(AİHS. m. 6, 13, 35) (2709 S. K. m. 125) (1086 S. K. m. 465, 469) (BAKAN - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET VE SUNA YİĞİT - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No:33612/03
Strazburg
20 Mayıs 2008
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (33612/03) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Ciğerhun Önerin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 24 Eylül 2003 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından S. Çetinkaya tarafından temsil edilmektedir.
Başvuru Hükümete 14 Aralık 2005te tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1989 yılı doğumludur ve İzmirde ikamet etmektedir.
A. Başvuranın tutuklanması
7 Ekim 2001 tarihinde, başvuran on iki yaşında iken, Narlıderede yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran hırsızlıkla itham edilmiştir.
10 Ekim 2001 tarihinde düzenlenen rapora göre, halen başvuranın sağ uyluk üst dış kısmında açık yeşil sarımtırak renkte ekimoz ve sağ göz dış kısmında hiperemi bulunmaktaydı. Başvurana bir günlük işgöremez raporu verilmiştir.
B. Gözaltından sorumlu polis memurları aleyhinde açılan ceza davası
10 Ekim 2001 tarihinde, hapis cezası çekmekte olan başvuranın annesi, oğlunun gözaltından sorumlu polis memurları hakkında kötü muameleden dolayı şikayette bulunmuştur. Başvuranın annesi ayrıca bir çocuk psikiyatri merkezinde oğlunun muayenesinin yapılmasını talep etmiştir.
20 Mayıs 2002 tarihinde başvuran, İzmir Tabip Odası tarafından muayene edilmiştir. Başvuran, fiziksel, ortopedik ve psikiyatrik muayenelerden geçmiştir.
19 Ağustos 2002 tarihli iddianame ile İzmir Savcılığı, başvuranın gözaltından sorumlu polis memurları hakkında ceza davası açmıştır.
23 Ekim 2003 tarihli bir kararla, İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi, polis memuru Güngör Övüçün beraatına karar vermiş, polis memuru Mehmet Zabunu üç yıl hapis cezasına çarptırmış ancak cezasını 4.745.000 TL para cezasına çevirmiş ve cezanın infazını tecil etmiştir. Mahkeme ayrıca polis memurunu, başvurana, 100.000.000 TL tazminat ödemeye mahkum etmiştir.
C. Devlet aleyhinde açılan tazminat davası
4 Ekim 2002 tarihinde, bir avukat tarafından temsil edilen başvuranın annesi oğlu adına, 7 Ekim 2001 tarihinde gözaltı sırası oğlunun kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle Anayasanın 125. maddesi uyarınca İzmir Valiliği nezdinde tazminat talebinde bulunmuştur.
14 Ekim 2002 tarihinde, İzmir Valiliği, Polis Disiplin Kurulunun 11 Eylül 2002 tarihli raporunda ne başvuranın gözaltına alındığına dair bir kaydın ne iddia edilen kötü muamele iddialarına ilişkin kanıtın bulunduğunu belirtmesi nedeniyle sözkonusu talebi reddetmiştir.
22 Mayıs 2003 tarihinde, başvuranın avukatı, gözaltı sırasında başvuranın maruz kaldığı kötü muameleler nedeniyle İzmir İdare Mahkemesinde tazminat davası açmış ve yirmi milyar maddi, otuz milyar manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuranın avukatı ayrıca, başvuranın ekonomik durumu nedeniyle de adli yardım talep etmiştir.
28 Mayıs 2003 tarihinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465. maddesi uyarınca İdare Mahkemesi, başvuranın adli yardım talebini reddetmiştir.
30 Mayıs 2003 tarihinde, başvuranın annesi fakirlik belgesi sunmuştur.
3 Haziran 2003 tarihinde, İdare Mahkemesi, avukatı aracılığıyla başvurandan, 678.350.000 TLye (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 411 Euro) tekabül eden yargılama masrafları ile 30.000.000 TLye (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 18 Euro) tekabül eden posta ücretini davanın açılabilmesi için otuz günlük süre içerisinde yatırmasını istemiştir.
18 Temmuz 2003 tarihinde İdare Mahkemesi, başvurandan otuz günlük süre içerisinde aynı miktardaki meblağları yatırmasını istemiş aksi takdirde davanın reddedileceğini belirtmiştir.
Başvuran, bu meblağları ödememiştir.
Başvurana 24 Ekim 2003 tarihinde tebliğ edilen 24 Eylül 2003 tarihli kararla İdare Mahkemesi, tazminat davasının açılabilmesi için öngörülen meblağları başvuranın ödemediğini belirtmiş ve sonuç olarak davayı reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, adli yardım talebinin İzmir İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesinin AİHSnin 6/1 maddesince öngörülen mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemezliğe dair itirazını sunmaktadır. Hükümet, itirazını iki başlık altında yapmaktadır. Hükümet, ilk olarak, başvuranın, 24 Eylül 2003 tarihli karara karşı Danıştay nezdinde temyiz başvurusunda bulunmadığını savunmaktadır. Ayrıca, Hükümet, Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 365. ve 366. maddelerini hatırlatarak, başvuranın kamu davasında müdahil taraf olmadığını, oysa ki bu yolu seçseydi yargılama masraf ve gideri ödemeden tazminat talebinde bulanabileceğini belirtmektedir.
Başvuran, Hükümetin itirazlarına karşı çıkmaktadır.
Hükümetin ilk itirazına ilişkin olarak AİHM, benzer itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. Zira Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 469. maddesi uyarınca adli yardım yapılması ya da yapılmaması kararı nihaidir ve temyiz konusu yapılamaz (Bkz. Tunç). O halde başvuran temyize başvuracak durumda değildi. Bu durumda AİHM, Hükümetin ilk itirazını reddetmektedir.
İkinci itiraza ilişkin olarak ise Anayasanın 125. maddesi uyarınca başvuranın gözaltı sırasında kötü muamelelere maruz kalması nedeniyle Devlete karşı bir tazminat davası açtığını not etmek uygun olacaktır. Bu durumda, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 365. ve 366. maddelerince öngörüldüğü şekliyle kamu davasından ayrı olarak memurları nedeniyle devletin sorumluluğunu ortaya koyan açılmış bir dava sözkonusudur. Bu durumda AİHM, ikinci itirazı da reddetmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, hakimin, adli yardım yapılmasına karar vermesi yönünde bir zorunluluğun bulunmadığını hatırlatmaktadır. Hakim, başvuranın sağlık durumu gibi kanıt unsurlarını ve dosyada bulunan diğer unsurları incelemesinin ardından, kararını vermektedir. Hükümet, başvuranın adli yardım talebinin reddedilmesinin, başvuranın mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediğini belirtmektedir. Hükümete göre, başvuran, yaralanmasının sorumluları hakkında ceza davası açma imkanına da sahipti. Bu durumda, başvuran, yargılama masraflarını üstlenmesi gerekmezdi.
Hükümet, ayrıca hiçbir ücret almadan bir kişiye yardımda bulunan her avukatın bu durumdan Baroyu bilgilendirmesi gerektiğini ancak mevcut davada böyle bir durumun sözkonusu olmadığını belirtmektedir. Hükümet, bu durumdan, başvuranın avukatlık ücretini ödemek için yeterli geliri olduğu o halde başvuranın mahkeme masraflarını da ödeyebildiği sonucuna ulaşmaktadır. Son olarak Hükümet, AİHM, yerleşik içtihadı uyarınca davacının yoksulluğunu kanıtlaması gerektiğini belirtmektedir.
Başvuran, Hükümetin argümanlarına itiraz etmekte ve iddialarını yinelemektedir.
AİHM, mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamalar arasında maddi nitelikli sınırlamaların da kabul edilebileceğini hatırlatmaktadır (Kreuz-Polonya, no: 28249/95). AİHM, adaletin iyi şekilde tecelli etmesi gereğinin, bir kişinin mahkemeye erişim hakkına maddi kısıtlamalar getirilmesini haklı kılabileceğini hiçbir zaman göz ardı etmemiştir (Tolstoy-Miloslavsky-Birleşik Krallık, 13 Temmuz 1995 tarihli karar). Hukuk mahkemelerine yapılan taleplere ilişkin masrafların ödenmesinin istenmesi, AİHSnin 6/1 maddesi anlamında mahkemeye erişim hakkının sınırlaması olarak kabul edilemez (Kreuz, ve Mehmet ve Suna Yiğit).
Bununla birlikte, ilgilinin, mahkemeye erişim hakkından yararlanıp yararlanmadığının ve davasının bir mahkeme tarafından görülüp görülmediğinin belirlenmesinde, bir davanın özel koşulları ışığında değerlendirilen masrafların tutarı, kişinin ödeme gücü ve sözkonusu sınırlamanın yargılamanın hangi safhasında ortaya çıktığı gibi faktörlerin dikkate alınması gerekir. (Kreuz, Weissman ve diğerleri- Romanya, başvuru no: 63945/00, Iorga-Romanya başvuru no: 4227/02, 25 Ocak 2007 ve Bakan).
AİHM, devletin kamu kaynaklarından sadece gerçekten ihtiyacı olan davacılara adli yardım yapmak istemesini meşru bir kaygı olarak kabul etmektedir. Bununla birlikte Hükümetin savunduğunun aksine başvuranın yoksulluğunu belgelendirmesine rağmen adli yardım yapılmasının reddedilmesinin hiçbir şekilde gerekçelendirilmemiştir. Başvuran on iki yaşındaydı ve annesi hükümlü bulunduğu cezaevinde hapis cezasını çekmekteydi. Bu durumda, ne başvuranın ne annesinin hiçbir geliri yoktu. Bu bağlamda AİHM, Türk yasama erki tarafından yürürlüğe konan adli yardım sisteminin, yargılanabilir kişileri keyfilikten koruyacak tüm güvenceleri sunmadığını tespit etmektedir. Bu görevin adli makamlara, daha açık olarak adli yardım talebinin yapıldığı mahkemeye tevdi edildiği doğruysa da Türk hukuku, talebin yerindeliği hususunda mahkemelerin takdirine itiraz imkanı sunmamaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 469. maddesinin hükümlerine göre, adli yardım talebine ilişkin karar nihaidir ve temyize konu olamaz. Bu nedenle, adli yardım talebi taraflarca yargılama esnasında sunulan yazılı belgeler temelinde yapılan tek bir incelemenin konusu olmaktadır. Taraflar, muhtemelen bir duruşma çerçevesinde dinlenmemişler ve tarafların itirazlarını sunma imkanları olmamıştır. (sözü edilen Bakan). Son olarak, başvuranın, devlete tazminat davası açmak için bir avukat tarafından temsil edilmesi, avukat ücretini karşılama imkanı olduğu anlamına gelmez.
Bu durumda AİHM, adli yardım talebinin reddinin, başvuranı, davasının bir mahkeme tarafından görülmesi imkanından tamamen yoksun bıraktığını tespit etmektedir.
Dava koşullarının tamamını dikkate alarak AİHM, başvuranın, somut ve etkili bir şekilde İzmir İdare Mahkemesine erişim hakkından yararlanamadığı sonucuna varmıştır.
Bu durumda AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AİHSnin 6/1 maddesi kapsamındaki şikayetini sunmak için iç hukukta başvuru yolunun bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, sözkonusu şikayetin, yukarıda geçen şikayetle ilgili olduğunu ve kabuledilebilir nitelikte olduğunu belirtmektedir.
AİHSnin 6/1 maddesi ile ilgili tespiti göz önüne alarak AİHM, mevcut davada ihlal edilmiş olsa dahi sözkonusu hükmün ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (Tunç; Bakan; Mehmet ve Suna Yiğit).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, maruz kaldığı maddi zarar için 30.856 Euro ve manevi zarar için 30.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, maddi tazminat ile ilgili, AİHSnin 6/1 maddesine aykırı olarak, adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle bir başvuranın, mahkemeye erişim hakkından yararlanamadığı sonucuna ulaştığında, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yolun, ilgilinin isteği üzerine, davanın yenilenmesi ya da dosyanın yeniden açılması olacağı kanaatindedir (Tunç, Mehmet ve Suna Yiğit).
Manevi tazminata ilişkin olarak ise AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 7.500 Euro ödenmesine hükmetmektedir (mutatis, mutandis, Bakan).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 10.000 Euro talep etmektedir. Başvuran, ek masraflar için ayrıca 2.000 Euro talep etmektedir. Başvuran talebini desteklemek için hiçbir belge sunmamaktadır.
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmektedir.
AİHM içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, başvuranın sözkonusu talebini reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 7.500 Euro (yedi bin beş yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy