(AİHS m. 35, 1 NOLU PROTOKOL) (2565 S. K. m. 7, 9, 21) (1086 S. K. m. 67) (GARCİA RUIZ - İSPANYA DAVASI)
(Başvuru no: 787/03)
Kabuledilebilirliğe İlişkin Karar
30 Mart 2010
OLAYLAR
Başvuranlar Cemile Bozoğlu (Akarsu), Hepgül Korucu (Akarsu), Hamit Akarsu, Mahmut Akarsu, Aziz Akarsu, Veysel Akarsu, Alem Akarsu ve Leyla Demir (Akarsu) sırasıyla 1950, 1942, 1953, 1948, 1946, 1937, 1933 ve 1934 doğumlu Türk vatandaşları olup Erzurumda yaşamaktadır. AİHM önünde, Erzurum Barosu avukatlarından A. F. Ataman ve H. Ataman tarafından temsil edilmişlerdir.
Dava olayları
Dava olayları, taraflarca aktarıldığı üzere, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Başvuranlar Erzuruma bağlı Nenehatun köyünde 40,000 m2lik bir taşınmazın sahibidir (227 nolu parsel). Sözkonusu taşınmaz bir kışla yakınında yer almaktadır. Belirtilmeyen bir tarihte silahlı kuvvetler başvuranlara ait taşınmazın 23,600 m2lik bölümünü tel örgülerle çevirmiştir. Bunun üzerine başvuranlar 18 Mayıs 1998 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı aleyhine Erzurum Asliye Hukuk Mahkemesi 3. Dairesinde bir dava açarak kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talep etmiştir.
11 Haziran 1998 tarihinde Hazine ve Milli Savunma Bakanlığı aynı mahkemenin 1. Dairesinde bir karşı dava açarak sözkonusu arazinin askeri güvenlik bölgesinde bulunması nedeniyle 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununun 7, 9 ve 21. maddeleri uyarınca Hazine adına tescil edilmesini talep etmiştir.
28 Ekim 1998 tarihinde mahkemenin 1. Dairesi, bilirkişilerle birlikte taşınmaz üzerinde inceleme yapmıştır. Bilirkişiler askeri birliğin 1990-1991 yıllarında taşınmazın yarısını işgal ederek tel örgülerle çevrelediğini, arsa sahiplerinin bu kısma girişlerinin engellendiğini ancak kendilerinde kalan kısmı yaklaşık 8 yıldır tarla olarak kullandıklarını bildirmiştir.
17 Aralık 1998 tarihinde mahkemenin 1. Dairesi, ihtilaflı arazinin askeri alan dışında kaldığına ve idarenin iddiasını kanıtlayamadığına hükmederek Hazine ve Bakanlık tarafından açılan davayı reddetmiştir. Karar, 14 Haziran 1999 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır.
9. Kolordu Komutanlığı, mahkemenin 3. Dairesine gönderdiği 22 Aralık 1999 tarihli yazıda arazinin 23,600 m2lik bölümünün askeri alanda olduğunu ancak 2565 ve 5949 sayılı yasalara göre askeri güvenlik bölgelerinde yer alan arazi sahiplerinin bunlar üzerinde ikamet etmek ve tarımsal faaliyet yürütmekte serbest olduklarını, ancak buralarda yapı inşası, ağaç kesimi ve taşınmazın Türk vatandaşı olmayanlara satışı için yetkililerden izin almalarının zorunlu olduğunu belirtmiştir.
30 Aralık 1999 tarihinde mahkemenin 3. Dairesi taşınmazın sahiplerine, sunulan bilirkişi raporu çerçevesinde toplam 6,354,117,600 Türk Lirası tazminat ödenmesine ve sözkonusu taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiştir. Hazine ve Bakanlık karara itiraz etmiş, 5 Haziran 2000 tarihinde Yargıtay, kararı bozmuştur. Yargıtay, bozma kararında Refika ve Mahmut Akarsunun davacı avukatına vekalet vermemiş olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin bu şahıslara ilişkin olarak HUMKun 67. maddesine göre işlem yapması gerektiğini, ayrıca ihtilaf konusu taşınmazın zirai faaliyetlerde kullanımına engel bulunmaması nedeniyle kamulaştırmasız el atma bulunmadığını ve dolayısıyla davacıların tazminat talebinde bulunamayacağını belirtmiştir.
30 Mart 2001 tarihinde ilk derece mahkemesi, Yargıtay kararına uyarak davayı HUMKun 67. maddesi uyarınca Refika Akarsu ve Mahmut Akarsu açısından reddetmiş, yine Yargıtay hükmü doğrultusunda başvuranların taşınmazın değeri konusundaki talebini reddetmiştir. Karar, 30 Ekim 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır.
4 Aralık 2007 tarihinde yetkililer başvuranların taşınmazı üzerinde keşif yapmıştır. Bir emlak uzmanı tarafından hazırlanan keşif raporunda, arazinin köy muhtarının katılımıyla incelendiği ve ihtilaf konusu kısmın tel örgü dışında kaldığının gözlemlendiği belirtilmiştir. Taşınmaz işgal edilmemiştir ve tarımsal faaliyete engel bulunmamaktadır. Bazı tanıklara göre ise arazi sadece hayvanlar için ot yetiştirmekte kullanılmış, tarımsal ürün yetiştirilmemiştir.
Erzurum Tapu Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre ihtilaflı taşınmaz, başvuranların üstsoyundan olan Musa Akarsuya aittir.
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar AİHSye ek 1 nolu Protokolün 1. maddesine dayanarak 227 nolu parsele dahil 23,600 m2lik arazinin kullanımının kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma teşkil ettiği ve yetkililerin, taşınmazlarına fiilen el konulmasından kaynaklanan zararı tazmin etmediklerini öne sürmüştür.
HUKUK
Başvuranlar, taşınmazlarına yapılan kamulaştırmasız el atmanın ve yetkili makamların zararlarını tazmin etmemesinin AİHSye ek 1 nolu Protokolün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Kabuledilebilirlik
1. Tarafların görüşleri
Hükümet, başvurunun 6 aylık süre içerisinde yapılmadığını ve alternatif olarak başvuranların AİHS'nin 35/1 maddesi bağlamında iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmuştur. Bu bağlamda iç hukuktaki nihai kararın 8 Mart 2002 tarihinde Yargıtay tarafından verildiğini, başvurunun ise sözkonusu karardan altı ay geçmesinden sonra, 16 Eylül 2002 tarihinde yapıldığını belirtmiştir. Ayrıca başvuranların, taşınmazın kullanımı için 9. Kolordu Komutanlığından izin almamış olmaları nedeniyle iç hukukta mevcut tüm yolları tüketmiş olarak değerlendirilemeyeceklerini savunmuştur.
Başvuranlar Hükümetin iddialarının aksine AİHMye başvurularını 6 aylık süre içerisinde yaptıklarını iddia etmiştir. Ayrıca taşınmazlarını kullanmak için askeri mercilere sözlü talepte bulunduklarını ancak talebin reddedildiğini, bu nedenle hukuk mahkemelerinde tazminat davası açtıklarını savunmuştur. Ayrıca nöbetçi askerlerin tel örgülü bölgeye geçen iki adet büyükbaş hayvanlarını öldürmesi nedeniyle askeri mercilerden yeni bir talepte bulunmaya korktuklarını belirtmiştir. Dolayısıyla başvuranlar mevcut tüm iç hukuk yollarını tükettiklerini iddia etmiştir.
2. AİHM'nin değerlendirmesi
Hükümetin itirazlarının ilk kısmına ilişkin olarak AİHM, başvuranların somut başvuruya neden olan olayların özeti ve şikayetlerinin yer aldığı dilekçenin sekretarya tarafından 7 Eylül 2002 tarihinde faks ile alındığını kaydeder. Dolayısıyla bu tarih başvurunun yapıldığı tarih olarak kabul edilmelidir (AİHM İç Tüzüğünün 38/2 maddesi).
Altı aylık sürenin başladığı tarihe ilişkin olarak ise; Türkiyede hukuk davalarında Yargıtay kararlarının posta ücretinin ödenmesinden sonra taraflara tebliğ edilmesi yerleşmiş bir uygulamadır (bkz. İran İslam Cumhuriyeti Deniz Nakliyat İşletmeleri - Türkiye, no. 40998/98). Somut davadaki yargılama hukuk yargılaması niteliğinde olmasına karşın taraflar AİHMyi 8 Mart 2002 tarihli Yargıtay kararının başvuranlara tebliğ edilip edilmediği konusunda haberdar etmemişlerdir. Yine de, başvuranların bu nihai karardan aynı gün haberdar oldukları varsayıldığında dahi, ki başvuranlar aksine bir iddiada bulunmamıştır, altı aylık süre 8 Mart 2002 tarihinde başlamıştır. Dolayısıyla somut başvuru AİHS'nin 35/1 maddesine uygun olarak altı aylık süre içerisinde yapılmıştır. Dolayısıyla Hükümetin altı ay kuralına ilişkin itirazı reddedilmelidir.
Hükümetin itirazının ikinci kısmına ilişkin olarak AİHM, Hükümetin başvuranların tel örgünün kaldırılmasından sonra taşınmazlarını kullanma girişiminde bulunmaları ve 9. Kolordu Komutanından izin istemeleri halinde arazinin kullanılmasında engel bulunmadığını savunmuştur.
Ne var ki AİHM'ye göre başvuranların zirai faaliyet yürütmek için askeri makamlardan izin almaları gerekmemektedir. 9. Kolordu Komutanının 22 Aralık 1999 tarihli yazısında belirttiği gibi izin, sadece yapı inşası, ağaç kesimi veya taşınmazın Türk vatandaşı olmayanlara satılması halinde gerekmektedir.
Hal böyle olsa bile AİHM, 4 Aralık 2007 tarihli keşif rapora göre başvuranların arazide tarım yapmaları için engel bulunmadığını kaydeder. Başvuranlar, bu raporun bulgularına itiraz etmemiştir. Başvuranlar araziyi kullanmak için yaptıkları sözlü talebin reddedildiğini ve sığırlarının askerler tarafından öldürülmesinden sonra askeri makamlara tekrar talepte bulunmaya korktukların iddia etmişse de, bu bağlamda talebin niteliği ve yapıldığı tarih, talebi reddeden merci ve sığırlarının ne zaman ve nasıl öldürüldüğü gibi ayrıntılara yer vermemişlerdir. Bu şartlar altında ve delillerin yetersizliği nedeniyle AİHM, başvuranların tel örgülerin 1998 yılında kaldırılmasından bu yana taşınmazı kullanamadıkları iddialarını kanıtlayamadıkları kanaatindedir.
Yine de ulusal makamlar, başvuranların askeri makamlarca konulan tel örgüler nedeniyle 1990-1991 yıllarından başlayarak 1998 yılına kadar arazilerinin yarısında tarım yapamadıkları hususuna itiraz etmemekte, hatta bu durumu kabul etmektedir. Bu bağlamda AİHM, başvuranların arazilerinin bir kısmını kullanamamalarının askeri makamlarca engellenmesinin kamulaştırmasız el atma teşkil ettiğini iddia ettiklerini, ulusal mahkemelerin, özellikle de Yargıtayın ise başvuranların halen sözkonusu arazinin maliki olmaları ve araziyi askeri makamların izni ile kullanabilecekleri gerekçesiyle dava konusu kısıtlamanın kamulaştırmasız el atma olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiş olduğunu kaydeder.
AİHM insan haklarını koruyan ulusal mekanizmaların yanında, öncelikle denetleyici ve ikincil kurum niteliğinde olduğunu hatırlatır. AİHS ile korunan hak ve hürriyetleri ihlal etmemiş olmaları halinde, olayların değerlendirmesi ve iç hukukun yorumlanması en iyi şekilde ulusal mahkemeler tarafından yerine getirilebilir (bkz. Garcia Ruiz - İspanya (BD), no. 30544/96).
Bu durumda AİHM, Yargıtayın sözkonusu müdahalenin kamulaştırmasız el atma olarak değerlendirilemeyeceği tespitinden ayrılmak için gerekçe görmemektedir. İç hukuktaki uygulamanın ve konu ile ilgili içtihadın açık olmasına karşın başvuranlar kamulaştırmasız el atmaya karşı dava açmışlar ancak somut davada kabuledilebilirlik koşulları oluşmamıştır.
Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, başvurunun AİHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu nedenlerle AİHM oybirliğiyle, başvuruyu kabuledilemez olarak ilan etmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy