada bulunmadığını belirtmektedir. Ayrıca AİHM, Türk Hukuk düzeninin yargılanabilirlere, AİHSnin 13. maddesi uyarınca yargılama süresi hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığını daha önce tespit etme imkanı bulunduğunu hatırlatmaktadır (Tendik ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Sonuç olarak, başvuranların, AİHSnin 6. maddesi kapsamında yapmış oldukları şikayetleri çözüme kavuşturacak herhangi bir başvuru yoluna sahip oldukları belirtilmemiştir. Hükümetin bu husustaki itirazının kabuledilemez olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, davanın karmaşıklığı ile olgusal ve hukuki koşullar gibi davanın olağanüstü koşullarını AİHMnin dikkatine sunmaktadır. Bu bağlamda Hükümet, iç hukukta bazılarında başvuranların hazır bulunmadığı yüze yakın duruşma gerçekleştirildiğini belirtmiştir. Ulusal merciler, keşif yaptırmış, tanıkların ifadelerine başvurmuş ve bilirkişi raporları hazırlatmıştır. Hükümet, yargılamanın yavaşlamasına başvuranların katkısı olduğunu ve hiçbir eksikliğin, ulusal mercilere isnat edilemeyeceğini savunmaktadır.
Başvuranlar, bu argümanlara itiraz etmektedirler.
İhtilaflı yargılama 9 Şubat 1959da başlamış ve 16 Aralık 2002 tarihinde sonlanmıştır. Ancak, dikkate alınacak dönem, 28 Ocak 1987 döneminde Türkiyenin kişisel başvuru hakkını tanımasıyla başlamaktadır. Bununla birlikte, bu tarihten itibaren geçen sürenin makul niteliğini değerlendirmek için, davanın söz konusu dönemde içinde bulunduğu durumu göz önüne almak gerekmektedir. Bu bağlamda söz konusu tarihe kadar dava zaten yirmi sekiz yıl sürmekteydi ve bu tarihten sonra da yaklaşık on beş yıl daha devam etmiştir.
AİHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96).
AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok dava incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AİHM, Hükümetin davanın farklı sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alarak AİHM, mevcut davada yargılama süresinin çok uzun olduğuna ve makul süre gerekliliğine riayet etmediğine kanaat getirmektedir.
Bu durumda AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, ihtilaflı yargılama süresinin uzunluğunun, 1 Nolu Ek Protokolun 1. maddesi ile güvence altına alınan mallarına saygı haklarını ihlal etmesinden de şikayetçidir.
Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, sözkonusu şikayetin, yukarıda incelenen şikayetle ilgili olduğunu ve kabuledilebilir nitelikte olduğunu belirtmektedir.
AİHSnin 6/1 maddesi hakkındaki tespitini göz önüne alarak AİHM, mevcut davada ihlal edilmiş olsa dahi sözkonusu hükmün ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (Zangi-İtalya, 19 Şubat 1991).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranların her biri maruz kaldıkları maddi zarar için 30.000 Euro ve manevi tazminat olarak da 70.000 Euro talep etmektedirler.
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, ihlal edilen tespit ile iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememektedir ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın AİHM, başvuranlara ortaklaşa olarak 10.800 Euro manevi tazminat ödenmesine kanaat getirmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, AİHM organları veya ulusal mahkemeler önünde yapmış oldukları masraf ve harcamaların geri ödemesini belirlenen süre içerisinde talep etmemişlerdir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, yargılamanın çok uzun olması ve 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında yapılan şikayetlerinin kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında yapılan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara ortaklaşa olarak 10.800 Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 8 Nisan 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy