(AİHS m. 6, 34, 44, PROTOKOL NO 7)
(Başvuru no. 9043/05)
KARAR
STRAZBURG
29 Nisan 2014
Bu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleşmiştir. Şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Natsvlishvili ve Togonidze - Gürcistan davasında,
Aşağıdaki yargıçlardan oluşan bir Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Eski Üçüncü Bölüm),
Başkan, Josep Casadevall,
yargıçlar, Alvina Gyulumyan,
Corneliu Bîrsan,
Ján ikuta,
Nona Tsotsoria,
Kristina Pardalos,
Johannes Silvis,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Santiago Quesada
15 Ekim 2013 ve 3 Nisan 2014 tarihlerinde kapalı oturumda müzakerede bulunarak, bahsi geçen ikinci tarihte aşağıdaki kararı kabul etmiştir:
USUL
1. Bu dava iki Gürcistan vatandaşı, Bay Amiran Natsvlishvili (ilk başvurucu) ve Bay Rusudan Togonidze (ikinci başvurucu) tarafından Gürcistana karşı, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 9 Mart 2005te yapılan bir başvurudan (no. 9043/05) kaynaklanmıştır.
2. Esasa ilişkin sözlü bir duruşma için adli yardımdan yararlanan başvurucular (bkz. aşağıda 5 ve 6. paragraf), Gürcistan ve Rusya Federasyonunda avukatlık yapan Bayan M. Gioshvili, Bayan E. Fileeva ve Bay K. Koroteev tarafından temsil edilmiştir. Gürcistan Hükümeti (Hükümet) sırasıyla Adalet Bakanlığı görevlileri Bay M. Kekenadze, Bay D. Tomadze ve Bay L. Meskhoradze tarafından temsil edilmiştir.
3. İlk başvurucu davaya konu tarihte iç hukukta bulunan ve kendi davasına uygulanan iddia pazarlığı usulünün (plea-bargaining) Sözleşmenin 6 § 1 maddesini ve 7 Nolu Protokolün 2. maddesini ihlal eden bir usul suistimali (abuse of process) oluşturduğunu ve gayri adil olduğunu ileri sürmüştür. Diğer yandan kendisi aleyhine tutuklamanın alenileştirilmesinin Sözleşmenin 6 § 2 maddesi kapsamında korunan masumiyet karinesinden yararlanma hakkını ihlal ettiğini savunmuştur. Ayrıca iki başvurucu da devletin, Sözleşmenin 34. maddesine aykırı olarak bireysel dilekçe haklarının ifasına engel olduğunu ve iddia pazarlığı usulünün bir parçası olarak kendileri aleyhine hükmedilen mali cezaların 1 Nolu Protokolün 1. maddesi kapsamındaki mülkiyet haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
4. Başvurucular ve Hükümet, her biri başvurunun kabul edilebilirliğine ve esasına ilişkin yazılı görüşlerini sunmuştur.
5. Mahkeme 25 Haziran 2013 tarihli nihai bir kararla başvuruyu kısmen kabul edilebilir bulmuştur (Sözleşmenin in fine 29 § 1 maddesi). Mahkeme yargılamanın diğer kısmı için tarafların esasa ilişkin sözlü beyanlarını almaya karar vermiştir (Mahkeme İçtüzüğü 59 § 3 maddesi).
6. Esasa ilişkin duruşma 15 Ekim 2013te, Strazburg İnsan Hakları Binasında kamuya açık olarak yapılmıştır (Mahkeme İçtüzüğü 59 § 3 maddesi).
Bu duruşmada Mahkeme önünde aşağıdaki kişiler hazır bulunmuştur:
(a) Hükümet için
Bay G. Lortkipanidze ve Bay A. Baramidze, Adalet Bakanı Yardımcıları,
Bay L. Meskhoradze, Görevli,
Bayan Sh. Mezurnishvili ve Bayan N. Mezvrishvili, Danışmanlar,
(b) Başvurucular için
Bayan M. Gioshvili,
Bayan E. Fileeva,
BayK. Koroteev, Vekil.
Mahkeme Bay Meskhoradze, Bayan Gioshvili, Bayan Fileeva ve Bay Koroteevin beyanlarını dinlemiştir.
7. Mahkeme 1 Şubat 2014te Bölümlerinin oluşumunda değişime gitmiş fakat mevcut başvuru Eski Üçüncü Daire nezdinde muhafaza edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
8. Birinci ve ikinci başvurucu 1950 ve 1953te doğmuş olup halen sırasıyla Rusya Federasyonu, Moskova ve Gürcistan, Kutaiside yaşamaktadırlar. Kendileri karı kocadır.
A. Arka plan
9. İlk başvurucu 1993ten 1995e kadar Gürcistanın ikinci büyük şehri olan Kutaisinin vali yardımcısı olarak ve 1995ten 2000e kadar Kutaisi Otomotiv Tesisini (fabrika) işleten, ülkenin en önemli kamu şirketlerinden birinin genel müdürü olarak görev yapmıştır. Kendisi 29 Aralık 2000de genel kurul toplantısında fabrika danışma komitesinin başkanlığına atanmıştır.
10. İlk başvurucu, 1998 ve 2002de yaptığı pay alımlarından sonra %12.95lik payla, devletten sonra (payların %78.61i) fabrikanın en büyük ortağı olmuştur. İkinci başvurucu 2002de yaptığı alımla, payların %2.6sını elinde tutmaktadır. Böylece çift toplamda payların %15.55ine sahiptir.
11. İlk başvurucu Aralık 2002de kaçırılmıştır. Kendisini kaçıranlar tarafından ağır kötü muameleye tabi tutulduktan sonra ailesi tarafından ödenen yüklü bir fidye karşılığında serbest bırakılmıştır.
B. İlk başvurucu aleyhine açılan ceza davaları
12. 12 Mart 2004de başvurucu ilk olarak genel müdür sıfatıyla, ikinci olarak da danışma komitesi başkanı sıfatıyla, sorumlu olduğu fabrikanın hisseli sermayesini yasadışı olarak eksiltmekle suçlanmıştır. Kendisine hayali satışlar, transferler yapma, borç silme ve fabrika menfaatlerini gözetmeksizin gelirleri harcama suçlamaları getirilmiştir (Ceza Yasasının 182. maddesi - başkalarının malvarlığını zimmete geçirmek ve emniyeti istismar etmek suretiyle görevi suistimal).
13. 15 Mart 2004te polis ve Kutaisi Savcısı kendisini göz altına almak için ilk başvurucunun işyerine gitmiştir. ...
15. 16 Mart 2004te ilk başvurucu menfaatlerini korumak üzere bir avukat tayin etmiştir.
16. 17 Mart 2004te, ilk kez bir şüpheli olarak sorgulandığında, avukatı yanında bulunan ilk başvurucu masum olduğunu savunmuş ve susma hakkını kullanmıştır.
17. Aynı gün, 17 Mart 2004te savcılık makamı, ilk başvurucunun yargılama sırasında tutuklanması için Kutaisi Şehir Mahkemesine dilekçe sunmuştur. Savcılık, ağır bir suçla itham edilen ilk başvurucunun adaletten kaçmaya, hakikatin açığa çıkmasını engellemeye ve suç teşkil eden faaliyetlerine devam etmeye çalışabileceğini ileri sürmüştür. Şehir Mahkemesi, bilinmeyen bir tarihte bu talep hakkında verdiği kararında başvurucunun üç ay tutuklu kalmasına hükmetmiştir. Başvurucu Ceza Usul Yasasının (CUY) 243. maddesini ileri sürerek bu karara Kutaisi Bölge Mahkemesi önünde itiraz etmiş; bu Mahkeme başvurucunun talebini bilinmeyen bir tarihte reddetmiştir.
18. 25 Mart 2004te ilk başvurucu savcılık makamına şu ifadeleri içeren bir mektup göndermiştir: otomobil fabrikasının geleceğine kayıtsız olmadığım ve devletle aramdaki sorunları çözmenin mümkün olduğunu düşündüğüm için, halihazırda benim ve karımın mülkiyetinde olan şirket paylarını devlete devretmeye hazır olduğumu bildiririm.
19. 14 Haziran 2004te, ilk başvurucunun tutukluluğu Kutaisi Bölge Mahkemesi tarafından 15 Temmuz 2004e kadar uzatılmış ve Temmuz 2004te de, 15 Eylül 2004e dek tekrar uzatılmıştır.
20. Başvurucu tutukluluğunun ilk dört ayında, kendisini 2002de kaçırma suçlamasıyla tutuklu bulunan kişiyle ve cinayet nedeniyle cezasını çekmekte olan bir başka kişiyle aynı hücreyi paylaşmıştır (bkz. aşağıda 11. paragraf). Kamu Savunmanı Ofisinin, bu durumun başvurucunun fiziksel ve psikolojik esenliğini tehlikeye soktuğu yönündeki şikayeti sonrasında cezaevi yöneticileri kendisini başka bir hücreye nakletmiştir.
21. 1 Ağustos 2004te ilk başvurucu ve avukatının dava dosyası içeriğine erişimi sağlanmıştır. 6 Ağustos 2004te ilk başvurucu yargılamalar sırasında menfaatlerini koruması için ikinci bir avukat tayin etmiştir.
22. 6 Eylül 2004te soruşturma tamamlanmış ve başvurucuya daha önce belirtilen suçlamalar isnat edilmiştir. İki avukatının yardımıyla dava dosyasının tamamına vakıf olan başvurucu tekrar masum olduğunu iddia etmiş fakat soruşturmada işbirliği yapmak istediğini teyit etmiştir.
23. Aynı gün, 6 Eylül 2004te iki başvurucu da fabrika sermayesinin toplam %15.55ini oluşturan paylarını karşılıksız olarak devlete devretmişlerdir.
24. Bir fabrika çalışanı olan G.Tnin dava dosyasında yer alan yazılı beyanına göre, 6 Eylül 2004te kendisi ve fabrikanın diğer dokuz çalışanı, savcılık makamının isteği üzerine, ilk başvurucu aleyhine açılan davayla bağlantılı olarak ve başvurucunun salıverilmesi karşılığında, paylarını ex gratia (karşılıksız) olarak devlete devretmişlerdir. Dava dosyası 6 Eylül 2004 tarihli, ilgili ex gratia anlaşmalarının bir kopyasını içermektedir.
25. Dosyada aynı zamanda ikinci başvurucunun baldızı olan Bayan M.I.-dzenin, savcının ilk başvurucunun ailesinden Yasasın Korunmasını Temin Eden Devlet Kurumlarının Gelişimi Fonuna (Gelişim Fonu), ilk başvurucunun salıverilmesine yönelik usulü bir anlaşmaya varmak için 50,000 Gürcü larisi (GEL) (yaklaşık 21,000 euro (EUR)) ödemesini talep ettiğini gösteren tanıklığı da yer almaktadır. Buna göre, savcı aileden transfer için gerekli belgeleri istemiş ve başvurucunun isminin parayı ödeyen kişi olarak görünmemesi gerektiğini eklemiştir. Bu doğrultuda Bayan M.I.-dze talep edilen meblağı kendi adına ödemeyi kabul etmiştir.
26. İlgili transfere ilişkin banka dekontunun da doğruladığı üzere bu ödeme 8 Eylül 2004te, belge üzerinde transferi gerçekleştiren kişi olarak Bayan M.I.-dzenin ismiyle yapılmıştır.
27. Sonraki gün, 9 Eylül 2004te ilk başvurucu savcılığa, Gürcü yargı sistemine Şubat 2004te giren usuli anlaşmayı (bundan sonrası için iddia pazarlığı) ayarlamasını talep eden yazılı bir beyanda bulunmuştur. Başvurucu hala masum olduğunu düşünmekle birlikte, cezaya ilişkin anlaşmaya varmak ve devlete mal olan zararı gidermek istediğini vurgulamıştır; bu doğrultuda devlet hazinesine 35,000 GEL (14,700 EUR ) ödeyeceğini belirtmiştir. Başvurucu anlaşmanın içeriğini tam olarak anladığını eklemiştir.
28. Aynı gün Kutaisi Savcısı ceza bakımından bir iddia pazarlığı önermiş; başvurucu da kabul etmiştir (CCPnin 679 § 2 maddesi). İddia anlaşmasının yazılı kaydında, başvurucunun suçlamaları itiraf etmeyi reddetmekle birlikte, suç teşkil eden eyleminin sebep olduğu yaklaşık 4,201,663 GEL zarar (yaklaşık olarak 1,765,000 EUR) karşılığında fabrikada sahip olduğu % 22.5 oranındaki payını devlete gönüllü olarak iade etmek suretiyle soruşturmayla aktif işbirliği yaptığı ifadesi yer almıştır. Savcı ayrıca başvurucunun altı yıldan on iki yıla kadar ceza gerektiren, bilhassa ağır bir suçla itham ediliyor olmasına karşın, zararın tamamının karşılandığı ve devlet kaynaklarının etkili kullanımı yararı hesaba alındığında başvurucuya bir iddia pazarlığı önermenin mümkün olduğunu kaydetmiştir. Gerçekten savcı dava mahkemesinden başvurucuyu esasa ilişkin inceleme yapmaksızın mahkum etmesini ve 35,000 GEL (14,700 EUR) tutarında para cezası şeklinde, indirimli bir ceza vermesini talep edeceğine söz vermiştir. Başvurucuya, bu önerilen iddia pazarlığının kendisini hukuki sorumluluktan muaf kılmayacağı anlatılmıştır. İlk başvurucu pazarlığın içeriğini tam olarak anladığını, pazarlığı kabul etmeye hazır olduğunu ve kararını hiç bir tehdit, baskı altında kalmadan ya da usulsüz bir teminat karşılığında olmaksızın verdiğini belirtmiştir. İddia pazarlığının kaydı hem savcı ve başvurucu tarafından hem de başvurucunun iki avukatı tarafından eksiksiz olarak imzalanmıştır.
29. Aynı gün, 9 Eylül 2004te Savcı bir yazı göndererek, Kutaisi Şehir Mahkemesinden davanın esasının incelenmemesine, ilk başvurucunun kendisi aleyhine getirilen suçlamalardan suçlu bulunmasına ve 35,000 GEL (14,700 EUR) para cezası ödemesine hükmederek, yukarıda bahsi geçen, suça karşılık gelen cezayı düşürmeyi içeren iddia pazarlığını onaylamasını talep etmiştir. Savcılık evrakında, evrakın ekinde iddia pazarlığının yazılı kaydının ve on iki cilt dava dosyası içeriğinin bulunduğu belirtilmiştir.
30. Aynı gün, 9 Eylül 2004te Bayan M.I.-dze bir para transferi gerçekleştirerek Devlete, yukarıda bahsi geçen birinci başvurucu ile savcı arasında gerçekleştirilmiş iddia pazarlığına binaen 35,000 GEL (14,700 EUR) para cezasını ödemiştir.
31. 10 Eylül 2004te sözlü duruşmada tek hakimli oturumda toplanan Kutaisi Şehir Mahkemesi savcının 9 Eylül 2004 tarihli talebini incelemiştir. Duruşma kaydının ortaya koyduğu üzere hakim, iddia pazarlığını imzalayan iki avukatından biri yanında hazır bulunduğu sırada (bkz. yukarıda 27. paragraf) başvurucuya Ceza Usul Yasasının 679-3. maddesi uyarınca haklarını anlatmıştır. Başvurucu cevabında haklarından haberdar olduğunu ve pazarlığa gönüllü olarak, savcı ile görüşmeler sırasında hiç bir usulsüz baskıya maruz kalmaksızın rıza gösterdiğini kabul etmiştir. Bu husus avukat tarafından da teyit edilmiştir. İlk başvurucu ve avukatı sonrasında, pazarlığın sonuçlarını eksiksiz kabul ettiklerini teyit ederek hakimden iddia pazarlığını savcının sunduğu şekliyle onaylamasını talep etmişlerdir. Avukat, müvekkili ve savcı arasındaki iddia pazarlığı görüşmelerine kendisinin katıldığını, bir uzlaşmaya varmak konusunda ısrar edenin kendi müvekkili olduğunu ve bir avukat olarak kendisinin başvurucuya gerekli tüm danışmanlığı sunduğunu eklemiştir.
32. Kutaisi Mahkemesi, belgesel delillere ve soruşturma aşamasında alınan çeşitli tanıkların beyanlarına dayanarak ilk başvurucu aleyhine getirilen suçlamaların yerinde olduğuna karar vermiştir. Mahkeme aynı zamanda 6 Eylül 2004te Ceza Yasasının 182 § 2 (a), (b) ve (c) ve 3 (b) bentleriyle suçlanan başvurucunun, suçlu olduğunu kabul etmediğini ve susma hakkını kullandığını kaydetmiştir. Bununla birlikte başvurucu soruşturmayla aktif biçimde işbirliği yaparak suç teşkil eden eyleminin sebep olduğu 4,201,663 GEL (1,765,000 EUR) zararı, fabrikada sahip olduğu %22.5 payı devlete iade ederek tazmin etmiştir..
33. Şehir Mahkemesi yargısal incelemeyi takiben, iddia pazarlığının yasaya uygun bir şekilde yapıldığı, ilk başvurucunun anlaşmayı olaylardan tam olarak haberdar bir şekilde imzaladığı ve bunun hiç bir tehdit, baskı altında ya da iddia pazarlığında izin verilenin ötesine geçen bir teminat karşılığında gerçekleşmediği sonucuna ulaştığını belirtmiştir. Mahkeme böylece, ilk başvurucunun aleyhine getirilen isnatlardan suçlu olduğunu açıklayarak ve onu 35,000 GEL (14,700 EUR) para cezasına çarptırarak anlaşmayı onaylamıştır. Bunun sonucunda başvurucu mahkeme salonundan derhal salıverilmiştir.
34. İşlemlere ilişkin bölümde belirtildiği gibi, Kutaisi Şehir Mahkemesinin 10 Eylül 2004 tarihli kararı nihai olup temyize açık değildir. Bununla birlikte, yeni açığa çıkarılan olguların haklı kılması halinde kararın bozulması ve davanın yeniden açılması için talepte bulunma imkanı bulunmaktadır.
35. Dava dosyasına göre başvurucu, ceza davalarının sona ermesinin ve akabinde salıverilmesinin ardından Gürcistanı terk etmiştir ve bu tarihten beri Rusyada, Moskovada ikamet etmektedir.
...
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE ULUSLARARASI BELGELER
A. Ceza Usul Yasası (CUY)
49. Usul anlaşmalarına (Gürcüce saprotseso shetankhmeba) ya da iddia pazarlığına ilişkin hükümler CUYa 13 Şubat 2004te girmiş ve ilk kez 24 Haziran 2004 tarihinde değişikliğe uğramıştır. Olay tarihinde yürürlükte olan bu hükümlere göre:
Madde 15
Usul anlaşması, yargının bağımsızlığı ilkesine uygun olarak yapılabilir. Ulus anlaşması daha hızlı ve etkili bir adalet sistemine katkı sağlar.
Madde 679-1
1. Bir mahkeme, usul anlaşmasına dayanarak önündeki davanın esasını incelemeksizin hüküm verebilir. Usul anlaşması sanığın sorumluluğu ya da cezası hakkında varılacak anlaşmaya dayanır. Usul anlaşması önerme yetkisi savcılığa aittir.
2. Cezaya ilişkin bir anlaşmaya varıldığında sanık suçu ikrar etmez fakat savcıyla ceza verilmesi ya da verilmemesine ilişkin bir anlaşma yapar ve/veya soruşturmayla işbirliği yapmaya razı gelir.
3. Sorumluluğa ilişkin bir anlaşmaya varıldığında sanık suçunu ikrar eder ve/veya soruşturmayla işbirliği yapar.
4. Usul anlaşması hiyerarşik olarak üstün olan savcının onayıyla tamamlanır.
5. Savcı, sanığın tüm suçlamaları kabul etmesi koşuluyla, usul anlaşması temelinde davalı için cezada indirime gidilmesini ya da kendisi aleyhine getirilen belli sayıda suçlamanın azaltılmasını veya belli sayıda suçlamadan vazgeçilmesini talep edebilir.
6. Savcı, cezada indirime gidilmesine veya suçlamaların azaltılmasına karar vermeden önce şunları dikkate almalıdır: (a) sanığın çekmekle yükümlü olduğu cezanın ağırlığı ve fiillerin yasadışılığının ve sanığın suçunun ağırlığı; (b) devlet kaynaklarının kamu yararını en çok gözetecek şekilde kullanılması. ...
7. Bir savunma avukatının katılımı olmaksızın ve sanığın anlaşmanın içeriğine ilişkin ön rızası bulunmaksızın usul anlaşmasına varılamaz.
8. Sonrasında sanığın soruşturma için sunduğu bilgi ve delilin ... güvenilir olmadığı ve sorumlu olanları teşhis etmeye yönelik gerçek bir ihtimal taşımadığı ortaya çıkarsa usul anlaşması hükümsüz sayılır.
9. Sanığın işbirliğinin, özellikle kamu görevlisince işlenen ağır bir suçun veya suç faaliyetinin açığa çıkmasına yol açtığı ve sanığın soruşturmanın yürütülmesine doğrudan iştirak ettiği durumlarda, savcı mahkemeden sanığın cezai sorumluluğunun ortadan kaldırılmasını talep edebilir. ...
11. Savcı usul anlaşmasına varırken, sanığı anlaşmanın kendisinin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı yönünde bilgilendirir. Özel koşullarda savcı veya savcı yardımcısı, gerekçeli bir kararla sanığı hukuki sorumluluktan azade kılabilir. Bu koşullarda sorumluluk devlete ait olacaktır.
Madde 679-2 §§ 2, 3 ve 4
2. Sanık veya yasal temsilcisi ve avukatı tarafından, hukuki tavsiyeden yararlanmış olan sanığın, davasının esası incelenmeksizin verilen yargı kararına özgür iradesiyle rıza gösterdiği yazılı bir beyanla teyit edilmelidir. Sanık savcının mahkemeye sunacağı evrakın içeriğini ve verilebilecek hükmün sonuçlarını tam olarak idrak etmelidir.
3. .Sanık ve savcının usul anlaşmasına varmasından sonra savcı, anlaşmanın içeriğini ortaya koyduğu bir belge kaleme almalıdır. Bu belge savcı, sanığın avukatı ve sanık tarafından imzalanır.
4. Bu maddenin 3. fıkrasında adı geçen belgenin içeriği gizli olup bu belgeye sadece imzacılar ve mahkeme tarafından başvurulabilir.
Madde 679-3
1. Usul anlaşması yazılı şekille yapılmak zorunda olup, görüntülü duruşma yapılmasını gerektiren zorlayıcı sebeplerin varlığı dışında, bir mahkeme tarafından aleni duruşmada kabul edilmek zorundadır. Mahkemenin kararı usul anlaşmasına uygun olmalıdır. Mahkeme şiddet ve korkutma, hile ya da hukuka aykırı teminatlar olmaksızın anlaşmaya varılmış olduğundan emin olmalıdır. Mahkeme ayrıca sanığın özgür iradesiyle rıza gösterdiğinden ve nitelikli hukuki yardım alabilecek durumda olduğundan da emin olmalıdır.
2. Bir usul anlaşmasını onaylamadan önce mahkeme şu hususlardan emin olmalıdır:
(a) sanığın üzerine atılı suçun niteliğini tam olarak idrak ettiğinden;
(b) sanığın kabul ettiği suçun cezasını tam olarak idrak ettiğinden;
(c) sanığın bir usul anlaşması çerçevesinde suçu ikrar etmesine bağlı tüm yasal gerekliliklerin farkında olduğundan;
(d) sanığın, savcının usul anlaşması temelinde cezanın tenkisini veya tümden kaldırılmasını öneren dilekçesinin mahkemece kabul edilmek zorunda olmadığını tam olarak idrak ettiğinden;
(e) sanığın aşağıdaki anayasal haklara sahip olduğunu idrak ettiğinden:
- savunma hakkı;
- suçu ikrar ettiğini belirten bir anlaşmaya girmeyi reddetme hakkı;
- davasının esasının incelenmesi hakkı.
(f) usul anlaşmasının hile, korkutma veya bu türden bir anlaşmada izin verilenin ötesine geçen bir teminatın sonucu olmadığından;
(g) sanığın, suçunun ikrarını içeren anlaşmanın dayandığı olguları reddetmediğinden.
3. Mahkeme kararını yasaya uygun olarak vermek zorundadır ve sanık ile savcı arasındaki anlaşmaya onay vermek yükümlülüğü altında değildir.
Madde 679-4 §§ 1, 3, 4, 5, 6 ve 7
1. Önceki Bölümde bahsi geçen durumlarda mahkeme ya esasa ilişkin bir inceleme yapmaksızın (iddia pazarlığını kabul eden) bir hüküm verebilir ya da davayı iddianame hazırlamak üzere savcıya iade kararı verebilir.
3. Mahkeme dava dosyası temelinde suçlamanın yerinde olduğundan, talepte (brief) önerilen cezanın adil olduğundan ve sanığın özgür iradesiyle suçlamayı kabul ettiğinden emin olmalıdır.
4. Mahkeme eğer savcının davaya ilişkin olgusal ve yasal değerlendirmesini yerinde bulur ve önerilen cezanın adil olduğu kanaatine varırsa, savcının talebinin kendisine ulaşmasından sonra bir ay içinde kararını verir. ... .
5. Mahkeme kendisine sunulan delillerin suçlamayı temellendirmediği ya da usul anlaşmasının 679-1 maddesine aykırı olarak yapıldığı sonucuna varırsa dosyayı iddianame hazırlamak üzere savcıya iade edecektir.
6. Mahkeme savcının önerdiği cezanın fazla ağır olduğu kanaatinde olursa cezayı azaltma yetkisine sahiptir.
7. Sanığın, yargılamanın mahkeme kararını vermeden önceki her aşamasında, kendi suçunun ikrarına dayanan bir usul anlaşmasına girmeyi reddetme hakkı mevcuttur. Bu reddin sanığın avukatıyla mutabakat içinde kararlaştırılmış olması gerekmez. Mahkeme kararını verdikten sonra usul anlaşmasıyla bağlı olmayı reddetme olanağı mevcut değildir.
Madde 679-7 §§ 2 ve 3
2. Hükmedildiği anda uygulanabilir hale gelen (önceki maddelerde düzenlenen) karara karşı itiraz mümkün değildir
3. Karar, yeni olgusal ya da yasal koşulların ortaya çıkmasına ilişkin olağan kurallara uygun olarak gözden geçirilebilir.
50. CUYda 25 Mart 2005 tarihinde yapılan değişiklikle birlikte, bir yargılamanın iddia pazarlığıyla çözümlenmesi talebinde bulunmak artık sadece savcıya ait bir yetki olmaktan çıkmıştır (679-1 § 1 maddesi). Ayrıca sanığın soruşturma sırasında verdiği bilgiyi içeren kısım dışında, savcının talebinin içeriği de artık gizli değildir (679-2 § 4 maddesi). Aynı değişiklik, mahkemenin usul anlaşmasını onayladığı duruşmanın kelimesi kelimesine dava dosyası kayıtlarına geçirilmesini zorunlu kılmıştır (679-3 § 4 maddesi).
51. Bunun yanı sıra 25 Mart 2005 tarihli değişiklik mahkemeye, yasaya uygun olarak sunulan iddia pazarlığını değerlendirirken, davalının önceki müzakereler sırasında savcılık tarafından tehditkar bir muameleye maruz kaldığı yönünde şikayette bulunması durumunda, bu şikayetin iddia pazarlığının onaylanmasını engellemeyeceğini açıklama yükümlülüğü getirmiştir ( 679 maddesi 3 § 2(1)).
52. Ayrıca 25 Mart 2005ten önce 679-6 maddesi sadece usul anlaşmasının hükümsüz olduğu yönündeki karara karşı temyiz imkanını düzenlerken söz konusu değişiklik, aşağıdaki şartların bulunması halinde sanığa anlaşmanın onaylanmasına karşı on beş gün içinde bir üst mahkemeye itirazda bulunma imkanı tanımıştır:
(a) usul anlaşması hile ile yapılmışsa;
(b) sanığın savunma hakları kısıtlanmışsa;
(c) usul anlaşması şiddet, kuvvet kullanarak veya tehdit ve korkutma ile yapılmışsa;
(d) davaya bakan mahkeme (yukarıdaki maddelerde belirtilen) görevlerini ihmal ettiyse.
53. Söz konusu değişiklik, yukarıdaki gerekçelerden biriyle 25 Mart 2005ten önceki kararlara karşı itirazda bulunmanın mümkün olup olmadığına ilişkin bir belirlemede bulunmamıştır.
B. Avrupa Konseyi
1. Bakanlar Komitesinin Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesine ilişkin Üye Devletlere Yönelik (87) 18 sayılı Tavsiye Kararı
54. Bu tavsiye kararı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 17 Eylül 1987de kabul edilmiştir. Karar, sadeleştirilmiş ve ivedi yargılamalarla ilgilidir. Kararın ilgili kısmına aşağıda yer verilmiştir:
Mahkemelere intikal eden ceza davalarının sayısındaki artış ve özellikle hafif cezaları gerektiren davalar ile ceza yargılamalarının uzunluğunun neden olduğu sorunlar dikkate alınarak;
Suçlarla baş ederken yaşanan gecikmenin ceza hukukunu zayıflattığını ve adaletin düzgün idaresini olumsuz yönde etkilediğini go¨zo¨nu¨ne alarak;
Ceza adaletinin idaresinde yaşanan gecikmelerin, yalnızca belirli kaynakların tahsis edilmesi ile bu kaynakların kullanılma biçimi ile değil aynı zamanda suç¸ siyasetinin yu¨ru¨tu¨lmesindeki önceliklerin hem biçim hem de içerik yönünden açıkça belirlenmesiyle giderilebileceğini göz önünde tutarak, bu doğrultuda;
- ithamda takdirilik ilkesinin uygulanması;
- hafif suçlar ve kitle suçlarına ilişkin aşağıdaki tedbirlerin kullanılması:
- acele muhakeme usulleri olarak anılan usuller,
- cezai konularda yetkili merciler ve diğer müdahil olan mercilerce kovuşturmaya alternatif olarak yapılan mahkeme-dışı anlaşmalar,
- sadeleştirilmiş usuller;
- olağan yargısal usullerin basitleştirilmesi
2. Gürcistanın Yükümlülüklerini ve Taahhütlerini Yerine Getirmesi, Avrupa Konseyi Üye Devletlerince Yükümlülüklerinin ve Taahhütlerinin Yerine Getirilmesi Hakkındaki Komite Raporu (İzleme Komitesi, 21 Aralık 2005
55. Yukarıda bahsi geçen İzleme Komitesi kararının ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
44. Eş raportörler ayrıca, genellikle Avrupada uygulanmayan yabancı yasal modellerin Gürcistan ulusal yargı sistemine aktarılması yönündeki artan eğilim hakkında bazı çekincelere sahiptir. Amerika Birleşik Devletlerinin yasal uygulamasını taklit etmeyi deneyen ve eş raportörlerin yolsuzlukla mücadele üzerine paragrafta yeniden bahsetmek istediği iddia pazarlığına ilişkin yakın tarihli yasa bunun bir örneğidir ...
47. Yetkililer her ne kadar en bilinen yolsuzluk vakalarında acele ve etkili eyleme geçilmesi yönündeki kamuoyu taleplerini dikkate almak zorunda olsalar da, eş raportörler, halkın taleplerinin şüphelilerin haklarının ihlali ve ceza usulünün temel ilkelerine uyulmaması için bir gerekçe olamayacağında ısrarcıdırlar. Yolsuzlukla suçlanan birtakım eski devlet görevlileri olağanüstü koşullar altında, şüphelilerin kaçma niyetinin olmadığı hallerde dahi teminatsız olarak tutuklanmışlardır. İnsan hakları örgütleri aşırı güç kullanımının söz konusu olduğu birden fazla vaka bildirmişlerdir; bazı tutuklamalar kameraya alınmış ve -şüphelilerin insan onurunu çiğneyen- görüntüler çeşitli televizyon kanallarında yaygın bir biçimde yayınlanmıştır. Bazı şüpheli kategorileri için masumiyet karinesine saygının yeni Gürcistanda yerleşmeye ihtiyacı vardır.
48. Bazı şüpheliler için, zimmetine geçirdikleri iddia edilen parayı geri ödemeleri karşılığında aleyhlerindeki suçlamaların azaltılmasını veya düşürülmesini mümkün kılan iddia pazarlığı sistemi en hafif tabiriyle tartışmalıdır. İddia pazarlığı Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa Konseyine üye bazı devletlerde yaygın olarak uygulanırken, genellikle suçlanan kişilerin daha hafif bir suçlama karşılığında suçlamayı kabul etmeye razı oldukları (diğer suç ortaklarını ihbar etme vs.) anlaşmalara ilişkindir. Gürcistandaki iddia pazarlığı bir adım daha ileri gitmekte ve pazarlığa mali bir unsur eklemektedir - sanıklardan, çaldıkları iddia olunana yaklaşan belirli bir meblağı geri ödemeleri istenmektedir. Karşılığında savcı suçlamaları hafifletmeyi veya düşürmeyi kabul etmektedir. Pazarlık son olarak bir hakim tarafından onaylanmak zorundadır.
49. Eş raportörler Gürcü iddia pazarlığı sisteminin özelliklerinin, bilhassa da mali unsurun dahil edilmesinin ve bunun bazı davalarda görünüşe göre keyfi bir biçimde uygulanırken diğerlerinde bu şekilde uygulanmamasının, söz konusu uygulamayı Avrupa Konseyi standartlarına aykırı kıldığı görüşündedirler. Sistem sadece büyük hırsızların adalet karşısında bir dokunulmazlık satın almasına izin verildiği yönünde izlenim yaratmakla kalmamakta aynı zamanda Gürcü kolluğu, savcılık hizmetleri ve mahkemelerinde yasal ve idari bir fren denge mekanizmasının olmaması nedeniyle suistimal riski yarattığı için de kaygı uyandırmaktadır. Eş raportörler iddia pazarlığı yoluyla elde edilen paranın (şu ana dek yaklaşık 30 milyon Dolar) çok önemli olduğunu ve maaşlar ile birlikte diğer acil ihtiyaçların ödenmesine yardımcı olduğunu anlamakla birlikte, Başsavcılık tarafından ileri sürülen, adaletin etkililiğinin, toplanmasını sağladığı bütçeyle ölçülebileceği fikrine karşı çıkmaktadırlar. Yıllar süren yaygın yolsuzluk ve hukuk devletine sistematik aykırılıklardan sonra Gürcistanın herkes için etkili ve eşit bir adalete ihtiyacı vardır.
50. Sonuç olarak raportörler Gürcistan yetkililerini mevcut iddia pazarlığı usulünü, Avrupa Konseyi standartlarıyla uyumlu hale getirmek amacıyla acilen ve esaslı biçimde gözden geçirmeye davet etmektedir.
3. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin 1415 (2005) sayılı Tavsiye Kararı
56. 24 Ocak 2006da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, yukarıda adı geçen İzleme Komitesinin raporunu inceledikten sonra 1415 (2005) sayılı tavsiye kararını almıştır. Kararın ilgili bölümü şöyledir:
9. Meclis, Gürcü yetkililere danıştıktan sonra, ... Gürcistandan şunu talep etmiştir:
mevcut haliyle, bir yandan suçlu olduğu iddia edilen bazı kişilerin suçlarından elde ettikleri kazancı cezaevine girmekten kurtulmak için kullanmalarına izin veren öte yandan keyfi biçimde, istismar edilerek ve hatta siyasi amaçlarla uygulanma tehlikesi taşıyan iddia pazarlığı sistemini ciddi biçimde gözden geçirmesini; ...
4. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarbergin 18-20 Nisan 2011 arasında Gürcistana yaptığı ziyaretin ardından sunduğu Rapor
57. İnsan Hakları Komiserinin 30 Haziran 2011de sunduğu raporun Gürcistandaki iddia pazarlığıyla ilgili bölümleri şöyledir:
İddia pazarlığı anlaşmaları
63. Komiser iddia pazarlığı ve bunun ceza davalarında uygulanması sorununa özel ilgi göstermiştir.
64. İddia pazarlığı şu anda Gürcistanda ceza adaletinin işleyişine nüfuz etmektedir. Bu kuruma başvuru 2004te uygulamaya girdiğinden beri ciddi bir artış göstermiştir. Yüksek Mahkeme Başkanı Komisere 2010da iddia anlaşmalarının ceza davalarının %80ine uygulandığını bildirmiştir.
65. İddia pazarlığı tartışmasız yolsuzluk ve örgütlü suçlulukla mücadelede başarılı bir araç olmuştur. Aynı zamanda mahkemelerin, savcıların ve avukatların iş yükünü azaltarak ceza davalarının hızlı görülmesi bakımından da önemli bir yarar sağlamaktadır. Bunun yanı sıra iddia pazarlığı kurumu, cezaların azaltılmasına ve bunun bir sonucu olarak da mahpusların sayısının azalmasına katkı sunmaktadır. Bu da Gürcistandaki aşırı kalabalık cezaevlerinin fazlalığı bağlamında hayati önem taşımaktadır.
66. Yeni CUYda düzenlenen güncel iddia pazarlığı modeli suçun ikrarını ya da savcıyla ceza hakkında anlaşmaya varmayı gerektirmektedir (nolo contendere plea). Pazarlık davalı ya da savcı tarafından başlatılabilir.
67. İddia pazarlığı bağlamında bir savunma avukatının bulunması zorunludur. Komiserin elde ettiği bilgiye göre, çoğu davalı ceza alacağından neredeyse emindir ve avukatlar, müvekkillerinin beraati için çalışmak yerine onlara cezalarını asgariye indirmek için savcıyla iddia pazarlığı yapmalarını tavsiye etmektedirler. Bu tutum özellikle ceza olarak hapis cezası gerektiren ihlaller için yaygındır. Bununla birlikte Adalet Bakanı Yardımcısı yeni Ceza Usul Yasasının savunma haklarını düzenleyen hükümlerinin aynı zamanda iddia anlaşması bağlamında savunmanın konumuna da olumlu biçimde etki edeceğine işaret etmiştir.
68. Komiserin bir kaygısı, iddia anlaşması görüşmeleri sırasında savcının sahip olduğu takdir yetkisine ilişkindir. Örneğin şu anda savcı yasada düzenlenen asgari cezadan dahi daha düşük cezalar talep edebilmektedir. Oysa pek çok kişi bu yetkinin yargıca ait olması gerektiği görüşündedir. Ayrıca yasa davalının kovuşturmayla ne ölçüde işbirliği yapması gerektiğini tanımlamamakta; bu da, taraflılığa ve uygulamada tutarsızlığa sebep olmaktadır.
69. İddia anlaşması mahkeme kararıyla onaylanmaktadır. Anlaşmanın mahkemece incelenmesi aşamasında yargıç iddia anlaşmasının zorlama ve korkutmayla yapılmadığından emin olmalı ve suçlamaları destekleyen delilleri incelemelidir. Yetkililer, suçlamaların temelsiz olması veya bir ihlalin tespit edilmesi halinde mahkemelerin anlaşmayı onaylamayı reddedebileceğini vurgulayarak, iddia anlaşmasının yargısal denetiminin önemli bir güvence olduğunu teyit etmiştir. Ancak hukukçular uygulamada anlaşmanın koşullarını incelerken yargıcın esas olarak savcı tarafından sunulan delile dayandığını ve davaların ezici çoğunluğunda yargıcın savcının talepleriyle mutabık olduğunu savunmaktadır.
70. Gürcü iddia pazarlığı sisteminin özelliklerinden biri Ceza Yasasının 42. maddesiyle ilgilidir. Bu madde, Ceza Yasasında bu tür bir müeyyidenin öngörülmediği suçlar bakımından dahi iddia pazarlığı bağlamında para cezalarına hükmedilebileceğini düzenlemektedir. Gürcistan Uluslararası Saydamlık Kuruluşuna göre, uygulamada davaların %99unda cezalar ödenmektedir; bu hususa yetkililerce karşı çıkılmaktadır. Cezaların belirlenmesine ilişkin açık kriterler olmaması nedeniyle süreç saydam olmaktan uzaktır. Tiflisteki insan hakları savunucuları bunun, davalının ödeme imkanı değerlendirilerek yapıldığını ileri sürmüşlerdir; bu da özgürlüğün satın alınabileceği yönünde bir algıya sebep olmuştur.
71. İddia pazarlığının pratik uygulaması her ne kadar kaygılar doğursa da yetkililer yeterli güvencelerin sistemde mevcut bulunduğunu savunmaktadır. Bununla birlikte Adalet Bakanı Yardımcısı şeffaflığı arttırma ve algıları geliştirme ihtiyacını kabul etmektedir.
72. Yasa ayrıca istisnai durumlarda, soruşturmayla etkili bir işbirliği yapılması halinde tümüyle cezadan muaf tutulma imkanını da tanımaktadır. Bu imkan şüphesiz ceza davalarının çözülmesine yardımcı olurken, bu bağlamda istismar vakaları da bildirilmiştir. ...
73. Aynı zamanda iddia pazarlığı sisteminin, davalıları, yaşanması durumunda kötü muamele ve polisin aşırı güç kullanımına karşı şikayette bulunmak konusunda daha çekingen kılabileceği konusunda da kaygılar dile getirilmiştir. Yetkililer geçmişte sorunu kabul etmiş ve sisteme güvenceler dahil etmiştir. Bununla birlikte sorun bizatihi iddia pazarlığı sisteminin varlığından değil, daha önce de ifade edildiği gibi bunun uygulandığı bağlamdan kaynaklanmaktadır. Neredeyse kesin bir kanaat olarak, pek çok davalı için iddia pazarlığı daha hafif bir ceza almanın tek alternatifidir ve savcıyla anlaşmaya varma şansını azaltma riski söz konusu ise, davalının kötü muameleye ilişkin haklı bir şikayette bulunma ihtimali daha da düşüktür.
Sonuçlar ve tavsiyeler
74. İddia pazarlığı sisteminin işleyişi tüm ceza adaleti sisteminin işleyişinden bağımsız düşünülemez ve düşünülmemelidir. Çeşitli etkenlerin bir araya gelmesi - çok yüksek oranda hüküm verilmesi, katı bir ceza politikası ve adalet sisteminin idaresine düşük kamu güveni - suçsuz olsalar da davalıların suçlamayı kabul etmelerine sebep olabilir; bu da adaletin bozulmasına sebep olacaktır.
75. Bir davalının suçlamayı kabul ettiğinde, ifade verme hakkı ve yargılanma hakkı da dahil olmak üzere, bir dizi haktan vazgeçtiğini akılda tutmak gerekir. Komiser her ne kadar mevzuatta güvenceler sağlanmış olsa bile uygulamada bunların tatbik edilmesinin eleştiri konusu olduğunu kaydeder. Yargıçların iddia pazarlığı anlaşmaları üzerinde uygun bir denetim gerçekleştirmesi ve bu güvencelerin uygulamada tam olarak hayata geçirilmesiyle ilgilenmesi gerekir. Komiser ayrıca iddia anlaşması görüşmelerinde savunmanın üstlendiği çok sınırlı role ilişkin de kaygılar taşımaktadır.
76. Davalının kabulünün her zaman gönüllü olarak ve her tür uygunsuz baskıdan uzak biçimde olması aslidir. Bu amaçla, soruşturmayla işbirliği kavramının daha açık bir biçimde tanımlanması ve davalı hakkında hükmedilecek para cezalarının miktarına ilişkin daha açık kriterler getirilmesi de dahil olmak üzere sistem, savunma ve savcı arasındaki görüşmeler için objektif standartların geliştirilmesine ihtiyaç duymaktadır.
77. Son olarak sistemin şeffaflığını arttırmak için acil somut adımlar atılması ihtiyacı vardır. Komiser yetkililerin bu anlamdaki çabalarını desteklemekte ve onları, insan hakları savunucuları ve avukatlar da dahil olmak üzere, ilgili tüm gruplara danışarak kapsayıcı bir yaklaşım benimsemeleri yönünde teşvik etmektedir.
C. Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International)
58. Şubat 2010da Şeffaflık Örgütü Gürcistan şubesi (IT), yukarıda adı geçen uluslararası hükümet-dışı örgütün ulusal kolu, Gürcistandaki iddia pazarlığı sistemine ilişkin ilk analitik raporunu Gürcistanda İddia Pazarlığı başlığıyla yayınlamıştır.
59. Usulü, devletin hukuk sistemine iddia pazarlığını dahil etmesinin ardında yatan mantığı ve bu usulün kullanımıyla ilgili olguları (resmi istatistik verilerine göre 2005te iddia pazarlığı ile sona erdirilen ceza davalarının oranı %12.7dir.) anlattıktan sonra rapor Gürcistana özgü iddia pazarlığı modelinin adil yargılanma hakkı bakımından yarattığı sorunları irdelemiştir.
60. Bu doğrultuda raporun adı geçen bölümüne ilişkin bazı kısımlara aşağıda yer verilmiştir (raporda atıf yapılan tüm istatistikler resmi nitelikte olup Şeffaflık Örgütünün Gürcistan Şubesi tarafından ya Gürcistan Yüksek Mahkemesinden ya da GPOdan elde edilmiştir):
... İstatistikler, bir kez savcı ve davalı arasında kararlaştırıldıktan sonra iddia anlaşmalarının neredeyse her zaman onaylandığını göstermektedir.
Teoride yargılamayı yürüten yargıcın iddia pazarlığının davalı üzerinde usulsüz bir baskının sonucu olarak yapılmadığını ve pazarlığın gönüllü olarak gerçekleştirildiğini temin etmesi gerekir. Yargıç aynı zamanda davalının en temel haklarının (bir savunma avukatı tarafından hukuki destek alma hakkı gibi) ihlal edilmediğinden de emin olmalıdır. Uygulamada 2008 yılında sadece sekiz iddia pazarlığı, yani bu yıl gerçekleştirilen 8,770 pazarlığın %.0.1den azı Gürcü yargıçlarca reddedilmiştir. Yargıçların aynı zamanda prima facie bir davanın bulunduğunu da saptamaları gerekir. Diğer bir deyişle yargıç savcının sunduğu delilin tam bir yargılamayı temin etmeye yeterli olduğuna da ikna olmalıdır. İddia pazarlığını farklı kılan işte bu, delilin davalı tarafından sorgulanmıyor oluşudur.
TI Gürcistan tarafından mülakat yapılan avukatların tamamı, yargıçların prima facie davayı usulen incelemek dışında bir şey yapmadıklarından şüphelenmektedirler. Davaya gerektiği gibi bakmadığı iddia edilen yargıçlardan biri de Natsvlishvili ve Togonidze-Gürcistan başvurusuna konu olan davanın yargıcıdır. Bu davada davalı, savcının ancak kendisinin araba fabrikasında sahip olduğu payları hükümete devretmesinden ve kendi özgür iradesiyle 50,000 GEL ödemesinden sonra iddia pazarlığına girmeyi kabul ettiğini söylemiştir. Mahkeme sonrasında, 35,000 GEL tutarındaki resmi para cezası karşılığındaki iddia pazarlığını onaylamış ancak bu pazarlık, şüpheli ödemelere dahi bakılmaksızın ve daha önceden ödenmiş olan hediyeler dahil edilmeksizin tasdik edilmiştir.
Kadiri mutlak bir savcı?
Gürcistanda aleyhinize bir suçlamada bulunulursa, suçlu bulunacağınızdan neredeyse emin olabilirsiniz. Mahkumiyetle sonuçlanan dava oranı çok yüksek. 2008den beri Gürcü mahkemelerinde açılan 17,639 ceza davasından sadece 7si beraatle sonuçlanmış ve 111i hüküm verilmeden sona ermiştir. Bu, %99 oranında mahkumiyet anlamına gelir ki iddia pazarlığına karşı olanlar bunun uygulamanın yol açtığı, yargı bağımsızlığının kaybedilmesinden kaynaklanan bir sonuç olduğunu söylemektedir. Savcılar yüksek mahkumiyet oranın yoğun çalışma ve titiz kovuşturmanın bir sonucu olduğunu ve sistemin iyi işlediğinin bir göstergesi olduğunu söylemektedir.
Yüksek Mahkeme Başkan Yardımcısı Zaza Meishvili, ceza davalarının %90-95inin iddia pazarlığıyla ve mahkumiyetle sonuçlandığı ABD ile karşılaştırıldığında mahkumiyet oranının sıra dışı bir durum yaratmadığını savunmaktadır.
Ancak ABDden farklı olan, Gürcistanda iddia pazarlığına gidilmeyen davaların da yüksek oranda mahkumiyetle sonuçlanmasıdır. Çok sayıda ülkede mahkumiyet oranları Gürcistandan düşüktür. Örneğin OECD ülkeleri arasında sadece Japonyadaki mahkumiyet oranı Gürcistandakinden yüksektir. ...
2004te iddia pazarlığının başlamasından sonra beraat oranları düşerken; öncesinde rakamlar o denli düşüktür ki, bu fazla bir fark yaratmamıştır. 2003te %97 olan mahkumiyet oranından 2009da %99 mahkumiyet oranına gelinmiştir. Esasen iddia pazarlığının yolsuzluk karşıtı bir tedbir olmaktan çıkıp olağan ceza davalarında da yaygın olarak uygulanan bir uygulamaya dönüştüğü 2005 yılında beraatle ve dosyanın kapatılmasıyla sonuçlanan dava sayısı neredeyse iki katına çıkmış ve mahkumiyet oranı, kayıtlardaki en düşük seviyesine %94e gerilemiştir.
Yüksek mahkumiyet oranları, iddia pazarlığından ziyade Gürcistanın devraldığı, ikrarın en önemli unsur olduğu Sovyet hukuk sisteminin bakiyesiyle ilgilidir. Bir öğretim üyesinin belirttiği gibi: Sovyet ceza adaleti modelinde en güçlü kişi savcı olmuştur ve büyük ölçüde de olmaya devam etmektedir. Savcı tüm ceza yargılamasını yönetmekle sorumludur ve biraz baskı altında ikrarın, sahte delillerin ya da tutuklamanın, itirafa ikna etmeye yönelik bir metot olarak kullanılabileceğini düşünmüştür.
Yüksek Mahkeme Başkan Yardımcısı Zaza Meishvili TI Gürcistana, iddia pazarlıklarının büyük çoğunluğunun davalının ikrarıyla sonuçlandığını söyleyerek, ikrarlardaki yüksek oranı doğrulamıştır.
Pazarlıktan başka çare yok
Ancak her ne kadar yüksek mahkumiyet oranları için açıkça iddia pazarlığını suçlayamayacak olsak da, mahkumiyet olasılığının istatistiksel olarak bu denli yüksek olmasının çok olumsuz başka bir etkisi bulunmaktadır. İddia pazarlığının özü, bu pazarlığın savcıdan mümkün olan en hafif cezayı elde etmeye çalışan bir davalıyla yapılıyor oluşudur. Bu durum ancak davalının, bu pazarlığa savcının zaman ayırmasına değecek yeterince avantajlı bir konuma sahip olması halinde mümkündür. Diğer bir deyişle savcı, davalının koşullarını kabul etmezse, belki de üç dereceli bir yargı silsilesinden geçecek uzun bir yasal sürece girmek zorunda kalacağını bilmektedir. % 100e yaklaşan mahkumiyet oranları söz konusu olduğunda bu avantaj oldukça zayıflamış olacak ve savcıların kendi koşullarını dayatmalarına izin verilerek davalılar ister kabul et ister etme tekliflerle baş başa bırakılacaktır.
Yüksek mahkumiyet oranlarının söz konusu olduğu sistemlerde iddia pazarlığı yürümemektedir. Beraat ihtimalinin çok düşük olması nedeniyle masum olan davalıların dahi suçu ikrar etme baskısı hissettikleri bir ortamda iktidar savcıların ellerine terk edilmiştir. Dolayısıyla Gürcistandaki mahkumiyet oranları daha gerçekçi bir noktaya çekilmedikçe bir kurum olarak iddia pazarlığı etkili bir şekilde işleyemez.
61. TI Gürcistanın Gürcistan Yüksek Mahkemesinden elde ettiği ve yukarıda adı geçen iki raporundan alıntı yapılan resmi istatistiklere göre, Gürcistandaki beraat oranları 2004te %0.4, 2005te %0.7, 2006ta %0.2 iken 2007 ile 2009 arasında %0.1de kalmıştır.
III. KARŞILAŞTIRMALI İNCELEME
62. Gürcistandaki iddia pazarlığı sistemine benzer cezai usullerin varlığına ilişkin Avrupa Konseyine üye otuz devlet hakkında yapılan araştırmada, Azerbaycan, Yunanistan ve Türkiyede buna eşdeğerde bir mekanizmanın bulunmadığı görülmüştür. Az sayıda ülke, (Avusturya, Danimarka ve Portekiz) yasal bir kavram olarak hukuk sistemlerine iddia pazarlığını dahil eden bir mevzuatı olmamakla birlikte, uygulamada iddia pazarlığına veya benzer diğer usullere aşinadır.
63. Avusturya, Belçika ve Liechtensteinda ceza yargılamasının son bulmasına yol açan, iddia pazarlığına benzer unsurlar ihtiva eden usuller bulunmaktadır; Almanya, Birleşik Krallık (İngiltere ve Valler), Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, İspanya, İsviçre, İtalya, Macaristan, Malta, Moldova, Montenegro, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan, Slovakya Slovenya, Ukrayna ise ceza mahkumiyeti ile sonuçlanan iddia pazarlığı usulleri ortaya koymuştur.
64. Buna ek olarak, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Montenegro, Rusya ve Sırbistanda davalının yetkililerle işbirliği yapması ve ceza davasının çözülmesine katkıda bulunması halinde daha hafif bir ceza alma, aleyhindeki suçlamaların düşürülmesi veya ceza davasının sonlandırılması imkanı vardır.
65. Avrupa Konseyi üye devletlerinde iddia pazarlığı çoğunlukla ceza pazarlığı biçiminde yapılmaktadır; Almanya, Birleşik Krallık, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, İspanya, İsviçre, İtalya, Karabağ, Macaristan, Malta, Moldova, Romanya, Rusya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya ve Ukraynada durum böyledir. İsnat pazarlığı Birleşik Krallık, İspanya, İsviçre, Macaristan, Sırbistan ve Slovenyada bulunmaktadır. Araştırma, ceza pazarlığının Avrupa Konseyi üye devletlerinde isnat pazarlığından daha yaygın bir uygulama olduğunu göstermektedir. Bu, yasallık ilkesinin savcılığa isnatları değiştirmeye veya hafifletmeye yönelik daha az takdir alanı bırakmasıyla yakından ilgilidir.
66. Cezai bir mahkumiyete yol açan iddia anlaşmaları istisnasız biçimde yetkili bir mahkemenin incelemesine tabidir. Bu anlamda mahkemeler iddia anlaşmasının uygulamadaki usuli ve esasa dair kurallara uygun olarak yapılıp yapılmadığını, davalının anlaşmaya gönüllü olarak ve bilerek girip girmediğini, davalının kabul ettiği suçlamayı destekleyen delillerin bulunup bulunmadığını ve anlaşma koşullarının uygun olup olmadığını denetlemekle yükümlüdür.
67. Araştırmanın bir sonucu olarak, konuyu ele alan mahkemenin genelde iddia anlaşmasını kabul veya reddetmeden önce dava dosyasını incelemekle yükümlü olduğu ve dosyada yer alan delillerin davalının ikrar veya itiraf ettiği suçlamayı ortaya çıkarması gerektiği ortaya koyulabilir. İtalyada bunun aksine hukuken mahkemenin delili incelemesi veya sanık aleyhine prima facie bir dava olduğunu tespit etmesi gerekmez; İsviçrede de mahkeme otomatik olarak delili incelemek zorunda değildir. Rus mevzuatında, mahkemelerin iddia pazarlığı davalarında delili incelemek zorunda olduğu yönünde açık bir düzenleme yoktur. Ne var ki bu yönde bir yükümlülük, davaya bakan mahkemenin iddia anlaşmasının onaylanması için tüm şartların oluşup oluşmadığını inceleme yükümlülüğünden çıkarılabilir.
68. Daha seyrek rastlanan örneklerde mahkemeler hukuken, en azından bazı koşullarda ivedi yargılamalarda dava dosyasında halihazırda yer almayan ek delillerin de toplanması talimatı verebilir ve bunları inceleyebilir. Bu açıdan Alman mahkemeleri, bir iddia anlaşmasına varılmış olsa bile, davanın karar için önemli olabilecek herhangi bir yönünün açığa çıkarılmasına yönelik olarak delil toplanması talimatı verme yükümlülüğünü muhafaza etmektedirler. Birleşik Krallıkta olgular ihtilaflı ise mahkeme olguları tespit etmek ve sonrasında bu temelde hüküm vermek üzere delilleri değerlendirmeye davet edilmek zorundadır.
69. İncelenen çoğu ülkede iddia anlaşmaları savcılık ile davalı arasında gerçekleşmekte ve sonrasında bir mahkeme tarafından incelenmektedir. Bu senaryoda mahkemeler kural olarak iddia anlaşmasını kabul veya reddetme yetkisine sahiptirler fakat mahkemelerin anlaşmanın koşullarını değiştirme yetkileri yoktur. Bulgaristanda mahkemelerin değerlendirmeleri talep edilen iddia anlaşmalarında değişiklik önerme yetkileri mevcuttur. Bununla birlikte bu tür değişikliklerin davalı, savunma avukatı ve savcı tarafından kabul edilmesi gerekir. Almanya, Romanya ve bir ölçüde de Birleşik Krallıkta anlaşmanın koşulları (savcılık ve savunma arasında önceden gerçekleşmiş bir anlaşmaya dayanmanın aksine) yetkili mahkeme tarafından belirlenmektedir.
70. Araştırmaya dayanarak, iddia pazarlığı sürecinin, bu usule sahip olan her ülkede ivedi yargılamaya yol açtığı teyit edilebilir. Dolayısıyla iddia anlaşmasına girilmesi halinde usuli güvenceler ve yargısal teminatlar bundan etkilenir. Bununla birlikte söz konusu etkileri ortadan kaldırmak amacıyla belli sayıda güvence düzenlenmiştir.
71. Örneğin vekille temsil edilme Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti ve Fransa (comparution sur reconnaissance préalable de culpabilité), Malta, Moldova, Rusya, Sırbistan ve Slovenyada zorunludur. İnceleme konusu diğer ülkelerde iddia pazarlığı davalarında savunma avukatıyla temsil edilme zorunluluğu yoktur; dolayısıyla yasal temsile ilişkin genel kurallar uygulama alanı bulur.
72. Avusturya, Liechtenstein (her iki ülkede de sadece ceza yargılamasının son bulmasıyla sonuçlanan ceza yargılaması yolundan çıkarma (Diversion) kurumu mevcuttur), Almanya, Birleşik Krallık, Bosna Hersek, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, İspanya, İsviçre, Karabağ, Macaristan, Malta, Moldova, Romanya, Rusya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya ve Ukraynada iddia anlaşması yapılabilmesi için davalının suçu ikrarı bir önkoşuldur. İtalya ise bu anlamda istisnai bir konuma sahiptir: iddia anlaşması mutlaka davalının suçunu ikrar etmesini içermez.
73. Bununla birlikte, Romanyanın açık istisnası dışında incelenen neredeyse tüm ülkelerde davalının suçunu ikrarı sadece iddia pazarlığı kapsamında kullanılabilir. İddia anlaşmasının yürürlüğe girmemesi veya mahkemece reddedilmesi durumunda davalının suçu ikrarı veya itirafı kendisine karşı kullanılamaz.
74. Şu ülkelerde mahkemeler iddia anlaşması hakkında bir duruşmayla karar vermektedir: Almanya, Avusturya, Birleşik Krallık, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, İspanya, İsviçre, İtalya, Karabağ, Liechtenstein, Macaristan, Malta, Moldova, Romanya, Rusya, Sırbistan, ve Slovakya. Davalının duruşmada hazır bulunması, örneğin Bulgaristan, Karabağ, Macaristan, Romanya, Rusya ve Slovakyada yasayla zorunlu kılınmıştır. Diğer yandan İtalyada davalının duruşmada hazır bulunması aranmaz.
75. Araştırmaya konu olan ülkelerin çoğunluğunda iddia pazarlığı yürürlüğe girdikten sonra itiraz etme hakkı kısıtlanmış olacaktır. Slovenyada iddia anlaşmasına varılması durumunda itiraz hakkından tam bir feragat (en azından iddia anlaşması mahkemece onaylandıktan sonra) söz konusu olduğu görülmektedir. İddia anlaşmasına girmek Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, İspanya, İsviçre, İtalya, Karabağ, Macaristan, Malta, Moldova, Rusya, Sırbistan, Slovakya ve Ukraynada itiraz hakkının kısıtlanmasıyla sonuçlanmaktadır. Avusturya, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Liechtenstein, Polonya ve Romanyada ise itiraz hakkı etkilenmemektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 6 § 1 MADDESİNİN VE 7 NOLU PROTOKOLÜN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINA
76. İlk başvurucu Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ve 7 Nolu Protokolün 2 . maddesine dayanarak, kendi davasında uygulanan iddia pazarlığının bir usul istismarı olduğundan ve iddia pazarlığı anlaşmasının onaylanmasına karşı yargıya itiraz imkanının bulunmamasının makul olmadığından yakınmıştır.
77. Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ve 7 Nolu Protokolün 2. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
6. madde
1. Herkes, cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamanın esası hakkında karar verecek, .... yasayla kurulmuş olan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından...adil bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir.
7 Nolu Protokolün 2. maddesi
1. Bir mahkeme tarafından bir suçtan dolayı mahkum edilen herkes, mahkumiyet ya da ceza kararının daha yüksek bir mahkeme tarafından incelenmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.
A. Hükümetin Görüşleri
78. Hükümet, mutabakata dayanan ve sadeleştirilmiş bir ceza adaleti formu olan iddia pazarlığının çeşitli Avrupa devletlerinin mevzuat ve uygulamasına başarıyla dahil edildiğini ve dünyanın pek çok yerinde temel adil yargılanma güvenceleriyle uyum içinde uygulandığını öne sürmüştür. İddia pazarlığının doğuşu ve yayılması usul ekonomisinin arz ettiği artan menfaatle birlikte olmuştur. Hükümet Bakanlar Komitesinin henüz 1987de Avrupa Konseyi üye devletlerine, duruşmasız yargılama, mahkeme dışı anlaşmalar ve suçun ikrarı gibi usuller de dahil olmak üzere, yargılama usullerini sadeleştirmeleri ve hızlandırmaları yönünde tavsiyede bulunduğunu vurgulamıştır (bkz. yukarıda paragraf 54). Ayrıca kendileri iddia pazarlığı usulünün yolsuzluk ve örgütlü suçluluğa karşı pratik ve en başarılı araçlardan biri olduğuna dikkat çekmişlerdir. 2004te Gürcistanda iddia pazarlığının kabul edilişini, o sırada ülkeyi kasıp kavuran yaygın suçluluk ve yolsuzluk iklimini dikkate almadan tam olarak anlamak mümkün değildir. İddia pazarlığına bu sistematik sorunlara acil bir cevap olması amacıyla başvurulmuştur.
79. Hükümet iddia pazarlığının Gürcistanda daha hafif bir ceza ve daha hızlı bir yargılama karşılığında bazı usuli haklardan feragat edilmesine yol açtığını öne sürmüştür. Ancak adil bir yargılamanın en esaslı güvenceleri iç hukukta hala korunmaktadır ve bunlar ilk başvurucunun ceza davasında da tam olarak uygulamaya koyulmuştur. Dolayısıyla her şeyden önce ilk başvurucu nitelikli bir hukuki danışman tarafından temsil edilmiş, savcıyla görüşmeler başlamadan önce başvurucunun ön onayı alınmış ve başvurucu varılan anlaşmanın koşulları hakkında talep edilen, avukatı tarafından da imzalanmış yazılı onayını sunmuştur. Bunu takiben dava mahkemesi sözlü ve kamuya açık bir duruşmada iddia pazarlığını incelemiş; bu duruşmada iddia pazarlığının baskı altında kalmadan ve adil koşullarda sonuçlanıp sonuçlanmadığını ve ilk başvurucunun suçlamaların niteliği ile muhtemel cezayı tam olarak idrak edip etmediğini araştırmıştır. Hükümet ek güvenceler olarak, sadece ilk başvurucunun üzerinde uzlaşmaya varılan anlaşmayı mahkemenin incelemesi sırasında reddetme imkanına sahip olmasına değil; aynı zamanda isnatların geçerliliğini değerlendirmesi talep edilen hakimin de ilk başvurucunun cezai sorumluluğuna ilişkin şüphelerinin olması durumunda iddia pazarlığını durdurma yetkisinin bulunduğuna işaret etmiştir.
80. Hükümet ilk başvurucunun iddia pazarlığının içeriğini tam olarak idrak ettiği ve bu içeriğe gönüllü olarak rıza gösterdiği iddiasını desteklemek üzere davanın şu koşullarına işaret etmiştir: Öncelikle ilk başvurucu, göz altına alınışının ertesi gününden başlamak üzere, 16 Mart 2004ten itibaren kendi seçtiği yetkin bir avukat tarafından temsil edilmiştir (bkz. aşağıda 15. paragraf). 25 Mart 2004te başvurucu savcıya bir mektup göndermiş; yetkililerle işbirliği yapma ve uzlaşmaya varma isteğini belirtmiştir (bkz. yukarıda 18. paragraf). 1 Ağustos 2004te ilk başvurucu ceza davası dosya içeriğine erişim sağlamış ve 6 Ağustos 2004te kendi seçimiyle ikinci bir avukat görevlendirmiştir (bkz. yukarıda 21. paragraf). Soruşturmanın tamamlanması ve ilk başvurucu aleyhine delillerin 6 Eylül 2004te dosyaya eklenmesiyle birlikte ilk başvurucuyu kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin geniş çaplı emniyeti suiistimalle suçlayan savcılık iddianamesi hazırlanmıştır. İddianame ve toplanan delillerden tam olarak haberdar olan ve iki avukatı tarafından temsil edilen ilk başvurucu tekrar yetkililerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu teyit etmiş ve aynı gün, 6 Eylül 2004te, fiilleriyle sebep olduğu zararın tazmini olarak fabrikada sahip olduğu payları devlete nakletmiştir (bkz. yukarıda 22 ve 23. paragraf).
81. İlk başvurucu 9 Eylül 2004te savcıya ikinci bir yazılı beyanda bulunmuş; cezaya ilişkin pazarlık yapmak ve para cezası olarak 35,000 GEL ödemek istediğini belirtmiştir. Bu beyanda, iddia pazarlığı kavramını tam olarak anladığını açıkça ifade etmiştir. Aynı tarihte savcı başvurucuyu cezaevinde ziyaret etmiş, burada başvurucunun iki avukatının nezaretinde yazılı bir anlaşma belgesi hazırlanmış ve bu belge ilgili tüm kişilerce imzalanmıştır. Sonrasında bu belge mahkeme tarafından gerektiği gibi incelenmiştir (bkz. yukarıda 27 ila 29. paragraf).
82. İlk başvurucu ile savcılık makamı arasındaki iddia pazarlığının yargısal incelemesinin yerindeliği bakımından Hükümet, 10 Eylül 2004 tarihli duruşmada yargıcın anlaşmanın başvurucunun özgür iradesi ve bilgilendirilmiş onayı ile gerçekleştiğinden emin olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet bunu desteklemek üzere duruşma kaydının ilgili bölümlerine atıfta bulunmuştur. Hükümet, Kutaisi Şehir Mahkemesinin yargılama güvencelerine iddia pazarlığı görüşmeleri sırasında uyulup uyulmadığını tam olarak teyit edebildiğini zira ilk başvurucunun iddia pazarlığına girmek istediğini belirten 9 Eylül 2004 tarihli beyanı, ilk başvurucu, avukatı ve savcı tarafından imzalanmış anlaşmanın aslı ve savcının anlaşmanın onaylanması için mahkemeye yaptığı başvuru da dahil olmak üzere, mahkemenin önünde dosyanın tamamının bulunduğunu belirtmiştir.
83. Ayrıca 10 Eylül 2004 tarihli duruşma kaydının da teyit ettiği üzere, Şehir Mahkemesi ilk başvurucuyu sorgulamış; kendisi yargılamayı iddia pazarlığı yoluyla sona erdirme isteğini açık bir şekilde tekrar etmiştir. Aynısı başvurucunun avukatı için de geçerlidir. Diğer bir deyişle Şehir Mahkemesi ilk başvurucunun serbestçe ve bilerek iddia pazarlığına girdiğinden emin olmak için her şeyi yapmıştır. Aksi takdirde Şehir Mahkemesi, yürürlükteki iç hukuka binaen sahip olduğu yetkiyle pazarlığı reddetmiş olacaktı. Hükümet ayrıca, her ne kadar belirli meşru gerekçelerin bulunması koşuluyla iddia pazarlığı gizlilik hükmüyle korunsa da (CUYun 679-2 § 4 maddesi), 10 Eylül 2004 tarihli duruşmanın kamuya açık yapıldığını ileri sürmüştür. Hükümet bu iddiasını desteklemek amacıyla, hepsi söz konusu duruşmaya katılmış olan, ilk başvurucunun avukatı, savcı ve bir Kutaisi Şehir Mahkemesi Yazı İşleri görevlisinden aldığı, 10 ve 11 Temmuz 2007 tarihli yazılı beyanları sunmuştur. Bu tanıklar duruşmanın kamuya açık yapıldığını ve mahkeme yönetiminin ilgili hiç bir kişiyi mahkeme salonuna girmekten alıkoymadığını doğrulamaktadır.
84. Son olarak, ilk başvurucunun Kutaisi Şehir Mahkemesinin 10 Eylül 2004 tarihli kararına karşı itirazda bulunamamasına ilişkin olarak Hükümet, başvurucunun iddia pazarlığını kabul ederek, diğer bazı adil yargılanma haklarına benzer biçimde, itiraz hakkından açıkça feragat ettiğini ileri sürmüştür. Nihayet Hükümet, basitleştirilmiş bir yargılama sonucunda ilk başvurucunun mahkumiyetiyle sonuçlanan iddia pazarlığı usulünün Sözleşmenin 6 § 1 maddesini ve 7 Nolu Protokolün 2. maddesini ihlal etmediğini savunmuştur.
B. İlk başvurucunun görüşleri
85. İlk başvurucu, kendisine karşı getirilen suçlamaların adil bir yargılama yapılmaksızın ve karara karşı itiraz etme imkanı verilmeksizin karara bağlanması sebebiyle, aleyhine açılan ceza davasının iddia pazarlığına başvurularak sona erdirilmesinin Sözleşmenin 6 § 1 maddesini ve 7 Nolu Protokolün 2. maddesini ihlal ettiğini savunmuştur. Pazarlığın kabulü bazı usuli haklardan feragat edilmesine yol açmışken, bu feragate, savcılık makamının dava açma hakkını kötüye kullanmasına karşı etkili güvenceler eşlik etmemiştir. İlk başvurucu, genel olarak Gürcistandaki iddia pazarlığı modelinin eksiklerini ortaya koymak amacıyla, benzer iddia pazarlığı mekanizmalarının başka bazı Avrupa ülkelerinde (bilhassa Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve Rusyada) nasıl işlediğine dair kendi karşılaştırmalı incelemesini sunmuştur. Bu karşılaştırma temelinde başvurucu yukarıda adı geçen ülkelerdeki yasal sistemlerin aksine Gürcü iddia pazarlığı sisteminin, kendisinin soruşturmanın başından itibaren bir avukat tarafından temsil edilmesine imkan vermediğini ve iddia pazarlığının gerçekleştiği koşulların adil olup olmadığı hususunda bir yargıcın yeterli incelemede bulunmasına olanak sağlamadığını iddia etmiştir.
86. İlk başvurucu, Gürcü iddia pazarlığı modeline ilişkin ilgili uluslararası gözlemlere atıfta bulunarak, bu tür bir usulün %99luk mahkumiyet oranına sahip bir ceza adaleti sisteminde adil bir biçimde işleyemeyeceğini ileri sürmüştür (bkz. yukarıda 57 ila 60. paragraflar). Kendisi aynı zamanda beraat oranının %15-20ye ulaştığı ceza adaleti sistemlerinde dahi, masum olduklarını düşünen sanıkların suçu ikrar etmeyi tercih ettiklerini gösteren ampirik bir çalışmanın sonuçlarına işaret etmiştir. Diğer bir deyişle, iddia pazarlığını kabul etme kararının gerçekten gönüllü olduğu söylenemez. Sonuç olarak kendisi için uzun bir hapis cezasından kurtulmanın tek yolu iddia pazarlığına girmek olmuştur. İlk başvurucu bununla bağlantılı olarak, iddia pazarlığını kabul ettiği sırada bilhassa katlanılmaz ve yüksek düzeyde stres yaratan koşullarda tutuklu bulunduğunu, bir katil ve kendisini Aralık 2002de kaçırarak kötü muamelede bulunan bir kişiyle aynı hücreyi paylaşmak zorunda kaldığını vurgulamıştır. Ayrıca bu doğrultuda, olay tarihinde Gürcistanda tüm hüküm sonrası tutukevlerindeki yetersiz fiziksel koşullara ilişkin sistematik soruna işaret etmiştir.
87. İlk başvurucu, Gürcü iddia pazarlığı modelinin savcılık makamına sınırlandırılmamış haklar ve imtiyazlar verdiğinden; bunun da taraflar arasında az ya da çok eşit koşullarda bir anlaşmaya varma ihtimalini tamamen ortadan kaldırdığından yakınmıştır. Bununla bağlantılı olarak ilk başvurucu yine Uluslararası Şeffaflık Örgütü Gürcistan şubesinin yürüttüğü çalışmanın sonuçlarına atıfta bulunmuştur (bkz. yukarıda 58 ila 60. paragraflar). Aynı zamanda başvurucu olay tarihinde iç hukuka göre davalının değil, sadece savcının iddia pazarlığı talebiyle mahkemeye başvurma hakkı bulunmasını ve iddia pazarlığı uyarınca hangi tür cezaya hükmedileceğini belirlemeye yetkili olanın yargıç değil savcı olmasını da eleştirmiştir. İlk başvurucu ayrıca iç hukukta soruşturmayla işbirliği kavramının açık bir tanımının bulunmayışını da eleştirmiş ve bunun usul istismarını arttıran bir yasal boşluk yarattığını belirtmiştir.
88. İlk başvurucu ne savcının ne de yargıcın, iddia pazarlığına girmesi halinde kendisini tüm usuli haklarından feragat edeceğine dair bilgilendirdiğini ifade etmiştir. Ayrıca ulusal mahkemenin iddia pazarlığı usulü için sahip olduğu yetkilerin, savcının yetkisini kötüye kullanma ihtimaline karşı yeterli bir denge ve fren sistemini yansıtmadığından yakınmıştır. Ulusal mahkeme, görüşmelere ilişkin yazılı ya da sesli kayıt bulunmaması nedeniyle sadece iddia anlaşmasının kendisini inceleyebilmiş; ilgili görüşmelerin nasıl yürütüldüğünü ve bu görüşmeler sırasında bir kötüye kullanma söz konusu olup olmadığını inceleyememiştir. Dolayısıyla Kutaisi Şehir Mahkemesi 10 Eylül 2004 tarihli duruşma sırasında başvurucuya görüşmeler sürerken herhangi bir biçimde baskıya maruz kalıp kalmadığını resmi bir şekilde sormuş olsaydı dahi, o sırada devletin yürütme gücünün denetiminde tutuklu bulunan başvurucunun mahkemede bu tür bir baskıyı açıklamaya cesaret edemeyeceği açık olduğundan bu sorgu etkili bir denetim olamazdı. Ayrıca ulusal mahkeme, suçlanan bir insan olarak başvurucunun kendisi aleyhine suçlamalara sebebiyet veren olayları tam olarak idrak etmesini de temin etmeye uğraşmamıştır.
89. İlk başvurucu, dava dosyasını bu kadar kısa bir sürede objektif olarak incelemek mümkün değilken Kutaisi Şehir Mahkemesinin iddia pazarlığını bir günde onayladığından yakınmıştır. Esasen başvurucunun suçu ve cezası savcı tarafından kesinleştirilmiş ve ulusal mahkeme kendi yargısal denetimini gerçekleştirmeksizin savcının bulgularını şeklen onaylamıştır. Buna ek olarak, payların transferinin ve ödemelerin 6, 8 ve 9 Eylül 2004 tarihlerinde, yani Kutaisi Şehir Mahkemesinin iddia pazarlığını onayladığı 10 Eylül 2004 tarihinden önce gerçekleştiği göz önüne alındığında, başvurucu önerilen pazarlığı 10 Eylül 2004te Kutaisi Şehir Mahkemesi önünde reddetmiş olması halinde bunun sadece özgürlüğünden yoksun kalmaya devam etmesine ve karşılığında hiç bir şey elde etmeksizin ceza olarak ödediği tüm meblağı kaybetmesine sebep olacağını öne sürmüştür. İlk başvurucu bununla bağlantılı olarak, kendisine isnat edilen suçlamaları hiç bir zaman kabul etmediğini vurgulamıştır. Son olarak ilk başvurucu kendisini iddia pazarlığı temelinde mahkum eden Şehir Mahkemesi kararına karşı itiraz etme imkanının olmamasına ilişkin şikayetini yinelemiş ve ilgili ceza usul mevzuatının kendisine iddia pazarlığı görüşmeleri sırasında uygulanan baskıya karşı çıkmak için hiç bir hukuki yol sunmadığını belirtmiştir.
C. Mahkemenin değerlendirmesi
90. Öncelikle ve ilk başvurucunun Gürcistandaki yeni iddia pazarlığı modelinin uygulanabilirliğine ilişkin ampirik argümanlarına cevap olarak Mahkeme, ilgili ulusal yasal çerçevenin kendiliğinden Sözleşme standartlarıyla uyumlu olup olmadığını incelemenin kendisinin görevi olmadığını yineler. Bu konu daha ziyade ilk başvurucu hakkındaki ceza davasının özel koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Mahkeme ayrıca, bir sanığın dava öncesinde suçunu ikrar etmesi veya suç isnadına itiraz etmemesi (nolo contendere) karşılığında ya da soruşturma makamıyla esaslı bir işbirliği yapması durumunda kendisi aleyhindeki suçlamaların hafifletilmesinin ya da cezasının düşürülmesinin Avrupa ceza adaleti sistemlerinde ortak bir özellik olarak kabul edilebileceğini kaydeder (bkz. yukarıdaki karşılaştırmalı yasal inceleme, 62 ila 75. paragraflar; bkz. ayrıca bununla bağlantılı olarak, Slavcho Kostov - Bulgaristan, no. 28674/03, § 17, 27 Kasım 2008, ve Rucinsk-Polonya, no. 33198/04, § 12, 20 Şubat 2007). Suçlama ya da cezanın pazarlığa tabi tutulmasının kendisinde usulsüzlük olamaz (bkz. mutatis mutandis, Babar Ahmad ve Diğerleri - Birleşik Krallık (k.k..), no. 24027/07, 11949/08 ve 36742/08, ECHR 6 Temmuz 2010). Mahkeme bununla bağlantılı olarak, ceza davalarının hızla görülmesi ve mahkemelerin iş yükünün hafifletmesiyle bağlantılı menfaatlerden bağımsız olarak iddia pazarlığının, düzgün bir şekilde uygulanması durumunda aynı zamanda yolsuzluk ve örgütlü suçlulukla mücadelede de başarılı bir araç olacağı ve hükmedilen cezaların oranının ve bunun sonucunda mahpusların sayısının da azalmasına katkı sunabileceği görüşünden yanadır.
91. Mahkeme, iddia pazarlığının etkisinin sanık aleyhine getirilen cezai bir suçlamanın sadeleştirilmiş bir yargısal inceleme usulüyle karara bağlanması olması karşısında, bunun temelde belli sayıda usuli haktan feragat anlamına geldiği kanaatindedir. 6. maddenin ne lafzının ne de ruhunun bir kişiyi kendi iradesiyle bu teminatlardan feragat etmekten alıkoymaması sebebiyle bu kendiliğinden bir sorun teşkil etmez (bkz. Scoppola - İtalya (no. 2) (GC), no. 10249/03, § 135, 17 Eylül 2009). Mahkeme bu doğrultuda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 1987 gibi erken bir tarihte üye devletleri, olağan yargısal usullerini, örneğin kısaltılmış, hızlandırılmış davalarla sadeleştirmeye çağırdığını kaydeder (bkz. yukarıda 54. paragraf). Fakat aynı zamanda usuli haklardan feragatin Sözleşme bakımından etki doğurabilmesi için şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça ortaya koyulmuş olması ve buna feragatin önemiyle orantılı güvencelerin eşlik etmesi de mihenk taşı niteliğinde bir ilkedir. Buna ek olarak, feragatin herhangi önemli bir kamu menfaatine aykırı düşmemesi gerekir (bkz. diğer kararların yanı sıra yukarıda adı geçen Scoppola (no. 2), § 135-36; Poitrimol - Fransa, 23 Kasım 1993, § 31, A Serisi no. 277-A; ve Hermi - İtalya (BD), no. 18114/02, § 73, ECHR 2006-XII).
92. Dolayısıyla Mahkeme ilk başvurucunun, savcılık makamıyla ceza hakkında pazarlığa girerek ve suçlamalar bakımından itirazda bulunmayarak kendisi aleyhine açılan ceza davasının esastan incelenmesi hakkından feragat ettiğini gözlemler. Ancak yukarıda bu tür feragatlerin geçerliliğine ilişkin bahsi geçen ilkelerin kıyasen uygulanması ile Mahkeme, ilk başvurucunun iddia pazarlığını kabulünün şu koşulları karşılamış olması gerektiği kanaatindedir: (a) pazarlık ilk başvurucu tarafından davaya konu olayları ve yasal sonuçları tam olarak idrak ettikten sonra ve gerçekten gönüllü bir şekilde kabul edilmiş olmalıdır ve (b) pazarlığın içeriğinin ve pazarlığın taraflar arasında kabul edildiği yöntemin adil olup olmadığının yeterli bir yargısal denetime tabi kılınmış olması gerekir.
93. Mahkeme, bununla bağlantılı olarak savcılık makamından bir iddia pazarlığı ayarlamasını isteyenin ilk başvurucu olduğunu kaydeder. Diğer bir deyişle, kişisel olarak kendisi girişimde bulunmuş ve dava dosyası kendisine açıldığında savcılık tarafından zorlandığını söylemesi mümkün olmamıştır; ilk başvurucu şüpheye yer bırakmayacak biçimde devlet nezdinde sebep olunan zararı giderme isteğini ifade etmiştir (bkz. yukarıda 14, 18, 22 ve 27. paragraflar). 1 Ağustos 2004ten itibaren kendisinin ceza davası dosya içeriğine erişimi sağlanmıştır (bkz. yukarıda 21. paragraf). Mahkeme ayrıca ilk başvurucunun kendisinin seçtiği iki yetkin avukat tarafından temsil edildiğini kaydeder (karşılaştırma için yukarıda adı geçen Hermi - İtalya, § 79). Avukatlardan biri ilk başvurucuyla ceza davasının en başında görüşmeye başlamış; kendisini 17 Mart 2004 tarihli ilk soruşturma mülakatında temsil etmiştir (bkz. yukarıda 15 ve 16. paragraf). İki avukat, ilk başvurucunun savcılıkla yürütülen iddia pazarlığı görüşmeleri boyunca danışmanlık almasını sağlamış ve ayrıca avukatlardan biri ilk başvurucuyu anlaşmanın yargısal incelemesi sırasında da temsil etmiştir. Daha da önemlisi, 20 Eylül 2004 tarihinde dava dosyası iddia anlaşmasının hukukiliğini incelemek üzere önüne gelen Kutaisi Şehir Mahkemesi yargıcı ilk başvurucu ve avukatını, başvurucunun savcıyla görüşmesi sırasında herhangi bir baskıya uğrayıp uğramadığı konusunda sorgulamıştır. Mahkeme ilk başvurucunun farklı vesilelerle savcılık makamı ve yargıç önünde anlaşmanın içeriğini tam olarak idrak ettiğini, usuli haklarına sahip olduğunu, anlaşmanın yasal koşullarının kendisine anlatıldığını ve anlaşmayı kabul etme kararının hiç bir baskı ya da sahte teminata dayanmadığını birden fazla kez teyit ettiğini kaydeder (bkz. yukarıda 27, 28 ve 31. paragraflar).
94. Mahkeme ayrıca savcı ile ilk başvurucu arasında varılan anlaşmanın yazılı bir kaydının da tutulduğunu kaydeder. Belge, sonrasında savcı ilk başvurucu ve avukatı tarafından imzalanmış ve Kutaisi Şehir Mahkemesinin dikkatine sunulmuştur. Mahkeme bu etkenin, yargısal denetimin yapılabilmesi için anlaşmanın ve pazarlık görüşmelerinin gerçek koşullarını açık ve yadsınamaz bir biçimde ortaya koyması bakımından önemli olduğu görüşündedir.
95. Mahkeme, iddia pazarlığının adil olup olmadığına ilişkin yargısal denetimin yerindeliğine ilişkin bir diğer güvence olarak, Kutaisi Şehir Mahkemesinin yürürlükteki ulusal hukuka göre ilk başvurucu ile savcı arasındaki anlaşmayla bağlı olmamasına önem atfeder. Şehir Mahkemesi tam aksine anlaşmanın koşullarının ve akdedildiği sürecin adilliği hakkında yapacağı değerlendirme temelinde anlaşmayı reddetme yetkisine sahiptir. Mahkeme sadece savcının isnat edilen suçlarla bağlantılı olarak önerdiği cezanın uygunluğunu değerlendirme yetkisine değil, aynı zamanda bu cezayı hafifletme yetkisine de sahiptir (679-4 §§ 1, 3, 4 6 maddesi). Mahkeme aynı zamanda Kutaisi Şehir Mahkemesinin, savcılık makamının iddia pazarlığındaki rolünün etkili yargısal denetimini gerçekleştirmek amacıyla ilk başvurucuya yöneltilen suçlamaların haklı bir temeli olup olmadığını ve prima facie delille desteklenip desteklenmediğini araştırdığına dikkat etmektedir (679-4 § 5 maddesi). Şehir Mahkemesinin iddia pazarlığını CUYun 679-3 § 1 maddesinde düzenlenen koşula uygun olarak kamuya açık bir duruşmada incelemiş ve onaylamış olması da, buna ek olarak Mahkemenin görüşüne göre, genel olarak söz konusu yargısal denetimin yetkinliğine katkı sunmuştur.
96. Son olarak ilk başvurucunun 7 Nolu Protokolün 2. maddesi kapsamındaki şikayeti bakımından Mahkeme, iddia pazarlığı temelinde verilen bir mahkumiyet kararı bakımından itirazda bulunma hakkının kapsamının sınırlandırılmış olmasının normal olduğu görüşündedir; olağan ceza davası temelinde verilen bir mahkumiyet kararı bakımından olduğunun aksine bu sınırlama sanık aleyhine açılan ceza davasının esastan incelenmesi hakkından feragat anlamına gelmektedir. Mahkeme bu doğrultuda Sözleşmeci Devletlerin 7 Nolu Protokolün 2. maddesi altında geniş bir takdir marjından yararlandıklarını yineler (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Krombach - Fransa, no. 29731/96, § 96, ECHR 2001-II). Mahkeme ilk başvurucunun iddia pazarlığını kabul etmek ve olağan bir davanın görülmesi hakkından vazgeçmek suretiyle, olağan temyiz incelemesi hakkından feragat ettiği görüşündedir. Ulusal yasa hükmünün açık lafzından (679-7 § 2 maddesi) kaynaklanan, iddia pazarlığının bu özel yasal sonucu başvurucuya avukatları tarafından anlatılmıştır ya da anlatılmış olmalıdır. İlk başvurucunun iddia pazarlığının Sözleşmenin 6 § 1 maddesinde düzenlenen adillik ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmadığına ilişkin önceki bulgularına benzer biçimde Mahkeme, olağan temyiz incelemesi hakkından feragatin, 7 Nolu Protokolün 2. maddesinde yer alan benzer makullük koşulunu da ihlal eden keyfi bir sınırlama olmadığı kanaatindedir (bu iki hükümde düzenlenen adillik koşulları arasındaki ilişkiye dair genel ilke için bkz. Galstyan - Ermenistan, no. 26986/03, § 125, 15 Kasım 2007).
97. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, ilk başvurucunun davasının esasının olağan biçimde incelenmesi ve olağan temyiz incelemesi hakkından feragat etmesine sebep olan iddia pazarlığını kabul etmesinin şüphesiz bilinçli ve gönüllü bir karar olduğu sonucuna varır. Davanın koşulları değerlendirildiğinde bu kararın savcılık tarafından yapılan herhangi bir baskı veya verilen sahte bir sözün sonucu olduğu söylenemez; aksine bu karara muhtemel usul istismarına karşı yeterli teminatlar eşlik etmiştir. Mahkeme, önündeki dava dosyası içeriğinden feragatin herhangi yüksek bir kamu menfaatine aykırı olduğu sonucuna da ulaşamaz.
98. Bu sebeple, ne Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ne de 7 Nolu Protokolün 2. maddesi ihlal edilmiştir.
...
MAHKEME BU SEBEPLERLE,
1. Bire karşı altı oyla, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ve 7 Nolu Protokolün 2. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir;
Sözleşme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca İngilizce kaleme alınmış ve 29 Nisan 2014de yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy