(AİHS m. 2, 3, 5, 10, 11, 34, 35, 41, 44) (4483 S. K. m. 5) (GÜNAYDIN - TÜRKİYE DAVASI) (TALAT TEPE - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (BALÇIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 29766/03)
KARAR
STRAZBURG
17 Haziran 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 29766/03 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı olan Umar Karatepe ve Sevil Ulaşın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 22 Ağustos 2003 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından A. T. Ocak tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1975 ve 1978 doğumludur ve İstanbulda yaşamaktadır. 1 Eylül 2001 günü saat 19.00 sıralarında başvuranlar Cumhuriyet Halk Partisinin Bakırköy ilçe teşkilatı tarafından düzenlenen barış şenlikleri adlı bir mitinge katılmak için Bakırköydeki Milli Egemenlik Parkına gitmişlerdir. Park girişinde polis tarafından durdurulmuşlar, yapılan aramada 53 nüsha basılı bülten ele geçirilmiş, başvuranlar şüpheli görülerek yakalanmışlardır. Başvuranlar yakalama sırasında ve polis aracında dövüldüklerini ve kötü muameleye uğradıklarını iddia etmişlerdir.
İki polis tarafından düzenlenen yakalama tutanağına göre ise başvuranlar polis memurlarına mukavemet göstermiş ve kendilerini yaralamışlardır. Başvuranlar bu tutanağı imzalamamıştır.
Aynı gün saat 20.00 sıralarında başvuranlar Bakırköy Devlet Hastanesine götürülmüş, muayene eden doktor birinci başvuranın sağ dirseğinde iki çizik ve sırtında yara, ikinci başvuranın ise sol dirseğinde bir yara tespit etmiştir. Başvuranlar serbest bırakılmıştır.
3 Eylül 2001 tarihinde Bakırköy Adli Tıp Kurumu başvuranlar hakkında ayrıntılı bir nihai rapor hazırlamış, her iki başvuranın da üç gün süreyle çalışamayacağı belirtilmiştir. Aynı tarihte başvuranlar Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş, polis memurlarının yakalama sırasında aşırı güç kullanmasından şikâyetçi olmuşlardır. Ö.U. adlı şahsın olaylara şahit olduğunu belirtmişlerdir.
Muhakkik olarak hareket eden bir başkomiser, 28 Aralık 2001 tarihli soruşturma raporunda şikayetçilerin siyasi sloganlar attıklarını, geçmişte kimi defalar gözaltına alınmış olmaları nedeniyle polisten nefret ettiklerini ve doktor raporlarının kötü muameleye bağlı yaralanmalara işaret etmediğini belirtmiştir. Muhakkik, sanıkların yargılanması için yeterli delil bulunmadığına karar vermiştir.
28 Aralık 2001 tarihinde Bahçelievler Kaymakamlığı, 4483 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca hazırlanan muhakkik raporuna dayanarak sanık polis memurları hakkında işlem yapılmasına izin verilmemesine karar vermiştir. Başvuranlar sözkonusu karara itiraz etmiştir.
9 Nisan 2002 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, başvuranların iddiaları hakkında yapılan soruşturmanın yetersiz olduğu gerekçesiyle Kaymakamlık kararını bozmuştur. Mahkeme, muhakkikin şikayetçiler ve onların tanıklarının ifadelerini almamış olduğunu belirtmiş, bu nedenle yeni bir soruşturma yürütülmesini Kaymakamlıktan talep etmiştir. Kaymakamlık, Başkomiser M.A.yı yeni muhakkik olarak atamıştır.
M.A., 30 Mayıs - 14 Temmuz 2002 tarihleri arasında yürüttüğü soruşturmanın sonunda, başvuranların iddialarının kanıtlarla doğrulanmadığına ve sanık polis memurlarının yargılanması için izin verilmemesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Muhakkikin yukarıdaki kararı ışığında 15 Temmuz 2002 tarihinde Bahçelievler Kaymakamlığı sanık polis memurlarının yargılanması için izin verilmemesine karar vermiştir. Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, 7 Ekim 2002 tarihinde Bahçelievler Kaymakamlığının kararına dayanarak sanık polis memurları hakkında takipsizlik kararı vermiş, başvuranlar karara itiraz etmiştir.
17 Aralık 2002 tarihinde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi başvuranların itirazını reddetmiş, karar başvuranlara 26 Şubat 2003 tarihinde tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar yakalanmaları sırasında kullanılan gücün aşırı ve orantısız olduğu ve AİHSnin 3. maddesine ihlal teşkil ettiği konusunda şikâyetçi olmuşlar, Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuranlar, yakalanmaları esnasında polis memurları tarafından ciddi şekilde dövüldüklerini iddia etmişlerdir. Polis memurları tarafından tekmelendiklerini, tokatlandıklarını, tahta sopalarla dövüldüklerini, sürekli hakaret edilip ölümle tehdit edildiklerini söylemişlerdir. Onlara göre doktor raporları yaşadıkları kötü muamelenin etkilerini açıkça göstermiştir.
Hükümet, polis memurları tarafından uygulanan gücün başvuranların yakalanması için zorunlu olduğunu iddia etmiştir. Başvuranların vücutlarının üst kısımlarında oluşan yaralanmaların varlığını gösteren doktor raporlarına atıfta bulunarak, Umar Karatepenin vücudunda oluşan yaralanmaların kendisini polis aracına bindirmek isteyen polis memurlarına direnmesinin sonucunda ortaya çıkmış olabileceğini ifade etmişlerdir. Ayrıca adli tıp raporunda yer alan bulgular Sevil Ulaşın polis memurları tarafından tecavüze uğradığı iddiasını kanıtlamamıştır. Başındaki şişliğin polis memurlarına direnmesi nedeniyle meydana gelmiş olması muhtemeldir.
Mahkeme ilk olarak 3. maddenin demokratik bir toplumun en temel değerlerini muhafaza ettiğini ve 15/2 maddede belirtildiği üzere bu konuda istisnalara yer ve derogasyonlara izin verilmediğini belirtir (bkz. Selmouni - Fransa (BD), no. 25803/94; Assenov vd. - Bulgaristan, Raporlar 1998-VIII).
Mahkeme, 3. maddenin yakalama gibi belli iyi tanımlanmış durumlarda güç kullanımını yasaklamadığını hatırlatır. Ancak böyle bir güç sadece zorunlu olduğu halde kullanılabilir ve aşırı olmamalıdır (bkz. diğer birçok içtihat arasında Rehbock - Slovenya, no. 29462/95; Krastanov - Bulgaristan, no. 50222/99 ve Günaydın - Türkiye, no. 27526/95).
Mahkeme ayrıca kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini hatırlatır. Mahkeme, bu tür kanıtları değerlendirirken genellikle makul şüphenin ötesinde standardını uygulamaktadır (bkz. Talat Tepe - Türkiye, no. 31247/96). Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (bkz. Labita - İtalya (BD), no. 26772/95). Ayrıca AİHSnin 2. ve 3. maddelerine dayanan iddiaların ortaya atılması durumunda Mahkeme bunları özel bir titizlikle incelemelidir. (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch - Avusturya, A Serisi no. 336).
Somut davada başvuranlar polis memurları tarafından ciddi şekilde dövüldüklerini, hakarete uğradıklarını ve ölümle tehdit edildiklerini iddia etmişlerdir. Mahkemeye göre Bakırköy Devlet Hastanesi ve Bakırköy Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen tıbbi raporlarda belirtildiği üzere başvuranların vücudunda yaygın yaralanma ve çiziklerin varlığı başvuranların fiziksel şiddete maruz kaldıkları iddiasıyla en azından uyuşmaktadır. Bu nedenle başvuranların yaralanmaları 3. madde kapsamına girmeleri için yeterlidir (bkz. İrlanda - İngiltere, A Serisi no. 25). Bu şartlar altında Mahkeme başvuranların yaralanmasıyla sonuçlanan güç kullanımının aşırı olmadığı yönünde ikna edici görüş sunma yükünün Hükümette olduğu görüşündedir (bkz. Eser Ceylan - Türkiye, no. 14166/02).
Ancak Hükümet başvuranların yakalamaya karşı koymaları sonucunda yaralandıkları yani kendi kendilerini yaraladıkları iddiasında bulunmaktan öteye gitmemiştir. Ayrıca Bakırköy Kaymakamlığı tarafından görevlendirilen iki muhakkik başvuranların iddialarının delillerle desteklenmediğini belirterek başvuranların siyasi sloganlar attığı, polisten nefret ettikleri ve yaralanmaların fiziksel şiddetten kaynaklanamayacak basit çizikler olduğu görüşüne ağırlık vermiştir.
Mahkeme sözkonusu açıklamaları konuyla alâkasız ve ikna edicilikten uzak bulmaktadır. Başvuranların polisin yakalamasına direndikleri farzedilse bile bu, birinci başvuranın vücudundaki, ikinci başvuranınsa başındaki, her ikisinin de 3 gün iş görmesini engelleyen yaygın yaralanmalara ancak çok eksik ve dolayısıyla yetersiz bir açıklama getirebilecektir. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranların barış şenliklerinin yapılacağı bir parka girerken yakalandıklarını kaydeder. Polis memurları onları şüpheli göründükleri için yakalamak istemiştir. Ancak Hükümet sözkonusu şenliklerin bir şiddet gösterisi olduğu ya da polis memurlarının önceden hazırlanmadan karşı koymalarını gerektiren beklenmeyen gelişmeleri ortaya çıkarmasının muhtemel olduğu görüşünü savunmamıştır (bkz. Eser Ceylan, yukarıda anılan). Bu şartlar altında Mahkeme, Hükümetin yaralanmaları tıbbi raporlarla desteklenen başvuranlara karşı kullanılan gücün düzeyini açıklamak ya da haklı çıkarmak üzere bir temel oluşturacak ikna edici ya da güvenilir görüşler sunmadığı kanaatindedir.
Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin yakalanmaları esnasında başvuranlara karşı kullanılan gücün aşırı ve dolayısıyla yakalanma sırasında oluşan yaralanmalardan devletin sorumlu oluşu konusunda karar vermesi için yeterlidir.
Bu nedenle AİHSnin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar ayrıca AİHSnin 5/1 (c), 10. ve 11. maddelerinin ihlal edilmesinden şikâyetçi olmuşlardır. Bu bağlamda yakalanma nedenleri hakkında bilgilendirilmediklerini ve şenliklere katılmalarının engellenmesi nedeniyle ifade ve dernek kurma özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmişler, Hükümet görüşlere itiraz etmiştir.
Mahkeme, kendisine gönderilen delillerin incelenmesinden sözkonusu hükümlerin ihlalini ortaya çıkarmamaktadır. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez olarak ilan edilmesi gerektiğini belirtir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranlar kişi başı 5,000 Euro maddi tazminat talep etmişlerdir. Bu miktar gelir kaybı ve sağlık harcamalarına dayanmaktadır. Ayrıca toplam 10,000 Euro manevi tazminat talep etmişlerdir.
Hükümet başvuranların adil tatmin taleplerini yanıtlamamıştır.
Başvuranlarca uğrandığı iddia edilen maddi zararlara ilişkin olarak Mahkeme, bu başlık altındaki taleplerini uygun şekilde destekleyemedikleri görüşündedir. Bu nedenle talebi reddeder.
Ancak Mahkeme başvuranların sadece ihlal tespiti ile yeterli olarak tazmin edilemeyecek manevi zarara uğradığını kabul etmektedir. Somut davada tespit edilen ihlalin niteliği göz önünde bulundurularak ve hakkaniyete uygun olarak her bir başvurana 5,000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar AİHM önündeki masraf ve harcamalara karşılık olarak 9,633.94 Euro ödenmesini talep etmişlerdir. Hükümet, başvuranların talepleri hakkında yorum yapmamıştır.
AİHMnin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır. Sözkonusu davada Mahkeme, başvuranların sadece İstanbul Barosunun ücret çizelgesine dayandıklarını ve taleplerini desteklemek adına herhangi bir belge sunmadıklarını kaydeder.
Bu nedenle bu başlık altında herhangi bir miktar ödenmemesine hükmeder (bkz. Balçık vd. - Türkiye, no. 25/02).
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranlara uygulandığı iddia edilen kötü muameleye ilişkin şikâyetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Sorumlu Devletin başvuranların her birine, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek ve tüm vergilerden muaf olmak üzere 5,000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 17 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy