(AİHS m. 5, 6, 13, 17, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (SPORRONG VE LÖNNROTH - İSVEÇ DAVASI) (LITHGOW VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (AKA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no:9574/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
17 Şubat 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (9574/03) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Ahmet Akanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 17 Aralık 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından M. Alagöz ve Y. Şamlı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1941 doğumludur ve Kocaelinde ikamet etmektedir.
1976 yılında Almanyada ikâmet eden başvuran, nakliyecilik yapmak üzere bir kamyon satın almış ve bir şoför çalıştırmaya başlamıştır. Aynı yıl, Türkiyeye mal taşımak için bir anlaşma yapmıştır. Kamyon Türkiyeye vardığında malın bir kısmı boşaltılarak A.A.nın ve başvuranın kardeşinin evine depolanmıştır. Bu mekânda yapılan aramada polis, gümrüğe beyan edilmeden ithal edilen bazı eşyalar ele geçirmiştir.
7 Ağustos 1976 tarihinde, başvuranın kamyonu Türkiyeye giriş yaparken gümrükte durdurulmuş ve 11 Ağustos 1976 tarihinde el konularak mühürlenmiş ve gümrük depolarına konulmuştur.
3 Nisan 1985 tarihinde yakalanan başvuran, aynı gün ceza mahkemesi hakimi önüne çıkarılmıştır. Hakim, ilgili şahsın dokuz yıldır arandığını tespit etmiş ve tutuklanmasına karar vermiştir.
8 Nisan 1985 tarihinde başvuran ve kamyon şoförü, beraberce kaçakçılık yapmakla suçlanmış ve haklarında Kocaeli Ceza Mahkemesinde (Ceza Mahkemesi) ceza davası açılmıştır. Buna paralel olarak, A.A. ve başvuranın erkek kardeşi hakkında ayrı bir dava açılmıştır.
Başvuran, 28 Mayıs 1985 tarihinde tahliye edilmiştir.
Ceza mahkemesi, 8 Nisan 1986 tarihinde davanın zamanaşımına uğraması dolayısıyla başvuran ve kamyon şoförü hakkında açılan ceza davasının düşürülmesine hükmetmiştir. Başvuran, kamyonuyla ilgili bir karar olmadığı için temyize başvurmuştur. 30 Aralık 1987 tarihinde Yargıtay, karardaki bu boşluğu telafi ederek, aracın başvurana iade edilmesine hükmetmiş ve kararı onamıştır.
30 Mayıs 1988 tarihinde ceza mahkemesi, A.A. ile başvuranın erkek kardeşi hakkında açılan davanın yine zamanaşımına uğraması dolayısıyla düşürülmesine ve kamyonun iade edilmesine hükmetmiştir. 29 Haziran 1989 tarihinde Yargıtay, bu kararı onamıştır.
İstanbul Gümrük Müdürlüğü (« Gümrük Müdürlüğü») 11 Şubat 1991 tarihli yazısında, başvurana kamyonun iade edilebilmesi için bir ihracat ruhsatı alması gerektiğini bildirmiştir.
2 Nisan 1991 tarihinde söz konusu ruhsat izni verilmiş ve durum Gümrük Müdürlüğüne bildirilmiştir. 17 Aralık 1991 tarihinde Gümrük Müdürlüğü 30 Aralık 1987 tarihli karar hükmü gereğince kamyonun iadesi için başvuranı çağırmıştır.
13 Ağustos 1992 tarihinde başvuran, yaptığı birçok müracaat sonucunda kendisine cevap olarak kamyonun gümrük depolarında bulunamadığının söylendiğini Gümrük Müdürlüğüne bildirmiş ve müdürlükten kamyonunun nerede olduğunu belirten yazılı bir cevap verilmesini istemiştir.
Gümrük Müdürlüğü 6 Ekim1992 tarihinde başvurana gönderdiği cevap yazısında, kamyonun nerede olduğuna dair yetkililerin sorgulandığını ve bu talep doğrultusunda kendisini bilgilendirmeye devam edeceklerini bildirmiştir.
28 Aralık 1992 tarihinde başvuran, Gümrük Müdürlüğüne bir kez daha başvurarak kamyonunun nerede olduğunu sormuştur.
1991 ve 1993 yılları arasında, kamyonun depolarda bulunamaması nedeniyle farklı yetkililer arasında karşılıklı birçok yazışma gerçekleştirilmiştir.
10 Haziran 1993 tarihinde başvuran, İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi önünde Devlet Hazinesi aleyhine tazminat davası açmıştır. 6 Temmuz 1993 tarihinde, mahkeme ratione materiae yetkisizlik kararı almıştır.
15 Ağustos 1994 tarihinde başvuran, iki yıldır bu yönde yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını hatırlatarak, Gümrük Müdürlüğünden kamyonunun iadesini istemiştir.
22 Kasım 1994 tarihinde başvuran, İstanbul İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) önünde itiraz davası açmıştır. Bu yönde mahkeme kararları olmasına rağmen kamyonunun iade edilemediğini vurgulayan başvuran, hem aracın değeri ve hem de iade edilmesi gereken tarihten itibaren elde edilemeyen kazanç tutarı nispetinde tazminat verilmesini istemiştir. Başvuran, bu zararın gecikme faizleriyle birlikte 800 000 000 TRL olduğunu bildirmiştir.
İdare Mahkemesi, 25 Eylül 1995 tarihinde dava dosyasının ceza mahkemesinden istenmesine karar vermiştir. Mahkeme 27 Şubat 1996 tarihinde yanlış dosya istediğini anlayarak bu talebini yenilemiştir.
İdare Mahkemesi 30 Eylül 1996 tarihinde bir tek hakim görevlendirerek, kamyonun 1991 yılındaki piyasa değerini belirlemek üzere üç bilirkişi atamasını istemiştir. Tek hakim, 26 Şubat 1997 tarihinde üç bilirkişiyi tayin ederek, keşif tarihini 2 Haziran 1997 olarak belirlemiştir. Bilirkişiler bu tarihte hazır bulunmamışlardır.
Tek hakim 18 Temmuz 1997 tarihinde, bilirkişiler ile başvuranın avukatıyla bir araya gelmiş ve bilirkişilerden aracın 1991 yılındaki piyasa değerini belirlemelerini istemiştir. Başvuranın avukatı, aracın söz konusu tarihte iade edilmediğini belirterek, bu tarihten itibaren elde edilemeyen kazanç miktarının tazminat tutarına eklenmesini talep etmiştir.
Bilirkişi raporu 17 Eylül 1997 tarihinde iki bilirkişi tarafından hazırlanmış ve kamyonun değeri 160 000 000 TRL olarak belirlenmiştir.
İdare Mahkemesi 27 Ocak 1998 tarihinde, aracın 1991 yılındaki piyasa değeri hakkında Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğine danışma kararı almıştır. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği cevap yazısında aracın yaşının onbeş yıldan fazla olması dolayısıyla bir değer veremeyeceklerini bildirmiştir.
İdare Mahkemesi 26 Mayıs 1998 tarihinde, Şoförler Odasına başvurarak kamyonun 1991 yılındaki piyasa değerini belirlemelerini istemiştir. 18 Temmuz 1998 tarihinde Şoförler Odası, aracın 1969 model olduğu için 1991 yılında miyadını doldurduğunu tespit etmiş ve hurda değeri olarak 40 000 000 TRL edeceğini bildirmiştir.
Tüm yargılama boyunca İdare Mahkemesi tarafından yapılan usuli işlemler başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.
İdare Mahkemesi 30 Eylül 1998 tarihinde, aracın 1991 yılındaki hurda değerini dikkate alarak, başvurana 15 Ağustos 1994 tarihinden itibaren biriken gecikme faizleriyle birlikte 40 000 000 TRL tutarında tazminat ödenmesine karar vermiştir. İdare Mahkemesi, 17 Eylül 1997 tarihli bilirkişi raporunun dikkate alınamayacağını, zira raporun bu iş için atanan üç bilirkişi değil sadece iki bilirkişi tarafından hazırlandığını tespit etmiştir.
26 Mayıs 1999 tarihinde başvuran, temyize başvurmuş ve kamyonunun iadesi edilmesi yönünde verilen kararın Yargıtayın 30 Aralık 1987 tarihli kararıyla kesinleştiğini hatırlatarak, bu tarih üzerinden on bir yıl geçmesine rağmen hâlâ kamyonunun iade edilmediğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, öngörülen tazminat tutarını eleştirerek, aracın 1976 yılındaki satın alma fiyatı ile bu tarihten itibaren elde edilemeyen kazanç tutarı ve yargı masrafları ilave edildiğinde rakamın çok komik kaldığını ileri sürmüştür. Son olarak başvuran, gümrük depolarında bulunan ve kendisininkine benzeyen başka bir kamyon verilmesini talep etmiştir.
27 Mart 2001 tarihinde Danıştay, ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve 18 Haziran 2002 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir. Bu son karar başvurana 27 Eylül 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, idari ve ceza yargılamasının süresini bütün olarak değerlendirmekte ve yirmi beş yıldan fazla süren bu yargılama sürecinden şikâyetçi olmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. Ceza yargılaması
Hükümet, altı aylık süreye uyulmadığı gerekçesiyle AİHMden şikâyetin reddedilmesini talep etmektedir.
AİHM, önce idari ve ceza yargılamalarının farklı olduklarını hatırlatmaktadır. AİHM, başvuranın yaptığı gibi iki yargılama sürecini birlikte değerlendirmek için geçerli bir neden görmemektedir (bakınız, a contrario, İtalya aleyhine Torri davası, 1 Temmuz 1997prg. 19-21, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-IV).
AİHM, daha sonra, başvuran hakkında yürütülen ceza davasının 30 Aralık 1987 tarihinde Yargıtay kararıyla sonuçlandığını gözlemlemektedir. Oysa, mevcut dava dilekçesi 17 Aralık 2002 tarihinde, yani iç hukukun kesinleşmiş kararından altı ay sonra sunulmuştur.
Bu nedenle AİHM, Hükümetin iddiasını benimseyerek, ceza yargılamasının süresiyle ilgili şikâyetin gecikmiş olduğuna ve dolayısıyla AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmetmektedir.
2. İdari yargılama
AİHM, bu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısyla, şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
AİHM, değerlendirilecek sürecin Gümrük Müdürlüğüne ilk talebin sunulduğu 15 Ağustos 1994 tarihinde başladığını gözlemlemektedir. Bu konuda AİHM, şayet bir dava açılmadan önce önce izlenmesi gereken bir başvuru yolu bulunmakta ise, izlenmesi gereken idari süreçin dava süresine dahil edildiğini hatırlatır (Fransa aleyhine Vallée davası, 26 Nisan 1994, prg. 33, seri A no 289-A, ve Fransa aleyhine Santoni davası, no 49580/99, prg. 37, 29 Temmuz 2003). Söz konusu dönem, karar düzetme talebinin reddedilmesiyle 18 Haziran 2002 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla söz konusu dönem üç kademeli yargılama sonunda yedi yıl on aydan fazla sürmüştür.
AİHM, bir yargılama için makul sürenin, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuran ve yetkili makamların tutumu, ilgili taraflar için davanın önemi gibi şartlara ve mahkeme içtihatını yönlendiren kıstaslara bağlı olarak değişiklik gösterebileceğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası (GC), no 30979/96, prg. 43, CEDH 2000-VII).
AİHM, mevcut davanın konusuna benzer birçok davaya baktığını ve bu davalarda AİHSnin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlâl edildiğine hükmettiğini hatırlatmaktadır (Frydlender, ilgili bölüm).
AİHM sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, konuyla ilgili yerleşik içtihadını da dikkate alarak, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aşırı olduğuna ve «makul süre» ilkesine uymadığına hükmetmektedir.
Bu nedenle AİHM, AİHSnin 6. madde 1. fıkrasının ihlâl edildiği sonucuna varmaktadır.
II. 1. NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinde öngörülen mülkiyetin korunması hakkının çiğnendiğini iddia etmektedir.
AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunan başvuran, aracına el konulmasından, adli makamların aracı için gerçek değerinden çok düşük bir bedel belirlemesinden ve masumiyet karinesi ilkesinin ihlâl edildiğinden şikâyetçi olmaktadır.
Başvuran, AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunarak, aracının iade edilmesini sağlamak ve kaybolmasından sorumlu memurlar hakkında hukuki süreç başlatmak için yeterli itiraz yollarının bulunmadığından şikâyetçi olmaktadır. Hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia eden başvuran, idari yargılamanın etkili olamadığını ileri sürmektedir. Son olarak AİHSnin 17. maddesine atıfta bulunan başvuran, yetkili makamların yukarıda belirtilen olgularla ilgili olarak yetkilerini suistimal ettiklerini ileri sürmektedir.
AİHM, bu şikâyetlerin 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM, bu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Başvuran, kamyonun yetkili mercilerin himayesi altında olmasına rağmen kaybolmasından ve idare mahkemesinin kamyonun 1991 yılındaki değerini dikkate alarak bedelini düşük belirlemesinden ve ayrıca takdir edilen gecikme faizinin enflasyon oranına kıyasla düşük kalmasından şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, kamyonuna 1976 yılında el konulduğunu ve bu tarihten itibaren aracından yararlanamadığını ve bu konuda cezai bir işlem yapılmadığını ileri sürmektedir. Başvurana göre, idare mahkemesi, kamyonun rayiç bedelini belirlerken, aracın el konulduğu tarihteki değerini dikkate almalıydı.
Hükümet, başvuranın idare mahkemesi tarafından takdir edilen tazminatı aldığını savunmaktadır.
Başvuranın malının değerinin 1991 yılı esas alınarak belirlenmesine ilişkin şikayeti konusunda AİHM, idare mahkemesinde açılan dava dilekçesinde bu hususun açıkça belirtilmediğini tespit etmektedir. Gerçekten, ilgili şahıs aracına el konulmasından şikâyetçi olmamış ve el konulduğu tarihte aracın piyasa değerine denk gelen herhangi bir tazminat talep etmemiş, sadece aracın iade edilmesi yönünde çıkan karar tarihinden itibaren elde edilemeyen kazancının kendisine geri ödenmesini istemiştir.
AİHMin gözlemlerine göre, idare mahkemesi tarafından yerine getirilen tüm usuli işlemler başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir. İdare mahkemesinin bu duruşmalarda malın 1991 yılındaki değerini belirlemeye çalıştığı çok açıktır. Başvuran ve avukatı hiçbir zaman buna itiraz etmemişlerdir. AİHM, tek hakim, başvuranın avukatı ve bilirkişilerin biraraya gelerek bu konuyu tartıştıklarını gözlemlemektedir. Başvuranın avukatı, kamyonun rayiç bedeli belirlenirken esas alınan seneye hiçbir zaman itiraz etmemiştir.
Bu nedenle AİHM, incelemesini, enflasyon oranına kıyasla belirlenen gecikme faizinin az olduğu ve yargılamanın uzunluğu nedeniyle takdir edilen tazminatın düşük kaldığı iddialarıyla sınırlı tutması gerektiği kanaatindedir.
AİHM, 30 Eylül 1998 tarihinde idare mahkemesinin kamyonu kaybolan başvurana 15 Ağustos 1994 tarihinden itibaren işleyen yasal gecikme faizleriyle birlikte 40 000 000 TRL tazminat ödenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir.
Taraflar, ödeme tarihiyle ilgili bir bilgi sunmamışlardır. Bununla birlikte AİHM, başvuranın tazminatın geç ödendiği hakkında herhangi bir şikâyette bulunmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle, şikâyetle ilgili inceleme dönemi, davanın idare mahkemesinde görüşülmeye başlandığı tarihten itibaren başlayan ve iç hukukta kesin kararın ilanına kadar süren yedi yıl on aylık bir süreyle sınırlı kalacaktır.
Bu konuda AİHM, mülkiyet dokunulmazlığı hakkına yapılan bir müdahalenin, toplumun genel çıkarları ile bireyin temel haklarının korunması arasında «adil bir denge» oluşturması gerektiğini hatırlatmaktadır (İsveç aleyhine Sporrong ve Lönnroth davası, 23 Eylül 1982, prg. 69, seri A no 52). Söz konusu çıkarlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığını ve özellikle malından mahrum olan kimseye aşırı sorumluluk yüklenip yüklenmediğini belirlemek için mutlaka tazminat şartlarının dikkate alınması gerekmektedir (Birleşik Krallık aleyhine Lithgow ve diğerleri davası, 8 Temmuz 1986, prg. 120, seri A no 102). AİHMin bu konuyla ilgili kanaatine göre, eğer bir kimse malından mahrum edildiği halde kendisine malın gerçek değerine kıyasla makul sayılabilecek bir tazminat ödenmediyse, burada ölçüsüz bir müdahaleden söz edilebilir (Yunanistan aleyhine Eski Yunan Kralı ve diğerleri davası (GC), no 25701/94, prg. 89, CEDH 2000-XII).
AİHM, mevcut dava kapsamında değerlendirilen süre içerisinde Türkiyedeki ortalama yıllık enflasyon oranının yaklaşık % 70 olduğunu hatırlatmaktadır. Oysa, başvuranın alacak tutarı için uygulanan gecikme faizi oranları 15 Ağustos 1994 ile 31 Aralık 1997 tarihleri arasında yıllık % 30, 1998 ve 1999 yıllarında yıllık % 50 ve 1 Ocak 2000 ile 18 Haziran 2002 tarihleri arasında % 60 olmuştur.
AİHMin daha önce Aka davasıyla ilgili kararında da belirttiği gibi, idari yargılama veya adli davalarda tazminat ödemeleri konusunda meydana gelen aşırı gecikmeler, bazı ülkelerde paranın zamanla değer kaybetmesi göz önünde tutulduğunda, özellikle malını kaybeden kişiyi belirsizlik içinde bırakarak, büyük oranlarda maddi kayıplara uğramasına yol açmaktadır (Türkiye aleyhine Aka davası, 23 Eylül 1998, prg. 49, Derleme 1998-VI).
AİHMin kanaatine göre mevcut davada, başvuranın idare mahkemesinin görevlendirildiği tarihte alması gereken tutar ile iç hukukun davayla ilgili kesin kararı verdiği tarihte takdir edilen tutar arasında yargı sürecinin uzaması nedeniyle önemli bir fark ortaya çıkmış ve bu fark zaten kamyonunu kaybetmiş olan başvuranı ayrıca zarara uğratarak, kamu yararı ile kişinin mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil dengeyi bozmuştur.
Bu itibarla, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlâl edilmiştir.
III. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AİHSnin 5. maddesine atıfta bulunarak, kendisinin herhangi bir gerekçe gösterilmeden gözaltına alındığını ileri sürmektedir.
AİHM, başvuranın gözaltı süresinin 28 Mayıs 1985 tarihinde tahliye edilmesiyle, yani 17 Aralık 2002 tarihinde sunulan bu dava dilekçesinden tam altı ay sonra, sona erdiğini gözlemlemektedir.
Bu nedenle AİHMne göre, mevcut şikâyet gecikmeli olarak sunulmuştur ve AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, toplam 1.087.000 Euro değerinde maddi tazminat talep etmektedir. Sözkonusu miktarın dağılımı şu şekildedir: kamyon için 25.000 Euro, gelir kaybı nedeniyle 1.027.000 Euro ve ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 35.000 Euro.
Başvuran ayrıca, 100.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
AİHM, tespit edilen ihlal ile gelir kaybına ilişkin olarak ileri sürülen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir.
Yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak yapılan talepler yargılama masraf ve giderleri kısmında incelenmektedir.
Enflasyonun etkisiyle ulusal mahkemeler tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatın gelir kaybetmesi ile ilgili olarak, Aka kararında benimsenen hesaplama yönetimini göz önüne alarak ve ilgili ekonomik veriler ışığında AİHM, başvurana 2.600 Euro maddi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
Manevi tazminata ilişkin olarak ise, AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 3.400 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, miktar belirtmeksizin yargılama masraf ve giderlerinin ödenmesini talep etmekte ve miktarı AİHMnin takdirine bırakmaktadır. Başvuran, ulusal mahkemelerde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderlerine ilişkin makbuzları ve avukatlık ücret sözleşmesini belge olarak sunmaktadır. AİHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak başvuran çeviri ve posta ücretleri ile avukatlık ücreti ve giderleri belge olarak sunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu taleplere karşı çıkmaktadır.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.
Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, tüm masraflar için başvurana 2.000 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun AİHSnin 6/1 maddesi (idare mahkemesi önündeki yargılama süresi) ve 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında yapılan şikayetlere ilişkin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana:
i. her türlü vergiden muaf tutularak 6.000 Euro (altı bin Euro) maddi ve manevi
tazminat ödenmesine;
ii. her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 2.000 Euro
ödenmesine;
b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 17 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy