(AİHS. m. 3, 5, 8, 25, 35, 41,I NOLU PROTOKOL) (2709 S. K. m. 90, 125)(1136 S. K. m. 58, 59) (1412 S. K. m. 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 135, 151, 152, 153, 154, 155) (2845 S. K. m. 9, 10) (765 S. K. m. 64, 65, 125, 131, 146, 147, 149, 156, 168, 169, 179, 181, 191, 243, 245) (2577 S. K. m. 13) (818 S. K. m. 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 50, 55, 100) (657 S. K. m. 13) (2935 S. K. m. 11) (TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI) (VAN DER LEER - HOLLANDA DAVASI) (AKDIVAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞARLI - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZGÜR GÜNDEM - TÜRKİYE DAVASI) (AKSOY VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No: 23145/93
Karar Tarihi: 13 Kasım 2003
Mevcut davadaki başvuru sahipleri on altı kişi olup hepsi de avukattır. Başvuru sahipleri 1993 yılında PKK terör örgütü adına kuryelik yapmak ve bu örgütün yurt içi ve dışında propagandasını yapmak iddiaları ile gözaltına alınmışlardır. Bu iddiaların kaynağında ise bir PKK itirafçısının vermiş olduğu ifadeler bulunmaktadır.
Başvuru sahiplerinin bir çoğu jandarmaya vermiş oldukları ifadelerde bu iddiaları kabul etseler de mahkemede bu ifadeleri zorla verdiklerini ve kötü muameleye uğradıklarını iddia etmişlerdir. Mahkeme 22 Şubat 2001 tarihinde başvuru sahipleri aleyhine yürütülen adli işlemleri, benzer veya daha ağır bir suç işlediklerinde adli işlemlerin tekrar başlatılmasını, böyle bir suç işlenmemesi durumunda da dosyanın tamamen kapanmasını öngörecek şekilde beş yıl boyunca ertelemiştir.
Bununla beraber başvuru sahipleri 1993 ve 1994 yıllarında Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yapmış oldukları başvurularda, gözaltı alınma işlemlerinin kanunsuz olduğunu, gözaltında iken kendilerine kötü muamele yapıldığını, gözaltı sürelerinin çok uzun olduğunu, yakalama esnasında yapılan aramaların özel hayatlarına haksız bir müdahale olduğunu ve Sözleşme organlarına müracaatlarının engellendiğini ileri sürmüşlerdir.
Hükümet ise, başvuru sahiplerinin işkence iddialarının tamamen asılsız olduğunu ileri sürmüştür. Birçok delil başvuru sahipleri tarafından bizzat sunulmuştur ve bunlar tarafsızlık ve bağımsızlıktan uzaktırlar. Bunun aksine başvuru sahiplerinin sorgulamalarını gösteren video kayıtları bu kişilerin herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadıklarını göstermektedir.
Başvuru sahiplerinin gözaltına alınmalarının kanuniliği konusunda ise Hükümet, başvuru sahiplerinin kanun dışı veya keyfi olarak gözaltına alındıkları iddialarını reddetmektedir. Güvenlik güçlerinin, Avukatlık Kanunu'nun 58 ve 59. maddelerinden ayrılmalarının sebebi, bu kanunu hükümlerinin 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Kanunu ile değiştirilmesidir. Başvuru sahipleri hakkındaki terör bağlantılı iddialar önünde Kamu Görevlilerinin yargılama Usulleri Kanunu ile Avukatlık Kanunu'nun uygulanmadığı DGM'lerinin yargılama alanına girmektedir. Yine bir yorum ile başvuru sahiplerinin haklarında soruşturma yapılan fiiller, bunların mesleki faaliyetleri alanına girmemektedir ve bu yüzden Avukatlık Kanunu'nun korumaları başvuru sahipleri için geçerli değildir.
Sözleşme'nin 8. maddesi ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesi altında yapılan şikâyetleri ise Hükümet; "bazı başvuru sahiplerinin ev ve bürolarının aranması ve kişisel eşya ve dosyalara el konulmasının, sırasıyla 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 11. maddesi, 430 sayılı Kararnamenin 3. maddesi ve Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 90 ila 97. maddeleri ile uygunluk içerisinde olduğunu ileri sürmüştür. Bu işlemler, Sözleşme'nin 8/2. maddesinde belirtilen ulusal güvenlik, kamu güvenliği, suçun önlenmesi ve diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin terör saldırılarından korunması adına önem arz etmektedir. Dahası, bu konular 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin alanına girmemektedir. Bu bağlamda Hükümet, mevcut davada yapılan aramaların, ekonomik ve sosyal kayıplara mâl olmakla beraber binlerce ölüm ve yaralanmaya da sebep olan PKK'ya karşı yapılan bir operasyonun bir parçasıdır", "Bununla birlikte bir suç ile ilgisi olma ihtimali bulunan eşyalara Savcı tarafından el konulmuştur. Diğer eşyalar da sahiplerine geri verilmiştir. Hükümet, herhangi bir eşyanın kaybolması durumunda başvuru sahiplerinin sorumlu görevliler aleyhinde şikâyette bulunabileceğini ileri sürmüştür. Bununla beraber başvuru sahiplerinin, mahkeme dosyasındaki herhangi bir belgenin kopyasını isteyebileceğini, özel hukuk işlemleri başlatabileceği gibi CMUK madde 307 ve 308. maddelerindeki düzenlemelerdeki uygunsuzluklar için başvuru haklarına sahip olduğunu ileri sürmüştür. Başvuru sahipleri, kendilerine verilmediği iddia edilen herhangi bir mesleki belge için resmi bir başvuruda bulunmamıştır", "Son olarak Tüm arama tutanakları ilgili şahısların rıza ve imzalarını içermek zorundadır. Mevcut davada, imzaladıkları tutanaklardan da anlaşılacağı üzere başvuru sahipleri aramalar için rıza göstermişlerdir. Başvuru sahipleri iddia edilen uygunsuzluklar ile ilgili olarak adli işlemler sırasında şikâyette bulunabilirlerdi" savları ile reddetmiştir.
Hükümet, Sözleşme'nin eski 25. maddesi bağlamında yapılan şikayetlerin tamamen temelsiz olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkeme ise, bu iddiaları öncelikle genel prensiplerini ortaya koymak daha sonra da bu prensiplerini mevcut davaya uygulamak suretiyle incelemiştir.
(a) Sözleşme'nin 3. maddesi (Kötü Muamele Yasağı)
Mahkeme, 3. maddenin demokratik bir toplumun en temel değerlerinden birisini oluşturduğunu hatırlatmaktadır. Sözleşme, terörizmle mücadele gibi, en zor şartlarda dahi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı cezalandırma veya muameleleri kesin ifadelerle yasaklamaktadır. Sözleşme ve ek Protokollerindeki diğer temel hükümlerinde olduğunun aksine, burada herhangi bir istisnai durum tanımamıştır ve bu hükmün uygulanmasını 15. madde bağlamında askıya almak da mümkün değildir (İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, par. 163; Selmouni v. Fransa, 28 Temmuz 1997, par.95). (par. 632)
Bir kötü muamelenin, 3. madde alanına girmesi için çekilen acının asgari bir seviyeye ulaşmış olması gerekir. Bu seviyenin tespiti esas olarak göreceli olup davanın verilerinin tamamına, özellikle muamelenin süresi ve bedensel ve zihni etkileri ile bazen mağdurun cinsiyet, yaş ve sağlık durumuna bağlıdır (İrlanda v. Birleşik Krallık, par.163). Mahkeme, gözaltına alınarak özgürlüğü kısıtlanan bir kişiye, kendi hal ve hareketlerinin gerekli kılmadığı fiziksel bir gücün kullanılmasının, insan onurunu zedeleyici ve aşağılayıcı bir durum olduğunu ve bunun 3. maddenin ihlali anlamına geldiğini hatırlatmaktadır (Ribitsch v. Avusturya, 4 Aralık 1995, par. 38; Tekin v. Türkiye, 9 Haziran 1998, par. 53 ve Selmouni v. Fransa, par. 99). (par. 633)
Bir kötü muamelenin işkence sayılıp sayılmaması gerektiği konusunda Mahkeme, 3. maddede belirtilen işkence ile insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele arasında bir ayrım yapmaktadır. Mahkeme'nin daha önce de tespit ettiği gibi, Sözleşme'nin böyle bir ayrım yapmasının sebebi, çok ciddi ve zalimane şikayetlere sebebiyet veren insanlık dışı muamelelere özel bir sıfat ekleme isteğidir (Selmouni v. Fransa, par. 96). Bununla beraber Mahkeme, "işkence" ile karşılaştırıldığında geçmişte "insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele" olarak nitelendirdiği fiilleri, kişi hak ve özgürlükleri ile insan haklarının korunmasında benimsenmesi gereken yüksek standartlar ve kaçınılmaz olarak temel demokratik toplum değerleri ihlallerine karşı daha sağlam değerlendirmeler yapılabilmesi için gelecekte farklı şekilde sınıflandırabilir (adı geçen karar, par. 101). (par. 634)
Mahkeme, daha sonra, yargı içtihatlarında, Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali iddialarındaki delilleri değerlendirmesinde, "makul şüphenin ötesinde kesin" delil standardını uyguladığını hatırlatmaktadır. Bu tip deliller; yeterli derecede güçlü ve açık delillere ve birbirlerini destekleyen sonuçlara veya çürütülemeyen çıkarımlara dayanmalıdır (İrlanda v. Birleşik Krallık, par. 161). (par. 635)
Mahkeme, kendisinin ikincil mahiyetteki rolü hususunda çok hassastır ve aynı zamanda belirli bir olayın şartlarının kaçınılmaz olarak tam bir şekilde ortaya konamadığı bir durumda birinci derece mahkemesinin rolünü üzerine alma hususunda çok dikkatli olmalıdır (bak. McKerr v. Birleşik Krallık kararı, no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Bununla beraber, iddiaların, mevcut davada olduğu gibi, Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili olması durumlarında Mahkeme, daha sıkı bir inceleme uygulamak zorundadır (Ribitsch v. Avusturya, par. 32; Avşar v. Türkiye, par. 283,). (par. 636)
Mahkeme, önüne herhangi bir delil getirilmediği için Elçi'nin Cizre polisi tarafından kötü muameleye uğradığı iddialarının gerçekliğini, aranılan delil standardında tespit etmenin mümkün olmadığını düşünmektedir. (par. 638)
Mahkeme, başvuru sahiplerinin, nezarethane koşulları ile ilgili vermiş olduğu ifadeleri güvenilir ve tutarlı bulmuştur. Mahkeme, aynı zamanda, Tur, Acar, Kurbanoğlu, Mesut Beştaş ve Erten'in hakarete uğradıkları, küçük düşürüldükleri, tokatlandıkları ve önlerine konulan belgeleri imzalamaları konusunda dehşete düştükleri iddialarını da tutarlı ve güvenilir bulmuştur. Dahası, Güven ile yüzleştirilme ve sorgulama anları gibi en kritik zamanlarda başvuru sahiplerin gözlerinin bağlı olduğuna karar vermiştir. (par. 641)
Cumhuriyet Savcısının karşısına çıkartılmadan önce, başvuru sahiplerinin toplu olarak yapılan sağlık kontrollerinin sonuçlarının belirtildiği rapor (par. 284-286 ve 291) ancak, gelişigüzel ve baştan savma olarak nitelendirilebilir. Mahkeme, bu yüzden bu rapora herhangi bir değer atfetmemektedir. Bunun aksine, Bayan Beştaş'ın (par. 549) zatürre olduğu ve Arif Altınkalem ile Hüsniye Ölmez'de (par. 548) küçük morarırlıklar olduğunun tespitinin yapıldığı doktor raporu başvuru sahiplerinin iddialarına biraz daha güvenilirlik katmaktadır. (par. 642)
Davanın tüm şartları içerisinde Mahkeme, Elçi, Çem, Meral Danış ve Ölmez'in, Kasım ve Aralık 1993 tarihlerinde jandarmanın elinde gözaltında tutuldukları sırada fiziksel ve zihinsel şiddete maruz kaldıklarını tespit etmiştir. Bu tip bir kötü muamele Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı bir şekilde, bu kişiler üzerinde aşırı bir acı ve ızdırap doğurmuştur ve çok ciddi ve zalimane kabul edilmelidir. Bu sebeplerle, bu muamele, 3. madde anlamında işkence oluşturmuştur. (par. 646)
Mahkeme, Tur, Acar, Kurbanoğlu, Mesut Beştaş ve Erten'in de 3. maddeye aykırı bir şekilde kötü muameleye maruz kaldıklarına karar vermiştir. Mahkeme, başvuru sahiplerinin maruz kaldıkları muameleyi insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele olarak tanımlamıştır. (par. 647)
Mahkeme, yargı mercilerinin başvuru sahiplerinin iddiaları hakkında soruşturma başlatmaları ve bir sonuca varmaları konusunda başarısız olduklarına karar vermiştir (par. 645). Yetkililerin, başvuru sahiplerinin jandarma nezaretinde kötü muameleye uğradıkları iddialarını araştırmadaki eylemsizlikleri sebebiyle Mahkeme, Sözleşme'nin 3. maddesinin usul gerekleri bakımından da ihlal edildiğine karar vermiştir. (par. 648)
(b) Sözleşme'nin 5. maddesi (Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı )
Mahkeme, Sözleşme'nin 5/1. maddesinin, her türlü özgürlük kısıtlanmasının "kanuni" ve "kanunla belirlenmiş bir prosedür" çerçevesinde yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Sözleşme bu terimleri kullanmak suretiyle, özellikle iç hukuka atıf yapmakta ve bu uygulamalar için somut ve usulü kurallar düzenlenmesi zorunluluğu getirmektedir. Bununla beraber bu fıkra, her türlü özgürlük kısıtlamasının, bireylerin keyfilikten korunabilmeleri amacıyla, 5. maddenin amacı ile uyumlu olmasını gerektirmektedir (özellikle bakınız: Winterwerp v. Hollanda, 24 Ekim 1979, par. 39-45 ve Van der Leer v. Hollanda, 21 Şubat 1979, par. 22). (par. 667)
Mahkeme, daha sonra, 5. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin, özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kişi üzerinde, tarafsız bir gözlemciyi, ilgili kişinin soruşturulmakta olan suçu işlediğine inandırabilecek nitelikte olaylar veya bilginin varlığından çıkarılabilecek "makul bir şüphe"nin olmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Bununla beraber neyin "makul" kabul edileceği olayların bütününe bağlıdır (bakınız, Fox, Campell ve Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, par. 32). (par. 668)
Mahkeme, adaletin hüküm sürmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için avukatlık mesleğinin önemli rolüne vurgu yapmaktadır. Avukatların hiçbir engellemeye maruz kalmadan mesleklerini icra etme özgürlükleri, demokratik toplumun önemli bir parçası olup Sözleşme'nin özellikle adil yargılanma ve kişi güvenliği hakları ile beraber diğer düzenlemelerinin de etkin bir şekilde uygulanmaları için önemlidir. Bu meslek mensuplarına karşı yapılacak baskı veya tacizler, Sözleşme sisteminin özüne yapılmış saldırılardır. Bu yüzden, her ne şekilde olursa olsun baskı iddiaları ama özellikle avukatların geniş ölçekli tutuklanmaları ve gözaltına alınmaları ve bürolarının aranmaları, Mahkeme tarafından oldukça sıkı bir incelemeye tutulacaktır. (par. 669)
Başvuru sahiplerinin gözaltına alınmalarının kanuniliği konusuna gelince, Mahkeme, Komisyon Temsilcileri tarafından alınan ifadelerin, suç işleyen kişilerin yakalanmaları ve gözaltına alınmalarını düzenleyen iç hukuk gereklilikleri bağlamında çeşitli tanıklar arasında bariz bir karışıklık ve tutarsızlık olduğunu ortaya çıkardığını gözlemlemektedir. (par. 675)
En düşündürücü konu ise başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları için talep yazılarının veya Selçuk tarafından verilen başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları konulu yazıların olmamasıdır. Gül'ün ifadesine (par. 323) rağmen, bu tip bir kaydın mutlak suretle tutulması gerekirdi. Savcıyı konudan bilgilendiren kişi ve gözaltına alma emrini isteyen kişi hakkında herhangi bir belge getirilememiştir. Cumhuriyet Savcılığı ile jandarma arasında gözaltına alma, talep, talimatlar veya herhangi bir konuda herhangi bir yazışma sunulamamıştır. Gözaltına alınma ile ilgili olarak yapılan tek yazışma jandarmanın kendisinin yaptığı yazışmalardır ki bunlar da Cizre ve İstanbul polisine fakslanan yakalama talepleridir (par. 386 ve 418). Başvuru sahiplerinin neden gözaltına alındıklarına dair herhangi bir belge de sunulmamıştır. Bu konuda yakalama tutanaklarında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. (par. 681)
Bu kaynakların yokluğunda Mahkeme, başvuru sahiplerinin yakalanmaları ve jandarma tarafından Kasım ayında 7 ila 25 gün gözaltında tutulmalarına, iç hukuk düzenlemeleri gereğince veya Sözleşme'nin 5. maddesi bağlamında "kanun ile düzenlenmiş bir usule uygun olarak" bir Cumhuriyet Savcısı tarafından yetki verildiğinin yeteri kadar kanıtlanamadığına karar vermiştir. (par. 682)
Mahkeme, Hükümet'in Sözleşme'nin 15. maddesine dayanarak 5. madde tarafından korunan haklara getirdiği kısıtlanmaya atıf yapmaktadır. Bununla beraber, kısıtlama ve bunun sonucunda yapılan yasal kararnameler mevcut davanın koşulları ile beraber ele alındığında, Mahkeme, başvuru sahiplerinin kanun dışı gözaltına alınmalarının bu düzenlemelerle meşru olacağı konusunda ikna olmamıştır. Hükümet, başvuru sahiplerinin yeterli yetki olmaksızın gözaltına alınmalarının nasıl Sözleşme'nin 15/1. maddesinde düzenlenen zaruret halleri içerisine girdiğini açıklayamamıştır (Şen v. Türkiye, 17 Haziran 2003, par. 22-29). (par. 683-684)
Bu sebeplerle, tüm başvuru sahipleri bakımından, Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının bir ihlali söz konusudur. (par. 685)
(c) Sözleşme'nin 8. maddesi ve 1 No.lu Protokolün 1. Maddesi (Özel Hayata Saygı Duyulmasını İsteme Hakkı)
693. Mahkeme, başvuru sahiplerinin yakalanmaları esnasında ev ve/veya bürolarının arandığını ve bazı belgelere el konulduğunu belirtmektedir. Güvenlik güçleri hiçbir arama kararı göstermemişler ve başvuru sahiplerine ne arandığına dair bir bilgi verilmemiştir. Mesleki gizliliği olması gereken bazı dava dosyaları ile beraber Kürt konulu veya PKK ile ilgili uzaktan bir bağlantısı olan her şey alınmıştır. (par. 667)
Mahkeme, ilk olarak başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 8. maddesi altında ileri sürdükleri şikayetleri inceleyecektir. Mahkeme, beş başvuru sahibinin evinin aranması ve kişisel belgelere ve diğer eşyalara el konulmasının başvuru sahiplerinin evlerine ve iletişimlerine saygı duyulmasını bekleme haklarına bir müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, benzer olarak, Elçi ve Kaya'nın bürolarının aranmasının ve dava dosyalarına el konulmasının Mahkeme'nin yargı içtihadında belirtildiği gibi (Niemitz v. Almanya, 16 Aralık 1992, par. 30) aynı müdahaleyi doğurduğunu tespit etmiştir. (par. 696)
Bu müdahalelerin Sözleşme'nin 8. maddesinin 2. paragrafı bağlamında ve daha da özel olarak bu paragrafın amaçlarından "kanuna uygun olma" prensibi doğrultusunda yapılıp yapılmadığı sorusu hala cevapsızdır. Bu bağlamda Mahkeme, yukarıdaki, başvuru sahiplerinin yakalanma ve gözaltına alınmalarında jandarmanın kanunda öngörülmüş olan usulü takip etmede eksikliklerinin olduğu tespitini hatırlatmaktadır (par. 675-685). Benzer olarak, Mahkeme, Cumhuriyet Savcısı veya bir Hakim tarafından verilmiş bir arama kararının ve adli makamlar tarafından aramadan önce veya sonra aramanın amacı ve çerçevesini belirten herhangi bir resmi belge veya sözlü talimatın olmadığını tespit etmiştir. (par. 697)
Her ne kadar 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 11. maddesi ve 430 sayılı Kararname'nin 3. maddesi Olağanüstü Hal Bölge Valisine, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde arama ve el koyma emri verme yetkisi verse de Mahkeme, Hükümet tarafından, Vali'nin bu aramalar ve bunların amaç ve çerçevesini sınırlayan herhangi bir talimatını sunmadığını tespit etmiştir. Bununla beraber arama ve el koymalar çok geniş tutulmuş olup özel bir yetki olmaksızın mesleki belgelere de el konulmuştur. Mahkeme, burada da görevlilerin doğrudan sorumluluk almalarına ve güvenilirliliklerinin eksikliğine takılmıştır. (par. 698)
Özet olarak Mahkeme, mevcut davada arama ve el koyma önlemlerinin herhangi uygun bir yetki ve koruma olmaksızın yapıldığını tespit etmiştir. Bu şartlar altında Mahkeme, bu müdahalelerin "kanuna uygun" olmadığı ve bu sebeple de ilgili beş başvuru sahibi adına Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. (par. 699)
Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna atıf yapmak suretiyle Mahkeme, başvuru sahiplerinin 1 No.lu Protokolün 1. maddesi altındaki şikayetlerini ayrıca incelemenin gerekli olmadığına karar vermiştir. (par. 700)
(d) Sözleşme'nin 25. maddesi (Bireysel Başvuru Hakkı)
Mahkeme, başvuru sahiplerinin, yetkililerin şikayetlerinden vazgeçmeleri veya bunları değiştirmeleri konusunda herhangi bir baskısı olmaksızın Sözleşme organları ile özgürce iletişim kurmasını düzenleyen eski 25. maddenin önemini hatırlatmaktadır (Şarlı v. Türkiye, 22 Mayıs 2001, par. 84). Bu bağlamda "baskı" sadece doğrudan zorlamaları içermekle kalmayıp başvuru sahiplerini Sözleşme yollarından vazgeçmelerine sebep olabilecek diğer uygun olmayan dolaylı hareketleri ve ilişkileri de içermektedir. (par. 711)
Mevcut davada, Mahkeme, sorgulamalarda ve başvuru sahipleri hakkında hazırlanan iddianamede Avrupa ve Avrupa'daki insan hakları kurumlarına yapılan atıflar üzerinde oldukça fazla karışıklık olduğunu kaydetmektedir. Bununla beraber Mahkeme, bu atıfların Sözleşme organlarına veya Komisyona iletilen başvurulara yapıldığını tespit edememiştir. Mahkeme, bu atıfların daha çok PKK ile bağlantılı olduğu veya insan hakları bağlamında hedefleri olan hükümet dışı kurumlara yapıldığını kabul etmektedir. (par. 712)
Mahkeme, başvuru sahipleri; Tahir Elçi, İmam Şahin, Arzu Şahin, Sabahattin Acar ve Baki Demirhan'ın Komisyon'a başvuruda bulunabildiklerini ve önemli engeller olmadan bu başvurularını Sözleşme organları önünde takip edebildiklerini görmektedir. (par. 713)
Mahkeme, başvuru sahiplerinin maruz kaldığı uygulamaların mesleki faaliyetlerine kötü etkilerinin olabileceğini ancak bunun da geçici nitelikte olacağını kabul etmektedir. (par. 714)
Yukarıdaki düşüncelerin ışında, Mahkeme, Sözleşme'nin 25. maddesinin ihlali oluşturacak şekilde başvuru sahiplerinin bireysel başvuru haklarına yapılan belirgin bir engellemenin olmadığına karar vermiştir. (par. 715)
Mahkeme, diğer başvuru sahiplerinin 34. madde altında yaptıkları engelleme şikâyetlerini zaman aşımına uğradığı için değerlendirmeye almamaktadır (Sözleşme'nin 35/1 ve 4. fıkraları). (par. 716)
Sonuç olarak Mahkeme,
1. Oybirliğiyle, Hükümetin ön itirazının reddine;
2. 1'e karşı 6 oy ile, Tahir Elçi, Niyazi Çem, meral Danış Beştaş, Hüsniye Ölmez, Şinasi Tur, Sabahattin Acar, Mehmet Selim Kurbanoğlu, Mesut Beştaş ve Vedat Erten'in dosyalarında hem maddi hem de usul yönünden Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, Sözleşme'nin 5/1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle, Tahir Elçi, Şinasi Tur, Sabahattin Acar, Niyazi Çem ve Mehmet Selim Kurbanoğlu'nun dosyalarında Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Oybirliğiyle, başvuru sahiplerinin 1 No.lu Protokolün 1. maddesi altındaki iddialarını ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
6. Oybirliğiyle, Sözleşme'nin eski 25. maddesinin ihlal edilmediğine;
7. 1'e karşı 6 oyla,
(a) Sorumlu Devlet'in kararın son bulmasından itibaren üç ay içerisinde Sözleşme'nin 44/2. maddesi uyarınca başvuru sahiplerine aşağıdaki miktarlarda tazminat ödemesine;
(i) Tahir Elçi'ye 1.510 euro maddi, 25.200 euro manevi tazminat,
(ii) Nevzat Kaya'ya 1.660 euro maddi, 6.600 euro manevi tazminat,
(iii) Şinasi Tur'a 1.750 euro maddi, 15.000 euro manevi tazminat,
(iv) Sabahattin Acar'a 1.750 euro maddi, 15.000 euro manevi tazminat,
(v) Niyazi Çem'e 1.510 euro maddi, 25.500 euro manevi tazminat,
(vi) M. Selim Kurbanoğlu'na 1.600 euro maddi, 12.000 euro manevi tazminat,
(vii) Meral Danış Beştaş'a 1.720 euro maddi, 36.000 euro manevi tazminat,
(viii) Mesut Beştaş'a 1.720 euro maddi, 14.400 euro manevi tazminat,
(xi) Vedat Erten'e 1.510 euro maddi, 10.200 euro manevi tazminat,
(x) Baki Demirhan'a 1.720 euro maddi, 7.200 euro manevi tazminat,
(xi) Arif Altınkalem'e 1.720 euro maddi, 8.500 euro manevi tazminat,
(xii) Gazanfer Abbasioğlu'na 1.720 euro maddi, 14.400 euro manevi tazminat,
(xiii) Fuat Hayri Demir'e 1.210 euro maddi, 2.100 euro manevi tazminat,
(xiv) Hüsniye Ölmez'e 1.720 euro maddi, 36.000 euro manevi tazminat,
(xv) İmam Şahin'e 1.420 euro maddi, 4.200 euro manevi tazminat ve
(xvi) Arzu Şahin'e 1.420 euro maddi, 4.200 euro manevi tazminat.
(b) Sorumlu Devlet'in, üç aylık süre içerisine başvuru sahiplerine masraf ve harcamalar için 46.240 euro ödemesine;
(c) Yukarıdaki (a) ve (b) bentlerindeki miktarlara uygulanabilir her türlü verginin eklenmesine;
(d) Yukarıdaki (a), (b) ve (c) bentlerindeki miktarların ödeme zamanı İngiliz Sterlinine çevrilmesi suretiyle başvuru sahiplerinin belirteceği banka hesap numaralarına yatırılmasına;
(e) gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası'nın uygulamış olduğu faiz oranın %3 fazlası olarak hesaplanmasına,
8. Hakkaniyete dair diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
DAVADA ATIF YAPILAN DİĞER KARARLAR
1. Özkan ve Diğer 31 Kişi v. Türkiye başvuru no. 21689/93
2. Çekirge v. Türkiye başvuru no. 21895/93
3. Ertak v. Türkiye başvuru no. 20764/92
4. Özgür Gündem v. Türkiye, başvuru no.23144/93
5. Nebahat Akkoç v. Türkiye, başvuru no. 22947/93
6. Demir ve Diğerleri v. Türkiye, 23 Eylül 1998
7. Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996
8. Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye, 16 Eylül 1996
9. Şarlı v. Türkiye, 22 Mayıs 2001
10. Asenov v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998
11. İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978
12. Selmouni v. Fransa, 28 Temmuz 1997
13. Ribitsch v. Avusturya, 4 Aralık 1995
14. Tekin v. Türkiye, 9 Haziran 1998
15. McKerr v. Birleşik Krallık kararı, başvuru no. 28883/95, 4 Nisan 2000
16. Avşar v. Türkiye
17. Fox, Campbell ve Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990
18. Contrada v. İtalya
19. Winterwerp v. Hollanda, 24 Ekim 1979
20. Van der Leer v. Hollanda, 21 Şubat 1979
21. Şen v. Türkiye, 17 Haziran 2003
22. Soc v. Hırvatistan, 9 Mayıs 2003
23. Niemitz v. Almanya, 16 Aralık 1992
PROSEDÜR
1. Söz konusu karar Türk vatandaşı olan Tahir Elçi, Nevzat Kaya, Şinasi Tur, Sabahattin Acar, Niyazi Çem, Mehmet Selim Kurbanoğlu, Meral Danış Beştaş, Mesut Beştaş, Vedat Erten, Baki Demirhan, Arif Altınkalem, Gazanfer Abbasioğlu, Fuat Hayri Demir, Hüsniye Ölmez, İmam Şahin ve Arzu Şahin (başvuru sahipleri) tarafından 21 Aralık 1993 ve 28 Nisan 1994 tarihlerinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti (Hükümet) aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) yapmış oldukları 23145/93, 25091/94 numaralı başvurulardan kaynaklanmaktadır. Başvurular 9 Eylül 1994 tarihinde birleştirilmiştir.
2. Başvuru sahipleri önce Profesör Kevin Boyle, Profesör Françoise Hampson tarafından temsil edilmişler daha sonra yerlerine Alice Faure Walker ve Anke Stock tarafından destek olunan ve İngiltere'de görev yapan avukatlar Timothy Otty ve Philip Leach geçmiştir. Başvuru sahipleri ayrıca Mustafa Sezgin Tanrıkulu, Osman Baydemir ve Mehmet Emin Aktar adlı Türk avukatların da yardımını almışlardır. Türk Hükümeti ise, Mahkeme'de diğerlerinin yanında, özellikle Aslan Gündüz, Şükrü Alpaslan ve Münci Özmen aracılığıyla temsil edilmiştir.
3. Tüm başvuru sahipleri avukat olup, Kasım ve Aralık 1993 tarihlerinde bazı suçlara karıştıkları iddiasıyla gerçekte ise Devlet Güvenlik Mahkemeleri önünde yargılanan sanıkları savundukları ve insan hakları konusu ile ilgilenmeleri gerekçesi ile güvenlik görevlileri tarafından gözaltına alınmışlardır. Tüm başvuru sahipleri gözaltına alınmalarının kanunsuz olduğunu (Sözleşme'nin 5. maddesi) iddia etmiştir. Bazı başvuru sahipleri - Tahir Elçi, Şinasi Tur, Sabahattin Acar, Niyazi Çem, Mehmet Selim Kurbanoğlu, Meral Danış Beştaş, Mesut Beştaş, Vedat Erten ve Hüsniye Ölmez- gözaltında bulundukları süre içerisinde kendilerine işkence veya kötü muamele yapıldığını (3. madde) iddia etmişlerdir. Tahir Elçi, Şinasi Tur, Sabahattin Acar, Niyazi Çem ve Mehmet Selim Kurbanoğlu, gözaltına alındıkları esnada yapılan arama ve el koyma işlemleri hakkında da şikâyette bulunmuşlardır (Sözleşme'nin 8. ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesi). Dava konusu başka bir şikayet ise, Tahir Elçi, İmam Şahin, Arzu Şahin, Sabahattin Acar ve Baki Demirhan'ın Sözleşme organlarına şikayette bulunma haklarının kısıtlanması iddiasıdır (eski 25. madde, şimdi 34. madde).
4-9. Başvurular, Komisyon tarafından 2 Aralık 1996 tarihinde kısmen kabul edilebilir bulunmuştur. Komisyon delegeleri 7-11 Aralık 1998 tarihlerinde Ankara'da tarafların ifadelerine başvurmuştur. Dava 1 Kasım 1999 tarihinde Mahkeme'ye sevk edilmiştir. Burada ilk olarak 2. Daireye sevk edilen başvuru, Mahkeme'nin Dairelerinin oluşumunun değişmesiyle 4. Daireye gönderilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVAYA KONU OLAN OLAYLAR
10. Dava, başvuru sahiplerinin, Kasım ve Aralık 1993 tarihlerinde PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ile ilgili bağlantıları hakkında ifadelerinin alınması amacıyla güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmaları ile ilgili olayları içermektedir.
11-12. Dava konusu olayların gelişimi hakkında taraflar arsında anlaşmazlık vardır. Komisyon, olayları araştırmak için bir temsilci grubunu Ankara'ya göndermiş ve grup 7-11 Aralık 1998 tarihleri arasında çeşitli kişilerin ifadelerine başvurmuştur. Bu ifadeler ve tarafların olayları anlatımı aşağıdaki bölümlerde sunulmuştur.
A. Başvuru sahiplerinin olaylar hakkındaki mütalaaları
1. Tahir Elçi'nin dosyası
13. 23 Kasım 1993 günü saat sabah 08:30 sıralarında iki sivil polis Tahir Elçi'nin Cizre'deki bürosuna gitmiştir. Arandıktan sonra başvuru sahibi jandarma karakoluna götürülmüştür. Saat 10:00'da altı polis memuru, başvuru sahibi ile birlikte tekrar büroya gitmişlerdir. Burada yaptıkları arama neticesinde başvuru sahibinin tüm defterlerine, avukatlık diplomasına, dava dosyalarına (özellikle Komisyon'a yapılan başvuru dosyalarını; Özkan ve Diğer 31 Kişi v. Türkiye başvuru no. 21689/93, Çekirge v. Türkiye başvuru no. 21895/93 ve Ertak v. Türkiye başvuru no. 20764/92), gazete arşivine (Özgür Gündem, Özgür Halk ve Rawson), dergi ve kitaplarına el koymuşlardır. Saat 11:00'da polisler başvuru sahibini evine götürmüşler, burada da arama yapmışlar fakat herhangi bir eşyaya el koymamışlardır. Bir gün sonra Cizre Jandarma Komutanlığı'na götürülünceye kadar polis karakolunda tutulmuştur.
14. Başvuru sahibi, Cizre polisi tarafından kendisine kötü muamele yapıldığını iddia etmiştir. Burada çırılçıplak soyulmuş, hakarete uğramış, tehdit edilmiş ve dövülmüştür. Aynı zamanda testisleri sıkılmış ve üzerine soğuk su dökülmüştür. Bu uygulama yaklaşık bir saat sürmüştür. Daha sonra kendisini Cizre Bölge Jandarma Komutanlığına götürmüşlerdir. Birkaç gün süreyle zemin katta gözleri bağlı bir şekilde kalmıştır. Daha sonra buradan da Diyarbakır Bölge Jandarma Komutanlığına götürülmüştür.
15. 25 Kasım 1993 tarihinde başvuru sahibinin kardeşleri, Tahir Elçi'nin 24 Kasım günü gözaltına alındığı hususunda soruşturma yetkilileri tarafından bilgilendirilmişlerdir.
16. Başvuru sahibi 10 Aralık 1993 tarihinde tutuklanıncaya kadar herhangi bir haberleşme imkanı bulunmaksızın (incommunicando) Diyarbakır'da gözaltında tutulmuştur. Bu süre içerisinde müvekkillerinin Komisyon'a yapmış oldukları başvuruları doldurduğu gerekçesiyle işkence altında sorgulandığını iddia etmiştir. Söz konusu başvurularla ilgili yazışmalar ve belgeler sorgulama esnasında önüne getirilmiştir. Bu belgeler ile PKK ile ilişkisini ve PKK'ya elçilik yaptığını itiraf etmiş olduğu düşünülmüştür. Bu iddiayı reddettiğinde kendisine işkence yapılmıştır. Sorgulamaya katılanlar özellikle Komisyon'a taşımış olduğu dosyalardan Ormaniçi köyünde olan olaylar ile ilgili dosya1 sebebiyle kendisine saldırmış ve küfür etmişlerdir. Başvuru sahibi, bağlanmış ve soyulmuştur. Köylerin boşaltılması ve kaybolma olayları ile ilgili iddiaları takip etmesi durumunda ölümle tehdit edilmiştir. Bir keresinde askeri bir araçla kırsal bölgeye götürülmüş ve öldürüleceği söylenmiştir. Buna rağmen kendisine hortumla soğuk su sıkılana (Niyazi Çem gibi) ve testisleri ezilene kadar herhangi bir ifade metnini imzalamayı reddetmiştir.
17. Jandarma komutanlığında, gözleri bağlı bir şekilde hiç kimseyle konuşmasına ve ayağa kalkmasına izin verilmeksizin beton bir zeminde yatmaya zorlanmıştır. 24 saatli bir sürede kendisine bir dilim ekmek verilmiş ve iki kere tuvalete gitmesine izin verilmiştir. Başka ihtiyaçlar için yapılacak bir istek yeni işkence seansının başlaması için yeni bir bahaneden başka bir sonuç getirmeyecektir.
18. 10 Aralık 1993 günü, kendisine, Pişmanlık Yasasından faydalanan PKK itirafçısı Abdülhakim Güven'in iddialarına dayanan suçlamaların yapıldığı bir savcının önüne çıkartılmıştır. Bürosunda yasadışı bir dergi ve evrak bulunduğu iddia edilmiştir. Başvuru sahibi, arama esnasında arama mahallinde olan ve arama tutanağını imzalayan kardeşleri Ömer ve Mehmet'in bu yanlışlığı ispat edebileceklerini ileri sürmüştür. Sahte bir arama tutanağı (orijinal olmayan ve faks çekilmiş) gerçeğinin yerine mahkemeye verilmiştir.
19. Başvuru sahibi, 10 Aralık 1993 ila DGM'de yapılan duruşma tarihi olan 17 Şubat 1994 tarihine kadar hakim kararıyla tutuklu kalmıştır. Avukatlarının tüm taleplerine rağmen dava dosyaları ve Komisyon ile yapılan yazışmaları bir daha kendisine geri verilmemiştir. Bu sebeple işi onarılamayacak şekilde zarar görmüştür ve bu sebeple Diyarbakır'a taşınmak zorunda kalmıştır.
2. İmam ve Arzu Şahin'in dosyaları
20. İmam Şahin 7 Aralık 1993 günü, İstanbul'da, DGM'de görüşülmekte olan bir davayı izlerken polis tarafından göz altına alınmıştır. Terörle Mücadele Şubesinde bir müddet tutulduktan sonra evine götürülmüştür ve burada bir arama yapılmıştır. Yapılan aramada suç unsuru olabilecek hiçbir şeye el konulmamıştır. Karısı, Arzu Şahin de nezarete alınmıştır. Neden göz altına alındıklarına dair kendilerine herhangi bir bilgi verilmeksizin Emniyet Müdürlüğü'ndeki bir hücrede gözleri bağlı bir şekilde tutulmuşlardır.
21. 11 Aralık 1993 günü Diyarbakır'dan gelen sivil jandarmalara teslim edilmişlerdir. İmam Şahin, kendisinin, eşinin ve jandarmaların Diyarbakır'a uçak biletlerini ödemek zorunda bırakılmıştır. Diyarbakır'da Jandarma İl Komutanlığı'nda nezarete alınmışlardır. İmam Şahin, 14 gün boyunca işkenceye maruz kaldığını, bu süre içerisinde kendisine sadece 200 grama tekabül eden çeyrek ekmek verilmiştir. Eşini göremediği gibi kendisi hakkında bilgi de alamamıştır. Mahkemeye çıkartılmadan önce gece yarısı sorgulanmış, karısına tecavüz edileceği tehdidi altında ve gözleri bağlı iken bazı kâğıtları imzalamak zorunda kalmıştır. Bu kağıtların içeriğini bilmemektedir.
22. Arzu Şahin de baskı altında sorgulandığını ifade etmiştir. Diğer başvuru sahipleri gibi aynı şartlar altında nezarette tutulmuştur; kendisine sınırlı ekmek verilmiş olması ile beraber tuvalete ihtiyacını gidermesi de sınırlanmıştır.
23. 21 Aralık 1993 günü Bay ve Bayan Şahin, DGM Yedek Hakiminin karşısına çıkartılmıştır. DGM Yedek Hakimi başvuru sahiplerinin, yukarıda bahsedilen Abdülhakim Güven'in suçlamalarına dayanarak tutuklanmalarına karar vermiştir. İmam Şahin bu adamı hiç tanımadığını ve kendisi ile herhangi bir ilişkisinin olmadığını, bağlantıları ile ilgili Güven'in bahsettiği cezaevlerinin çoğuna hiç gitmediğini, mahkum ziyaretçi kayıtlarının bunu doğrulayabileceğini belirtmiştir.
24. Bu süreç boyunca başvuru sahipleri çocuklarını komşularına bırakmak zorunda kalmışlardır.
25. 22 Aralık 1993 tarihli iddianamede Arzu Şahin, diğerleri ile birlikte, Türk Devleti'ni küçük düşürücü belgeler hazırladığı ve bunları Avrupa ülkelerindeki insan hakları kuruluşlarına fakslamakla suçlanmıştır. Bu Bayan Şahin'in Özgür Gündem gazetesinin Komisyon'a Aralık 1993'te yaptığı başvurunun (Özgür Gündem v. Türkiye, no.23144/93, AİHM 2000-II) hazırlanmasındaki rolüne bir atıf olabilir.
26. Başvuru sahipleri, DGM'ndeki 17 Şubat 1994 tarihli duruşmadan sonra serbest bırakılmışlardır.
3. Nevzat Kaya'nın dosyası
27. 18 Kasım 1993 günü üç silahlı jandarma Kaya'nın bürosunda, rızası doğrultusunda arama yapmışlardır. Buradan Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür. JİTEM'e teslim edilmeden önce sağlık raporu alınmıştır.
28. JİTEM görevlileri araca bindikten sonra Kaya'nın gözlerini bağlamışlardır. Yolculuk 25 ila 30 dakika sürmüştür. Araçtayken PKK ile ne bağlantısı olduğu sorulmuş, tokatlanmış ve konuşmaması durumunda ölümle tehdit edilmiştir. Kaya, PKK'yı desteklediğini yalanlamış ve bazı müvekkillerinin PKK'nın işlediği suçlardan yargılanmakta olduğunu söylemiştir. Kaya daha sonra bilmediği bir yere götürülmüştür. Burada bir odaya alınmış ve yere çökmesi emredilmiştir. İnsanların bağrıştığını ve yüksek sesli müzik çalındığını duymuştur.
29. Ertesi gün bütün akşam Kaya sorgulanmıştır. PKK'nın avukatı olmakla suçlanmış ve kendisini anlatması emredilmiştir. Kaya, PKK ile profesyonel iş hayatının ötesinde herhangi bir bağlantısı olmadığı konusunda ısrar etmiştir. Kendisinin PKK'nın avukatlarını ayarladığını iddia eden Abdülhakim Güven ile yüzleştirilmiştir. Kaya, mahkumların temsilcisi olan Güven ile daha önce müvekkillerini görmek için gittiği Diyarbakır E tipi Cezaevinde karşılaşmıştır.
30. Ertesi gün Kaya, cinsel organlarına zarar verilmesi tehditleriyle karşılaştığı ve işkencenin devam ettiği sorgu odasına tekrar götürülmüştür. Kaya, PKK ile iddia edilen ilişkilerini reddeden bir ifade yazmıştır. Gözaltında tutulanların hepsinin gözleri kapalıdır ve yerde beton üzerinde uyumak zorunda bırakılmıştır. Her gün yarım ekmek ve iki kere tuvalete gitme izini verilmiştir. Gözaltına alınmasında 7 veya 8 gün sonra, Kaya ve iş arkadaşları iki buçuk gün süren açlık grevi yapma kararı almışlardır.
31. 8 Aralık 1993 gecesi, herkes birer birer kaldırılmış ve bazı kağıtlar imzalattırılmıştır. Kaya ilk denemede bunları imzalamamıştır. İkinci denemede Fuat Hayri Demir, kendisi haricinde herkesin kağıtları imzaladığını söylemiştir. Daha sonra kağıtları okumadan imzalamaya zorlanmıştır. Bu yüzden içeriği hakkında herhangi bir bilgisi yoktur. Meslektaşları Bayan Elçi, Beştaş ve Ölmez ile Bay Çem'in kötü sağlık şartları sebebiyle 9 Aralık 1993 günü kimse mahkemeye çıkartılmamıştır.
32. 10 Aralık 1993 günü mahkemeye çıkartılmadan evvel sağlık raporu alınmıştır. Doktorun jandarmalardan çekindiği açıkça belli olmaktadır ve raporunda işkence ile ilgili bir bulguya rastlanmamıştır. Serbest bırakıldıktan sonra Kaya, böbrek ve mide sorunları sebebiyle tedavi olmuştur.
4. Şinasi Tur dosyası
33. 15 Kasım 1993 akşamı, başvuru sahibi, babasının rızası doğrultusunda evi arandıktan sonra polis tarafından gözaltına alınmıştır. Arama tutanağında suç unsuruna rastlanılmadığı yazılmıştır. Başvuru sahibi, herhangi bir yetki ve mahkeme kararı olmaksızın yakalanmasına karşı çıkmıştır (Tur, 1991, 1992 ve 1993 tarihlerinde PKK faaliyetleri ile bağlantısı sebebiyle üç kere yakalanmış, sonuncusunda ise olayın geçtiği zamanda temyizde olan hapis cezası almıştır).
34. Tur, daha sonra Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığına teslim edilmiş ve burada 26 gün boyunca (resmi makamlara göre 25) sorgulanmıştır. Eski bir PKK mensubu, itirafçı Abdülhakim Güven, başvuru sahibi ile yüzleştirilmiş ve kendisini PKK'ya yardım eden avukatlardan olmakla itham etmiştir. Suçlamalar, PKK ve bu örgütle olan organik bağlantılar ile ilgili belgelerin cezaevleri arasında taşınması üzerinde yoğunlaşmıştır. Başvuru sahibi, daha önceden hazırlanmış ifade tutanaklarını imzalamaya zorlanmıştır. Belgelerin muhtevası hakkında bir bilgisi yoktur. Daha sonra bilgilendirildiğinde bunları reddetmiştir.
35. Başvuru sahibi, gözaltında kaldığı sürece ciddi şekilde dövüldüğünü, infaz edilmekle tehdit edildiğini, hakarete uğradığını, uykusuz ve aç bırakıldığını ve çoğu zaman gözlerinin bağlı olduğunu iddia etmiştir. Tahir Elçi, Niyazi Çem ve Meral Danış Beştaş soğuk suyla işkenceye maruz kaldıklarını beyan etmiştir.
36. 10 Aralık 1993 günü, hakim nezarette alınan ifadeleri göz önüne almadan başvuru sahibini serbest bırakmıştır.
5. Sabahattin Acar dosyası
37. 15 Kasım 1993 akşamı saat 18:30 sıralarında Acar'ın kapısı polis tarafından çalınmıştır. Acar, polis olduğunu söyleyen kişilerce son zamanlarda bölgedeki insan hakları çalışanlarının kaçırılması ve öldürülmesi olaylarını düşünerek, kapıdakilerin doğru söylediğini tespit etmek için DGM Savcısını aramıştır. Kuzeni Burhan Acar bir misafiri ile beraber evdedir. Üç saat sonra Diyarbakır jandarmasından Acar'ın tanıdığı bir yetkilinin gelmesi ile beraber Acar yaklaşık 15 polis, jandarma ve özel tim görevlisine kapıyı açmıştır. Daha sonra evinde iki saat süren sıkı bir arama yapılmıştır.
38. Başvuru sahibi, bazı kitapları, kasetleri İnsan Hakları Derneği yönetimindeyken hazırladığı bazı makaleleri ile birlikte jandarmalar tarafından evinden alınmıştır. Jandarma komutanlığına gidene kadar gözleri bağlanmıştır. Yakalanması ile ilgili sebepler kendisine bildirilmemiştir. Burada kendisine bir battaniye verildikten sonra karanlık, nemli bir hücreye kapatılmıştır. Bu arada dışarıdaki hava sıcaklığı sıfırın altındadır.
39. Gözaltına alınmasının üçüncü gününde sorgu için bir yere götürülmüştür. Burada kendisine Londra merkezli Kürt İnsan Hakları Projesi ile ilişkisi ile beraber PKK ile bir ilişkisi olup olmadığı, DGM önünde PKK militanlarının yargılanmasına katılıp katılmadığı ve insan hakları konusunda raporlar hazırlayıp hazırlamadığı sorulmuştur (Buradan kendisinin Nebahat Akkoç v. Türkiye, no. 22947/93 başvurusuna bir atıf yapıldığı çıkartılabilir). Daha sonra itirafçı Abdülhakim Güven ile yüzleştirilmiştir. Başvuru sahibi kendisine yöneltilen suçlamaları reddettiğinde dışarı çıkartılmış ve kıyafetleri çıkartılmıştır. Kırsala götürülüp öldürülmekle tehdit edilmiştir. Sorgulamalar süresince tokatlanmış, tekmelenmiş ve dövülmüştür. Başvuru sahibi son olarak gözleri bağlı bir halde iken hasta ve korkmuş olduğu için bir ifade tutanağını imzalamıştır.
40. Gözaltında kaldığı sürece günde iki kere tuvalete gitmesine izin verilmiştir. Yine günlük olarak sadece bir dilim bayat ekmek verilmiştir.
41. 26 gün sonra (resmi makamlara göre 25) 10 Aralık 1993 günü, imzaladığı tutanaklar hakkında bilgi edindiği DGM Savcısı önüne çıkartılmıştır. Bu tutanaklarda sorgulamalar sırasında bahsi geçmemiş bir çok eylem ile suçlanmaktadır. Buradan Diyarbakır E-Tipi Cezaevine gönderilmiştir.
6. Niyazi Çem dosyası
42. Başvuru sahibi, 23 Kasım 1993 günü, İstanbul DGM binası önünde öğle vakti TEM Şube Müdürlüğünde görevli beş polis memuru tarafından gözaltına alınmıştır. 23 Kasım tarihli yakalama tutanağında, başvuru sahibinin, Diyarbakır Jandarma Komutanlığı'nın isteği üzerine kurye olarak PKK'nın kurumsal faaliyetlerine katılmak gerekçesi ile yakalandığı belirtilmektedir. Yine aynı tarihli "muvafakatlı ev arama tutanağı"nda başvuru sahibinin DGM Başsavcısının izini ile yakalandığı vurgulanmıştır.
43. Çem, Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür. Bu arada evi aranmış fakat herhangi bir eşyasına el konulmamıştır. Çantası da aranmış ve akşam kaldığı koğuşa atılmıştır.
44. 26 Kasım 1993 günü Bursa Osmangazi'ye gönderilmiş, ertesi akşam tekrar Gayrettepe'ye getirilmiştir. 28 Kasım günü başvuru sahibi ve Bursa'dan bir şüpheli, hava yolu ile Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı bünyesindeki JİTEM görevlilerine teslim edilmiştir.
45. Çem, ilk iki gün sorgulanmamıştır. Sorgulama 1 Aralık günü saat 23:30 gibi başlamıştır. Başvuru sahibi, Rıza Altun'a PKK'ya katılmak üzere İstanbul'a kadar eşlik etmek ve buradan da yurt dışına çıkmasını sağlamak, cezaevleri arasında PKK'nın kuryeliğini yapmak, PKK'nın İstanbul ve Avrupa ile olan ilişkilerini düzenlemek, Özgür Gündem ve Özgür Halk gazeteleri gibi PKK'nın siyasi kolları ile ilişkileri olmak ile suçlanmıştır. Başvuru sahibi, PKK ile olan ilişlerini reddetmiş DGM'ler önünde savunmalarını yaptığı belli müvekkilleri haricinde diğer iddiaları da kabul etmemiştir. Bunun üzerine kendisine küfür edilmiş, vurulmuş ve saçları çekilmiştir. Abdülhakim Güven içeriye alınmış ve bu şahıs da başvuru sahibini kurye olmak ile itham etmiştir. Başvuru sahibi, Güven'in "Pişmanlık Yasası"ndan faydalanmak amacıyla bunları uydurduğunu, cezaevlerindeki müvekkillerini görmek amacıyla yaptığı ziyaretlerdeki durumunu anlatmış ve bu şahıs ile bir kere karşılaştığını beyan etmiştir. Ertesi gün de sorgulanmış, aynı ithamlara maruz kalmış ve kendisi de bunları reddetmiştir.
46. Başvuru sahibi, gözaltında kaldığı 18 gün (resmi makamlara göre 17 gün) boyunca; dövüldüğünü, tehdit edildiğini, küçük düşürüldüğünü, kendisine hakaret edildiğini, yüksek seste müzik dinlemeye, soğuk ve beton bir zeminde uyumaya zorlandığını ve gözlerinin her zaman bağlandığını ifade etmiştir. Kendisine günde yarım ekmek verilmiş ve iki kere tuvalet imkanı tanınmıştır.
47. Tahir Elçi ile beraber çırılçıplak soyulmuş, 9 Aralık günü, içerikleri hakkında kendilerine bilgi verilmeyen ifade tutanaklarını imzalamayı kabul etmediği için kendisine basınçlı soğuk su sıkıldığını iddia etmiştir. Tahir Elçi, Meral Danış Beştaş ve Hüsniye Ölmez de aynı muameleye maruz kalmıştır. Herkes Hüsniye Ölmez'in çığlıklarını duymuştur.
48. 8 Aralık akşamı boyunca, sorgulamacılar, okumasına izin vermedikleri bir ifade tutanağını imzalatmaya çalışmışlardır. Bunu reddettiği için dövülmüştür. 9 Aralık günü tekrar aynı tutanak imzalattırılmaya çalışılmış yine ret cevabı alınınca Tahir Elçi ile beraber yukarıdaki paragrafta bahsedilen muameleye maruz bırakılmışlardır. Ertesi gün mahkemeye çıkartılmıştır.
7. Mehmet Selim Kurbanoğlu dosyası
49. 20 Kasım günü başvuru sahibi, sabah saat 07:20'de, jandarmalar tarafından evinde yakalanmıştır. Evi aranmış, hiçbir şeye el konulmamıştır. Kurbanoğlu, yakalanma sebebinin, cezaevlerindeki müvekkillerini ziyaret ettiğinde tanıştığı ve kendini kurtarmak isteyen Abdülhakim Güven'in gerçek olmayan ifadeleri olduğuna inanmaktadır. Aynı zamanda yakalanmasının Avukatlık Kanunu'na aykırı olması sebebi ile kanunsuz olduğunu düşünmektedir.
50. Başvuru sahibinin gözleri bağlanmış ve Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür. Tuvaletin yanında, sadece bir battaniye ile yerde yatmak zorunda bırakıldığı nemli ve kalabalık bir koridora yerleştirilmiştir. Herkesin gözü bağlı olduğu için diğer avukatlarla sesli ilişki kurabilmiştir.
51. Nezaretteki 21 gün (resmi makamlara göre 20 gün) boyunca, yumruklandığını, tokatlığını, tekmelendiğini, ölümle tehdit edildiğini ve gözlerinin hep bağlı olduğunu iddia etmiştir. Günde yarım ekmek haricinde hiçbir şey yemesine imkan verilmemiştir. Daha önceden hazırlanmış, uydurma bir arama tutanağını (PKK'nın bir notuna el konulduğunu içeren) ve Cumhuriyet Savcısının karşısında daha sonra reddedeceği bir ifade tutanağını imzalamaya zorlanmıştır.
52. 10 Aralık günü, serbest bırakıldığı Diyarbakır DGM önüne çıkartılmıştır. 15 Aralık günü Cumhuriyet Savcısının temyiz talebi sebebiyle tekrar yakalanmış ve Diyarbakır E-Tipi Cezaevine gönderilmiştir.
8. Meral Danış Beştaş dosyası
53. Bayan Beştaş ve kocası 16 Kasım 1993 günü sabah saatlerinde Diyarbakır DGM çıkışında gözaltına alınmışlardır. Kontr-gerilla olduklarını söyleyen kişilerce araba ile Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığına götürülmüşlerdir. Yolculuk süresince başvuru sahibi ve kocası ölümle tehdit edilmişlerdir. Birkaç saat bir duvara bakacak şekilde ayakta bekletilmiş daha sonra çok soğuk ve karanlık bir hücreye kapatılmıştır. Kendisine bir battaniye verilmiştir. Yarım saat sonra sorgu odasına alınmış ve PKK kuryesi olmak ile suçlanmıştır. İşi gereği bazı kişileri ziyaret etmek zorunda olduğunu anlatmıştır. İki kere tokatlandığını ve kendisine soyunmasının söylendiğini beyan etmiştir. Bluzunu çıkartmak üzereyken tekrar giyinmesi söylenmiştir. İtiraf etmesini yoksa kendisine işkence yapılacağı söylenmiştir. Buradan tekrar hücresine götürülmüştür. Ertesi gün tüm akşam boyunca tekrar sorgulanmıştır. İnsan Hakları Derneğinin sekreteri olmak ve PKK için çalışmakla itham edilmiştir. Bir hafta boyunca Dernek'teki faaliyetleri özellikle de Türkiye aleyhine Avrupalı kuruluşlara yapılan başvurular hakkında sorgulanmıştır.
54. Mahkemeye çıkartılmadan iki gün önce gece yarısı koğuşundan alınmış ve kendisinden bazı kağıtları imzalaması istenmiştir. Okumadan imzalamayı reddetmiş, bunun üzerine başka bir yere götürülmüş, burada işkence görmüş, soyulmuş, sürekli hakaretlere maruz kalmış, ve her defasında en az bir saat süreyle üç kere basınçlı soğuk su altına tutulmuştur. Kocasının önünde işkence yapılmakla tehdit edilmiştir. Soğuk su uygulaması sebebiyle zatürre olmuştur.
55-56. Nezarette geçirdiği 25 gün (resmi makamlarca 24 gün) başvuru sahibine iki kere tuvalete gitme izini ve bir parça ekmek verilmiştir. Bu sürece yine sağır edici şekilde müziğe maruz kalmış ve diğerlerinin çığlıklarını duymuştur. 10 Aralık 1993 tarihinde serbest bırakılmıştır.
9. Mesut Beştaş dosyası
57. Bay Beştaş da 16 Kasım günü yakalanmalarına müteakip eşiyle aynı muamelelere maruz kalmıştır (par.53). Jandarma komutanlığında soğuk bir hücreye kapatılmıştır. Kendisine nezarette kaldığı sürece bir dilim ekmek verilmiştir.
58. PKK kuryesi olmakla suçlanmıştır. Başvuru sahibi, sadece kendisine gelen her türlü dosyayı kabul eden bir avukat olduğunda ısrar etmiştir. Sık sık sorgu odasına götürüldüğünü, yolda dövüldüğünü ve işkenceyle tehdit edildiğini beyan etmiştir. Nezarette kaldığı 25 gün (resmi makamlara göre 24 gün) boyunca gözleri bağlanmış, çok yüksek sesli milliyetçi şarkılar dinlemeye zorlanmıştır. Karısına yöneltilen cinsel tehditlerle bir ifade tutanağını imzalamaya zorlanmıştır.
59. Başvuru sahibi, 10 Aralık 1993 günü DGM savcısı önüne çıkartılmıştır. Kendisine yöneltilen suçlamalar eski bir PKK'lı olan, itirafçı Abdülhakim Güven'in ifadelerine dayanmaktadır. Serbest bırakılmış fakat 14 aralık günü Savcının temyizi sebebiyle tekrar yakalanarak Diyarbakır E-Tipi Cezaevine gönderilmiştir. DGM önündeki 17 Şubat 1994 tarihli duruşma sonrasında serbest bırakılmıştır. Jandarma nezaretindeyken maruz kaldığı soğuk su tutulması sebebiyle zatürre olduğunu iddia etmiştir.
10. Vedat Erten dosyası
60. 20 Kasım 1993 tarihinde başvuru sahibi Diyarbakır DGM'den ayrılırken jandarmalar tarafından yakalanmış ve İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür. Burada siyasi davaları alması ile ilgili sorgulanmıştır. Başvuru sahibi, Erten, bir avukat olarak bunun, görevi olduğunu ve tüm davalarının siyasi olmadığını söylemiştir. Erten, çırılçıplak soyulduğunu, kendisine hakaret edildiğini, tekmelendiğini ve tokatlandığını iddia etmiş ve meslektaşları, bayan Elçi, Çem, Beştaş ve Ölmez'in de soyulduğunu ve tazyikli soğuk suya tutulduklarını söylemiştir. Abdülhakim Güven tarafından, kendisinin kabul etmediği asılsız iddialarda bulunmuştur.
61. 8 Aralık 1993 günü bazı kağıtları imzalamaya zorlanmış ve kendisi de korktuğu için bunları imzalamıştır. Gözleri kapalı olduğu için kağıtların muhtevası hakkında bilgisi yoktur. Nezarette kalma koşulları insanlık dışıdır: günlük bir dilim ekmek ve iki kere tuvalet ihtiyacı izni. Dahası, gözaltında tutulan herkes ıslak bir koridorda tutulmaktadır.
62. 10 Aralık günü mahkemeye çıkartıldığında, Abdülhakim Güven tarafından kendisine yöneltilen suçlamaları öğrenmiştir. Savcı, kendisini PKK'nın belgelerini bulundurmakla suçlamıştır. Başvuru sahibi, bunun imkansız ve mantıksız olduğunu söylemiştir. Zira, kendisi meslektaşlarının yakalanma furyası ve Abdülhakim Güven hakkındaki söylentiler hakkında bilgi sahibidir ve bu tip belgeleri yanında taşıması için aklını kaybetmesi gerektiğini iddia etmiştir.
63. Başvuru sahibi, serbest bırakılmıştır fakat daha sonra Cumhuriyet Savcısı'nın itiraz talebi sonucu çıkartılan 14 Aralık 1993 tarihli yakalama müzekkeresi icabınca tekrar yakalanmış ve Diyarbakır E-Tipi Cezaevi'ne konulmuştur. 17 Aralık 1993 günü DGM'si kararı ile serbest bırakılmıştır.
11. Baki Demirhan dosyası
64. 16 Kasım 1993 günü başvuru sahibi, Diyarbakır DGM'den ayrılırken yakalanmış ve İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür. Genel olarak, PKK itirafçısı Abdülhakim Güven'in, kendisi aleyhine; PKK'nın kuryeliğini yapmak ve cezaevlerine yasa dışı maddeler (sustalı bıçak gibi) sokmak gibi ithamlar hakkında bilgilendirilmiş başvuru sahibi de bunları reddetmiştir.
65. Başvuru sahibinin kardeşi de, Bay Güven adı altında yakalanmıştır. Güven de başvuru sahibinin müvekkilleri ile yaptığı tüm görüşmelere katılmıştır. Başvuru sahibinin, Güven ile birlikte, gözleri bağlanmıştır. İçeriğini bilmediği bazı tutanakları kendisine yapılan psikolojik baskılar sebebiyle imzalamıştır. 10 Aralık 1993 günü serbest bırakılmıştır.
12. Arif Altınkalem dosyası
66. 16 Kasım 1993 günü başvuru sahibi, saat 16:30 sıralarında Diyarbakır DGM'den ayrılırken, Meral Danış Beştaş, Mesut Beştaş ve Baki Demirhan ile birlikte yakalanarak İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür. DGM'leri önünde savunduğu davalar hakkında sorgulanmıştır. Tutuklu PKK'lılara, kuryelik yapmak ve yaptığı iş sebebiyle ücret almamak suretiyle yardım etmekle suçlanmıştır. Başvuru sahibine, PKK itirafçısı, Abdülhakim Güven'in kendisi ve diğer avukatlar hakkında ciddi iddialarda bulunduğu söylenmiştir. Başvuru sahibi, bu iddiaları reddetmiş fakat maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik baskı sebebiyle içeriği hakkında bilgisi olmadığı bazı tutanaklar imzalamıştır. 10 Aralık 1993 günü serbest bırakılmıştır.
13. Gazanfer Abbasioğlu dosyası
67. 30 Kasım 1993 günü başvuru sahibi, başka bir avukatın bürosunda iken jandarmalar tarafından yakalanmıştır. Hazırlanan resmi arama tutanağında herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı belirtilmiştir. Abbasioğlu, daha sonra İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüş ve PKK mensubu olmak ve PKK'ya yardım etmekle suçlanmıştır. Başvuru sahibi, bu iddiaları yalanlamış ve işkenceye uğramamak için bazı belgeleri imzalamıştır. Gözleri bağlı olduğu için bunların içeriğini bilmemektedir. 10 Aralık günü serbest bırakılmıştır.
14. Fuat Hayri Demir dosyası
68. 3 Aralık 1993 başvuru sahibi, saat 12:30 sıralarında Diyarbakır DGM çıkışında jandarmalar tarafından yakalanarak İl Jandarma Komutanlığı'na çıkartılmıştır. Bir iki gün sonra sorguya alınmış ve PKK için cezaevleri arasında kuryelik yapmak ve PKK'ya yardım ve yataklık yapmakla suçlanmıştır. Kendisine Bay Güven denilen bir şahıs da oradadır ve başvuru sahibini kendisi gibi itiraf etmeye davet etmiştir. Başvuru sahibi, bu iddiaları reddetmiştir. İşkence tehdidi altında, gözleri bağlı olduğu için içeriği hakkında bilgi sahibi olmadığı bazı belgeleri imzalamıştır. 10 Aralık günü serbest bırakılmıştır.
15.Hüsniye Ölmez dosyası
69. 16 Kasım 1993 günü başvuru sahibi, yakalanarak Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür. Çırılçıplak soyulduğunu, gözaltı süresince dayak ve tazyikli su ile işkenceye maruz kaldığını iddia etmiştir. Sürekli tehdit edilmiş ve elleri tutulurken, gözleri bağlı olduğu için muhtevasından bilgi sahibi olmadığı bazı belgeleri imzalamaya zorlanmıştır. 10 Aralık günü tutuklanmasına karar verilmiş 17 Şubat 1994 günü DGM'nce serbest bırakılmıştır.
B. Olaylar hakkında Hükümetin mütalaaları
70. Abdülhakim Güven'in, terörist örgüt PKK'nın aktif bir üyesi olmak suçu ile yargılandığı sırada vermiş olduğu ifadeler neticesinde başvuru sahipleri hakkında bir soruşturma başlatılmıştır. Güven, başvuru sahiplerinin çeşitli şekillerde PKK'ya yardım ve yataklık ettiklerini iddia etmiştir.
71. Başvuru sahiplerinin, polis veya jandarma nezaretinde geçirdikleri süreler ve bir mahkeme kararı ile tutukluklarının devam ettiği süreler aşağıdaki tabloda verilmiştir:
Polis veya Jandarma nezaretinde geçirilen süre Bir hakim tarafından verilen karar neticesinde geçirilen tutukluluk süresi
Tahir Elçi 23.11.93 - 10.12.93 10.12.93 - 17.02.94
İmam Şahin 07.12.93 - 21.12.93 21.12.93 - 17.02.94
Arzu Şahin 07.12.93 - 21.12.93 21.12.93 - 17.02.94
Nevzat Kaya 18.11.93 - 10.12.93
Şinasi Tur 15.11.93 - 10.12.93
Sabahattin Acar 15.11.93 - 10.12.93
Niyazi Çem 23.11.93 - 10.12.93
Mehmet Selim Kurbanoğlu 19.11.93 - 10.12.93 20.12.93 - 17.02.94
Meral Danış Beştaş 16.11.93 - 10.12.93
Mesut Beştaş 16.11.93 - 10.12.93 15.12.93 - 17.02.94
Vedat Erten 23.11.93 - 10.12.93 15.12.93 - 17.02.94
Baki Demirhan 16.11.93 - 10.12.93
Arif Altınkalem 16.11.93 - 10.12.93
Gazanfer Abbasioğlu 30.11.93 - 10.12.93
Fuat Hayri Demir 03.12.93 - 10.12.93
Hüsniye Ölmez 16.11.93 - 10.12.93 10.12.93 - 17.02.94
72. Başvuru sahiplerine hiçbir zaman kötü muamele yapılmamıştır. Kendilerine kanunun öngördüğü şekilde davranılmış olup nezaret koşulları kabul edilebilir seviyededir.
73. 10 Aralık 1993 günü başvuru sahipleri, Hakim Cafer Sadık Ural'ın karşısına çıkartılmışlardır. Bay Elçi ve Acar ile Bayan Ölmez haricindeki tüm başvuru sahipleri serbest bırakılmışlardır. Bununla beraber Diyarbakır DGM Savcısı bu karara itiraz etmiş ve DGM başvuru sahiplerinden Kurbanoğlu, Beştaş ve Erten'in tekrar tutuklanmasına karar vermiştir. Bay ve bayan Şahin, 21 Aralık 1993 günü Hakim İsmail Gündüz'ün karşısına çıkartılmış ve tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir.
74. Önceki bir soruşturmanın sonucu olarak Diyarbakır DGM savcılarından, Savcı Ünal Haney, 22 Aralık 1993 günü, bu davadaki başvuru sahipleri ve bazı cezaevi görevlilerinin de içerisinde bulunduğu 23 kişi hakkında terörist örgüt PKK mensubu olmak ve bu örgüt için faaliyette bulunmak suçlamalarıyla bir iddianame hazırlamıştır. Bunlardan bazıları PKK teröristlerinin silah teminine yardımcı olmak, cezaevlerine sokulması yasak bıçak gibi maddeleri içeri sokmak veya dışarı çıkartmak, PKK'nın lider kadrosundan talimat almak ve bu talimatları uygulamak gibi ağır suçlarla itham edilmişlerdir.
75. 17 Şubat 1994 günü tüm başvuru sahiplerinin DGM önündeki ilk duruşmaları yapılmıştır ve hepsi kefaletle serbest bırakılmışlardır. Kovuşturmada üç önemli tanık mevcuttur. En önemli tanık, PKK itirafçısı olan başvuru sahipleri aleyhinde suçlamalarda bulunan Abdülhakim Güven'dir. İkinci tanık, PKK mensubu olan Fatma Demirel'dir. Mahkemede, daha önce vermiş olduğu bir ifadesini tekrarlamak üzere bulunmuş ancak bu ifadenin jandarmalar tarafından işkence altında alındığını beyan etmiştir. Söz konusu ifade PKK mensubu olan avukatlarla ilgilidir. Üçüncü tanığın ifadesi ise yetersiz görülmüştür.
76. Başvuru sahipleri aleyhindeki diğer deliller kendilerinin nezarette iken vermiş oldukları ifadelerdir ki bunları da baskı altında verdiklerini iddia etmişlerdir. DGM, bu ifadelerin kabul edilebilirlik konusuna ihtiyatlı yaklaşmıştır. Diğer deliller ise PKK notları, haber bültenleri ve makbuzları gibi illegal belgelerdir. Başvuru sahipleri, bunların uydurma olduklarını iddia etmişlerdir.
77. 22 Şubat 2001 tarihinde DGM, başvuru sahipleri aleyhine yürütülen adli işlemleri, benzer veya daha ağır bir suç işlediklerinde adli işlemlerin tekrar başlatılmasını, böyle bir suç işlenmemesi durumunda da dosyanın tamamen kapanmasını öngörecek şekilde beş yıl boyunca ertelemiştir.
C. Sözlü ifadeler
78. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun üç temsilcisi, 7-11 Aralık 1998 tarihleri arasında, Ankara'da, Hüsniye Ölmez haricindeki diğer tüm başvuru sahiplerinin ve bazı Hükümet temsilcilerinin ifadelerine başvurmuştur. Bayan Ölmez, hamile olması ve o günleri tekrar yaşamak istememesi sebebiyle ifade vermemiştir. Alınan ifadeler özetle aşağıda verilmiştir.
1. Tahir Elçi
79-80. Tahir Elçi, 1966 doğumlu olup olay zamanında Cizre'de avukatlık yapmaktadır. Şu an Diyarbakır'da çalışmaktadır. 1993 yılında Cizre'de on avukat vardır ve Elçi, Cizre Barosuna kayıtlıdır. O zaman dilimi içerisinde göz altına alınan kişilerin sayılarının artmasıyla Elçi, DGM önünde daha fazla dosya savunmaya başlamıştır.
81-82. 23 Kasım 1993 günü saat sabah 8:30 sıralarında iki silahlı görevli bürosuna gelerek kendilerine polis karakoluna kadar eşlik etmesini istemişlerdir. Bunun üzerine karakola gitmişlerdir. Bir müddet sonra Elçi, tekrar bürosuna götürülmüştür. Burada yapılan arama esnasında, dava dosyaları, defterleri, kitapları, gazeteleri, dergileri, adres defteri ve diğer belgeleri çuvallara doldurulmuştur. Dava dosyaları arasında Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna yapılan başvurular da bulunmaktadır. Hazırlık aşamasında olan yaklaşık 50 dava dosyası, iç hukuka ilişkin dava dosyalarının aksine bir daha kendisine geri verilmemiştir.
83-84. Elçi, kendisi aleyhine kullanılan ve bürosunda bulunduğu iddia edilen "Yoldaş Elçi" başlıklı ve ERNK damgalı belge için ise; bu belgenin düzmece olduğunu, görevlilerin kısa bir arama tutanağı hazırladıklarını, suç unsuru herhangi bir eşyaya rastlanılmadığını belirten bu tutanağı kardeşi Ömer Elçi'nin de imzaladığını beyan etmiştir.
85. Başvuru sahibinin evinde de bir arama yapılmış burada da suç unsuru herhangi bir şeye rastlanılmamıştır. Buradan Cizre Emniyet Amirliği'ne götürülmüş ve kişisel eşyaları alınmış ve gözleri bağlı bir şekilde zemin katta bulunan karanlık bir hücreye konulmuştur.
86. Bir müddet sonra bir grup polis kendisini hücreden çıkartmış, tekmelemiş, hakaret etmiş ve ölümle tehdit etmiştir. Kıyafetleri çıkartılmış ve üzerine soğuk su dökülmüştür. Kendisine evlerinden çıkartılan köylüler ile ilgili davaları neden üstlendiğini ve Türkiye'yi yurt dışında neden küçük düşürdüğü sorulmuştur. Başvuru sahibi, bunun bir sorgulama olmaktan ziyade memurların sinirlerini kendi üzerinde boşaltması olarak görmüştür. Bu muamele 15 ila 20 dakika sürmüştür.
87. Başvuru sahibi, Diyarbakır İnsan Hakları Derneği üyesi olması sebebiyle Cizre polisi tarafından daha önce de tehdit edilmiştir.
88-89. O gece Cizre İlçe Jandarma Komutanlığına ertesi gün de Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığına götürülmüştür. Burada gözleri bağlanmış, beton zeminde uyumaya zorlanmıştır. Burada başvuru sahiplerinden Mehmet Selim Kurbanoğlu'nun da bulunduğu üç kişi vardır. İki veya üçüncü gün Elçi, sorguya alınmıştır. Kendisine PKK ile olan ilişkileri sorulmuş, bunları reddedince yumruklanmıştır.
90. İki gün sonra tekrar sorgulanmış, Abdülhakim Güven ile yüzleştirilmiştir. Güven, Elçi'nin kendisine Cizre'de PKK'ya yardım için kuryelik yaptığını söylemiştir. Elçi, bu iddiaları reddetmiş ve akabinde dövülmüştür.
91-92. Komisyon temsilcileri, Elçi'ye, Güven'in Berivan adlı PKK bağlantısı ile Elçi'nin evinde buluştuklarını belirttiği ifadesini sormuşlar, Elçi, bu ifadeleri reddetmiş ve kendisinin başarılı bir avukat olması Güven'in ise sıradan bir suçlu ve katil olması sebebi ve kıskançlık saikıyla böyle bir suçlamada bulunmuş olabileceğini ileri sürmüştür. Elçi, kendisiyle yapılan iki mülakat ve Güven ile yapılan yüzleştirme tutanaklarının düzmece olduğunu, kendisinin bunları imzalamamasından da bunun anlaşılabileceğini ileri sürmüştür.
93. Birkaç gün sonra Elçi kırsal bir araziye götürülmüş, arkasından 10 el ateş edilmiş ve konuşması söylenmiştir. Dönüş yolunda tekrar abradan indirilmiş ve arkasında yine ateş edilmiştir. Elçi çok korkmuştur.
94-96. Üç veya dört gün sonra Cumhuriyet Savcısı'nın önüne çıkartılmıştır. Bununla beraber, ifadesinin daha sonra değiştirilmesinin önüne geçmek için ifade tutanağını imzalamamış, akabinde dövülmüş ve hücresine geri götürülmüştür. Birkaç gün sonra mahkemeye çıkartılmadan önce bir odaya alınmış, göz bağları açılmış, imzalaması için önüne bir ifade tutanağı konulmuştur. Görevlilerin tüm hilelerine rağmen imzalamayı reddetmiş, bunun üzerine çırılçıplak soyulmuş ve üzerine basınçlı su tutulmuştur. Testisleri iki veya üç kez sıkılmıştır. Kış aylarında oldukları için donma seviyesine gelmiştir. Kendisi ile birlikte üç kişi daha nezarettedir. Başvuru sahiplerinden Fuat Hayri Demir bir keresinde Elçi'yi ceketi ile sararak kendisini soğuktan korumaya çalışmıştır. Hüsniye Ölmez'in inlediğini ve ağladığını duymuştur. Elçi daha sonra tutulduğu eski hücresine getirmiştir. Burada bulunan şahıslar belgeleri imzaladıklarını söylemişlerdir.
97-100. Elçi, başka bir gün Niyazi Çem ile birlikte aynı şekilde soğuk suya tabi tutulmuştur. Aynı anda yüksek sesli, milliyetçi şarkılar da çalınmaktadır. Belgeleri imzalamaları aksi takdirde öldürülecekleri söylenmiştir. Bununla beraber ikisi de belgeleri imzalamamışlardır. Çem, İstanbul'dan getirilmiştir. Ancak İstanbul'dan getirilen diğer şahıslar, Bay ve Bayan Şahin ile karşılaşmamıştır. Nezarette kaldığı sürece kendisine günde bir parça ekmek verilmiş ve iki kere tuvalete gitmesi sağlanmıştır. Kış olmasına rağmen battaniye verilmemiştir. Bazı tutuklulara ince battaniyeler verilmiştir. Nezarete alındığı ilk gün doktor muayenesinden geçmemiştir. Sadece Cumhuriyet Savcısı'nın karşısına çıkartıldığı 10 Aralık günü doktora götürülmüş fakat doktorda bir şikayeti olup olmadığını sormanın ötesinde kendisini muayene etmemiştir. Elçi, nezaret süresini uzatmamak için kendisine kötü muamele edildiğini söylememiştir. Zaten vücudunda da gözle görülür bir yara yoktur.
101. Elçi, Cumhuriyet Savcısı ve Diyarbakır DGM'ye, maruz kaldığı kötü muameleleri anlatmış fakat ciddiye alınmadığını sezmiştir. 10 Aralık 1993'ten 17 Şubat 1994'e kadar tutuklu kalmış fakat herhangi bir kötü muameleye uğramamıştır. 17 Şubat'ta mahkemede kötü muamele iddialarını tekrarladıktan sonra serbest bırakılmıştır. Hakkındaki kovuşturma hala devam etmesine rağmen o tarihten bugüne kadar herhangi bir şey olmamıştır. İlk olarak yasadışı bir organizasyona üye olmakla suçlanmış daha sonra suçlama bu organizasyonun üyelerine yardım ve yataklık etmeye dönmüştür.
102. 1995 veya 1996'da, Cizre'de maruz kaldığı muameleler ile ilgili ifadesinin alınması için Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü'ne çağrılmıştır. 1998 yılında Cizre İlçe İdare Kurulunun, Cizre'deki görevliler hakkında men-i muhakeme kararından haberdar edilmiştir. Elçi bu karara itiraz etmiştir. Başvurusunun sonucunu bilmemektedir.
2. İmam Şahin
103-106. Şahin, 1958 doğumlu olup olay zamanı İstanbul'da avukatlık yapmaktadır. 7 Aralık 1993 günü, İstanbul DGM'de iken İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü polisleri tarafından yakalanmıştır. Buradan evine gidilmiş ve bir arama yapılmıştır. Eşi ile birlikte Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürülmüştür. Görevliler neden nezarete alındıkları sorusuna cevap verememişler ancak Diyarbakır jandarmasının talimatları uyarınca hareket ettiklerini söylemişlerdir. Diyarbakır'dan iki veya üç kişi gelmiş ve havaalanına gitmişlerdir. Şahin herkesin bilet parasını ödemiştir. Burada İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür.
107-108. Şahin, hakkında yapılan suçlamalardan haberdar edilmemiştir. Sorgulanması esnasında Eskişehir Cezaevinin kapatılmasında rol oynamak, cezaevleri arasında PKK kuryeliği yapmak ve Türkiye'yi küçük düşürülmekle suçlanmıştır. Eskişehir Cezaevi'nin kapanması için düzenlenen kampanyaya katılmıştır. Kendisine hiç görüşmediği ve tanımadığı Abdülhakim Güven hakkında da sorular sorulmuştur. Güven'in kendisini kuryelikle itham ettiği söylenmiştir. Şahin ve eşi sol görüşlü dosyaları ve PKK dosyalarını savunmakla suçlanmıştır.
109. Beş gün sonra Diyarbakır DGM önüne çıkartılmıştır. Burada Güven'in kendisi aleyhinde resmi olarak suçlamalarda bulunduğunu öğrenmiştir. Nezarette kaldığı sürece Güven ile yüzleştirilmemiştir.
110. Şahin, Türkiye'nin dışında müvekkilleri adına herhangi bir başvuruda bulunmamıştır. Eskişehir Cezaevi'ndeki hücre sistemi ile ilgili olarak iddia edilen insanlık dışı şartlar hakkında İnsan Hakları Derneği ve benzer kuruluşlarla irtibata geçmiştir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu nezdinde müvekkilleri adına herhangi bir başvuruda bulunmamıştır.
111-113. İşkence akabinde ve baskı altında iken imzaladığı ve sonra kabul etmediği bir yüzleştirme ve ifade tutanağını imzalamıştır. Bir gün, iki çocuğuna rağmen kendisini ve eşini gözaltına almaktan dolayı özür dileyen fakat "şefi" tarafından emredileni yapmak durumunda olduğunu söyleyen bir DGM Yedek Hakiminin önüne çıkartılmıştır. Şahin, 17 Şubat 1994 tarihinde eşi ile birlikte serbest bırakılmıştır. İstanbul'daki görevine devam edebilmesi ve yaşadığı tecrübenin etkilerinden kurtulabilmesi için iki buçuk yıl geçmiştir. Bu arada askerlik hizmetini de yapmıştır. İşe başladığında hiç müşterisi kalmamıştır.
3. Arzu Şahin
114-115. Bayan Şahin 1961 doğumlu olup olay zamanı İstanbul'da avukatlık yapmaktadır. 7 Aralık 1993 günü sabah saat on sıralarında eşi telefon etmiş, gözaltına alındığını ve evde beklemesini söylemiştir.
116. Dört polis memuru ve eşi saat 11 gibi evlerine gelmiştir. Kendisinin de gözaltına alınacağı söylenmiştir. 40-45 dakika süren bir arama yapılmış ve imzalamadıkları bir tutanak hazırlanmıştır. Hiçbir şeye el konulmamıştır. Bir komşularından, birkaç gün uzakta olacakları için iki çocuğuna bakmalarını istemiştir. Bay ve Bayan Şahin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Birinci Şubesine götürülmüştür. Görevliler neden yakalandıklarını bilmediklerini söylemişlerdir.
117. 11 Aralık günü eşi ile beraber, Diyarbakır'dan gelen iki sivil görevlinin eşliğinde Diyarbakır'a uçmuşlardır.
118. Diyarbakır'da ne ile itham edildikleri kendilerine söylenmemiştir. Kendilerine sorulan soruların muhtemel bir suçla herhangi bir bağlantısı yoktur. Kendisine, ayrılıkçı "Özgür Gündem"in de dahil olduğu gazete sahipleri ile olan işleri hakkında sorular sorulmuştur. Ayrıca neden bir Kürt ile evlendiği ve muhaliflerin davalarını üstlendiği de sorulmuştur. Kendisine hain ve bölücü olduğu söylenmiştir. Avrupa ile ilgili herhangi bir imada bulunulmamıştır.
119. Abdülhakim Güven'in kendisi aleyhine suçlamalarda bulunduğundan, 21 veya 22 Aralık'ta Cumhuriyet Savcısı'nın önüne çıkartıldığında haberdar olmuştur. Güven ile yüzleştirilmemiştir. Cumhuriyet Savcısı, Güven'in kendisini PKK kuryesi olmak, gazete için PKK avukatlığı yapmak ve bunlar tarafından finanse edilmekle suçladığını söylemiştir.
120-122. 22 Aralık 1993 tarihli kendisi ve diğer tutuklular hakkındaki iddianame, yayınlanmasından 20-25 gün sonra, Diyarbakır'da cezaevindeyken avukatları tarafından gösterilmiştir. İddianamede, Bayan Şahin'in, bazı belgeler hazırladığı ve bunları Avrupa ülkelerindeki insan hakları kuruluşlarına gönderdiği yer almaktadır. Şahin, bazı belgeler hazırladığını ve bunların Avrupa'daki meslektaşları tarafından AİHK'na ulaştırıldığını kabul etmektedir. Aynı zamanda Türkiye'deki yasadışı olaylar ile ilgili kampanyalara katılmış ve Türkiye'ye gelen insan hakları temsilcilerine demeç vermiştir. Yakalanmasından önce, "Özgür Gündem" gazetesi için hazırladığı bir araştırma için Diyarbakır'da bir cezaevini ziyaret etmiştir. Bu ziyaret esnasında Abdülhakim Güven odadır. PKK'lı herhangi bir mahkumun savunmasını üstlenmemiştir.
4. Nevzat Kaya
123-125. Nevzat Kaya, 1961 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. 18 Kasım 1993 günü saat 15-16 sıralarında üç sivil polis bürosuna gelerek, Kaya'nın rızası doğrultusunda arama yapmışlar, herhangi bir şeye el koymamışlardır. Kaya tutanağı imzalamıştır. Gözaltına alınarak önce polis karakoluna, JİTEM görevlilerine teslim edilmeden evvel doktor raporunun alınmasından sonra da Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür.
126-127. Sorgulama boyunca kendisine PKK bağlantıları hakkında sorular sorulmuş ve PKK'nın avukatı olduğu söylenmiştir. Abdülhakim Güven olduğu söylenen bir kişi ile yüzleştirilmiştir. Kaya gözleri bağlı olduğu için bu şahsı görmemiştir. Ancak Diyarbakır cezaevindeki müvekkillerini ziyarete gittiğinde mahkum temsilcisi olduğu için Güven ile karşılaşmıştır. Kaya, Mardin ve Gaziantep cezaevleri arasında kuryelik yapmakla suçlanmıştır. Ancak Kaya, Gaziantep'e hiç gitmemiştir ve iddiaları reddetmiştir. Güven, aynı zamanda kendisini PKK için avukat temin etmekle suçlamış, Kaya bunu reddetmiştir.
128-130. Kaya, tekmelemeler ve dayakların akabinde sakat kalma korkusu ile bazı belgeleri imzalamıştır. Beraber gözaltında bulunduğu kişiler arasında Tahir Elçi ve Meral Danış Beştaş da vardır. Elçi, dövülmüş ve acılar içindedir. Danış'ın ise inlemelerini duymuştur ve tahminen üzerine soğuk su döküldüğü için de donmak üzeredir. Bu muamele Elçi ve Niyazi Çem'e de koridorun sonundaki tuvalette yapılmıştır. Hep beraber bir koridorda tutulmuşlar ve yerde uyumak zorunda kalmışlardır. Her gün kendilerine bir parça ekmek verilmiştir. İki kere tuvalete gitmelerine izin verilmiştir. Sağır edici milliyetçi müzik her zaman çalmaktadır ve hepsinin de nezarette kaldıkları sürece gözleri bağlıdır.
131-132. Cumhuriyet Savcısı'nın önünde iken işkence altında imzaladığı ifadeleri yalanlamıştır. Mahkemece serbest bırakılmalarının akabinde, Jandarma Alay Komutanı, Eşref Hatipoğlu, kendileri ile konuşmuş ve serbest bırakılmalarının güvenlik güçlerinin ilgilendiği şüphelerden kendilerini temizlemek anlamına gelmediğini söylemiştir.
5. Şinasi Tur
133-134. Tur, 1971 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. 15 Kasım 1993 günü saat 20:30 sıralarında polis, evine gelmiş ve bir arama yapmıştır. Herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığını ve hiçbir şeye el konulmadığını belirten bir tutanak hazırlanmıştır. Tur, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda gözaltına alınmıştır.
135. Tur, jandarma tarafından gözaltında tutulmasına, böyle bir yetkilerinin olmaması sebebiyle itiraz etmiş, kendisine jandarma istihbarat servisi olan JİTEM'in elinde olduğu söylenmiştir.
136-138. 26 gün gözaltında kalmış, mesleki faaliyetleri ve PKK'ya mensubiyeti hakkında sorgulanmıştır. Diyarbakır Cezaevi'nde mahkum temsilcisi olarak tanığı Abdülhakim Güven ile yüzleştirilmiştir. Tur, Güven'in iddialarını şiddetle reddetmiştir. Resmi iddiaların aksine, teyzesinin kocası, Seyfettin Aslan ile yüzleştirilmemiştir. Bu kişi ile birlikte yaralı bir PKK mensubuna yardım ve yataklık etmek gibi PKK'nın bazı görevlerini yaptığını yalanlamıştır.
139-141. Tur, 2_1 metrelik bir hücrede kalmıştır. Hücrede olduğu zaman göz bağını açabilmektedir. Her gün çeyrek ekmek alabilmiş ve hatırladığı kadarı ile de günde bir kez tuvalete gidebilmiştir. İçme suyu sıkıntısı çekmiş ve diğer şahıslarla konuşması yasaklanmıştır. Ciddi şekilde dövüldüğünü, hakarete uğradığını ve infaz edilmekle tehdit edildiğini iddia etmiştir. Her zaman çalan yüksek sesli müzik sebebiyle uykusuzluk çekmiştir. 25 günlük baskının sonucu olarak ifade tutanaklarını imzalamıştır. Bunların içeriklerini ise kabul etmemektedir. Tahir Elçi, Hüsniye Ölmez, Meral Beştaş ve ihtimal Niyazi Çem de işkenceye maruz kalmışlardır. Kendilerini iyi tanıdığı için seslerini çıkartmıştır. Kilo vermişler ve sonuç olarak genel davranışları bozulmuştur.
143-144. Tur, gözaltı süresinin bitiminde doktor muayenesine götürülmüştür. Görünen herhangi bir iz de gösteremediğinden doktor herhangi bir aksaklık kaydetmemiştir. Bununla birlikte, doktora, Cumhuriyet Savcısına ve DGM Yedek Hakimine işkence iddialarını anlatmıştır. Mahkemece serbest bırakıldıktan sonra bir jandarma komutanı kendilerine davanın kapanmadığını, kendilerini izlemeye devam edeceklerini söylemiştir.
145. Tur, daha önce, kardeşi Cesur Tur'un PKK ile ilişkili yasa dışı faaliyetleri ile ilgili olarak üç kere gözaltına alınmıştır. Kardeşi 1992'de bir çatışmada öldürülmüştür. Tur, PKK'ya yardım ve yataklık yapmak suçundan iki kere suçlu bulunmuş ve hapis cezasına çarptırılmıştır. Temsilcilerin karşısına çıktığında PKK ile bağlantılı suçlardan dolayı aldığı altı yıllık cezasını çekmektedir.
6. Sabahattin Acar
146-147. Acar, 1964 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. Hem özel davalarla hem de ceza davalarıyla ilgilenmektedir. İşi gereği bazı cezaevlerinde müvekkillerini ziyaret etmiştir. 15 Kasım 1993 günü yaklaşık 15 polis, jandarma ve özel tim mensubu başvuru sahibinin evine gelmişler kendisinin rızasını almaksızın ve açıklama yapmaksızın burada üç saatlik bir arama yapmışlardır. Tüm kişisel belgelerine, makalelerine, raporlarına ve illegal olarak görülen kitaplarına el konulmuştur. El konulan eşyaları gösteren bir tutanak hazırlanmıştır. Bunlar başvuru sahibine geri verilmemiştir. Bazıları ise kovuşturma dosyasına eklenmiştir.
148-149. Hastaneye Başkomiser Numan'ın refakatinde gitmiştir ve burada doktor raporu alınmıştır. Daha sonra gözleri bağlanarak Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür. Bu esnada dövülmüş ve hakarete uğramıştır. İki veya üç gün sonra sorguya alınmıştır. Neden siyasi mahkumlarla görüşmek için cezaevlerine gittiği, savunmalarını neden üstlendiği, İnsan Hakları Derneğine neden üye olduğu, neden insan hakları ihlalleri ile ilgili olarak delil topladığı ve raporlar hazırladığı ve PKK ile ilişkilerinin ne olduğu sorulmuştur. Sorgu esnasında hakarete uğramış, tokatlanmış, dövülmüş ve ölümle tehdit edilmiştir.
150-151. Abdülhakim Güven kendisi aleyhinde suçlamalarda bulunmuştur. Acar, Güven'i mahkum temsilcisi olarak tanımaktadır. Gözleri bağlı olmasına rağmen Güven ile yüzleştirildiğini kabul etmiştir. Ancak Güven'in tüm suçlamalarını reddetmiştir. Kendi suçlarının cezalarından kurtulmak için bunları uydurmaktadır. İşkence baskısı altındayken ve daha önceki böbrek rahatsızlığının tekrar etmemesi için içeriğinden haberdar olmadığı bazı tutanakları imzalamıştır.
152-154. 26 gün gözaltında kalmıştır. Meral Danış Beştaş, Mesut Beştaş, Arif Altınkalem, Tahir Elçi, Vedat Erten, Fuat Hayri Demir, Nevzat Kaya ve Hüsniye Ölmez de gözaltındadır. Bunlardan bazılarına değişik işkenceler yapılmıştır. Çığlık ve inlemelerini duymuştur. Kaldığı hücre küçük, karanlık, nemli ve çok soğuktur. Herhangi bir ısıtma ve aydınlatma yoktur. Kendisine yırtık bir battaniye, günde bir parça bayat ekmek ve iki kere su verilmiştir. İki kere de tuvalete gitmesine izin verilmiştir.
155-156. 10 Aralık günü doktora götürülmüştür. Görünen herhangi bir iz olmaması sebebiyle başvuru sahibinin işkence iddialarını doktor raporuna yazmamıştır. Cumhuriyet Savcısına da işkence iddialarını tekrarlamış fakat bu da kayıtlara geçmemiştir. DGM Yedek Hakimi, iddialarının bir kısmını not almışsa da hepsini değerlendirmemiştir.
157-158. İnsan hakları ihlalleri üzerine yazmış olduğu makaleler ve raporlar da Cumhuriyet Savcısı'nın iddianamesinde yer almıştır. İddianamede aynı zamanda Avrupa'daki bazı insan hakları kurumlarına çektiği fakslara da atıf yapılmıştır.
7. Niyazi Çem
159-160. Çem, 1965 doğumlu olup olay zamanı İstanbul'da avukatlık yapmaktadır. 23 Kasım 1993 günü İstanbul İnsan Hakları Derneği'nin, bazı avukatların JİTEM tarafından gözaltına alınmaları ve sorgulanmalarını protesto ettiği bir basın konferansına katılmıştır. Aynı gün saat 12-13 gibi gözaltına alınmıştır.
161-163. İki gün İstanbul Gayrettepe'teki Emniyet Müdürlüğü'nde tutulmuş buradan Bursa Orhangazi Jandarma Karakolu'na götürülmüştür. 25 veya 26 Kasım tarihinde Diyarbakır'a gönderilmiştir. Evi ve bürosu aranmış fakat hiçbir şeye el konulmamıştır. Diyarbakır'da üç sivil polis kendisini bilmediği bir yere götürmüştür. İlk gün sorgulanmamıştır.
164. 27 veya 28 Kasım günü, sorgulanmış ve Rıza Altun'a, daha sonra üyesi olacağı PKK ile irtibat kurması için yardım etmekle suçlanmıştır. Başvuru sahibi bu iddiayı reddetmiştir. Bu suçlamanın Abdülhakim Güven tarafından yapıldığı söylenmiştir. Güven'i cezaevinde mahkum temsilcisi olarak tanımıştır. Güven ile yüzleştirildiği söylenmiş ancak gözleri kapalı olduğu için yüzleştirildiği kişinin o olup olmadığından emin olmadığını beyan etmiştir. İçeriklerini bilmediği için herhangi bir yüzleştirme veya ifade tutanağını imzalamamıştır.
165-166. İlk günler ciddi şekilde dövülmüş, saçlarından çekilmiş ve çeşitli işkence metotları ile tehdit edilmiştir. Çırılçıplak soyulmuş ve basınçlı soğuk suya maruz bırakılmıştır. Sağır edici Arap ve askeri müzikle uykusuz bırakılmıştır. Tahir Elçi de basınçlı soğuk su uygulamasına tabi tutulmuştur. Meral Beştaş ve Hüsniye Ölmez'in çığlıklarını duymuştur. Gözaltına alınmadan önce bu kişileri tanımamaktadır. Elçi ile birbirlerine isimlerini fısıldamışlardır.
167-168. Serbest bırakıldığı gün doktor kontrolüne götürülmüş. Burada doktor, kendilerine görünen herhangi bir yaraları olup olmadığını sormuştur. Herhalde bir tek Arif Altınkalem'in bir yarasını raporuna yazmıştır. Başvuru sahibi, Cumhuriyet Savcısı'na ve DGM Yedek akimine maruz kaldığı işkenceleri anlatmış ancak her ikisi de bu iddiaları değerlendirmemiştir. Daha önce imzaladığı ifadeleri yalanlamıştır.
169. DGM önünde PKK için eroin taşımacılığı yapmak, Güven'den aldığı paraları İstanbul'daki "Özgür Halk" gazetesine vermekle suçlanmıştır. Güven daha sonra son suçlamayı geri almıştır.
170-172. Başvuru sahibi, 10-15 kişi ile birlikte tutulmuştur. 3-4 kişi bir battaniyeyi paylaşmak zorunda kalmıştır. Günde kendisine çeyrek ekmek verilmiştir. Herhangi bir yıkanma imkanı sağlanmamıştır. Çem, basınçlı soğuk suya tabi tutulurken göz bağının kayması ile iki sorgucuyu görmüştür. Daha sonra Cumhuriyet Savcısı'nın bürosuna götürülürken de bu kişileri görmüştür. Cumhuriyet Savcısı'na işkencecilerden en az ikisini tanıyabileceğini söylemiştir ancak dikkate alınmamıştır. Mahkemece serbest bırakılmasının akabinde bir alay komutanı olan Eşref Hatipoğlu, diğer avukatlarla beraber kendisini tehdit etmiş ve takip edileceklerini söylemiştir.
8. Mehmet Selim Kurbanoğlu
173-174. Kurbanoğlu, 1970 doğumlu olu olay zamanında Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. 20 kasım 1993 günü saat 07:20'de silahlı adamlar kapısını çalmışlar ve kendilerini tanıtmaksızın evini aramışlardır. Kuzeni, Sadık Ateş'i aramasına izin vermişlerdir. Hiçbir şeye el konulmamıştır.
175. Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda gözaltına alınmış, gözleri bağlanmış ve 21 gün süreyle bir koridorda tutulmuştur. 2 veya 3 gün sonra gece yarısı sorguya alınmıştır. PKK'lılara hukuki temsil sağlamanın ötesinde bazı faaliyetlerle suçlanmıştır. Sorgucular, kendisine Diyarbakır'da değil de "kaybolan" kişilerin bulunduğu yer olarak bilinen Elazığ'da olduğunu söyleyerek yanıltamaya çalışmışlardır.
176. Sürekli dövülmüş ve gece yarıları sorguya alınmıştır. 21 gün boyunca gözleri bağlı kalmış ve yıkanma imkanı bulamamıştır. Koridor çok kalabalıktır ve ayaklarını uzatacak imkanı dâhi bulamamıştır. Her akşam kendisine yarım ekmek verilmiştir. Günde bir kere içecek su verilmiş ve iki kere tuvalete gitmeleri sağlanmıştır. Acil durumlarda tuvalete gitmelerine izin verilmiştir. Kış aylarında olduklarında hava soğuktur ve bir fan da havayı daha soğuk yapmıştır. Gece 2 veya 3 saatlik bir ara ile sürekli yüksek sesli müzik çalınmıştır.
177-178. Tahir Elçi ve Niyazi Çem de onunla beraber tutulmuştur. Bir ara tuvalete götürülmüşlerdir ve kendisi de onların bağırmalarını duymuştur. Çem ıslak bir halde geri dönmüştür ve başvuru sahibi de saçlarını kurutmaya çalışmıştır. Gazanfer Abbasioğlu ve Fuat Hayri Demir kendisinden sonra getirilmişlerdir ve hücrede tutulmaktadırlar. Şinasi Tur, Arif Altınkalem ile Bay ve Bayan Beştaş da gözaltında bulunanlar arasındadır.
179-180. Başvuru sahibi, mahkum temsilcisi olan Güven ile Diyarbakır E-Tipi Cezaevinde tanışmıştır. Bir sorgu esnasında Güven olduğu iddia edilen bir kişi ile yüzleştirilmiştir ancak gözleri bağlı olduğu için bu kişinin Güven olup olmadığını tam olarak bilmemektedir. Bu kişi, başvuru sahibinin yardımcısı Şinasi Tur aleyhine bazı iddialarda bulunmuştur. Kurbanoğlu, Tur'un daha sonra suçlandığı ve mahkum edildiği iddia edilen PKK faaliyetlerinden haberdar değildir. Bu kişi ile sadece okul arkadaşıdır ve hukuk işlerinde beraberdirler. Daha sonra bir sorgucu, Güven'in kendisi aleyhinde PKK kuryeliği iddiasında bulunduğunu söylemiştir.
181-187. Dövüldükten ve ölümle tehdit edildikten sonra bazı tutanakları imzalamıştır. Yumruklanmış, tokatlanmış ve tekmelenmiş olmakla beraber diğer avukatlar gibi hiçbir zaman çırılçıplak soyulmamış ve soğuk su uygulamasına tabi tutulmamıştır. Cumhuriyet Savcısı'nın önüne çıkartılmadan önce doktor raporu alınmış ancak vücudunda herhangi bir iz tespit edilmemiştir. Cumhuriyet Savcısı'nın önünde iken Güven'in iddialarını ve aramada el konulan her türlü suç unsurunu yalanlamıştır. Sorgu esnasında kendisine hiçbir zaman açıkça bir belge gösterilmemiştir. Ne Cumhuriyet Savcısı ne de sonradan karşısına çıkartıldığı DGM Yedek Hakimi başvuru sahibinin işkence iddialarını dikkate almamışlardır. 10 Aralık günü serbest bırakılmadan önce, sivil kıyafetli bir kişi, diğer avukatlarla birlikte kendisini uyarmış ve hala gözaltında olduklarını söylemiştir. Nihayet saat 13 gibi serbest bırakılmıştır. Dört gün sonra Cumhuriyet Savcısı'nın karara itirazı sebebi ile tekrar yakalanmış ve Diyarbakır E-Tipi Cezaevine götürülmüştür. 9-10 gün sonra diğer avukatlarla birlikte Mardin Cezaevi'ne sevk edilmişlerdir. Hakkındaki adli işlemler hala devam etmektedir.
9. Meral Danış Beştaş
188-189. Bayan Beştaş 1967 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. 16 Kasım 1993 günü saat 17-18 sıralarında, kendisi ve eşi DGM'den çıkarken dört sivil kıyafetli polis tarafından durdurulmuştur. Her ikisi de gözaltına alınmıştır. Baki Demirhan ve Arif Altınkalem de aynı zaman da göz altına alınmışlardır. Gözleri bağlanmıştır ve kaybolan kişilerin bulunduğu Elazığ veya Silvan'a götürüldükleri söylenmiştir.
190-191. Bayan Beştaş küçük bir odaya götürülmüş ve tüm kişisel eşyalarını teslim etmesi istenmiştir. Daha sonra gözlerindeki bağların çözüldüğü hücresine götürülmüştür. Bir buçuk saat sonra gözleri bağlanmış ve sorguya götürülmüştür. Bir tabureye oturtturulmuş ve itilmiştir. Birisi "Kurye olduğunu -örgüt için bir kurye- itiraf et" demiştir. Bunu inkâr etmiş ve sert bir tokat yemiştir. Elektrik verilmekle tehdit edilmiştir. Daha sonra hücresine götürülmüştür.
192. Ertesi gün gece yarısı tekrar sorguya alınmış, İnsan Hakları Derneği'nin bir kolunun başkanı olduğunu reddetmiş sadece sekreteri olduğunu söylemiştir. Kendisine PKK ile bağlantıları olduğu söylenmiştir. Dernek için yaptığı işler, Derneğin PKK ile ilişkileri, Türkiye hakkında Avrupa'ya yapılan başvurular hakkında sorular sorulmuştur. Beştaş, insan hakları ihlalleri ile ilgili olarak Türkiye'ye gelen yabancı ziyaretçilere demeçlerde bulunduğunu ve bu ihlallerin önüne geçebilmek bazı önlemler alınması için çalıştığını itiraf etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na sunulmak üzere başvurular da hazırlamıştır. Ancak herhangi yasadışı bir örgütle bağlantısı olduğunu inkâr etmiştir.
193-194. Bu sorgular bir hafta boyunca devam etmiş ancak başvuru sahibi sorulan sorulara cevap verdiği için daha nazik bir hal almıştır. Mahkemeye çıkartılmadan iki gün önce, içeriğini bilmediği bazı belgeleri imzalamaya zorlanmış, reddettiğinde ise başka bir yere götürülerek soyulmuş ve üzerine bir saat süreyle basınçlı soğuk su tutulmuştur. Ancak hiçbir şey imzalamamıştır.
195. Başvuru sahibi, Abdülhakim Güven'i, müvekkillerinden birisinin kardeşi ve mahkum temsilcisi olarak tanımaktadır. Bu kişi ile yüzleştirilmiştir. Kendisi aleyhine Güven'in bazı iddialarda bulunduğu söylenmiştir. Güven'in de bulunduğu bir ortamda insan hakları ihlalleri konusunda demeçler verdiğini ve DGM önünde bazı dosyaları savunduğunu itiraf etmiştir.
196-198. Hücresindeki bir delikten Tahir Elçi ve Niyazi Çem'i çıplak bir halde üzerlerine basınçlı su tutulurken görmüştür. Sabahattin Acar ve Arif Altınkalem solundaki, Şinasi Tur da sağındaki hücrede kalmaktadır. Hüsniye Ölmez'in ağlayarak "Bunu yapmayın" diye bağırdığını duymuştur. Kaldığı hücre ise geniş, nemli bir yerdir. Yerde iki parça tahta vardır ve kendisine iğrenç bir battaniye verilmiştir. Hava çok soğuk olup herhangi bir ısıtma veya aydınlatma yoktur. Sadece sorgu için dışarı çıkarılmasına ve bir akşam bir de sabah olmak üzere iki kere tuvalete gitmesine izin verilmiştir. Akşam kendisine bir parça ekmek verilmiştir. Herhangi bir bayan görevli yoktur.
199-204. 10 Aralık 1993 günü doktor muayenesine götürülmüş, hasta olduğunu söylemesine rağmen doktor kendisini muayene etmeyi reddetmiş ve sadece görünen yaraları raporuna yazmıştır. Aynı gün Cumhuriyet Savcısı, Ünal Haney'in ve DGM Yedek Hakimi, Cafer Sadık Ünal'ın karşısına çıkartılmış ve gözaltında iken uğradığı muameleleri anlatmıştır. Ancak her iki yetkili de bunlarla ilgilenmemiştir. Serbest bırakılmadan önce, Jandarma Alay Komutanı, Eşref Hatipoğlu, kendileriyle konuşmuş ve uyarmıştır. Serbest bırakıldıktan sonra bir doktora gitmiş ve 15 günlük rapor verilmiştir. Doktora gözaltında neler yaşadığını anlatmamıştır. 1996 yılında genel seçimlerden önceki akşam, Abdülhakim Güven ve birisi JİTEM'de görevli olan iki jandarma tarafından takip edilmiştir. Eşi ve kendisi daha sonra bazı kişilerce takip edilmiştir. Avukat arkadaşları, baro yöneticileri ve kendisine tek başına dolaşmamasını tavsiye eden Cumhuriyet Başsavcısı, Bekir Selçuk ile konu hakkında konuşmuştur.
10. Mesut Beştaş
205-206. Başvuru sahibi, 1966 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. Gözaltına alınması ve jandarma komutanlığına götürülüşü ile ilgili olarak eşi ile aynı ifadeyi vermiştir (yukarıdaki par. 189-190). Buraya geldiklerinde eşinden ayırılmış ve üst kattaki bir hücreye götürülmüştür. Kırk beş dakika sonra gözleri bağlanmış, aşağı kata indirilmiş ve sorguya alınmıştır. İnsan Hakları Derneği ilgili sorular sorulmuştur. Oysa başvuru sahibi bu derneğe üye olmayıp sadece aynı binada aynı katta çalışmaktadır.
207. Ertesi gün ikinci sorguda hiç ayak basmadığı cezaevleri arasından kuryelik yapmak suretiyle PKK'ya yardım etmekle suçlanmıştır. Bu suçları reddetmiştir.
208-210. Üçüncü veya dördüncü sorgularda, karısının önünde, her ikisi de çıplak iken işkence yapılmakla tehdit edilmiştir. Sorguya götürülürken tokatlanmış, tekmelenmiştir. Sorguda ise birkaç kez yumruklanmıştır. 24 veya 25. gün içeriğini bilmediği bazı belgeleri imzalaması istenmiş, karısına bir kötülük gelmesin diye bunları imzalamıştır. Hücresinde tahta bir zemin vardır ancak karanlık ve soğuktur. Kendisine günde bir parça ekmek ve iki kere tuvalete gitme izini verilmiştir. Çok küçük bir battaniyesi de vardır. Son günlerde yüksek sesli müzik çalınmış, bu arada korkunç çığlıklar duymuştur.
211. Eşini, binada olduğundan haberdar etmek için yüksek sesle öksürmüş, eşi de aynı şekilde cevap vermiştir.
212. Abdülhakim Güven ile yüzleştirilmiş ancak gözleri bağlı olduğu için bu şahsı görmemiştir. Eşi ile beraber Güven'in kardeşinin bir davasına bakmışlardır. Aynı zamanda kendisini mahkum temsilcisi olarak tanımaktadır. Yüzleştirme esnasında Güven herhangi bir suçlamada bulunmamıştır.
213-219. Cumhuriyet Savcısı'nın karşısına çıkartılmadan önce doktor muayenesine götürülmüştür. Doktor, başvuru sahibinin akciğer şikayetlerini incelemek istememiş sadece görünen izleri kaydetmeye meyilli görünmüştür. Başvuru sahibinin vücudunda görünen herhangi bir iz yoktur. Cumhuriyet Savcısı'na götürülürken görüntüleri çekilmiş ve daha sonra televizyonda yayınlanmıştır. Cumhuriyet Savcısı ve DGM Yedek Hakimine kötü muamele gördüğünü söylemiştir. Serbest bırakılmadan önce Jandarma Alay Komutanı, Eşref Hatipoğlu, kendilerini uyarmış ve onları unutmayacağını söylemiştir. Serbest bırakıldıktan sonra Mardin Devlet Hastanesi Acil Bölümü'nde bir doktora muayene olmuş ve zatürre teşhisi konulmuştur. Kendisine verilen raporun kaç günlük olduğunu hatırlamamaktadır. Ertesi gün, 15 Aralık 1993, Cumhuriyet Savcısı'nın karara itiraz etmesi sebebiyle tekrar yakalanmış ve Diyarbakır E-Tipi Cezaevine gönderilmiş daha sonra Mardin'e sevk edilmiştir. Diyarbakır'daki cezaevi doktoruna gitmiş, kendisine ilaç verilmiş ancak rapor istememiştir.17 Şubat 1994 günü serbest bırakılmıştır. Diyarbakır DGM'deki işlemler devam etmektedir.
11. Vedat Erten
220-222. Erten, 1965 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. 23 Kasım 1993 günü Diyarbakır DGM'den ayrılırken kendisi ve stajyer bir avukat iki sivil polis tarafından durdurulmuş ve kimlikleri sorulmuştur. Daha sonra Erten'i gözaltına almışlardır. Bir arabaya bindirilerek 18 gün kalacağı Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüştür. O günlerde meslektaşlarının gözaltına alındığını bilmektedir. Kovuşturma makamlarına göre gözaltına alınma sebebi, PKK itirafçısı Abdülhakim Güven'in, başvuru sahibi aleyhine yapmış olduğu suçlamalardır.
223. Binaya girerken, Vedat Erten olup olmadığı sorulmuş, onayladığında düşmesine yol açacak şiddette iki kere tokatlanmıştır. 15 dakika boyunca çömelmek zorunda kalmış ve elbiselerini çıkartması istenmiştir. 1987'de JİTEM'de gözaltına alındığında öğrendiği "Filistin askısı" olarak bilinen bir işkence şekli olan helikoptere alınma atfı yapılmıştır. Nihayet birkaç metre uzunluğundaki bir koğuşa götürülmüş ve elbiseleri arkasından atılmıştır. Tuvalet kokan hücrenin ıslak beton zemininde oturmak zorunda kalmıştır. Gözbağlarını açmaması söylenmiştir. Bazı meslektaşların seslerini duymuştur.
224-225. Kendisine günde bir parça ekmek verilmiş, fazla istediğinde bu isteği geri çevrilmemiştir. Su ihtiyacını ise günde iki kez gitmesine izin verilen tuvalette gidermektedir. Ekmek dağıtılmayan bir gün arkadaşlarının protestolarını duymuştur. Yüksek sesle müzik çalınmıştır. Gözaltındaki şahıslara yapılan muameleyi eleştirdiğinde yüzü ve göğsü tekmelenmiştir. Bu olaydan sonra hangi görevliyle karşılaşsa tekmelenmiştir.
226-227. 10-12 gün sonra sorguya alınmıştır. Bir tabureye oturtturulmuş, gözlerindeki bağları çıkartmasına izin verilmiş ancak tepesindeki güçlü ışık sebebiyle yine bir şey görememiştir. "Anlatması" söylenmiş, anlatacak bir şeyi olmadığını söyleyince dövülmüştür. PKK'nın cezaevi kuryesi olmakla suçlanmıştır. Bunu reddettiğinde tekrar dövülmüştür. Cezaevleri arasında günlükler, sigara ve kalem taşıdığını itiraf etmesi söylenmiştir.
228. Tutulduğu dar yerde, Tahir Elçi'nin dehşet verici çığlıklarını, Elçi ve Çem'in birbirlerine vuran dişlerinin seslerini duymuştur. Meral Danış Beştaş'ın hıçkırarak ağladığını, birisinin Hüsniye Ölmez'i konuşmazsa öldürülmekle tehdit ettiğini, Ölmez'in "Beni öldürecekler, burada ölmezsem dışarıda beni öldürecekler" diyerek ağladığını duymuştur. Erten, Elçi ile dertleşmeyi denediğinde tokatlanmıştır.
229. Cumhuriyet Savcısı'nın önüne çıkartılmadan iki gün önce, içeriklerini bilmediği bazı belgeleri imzalamaya zorlanmış, dayak yemekten korktuğu için de bunları imzalamıştır. Bu arada diğer meslektaşlarının "yeter, beni öldürmeyin" çığlıklarını duymuştur.
230-231. Kendisini tam olarak muayene etmek istemeyen bir doktora götürülmüştür. Sadece başvuru sahibinin yüzünde herhangi bir ize rastlanılmadığını kaydetmiştir. İki gün sonra gece yarısı, Cumhuriyet Savcısı'nın önüne çıkartılmış, PKK için kuryelik yapmakla suçlandığı söylenmiştir. İlk defa bölgedeki bir PKK koordinatörünün görevleri ile ilgili bir belge taşımakla suçlanmıştır.
232. Erten, haksız şekilde suçlandığını ve üzerinde bulunduğu iddia edilen belgelerin düzmece olduğunu ileri sürmüştür. Abdülhakim Güven ile yüzleştirme tutanağı kendisine okunmuş ancak yüzleştirildiği kişinin Güven olup olmadığını bilmemektedir. Güven, başvuru sahibinin müvekkilleri ile görüşürken mahkum temsilcisidir.
233-234. Başvuru sahibi, Cumhuriyet Savcısı'na ve daha sonra DGM Yedek Hakimi'ne, işkence gördüğünü ve ifadelerini baskı altında verdiğini söylemiştir. Hakim kendisini serbest bırakmıştır. Bununla beraber gözleri bağlanmış ve diğer meslektaşlarının yanına götürülmüştür. Öldürülmeye götürüldüğünü zannetmiştir. Ancak bir görevli kendileriyle konuşmuş ve uyarılarda bulunmuştur. 10 Aralık 1993 günü salıverilmiştir. Cumhuriyet Savcısı, başvuru sahibinin serbest bırakılmasına itiraz etmiş ve sonuç olarak Ertesi birkaç gün sonra tekrar mahkemeye çıkartılmış ve Diyarbakır E-Tipi Cezaevi'ne gönderilmiştir. 17 Şubat 1994 günü tekrar mahkemeye çıkartılmış ve serbest bırakılmıştır. Mahkemede, kendisine karşı yöneltilen suçlamaları reddetmiş, işkence gördüğünü ve ifadelerini baskı altında verdiğini söylemiştir.
12. Baki Demirhan
235-236. Demirhan, 1966 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. 16 Kasım 1993 günü Diyarbakır DGM çıkışında Arif Altınkalem ile birlikteyken, JİTEM'den olduklarını düşündüğü güvenlik güçleri tarafından durdurulmuşlar, kimlikleri tespit edildikten sonra bir arabaya bindirilmişler, Bay ve Bayan Beştaş'ın getirilmelerini beklemişler, daha sonra Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'na götürülmüşlerdir. Başvuru sahibi ve Mesut Beştaş, 26 gün kaldığı üst kattaki bir hücreye götürülmüşlerdir.
237-238. İlk gece sorguya alınmış ve genel olarak Abdülhakim Güven'in yaptığı suçlamalardan haberdar edilmiştir. Demirhan, bu iddiaları reddetmiştir. Başvuru sahibinin kardeşi de Güven ile aynı hapishanededir ve Güven, müvekkilleri ile yapmış olduğu tüm görüşmelere katılmıştır. Başvuru sahibinin kardeşi PKK'ya katılması için baskı altında olduğunu, Güven ise kardeşinin verdiği sözleri tutmadığını söylemiştir.
239. Başvuru sahibi, gözleri bağlı bir halde Güven ile yüzleştirilmiş, içeriklerini bilmediği bazı belgeleri imzalamıştır.Sorgular esnasında Avrupa'daki insan hakları kuruluşları ile ilgili olarak herhangi bir atıfta bulunulmamıştır. Zaten kendisi de herhangi bir müvekkili için Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na herhangi bir başvuruda bulunmamıştır.
13. Arif Altınkalem
240-242. Altınkalem, 1965 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. Gözaltına alınması ile ilgili olarak Demirhan ile benzer bir ifade vermiştir (bak. par. 236). Jandarma Komutanlığı'nda bir koridorda çökmek ve duvara bakmak zorunda bırakılmıştır. Neden gözaltına alındığı ve kimler tarafından tutulduğu konularında bilgi sahibi değildir.
243-244. Bir iki gün sorguya alınmamıştır. Sorguya alındığında DGM'leri önünde savunduğu davalar ile ilgili olarak sorulara muhatap olmuştur. Davalarıyla PKK arasında bağlantı olduğu çıkarımları yapılmıştır. PKK'lı mahkumlar için kuryelik yapmak ve hukuki çalışmaları için para almamakla suçlanmıştır. Abdülhakim Güven'in kendisi aleyhine bazı suçlamalarda bulunduğu söylenmiştir. Güven'i Diyarbakır Cezaevine yaptığı ziyaretlerde mahkum temsilcisi olarak tanımıştır. Güven, olduğu iddia edilen bir kişi ile yüzleştirilmiş, gözleri bağlı olduğu için bu şahsı tanıyamamıştır. Güven, başvuru sahibinin, yapmış olduğu hukuki işler sebebiyle muhtemel bir PKK'lı olduğunu ima etmiş ancak özel bir suçlamada bulunmamıştır. Güven, başvuru sahibine kurye aracılığı ile taşınabilecek bir belge vermediğini itiraf etmiştir.
245. Fiziksel ve psikolojik baskı altında olduğundan, hiçbir zaman sahip olmadığı, "ERNK Makbuzu" başlıklı, PKK'ya mali yardım ettiği anlamına gelen bir tutanak haricinde içeriklerinden haberdar olmadığı çeşitli belgeleri imzalamıştır.
246-248. 10 Aralık 1993 tarihli doktor raporunda, vücudunda şiddet izleri taşıdığını belirtilmiştir. Aynı gün mahkemeye çıkartılmış ve serbest bırakılmıştır. Daha sonra meslektaşlarıyla beraber bir jandarmanın uyarı konuşmasını dinlemiştir. Başvuru sahibi, daha sonra Güven'in polise vermiş olduğu ifadelerde adının geçmediğini öğrenmiştir. Bu yüzden de İnsan Hakları Derneğine üye olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvuruların hazırlanmasına yardımcı olması sebebiyle gözaltına alındığını düşünmektedir. Serbest bırakılmasından sonraki birkaç ay, hakkında gıyabi tutuklama kararı olması sebebiyle Diyarbakır dışında kalmıştır.
14. Gazanfer Abbasioğlu
249-251. Abbasioğlu, 1967 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. 15 Kasım 2003 günü DGM çıkışında bazı meslektaşları ile birlikte durdurulmuş ve kimlik tespiti yapılmıştır. Bazı avukatlar gözaltına alınırken kendisi serbest bırakılmıştır. 30 Kasım günü, bir meslektaşının bürosunda iken sivil kıyafetli polis ve jandarmalar içeri girmişler ve kimliğini kontrol etmişlerdir. Gözaltına alındığı söylenmiş ve jandarmalar tarafından doktor raporu alınmıştır. Gözleri bağlı bir halde iken meslektaşlarının da bulunduğunu düşündüğü bir yere götürülmüştür. PKK mensubu olmak ve bu örgüte yardım etmekle suçlanana kadar neden gözaltına alındığı kendisine söylenmemiştir. Başvuru sahibi, bu iddiaları reddetmiştir.
252-253. Daha önceden Abdülhakim Güven'in itirafçı olduğunu ve göz altıların bundan sonra başladığını bilmektedir. Güven'i cezaevine yapmış olduğu bir ziyarette mahkum temsilcisi olarak tanımıştır. İlk sorgusunda gözleri bağlı iken Güven'le yüzleştirilmiş, sesini tanımıştır. PKK mensubu olmak ve daha ziyade PKK davalarını savunmakla itham edilmiştir. Serbest bırakılmasının akabinde, dava dosyasını incelemesi ile, hakkında, PKK kuryeliği gibi asılsız başka ithamlarda da bulunulduğunu fark etmiştir.
254-255. Tahir Elçi, Meral Danış Beştaş, Niyazi Çem ve Hüsniye Ölmez gibi işkenceye maruz kalmamak için içeriklerini bilmediği bazı belgeleri imzalamıştır. Hakim tarafından serbest bırakılmasının akabinde, Jandarma Alay Komutanı, Eşref Hatipoğlu, kendileriyle konuşmuş ve uyarılarda bulunmuştur. Başvuru sahibi konuşmayı tehdit olarak algılamıştır. Bu konuşmadan sonra salıverilmiştir.
15. Fuat Hayri Demir
256-259. Başvuru sahibi, 1967 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. Öğle yemeği sırasında DGM'yi terk ederken iki sivil tarafından durdurulmuş ve kimliği kontrol edilmiştir. Şahıslar, jandarma istihbaratından olduklarını söylemişlerdir. Kimliği kontrol edildikten sonra gözaltına alınmıştır. Bir araca bindirilmiş ve atkısı ile gözleri bağlanmıştır. Beş dakika sonra arabadan indirilmiş ve bir duvarın dibinde beklemesi söylenmiştir. Daha sonra bir binaya sokulmuş ve Gazanfer Abbasioğlu ve Tahir Elçi gibi bazı meslektaşlarının fısıldaştıklarını duyduğu bir koridorda çöktürülmüştür. Sekiz gün boyunca beton bir zemin üzerinde oturmuşlardır. Neden gözaltına alındığı söylenmemiştir. Mahkum temsilcisi Abdülhakim Güven ile cezaevinde tanışmıştır. Başvuru sahibi, kendisi ile mesleki veya diğer herhangi bir bağlantısı olmadığı için, Güven'in kendisi aleyhine suçlamalarda bulunduğunu tahmin etmemektedir.
260-261. Bir iki gün sonra sorguya alınmış ve PKK kuryesi olmak ve PKK'ya yardım ve yataklık etmekle suçlanmıştır. Kendisine "Güven" diyen bir kişi de orada bulunmaktadır ve kendisi gibi itirafta bulunmasını tavsiye etmiştir. Güven olduğunu tahmin ettiği kişiye, cezaevleri arasında herhangi bir şey taşımadığını pekala bildiğini söylemiştir. Birkaç gün sonra yüksek sesli müzik çalınmaya başlamış ve insanlara, bazı belgeleri imzalamaları için bağırıldığını aksi takdirde öldürüleceklerinin söylendiğini duymuştur. İşkence tehditleri sebebiyle, içeriklerini bilmediği belgeleri imzalamak zorunda olduğunu hissetmiştir.
16. Abdülhakim Güven
262-263. Güven, 1962 doğumlu olup ticaret haricinde herhangi bir işle uğraşmamıştır. Olay zamanı, PKK mensubu olmak suçundan Diyarbakır E-Tipi Cezaevinde yatmaktadır. 1993 yılında, bir anlaşmazlık yüzünden PKK'dan ayrılmış, 1989'da ceza almasından önce tanıdığı bazı avukatlardan başlamak suretiyle Devlet'e PKK hakkında bilgiler vererek itirafçı olmuştur. PKK, kendisini cezaevinde örgütün temsilcisi yapmıştır ve tüm örgüt mensuplarının savunma avukatları da dahil olmak üzere dış dünyayla bağlantılarından sorumlu olmuştur. Bu PKK mensuplarına verilen eğitimin bir parçasıdır. Güven, aşağıdaki ifadeyi vermiştir:
264-265. Güven, Kasım 1993'te, Tahir Elçi'nin evinde Berivan kod adlı bir PKK'lı ile görüştüğü ve Elçi'ye dışarıdaki PKK mensuplarına ulaştırılmak üzere çeşitli mesajlar verdiğini belirttiği ifadesini (par. 425) onaylamıştır. Elçi, ara sıra bunlara verilen cevapları da kendisine getirmiştir. Elçi'yi gençliklerinden beri tanımaktadır. Şinasi Tur hakkından tüm hatırlayabildiği ise bu kişinin bölgede, PKK ile çeşitli bağlantıları olduğudur.
266. Güven, Sabahattin Acar'ın 1992 yılında, cezaevlerindeki PKK mensuplarının ailelerine çeşitli baskılar yapmak suretiyle PKK'ya zarar veren karşıtlar üzerinde kullanılmak üzere cezaevine siyanür getirdiğini söylediği iddiasını tekrar tasdik etmiştir. Daha önce zehiri cezaevine getiren kişiyi başka birisi olarak ileri süren diğer bir PKK itirafçısı, Abdülhakim Bakır'ın ifadesi (par. 530) ile ilgili olarak herhangi bir yorum yapmamıştır.
267. Detayları hatırlamamakla beraber, Niyazi Çem'in Bursa Cezaevi'ndeki bir PKK mensubu ile irtibat kurduğunu beyan etmiştir. Selim Kurbanoğlu, Vedat Erten, Mesut Beştaş, Meral Danış Beştaş, Nevzat Kaya ve Hüsniye Ölmez'in cezaevlerindekiler ile dışarıdakiler arasında kuryelik yaptıklarını iddia etmiştir.
268. Sabahattin Acar'ın tedarik ettiği bir bıçağı Baki Demirhan'ın cezaevinde kendisine verdiğini belirttiği ifadesini onaylamıştır. Abdülhakim Bakır'ın, bıçağı başkasından aldığı yönündeki ifadesi (par. 532) hakkında yorum yapmamıştır. Güven, bıçağa ve siyanüre ne olduğunu hatırlamamaktadır. Ancak, bıçağın kimseye zarar verilmeden önce yapılan bir arama esnasında bulunduğunu tahmin etmektedir.
269. Arif Altınkalem ile bir veya iki kere bağlantı kurmuştur. Gazanfer Abbasioğlu ve Fuat Hayri Demir de kuryelik yapmıştır.
270. Güven, başvuru sahiplerinin taşıdığı belgelerin içeriği ve miktarı konusunda detaylı bilgi verememektedir. İmam şahin'in İstanbul'da çalışan bir avukat olduğunu ve Diyarbakır E-Tipi Cezaevi'ne bir müvekkilini görmek için geldiğini, Bursa ve Gaziantep cezaevlerinden Şahin vasıtasıyla notlar aldığını hatırlamaktadır. Bay ve Bayan Şahin'in PKK'ya ne şekilde hizmet ettiklerine dair özel bir bilgisi yoktur. Arzu Şahin ile tam olarak ne zaman tanıştıklarını hatırlamamaktadır. Arkadaşlarından edindiği bilgiye göre Bay ve Bayan Şahin'e güvenebileceğini düşünmüştür.
271. Güven, Cumhuriyet Savcısı'na tüm başvuru sahipleri hakkında ifade vermiş ve bunu 1994 yılında DGM önünde de tekrarlamıştır. Bununla beraber, bir PKK düşmanı olması ve kişisel güvenliği açısından başvuru sahiplerinin DGM'deki duruşmalarına katılmamıştır.
272. Başvuru sahiplerinin, kendisini veya diğer PKK mensuplarını ziyaret ettiğine dair herhangi bir kayıt bulanamayacağını zira avukatların herhangi bir mahkumun ismini vererek cezaevine girdiklerini ve bu yolla kendisini veya diğer örgüt mensuplarını gördüklerini söylemiştir.
273. Bazı avukatların sorguları esnasındaki yüzleştirmeleri doğrulamıştır. Bir çoğu işbirliği yapmıştır. Sadece Tahir Elçi ve Meral Danış Beştaş bazı ifadeleri reddetmişlerdir. Yüzleştirme esnasında hiçbir başvuru sahibinin gözü bağlı değildir ve her zaman iki görevli onlarla beraberdir. Yüzleştirme tutanaklarındaki imzası sadece kendi söylediklerinin doğruluğunu tasdik etmektedir.
274. Güven, 1989 yılında yakalanmasından önce iki polis memurunun ölümüne sebep olan silahları taşıdığına dair verdiği iddia edilen ifadesini yalanlamıştır. Cezaevindeyken bir görevliyi öldürmek için yapılan plana dahil olduğunu itiraf etmiştir. Suçlarını itiraf etmesi için kendisine gözaltındayken işkence yapıldığına dair vermiş olduğu ifadelerin yalan olduğunu da itiraf etmiştir.
275. İtirafçı olmasından önce, polis memurlarının öldürülmesi eylemine katılması sebebiyle idam cezası veya ömür boyu hapis cezası yerine 8 senelik hapis cezası bulunmaktadır. İtirafçı olması durumunda PKK'dan gelecek misillemeleri önlemek için PKK ile hiç ilgisi olmayan kişilerin isimlerini verdiği iddiasını yalanlamıştır. Pişmanlık Yasasının hiçbir getirisi başvuru sahipleri suçlaması için sebep teşkil etmemiştir. Bununla beraber, hakkında ömür boyu hapis cezası verilince itirafçı olarak verdiği ifadeler cezaevinden çıkmasına sebep olmuştur. Bu andan itibaren PKK'nın hedefi olmuştur. Kimliğini değiştirmiş ve daha sonra Eşref Hatipoğlu tarafından sağlanan az bir mali yardım almıştır. Yanlış ifade vermesi durumunda diğer cezasına bir beş yıl daha ekleneceğinin farkındadır.
276. Görevlilerin, kendisine başvuru sahipleri veya İnsan Hakları Derneği hakkında demeçler vermesi yönünde veya itirafçı olması yönünde telkinlerde bulunduğu iddialarını da yalanlamıştır. PKK'dan, kendisinin inandığı, orijinal hedeflerinden sapması ve Kürt insanlarına zarar vermeye başlaması sebebiyle ayrılmıştır.
277. Güven, avukatların itiraflarının videoya kaydedildiğini belirtmiştir. Avukatlarla yüzleştirilmesi gözaltına alınmalarından birkaç gün sonra sabah saat 8-9'dan gece yarısına kadar sürmüştür. Kendi avukatı F.V. başvuru sahiplerinin isimlerini kendisine "milliyetçi ve mücadeleye katılabilecekler" tanımlamaları ile vermiştir. Cumhuriyet Savcısı veya DGM Yedek Hakimi önünde verdikleri ifadelerin örgüt üyelerince sistematik olarak yalanlanması PKK'nın yerleşmiş politikasıdır.
278. Bir zamanlar PKK mensubu olan ve cezaevinde ajanı olmasından şüphe edilen Fatma Demirel'i tanımaktadır.
17. Fatma Demirel
279. Bayan Demirel, 1970 doğumlu olup PKK ile bağlantılı, özellikle kanunsuz silah bulundurma ve taşımacılığı yapmak suçları sebebiyle Ocak 1993 tarihinden itibaren cezaevinde bulunmaktadır. Hakkındaki adli kovuşturma halen devam etmektedir.
280. Demirel, yakalanmasının öncesinde, 1992 yılının başlarında Hüsniye Ölmez'le tanışmış ve arkadaş olmuşlardır. İşkence altında iken, Demirel itirafçı olmaya zorlanmış ve içeriğini bilmediği bazı belgelere imza attırılmıştır. Daha sonra, 26 Şubat 1993 tarihli bir belgede Ölmez ve daha önce tanımadığı bazı avukatları PKK kuryeliği yapmakla suçladığını öğrenmiştir. Bununla beraber Ölmez, devam eden kovuşturmalarında kendisinin avukatı değildir ve gözaltında bulunduğu sürece ne Ölmez ile ne de bahsi geçen diğer avukatlarla herhangi bir bağlantı kurmamıştır. Bu sebeple kendisine herhangi bir belge taşımaları mümkün değildir.
281-282. 22 Kasım 1994 tarihinde Diyarbakır DGM önünde, orijinal ifadesini yalanlamıştır. Komisyon Temsilcilerine ifade vermeye gelmeden önce, mahkeme binasının üst katında, Devlet lehine ifade vermezse hoş olmayan misilleme tehditlerinde bulunan ve Hacı gibi bir ismi olan, birisini görmüştür.
18. Dr. Lokman Eğilmez
283. Dr. Eğilmez 1958 doğumludur ve olay zamanında Diyarbakır Adli Tıp Kurumu'nda adli tıp uzmanıdır. Gözaltında bulunan şahıslar gözaltına alınmadan önce ve göz altı sürelerinin bitmesinden sonra sağlık raporları için kendisine sevk edilmektedir.
284. 10 Aralık 1993 günü, başvuru sahiplerinin fiziksel ve sözle incelemelerini yapmıştır. Sabahın erken saatleridir ve güvenlik güçleri dışarıda beklemişlerdir. Başvuru sahiplerini 3-4 grup halinde muayene etmiştir.
285. Sadece bir başvuru sahibinin dizinde bir iz görmüş ve bunu da raporuna yazmıştır. Şahısların kötü muamele şikayetlerine rağmen sistematik bir uygulama konusunda tatmin olmamıştır. Beş veya altı kişi nefes almada sıkıntı çektiklerini söylemiştir. Bir veya ikisini stetoskop ile muayene etmiş diğerleri de bunun üzerine şikayetlerinden vazgeçmişlerdir.
286. Hepsi bellerine kadar soyulmuştur. Vücutlarında bir iz olup olmadığı sorulmuş ve varsa detaylı bir inceleme yapılacağı söylenmiştir. Yukarıda bahsedilen morarmış dizden başka dövüldüklerini söyleseler de hiç kimse görünen bir izden şikayet etmemiştir. Kendisi de görünen bir iz görmemiştir. Ertesi gün Hüsniye Ölmez ve Meral Danış Beştaş'ı, kalçalarındaki şikayetlerinden dolayı tekrar muayene etmiş fakat herhangi bir ize rastlayamamıştır.
287. Üç gün sonra, 13 Aralık 1993 tarihinde, Hüsniye Ölmez'in dizinin altında iki morarırlık olduğunu onayladığını itiraf etmiştir. Bunlar, kendisine gösterilmediği için dikkatinden kaçmış olmalıdır. Bazen bayanlar vücutlarını açma konusunda tutucu olabilmektedirler.
288-289. Hüsniye Ölmez, 13 Aralık günü Meral Danış Beştaş'ın refakatinde muayene olmuştur. Beştaş'da herhangi bir iz yoktur. Başka bir doktor, Beştaş'ın, kendisine 10 Aralık günü söylemediği, zatürre şikayetinin olduğunu tespit etmiştir. Böyle bir durumunda kişinin ateş, öksürük ve balgam kontrolü yapılırdı. Ancak Beştaş herhangi bir şikayette bulunmamıştır. Zatürre, travmatik bir rahatsızlık olmayıp genelde soğuk algınlığı sonrası bronşitin devamı olarak baş gösterir. Gelişmesi bir hafta alır ve yüksek ateşe sebep olur. Durumun ne olduğunun tespit edilmesi için röntgen çekilmesi gerekir ve hastane tedavisi gerekir.
290. Dr. Eğilmez, başvuru sahiplerinin, traşlı olup olmadıkları, yıkanıp yıkanmadıkları gibi dış görünüşlerine dikkat etmemiştir. Bununla beraber, yorgun veya harap halde olmadıklarını hatırlamaktadır.
291. Bir adli tıp uzmanı olarak görevi, hastaların sağlık geçmişlerini veya klinik incelemelerini yapmak değil bulgularını kaydetmektir. İnsanların genel şikayetlerini kaydetmemesinin ve sadece görünen izleri raporuna geçirmesinin sebebi budur.
292. Bir erkeğin testislerinin sıkıldığından şikayet etmesi durumunda, kendisinden, genital bölgedeki kızarıklık ve şişlikleri kontrol etmesi beklenmektedir. Erkek avukatlardan hiçbirisi bu tip bir şikâyette bulunmamıştır. Böyle bir şikâyet olmaksızın genital bölgeleri incelemesi beklenmemektedir.
293-295. Bu tip incelemelerde ilk soru, herhangi bir darbe, güç veya şiddet kullanımı izlerinin olup olmadığıdır. Bununla beraber hastanın yüksek ateş veya kalp hastalığına duçar olduğu tespit edilirse raporunda tedavi edilmesi gerektiği şeklinde not düşmektedir. Olay zamanı % 10'u nezarethane incelemeleri olan yaklaşık 4500 rapor hazırlamıştır. Mevcut dava ile ilgili yapmış olduğu incelemeler tek bir rapora kaydedilmiştir.
19. Dr. Mahmut Demirel
296-298. Dr. Demirel 1967 doğumlu olup olay zamanı pratisyen hekimdir. Meral Beştaş'a zatürre teşhisi koyduğu 13 Aralık 1993 tarihli raporu hatırlamamaktadır. Beştaş'ı, çocukluğunda komşu olmaları sebebiyle tanımaktadır. Zatürre, soğukta kalmak suretiyle ortaya çıkıp, yatak istirahatı ve antibiyotik kullanımı tedavi için yeterli olabilir.
20. Eşref Hatipoğlu
299-300. Hatipoğlu, 1945 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'daki en yüksek rütbeli jandarma albayıdır. Şehir sınırları içerisinde kendisine bağlı bir sorgu ve gözaltı merkezi vardır. Bu merkezin başında Operasyon Komutanı, Yarbay Hasan Bozoğlu bulunmaktadır. Sorgulardan Astsubay Fırat Yavuz Yedekçi sorumludur.
301. Gözaltı merkezi Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) tarafından her yıl kontrol edilmektedir ve iyileştirilmeler yapıldıktan sonra standart hale gelmiştir. Çok kalabalık değildir. Dolu olması durumunda gözaltında bulunan şahıslar gözaltına alındıkları yerde transferleri için bekletilmektedirler.
302. Hatipoğlu, başvuru sahiplerinin gözaltına alınmalarını olağanüstü bir olay olduğu için hatırlamaktadır. Abdülhakim Güven, bu kişiler aleyhinde cezaevlerinde gelişen olaylar ve avukatların bunlardaki rolleri hakkında kanıtlanmamış ithamlarda bulunmuştur.
303. Güven, üst düzey bir PKK'lı olarak sadece avukatlar hakkında değil birçok konuda güvenilir bilgiler vermiştir. Güven de, pişman olmuş ve her vatandaş gibi ülkenin kanunlarında faydalanmak hakkına sahiptir. Kişisel ihtiyaçlarını giderebilmesi için Güven'e 50$ tutarında bir yardım yapılmasını emretmiştir. Güven, itiraflarını kendisini zenginleştirmemiş sadece Devlet aylık geçimini sağlayacak kadar yardım almıştır.
304. Jandarma, kendi istihbarat teşkilatına sahiptir. Kırsalda yapılmış bir operasyonda meydana gelmiş bir çatışmadan sonra, bir PKK hücre evi ele geçirilmiş ve burada 8 kişilik bir infaz listesinin de bulunduğu arşivler ele geçirilmiştir. Kendi ismi listenin başında bulunmaktadır. Bu listenin cezaevinden, bir tükenmez kalem içerisinde bir avukat tarafından çıkartıldığı söylenmektedir. Avukatlar, PKK'ya kurye olarak hizmet etmektedirler fakat bunu kendilerini PKK'nın insafsız tepkisinden korumak için itiraf etmemektedirler.
305. Bölgede kanun ve düzenin sağlanmasından sorumlu kişi olarak, başvuru sahiplerinin gözaltına alınması kararından en çok sorumlu olan kişidir. Bununla beraber, kararın uygulamaya geçirilmesinden önce, amiri olan, Bölge Komutanının, Bölge Valisinin ve Başsavcının konudan haberdar edilmeleri gerekmektedir. Gözaltına alma kararı Savcı tarafından alınmalıdır. Avukatların hepsinin aynı anda gözaltına alınmaları gerekmemesine rağmen, başvuru sahiplerinin tümünün gözaltına alınması için bir karar alınmıştır.
306. Gözaltı merkezi o zamanlar 20 kişi kapasiteli olup, CPT'nin tavsiyeleri üzerine bu sayı sonra 10 kişiye düşürülmüştür. Gözaltı kayıtlarından da anlaşılacağı üzere 45 kişinin birden gözaltında tutulduğunu kabul etmemiştir. Kurallara göre, her hücrede bir kişi tutulmaktadır ve böylelikle gözaltında bulunan şahıslar birbirleriyle irtibat kuramamakta ve ne söyleyeceklerini tespit edememektedirler. Merkeze daha fazla kişi getirilmesi durumunda, Jandarma Merkez Komutanlığı, İl Jandarma Alayı veya Emniyet Müdürlüğü'ndeki diğer nezarethanelerden faydalanılmaktadır ve bu durumda nezarethane kayıtlarına kaydedilmektedir.
307. İnsanların koridorda uyumaları ihtimalini reddetmektedir. Personeline gözaltında bulunan şahıslara sıcak ve insancıl yaklaşmaları emredilmiştir. Başvuru sahiplerine karşı bir düşmanlık yoktur. İnsanlık dışı muamele yapılması ise imkânsızdır.
308. Her hücrede tahta zeminli kaldırabilir bir kamp yatağı vardır. Her şüpheliye bir battaniye verilmektedir ve hücreler karanlık değildir. Merdivenlerin sonunda bir tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Şimdi burada bir sıcak su ısıtıcısı vardır ancak olay zamanı kurulup kurulmadığını hatırlamamaktadır. Bir şüpheli tuvalet ihtiyacı hissettiğinde kendisine tuvalete kadar eşlik edilmesi gerekmektedir. Koridorda yeteri kadar ısıtma sistemi vardır. Herhangi bir kadın görevli veya kadınlar için faaliyet gösteren ayrı bir yer bulunmamaktadır.
309. Günde, kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri olmak üzere üç öğün yemek dağıtılmaktadır. Akşam yemeklerinde gözaltındaki şahıslara askerlerin yediği ve üç çeşitten az olmayan yemek verilirdi. Su ihtiyacının giderilmesi her zaman mümkündü.
310. Hatipoğlu sorgu uzmanı değildir ve sorgulara katılmamaktadır. Süreç hakkından Yarbay Bozoğlu'ndan bilgi almaktadır.
311. Uzman bir sorgucu ile ifadesi alınacak kişi odada yalnız olup bir başka görevli ifadeleri tutanağa geçmektedir. Aynı zamanda video görüntüleri de alınmaktadır ki bu kayıtlar 16 başvuru sahibi için de alınmıştır. Kasetler Cumhuriyet Savcısı'na teslim edilmiştir. Savcı, başvuru sahiplerinin kasetlerini iki kere izlemiş ve şahısların yüzlerinin doğallığı dikkatini çekmiştir. Avukatların ifadeleri, birkaçı imzalamayı reddetse de zorla alınmamıştır. İmzalamayanlara herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır.
312. Serbest bırakılmalarının ardından başvuru sahipleri ile buluşmuş ve beraber çay içerek sohbet etmişlerdir. Onlara, bazı zorluklar yaşadıklarını, herhangi bir suç işlemediklerini zaten işlemelerinin de imkânsız olduğunu söylemiştir. Bununla beraber herhangi bir kötü muameleden şikayet etmemişlerdir. Böyle bir şikayetlerinin olması durumunda, görevi olduğu için sorgucuları değiştirerek haklarında yasal işlem başlatması gereceğini beyan etmiştir. Bununla beraber, görevde kaldığı üç yıl boyunca, gözaltında bulunan hiçbir şahıs yaralanmamış veya öldürülmemiştir. CPT bir keresinde sabah saat üçte kontrole gelmiş fakat yolunda olmayan hiçbir şey görmemiş ve herhangi bir şikâyet duymamıştır. Aksi durumda bunu zaten raporlarına geçirirlerdi.
313. 10 Aralık 1993 günü başvuru sahiplerinin birçoğunun serbest bırakılmasından sonra kişisel eşyalarını almaları için tekrar gözaltı merkezine getirilmişler ve Hatipoğlu kendilerine topluca hitap etmiştir. Avukatların gözü bağlanmamıştır. Davanın sona ermesinden dolayı kendilerini tebrik etmiş ve daha dikkatli olmaları konusunda kendilerini uyarmış ve herkesin varlığının Devlet'in varlığına bağlı olduğunu söylemiştir. Kendilerine çay ikram edilmiştir. Başvuru sahipleri kendilerine iftira edildiğini ve haksızlık yapıldığını söylemişlerdir. Gece yarısı kendisiyle el sıkıştıktan sonra, istekleri üzerine şehir merkezine götürülmüşlerdir. Askeri refakatçi ile beraber bir minibüs ile taşınmışlardır. Kendilerini bir daha görmemiştir.
314. Hatipoğlu, bazı başvuru sahiplerinin kendisini tehditkâr olarak algılamış olabileceğini kabul etmekle beraber diğerlerinin dostane bulduğunu söylemiştir. O zaman -işkence, kötü muamele, güç kullanımı- gibi her istediğini yapabilme gücü varken kendilerine çay ikram etmiş ve vasıta temin etmiştir.
315. Bununla beraber bu tip ithamlar ancak Türkiye aleyhine çalışan insanlar tarafından yapılabilir. Sonuç olarak kendilerine bir dost elli uzatmıştır. Yargı yetkililerinin, kendisi gibi davranmaktan ayrı görevleri vardır.
316. Herhangi bir başvuru sahibinin, tehdit edildikleri yönündeki iddialarını yalanlamış ve bu tip bir suçlamadan üzüntü duymuştur.
21. Hasan Bozoğlu
317. Bozoğlu, 1948 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda asayiş komutanıdır. Sorgu birimine de amirlik yapmaktadır.
318-319. Diyarbakır'daki gözaltı merkezi yaklaşık 20 kişiliktir. Zeminde tahta parçalar ve kaldırılabilir yataklar vardır. Hem koridorda hem de hücrelerde ısıtma ve aydınlatma mevcuttur. İnsanlar istekleri zaman tuvalete götürülmektedir ve banyo da vardır. Sorgular özel bir odada yapılmaktadır. Kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri verilmektedir. Nezarethane kayıtları sıhhatlidir. Kayıtlarda görülen 45 kişi aynı anda sadece burada değil diğer 17 merkezde tutulmuştur. Sorgular, kendilerine bir katibin eşlik ettiği, eğitimli, özel uzmanlar tarafından yapılmaktadır. Önemli dosyalarda sorgular kaydedilmektedir.
320-321. Bozoğlu, başvuru sahipleri ile hiç görüşmemiştir. Şikayetler kendisine yapılmaktadır ve herhangi bir kötü muamele iddiası duymamıştır. Başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları kendisine ait değildir ve kendilerini, serbest bırakılmalarının akabinde de görmemiştir. Mahkemeden, kişisel eşyalarını almak için tekrar gözaltı merkezine getirilirken gözlerinin bağlanmış olması mümkün değildir. Bozoğlu, bu dosyada olduğu gibi, bir sorgucunun tutanağa adı yerine kod adını yazmasına olanak sağlayan yasal bir düzenleme olup olmadığını söyleyememektedir.
22. Mithat Gül
322. Gül, 1960 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da binbaşıdır ve Hatipoğlu'nun doğrudan emri altındadır.
323. Bir itirafçı olan Abdülhakim Güven'in vermiş olduğu bilgilere dayanarak Cumhuriyet Savcısı'ndan 16 avukatı gözaltına almak için izin alınmıştır. Alay Komutanı, DGM Savcısı ve Bölge Komutanı bu yetkiden haberdardırlar. Avukatlar nezarethaneye alındıklarında Cumhuriyet Savcısı ile görüşüp gözaltı süresinin tespit edilmiştir. Cumhuriyet Savcısı'nın bilgisi ve onayı olmaksızın kimsenin gözaltına alınması mümkün değildir. Bu davadaki başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları Cumhuriyet Savcısı'nın kararıdır.
324-328. Güven'in verdiği ifadeler, jandarmanın elindeki diğer bazı bilgileri de doğrulamaktadır. Gül, sorgulamalara katılmamış fakat sonuçlarından haberdar edilmiştir. Sorgulamaların başında o zaman Fırat Yavuz Yedekçi vardır. Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda 15-20 metrekarelik bir sorgu odası vardır. İnsanların gözleri sorgu esnasında bağlanmamaktadır ancak sorgucunun tanınmaması için spot lambalarının altında oturtulmaktadırlar. Sorgu odasının hemen bitişiğinde buraya elektronik olarak bağlanmış bir dinleme odası vardır. Böylelikle sorgu amiri sorularını sorgucuya iletebilmektedir. Başvuru sahiplerinin sorgu sonuçları kendisine sözlü olarak iletilmektedir. Bunları hatırlayamamaktadır. PKK ve medyanın iddialarının aksine sorgular kanunlara uygun olarak yapılmaktadır. Bazı avukatlar, kendilerini tanıyan ve haklarında ithamlarda bulunan Abdülhakim Güven ile yapılan yüzleştirmenin tutanakları gibi bazı tutanakları imzalamamışlardır.
329. Bilgilendirme yapılması dahilinde, polis ve jandarma, bazen yetki alanlarını aşarak diğerinin yetki sahasında operasyon yapabilmektedir. Gözaltı merkezlerinin dış koruma görevi jandarmanındır. Buna bağlı olarak birçok başvuru sahibi, polis sorumluluk sahası olan, Diyarbakır belediye sınırları içerisinde gözaltına alınmıştır.
330. Gül, Arif Altınkalem'in diğerleri ile birlikte 16 Kasım 1993 günü gözaltına alındığını itiraf etmiştir. Güven'in ifadelerinde bahsi geçmemesine rağmen Altınkalem'in gözaltına alınması için iyi bir sebep olması gerektiğini düşünmektedir. Altınkalem'in, gözaltına alınan kişilerin sorgulanmasından önce gözaltına alınması sebebiyle, isminin sorguların neticesinde ortaya çıkması mümkün değildir.
331. Başvuru sahipleri, suçlamaları hemen kabul etmişlerdir ancak dosyayı derinlemesine incelemek ve adli makamların önüne çıkabilecek hale getirmek 26 günlerini almıştır.
334. Sorgucuların kimlikleri adli makamlarca kolaylıkla tespit edilebilir. Kendi kimliği başvuru sahiplerinin ifade tutanaklarında gizlenmemiştir. Bunun sebebi sorgucuları koruma gayesi olup tamamen yasaldır. Başvuru sahiplerini kimin sorguladığına dair kayıtlar bugün de sıhhatli bir şekilde mevcuttur.
23. Burhanettin Kayak
335-338. Kayak, 1965 doğumlu olup olay zamanı Cizre Jandarma Komutanlığı'nda astsubaydır. 23 Kasım 1993 günü kendisine Tahir Elçi'yi gözaltına alma emri verilmiştir. Elçi'yi gözaltına alması için bir polis timi gönderilmiştir. Elçi, Diyarbakır'a götürülmeden önce iki gün İlçe Jandarma Komutanlığı'nda bekletilmiştir. Elçi hakkında daha fazla bilgisi yoktur. Elçi'nin yakalanmasına, evinin ve iş yerinin aranmasına şahsen katılmamıştır. El konulan belgeler Elçi ile birlikte Diyarbakır'dan gelen time teslim edilmiş olup bunların geri verilmesi ile bir bağlantısı yoktur. Elçi, içerisinde bir kamp yatağının olduğu 3 metrekarelik bir hücrede tutulmuştur.
24. Fırat Yavuz Yedekçi
339. Yedekçi, 1962 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda sorgu timinin komutanıdır.
340-341. Kendi emri altında 10 sorgucu bulunmaktadır. Sorgu odasındaki dinleme odasından sorgucularla doğrudan irtibat kurabilmektedir. Dinleme odasında her zaman başka bir kişi daha kendisine eşlik etmektedir. Ancak sorgucu ifadesi alınan kişi ile yalnızdır. Kapalı devre kamera sistemi ile sorgular kaydedilmektedir ve bu davadaki kayıtlar DGM savcılığına verilmiştir.
342. Cezaevindeki siyasi temsilci olan, Abdülhakim Güven adlı bir mahkum birkaç gün boyunca PKK faaliyetleri hakkından sorgulanmıştır. 100 sayfadan fazla olan ifade tutanakları, sonradan bazı kişilerin gözaltına alınmasını ve sorgulanmasını emreden DGM Başsavcısına verilmiştir.
343-345. Bazı başvuru sahipleri kanun dışı hareket ettiklerini kabul etmiş bazıları ise tutanakları imzalamayı reddetmiştir. Güven ile başvuru sahipleri arasında yapılan yüzleştirmelere katılmamıştır. Hiçbir şüphelinin gözleri bağlanmamıştır ve hiçbirisi sorgulamalar esnasında kötü muameleye veya tehdide maruz kaldığını ileri sürmemiştir.
346. Sorgu odasında normal bir aydınlatma vardır ve gözlerin bağlanması gibi bir uygulama yoktur. Sorgucuların tanınmamak gibi bir kaygıları yoktur. Bu onun görevidir.
347. Başvuru sahiplerinin sorgularını Murat Kırıkçı yapmıştır. Tutanakların hazırlanması sorgular ile aynı günde yapılmamaktadır fakat sorgu kayıtlarına dayanılarak hazırlanmaktadır.
348. Arif Altınkalem'in 16 Kasım 1993 günü gözaltına alınmasına neyin sebep olduğunu tam olarak hatırlayamamaktadır.
349-350. Kişiler gözaltına alındıkları zaman genellikle kendilerine niye yakalandıkları söylenir ve yakalama tutanağına kaydedilir. Başvuru sahiplerinin yakalama tutanaklarında özel bir atıf yapılmamasına rağmen kendilerine bu sebepler sözlü olarak söylenmiş olmalıdır.
351. Gözaltı merkezi, iki katlı olup daha sonra da CPT'nin tavsiyeleri üzerine 10'a düşürülen 20 hücresi vardır. Her hücrenin üst taraflarında izleme delikleri olan metal kapıları vardır. Zeminde tahta bir kaplama ve bir askeri kamp yatağı vardır. Gözaltında bulunan şahıslara askerlerle aynı yemekler verilmektedir. Merkezi bir ısıtma sistemi de merkezde mevcuttur.
25. Ünal Haney
352. Haney, 1958 doğumlu olup olay zamanı DGM Savcısıdır (26050 sicil sayılı).
353. Diyarbakır'da kişilerin gözaltına alınması emri DGM Başsavcısı tarafından verilmektedir. Soruşturmalar sözlü emirlerle da yapılabilmekte olup kanun mutlaka yazılı bir emir gerektirmez.
354. Haney, başvuru sahiplerinin Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Selçuk'un emirleri doğrultusunda gözaltına alındıklarını, bu tip emirlerin sözlü olarak verilebileceğini söylemiştir.
355. Başvuru sahipleri, karşısına 10 Aralık 1993 tarihinde çıkartılmışlardır. Kendilerine yapılan suçlamaları okumuş ve savunmalarını istemiştir. Jandarmaların kaydettiği şekilde alınan ifadeleri okumuş, savunmaları dinlemiş ve yeni ifadeleri kaydettirmiştir.
356. Suçlamaları reddetmişler ve hepsi de kaydedilen kötü muamele iddialarında bulunmuşlardır. Kötü muamele yapıldığına dair inandırıcı deliller olması durumunda bunun gereğini yapacağını belirtmiştir.
357. 10 yıldır savcılık yapmaktadır ve kötü muamele yapılan insanların ne durumda olabileceklerini bilmektedir. Bu yüzden başvuru sahiplerinin iddiaları, tek başına yeterli değildir. Bir başvuru sahibinin dizinde bulunan bir morarırlık bu kişiye işkence yapıldığı anlamına gelmez. Terör suçları ile ilgili olarak gözaltına alınan şahısların %95'i işkenceye uğradıklarını iddia etmektedir. Bu bir savunma taktiğidir. İddia edilen bir kötü muamele için kendisinin inceleme yapmasını gerektiren herhangi bir dava ile karşılaşmamıştır. Her halükarda işkence iddialarını araştırmak görevidir.
358. Haney, Abdülhakim Güven'in vermiş olduğu bilgilere ve dokuz avukatın bürolarında bulunan PKK belgelerine dayanarak başvuru sahiplerinin dosyasında bir iddianame aramıştır.
359. Tahir Elçi'nin evinde, ERNK (PKK'nın siyasi kanadı) damgalı ve "Yoldaş Tahir Elçi'ye" başlıklı ve PKK tarafından gönderilmiş bir belge bulunmuştur. Vedat Erten'in evinde ise "Amed Eyaleti (Diyarbakır için PKK'nın kullandığı isim) koordinatörlüğü bürosuna" hitaben yazılmış bir belge bulunmuştur. Bu, dağlardaki ve bölgede faal olan PKK mensuplarına hitaben yazılmış bir belgedir. Mehmet Selim Kurbanoğlu'nun üzerinde ise "ERNK" damgalı bir belge bulunmuştur. Fuat Hayri Demir'in bürosunda ise "ERNK" damgalı ve "Yoldaş Fuat Demir" başlıklı bir belge bulunmuştur. Mesut ve Meral Beştaş'ın gayri mülklerinde ise "Yoldaşlar Mesut ve Meral" başlıklı bir belge bulunmuştur. Bu notlar PKK mensupları tarafından yazılmıştır.
360. Hüsniye Ölmez'in evinde "Sayın Başkan'a" hitaplı bir rapor bulunmuştur. PKK kongrelerinin işleri ve faaliyetleri ile ilgili olarak "Kürdistan Milliyetçi Entelektüeller Birliği" imzalı bir belge Sabahattin Acar'ın evinde bulunmuştur. "ERNK" tarafından PKK dosyalarını savunan avukatlara verilmek üzere hazırlanmış dört makbuz Arif Altınkalem'in evinde bulunmuştur. Haney, başvuru sahiplerinin bu belgelerin sahipliğini kabul etmemelerini de başka bir savunma taktiği olarak algılamıştır.
361. Elçi, Demirhan ve Bay ve Bayan Şahin ile ilgili olarak, iddianamede Avrupalı kuruluşlara yapılan atıflar, bölücü hedeflerini devam ettirmek için, diğer Hükümetlerin gözünde Türkiye'nin kredisini düşürmek ve zayıflatmak amacı taşıyan PKK kampanyaları ile bağlantılıdır. Bu atıflar hiçbir şekilde, bireylerin şikayet haklarının tanındığı ve Devlet'in başvuru sahiplerinin yolunda herhangi bir engel çıkartmaması gereken Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ile ilgili değildir.
362-363. Haney, başvuru sahiplerinin duruşma esnasında iddiaları reddettikleri ve akabinde serbest bırakıldıkları ilk mahkeme işlemlerine katılmıştır. Belki dosyaların incelenmesi, davadaki, çok sayıdaki şüpheli ve cezaevi bulunmasından kaynaklanan zorluklar sebebiyle hala devam etmektedir (Aralık 1998).
364. Bu davadaki işlemler, 2845 sayılı kanunun 9 ve 10. maddeleri ile CMUK 154 ve 155. maddelere dayanılarak yapılmıştır.
26. Batuhan Özer
365-367. Özer, 1965 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır Gözaltı Merkezinde çalışmaktadır. Görevi, gözaltındaki şahısların adli evraklarını DGM'ye götürmektir. Başvuru sahiplerinin gözaltıları ve sorgulamaları ile ilgili bir bilgisi yoktur. 16 avukatın gözaltına alındığını bilmektedir ve sadece Bay ve Bayan Şahin ile karşılaşmıştır ve bu kişilerin de gözleri bağlanmamıştır. Bir meslektaşının bir belgeyi imzalamayı unutması durumunda onun yerine kendisi imza atmaktadır. İmam Şahin'in belgelerinde böyle bir durum olmuş ancak belgenin içeriğine dokunmamıştır. Belgeyi yazan kişinin Hüseyin Gazi Ateş, sorgucunun da Murat Kırıkçı olduğunu hatırlamaktadır. Özer, Şahin belgeleri imzalarken onunla beraberdir. Bir müddet Bay ve Bayan şahin ile sohbet etmiş ve bu şahıslar kendisine, "onlar" tarafından kandırıldıklarını ve kullanıldıklarını söylemiştir.
368-369. Özer daha sonra, Şahin'in ifadesini imzalarken yanında olmadığını beyan etmiştir.
27. Murat Kırıkçı
370-371. Kırıkçı, 1970 doğumlu olup olay zamanında Diyarbakır jandarmasında bir sorgu astsubayıdır. Bu iş için bir aylık bir eğitim almıştır. 16 avukatı da sorgulamıştır. Benzer bir olay hatırlamamasına rağmen bu kadar avukatın gözaltına alınmasını normal olarak nitelendirmiştir. Sorgular süresince, kapalı devre televizyon sistemi vasıtasıyla komutanı Yedekçi tarafından yönlendirilmiştir.
372. Avukatlar ilk olarak, sebepleri kendilerine açıklanmış olması gereken, gözaltına alınma sebeplerini sormuşlardır. Kendilerine, Abdülhakim Güven'in iddialarına cevap vermeleri ve cezaevleri arasında kuryelik yaptıkları iddiası ile başlatılan soruşturma ile ilgili olarak gözaltına alındıkları bilgisi verilmiştir. Kırıkçı, başvuru sahiplerinin iddialar karşısında sergilemiş oldukları ilk tepkileri hatırlamamaktadır.
373-374. Sorguya ara verilmiş ancak avukatların, kuryelik iddialarını itiraf etmeleri ile tekrar başlamıştır. Bu davranış değişikliğinin sebebi ilk sorgulamalar sonrasında üstleri tarafından yeniden hazırlanan sorulardır. Avukatlar, Güven ile yüzleştirilmişlerdir.
375. Kırıkçı, tutanakları imzalamayan avukatları tekrar sorguya aldığı iddialarını kabul etmemiştir. Daha sonra, o günlerin çok yoğun günler olduğunu, başvuru sahiplerinin gözaltı sürelerinin dolmak üzere olduğunu, ifadelerini almak için çok az bir zamanı kaldığını bu yüzden tutanakları imzalamamak için ileri sürülebilecek her türlü mazereti memnuniyetle kabul edebileceğini, her halükarda Cumhuriyet Savcısı'nın zaten ifade alacağını belirtmiştir.
376-377. Sorgular, sabah kahvaltıdan sonra yapılmıştır. Sorguya alınan kişiler daha sonra öğle ve akşam yemeklerine alınmaktadır. Kendilerine istedikleri zaman su ve tuvalet imkanı verilmektedir. Sorgular iki veya iki buçuk saat sürmekte ve her gün olabilmektedir. Sorgu odasında spot lambaları vardır ve ifadesi alınan şahsın sorgucuyu görmemesini sağlayacak şekilde yerleştirilmişlerdir. Kapalı devre televizyon sistemi arka duvardır.
378. Sorgucunun görülmemesi güvenlik önlemi olup ifadesi alınan kişilerin üzerinde psikolojik etkisi de vardır. Sorgu esnasında notlar almaktadır. Daha sonra şahıs ifadesinin tutanağa geçirildiği mülakat odasına alınmaktadır. Göz bağlama yasak olmamakla beraber kullanılmamaktadır. Mülakat odasında gözaltına alınmış bir şahıs tarafından görünmekten korkmamaktadır.
379. Kırıkçı, Şahin'in ifadelerinde Özer'in adının geçip geçmediğini hatırlamamaktadır. Özer, sorgu timini oluşturan 9-10 kişiden biridir.
380-381. Bayan Şahin'in tutanaklarını imzalamamıştır ve bunun nedenini hatırlamamaktadır. Bayan Şahin'i kendisi sorgulamıştır ve imzasının olmadığını görünce tutanağı bir meslektaşı kendisinin yerine imzalamıştır. Sorgulamalar esnasında, bağlantılı odadaki kişilerle kulaklık vasıtasıyla sürekli irtibatta olmuştur.
28. Hüseyin Gazi Ateş
382-384. Ateş, 1967 doğumlu olup olay zamanında gözaltı merkezinde daktilocu olarak görev yapmaktadır. 16 avukatın ifade tutanaklarını da sorgucular varlığı eşliğinde kendisi yazmıştır. Şahıslar ne söylemişse onu yazmıştır. Yazılan tutanağı önce kendisi sonra sorgucu son olarak da ifadesi alınan kişi imzalamaktadır. Olay zamanında Bayan Şahin'in tutanağını kendisinin yerine imzalayan ve adı Adem Aktaş olan başka bir daktilocu daha bulunmaktadır.
29. Ercüment dönmez
385-386. Dönmez, 1963 doğumlu olup olay zamanında Cizre İlçe Emniyet Amirliği TEM şubesi sorgu biriminde çalışmaktadır. Diyarbakır jandarmasından, PKK ile özellikle kurye olarak bağlantıları olan Tahir Elçi'nin yakalanması için bir faks geldiğini ve bu faks doğrultusunda Elçi'nin yakalandığını beyan etmiştir.
387-393. 23 Kasım günü, Elçi'nin bürosunu ararlarken bir çok belgeye el konulmuş olup güvenlik gerekçeleriyle hepsi detaylı olarak tutanağa geçirilmemiştir. Üst arama tutanağı ise merkezde düzenlenmiştir. Burada aynı zamanda 68 dava dosyasının da belirtildiği daha detaylı bir tutanak hazırlanmıştır. El koyulan belgeler jandarmaya teslim edilmiştir. Bu belgelerin Elçi'ye geri verilip verilmediği konusunda herhangi bir bilgisi yoktur. Belgelerin geri verilmesi sırasında bunların alındığına dair sahibinin imzası gerekmektedir. Suç unsuru içermeyen belgeler adli makamlarca bu şekilde sahibine teslim edilmelidir. El konulan dosyalardan birisi Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na Süleyman Kutluk tarafından yapılan başvuru dosyasıdır. Suç unsuru taşıması muhtemel çok sayıda gazete ve dergiye de el konulmuştur. İncelemenin sonuçlarını bilmemektedir. Üzerinde "ERNK" damgası olan bir belge hatırlamamaktadır. Elçi, tanınmış bir avukat olduğundan nezarethaneye alınmamıştır. Jandarmalara teslim edildikten sonra da kendisini bir daha görmemiştir.
30. Ali Kara
394-399. Kara, 1967 doğumlu olup, olay zamanı Cizre'de TEM Şubesi'nin amiridir. Kara, Elçi'nin yakalanması için Diyarbakır'dan gelen faksta Abdülhakim Güven'in adının geçip geçmediğini hatırlamamaktadır. El konulan dosyaları incelememiştir. Değişik belgelerdeki imzaları da hatırlamamaktadır. Elçi'nin evi ve iş yerinde el konulan tüm eşyalar, 68 dava dosyası ile beraber, jandarmaya teslim edilmiştir. Geri verilip verilmediklerinden bilgisi yoktur. "ERNK" damgalı belge Elçi'nin üzerinde taşıdığı günlüğünün içerisinde bulunmuştur. Bu belgeden bahseden el koyma tutanağının üzerinde Elçi'nin imzası görünmektedir. Bu belgenin aslı, istenmişse mahkemeye gönderilmiştir. İstenmemişse, ilçe emniyet amirliğinde kişisel dosyalar içerisinde arşive kaldırılmıştır. Kara, biri daha detaylı olan iki el koyma tutanağının varlığı konusunda herhangi bir açıklama getirememektedir.
400-402. Kara, PKK'nın kod ad kullanımı konusunda bilgi sahibi değildir. Bir hafta önce avukatları gözaltına alma furyası başlamışken Elçi'nin, "Yoldaş Tahir Elçi'ye" başlıklı ve "ERNK" damgalı bir belgeyi neden üzerinde taşıdığına da bir açıklama getirememiş bununla beraber sahte belge düzenlediği iddialarını da kabul etmemiştir. Elçi'nin polis nezaretine alınması ve burada kötü muamele görmesi iddialarını da yalanlamıştır. Nitekim Elçi, Emniyette iken Kara'nın odasında kalmıştır.
31. Hasan Şener
403. Şener, 1964 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır jandarmasında tim komutanıdır. Tur, Kaya ve Abbasioğlu'nu yakalamalarını gerçekleştirmiştir.
404-405. Tur, kendilerine gelen yazılı bir emir gereği olarak evindeyken yakalanmıştır. Tur'a PKK içerisinde faal olduğu gerekçesiyle yakalandığı söylenmiştir. Evi aranmış fakat hiçbir şeye el konulmamıştır.
406-408. Kaya, 18 Kasım günü yakalanmış, iş yeri aranmış fakat herhangi bir şeye konulmamıştır. Abbasioğlu'nun yakalanması ile ilgili olarak yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamasının haricinde bir şey hatırlamamaktadır. Gözaltına alınan şahısların gözleri bağlanmamıştır.
32. Cafer Öngün
409-413. Öngün 1960 doğumlu olup olay zamanı Diyarbakır'da polis memurudur. 15 Kasım 1993 günü jandarmalar emniyet müdürlüğünü arayarak Sabahattin Acar'ın yakalanarak kendilerine teslim edilmesini istemişlerdir. 5-6 kişi ile birlikte Acar'ın evine gidilmiş ancak Acar işlemler konusundaki yetkilerini onaylamadıkça kapıyı açmayı reddetmiştir. Tanıdığı olan Başkomiser Numan'ın kendisini aramasını, Öngün ile diğer arkadaşlarının polis olduğunu söylemesini istemiştir. Numan, saat 10:00 sıralarında olay yerine gelmiştir. Belgeler bu zamana kadar imha edilmiş olabilir. Numan, Acar'a PKK ile bağlantıları hakkında bir soruşturma açıldığını bu yüzden gözaltına alınacağını ve jandarmaya teslim edileceğini söylemiştir.
414-415. Bunun üzerine Acar, polislerin içeri girmelerine izin vermiştir. El konulan belgeleri içeren bir tutanak hazırlanmıştır. Üzerinde "ERNK" damgası veya "Kürdistan Milliyetçi Entelektüeller Birliği" başlıklı bir belgeyi tam olarak hatırlayamamaktadır. Tek hatırladığı kendisinin siyasi içerikli belge ve kitapları incelemeksizin topladığı ve tutanağa kaydettiğidir. Acar'ın gözleri herhangi bir aşamada bağlanmamıştır.
33. Mehmet Durmuş
416-418. Durmuş, 1965 doğumlu olup olay zamanı İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesinde tim amirdir. Niyazi Çem ve İmam Şahin'in yakalanmalarına katılmıştır. Diyarbakır'dan bu iki avukatın PKK'ya kuryelik yapmak suretiyle yardım ettiği ve bu sebeple yakalanmalarını talep eden bir faks gelmiştir.
419-420. Çem, DGM'de yakalanmış olup kendisine aleyhinde yapılan suçlamalar söylenmiştir. Evinin aranması için bir ekip gönderilmiştir. Bu arada, Diyarbakır jandarmasına teslim edilmesine kadar gözaltında kalması için DGM'sine yazı yazılmış, 7 günlük izin verilmiştir. Bu sürenin bitiminden önce Diyarbakır jandarmasına teslim edilmiştir. Yapılan üst ve ev aramasında herhangi bir şeye el konulmamıştır.
421-422. Durmuş, İmam Şahin'i tanımaktadır ve kendisini DGM'de iken gözaltına almıştır. Durmuş, Arzu Şahin ile ilgili herhangi bir şey hatırlamamaktadır. Şahin'in kendisine söylediği tek şey bir PKK itirafçısı ile ilgili olarak yakalandığıdır.
D. İlgili diğer delillerin özeti
423. Taraflar, Komisyon ve Mahkeme'ye çeşitli belgeler sunmuşlardır. Hükümet, ayrıca iki de video kaset sunmuştur. Mahkeme, aşağıdaki belgelere özel önem vermiştir:
1. Abdülhakim Güven'in (PKK itirafçısı) jandarmaya vermiş olduğu 4 ifadenin ilgili bölümleri
a) 15 Kasım 1993 tarihli ifade
424. Avukatlar, PKK ile cezaevleri arasında kuryelik yaptılar. Şirketler kurdular. E.Y.'nin ortaklığında Gazanfer Abbasioğlu ve Selim Kurbanoğlu ile Şinasi Tur gibi. Abbasioğlu kuryelik de yaptı.
b) 16 Kasım 1994 tarihli ifade
425. Güven, kod adı Berivan olan bir PKK'lı ile Tahir Elçi'nin evinde buluştuğunu ifade etmiştir. Elçi, cezaevleri ve Hakkari-Şırnak ve Siirt bölgelerinde kuryelik yapmıştır.
426. PKK'nın isteği ile, Baki Demirhan, cezaevine bir bıçak soktu. Sabahattin Acar da, Recep Akkuş'un kardeşi olan müvekkilinin yardımıyla siyanür getirdi. Demirhan, cezaevine PKK yayınları ve kitaplarını getiren avukatlardandı.
427. Hüsniye Ölmez, Meral Danış Beştaş, Baki Demirhan, Vedat Erten, Mehmet Selim Kurbanoğlu ve Fuat Demir (daha düşük sıklıkta) da Mardin, Muş ve Merkez cezaevleri ile olduğu gibi Diyarbakır E-Tipi Cezaevi arasında kuryelik yaptılar. Diğerleri ile birlikte, içeriye notlar, emirler ve eğitim malzemeleri getirdiler.
428. Tur'un PKK için farklı görevleri vardı. Kuryelik yapmak, PKK'nın kararlarını ve örgüt için kaydedilen mahkumların ifadelerini iletmek gibi. İçeriye PKK yayınları ve kitaplarını getiren grubun da bir parçasıydı. Örgütün güvenini kazanmıştı ve resmi bağlantıları vardı.
429. Bay ve Bayan Şahin, PKK'nın İstanbul ve Avrupa ile bağlantısıydılar.
430. Çem, cezaevindeki PKK merkezleri ile sürekli irtibat halindeydi. Mesut Beştaş, diğer PKK kuryelerinin yardımıyla notlar iletti. O da kitap ve yayın getirdi. Gözaltında bulunan Cevat ve Mahmut isimli iki PKK'lıya mesajlar taşıdı. PKK'nın 90 milyon euro tutarındaki parasını taşıyorlardı.
c) Birinci ek ifade
431. Güven, Ahmet Elçi isimli bir PKK'lı ile olan bağlantılarından bahsetmiştir. Elçi, Cizre'de 1992 Nevruz'un da meydana gelen olaylardan sorumludur.
432. Hüsniye Ölmez'den, daha sonra mahkum edilen ve o zaman için gözaltında bulunan PKK'lı F.A.'nın dairesinde kalan eşyalarını satmak için bir adam bulması istenmiş fakat bunu başaramamıştır.
433. Mesut Beştaş, notlar taşıyarak kuryelik yaptı. Mesela, güvenlik güçlerince aranan Koçer kod adlı Fehim isimli birisine ve Cevat ve Mahmut isimli militanlara bilgi götürdü.
d) İkinci ek ifade
434. Güven, Hüsniye Ölmez'in C.K. isimli bir PKK'lının eşyalarının satılmasında rol oynadığını iddia etmiştir.
2. Abdülhakim Güven'in DGM Savcısına verdiği 7 Aralık 1993 tarihli ifade
435. Güven, Ahmet Elçi'nin propagandası ile PKK sempatizanı olduğunu, Berivan kod adlı PKK'lı ile Tahir Elçi'nin evinde buluşmasından sonra örgüt için kuryelik, propaganda ve eylem düzenleme, yeni adam ve kaynak bulma faaliyetlerinde bulunmuştur. Yakalanmasının ardından Diyarbakır E-Tipi Cezaevindeki 3. koğuşta PKK'nın siyasi temsilcisi olmuştur. Burada gardiyanları öldürme planları yapmıştır. İtirafçılara yönelik planlar da yapılmış hatta bunun için Sabahattin Acar kendisine siyanür, Baki Demirhan da bıçak getirmiştir. Ancak bunlar kullanılamadan itirafçıların koğuşunda görevlilerce ele geçirilmiştir.
436. Elçi, Cizre'ye mesajlar taşımıştır. Mesu Beştaş da, Güven'in arkadaşlarına mesajlar götürmüştür. Ölmez, Meral Beştaş, Demirhan, Erten ve Kurbanoğlu da örgüt not ve eğitim malzemelerini diğer cezaevlerine ve örgüt kırsaldaki yapılanmalarına götürmüşlerdir. Fuat Demir daha az sıklıkla bu işleri yapmıştır. Tur, cezaevleri ile kırsal arasında bağlantılar tesis etmiş ve gazete ve konferans raporları taşımıştır. Bay ve Bayan Şahin ile Çem, Avrupa ve İstanbul teşkilatı ile cezaevleri arasındaki işbirliğini sağlamışlardır. Abbasioğlu, Gaziantep ve Diyarbakır cezaevleri arasında bağlantılar kurmuştur.
437. Bazı başvuru sahipleri, DGM Savcısı Tanju'nun, örgüt üyelerine itirafçı olmaları için aşırı derecede baskı yaptığından şikayet etmişlerdir. Bayan Beştaş ve Ölmez bunu diğerlerinden daha fazla önemsemişler ve bu savcının öldürülmesi gerektiğini ima etmişlerdir.
438. Güven, aynı zamanda İl Jandarma Komutanlığı'ndaki en kıdemli komutanı öldürme planlarında da bahsetmiştir.
3. Abdülhakim Güven'in Diyarbakır DGM önünde verdiği 1 Haziran 1995 tarihli ifade
439. Duruşmada, Güven'e jandarmalara verdiği ifadesi okunmuş ve Güven de ifadenin doğruluğunu onaylamıştır.
440. Güven, mahkemeye, PKK'nın cezaevindeki genel temsilcisi olduğunu, savunma avukatlarının müvekkilleri yaptıkları mülakatlara katıldığını ve bu avukatların daha ziyade PKK mensuplarını gördüklerini söylemiştir.
441. PKK mensubu olarak yargılandığı iddiasını yalanlamış, sadece bazı yazılı belgeler sebebiyle hakkında soruşturma başlatıldığını ve hakkında takipsizlik kararı verildiğini beyan etmiştir.
442. Cezaevindeki PKK mensuplarının bir avukatı "kahraman" ilan etmesinden sonra, Şinasi Tur ile olduğu gibi, bu avukatla sözleşme kararı alındığını ifade etmiştir.
4. Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'ndaki görevlilerce alınan ifadeler (hepsi daha sonra başvuru sahiplerince reddedilmiştir)
a) Tahir Elçi
(Elçi'nin imzalamayı reddettiği, tarihi belli olmayan ifade)
443. Tutanakta, Elçi'nin, okul günlerinden beri arkadaş çevresinin PKK ile ilişkisi olduğunu ifade ettiği kayıtlıdır. PKK mensuplarının isimleri verilmiştir. Şehirlerde faaliyet göstermiştir. Cizre'de 1987 yılında PKK sempatizanı olmuştur. 1989'da yakalanmış ve 1990 yılında PKK'nın ideolojik ve teorik eğitimini aldığı Diyarbakır E-Tipi Cezaevinde tutuklu kalmıştır. Öğrenci olarak forumlar, boykotlar, protestolar ve propaganda sloganları hazırlamıştır.
444. Mesut Beştaş'ı Abdülhakim Güven ile tanıştırmıştır. Silopi ve Cizre'den sorumlu olan Berivan kod adlı PKK'lı sık sık Elçi'nin evine gitmektedir. Güven cezaevindeyken, kendisine ajandalar veya adres defterlerinin içerisinde notlar götürmüştür. Fırat kod adlı bir PKK'lıya silahlarla dolu olan çuvalları nakliye etmesinde yardımcı olmuştur. "ERNK" damgalı belgenin varlığını ve Abdullah Öcalan ile bağlantılarını itiraf etmiştir. PKK'nın propaganda amaçlı yayınlarını saklamış ve dağıtmıştır.
b) İmam Şahin
(20 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
445. Tutanakta Şahin, propagandasından etkilenerek PKK'ya sempati duymaya başladığı çeklinde kaydedilmiştir. Kendisine verilen, cezaevindeki mensuplarla iletişim sağlamak ve mensuplara İstanbul'da yerleşmeleri için yardımcı olmak gibi çeşitli görevleri yerine getirmiştir. İsimlerini verdiği üst düzey yöneticilerle bağlantısı vardır. Eşi, örgüte, farklı cezaevleri ile irtibat sağlamak ve buralarda faaliyetler düzenlemek suretiyle örgüte yardım etmiştir. Özgür Gündem gazetesinin avukatıdır.
446. "Onlardan" sürekli gelen, Devlet otoritelerine baskı yapmak amacıyla Eskişehir Cezaevi'nin kapatılması için düzenlenen kampanyaya katılmıştır. Kendisi, eşi, Çem ve Diyarbakır'daki diğer avukatlar durumun bir analizini yapmışladır. Örgüt mensuplarının davalarını üstlenmişler ve Devlet'in güvenlik güçleri ile ilgili olarak öğrendikleri bilgileri PKK'ya vermişlerdir.
447. PKK'nın Avrupa teşkilatı ile doğrudan bağlantısı vardır. Belli olay ve örgüt mensuplarının isimlerini vermiştir. "Kahramanlar" olarak adlandırılan İstanbullu diğer avukatları da getirmiştir. Bunları, kendisinin, eşinin ve Çem'in gayretleri sonucunda DEP'e üye yaptıkları avukatlar arasından seçmiştir.
448-449. Polis nezaretlerinde kötü muamele yapıldığı, düzmece ifadeler, mahkemelerin hukuk dışı yapılanmaları, kanun dışı yakalama ve tutuklamalar, PKK'nın terör için değil fakat kendisini korumak için mücadele eden bir örgüt olduğu, köylerin Devlet tarafından yakıldığı ve boşalttığı, Devletin ölüm "timlerinin" operasyonda olması konularında bilgi toplamak, üretmek ve bunlarla yapılan propagandaları dağıtmak görevleri arasındadır. Amaç Devlet'i küçültmek olup her türlü yalan PKK'nın emirleri doğrultusunda Avrupa'ya fakslanmıştır. Tüm başvuru sahipleri gibi eşi de bu işin içerisindedir. Şahin, Bursa, Gaziantep, Mardin, Elazığ ve İstanbul cezaevleri arasında kuryelik yaptığını da kabul etmiştir.
c) Arzu Şahin
(22 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
450-451. Tutanakta, Arzu Şahin'in, PKK ile ilgili olan görevlerinden birisinin de Türkiye Cumhuriyeti'ni uluslararası arenada küçük düşürmek olduğu kaydedilmiştir. Bu, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na iletilen insanlara ve hatta avukatlara işkence yapıldığına dair uydurma başvurular ile yapılmaya çalışılmıştır. Kocasının Kürt olması sebebiyle PKK'ya sempati duymaya başladığını ve PKK'ya destek verdiğini belirtmiştir. Cezaevleri arasında kuryelik yapmıştır. Eskişehir Cezaevi'nin kapatılması kampanyasına katılmıştır. Eşi ve kendisinin PKK'nın Avrupa'daki teşkilatı ile bağlantıları vardır.
452. Bir keresinde PKK için Diyarbakır'dan İstanbul'a belgeler ve el bombası taşımıştır. İki kişi bunları evinden almıştır. İki gün evde kalmışlar ve daha sonra Niyazi Çem onları götürmüştür. Bunlardan birisi Berivan kod adlı kadındır. PKK için çalışan diğer avukatlar; Elçi, Acar, Tur, Erten, Çem, Beştaş, Demirhan, Demir ve Bayan Beştaş'tır.
d) Nevzat Kaya
(16 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
453. Tutanakta, Kaya'nın PKK'lılarla ilk defa 1990 yılında tanıştığı belirtilmiştir. Genç birisi iş yerine gelmiş ve ERNK'nın Diyarbakır sorumlusu solduğunu söylemiştir. Kendisinden küçük bir ücret karşılığında PKK'nın savunma avukatı olması istenmiştir. Bir hafta sonra bu kişiden Diyarbakır E-Tipi Cezaevinde tutuklu olan bir kişiye götürmesi için kapalı bir zarf gelmiştir. Farklı cezaevleri arasında kuryelik yapmıştır. Bir keresinde cezaevindeki PKK'lılara tişört, pijama, ceket ve gömleklerle beraber kitapçıklar da götürmüştür. Üzerinde ses kayıtları da taşımıştır. Bu davadaki tüm başvuru sahipleri dahil olmak üzere neredeyse tüm avukatlar bu faaliyetlerde bulunmuşlardır.
e) Şinasi Tur
454. Tutanakta, Tur'un, "bir öz eleştiri" yapmasının akabinde ileri derecede bir eğitim aldığı 1993 yılında tutuklandığı beyan ettiği kaydedilmiştir. Mahkumiyetinden önce, GAP bölgesinde ve dağlardaki PKK liderleriyle bağlantısı vardır ve sigara paketleri, adres defterleri, ajandalar ve benzeri eşyalar kullanmak suretiyle Abdülhakim Güven gibi mahkumlar arasında kuryelik yapmıştır. Ölmek üzere olan bir PKK'lıya bir akrabasının evinde bakmış ve daha sonra Selim Kurbanoğlu'nun yardımıyla Kasım veya Aralık 1992'de cesedi özel bir yere götürmüşlerdir. Tur, başvuru sahiplerinin içerisinde olduğu bazı avukatların isimlerini vermiş ve bunların da benzer faaliyetlerde bulunduğunu beyan etmiştir.
f) Sabahattin Acar
(7 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
455. Tutanakta Acar'ın, PKK ile ilk defa karşılaşmasının babasının köyüne yaptığı ziyaret esnasında gerçekleştiği yazılıdır. Okul zamanından beri sempatiyle baktığı PKK'lıları "özgürlükçüler" olarak görmüştür. Diğer PKK'lıların yanına götürülmüş ve bir "Kürt" olarak PKK'lı tutukluları cüz'i bir miktar karşılığında savunmak suretiyle "faşist Türk Devleti"ne karşı onlarla beraber mücadele etmesi tavsiye edilmiştir. Acar, başvuru sahipleri de dahil olmak üzere DGM'de çalışan tüm avukatların gönüllü olarak PKK için çalıştıklarını söylemiştir.
456-457. Bu kişilere Diyarbakır İl Jandarma Komutanı'nın Kürt karşıtı olduğunu, bölgedeki PKK destekçilerine aşırı baskı uyguladığını ve bu kişinin öldürülmesi gerektiğini söylemiştir. Bundan sonra cezaevleri arasında kuryelik yapmaya başlamış ve Abdülhakim Güven gibi siyasi temsilcilerle sürekli görüşmeler yapmıştır. PKK'lı militanları çok düşük bir ücret karşılığında savunmuş, propaganda yapmış ve pişman olup dağlardan kaçan militanları ikna ve tehdit etmek suretiyle tekrar dağlara dönmelerini sağlamıştır.
458. Savunma avukatları PKK'nın cezaevleri ile bağlantısını sağlamışlar, Özgür Gündem gazetesi için dışarıya basın açıklamaları taşımışlar, içeriye zehir, bıçak, mesaj ve yasak eşyalar taşımışlar ve Cumhuriyet Savcılarını, PKK'lı tutukluların isteklerini yerine getirmek için tehdit etmişler ve Avrupa'ya yalan propaganda göndermişlerdir. Bu kişiler arasında en çok Hüsniye Ölmez ile yakın çalışmıştır. Cezaevlerine her malzeme götürüşünde yolculuk masrafları için 500.000 ila 1.000.000 TL'sı para almıştır. Kendisi Abdülhakim Güven'e siyanür taşımıştır. PKK itirafçılarının ve diğer ele geçirilen militanların DGM ifadelerinin fotokopilerini çekmiş ve bunları Şehmuz kod adlı bir PKK'lıya vermiştir. Diğer faaliyetler de tutanakta yer almıştır.
459. Örgüt hakkında daha çok şey öğrenmek için PKK'yı öven kitap ve makaleler toplamış ve bunları cezaevlerindeki eğiticilere taşımıştır. Türkiye'nin Kürtlere yaptığı muameleler hakkında Türkiye'yi karalamak ve küçük düşürmek için Avrupa'daki insan hakları kuruluşlarına bölgedeki olaylar ile ilgili raporlar hazırlamış ve göndermiştir.
g) Niyazi Çem
(7 Aralık 1993 tarihli ve Çem'in imzadan imtina ettiği ifade)
460. Tutanakta, Çem'in, Kürt kökenli olması sebebiyle PKK'ya sempati duyduğu ve mesleki imkanlarını kullanarak PKK'ya yardım ettiği belirtilmiştir. Türk Devleti'nin yurt dışına kredisini azaltma amaçlı propaganda faaliyetlerine katılmıştır. Abdülhakim Güven'e sözlü talimatlar götürmüştür. PKK yüzünden işini yapamadığı için kendinse 5-10 milyon lira verilmektedir. Bir keresinde Diyarbakır'dan İstanbul'a iki kilo eroin götürmüştür. 5 gün süre ile hasta bir PKK'lı kadını evine kabul etmiş ve bu kişiye ilaç temin etmiştir.
461. Çem, Abdülhakim Güven'in itirafçı olması ve kendisini ele verebilme ihtimali ile Diyarbakır'a gitmemesi için uyarılmıştır.
h) Mehmet Selim Kurbanoğlu
(6 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
462-463. Tutanakta, Kurbanoğlu'nun okul günlerinden beri PKK'ya sempati duyduğu ve bu sempati savunma avukatı olmasından sonra ve arkadaşı Şinasi Tur'un vasıtasıyla daha da artmıştır. Diğer avukatlar gibi Abdülhakim Güven ile tanışmış ve bu kişi kendisine kuryelik yapmasını teklif etmiştir. Cezaevleri arasında taşımacılık yaptığında iş başına 1.000.000 TL'sı almıştır. Şinasi Tur'a ölmüş bir PKK'lının cesedini taşıması için yardım etmiştir. Bir akşam DGM'den evine dönerken kuryelik faaliyetleri ile ilgili olarak "ERNK" damgalı bir belge almıştır. Bunu cebinden çıkartmayı unutmuş ve yakalandığında da ele geçirilmiştir.
i) Meral Danış Beştaş
(Tarihi belli olmayan, Beştaş'ın imzalamadığı fakat bunun da yazılmadığı ifade)
464-465. Tutanakta, Beştaş'ın, hukuk fakültesi öğrencisi iken sempatizanı olduğunu PKK'yı yıllardır Kürt bağımsızlığı için Türk Devleti ile silahlı mücadele ettiği şeklinde tanıdığını söylediği yazılıdır. Mesut Beştaş ile evlendikten sonra onunla beraber avukatlık yapmaya başlamıştır ve zamanla cezaevleri arasında PKK kuryeliği faaliyetlerinde bulunmuştur. PKK'yı desteklemeyen avukatlar DGM'ler önünde davalara girmemektedirler. Türk Devletini küçük düşüren propaganda yapmıştır. Diğer başvuru sahipleri ile dayanışma içerisinde olmuştur.
466-467. Kendisine PKK tarafından bir büro açması durumunda kaynak sağlanabileceği söylenmiştir. Abdülhakim Güven ile yakın bir arkadaşlığı vardır. Bayan Ölmez ile kendisine zorluk çıkaran ve tutuklama tehdidinde bulunan bir savcıyı PKK'ya şikayet etmişlerdir. Bu savcının ortadan kaldırılması söylentisi bir süre ortada dolaşmıştır. Bazı PKK'lıların DGM'ler önünde çok pasif olması sebebiyle savunma taktikleri konusunda tartışmalar yapılmıştır. İtirafçıların ifadelerinin fotokopilerini çekip örgüte vermiştir. Kocası ile beraber PKK parasını Alman Markına çevirmişler, Mardin Merkez Cezaevi kadınlar bölümüne ve Diyarbakır E-Tipi Cezaevine sözlü ve yazılı mesajlar götürmüşler ve bir keresinde yolculuk masrafları için 400.000 TL'sı almışlardır. Yakalandığı zaman çantasında bir PKK broşürü vardır.
j) Mesut Beştaş
(6 Aralık 1993 tarih ve imzalanmasına rağmen Beştaş'ın imzadan imtina ettiğini ima eden IMT yazılı ifade)
468. Tutanakta, Beştaş'ın, Kürtlerin ikinci sınıf statüsü ve PKK'nın da Kürt bağımsızlık ve özgürlüğü için mücadele etmesi sebebiyle okul yıllarından beri PKK'ya sempati duyduğunu beyan ettiği yazılıdır. Örgütün emirleri doğrultusunda PKK'lı militanları savunan bazı başvuru sahiplerinin isimlerini vermiştir. Değişik cezaevleri arasında PKK için kuryelik yaptığını söylemiş ve spesifik örnekler vermiştir. Militanlar evine gelerek gözaltında olan örgüt mensuplarının davaları hakkında bilgi almışlardır. Abdülhakim Güven'in isteği üzerine bir mesajı PKK'lılara götürmüş ve cevabını da Güven'e geri getirmiştir. Daha sonra üst düzey bir PKK'lıya verdiği milyonlarca lirayı Alman markına çevirmiştir. Bir çok başvuru sahibini de kuryelik yapmakla itham etmiştir. Yakalandığı gün üzerinde, cebinden çıkartmayı unuttuğu kapalı bir "ERNK" mesajı vardır.
k) Vedat Erten
(8 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
469. Erten, öğrenciyken yapılan propagandaların etkisinde kalarak PKK sempatizanı olmuştur. Zaten bu, o zamanlar moda bir fikirdir. PKK ile yakın ilişkiler kuran, örgütün politika ve çıkarlarını savunan bir çok başvuru sahibinin ismini vermiştir. Tüm başvuru sahipleri kuryelik yapmışlardır. Hiç işi olmadığı için PKK temsilcilerinden kendisine dosya verilmesini istemiştir. Para almadığı zaman örgüt tarafından kendisine müvekkil başına 750.000 TL'sı verilmiştir.
l) Baki Demirhan
(7 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
470. Tutanakta, Erten'in, PKK'ya okul yıllarından itibaren sempatiği duyduğu yazılıdır. Cezaevine bir müvekkilini görmeye gittiğinde Abdülhakim Güven gibi kişilerle buluşmuş ve bu kişiler kendisini yetersiz destek vermekle eleştirmiş ve bu şekilde davranmaya devam ederse hiç iş alamayacağı şeklinde tehditte bulunmuşlardır. Demirhan çok fakir olduğu ve PKK da Kürt bağımsızlığı için çalıştığı her türlü görevi kabul etmiştir. Güven, kendisini kurye olarak kullanmış ve yol masrafları için her seferinde 500.000 TL'sı vermiştir. Ajanda ve kalemler içerisinde gizli notlar taşımıştır. Birkaç örnek vermiştir. İçeriye bir bıçak sokmuş ve bunu Güven'e vermiştir. Birçok başvuru sahibi kuryelik yapmıştır. Bazı avukatların 6 ay boyunca siyasi, teorik ve askeri eğitim aldığı bir PKK forumu hatırlamaktadır. PKK için yaptığı faaliyetler için pişmanlık duymamaktadır.
m) Mehmet Arif Altınkalem
(7 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
471-472. Tutanakta, Altınkalem'in, 1978-1979 yıllarında PKK'dan etkilendiğini, 1980'de ordunun yönetime el koyması ile PKK'nın faaliyetlerinin aksadığı ancak 1984 yılı ile beraber tekrar yüz üstüne çıktığını söylediği kaydedilmiştir. Gösterilere katılmak suretiyle PKK'ya destek olmuştur. PKK propagandası yapan ve PKK'lı ziyaretçileri kabul eden Diyarbakır İnsan Hakları Derneği'ni sık sık ziyaret etmektedir. PKK bağlantıları olan diğer bir avukat Sedat Aslantaş ile beraber çalışmıştır. Gaziantep Cezaevinden mesajlar almışlardır. Baki Demirhan, Meral Beştaş ve Tahir Elçi'ye atıflar yapmıştır. Neredeyse tüm Diyarbakırlı avukatların PKK faaliyetlerine destek olmaktadır. Kendisine bölge dışındaki avukatlara verilmek üzere dört "ERNK" makbuzu verilmiş fakat bunlar yakalandığı an üzerinde bulunmuştur.
n) Mehmet Gazanfer Abbasioğlu
(Tarihsiz ve imzasız ifade)
473. Tutanakta, Abbasioğlu'nun PKK sempatizanı olduğu ve destek olmak için gösterilerine katıldığı yazılıdır. Örgüt, avukatların takım halinde çalışmalarının daha etkili olacağını söylemiş ve kendisi de bir meslektaşının bürosuna katılmıştır. Diyarbakır E-Tipi Cezaevine gitmiş ve burada üst düzey bir PKK'lı olan Abdülhakim Güven ile tanışmıştır.
o) Fuat Hayri Demir
(8 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
474. Tutanakta, Demir'in küçük bir adres defteri ve sigara paketleri kullanarak Güven gibi kişilere kuryelik yaptığı yazılıdır. Kendisi ve meslektaşları Güven'in itirafçı olduğunu duyduklarında şok olmuşlar ve deşifre olmaktan korkmuşlardır. Tanıştığı bazı PKK'lıların kod isimlerini vermiştir. Taşıdığı bir mesajda Hüsniye Ölmez ve Nevzat Kaya'ya atıf yapılmıştır. Bir PKK'lı için 20 mikro kaset temin etmiştir. Bunu yapması için kendisine verilen mesaj yakalandığında üzerinde bulunmuştur.
p) Hüsniye Ölmez
(8 Aralık 1993 tarih ve imzalı ifade)
475. Tutanakta, Ölmez'in, Kürt olduğu için PKK'ya sempati duyduğu yazılıdır. Kendisi ile iki PKK'lı irtibata geçmiş ve yardım etmesini istemişlerdir. Bu şahıslara zaten militanların davalarını üstlenerek yardımcı olduğunu söylemiştir. Paraları olmadığı için onlara bir miktar para vermiştir. Bir keresinde bu şahıslardan birisine sahte bir kimlik temin etmiştir. Bir gece 2 kilo eroin taşımıştır. Babasını ziyaret ettiği bir sırada PKK renkleri içerisinde elinde bir silahla PKK'lılar fotoğraflarını çekmiştir. Gitgide artan sayıda dosya almaya başlamış fakat bunlardan ücret talep etmemiştir. PKK için çalışmış ve talimatlarını yerine getirmiştir.
476-477. Cezaevi kuryesi olmuş ve bu faaliyetler 1992 yılında yoğunluk kazanmıştır. Bu işi azaltmaya çalışmış fakat bu mümkün olmamıştır. Güven'e bir kalem ve günlük içerisinde notlar taşımıştır. Diğer başvuru sahiplerinin isimleri ile beraber diğer PKK bağlantılarının isimlerini vermiş ve notlar hakkında açıklamalar yapmıştır. PKK'ya yardım etmek istemeyen avukatlar hiç dosya alamamaktadırlar. Bir keresinde Güven kendisinden bir savcıyı sormuş, kendisine bilgisi olmadığını söylemiştir. Daha sonra bu kişinin öldürülmesi planlarını duymuştur. PKK'nın talimatları doğrultusunda hareket eden diğer başvuru sahiplerinin isimlerini vermiştir. Yakalandığında üzerinde Türk ordusunu aşağılayıcı bir belge vardır.
5. Teşhis ve yüzleştirme tutanakları
478-479. 7 Aralık 1993 tarihinde Güven'in, başvuru sahiplerini, başvuru sahiplerinin de Güven'i tanıdıklarına dair bir tutanak Güven ve hemen hemen tüm başvuru sahipleri tarafından imzalanmıştır. Elçi, Çem ve Bayan Beştaş tutanağı imzalamamıştır. Benzer bir tutanak 8 Aralık 1993 tarihinde Tur hakkında, 16 Aralık tarihinde de Bay ve Bayan Şahin'in haklarında düzenlenmiştir.
6. Başvuru sahiplerinin, iş ortaklarının ve akrabalarının olay zamanı verdiği diğer ifadeler
480-482. Jandarma nezaretinden hemen sonra başvuru sahipleri, Diyarbakır İnsan Hakları Derneğine daha sonra Londra merkezli Kürt İnsan Hakları Projesi'ne gönderilen çeşitli ifadeler vermişlerdir. Bu ifadeler (yukarıdaki 13-69. paragraflarda verilen) Komisyon'a yapılan başvuruların bir parçasını oluşturmuştur. Sabahattin Acar'ın yeğeni Burhan Acar'ın da ifadesini içeren diğer ifadeler de Dernek tarafından alınmıştır. Tahir Elçi'nin kardeşleri; Ömer ve Mehmet de, ağabeylerinin, arama ve el koymalarla ilgili verdiği ifadeleri doğrulamışlardır. Gazanfer Abbasioğlu'nun meslektaşı Zeynep Taşlı da Abbasioğlu'nun ifadelerini destekler bir ifade vermiştir. Elçi, Çem, Bay ve Bayan Beştaş, Altınkalem ve Demirhan tarafından orijinal iddialarını destekleyen detaylı ifadeler Ekim ve Kasım 1998 tarihlerinde Komisyon'a gönderilmiştir.
7. Arama ve yakalama tutanakları
a) Tahir Elçi'nin iş yerinde yapılan tartışmalı el koyma tutanağı (sadece Hükümet tarafından temin edilen faks kopyası)
483. 23 Kasım 1993 tarihli tutanakta Elçi'nin iş yerinde yapılan aramada, diğerleri ile birlikte, "Kürt Zaferi", "Kürt Merhametsizliği", "Demokratik Parti Anayasası", "Kürt Anayurdu", "ERNK" yayınları, "İnsanların umudu", 67 dava dosyası ve aşağıda metni verilen nota el konulduğu kaydedilmiştir:
"Yoldaş Elçi, bize gönderdiğiniz Mazlum Doğan Konferansı Metnini aldık ve Ferhat'a verdiğiniz notu lidere ilettik. Ancak yeterli silah yok. Kaçakçıya baskı uygulayın. Eski habercimiz yakalandı. Bu davayı iyi takip edin. Onu kurtarın ve yoldaş Selahattin'e işi çabuk yapmasını söyleyin. Devrimci selamlarımızla. İmza: Roserin"
484. Notun üzerinde Elçi'nin imzası vardır ve "ERNK" damgalıdır. Ancak orijinal belge gönderilmemiştir. DGM dosyasında sadece faks kopyası vardır.
b) Tahir Elçi hakkındaki tartışmasız tutanak
485. 23 Kasım 1993 tarihli bu belgede Elçi'nin işyerinde el konulan malzemeler olarak, Süleyman Kutluk'un Komisyon'a yapmış olduğu dosya da dahil olmak üzere 68 dava dosyasına el koyulduğu belirtilmiştir. Bununla beraber herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı belirtilmiştir.
486-487. Bu paragraflarda Elçi'nin iş yerinde yapılan el koyma ve rıza ile yapılan arama ilgili iki tutanağa yer verilmiştir.
e) Sabahattin Acar'ın rızası ile evinde yapılan arama tutanağı
488. Jandarma ve polis Acar'ın evinde 15 Kasım 1993 tarihinde bir arama yapılmış, "Türk Devriminin Yolları ve Görevleri", "PKK Hakkında Düşünceler", "Kürdistan Ateş Altında" adlı kitaplar ile Abdullah Öcalan hakkındaki "Faşizm ve PKK Direnişi" ve "Sosyalizmin Soruları ve Devrim" adlı kitaplara el konulmuştur.
f) Mehmet Selim Kurbanoğlu'nun tartışmasız ev arama tutanağı
489. Kurbanoğlu'nun evinde yapılan ve herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığına dair 20 Kasım tarihli tutanaktır.
g) Mehmet Selim Kurbanoğlu'nun tartışmalı ev arama tutanağı
490. Kurbanoğlu'nun evinde yapılan ve üzerinde "ERNK" damgası bulunan bir nota el konulduğunu bildiren 20 Kasım tarihli tutanak.
h) Bay ve Bayan Beştaş'ın tartışmalı gözaltına alınmaları ve üst arama tutanakları
491. Bu raporda, Meral Beştaş'ın üzerinde "YRWK" (PKK'nın entelektüel kanadı)'dan gelen ve "BANG" başlıklı bir not ve Mesut Beştaş'ın üzerinde ise bir "ERNK" belgesi bulunmuştur.
i) Arif Altınkalem'in tartışmalı üst arama tutanağı
492. Bu tutanakta Altınkalem'in üzerinde bir "ERNK" makbuzu bulunduğu belirtilmiştir.
j) Fuat Hayri Demir'in yakalama ve üst arama tutanakları
493. Demir'in PKK kuryeliği yaptığı iddiasıyla arandığı ve üzerinde Yoldaş Fuat Hayri Demir'e başlıklı bir "ERNK" notu bulunduğunu bunun haricinde başka bir suç unsuruna rastlanılmadığını bildiren 3 Aralık tarihli tutanak başvuru sahibi tarafından imzalanmıştır.
8. Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı nezarethane kayıtları
494-495. Başvuru sahipleri hakkındaki nezarethane kayıtları aşağıdaki iddianame tablosunda verilmiştir (par. 534). Bununla beraber kayıtlar 45 kişinin aynı anda nezarethanede tutulduğu görülmektedir.
9. Bazı sorguların video kayıtları (Hükümet tarafından 28 Temmuz 1999'da sunulan)
496-497. Hükümet, bazı başvuru sahiplerinin Kasım ve Aralık 1993 tarihlerinde sorgulanmaları görüntülerini içeren toplam dört saatlik iki kaset sunmuştur. Kaydın ses kalitesi düşüktür ve görüntü siyah beyazdır. Yer ve tarih verilmemiştir. Kişiler yakın mesafeden çekilmiştir. Görünmeyen bir adam sorular sormaktadır. Sorgulanan kişiye doğrultulmuş spot lambaları vardır. Tur, Demirhan, Ölmez, Kurbanoğlu, Altınkalem ve Erten kaydedilmiştir.
498-503. Şinasi Tur, bir çatışmada öldürülen kardeşinin PKK'lı olduğunu bir PKK'lıya cep telefonu alması için kendisine 5.000 Alman markı verildiğini ve örgüt için sahte kimlikler hazırladığını söylemiştir. Ölmez, avukat olarak iki sene iş alamadan çalıştıktan sonra iş alabilmek için PKK sempatizanı olduğunu, ailesi ve mal varlıklarının PKK tarafından alınan "vergi" yüzünden talan edildiğini söylemiştir.
10.DGM Savcısı Haney'in aldığı ifadeler
504-507. Haney, gözaltı sürelerinin bitiminde başvuru sahiplerinin ifadelerini almış, tüm başvuru sahipleri kendileri aleyhine yapılan iddiaları reddetmişler ve jandarmada verdikleri ifadeleri baskı altında verdikleri beyan etmişlerdir. Bazı başvuru sahipleri kendilerine işkence yapıldığını veya arkadaşlarına yapılan işkenceler sebebiyle korktuklarını, bazı başvuru sahipleri ise gözleri bağlı olduğu ve konuştukları kişiyi görmedikleri için Abdülhakim Güven ile yüzleştirilmediklerini iddia etmiştir. Bu kişiler Güven ile yapılan yüzleştirme tutanaklarının içeriklerini de reddetmişlerdir.
11. DGM Yedek Hakimi Cafer Sadık Ural'ın 10 Aralık 1993 tarihli başvuru sahiplerini sorgulama kayıtları
508-509. Baki Demirhan; kendisi hakkında yapılan tüm iddiaları reddetmiş ve Güven'in, kardeşinin PKK'ya katılmasını engellediği için kendisine kızgın olduğunu iddia etmiş, jandarmadaki ifadesini ise baskı altında verdiğini söylemiş ve Güven ile yüzleştirilmesini de yalanlamıştır.
510-513. Gazanfer Abbasioğlu, Mesut Beştaş, kendisi hakkında yapılan suçlamaları, jandarmada verdiği ifadeleri, Güven ile yapılan yüzleştirmeyi reddetmiş Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadeyi kabul etmiştir.
514-516. Meral Danış Beştaş, kendisi hakkında yapılan suçlamaları reddetmiş Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadeyi kabul etmiş, 25 gün boyunca cinsel olarak taciz edildiğini, çırılçıplak soyulduğunu ve işkenceye maruz kaldığını beyan etmiştir.
517-530. Kaya, Altınkalem, Erten, Kurbanoğlu, Acar, Demir, Tur, Elçi, Çem ve Ölmez kendileri hakkında yapılan suçlamaları, jandarmada verdikleri, Güven ile yapılan yüzleştirmeleri reddetmişler Cumhuriyet Savcısına verdiği ifadeyi kabul etmişler ve işkenceye uğradıklarını iddia etmişlerdir.
o) Mahkemenin kararı
531. Özet olarak Hakim, tutuklama tarihleri, suçların karakteri, delillerin durumu, ve ilgili kişilerin adreslerinin bilinmesi sebeplerini göz önünde bulundurarak başvuru sahiplerinin salıverilmesine karar vermiştir.
12. Üçüncü kişilerin ifadeleri
532-533. Güven gibi bir PKK itirafçısı olan Abdülhakim Bakır, ifadesinde Ocak 1993'te bıçak ve zehrin A.K. tarafından nasıl cezaevine sokulduğunu anlatmıştır.
13. Başvuru sahipleri aleyhine hazırlanan 22 Aralık 1993 tarihli iddianame
534-536. Cumhuriyet Savcısı Ünal Haney tarafından hazırlanan, 22 Aralık 1993 tarihli iddianamede başvuru sahiplerinin içinde olduğu 23 kişi hakkında iddia edilen suçlar sayılmıştır. Tüm başvuru sahipleri genel olarak yasa dışı bir örgüte yardımcı olan kişiler olmak suçlanmışlardır. Her dosyada, PKK mensuplarına düşük ücretle veya ücretsiz yasal koruma sağlamadan kuryelik ve propaganda yapmaya ve mali yardımda bulunmaya kadar değişen spesifik suçlamalar yapılmıştır. İmam Şahin'in dosyasında, bu kişinin PKK'yı masum olarak gösteren, Devleti küçük düşüren ve Devlet aleyhine belgeler hazırladığı belirtilmiştir. Arzu Şahin, Bekir Demirhan ve Sabahattin Acar'ın da dosyalarında benzer suçlamalar yapılmıştır. İddianamede, tüm başvuru sahiplerinin 2845 sayılı kanun uyarınca yargılanmaları ve TCK'nun 168/2, 31, 33 ve 40. maddeleri ve 3713 sayılı kanunun 5. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istenmiştir.
14. Diyarbakır DGM tutanakları
537. Kayıtlarda, Tahir Elçi'nin avukatının, el koyulan belgelerin geri verilmesini istediği, aynı gün Diyarbakır DGM'nin belgelerinin geri verilmesini emrettiği ve avukat Dinler'in, (72.1 numaralı) "İnsan Hakları Komisyonu" ile belgeleri de içiren bir listeyi imzaladığı görülmüştür.
538. 14 Şubat 1994 tarihli oturumda, Vedat Erten ve Arif Altınkalem haricindeki başvuru sahipleri, jandarma ve polis gözetiminde iken işkenceye uğradıklarını, kendilerine kötü muamele yapıldığını iddia etmişlerdir. Erten ve Altınkalem benzer iddialarını 10 Aralık 1993 günü DGM Yedek Hakimine iletmişler, Altınkalem, DGM önündeki 28 Nisan 1994 tarihli duruşmada bu iddialarını tekrar dile getirmiştir.
539. Tutukluluk halleri devam eden başvuru sahipleri, 17 Şubat 1994 tarihli duruşmada tahliyelerini talep etmişler ve tahliye edilmişlerdir.
540. Kurbanoğlu, 20 Ocak 1997'de, hakkında yeterli delil olmadığı ve mahkeme önündeki davanın avukatlara karşı gösterilen müsamahasızlığa dayandığını bildiren bir savunma ifadesi doldurmuştur.
541. Vedat Erten, gözaltına alınmasına, DGM Savcısının itirazı üzerine tutuklanmasına itiraz ettiği ayrı bir dilekçe vermiştir. Bununla beraber gözaltı süresinin bitiminde DGM Savcısı ve DGM Yedek Hakimine ilettiği iddiaları tekrarlamıştır.
542. Diyarbakır İl Jandarma Komutanı ise DGM'ne, başvuru sahipleri hakkında yapılan iddiaları ve başvuru sahiplerinin bu iddiaları itiraf ettiklerini belirtir genel bir tutanak göndermiştir. (Bu tutanağın içeriği yukarıda başvuru sahipleri aleyhine yapılan iddialarla aynı olduğu için burada tekrar çevrilmemiştir. (Ç.N.) )
543. Komutan, mahkemeye aynı zamanda, başvuru sahiplerinin sorgularını, Güven'in ifadelerini ve bulunduğu iddia edilen PKK belgelerini ve bir silahın görüntülerinin içeren video kayıtlarını da sunmuştur.
544-545. 17 Şubat ve 28 Nisan 1994 tarihli duruşmalarından sonra DGM bazı usul kararları almışsa da bunların hiçbirisi işkence, kötü muamele veya uygulandığı iddia edilen aşırı baskı ile ilgili değildir. Yapılan diğer duruşmalar, ertelemeler ve usulü işlemlerle geçmiştir.
15. Sağlık raporları
546. Yakalanmalarının akabinde polis tarafından, 10 Aralık 1993 tarihinde alınan sağlık raporlarında İmam ve Arzu Şahin'in sağlıklı oldukları belirtilmiştir.
547. Dr. Eğilmez, 10 Aralık 1993 tarihinde hazırladığı raporunda, Altınkalem haricindeki başvuru sahiplerinin vücutlarında herhangi bir iz ve şiddet izine rastlanılmadığını, Altınkalem'in sağ dizinde ise bir morluk olduğunu belirtmiştir.
548. Dr. Eğilmez'in, Hüsniye Ölmez'in isteği üzerine 13 Aralık 1993 tarihinde yapmış olduğu inceleme neticesinde hazırladığı raporunda, sol dizinin altında 1 cm çapında solmuş, yeşil renkli iki iz tespit etmiştir.
549. Dr. Mahmut Demirel, 13 Aralık 1993 tarihinde Meral Danış Beştaş'ı muayenesinden sonra hazırladığı raporunda, Beştaş'ın zatürre olduğunu ve 15 günlük yatak istirahatının uygun olduğunu belirtmiştir.
550-551. Başvuru sahiplerinin sunduğu, Sheffield Üniversitesi Adli Patoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. C.M.Milroy, başvuru sahiplerinin tıbbi muayeneleri hakkında görüşlerini belirtmiştir. 11 Kasım 1998 tarihli tıbbi görüşünde, Milroy, başvuru sahiplerinin iddia ettikleri muamelelerin (gözlerin bağlanması, sürekli yüksek müziğe maruz tutulma, ölüm tehditleri, tokatlanma, çırılçıplak soyulma ve soğuk suya tutulma gibi) vücut üzerinde herhangi bir iz bırakmayacağını bununla beraber soğuk su uygulamasının yüksek ateş ve zatürreye sebebiyet verebileceğini belirtmiştir.
552-553. Genel olarak dayak, morluklara ve sınırlı yemek imkanı, kilo kaybına sebebiyet verebilir. Bu yüzden gözaltına alınanların gözaltı sürelerinin başlangıcı ve sonunda kiloları ölçülmelidir. Hastaların fiziksel durumlarının da gözaltındaki şahısların beslenme durumları için delil kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dr. Mahmut Demirel'in Meral Danış Beştaş üzerindeki 13 Aralık 1993 tarihli bulguları (yukarıdaki 296-298 ve 549. paragraflar), çırılçıplak soyulma ve yüksek ateş sonrası zatürreye sebebiyet veren soğuk suya tutulma iddiaları ile uygunluk arz etmektedir.
16. Başvuru sahipleri tarafından sunulan bazı belgelerin özetleri ve bu belgeler
554. Diyarbakır Barosunun 1997 tarihli raporunda, 1993 ve 1995 yılları arasında bazı baro üyelerinin faili meçhul şahıslarca öldürüldüğü bildirilmektedir. O zamanlar bölgede devam eden savaş sebebiyle, avukatların birçoğu hakları ihlal edilen kurbanların yanında yer almıştır. Avukatlar, hukuka aykırı bir şekilde gözaltına alınmış, işkenceye uğramış, tutuklanmış ve uydurma deliller sebebiyle haklarında kovuşturma yapılmıştır. Bazı avukatlar çeşitli suçlarla itham edilmiş olup bazılarının davaları hala devam etmektedir. Başvuru sahiplerinin toplu başvurularına da atıf yağılmıştır.
555-556. İzmir Barosu Avukatı, Mehmet Nur Terzi, 1136 sayılı Avukatlar Kanunu'nun 58 ve 59. maddeleri hakkında belirttiği görüşünde; Cumhuriyet Savcısı Ünal Haney'in, olay zamanı avukatların yakalanmaları, gözaltına alınmaları ve sorgulanmaları hakkındaki korumaların, terör suçları bağlamında Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kurulması ve adli uygulamaları hakkındaki 2845 sayılı kanun ile kaldırıldığı düşüncesine katılmaktadır. Bundaki mantık, DGM'lerinin yargılama alanına giren suçların Devlet aleyhine işlenen suçlar olması olup yapılan eylemlerin avukatlık mesleği ile değil fakat kişisel eylemlerle ilgisi olmasıdır. Bununla beraber Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan genelgelerde, bu tip davaların güvenlik güçleri tarafından değil Cumhuriyet Savcıları tarafından yürütülmesi gereği belirtilmiştir. Bu zorunlu uygulama emirlerinin, bazı hukuki kuruluşlara özellikle de barolara karşı bazı illerde uygulanmadığı bir gerçektir.
Susurluk raporundan alıntılar
557. Raporda Diyarbakır jandarmasında görevli olduğu iddia edilen Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'a atıf yapılmıştır. Bu kişi, bazı PKK'lıların öldürülmesinden, şantajla para almaktan ve başarılı olması durumunda ilgili kişinin ortadan kaybolması ile sonuçlanan yasa dışı sorgulamalardan sorumludur. Sonuç olarak cezalandırılmamış "ölüm timi"ne liderlik etmiştir.
Adalet Bakanı Kazan'ın, bazı avukatların etik dışı uygulamaları hakkında "Sabah" gazetesine verdiği 14 Kasım 1996 tarihli röportaj
558. Bakan, Diyarbakır İnsan Hakları Derneği ile beraber 300 avukatın, yurt dışından para alarak boş kağıtları imzalamaları ve parmak izi basmaları için Olağanüstü Hal Bölgesi'ndeki kişileri kandırdıklarını söylemiştir.
Avukatlar Komitesi (ABD)'nin hazırladığı 7 Kasım 1996 tarihli rapordan bir alıntı
559. Raporda, DGM Başsavcısı Bekir Selçuk'un, uluslararası normlara aykırı göz altına alma durumları ile ilgili olarak "kendi görüşlerim var ve eğer Avrupa Sözleşmesi bunlarla aykırılık oluşturursa bu ikinci sırayı" alır dediği kaydedilmiştir.
Avrupa Avukatlar Komitesi'nin 7 Kasım 1996 tarihli İnsan Hakları konulu rapor
560-562. Komite üyeleri 1996 yılında Türkiye'de Türk yetkililerinin insan haklarının geliştirilmesi için çalışan Türk avukatlara karşı düşmanca tavır takındıkları iddiaları ile ilgili olarak 16 günlük bir araştırma yapmışlardır. Özellikle ülkenin güneydoğusunda avukatlara yapılan baskılar o seviyededir ki, çok az sayıda stajyer avukat DGM davalarını alabilmektedir. Diyarbakır Barosunun eski başkanlarından Nezmatullah Gündüz, Komiteye, "Kimse, bu davalarda avukat olarak görevlerini yerine getiremezler
Bu iş yavaş bir cinayettir" demiştir. Bu iddialara karşılık olarak, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk, Komiteye, bugüne kadar teröristleri savundukları gerekçesiyle hiçbir avukat hakkında kovuşturma yapılmadığını, bu kişiler hakkında yapılan kovuşturmaların bu kişilerin PKK ile olan organik bağları sebebiyle açıldığını söylemiştir. Avukatlar hakkında, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ile olan ilişkileri sebebi ile herhangi bir tedbir uygulanmamaktadır. Komite, DGM işlemleri sırasında uygulanan, tutuklama sürelerinin uzunluğuna da ilgi göstermiştir. Bu sürenin uzunluğu, gözaltındaki şahısların adli gözetimden uzak olmaları ve hukuki yardım alımının zorluğu sebepleri ile işkence ihtimalini güçlendirmektedir.
Birleşmiş Milletlerin İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ve Küçük Düşürücü Muamele veya Cezalar Konusundaki Raportörünün 1993 tarihli raporu
563. Bu raporda, kanunsuz uygulamalar ile suçlanan resmi görevliler hakkında adli veya idari işlemler yapılmadığından bahsedilmiş ve doktorlara, farklı raporlar vermeleri için yapılan baskıların örnekleri listelenmiştir.
Suçun Önlenmesi ve Faillerinin Cezalandırılması üzerine 8. BM Konferansında görüş birliği ile alınan 7 Eylül 1990 tarihli Avukatların Rolü Hakkında Temel Prensipler Üzerine Birleşmiş Milletler Demeci
564. Başvuru sahipleri bu Demecin bazı temel prensiplerine atıf yapmışlardır:
- avukatlar, müvekkillerinin haklarını savunurken insan haklarını desteklemeli ve kanunlar ile meslek ahlakına uygun bir şekilde serbestçe ve gayretle hareket etmelidirler;
- Hükümet, avukatların engelleme, düşmanlık veya kısıtlamaya maruz kalmadan işlerini yapmalarını sağlamalıdır;
- avukatlar, savundukları müvekkilleri ile birlikte tanımlanmamalıdırlar;
- avukatlar, iyi niyetle yaptıkları her türlü ifadeleri için hukuki ve adli dokunulmazlıktan faydalanmalıdırlar; ve
- avukat/müvekkil ilişkisi, bağlantısı ve görüşmeleri gizli olmalıdır.
Norveç Barosu adına Jon Rud'un Türkiye'deki savunma avukatlarının tutuklanması için hazırladığı rapor (26 Nisan 1 Mayıs 1994 tarihleri arası)
565. Bay Rud, mevcut davadaki iddiaları incelemiştir. DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ile yapılan mülakatta, Selçuk, başvuru sahiplerinin yetkililere iletilmemiş ve sadece bir savunma taktiği olan işkence iddialarından haberdar olduğunu söylemiştir. Başvuru sahipleri hakkında hazırlanan iddianamede Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yapılan şikayetlere neden atıf yapıldığı sorulduğunda Selçuk, Komisyon'a başvuru hakkının kötüye kullanıldığını ve Türkiye'yi küçük düşürücü ve Devlet aleyhine yapılan propaganda niteliğinde olan bu eylemlerin Türk hukukuna göre suç olduğu cevabını vermiştir. Avukatlar iç hukuk yollarını tüketmemişlerdir ve uydurma iddialarda bulunmuşlardır. Avukatlar, bu mesnetsiz iddiaları iletmeden önce, sadece müvekkillerinin talimatları doğrultusunda hareket etmemeli ve müvekkillerinin dosyalarını dikkatlice incelemelidirler.
Uluslararası Af Örgütü'nün 19 ve 24 Kasım 1993, 9 ve 17 Aralık 1993 ve 25 Ocak 1994 tarihli Acil Eylem Bildirileri
566. Bildirilerde başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları ve tutuklanmalarına atıf yapılmıştır. 17 Aralık 1993 tarihli bildiride, Meral Danış Beştaş'ın jandarma nezaretinde işkenceye uğradığı iddialarına yer verilmiştir. 25 Ocak 1994 tarihli bildiride ise Tahir Elçi ve Sabahattin Acar'ın benzer iddialarına yer verilmiştir.
Uluslararası Af Örgütü'nün -İnsan Hakları Savunucuları Tehlike Altında başlıklı- Eylül 1994 tarihli Türkiye Raporu
567. Af Örgütü, Türkiye İnsan Hakları Derneği'nin savunma avukatları hakkında yapılan kovuşturmalar ve bunlara karşı yapılan tacizler ile ilgili iddialarını ele almıştır. Meral Danış Beştaş'ın, Kasım 1993'te jandarma tarafından gözaltına alınması, soğuk su uygulamasının da dahil olduğu işkence ve kötü muamele şikayetlerine yer verilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. Tutuklama ve nezarethane
569. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 104. maddesinde; sanığın kaçmasından şüpheleniliyorsa veya sanığın delillerin yok etmeye veya tanıkları etkilemeye çalışması hallerinde veya suçun Devlet veya hükümet nüfuzunu kırmaya veya memleketin asayişini bozmaya yönelik olması veya kamu ahlâkına aykırı olması durumlarında sanığın tutuklanmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir. Suçun ağır cezalık olması durumunda sanık kaçacak sayılır.
570. Olay zamanı, Olağanüstü Hal Bölgesi'nde, 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Kanunu'nun 26. maddesinde, bir kişinin, DGM'lerinde yargılanan terör suçları ile ilgili olarak, bireysel suçlarda 4 güne, toplu olarak işlenen suçlarda ise 30 güne kadar gözaltında tutulmasına izin verilmektedir.
B. Terör suçları
571. Terör, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır:
"Terör; baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerdir."
572. Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Her kim, 125, 131, 146, 147, 149 ve 156. maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa on seneden az olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum olur."
573. Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"64 ve 65. maddelerde beyan olunan hal haricinde her kim, böyle bir cemiyete ve çeteye hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yer gösterir veya yardım eder yahut erzak ve esliha ve cephane veya elbise tedarik eder veya her ne suretle olursa olsun hareketlerini teshil ederse üç seneden beş seneye kadar ağır hapis ile cezalandırılır."
168 ve 169. maddelerdeki suçlar Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi ile terör suçu olarak tanımlanmış ve öngörülen cezalar yarı oranında arttırılmıştır (Demir ve Diğerleri v. Türkiye, 23 Eylül 1998). Adli işlemler ertelenebilir ve sanık tarafından 5 yıl süre ile benzer veya daha ağır bir suç işlenmezse düşer (23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenmiş suçlar için geçerli olan 4616 sayılı Şartlı Tahliye Kanunu).
C. Sorgulama ve ifadeler
574. CMUK madde 135(a); sanığın beyanının özgür iradesine dayanması gerektiğini, bu özgürlüğü engelleyecek her şeyin yasa dışı olacağını ve bu şekilde alınan ifadenin geçersiz olacağını düzenlemiştir (bu tip davranışların cezaları 26 Ağustos 1999 tarihinde yürürlüğe giren 4449 sayılı kanun ile arttırılmıştır).
575. Türk Ceza Kanunu'nda aşağıdaki filler suç olarak sayılmıştır:
- bir kişiyi haksız yere şahsi hürriyetinden mahrum bırakmak (genel anlamda madde 179 kamu görevlileri için madde 181);
- tehdit etmek (madde 191); veya
- bir kişiye işkence veya kötü muamele yapmak (243 ve 245. maddeler).
576. Bu tip suçların oluşmasına sebebiyet veren fiil veya ihmaller hakkında, yetkililerin soruşturma başlatma yükümlülükleri CMUK 151-153. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Suçlar Cumhuriyet Savcılarına olduğu kadar yetkililere veya güvenlik güçlerine de bildirilebilir. Şikayet yazılı veya sözlü olarak yapılabilir. Sözlü olması durumunda şikayet yetkili tarafından yazılı hale getirilmelidir (madde 151).
577. Cumhuriyet Savcısı ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği şüphesini doğuracak bir hale muttali olur olmaz kamu davası açmağa mahal olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin hakikatini araştırmağa mecburdur (madde 153).
578. Terör suçlarında Cumhuriyet Savcısının yetkilerini, Türkiye'nin her tarafında kurulmuş olan DGM Savcıları yürütür.
579. Eğer bu fiili yapan kişi kamu görevlisi ise davadaki ön soruşturma, Cumhuriyet Savcılarının yetkilerinin kısıtlandığı 1914 sayılı kanun uyarınca yapılmaktadır. Bu tip davalarda ön soruşturmayı başlatmak ve sonucunda kovuşturma yapılıp yapılmaması konusunda karar vermek ilgili yerel idari kurulunun görevidir. Kovuşturma kararı alınması durumunda davayı soruşturmak Cumhuriyet Savcısı'nın görevidir. 285 no.lu Kararname'nin 4 (e) maddesi uyarınca Olağanüstü Hal Bölgesi'ndeki kamu görevlileri hakkında yapılan benzer şikayetlerde de aynı usul uygulanacaktır.
580. Kurulların kararlarına karşı Bölge İdare Mahkemesi'nde itiraz edilebilir. Kovuşturma yapılmasına mahal olmadığı yönünde alınan kararlar doğrudan mahkemeye sevk edilmektedir.
581. 10 Temmuz 1987 tarihli 285 no.lu Kararname'nin 4 (i) maddesi uyarınca, 1914 sayılı kanun, Olağanüstü Hal Bölge Valisi'nin yetkisi altında kendisine bağlı güvenlik güçlerine de uygulanmaktadır.
D. Arama ve el koyma
582. Olağanüstü Hal Kanunu'nun 11. maddesi ve 430 no.lu Kararname'nin 3. maddesi olağanüstü hal bölgesindeki arama ve el koyma şartlarını aşağıdaki gibi düzenlemiştir:
"Şiddet olaylarında alınacak tedbirler"
Olağanüstü hal bölgesinde, genel güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması ve şiddet hareketlerinin yayılmasını önüne geçmek için bu kanunun 3 ve 9. maddelerindeki önlemler alınır ki bu önlemler; kişilerin üstlerinin, araçlarının ve eşyalarının aranması ve delil oluşturan suç unsurlarına el konulmasıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Vali, yollarda genel arama uygulanmasına, evlerde, iş yerlerinde ve bunların eklentilerinde ve kamuya açık olmayan yerlerde arama yapılması emri vermeye yetkilidir.
583. CMUK 90 ila 97. maddelerde, bölge dışındaki yerlerde, yukarıdaki önlemlerin genel uygulamaları düzenlenmiş ve el koyma emrinin bir hakim veya Cumhuriyet Savcısı tarafından verilebileceği belirtilmiştir. Özellikle 97. madde Cumhuriyet Savcısı ve polise gecikmesinde sakınca görülen hallerde arama yetkisi vermiştir. Uygunsuz aramalara karşı yapılacak itirazlar 307 ve 308. maddelerde düzenlenmiş olup TCK 193 ve 194. maddelerde kanun dışı aramalar suç olarak kabul edilmiştir.
E. Avukatların faaliyetleri ile ilgili soruşturma
584. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda, avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarındaki soruşturmanın, Adalet Bakanlığı'nın izini ile suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılacağı düzenlenmiştir (madde 58). 58. maddeye göre yapılan soruşturmaya ait dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne gönderilir. İnceleme sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya suçun işlendiği yer Ağır Ceza Mahkemesine en yakın bulunan Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Avukatların duruşmaları bu mahkemelerde yapılır (madde 59).
585. 1983 yılından itibaren, 2845 sayılı Devlet güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunu'nun 9. maddesi gereğince bakanlık yetkisi kaldırılmış ve DGM Savcılarına şüpheli avukatlar hakkında doğrudan kovuşturma yapma yetkisi verilmiştir.
586. Bununla beraber Adalet Bakanlığı'nın 14 Şubat 1994 tarihli genelgesi ile avukatların bireysel suçların bile bizzat Cumhuriyet Savcıları tarafından yürütülmesi gereği hatırlatılmıştır. Bu soruşturmalar kolluk kuvvetlerine bırakılamaz.
F. Sözleşme'nin iç hukuktaki yeri
587. Anayasa'nın 90. maddesi, Sözleşme organlarına şikayette bulunmayı anayasal koruma altına almıştır. Dahası Anayasa'nın 36. maddesinde, Sözleşme'de düzenlenen dilekçe hakkını da içeren, herkesin yargı mercileri önünde iddia hakkına sahip olduğunu düzenlenmiştir.
588. İç hukukla tezat oluşturması durumunda Sözleşme hükümleri geçerlidir.
G. Türk Hükümeti'nin Sözleşme'nin 15. maddesi uyarınca hakların kısıtlanması duyurusu ve 424, 425 ve 430 no.lu Kararnameler
589. 6 Ağustos 1990 tarihli hakların kısıtlanması duyurusu ve bahsolunan kararnamelerin özetleri yukarıda belirtilen Demir ve Diğerleri v. Türkiye kararında bulunabilir. Bildiride Türkiye'nin güneydoğusundaki milli güvenliği tehdit eden terörist faaliyetlere atıfta bulunulmuş ve ilgili kararnamelerle de Olağanüstü Hal Bölge Valisine bazı yetkiler verilmiştir. 12 Mayıs 1992 tarihinde Türkiye Daimi Temsilcisi, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği'ne, Hakların Kısıtlanması Bildirisi'nin etkisinin Sözleşme'nin 5. maddesi ile ilgili olarak kısıtlandığını bildirmiştir.
H. Adli suçlardan neşet eden özel ve idari sorumluluk
590. 2577 sayılı Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca, herkesin yetkililerin eylemlerinden kaynaklanan zararlarından dolayı, iddia edilen fiilin işlenmesinden itibaren bir yıl içerisinde bu fiiller için tazminat talebimde bulunmaya hakkı vardır. İddia kısmen veya tamamen reddedilir veya herhangi bir cevap alınamazsa altı ay içerisinde şikayetçi idari işlemleri başlatabilir.
591-592. Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü işleminin yasal incelemeye tabi olduğu ve sebep olduğu zararları telafi etmekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir.
593. 16 Aralık 1990 tarih 430 sayılı Kararname'nin 8. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Bu Kanun Hükmünde Kararname ile İçişleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruflarından dolayı bunlar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Kişilerin sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten tazminat talep etme hakları saklıdır."
594. Borçlar Kanunu'na göre herkes, maddi (madde 41-46) ve manevi (madde 47) zararların tazmini için dava açma hakkına sahiptir. Özel hukuk mahkemeleri, ceza mahkemelerinin kararları ile bağlı değillerdir.
595. Bununla birlikte 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca, idarenin eylemlerinden zarar gören bir kişi bu zararının tazmini için zarara sebep olan kamu görevlisi hakkında değil fakat bu kişinin çalıştığı kurum aleyhine dava açabilir (Anayasa'nın 129. maddesi ile Borçlar Kanunu'nun 55 ve 100. maddelerine bakınız). Fakat bu kesin bir kural değildir. Yapılan eylemin kanun dışı ve zalimane olması durumunda yani "idari bir faaliyet olmanın" dışına çıkması durumunda özel mahkemeler ilgili kamu görevlisi hakkında tazminata hükmedebilir (Borçlar Kanunu 50. madde).
III. İLGİLİ ULUSLARARASI BELGELER
596. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) 1990-1997 yılları arasında çeşitli kaynaklardan ulaşan, özgürlüğü kısıtlanan kişilere özellikle nezarethanelerde işkence veya kötü muamele yapıldığına dair alınan çok sayıdaki rapora cevaben Türkiye'de yedi inceleme ve bunların sonucunda iki kamuoyu açıklaması yapmıştır.
597. 15 Aralık 1992 tarihli kamuoyu açıklamasında CPT, işkence ve diğer kötü muamele çeşitlerinin polis nezarethanelerinin önemli bir özelliği olduğunu belirtmiştir. 1990 yılındaki ilk ziyaretinde, tazyikli soğuk su uygulamasının kötü muamele çeşitleri arasında olduğunu tespit etmiştir. Yapılan tıbbi incelemelerde işkence ve kötü muamelelerin fiziksel ve psikolojik karakterli olduğu tespit edilmiştir. Polis binalarında yapılan incelemelerde nezarethane koşullarının çok kötü olduğu tespit edilmiştir.
598. 1991'deki ikinci ziyaretinde, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi için herhangi bir gelişme sağlanmadığı belirtilmiştir. Birçok kişi benzer kötü muamele şekillerinden şikayet etmiştir. Yine bir çok kişi üzerinde, iddia edilen işkence izleri tespit edilmiştir. 22 Kasım-2 Aralık 1992 tarihleri arasında yapılan üçüncü ziyarette, temsilciler birçok benzer iddia ile karşılaşmış, bu kişiler Komite'nin doktorları tarafından incelenmiş, tespitler listelenmiştir. Ankara ve Diyarbakır Emniyet Müdürlükleri'nde işkence için kullanılabilecek ve makul bir açıklama getirilemeyen malzemeler bulunmuştur. CPT, işkence ve değişik kötü muamele usullerinin hala Türkiye'de yaygın olduğu açıklamasında bulunmuştur.
599. 6 Aralık 1996'da yapılan ikinci kamuoyu açıklamasında CPT, geçen dört yılda bazı gelişmelerin yaşandığını, ancak 1994 yılında yapılan ziyaretteki tespitlerin, işkence ve diğer kötü muamele usullerinin hâlâ polis nezarethanelerinin önemli bir özelliği olduğunu gösterdiği belirtilmiştir. 1996 yılında yapılan ziyaretlerde CPT temsilcileri, polis tarafından işkence ve kötü muamele yapıldığına dair bir kez daha önemli deliller tespit etmiştir.
HUKUKİ BOYUT
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZLARI
600. Hükümet, başvuru sahiplerinin, -avukat oldukları için hepsinden haberdar oldukları-, kendilerine anayasada, ceza hukuku, özel hukuk ve idare hukukunda tanınan iç hukuk yollarını tüketmedikleri iddiasında bulunmuştur. Bu, Mahkeme'nin ikincil rolünü zayıflatmaktadır. Hükümet, sadece Türkiye'ye uygulanan iç hukuk yollarını tüketme teorisini geliştirmeden önce Komisyon'un bu başvuruyu reddettiğini hatırlatmaktadır.
601. Hükümet, Mahkeme'den, mevcut davayı iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmesini istemektedir.
602. Bununla beraber, Hükümet, başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 3, 5, 8 ve eski 25. maddeleri ile 1 No.lu Protokolün 1. maddesi uyarınca yapmış oldukları iddiaların asılsız olduğunu ileri sürmüştür. Bu sebeple Hükümet, Mahkeme'den, mevcut davada Komisyon'un vermiş olduğu kabul edilebilirlik kararını gözden geçirmesini ve başvuruların açıkça temelsiz olduğuna veya Sözleşme'nin herhangi bir ihlalinin olmadığına karar vermesini istemektedir (Sözleşme'nin eski 29 yeni 35/4. maddesi).
603. Başvuru sahipleri, Komisyon'un 2 Aralık 1996 tarihli Hükümet'in iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasını reddettiği kabul edilebilirlik kararına dayanmaktadırlar. Başvuru sahipleri, Cumhuriyet Savcısına, DGM Yedek Hakimine ve Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne şikayetlerini iletmişler fakat şikayetleri değerlendirilmeye alınmamış ve bunlar üzerine bir soruşturma açılmamıştır. Hükümetin, Mahkeme Temsilcileri önüne çıkarttığı tanıklar, yetkililerin, güvenlik güçlerinin yanlış davranışları ile ilgili tüm iddiaları reddettiklerini doğrulamıştır. Başvuru sahipleri, Hükümet'in, iddialarının temelsiz olduğu itirazını da yalanlamışlardır.
604. Mahkeme, Sözleşme'nin 35/1 maddesinde düzenlenen iç hukuk yollarını tüketme kuralının, başvuru sahiplerine, öncelikle iç hukuk sisteminde iddia edilen ihlallerin tashihini sağlayacak mümkün ve yeterli olan yolları kullanma zorunluluğunu getirdiğini hatırlatmaktadır. İç hukuk yollarının mevcudiyeti teoride olduğu gibi uygulamada da yeterince kesin olmalıdır; aksi takdirde, istenilen etkinlik ve erişilebilirlik söz konusu olmaz. Ayrıca, 35/1.madde, başvurunun, Mahkeme önüne gelmesinden önce, en azından özet olarak ve iç hukuk tarafından öngörülen şekillerde uygun iç merci önünde yapılmasını gerektirir. Fakat bu hüküm, müracaatın yetersiz ve etkin olmayan hukuk yolları ile de yapılması gerektiği anlamına gelmez (Bakınız Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996, Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye, 16 Eylül 1996, Şarlı v. Türkiye, 22 Mayıs 2001).
605. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesinin uygulanmasının, söz konusu ilkenin, Akit Devletlerin oluşturma hususunda anlaştıkları insan haklarını koruma mekanizması çerçevesinde uygulanması sebebiyle ihtiyaç duyulan esnekliği sağlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu sebeple Mahkeme, madde 35/1'in belli bir esneklik derecesinde ve aşırı şekilcilikten uzak olarak uygulanması zorunluluğunu kabul etmiştir. Bununla beraber, iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesinin ne mutlak ne de otomatik olarak uygulanmasının mümkün olmayacağını kabul etmiştir. Bu ilkeye uyulup uyulmadığının tespiti her davanın özel şartlarına göre yapılmalıdır. Bu, Mahkeme'nin, hem iç hukuk yollarının işlediği genel hukuki ve siyasi çevreyi hem de başvuru sahibinin içinde bulunduğu hal ve şartları gerçekçi şekilde dikkate almak zorunda olduğu anlamına gelmektedir. Daha sonra, başvuru sahibinin iç hukuk yollarını tüketmesi için kendisinden beklenen her şeyi yapıp yapmadığını incelemek zorundadır (Bakınız Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996, par.53, Akdıvar ve Diğerleri v. Türkiye,16 Eylül 1996, par.69, Şarlı v. Türkiye, 22 Mayıs 2001, par.60).
606. Mahkeme, Türk hukukunun, Devlete veya kamu görevlilerine isnat olunabilir kanun dışı veya adli eylemlere karşı idari, özel ve cezai başvurular sağladığını belirtmektedir (par. 574-581, 583, 587-588 ve 590-595). Bununla beraber, Mahkeme, başvuru sahiplerinin şikayetlerini Cumhuriyet Savcısı Haney'e (par. 504-507), Hakim Ural'a (508-530) ve DGM'ne (538-541) ilettiklerini de tespit etmiştir. Ancak bu yetkililerden hiçbirisi başvuru sahiplerinin iddialarını soruşturmamıştır. Mahkeme, Komisyon'un 2 Aralık 1996 tarihli kabul edilebilirlik kararını ve " -hepsi Baro mensubu olan- çok sayıda avukatın aynı zaman içerisinde gözaltında iken kötü muamele gibi davranışlara maruz kaldıkları iddialarının yargı mercileri için incelemeye değer olmalıdır" yorumunu hatırlatmıştır.
607. Bu şartlar altında Mahkeme, başvuru sahiplerinin, idari veya özel hukuk içerisinde tazminat talebi gibi yapılan uygulamaların telafisi için daha fazla çaba göstermek zorunda olmadıklarını düşünmektedir (Asenov v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998, par. 86).
608. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümet'in iç hukuk yollarının tüketilmediği ön itirazını kabul etmemiştir.
609. Hükümet'in davanın açıkça temelsiz olduğu itirazı hakkında ise Mahkeme, Komisyon'un kararının gözden geçirilmesi ve madde 35/4 uyarınca da başvurunun reddedilmesinin sunulan deliller ışığında dayanağının olmadığını tespit etmiştir. Hükümet'in bu görüşlerini ve mevcut davada Sözleşme ihlali olup olmadığını davanın hukuki boyut bölümünde ele alacaktır.
610. Buna göre Mahkeme, Hükümet'in başvurunun kabul edilebilirliği konusundaki ön itirazlarını reddetmiştir.
II. SÖZLEŞME'NİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
A. Tarafların mütalaaları
1. Başvuru sahipleri
611. 9 başvuru sahibi Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı olarak kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmiştir.
612. Elçi, hem Cizre'de hem de Diyarbakır'da soğuk su tutulması, ölümle tehdit edilme ve dayağa maruz kalma suretiyle işkence ve kötü muamele gördüğünü; Tur, dayak, hakaret ve ölüm tehditlerine maruz kaldığını; Acar, yumruklandığını, gözlerinin bağlandığını, hakarete uğradığını, tekmelendiğini veölümle tehdit edildiğini; Çem, Elçi ile benzer uygulamalara maruz kaldığını; Kurbanoğlu, hakarete uğradığnı ve dövüldüğünü; Ölmez, diğer başvuru sahiplerince de doğrulandığı üzere işkenceye uğradığını ve Meral Beştaş, zatürreye sebebiyet verecek şekilde işkenceye uğradığını iddia etmişlerdir. İki bayan iddialarını destekleyici sağlık raporları sunmuşlardır. Kadınlar elbiselerinin olmaması ve tuvalet ve yıkanma imkanlarının da sınırlı olmasından şikayet etmişlerdir. Mesut Beştaş, kötü muameleye uğradığını, eşine yöneltilen tehditlerle psikolojik baskı altına alındığını ve nezarethanede iken zatürre olduğunu iddia etmiştir. Erten ise tekmelendiğini, tokatlandığını ve diğer kişilerin çığlıkları sebebi ile dehşete kapıldığını iddia etmiştir.
613. Başvuru sahipleri, bu tip kötü muamelenin fiziksel izler bırakmayacağını ileri sürmüşlerdir. Dahası, Dr. Eğilmez'in hazırlamış olduğu toplu raporun karara bir etkisinin olamayacağını ileri sürmüşlerdir.
614. Tüm başvuru sahipleri, çok kalabalık bir ortamda sınırlı su ve ekmek imkanları altında gözaltında tutulmuşlardır. Yetersiz yatak, yıkanma, tuvalet ve giyinme imkanı vardır. Yüksek sesli müzik vardır ve aydınlatma eksikliğinin yanında gözleri sürekli bağlıdır.
615. Başvuru sahipleri bu kötü muamelelerin amacının, kendilerini yakalamalar, aramalar, yüzleştirmeler ve gözaltına almalar konusunda uydurma belgeleri imzalamaya zorlamak olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başlı başına Sözleşme'nin 3. maddesinin bir ihlali olan, kötü muamele iddialarını soruşturmak ve bunu önlemek için hiçbir güvence mevcut değildir.
616. Nezarethanelerdeki kötü muamelelere karşı herhangi bir güvencenin olmaması bağlamında başvuru sahipleri, göz altılarının doğasına, gereksiz uzunluklarına ve birçok başvuru sahibinin gözaltına alınmadan önceki doktor raporlarının alınmamasına, yetersiz veya mevcut olmayan sorgulama kayıtlarına, salıverilmelerinden önceki baştan savma doktor raporlarına ve iddiaları hakkında kamu görevlileri tarafından soruşturma açılmamasına atıfta bulunmuşlardır. Soruşturma açılmamasının sebebi, görevlilerin bu tip iddiaların hiçbir zaman doğru olamayacağı yönündeki sabit fikirleridir (Cumhuriyet Savcısı Haney'in 357. paragraftaki ifadesine bakınız).
617. Başvuru sahipleri, vermiş oldukları ifadelerin tutarlılıklarına dikkat çekmektedir. Özellikle, Komisyon Delegelerine verdikleri ifadelerin etkileyici, güvenilir ve genel olarak tutarlı olduğunu ve bu sebeple bütün olarak kabul edilmeleri gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
618. Bunun aksine Hükümet tarafından sunulan delillerin hem zayıf hem de eksik olduğunu ileri sürmüşlerdir. Örnek olarak Güven'in ifadelerinin muğlak olması ve zıtlıklar içermesi sebebiyle tamamen dayanaksız olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Başvuru sahipleri vasıtasıyla göndermiş olduğunu iddia ettiği notlardan bir tanesi hakkında bir örnek bile verememektedir. İtirafları sayesinde az bir menfaat temin ettiğini imâ etmiştir. Bununla beraber, iki polis memurunu öldürmesi sebebiyle verilen ömür boyu hapis cezasına rağmen tahliye edilmiştir (par. 275).
619. Başvuru sahipleri, Dr. Eğilmez'in ifadesinin, mevcut davayı hatırlamaması ve güç ve şiddet kullanımı izlerini kısıtlı bir şekilde incelemesi sebebiyle güvenilemez olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bununla beraber Dr. Demirel'in ifadelerini bağımsız ve tarafsız olarak nitelendirmektedirler.
620. Eşref Hatipoğlu'nun ifadesi ise, otoritesine karşı gelen her türlü harekete olan müsamahasızlığı ve Türk otoritelerince insan hakları konusundaki kabul edilen kötü ünü sebebiyle yanlış yönlendirici olmakla beraber tamamen güvenilmez kabul edilmelidir. Geniş yetki alanı içerisinde, başvuru sahiplerinin nezarethane şartlarından kişisel olarak haberdar olması çok da mümkün değildir. Örnek olarak, olay zamanında Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda en fazla 20 kişinin nezarethanede tutulabileceği ifadesine rağmen nezarethane kayıtları bir gecede 45 kişinin nezarethanede tutulduğunu göstermektedir. Bu davadakine benzer yakalama emrini verme yetkisinin kimin sorumluluğu altında olduğu konusunda karışık fikirler belirtmiştir. PKK'nın "ölüm listesi"nin dışarıya avukatlar tarafından cezaevinden dışarı çıkarıldığı iddia edilmiş fakat altı yıllık soruşturma süresince buna bir atıfta bulunulmamıştır.
621. Bozoğlu'nun ifadelerinin de, bir çok kamu görevlisi hakkında yapılan benzer şikayetlere rağmen hiç işkence iddiası duymadığını belirtmesi sebebiyle güvenilmez kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuru sahipleri, Hatipoğlu ve Haney'in, işkence iddialarının sıradan bir savunma taktiği olduğu yönündeki görüşlerine de dikkat çekmişlerdir.
622. Cumhuriyet Savcısı Haney'in ifadesi, Türk yetkililerin başvuru sahiplerinin iddiaları ile ilgilenmeleri konusundaki iyi niyet eksikliklerini ve bu iddialar üzerinde soruşturma açılmaması hatasını göstermektedir.
623. Başvuru sahipleri, Durmuş'un ifadesi (par. 416-422) haricinde Hükümet'in, Komisyon Delegeleri önüne çıkarttığı tüm tanıkların güvenilemez, muğlak ve zaman zaman ilgisiz addedilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
624. Başvuru sahipleri, video kayıtlarının, altı başvuru sahibinin sorgulamalarının çok az bir bölümünü göstermeleri sebebiyle çok az bir delil değerine olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Tahmini olarak her başvuru sahibinin her seferinde iki saatten üç kere sorgulandıkları hesap edilirse toplam 96 saatlik kayıt olmalıdır. Kayıtların tarihleri yoktur ve ifade ve yüzleştirme tutanaklarını imzalamayı reddeden dört başvuru sahibini göstermemektedirler. Bununla beraber sorgucunun yüzü de gözükmemektedir. Kayıtlardaki ifadeler, bu başvuru sahiplerine yazılı ifadelerinde isnat edilen ifadelerini yansıtmamaktadır. Bu altı başvuru sahibine, üzerlerinde bulunan suç unsuru belgelerle ilgili olarak herhangi bir soru sorulmamıştır.
625. Nezarethanede iken kötü muameleye maruz kaldıkları iddiasını desteklemek üzere başvuru sahipleri, AİHK raporları, Mahkeme'nin kararları, BM kuruluşlarının rapor ve kararları ve Uluslararası Af Örgütü'nün raporlarının da dahil olduğu yardımcı delillere atıf yapmışlardır. Aynı zamanda Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'nin raporlarına da atıf yapılmıştır.
2. Hükümet
626. Hükümet, başvuru sahiplerinin işkence iddialarının tamamen asılsız olduğunu ileri sürmüştür. Birçok delil başvuru sahipleri tarafından bizzat sunulmuştur ve bunlar tarafsızlık ve bağımsızlıktan uzaktırlar. Bunun aksine başvuru sahiplerinin sorgulamalarını gösteren video kayıtları bu kişilerin herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadıklarını göstermektedir.
627. Diğer deliller ile ilgili olarak Hükümet, Dr. Eğilmez'in başvuru sahipleri hakkında düzenlemiş olduğu 10 Aralık 1993 tarihli, herhangi bir kötü muamele izi tespit edilmeyen doktor raporuna atıf yapmaktadır (par. 284-293 ve 547).
628. Meral Danış Beştaş, doktora solunum rahatsızlığı çektiğini söylememiştir. Dahası, kendisine zatürre teşhisinden sonra istirahatı tavsiye edilse de çalışmaya devam etmiş ve DGM'ne herhangi bir sağlık raporu sunmamıştır.
629. Tüm başvuru sahipleri jandarma nezaretinde iken sağlı kontrolü talep edebilirlerdi veya Cumhuriyet Savcısı önünde doktorun sahte rapor hazırladığını ileri sürebilirlerdi. Fakat bunların hiçbirisini yapmamışlardır.
630. İşkence ve kötü muamele iddiaları ile doktorların güvenlik güçlerinin talimatları doğrultusunda rapor hazırladıkları olay zamanında bir savunma taktiğidir.
631. Hükümet, başvuru sahiplerinin dayandığı, bazı uluslararası örgütlerin ve CPT'nin Türkiye ile ilgili raporlarında belirttikleri görüşlerine katılmamaktadır.
B. Mahkeme'nin değerlendirmesi
1. Genel Prensipler
632. Mahkeme, 3. maddenin demokratik bir toplumun en temel değerlerinden birisini oluşturduğunu hatırlatmaktadır. Sözleşme, terörizmle mücadele gibi, en zor şartlarda dahi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı cezalandırma veya muameleleri kesin ifadelerle yasaklamaktadır. Sözleşme ve ek Protokollerindeki diğer temel hükümlerinde olduğunun aksine, burada herhangi bir istisnai durum tanımamıştır ve bu hükmün uygulanmasını 15. madde bağlamında askıya almak da mümkün değildir (İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, par. 163; Selmouni v. Fransa, 28 Temmuz 1997, par.95).
633. Bir kötü muamelenin, 3. madde alanına girmesi için çekilen acının asgari bir seviyeye ulaşmış olması gerekir. Bu seviyenin tespiti esas olarak göreceli olup davanın verilerinin tamamına, özellikle muamelenin süresi ve bedensel ve zihni etkileri ile bazen mağdurun cinsiyet, yaş ve sağlık durumuna bağlıdır (İrlanda v. Birleşik Krallık, par.163). Mahkeme, gözaltına alınarak özgürlüğü kısıtlanan bir kişiye, kendi hal ve hareketlerinin gerekli kılmadığı fiziksel bir gücün kullanılmasının, insan onurunu zedeleyici ve aşağılayıcı bir durum olduğunu ve bunun 3. maddenin ihlali anlamına geldiğini hatırlatmaktadır (Ribitsch v. Avusturya, 4 Aralık 1995, par. 38; Tekin v. Türkiye, 9 Haziran 1998, par. 53 ve Selmouni v. Fransa, par. 99).
634. Bir kötü muamelenin işkence sayılıp sayılmaması gerektiği konusunda Mahkeme, 3. maddede belirtilen işkence ile insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele arasında bir ayrım yapmaktadır. Mahkeme'nin daha önce de tespit ettiği gibi, Sözleşme'nin böyle bir ayrım yapmasının sebebi, çok ciddi ve zalimane şikayetlere sebebiyet veren insanlık dışı muamelelere özel bir sıfat ekleme isteğidir (Selmouni v. Fransa, par. 96). Bununla beraber Mahkeme, "işkence" ile karşılaştırıldığında geçmişte "insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele" olarak nitelendirdiği fiilleri, kişi hak ve özgürlükleri ile insan haklarının korunmasında benimsenmesi gereken yüksek standartlar ve kaçınılmaz olarak temel demokratik toplum değerleri ihlallerine karşı daha sağlam değerlendirmeler yapılabilmesi için gelecekte farklı şekilde sınıflandırabilir (adı geçen karar, par. 101).
635. Mahkeme, daha sonra, yargı içtihatlarında, Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali iddialarındaki delilleri değerlendirmesinde, "makul şüphenin ötesinde kesin" delil standardını uyguladığını hatırlatmaktadır. Bu tip deliller; yeterli derecede güçlü ve açık delillere ve birbirlerini destekleyen sonuçlara veya çürütülemeyen çıkarımlara dayanmalıdır (İrlanda v. Birleşik Krallık, par. 161).
636. Mahkeme, kendisinin ikincil mahiyetteki rolü hususunda çok hassastır ve aynı zamanda belirli bir olayın şartlarının kaçınılmaz olarak tam bir şekilde ortaya konamadığı bir durumda birinci derece mahkemesinin rolünü üzerine alma hususunda çok dikkatli olmalıdır (bak. McKerr v. Birleşik Krallık kararı, no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Bununla beraber, iddiaların, mevcut davada olduğu gibi, Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili olması durumlarında Mahkeme, daha sıkı bir inceleme uygulamak zorundadır (Ribitsch v. Avusturya, par. 32; Avşar v. Türkiye, par. 283,)
2. Mevcut dava
637. Başvuru sahiplerinin, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele iddialarını değerlendirmede Mahkeme, Komisyon Delegeleri önünde tanıkların vermiş oldukları ifadelere önem vermiştir.
638. Mahkeme, önüne herhangi bir delil getirilmediği için Elçi'nin Cizre polisi tarafından kötü muameleye uğradığı iddialarının gerçekliğini, aranılan delil standardında tespit etmenin mümkün olmadığını düşünmektedir.
639. Bununla beraber, başvuru sahiplerinin Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda kötü muameleye uğradıkları iddialarını, Mahkeme, bütün olarak incelenebilir bulmuştur.
640. Mahkeme, başvuru sahiplerinin, Elçi, Çem, Meral Beştaş ve Ölmez'in hakarete ve saldırıya uğradıkları, çırılçıplak soyuldukları ve soğuk suya tutulduklarına dair vermiş oldukları ifadelerin tutarlılıklarına dikkat çekmektedir. Ölmez'in Komisyon Delegelerine ifade vermemesine rağmen, iddiaları diğer başvuru sahipleri ile uygunluk arz etmektedir. Mahkeme'nin görüşüne göre de, Hükümet'in sunmuş olduğu kasetlerde Ölmez hasta ve yorgun gözükmektedir. Dahası başvuru sahipleri, iddialarını, özgürce ifade verebildikleri her zaman Cumhuriyet Savcısına, DGM Yedek Hakimine ve komisyon Delegelerine iletmişlerdir.
641. Mahkeme, başvuru sahiplerinin, nezarethane koşulları ile ilgili vermiş olduğu ifadeleri güvenilir ve tutarlı bulmuştur. Mahkeme, aynı zamanda, Tur, Acar, Kurbanoğlu, Mesut Beştaş ve Erten'in hakarete uğradıkları, küçük düşürüldükleri, tokatlandıkları ve önlerine konulan belgeleri imzalamaları konusunda dehşete düştükleri iddialarını da tutarlı ve güvenilir bulmuştur. Dahası, Güven ile yüzleştirilme ve sorgulama anları gibi en kritik zamanlarda başvuru sahiplerin gözlerinin bağlı olduğuna karar vermiştir.
642. Cumhuriyet Savcısının karşısına çıkartılmadan önce, başvuru sahiplerinin toplu olarak yapılan sağlık kontrollerinin sonuçlarının belirtildiği rapor (par. 284-286 ve 291) ancak, gelişigüzel ve baştan savma olarak nitelendirilebilir. Mahkeme, bu yüzden bu rapora herhangi bir değer atfetmemektedir. Bunun aksine, Bayan Beştaş'ın (par. 549) zatürre olduğu ve Arif Altınkalem ile Hüsniye Ölmez'de (par. 548) küçük morarırlıklar olduğunun tespitinin yapıldığı doktor raporu başvuru sahiplerinin iddialarına biraz daha güvenilirlik katmaktadır.
643. Hükümetin, Komisyon Delegeleri karşısına çıkarttığı tanıklar, genel olarak başvuru sahiplerinin iddialarını yalanlamışlar ancak o sürecin bilinen geçmişinin ışığında ifadeleri şüphe doğurmaktadır. Dahası ifadeleri arasında önemli tutarsızlıklar vardır.
644. Örnek olarak hükümet tanıkları Albay Eşref Hatipoğlu, karargahta en fazla 20 kişinin gözaltında tutulabileceğini söylemiştir (par. 306). Ancak, Hükümet tarafından sunulan nezarethane kayıtları olay zamanı bir gecede 45 kişinin gözaltında tutulduğunu açıkça göstermiştir (par. 494). Hükümet, bu kişilerin başka nezarethanelere gönderildiği iddialarına rağmen başka birimlerin nezarethane kayıtlarını sunmamıştır (par. 318-319). Mahkeme, normal kapasitesi 20 kişi olan bir yerde iki katı kadar kişinin gözaltında tutulması ile başvuru sahiplerinin, bir bölümünün koridorda tutulduğu iddialarını destekler nitelikte yetersizliklerin baş göstereceğini düşünmektedir.
645. Mahkeme, başvuru sahiplerinin iddialarının ciddiye alınmaması ve bunlar üzerine soruşturma başlatılamaması iddialarına karşı bunları çürütecek herhangi bir delil getirilmediği için başvuru sahiplerinin bu iddialarını güvenilir ve tutarlı addetmektedir. Özellikle, Hatipoğlu bu tip iddiaları reddetmiş (par. 307 ve 325-316) ve Cumhuriyet Savcıları da bunun sadece bir savunma taktiği olduğunu ileri sürmüşlerdir (par. 357 ve 565). Hakim Ural ise, bu iddialar hakkında bir değerlendirme ve soruşturma yapmamıştır (par. 508-531). Dahası, DGM, başvuru sahiplerinin iddiaları hakkında herhangi bir sonuca varmamıştır.
646. Davanın tüm şartları içerisinde Mahkeme, Elçi, Çem, Meral Danış ve Ölmez'in, Kasım ve Aralık 1993 tarihlerinde jandarmanın elinde gözaltında tutuldukları sırada fiziksel ve zihinsel şiddete maruz kaldıklarını tespit etmiştir. Bu tip bir kötü muamele Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı bir şekilde, bu kişiler üzerinde aşırı bir acı ve ızdırap doğurmuştur ve çok ciddi ve zalimane kabul edilmelidir. Bu sebeplerle, bu muamele, 3. madde anlamında işkence oluşturmuştur.
647. Mahkeme, Tur, Acar, Kurbanoğlu, Mesut Beştaş ve Erten'in de 3. maddeye aykırı bir şekilde kötü muameleye maruz kaldıklarına karar vermiştir. Mahkeme, başvuru sahiplerinin maruz kaldıkları muameleyi insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele olarak tanımlamıştır.
648. Mahkeme, yargı mercilerinin başvuru sahiplerinin iddiaları hakkında soruşturma başlatmaları ve bir sonuca varmaları konusunda başarısız olduklarına karar vermiştir (par. 645). Yetkililerin, başvuru sahiplerinin jandarma nezaretinde kötü muameleye uğradıkları iddialarını araştırmadaki eylemsizlikleri sebebiyle Mahkeme, Sözleşme'nin 3. maddesinin usul gerekleri bakımından da ihlal edildiğine karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞME'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. Tarafların mütalaaları
1. Başvuru sahipleri
650. Başvuru sahipleri, gözaltına alınmalarının Sözleşme'nin 5. maddesinin bir ihlalini oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir.
651. Başvuru sahipleri, Hükümet'in yakalanmaları kararı için herhangi bir delil sunamadığını ileri sürmüşlerdir. Hükümetin dayandığı deliller, kendileri hakkında makul bir şüphe doğurmamaktadır. Bu tedbirin asıl sebebi, yetkililerin başvuru sahiplerinin DGMleri önünde savunma avukatı olarak görev yapmaları ve Türkiye'de insan hakları ihlallerine maruz kalan insanlara yardımcı olmalarıdır.
652. Başvuru sahiplerinin yakalanmaları ve gözaltına alınmaları, bunun güvenlik güçleri tarafından Cumhuriyet Savcılığından izin alınmadan yapıldığı göz önüne alınırsa, Avukatlık Kanunu'nun 58 ve 59. maddeleri uyarınca yasa dışıdır. 59. madde Türkiye genelinde zorunlu olup 14 Şubat 1994 tarihli genelge ile açıkça vurgulanmıştır (par. 584-586).
653. Davanın her şartında, Mahkeme, Hükümet'in konuyla ilgili bilgi ve Sözleşme'nin 5. maddesi anlamında "kanun ile öngörülmüş usul" ile ilgili bir delil getirememesinden belli sonuçlar çıkartmalıdır. Dahası, Hükümet, gözaltına alınmayı haklı kılacak objektif ve tarafsız bir gözlemciyi başvuru sahipleri hakkında makul bir şüphe olduğuna inandıracak düzeyde herhangi bir bilgi veya sebep gösterememiştir (Fox, Campbell ve Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, par. 31). "Makul şüphe" oluşumunun, kendileri de terör suçu ile itham edilmiş kişilerin ifadelerine dayandırılması önemli riskler taşımaktadır (Contrada v. İtalya, Kararlar ve Raporlar 88-A, s.94).
654. Özellikle, 25 gün süren gözaltı için güçlü deliller sunulmalıdır. Hükümet tarafından sunulan tek delil Güven'in dört ifadesidir (par. 424-434). Bununla beraber, Güven'in kötü karakteri, detaylı bilgiler verememesi, Pişmanlık Kanunu ile elde edeceği faydalar, PKK'dan gelecek misillemeleri önlemek için örgütle bağlantısı olmayan kişileri ihbar etme ihtiyacı, yeni bir delil getirememesi ve başvuru sahiplerini tanıması da değerlendirmeye alınmalıdır. Bu şartlar altında güvenilirliği büyük bir şüpheye açık olan ve başvuru sahiplerinin iyi karakterleri ve mesleki konumları ile tezat oluşturan Güven'in ifadelerini destekleyecek herhangi bir çalışma da yapılmamıştır.
655. Bununla beraber, Güven'in ifadelerinde, başvuru sahiplerine önemsiz bir atıfta bulunulmuş ve hatta yakalanmalarından önce Acar ve Altınkalem'e herhangi bir atıf dahi yapılmamıştır.
656. Başvuru sahipleri, yetkililerin kötü niyetlerinin davanın gerçekleri ve resmi Susurluk raporu ile uygunluk arz ettiğini iddia etmektedirler. Başvuru sahipleri, 1993 ve 1995 yılları arasındaki çözümlenmemiş, 6 avukat cinayetine ve haklarında adli soruşturma açılmış 48 avukata da atıfta bulunmuşlardır. Hatipoğlu'nun Temsilcilere vermiş olduğu ifade genel düşmanlık ve bakış açısını sergilemektedir. Deliller, suç unsuru ihtiva eden belgelerin, başvuru sahiplerinin aleyhine kullanılmak üzere sonradan yapıldığını da göstermektedir.
657. Gerçek olmayan yüzleştirme ve ifade tutanakları da benzer yöntemler kullanılarak yapılmıştır. Hiçbir yüzleştirmede hazır bulunmayan Özer, hiçbir görevlinin imzasını taşımayan bir belgeyi imzalamaktan kaçınmamıştır. Kötü muamele ve işkenceden sonra başvuru sahiplerine gerçek olmayan ifade tutanakları ve kayıtlar imzalattırılmaya çalışılmıştır. Birçok başvuru sahibi, gözaltı sürelerinin bitiminde Hatipoğlu tarafından tehdit edilmiştir ve Cumhuriyet Savcısı Haney, açıkça başvuru sahipleri hakkındaki adli iddiaların temelsiz olduğunu gösterecek hiçbir konuyla ilgilenmemiştir.
658. Başvuru sahiplerine göre, bunlar ve diğer bazı etkenler yetkililerin kötü niyetini göstermektedir.
659. Başvuru sahipleri ayrıca, yakalanma sebeplerinin kendilerine iletilmediğini iddia ederek Sözleşme'nin 5. maddesinin 2. fıkrasının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Hükümet
660. Hükümet, başvuru sahiplerinin kanun dışı veya keyfi olarak gözaltına alındıklarını reddetmektedir. PKK mensubu oldukları gerekçesi ile yakalanmışlardır ve haklarında 22 Aralık 1993 tarihinde iddianame hazırlanmıştır. PKK için cezaevleri arasında kuryelik yapmak, cezaevine siyanür ve bıçak sokmak, PKK mensuplarına yataklık yapmak ve TCK'nın 168. maddesine ve Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesine aykırı hareket etmekle suçlanmışlardır. Polis ve jandarma üzerindeki savcılık kontrolü ile keyfi gözaltına alınmalara karşı önlemler alınmıştır ve DGM önündeki işlemlerde gözaltına alınmanın yasallığı da kontrol edilmektedir.
661. Güvenlik güçlerinin, Avukatlık Kanunu'nun 58 ve 59. maddelerinden ayrılmalarının sebebi, bu kanunu hükümlerinin 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Kanunu ile değiştirilmesidir. Başvuru sahipleri hakkındaki terör bağlantılı iddialar önünde Kamu Görevlilerinin yargılama Usulleri Kanunu ile Avukatlık Kanunu'nun uygulanmadığı DGM'lerinin yargılama alanına girmektedir. Yine bir yorum ile başvuru sahiplerinin haklarında soruşturma yapılan fiiller, bunların mesleki faaliyetleri alanına girmemektedir ve bu yüzden Avukatlık Kanunu'nun korumaları başvuru sahipleri için geçerli değildir.
662. Başvuru sahipleri hakkında yapılan ciddi suçlamalar, olay zamanı PKK'nın yoğun terörist faaliyetleri bağlamında ele alınmalıdır. Hükümet, Türkiye'nin güneydoğusundaki olağanüstü hal bölgesi uygulamasına, acımasız terörist faaliyetlere ve Türk Hükümeti'nin Sözleşme'nin 15. maddesi uyarınca yayınlamış olduğu Hakların Kısıtlanması Bildirgesine 5. maddenin de dahil olduğuna atıfta bulunmuştur. Başvuru sahipleri, PKK'lı şüphelileri savunduklarını ve ifadeleri istihbarat kaynaklarınca da doğrulanan, Abdülhakim Güven'in de dâhil olduğu PKK'lı mahkûmlarla irtibatlarının olduğunu kabul etmişlerdir. Deliller, başvuru sahiplerinin, PKK için kuryelik yaptıklarını veya PKK'lılarla irtibat kurduklarını ve bazılarının daha ciddi suçlara katıldıklarını ortaya koymaktadır. Bu da başvuru sahiplerinin yakalanmalarını ve gözaltına alınmalarını haklı kılan şüpheyi içermektedir.
663. Buna bağlı olarak, yetkililer, başvuru sahiplerinin aleyhine yapılmış olan iddiaların, başvuru sahiplerinin meslekleri ile ilgili olmadığına karar vermişlerdir ve buradan yapılan yorum ile Avukatlık Kanunu'nun 58 ve 59. maddeleri uygulanmamıştır. Dahası başvuru sahipleri gözaltına alınmaları ile ilgili eksiklikleri Diyarbakır DGM'de dile getirebilirlerdi.
664. Sonuç olarak, Cumhuriyet Savcılığının 22 Aralık 1993 tarihli iddianamesi ile başvuru sahipleri aleyhine adli işlemler başlatılmış ve bunlara DGM önündeki işlemlerle devam edilmiştir.
665. Hükümet, başvuru sahiplerinin, adli savunmalara katılmaları ve insan hakları ile ilgilenmeleri sebebiyle gözaltına alındıları iddiasını reddetmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Bekir Selçuk'un, Norveç Barosu'na başvuru sahiplerinin Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yaptıkları gerçeklere dayanmayan başvurular ile de suçlandıklarını söylediğini de kabul etmemiştir (par. 561-565). Sözleşme organlarına başvuruda bulunma hakkı anayasal bir haktır ancak bu başvuru sahipleri, Avrupa'daki bazı hükümet dışı kuruluşlar vasıtasıyla PKK'nın propagandasını yapmışlardır. Bu kurumlara yapılan atıflarda hiçbir zaman Avrupa İnsan Hakları Komisyonu kastedilmemiştir. Her halükarda başvuru sahiplerinin davasında savcı Selçuk değil Ünal Haney'dir.
666. Bu sebeplerle, başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları tamamen haklı sebeplere dayanmaktadır ve bunun aksine yapılan iddialar temelsizdir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
667. Mahkeme, Sözleşme'nin 5/1. maddesinin, her türlü özgürlük kısıtlanmasının "kanuni" ve "kanunla belirlenmiş bir prosedür" çerçevesinde yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Sözleşme bu terimleri kullanmak suretiyle, özellikle iç hukuka atıf yapmakta ve bu uygulamalar için somut ve usulü kurallar düzenlenmesi zorunluluğu getirmektedir. Bununla beraber bu fıkra, her türlü özgürlük kısıtlamasının, bireylerin keyfilikten korunabilmeleri amacıyla, 5. maddenin amacı ile uyumlu olmasını gerektirmektedir (özellikle bakınız: Winterwerp v. Hollanda, 24 Ekim 1979, par. 39-45 ve Van der Leer v. Hollanda, 21 Şubat 1979, par. 22).
668. Mahkeme, daha sonra, 5. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin, özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kişi üzerinde, tarafsız bir gözlemciyi, ilgili kişinin soruşturulmakta olan suçu işlediğine inandırabilecek nitelikte olaylar veya bilginin varlığından çıkarılabilecek "makul bir şüphe"nin olmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Bununla beraber neyin "makul" kabul edileceği olayların bütününe bağlıdır (bakınız, Fox, Campell ve Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, par. 32).
669. Mahkeme, adaletin hüküm sürmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için avukatlık mesleğinin önemli rolüne vurgu yapmaktadır. Avukatların hiçbir engellemeye maruz kalmadan mesleklerini icra etme özgürlükleri, demokratik toplumun önemli bir parçası olup Sözleşme'nin özellikle adil yargılanma ve kişi güvenliği hakları ile beraber diğer düzenlemelerinin de etkin bir şekilde uygulanmaları için önemlidir. Bu meslek mensuplarına karşı yapılacak baskı veya tacizler, Sözleşme sisteminin özüne yapılmış saldırılardır. Bu yüzden, her ne şekilde olursa olsun baskı iddiaları ama özellikle avukatların geniş ölçekli tutuklanmaları ve gözaltına alınmaları ve bürolarının aranmaları, Mahkeme tarafından oldukça sıkı bir incelemeye tutulacaktır.
670. Hükümet, bu davada her avukatın, Türk Ceza Kanunu'nun 168 ve 169. maddelerinde düzenlenen suçları işlediklerine dair oluşan makul şüphe altında kanuni yollar ile gözaltına alındıklarını iddia etmiştir.
671. Başvuru sahiplerinin üzerindeki şüphenin makullüğü konusunda Mahkeme, bir PKK itirafçısı olan Abdülhakim Güven'in, jandarmaya Arif Altınkalem haricindeki tüm başvuru sahiplerinin, cezaevindeki müvekkilleriyle dışarıdaki örgüt mensupları arasında kuryelik yapmak suretiyle PKK'ya yardım ettiklerini söylediğini tespit etmiştir (yukarıdaki 424-434. paragraflar). Sonuç olarak, 15 Kasım ve 7 Aralık 1993 tarihleri arasında başvuru sahipleri polis veya jandarma tarafından gözaltına alınmışlar ve Güven'in iddiaları hakkında sorgulandıkları Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda 7 ila 25 gün gözaltında tutulmuşlardır. Gözaltı süreleri Mahkeme tarafından aşağıda belirtilmiştir:
Polis/Jandarmadaki gözaltı tarihleri Gün sayısı
Tahir Elçi 23.11.93 - 10.12.93 17
İmam Şahin 07.12.93 - 21.12.93 14
Arzu Şahin 07.12.93 - 21.12.93 14
Nevzat Kaya 18.11.93 - 10.12.93 22
Şinasi Tur 15.11.93 - 10.12.93 25
Sabahattin Acar 15.11.93 - 10.12.93 25
Niyazi Çem 23.11.93 - 10.12.93 17
Mehmet Selim Kurbanoğlu 20.11.93 - 10.12.93 20
Meral Danış Beştaş 16.11.93 - 10.12.93 24
Mesut Beştaş 16.11.93 - 10.12.93 24
Vedat Erten 23.11.93 - 10.12.93 17
Baki Demirhan 16.11.93 - 10.12.93 24
Arif Altınkalem 16.11.93 - 10.12.93 24
Gazanfer Abbasioğlu 30.11.93 - 10.12.93 10
Fuat Hayri Demir 03.12.93 - 10.12.93 7
Hüsniye Ölmez 16.11.93 - 10.12.93 24
672. Hükümet, Güven'in iddiaları sebebiyle, isimlerini verdiği sahiplerinin ileri seviyede soruşturma gerektiren ve gözaltına alınmalarını haklı kılan, terör suçu işledikleri yönünde makul şüphe oluştuğunu ileri sürmüştür. Başvuru sahipleri, kendisi terör suçu ile itham edilmiş ve diğerlerini ele vermesi durumunda Pişmanlık Yasası'ndan faydalanacak bir kişinin ifadelerinde yaptığı atıfların kendileri hakkında makul şüphe uyandırması için yeterli dayanak vermediğini ve Hükümet'in olaylar hakkındaki mütalaaları veya sunduğu bilgilerin, tarafsız bir gözlemciyi bu tip bir şüphenin varlığına inandıramayacağını ileri sürmüşlerdir.
673. Devam eden paragraflarda ulaştığı sonuca atıf yapmak suretiyle Mahkeme, Güven'in ifadelerinde atıf yapılan başvuru sahipleri aleyhinde makul şüphe oluşup oluşmadığı sorusu hakkında karar vermeyi gereksiz bulmaktadır.
674. Bununla beraber, Mahkeme, Güven'in ifadelerini 15-16 Kasım tarihinde vermesine ve ifadelerinde Arif Altınkalem'e hiçbir atıfta bulunmamasına rağmen Arif Altınkalem'in 16 Kasım 1993 tarihinde yakalandığına dikkat çekmektedir. Hükümet, Altınkalem'in hangi makul şüphe ile yakalandığı konusunda herhangi bir delil sunmamıştır. Bu şartlar altında Mahkeme, Altınkalem'in, diğer başvuru sahipleri ile beraber, Devlet Güvenlik Mahkemeleri önünde PKK'nın savunma avukatlığını yapması gerçeğinden başka bir sebep olmadığı sonucuna varmaktadır.
675. Başvuru sahiplerinin gözaltına alınmalarının kanuniliği konusuna gelince, Mahkeme, Komisyon Temsilcileri tarafından alınan ifadelerin, suç işleyen kişilerin yakalanmaları ve gözaltına alınmalarını düzenleyen iç hukuk gereklilikleri bağlamında çeşitli tanıklar arasında bariz bir karışıklık ve tutarsızlık olduğunu ortaya çıkardığını gözlemlemektedir.
676. Hatipoğlu ilk olarak şüphelilerin gözaltına alınmasına karar verme yetkisi olduğunu söylemiş ama daha sonra Cumhuriyet Savcısının karardan haberdar edilmesi gerektiğini ve gözaltına alma kararının bir Cumhuriyet Savcısı tarafından verilmesi gerektiğini söylemiştir (par. 305). Gül, ilk olarak jandarmanın bir kişiyi gözaltına almasından sonra Cumhuriyet Savcısının durumdan haberdar edilmesi gerektiğini söylemiş fakat daha sonra verdiği ifadesinde yargı makamlarının bilgilendirilmeleri ve onay vermeleri durumunda jandarmaların kendi inisiyatifleri ile kişileri gözaltına alabildiklerini söylemiştir. Bu yetkinin sözlü olarak verilebileceğini ancak daha sonra yazılı hale getirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Daha sonra bu yetkinin olayın gerçekleşmesinden sonra şahsın gözaltına alındığı gün tarihli verildiğini belirtmiştir. Haney, Cumhuriyet Savcısı yetkisinin gerekli olduğunu ancak olay zamanı bu yetkinin sözlü olarak verilebildiğini zira yazılı olması için bir düzenleme bulunmadığını söylemiştir (par. 353).
677. Mahkeme, taraflar arasında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun etkisi konusunda da anlaşmazlık olduğunu tespit etmiştir. Bir yandan başvuru sahipleri, ilgili kanunun, sıkıyönetim bölgesi de dâhil olmak üzere Türkiye genelinde avukatlara özel bir statü verdiğini ve meslekleri ile ilgili olmayan suçların bile kovuşturmalarının Cumhuriyet Savcıları tarafından yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda yukarıda bahsedilen düzenlemelere vurgu yapan Adalet Bakanlığı'nın 14 Şubat 1994 tarihli genelgesine atıf yapılmaktadır (par. 586). Diğer yandan Hükümet, Haney'in 1136 sayılı kanun hakkında verdiği ifadeyi destekleyerek 2845 sayılı kanunun 9 ve 10. maddelerinin Devlet Güvenlik Maddelerinin yargılama alanına giren suçlarda Avukatlık Kanunun özel usulü düzenlemelerini kaldırdığını ileri sürmüştür.
678. Aşağıda belirtilen sebepler neticesinde Mahkeme, tarafların arasında uyuşmazlık konusu olan 1136 sayılı kanunun uygulanıp uygulanamayacağı konusunu çözüme kavuşturmayı gerekli bulmamaktadır. Mahkeme, bununla beraber, olay zamanı avukatların işledikleri iddia edilen suçların kovuşturulmasında netlik ve belirlilik olmadığını gözlemlemektedir. Özellikle, 2845 sayılı kanunun 9. maddesinin Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargılama alanına giren konularda Avukatlık Kanunu'nu geçersiz kılıp kılmadığı ve 1994 tarihli bakanlık genelgesinin bu tip suçların kovuşturulmasında hukuki bir etkisinin olup olmadığı konuları açık değildir.
679. Mahkeme'ye sunulan deliller arasında açık olan ise, kişi avukat olsun olmasın veya suç Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargılama alanına girsin girmesin bir şüphelinin gözaltına alınması için Cumhuriyet Savcısının yetkisinin gerekliliğidir. Bu tip bir emir sözlü olarak verilebildiği gibi olaydan sonra da verilebilir. Ancak Gül'ün vermiş olduğu ifadeye göre, bu durumdan sonra emir yazılı olarak verilmelidir. Mahkeme'nin karşısındaki en önemli sorun, başvuru sahiplerinin gözaltına alınmalarında iç hukukun bu düzenlemelerinin yeterince yerine getirilip getirilemediğidir.
680. Mahkeme, Komisyon temsilcilerine ifade veren hiçbir tanığın başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları emrini verme sorumluluğunu üstlenmediklerine dikkat çekmektedir. Hatipoğlu, kendisinin başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları düşüncesinde "en sorumlu" kişinin kendisi olduğunu belirtmiş ancak gözaltına alma kararının Başsavcı tarafından verildiğini ileri sürmüştür (par. 305). Yedekçi, Başsavcı tarafından Güven'in yaklaşık 100 sayfalık ifadesinin alındığını belirtmiş ve yine Başsavcının başvuru sahiplerini gözaltına alma emrini verdiğini söylemiştir (par. 342). Haney ise, başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları ile ilgili olarak kendisinin herhangi bir ilgisinin olmadığını nitekim gözaltına alma emrinin Başsavcı tarafından DGM'de iken verildiğini belirtmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, Başsavcı Bekir Selçuk'un Komisyon temsilcilerine ifade vermediğini gözlemlemektedir. Kendisinin ifadesinin yokluğunda, başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları için önceden emir alınması konusunda yetkililerin attığı adımların net bir resmi ortaya çıkmamaktadır. Özellikle emrin sözlü olarak verilip verilmediği, verildiyse daha sonra yazıya dökülüp dökülmediği açık değildir. Bununla beraber, başvuru sahiplerinin 23 günlük süre içerisinde dokuz ayrı günde gözaltına alınmaları ve aslında birden fazla gözaltı kararı olması gerçeğine rağmen Hatipoğlu'nun ileri sürdüğü gibi bütün başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları için tek bir karar verilip verilmediği konusu da açık değildir.
681. En düşündürücü konu ise başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları için talep yazılarının veya Selçuk tarafından verilen başvuru sahiplerinin gözaltına alınmaları konulu yazıların olmamasıdır. Gül'ün ifadesine (par. 323) rağmen, bu tip bir kaydın mutlak suretle tutulması gerekirdi. Savcıyı konudan bilgilendiren kişi ve gözaltına alma emrini isteyen kişi hakkında herhangi bir belge getirilememiştir. Cumhuriyet Savcılığı ile jandarma arasında gözaltına alma, talep, talimatlar veya herhangi bir konuda herhangi bir yazışma sunulamamıştır. Gözaltına alınma ile ilgili olarak yapılan tek yazışma jandarmanın kendisinin yaptığı yazışmalardır ki bunlar da Cizre ve İstanbul polisine fakslanan yakalama talepleridir (par. 386 ve 418). Başvuru sahiplerinin neden gözaltına alındıklarına dair herhangi bir belge de sunulmamıştır. Bu konuda yakalama tutanaklarında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
682. Bu kaynakların yokluğunda Mahkeme, başvuru sahiplerinin yakalanmaları ve jandarma tarafından Kasım ayında 7 ila 25 gün gözaltında tutulmalarına, iç hukuk düzenlemeleri gereğince veya Sözleşme'nin 5. maddesi bağlamında "kanun ile düzenlenmiş bir usule uygun olarak" bir Cumhuriyet Savcısı tarafından yetki verildiğinin yeteri kadar kanıtlanamadığına karar vermiştir.
683-684. Mahkeme, Hükümet'in Sözleşme'nin 15. maddesine dayanarak 5. madde tarafından korunan haklara getirdiği kısıtlanmaya atıf yapmaktadır. Bununla beraber, kısıtlama ve bunun sonucunda yapılan yasal kararnameler mevcut davanın koşulları ile beraber ele alındığında, Mahkeme, başvuru sahiplerinin kanun dışı gözaltına alınmalarının bu düzenlemelerle meşru olacağı konusunda ikna olmamıştır. Hükümet, başvuru sahiplerinin yeterli yetki olmaksızın gözaltına alınmalarının nasıl Sözleşme'nin 15/1. maddesinde düzenlenen zaruret halleri içerisine girdiğini açıklayamamıştır (Şen v. Türkiye, 17 Haziran 2003, par. 22-29).
685. Bu sebeplerle, tüm başvuru sahipleri bakımından, Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının bir ihlali söz konusudur.
686. Mahkeme, başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 5. maddesinin 2. fıkrası bağlamında ileri sürdükleri şikayetleri zaman aşımı sebebiyle değerlendirmeye alamamaktadır (Sözleşme'nin 35/1 ve 2. fıkraları ve Soc v. Hırvatistan, 9 Mayıs 2003, par. 88).
V. SÖZLEŞME'NİN 8. MADDESİ İLE 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLALLERİ İDDİALARI
687. Başvuru sahipleri; Tahir Elçi, Şinasi Tur, Sabahattin Acar, Niyazi Çem ve Mehmet Kurbanoğlu yakalanmaları esnasında yapılan aramalar ve belge ve dosyalarına el konulmasından şikayet etmişler ve Sözleşme'nin 8. maddesi ile 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
A. Tarafların mütalaaları
1. Başvuru sahipleri
688. Başvuru sahipleri; Elçi, Tur, Acar, Çem ve Kurbanoğlu, bir Savcı veya Hakimin kararı olmadan, müvekkil ile avukat arasındaki ilişkinin gizliliğinin sağlanması ihtiyacını hiçe sayarak, arama ve el koymaların herhangi bir özel eşya için yapılmaması ve mesleki belgeler ile ilgili özel kuralların değerlendirmeye alınmaması sebepleri ile evlerinin ve bürolarının aranmasının hiç şüphesiz kanunsuz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Dahası, adli işlemlerde kullanılmayan belgeler, Hükümet'in aksi iddialarına rağmen, başvuru sahiplerine geri verilmemiştir. Özellikle, Elçi, Komisyon'a yapılan iki başvuru ile ilgili belgelerin hiçbir zaman kendisine verilmediğini iddia etmiştir.
2. Hükümet
689. Hükümet, bazı başvuru sahiplerinin ev ve bürolarının aranması ve kişisel eşya ve dosyalara el konulmasının, sırasıyla 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 11. maddesi, 430 sayılı kararnamenin 3. maddesi ve Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 90 ila 97. maddeleri ile uygunluk içerisinde olduğunu ileri sürmüştür. Bu işlemler, Sözleşme'nin 8/2. maddesinde belirtilen ulusal güvenlik, kamu güvenliği, suçun önlenmesi ve diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin terör saldırılarından korunması adına önem arz etmektedir. Dahası, bu konular 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin alanına girmemektedir. Bu bağlamda Hükümet, mevcut davada yapılan aramaların, ekonomik ve sosyal kayıplara mâl olmakla beraber binlerce ölüm ve yaralanmaya da sebep olan PKK'ya karşı yapılan bir operasyonun bir parçasıdır.
690. Bir suç ile ilgisi olma ihtimali bulunan eşyalara Savcı tarafından el konulmuştur. Diğer eşyalar da sahiplerine geri verilmiştir. Hükümet, herhangi bir eşyanın kaybolması durumunda Elçi'nin sorumlu görevliler aleyhinde şikayette bulunabileceğini ileri sürmüştür. Bununla beraber Elçi'nin, mahkeme dosyasındaki herhangi bir belgenin kopyasını isteyebileceğini, özel hukuk işlemleri başlatabileceği gibi CMUK madde 307 ve 308. maddelerindeki düzenlemelerdeki uygunsuzluklar için başvuru haklarına sahip olduğunu ileri sürmüştür. Başvuru sahipleri, kendilerine verilmediği iddia edilen herhangi bir mesleki belge için resmi bir başvuruda bulunmamıştır.
691. Tüm arama tutanakları ilgili şahısların rıza ve imzalarını içermek zorundadır. Mevcut davada, imzaladıkları tutanaklardan da anlaşılacağı üzere başvuru sahipleri aramalar için rıza göstermişlerdir. Başvuru sahipleri iddia edilen uygunsuzluklar ile ilgili olarak adli işlemler sırasında şikayette bulunabilirlerdi.
692. Sonuç olarak Hükümet, başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 8. maddesi ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesi altındaki iddialarının tamamen dayanaksız olduğunu ileri sürmüştür.
B. Mahkeme'nin değerlendirmesi
693. Mahkeme, başvuru sahiplerinin yakalanmaları esnasında ev ve/veya bürolarının arandığını ve bazı belgelere el konulduğunu belirtmektedir. Güvenlik güçleri hiçbir arama kararı göstermemişler ve başvuru sahiplerine ne arandığına dair bir bilgi verilmemiştir. Mesleki gizliliği olması gereken bazı dava dosyaları ile beraber Kürt konulu veya PKK ile ilgili uzaktan bir bağlantısı olan her şey alınmıştır.
694. Taraflar arasında "ERNK" (PKK'nın siyasi kolu) damgalı makbuzlar gibi suç unsuru belgelerin bazı başvuru sahiplerinin üzerinde bulunması konusunda anlaşmazlık vardır. Özellikle Hükümet, Elçi'nin böyle bir belgeyi bulundurduğuna dair imzaladığı herhangi bir orijinal belge sunamamıştır. Diğer başvuru sahipleri benzer itirafları konusunda istekli olmadıklarını beyan etmektedirler. Birçoğu imzalarının, serbest bırakılmalarının öncesinde gözleri bağlı iken, kendilerine işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele yapılmasının ardından alındığını ileri sürmüştür.
695. Elçi, Komisyon ile ilgili müvekkil dosyalarının daha sonra kendisine verildiğini de yalanlamıştır. Bununla beraber, Mahkeme, bu dosyaların DGM önünde Elçi'nin avukatına verildiğine, sunulan deliller çerçevesinde kanaat getirmiştir (par. 537).
696. Mahkeme, ilk olarak başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 8. maddesi altında ileri sürdükleri şikayetleri inceleyecektir. Mahkeme, beş başvuru sahibinin evinin aranması ve kişisel belgelere ve diğer eşyalara el konulmasının başvuru sahiplerinin evlerine ve iletişimlerine saygı duyulmasını bekleme haklarına bir müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, benzer olarak, Elçi ve Kaya'nın bürolarının aranmasının ve dava dosyalarına el konulmasının Mahkeme'nin yargı içtihadında belirtildiği gibi (Niemitz v. Almanya, 16 Aralık 1992, par. 30) aynı müdahaleyi doğurduğunu tespit etmiştir.
697. Bu müdahalelerin Sözleşme'nin 8. maddesinin 2. paragrafı bağlamında ve daha da özel olarak bu paragrafın amaçlarından "kanuna uygun olma" prensibi doğrultusunda yapılıp yapılmadığı sorusu hala cevapsızdır. Bu bağlamda Mahkeme, yukarıdaki, başvuru sahiplerinin yakalanma ve gözaltına alınmalarında jandarmanın kanunda öngörülmüş olan usulü takip etmede eksikliklerinin olduğu tespitini hatırlatmaktadır (par. 675-685). Benzer olarak, Mahkeme, Cumhuriyet Savcısı veya bir Hakim tarafından verilmiş bir arama kararının ve adli makamlar tarafından aramadan önce veya sonra aramanın amacı ve çerçevesini belirten herhangi bir resmi belge veya sözlü talimatın olmadığını tespit etmiştir.
698. Her ne kadar 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 11. maddesi ve 430 sayılı Kararname'nin 3. maddesi Olağanüstü Hal Bölge Valisine, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde arama ve el koyma emri verme yetkisi verse de Mahkeme, Hükümet tarafından, Vali'nin bu aramalar ve bunların amaç ve çerçevesini sınırlayan herhangi bir talimatını sunmadığını tespit etmiştir. Bununla beraber arama ve el koymalar çok geniş tutulmuş olup özel bir yetki olmaksızın mesleki belgelere de el konulmuştur. Mahkeme, burada da görevlilerin doğrudan sorumluluk almalarına ve güvenilirliliklerinin eksikliğine takılmıştır (par. 680).
699. Özet olarak Mahkeme, mevcut davada arama ve el koyma önlemlerinin herhangi uygun bir yetki ve koruma olmaksızın yapıldığını tespit etmiştir. Bu şartlar altında Mahkeme, bu müdahalelerin "kanuna uygun" olmadığı ve bu sebeple de ilgili beş başvuru sahibi adına Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
700. Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna atıf yapmak suretiyle Mahkeme, başvuru sahiplerinin 1 No.lu Protokolün 1. maddesi altındaki şikayetlerini ayrıca incelemenin gerekli olmadığına karar vermiştir.
VI. SÖZLEŞME'NİN ESKİ 25. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. Tarafların mütalaaları
1. Başvuru sahipleri
701. Son olarak başvuru sahipleri; Tahir Elçi, İmam Şahin, Arzu Şahin, Sabahattin Acar ve Baki Demirhan Sözleşme'nin 25. maddesinin (şimdiki 34. madde) ihlalini oluşturacak şekilde Sözleşme organlarına şikayetlerini iletme haklarının engellendiği iddiasında bulunmuşlardır.
702. Başvuru sahipleri, işlerinin doğasına ve Sözleşme organlarının yılladır tespit ettiği polis nezaretinde yapılan işkence ve düşmanlığa atıfta bulunmuşlardır. Bu durum bireysel başvuru hakkına olumsuz bir etki oluşturmaktadır. Bununla beraber, başvuru sahipleri, Sözleşme organlarına üçüncü kişilerin ilettiği başvurulara yapılan bir müdahalenin, bu kişinin hukuki temsilcisinin hakları bağlamında, kendi başına Sözleşme'nin 25. maddesinin bir ihlalini oluşturmadığını söylemişlerdir. Ancak, dört başvuru sahibi hakkında - Sabahattin Acar, Baki Demirhan, İmam Şahin ve Arzu Şahin- Komisyona başvuruda bulunmak yüzünden suçlamada bulunulmuştur. Bu da Adalet Bakanlığı'nın 14 Kasım 1996 tarihli yazısı ile de onaylanmıştır.
703. Tüm başvuru sahipleri, yerel veya uluslararası alanda insan hakları alanında faaliyet gösteren avukatlara zorluk çıkartma anlamına gelecek, bahsedilen olayların kişisel başvuru hakkının bir ihlalini oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir. İddianamede Avrupa atıflarının net olmaması ile birlikte ilgili görevlilerin Sözleşme organlarına verdikleri ifadelerinde niyetleri açıktır.
704. Başvuru sahibi Tahir Elçi, maruz kaldığı muamelenin sebebinin Komisyon'a başvuruda bulunmak isteyen müvekkillerine yardımcı olması olduğunu ileri sürmüştür.
2. Hükümet
705. Hükümet, Sözleşme'nin eski 25. maddesi bağlamında yapılan şikayetlerin tamamen temelsiz olduğunu ileri sürmüştür. Başvuru sahiplerinin Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na müvekkilleri adına yaptıkları başvurular ile iddia edilen PKK ile ilgili faaliyetleri sebebiyle kendileri aleyhine başlatılan adli kovuşturma arasında hiçbir ilgi yoktur.
706. Başvuru sahipleri, Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nda gözaltında bulundukları süre içerisinde kendi başvurularını Komisyona iletmişlerdir ve bu başvurulara da herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Hükümet, Anayasa'nın, Komisyon'a bireysel başvuru hakkını da içeren dilekçe verme hakkının düzenlendiği ve korunduğu 36 ve 90. maddelerini hatırlatmıştır.
707. Sorgulamalar süresince, Komisyon Temsilcilerine verilen ifadelerden de anlaşılacağı üzere, başvuru sahiplerine Komisyon önündeki davaları ile ilgili herhangi bir soru sorulmamıştır.
708. Bu düzenleme altında şikayette bulunacak birileri de varsa bunlar başvuru sahipleri değil onların müvekkilleridir.
709. Bay ve Bayan Şahin ile Demirhan, jandarmaya verdikleri ifadelerinde Avrupa'nın çeşitli yerlerindeki PKK mensupları ile bağlantıları olduğunu ve bunlara Türkiye'yi küçük düşürücü propaganda malzemeleri gönderdiklerini itiraf etmişlerdir. Bu da iddianameye alınmış olup Sözleşme organlarına yapılan başvurularla ilgili değildir.
710. Hükümet, Elçi'nin Komisyon dosyalarının kendisine geri verildiğini tekrarlamıştır.
B. Mahkeme'nin değerlendirmesi
711. Mahkeme, başvuru sahiplerinin, yetkililerin şikayetlerinden vazgeçmeleri veya bunları değiştirmeleri konusunda herhangi bir baskısı olmaksızın Sözleşme organları ile özgürce iletişim kurmasını düzenleyen eski 25. maddenin önemini hatırlatmaktadır (Şarlı v. Türkiye, 22 Mayıs 2001, par. 84). Bu bağlamda "baskı" sadece doğrudan zorlamaları içermekle kalmayıp başvuru sahiplerini Sözleşme yollarından vazgeçmelerine sebep olabilecek diğer uygun olmayan dolaylı hareketleri ve ilişkileri de içermektedir.
712. Mevcut davada, Mahkeme, sorgulamalarda ve başvuru sahipleri hakkında hazırlanan iddianamede Avrupa ve Avrupa'daki insan hakları kurumlarına yapılan atıflar üzerinde oldukça fazla karışıklık olduğunu kaydetmektedir. Bununla beraber Mahkeme, bu atıfların Sözleşme organlarına veya Komisyona iletilen başvurulara yapıldığını tespit edememiştir. Mahkeme, bu atıfların daha çok PKK ile bağlantılı olduğu veya insan hakları bağlamında hedefleri olan hükümet dışı kurumlara yapıldığını kabul etmektedir (örnek olarak bakınız, Sabahattin Acar, Baki Demirhan, İmam Şahin ve Arzu Şahin hakkındaki iddianame ve par. 535).
713. Mahkeme, başvuru sahipleri; Tahir Elçi, İmam Şahin, Arzu Şahin, Sabahattin Acar ve Baki Demirhan'ın Komisyon'a başvuruda bulunabildiklerini ve önemli engeller olmadan bu başvurularını Sözleşme organları önünde takip edebildiklerini görmektedir.
714. Mahkeme, başvuru sahiplerinin maruz kaldığı uygulamaların mesleki faaliyetlerine kötü etkilerinin olabileceğini ancak bunun da geçici nitelikte olacağını kabul etmektedir.
715. Yukarıdaki düşüncelerin ışında, Mahkeme, Sözleşme'nin 25. maddesinin ihlali oluşturacak şekilde başvuru sahiplerinin bireysel başvuru haklarına yapılan belirgin bir engellemenin olmadığına karar vermiştir.
716. Mahkeme, diğer başvuru sahiplerinin 34. madde altında yaptıkları engelleme şikayetlerini zaman aşımına uğradığı için değerlendirmeye almamaktadır (Sözleşme'nin 35/1 ve 4. fıkraları).
VII. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Maddi zarar
718-719. Her başvuru sahibi kayıpları için 28.000 euro ila 107.000 euro arasında tazminat talep etmiştir. Hükümet bu miktarların çok aşırı olduğunu ve haksız zenginleşmeye sebebiyet vereceğini iddia etmiştir.
720-722. Mahkeme, başvuru sahiplerine, aşağıda, karar bölümünde belirtildiği kadar maddi tazminat verilmesini kararlaştırmıştır (bu bölüm oldukça uzun olması ve tekrarlanmaması için sadece karar bölümünde verilmiştir (Ç.N.)).
B. Manevi zarar
723-724. Başvuru sahipleri, 42.000 euro ila 100.000 euro arasında manevi tazminat talep etmiştir. Hükümet, bu miktarların çok aşırı olduğunu ve haksız zenginleşmeye sebebiyet vereceğini iddia etmiştir.
725-729. Mahkeme, başvuru sahiplerine, aşağıda, karar bölümünde belirtildiği kadar manevi tazminat verilmesini kararlaştırmıştır (bu bölüm oldukça uzun olması ve tekrarlanmaması için sadece karar bölümünde verilmiştir (Ç.N.)).
C. Masraf ve harcamalar
730-731. Başvuru sahipleri, idari masraflar için 1.762 euro, Türk temsilcileri için 36.900 euro, KHRP için 41.045 euro, tercüme ve kırtasiye masrafları için ise 1.995 euro talep etmişler, Hükümet, taleplerin ancak makbuzlar ile değerlendirmeye alınabileceğini ileri sürerek bu miktarlara itiraz etmiştir.
732. Mahkeme, masraflar için 43.385 euro ve harcamalar için de 2.855 euro ödenmesine karar vermiştir.
D. Gecikme faizi
733. Mahkeme, gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası'nın uygulamış olduğu faiz oranın %3 fazlası olarak hesaplanmasına karar vermiştir.
TÜM BU NEDENLERLE MAHKEME;
1. Oybirliğiyle, Hükümetin ön itirazının reddine;
2. 1'e karşı 6 oy ile, Tahir Elçi, Niyazi Çem, meral Danış Beştaş, Hüsniye Ölmez, Şinasi Tur, Sabahattin Acar, Mehmet Selim Kurbanoğlu, Mesut Beştaş ve Vedat Erten'in dosyalarında hem maddi hem de usul yönünden Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, Sözleşme'nin 5/1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle, Tahir Elçi, Şinasi Tur, Sabahattin Acar, Niyazi Çem ve Mehmet Selim Kurbanoğlu'nun dosyalarında Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Oybirliğiyle, başvuru sahiplerinin 1 No.lu Protokolün 1. maddesi altındaki iddialarını ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
6. Oybirliğiyle, Sözleşme'nin eski 25. maddesinin ihlal edilmediğine;
7. 1'e karşı 6 oyla,
(a) Sorumlu Devlet'in kararın son bulmasından itibaren üç ay içerisinde Sözleşme'nin 44/2. maddesi uyarınca başvuru sahiplerine aşağıdaki miktarlarda tazminat ödemesine;
(i) Tahir Elçi'ye 1.510 euro maddi, 25.200 euro manevi tazminat,
(ii) Nevzat Kaya'ya 1.660 euro maddi, 6.600 euro manevi tazminat,
(iii) Şinasi Tur'a 1.750 euro maddi, 15.000 euro manevi tazminat,
(iv) Sabahattin Acar'a 1.750 euro maddi, 15.000 euro manevi tazminat,
(v) Niyazi Çem'e 1.510 euro maddi, 25.500 euro manevi tazminat,
(vi) Mehmet Selim Kurbanoğlu'na 1.600 euro maddi, 12.000 euro manevi tazminat,
(vii) Meral Danış Beştaş'a 1.720 euro maddi, 36.000 euro manevi tazminat,
(viii) Mesut Beştaş'a 1.720 euro maddi, 14.400 euro manevi tazminat,
(xi) Vedat Erten'e 1.510 euro maddi, 10.200 euro manevi tazminat,
(x) Baki Demirhan'a 1.720 euro maddi, 7.200 euro manevi tazminat,
(xi) Arif Altınkalem'e 1.720 euro maddi, 8.500 euro manevi tazminat,
(xii) Gazanfer Abbasioğlu'na 1.720 euro maddi, 14.400 euro manevi tazminat,
(xiii) Fuat Hayri Demir'e 1.210 euro maddi, 2.100 euro manevi tazminat,
(xiv) Hüsniye Ölmez'e 1.720 euro maddi, 36.000 euro manevi tazminat,
(xv) İmam Şahin'e 1.420 euro maddi, 4.200 euro manevi tazminat ve
(xvi) Arzu Şahin'e 1.420 euro maddi, 4.200 euro manevi tazminat.
(b) Sorumlu Devlet'in, üç aylık süre içerisine başvuru sahiplerine masraf ve harcamalar için 46.240 euro ödemesine;
(c) Yukarıdaki (a) ve (b) bentlerindeki miktarlara uygulanabilir her türlü verginin eklenmesine;
(d) Yukarıdaki (a), (b) ve (c) bentlerindeki miktarların ödeme zamanı İngiliz Sterlinine çevrilmesi suretiyle başvuru sahiplerinin belirteceği banka hesap numaralarına yatırılmasına;
(e) gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası'nın uygulamış olduğu faiz oranın %3 fazlası olarak hesaplanmasına,
8. Hakkaniyete dair diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
Yorum
Bu dava klasik bir Türkiye davasıdır. Kolluk bir operasyon çerçevesinde çok sayıda avukatı gözaltına almış ve neticede değişik suçlardan dolayı bir çok avukat hakkında kamu davası açılmıştır. Ancak kolluk, savcı, hakim ve doktorların soruşturma sürecinde iç hukuku uygulama ve bu nedenle her işlemi yazılı hale getirme kaygısı içinde olduğu görülmemektedir. Hatta hangi işlemi kimin, neden, nasıl ve kimin emri ile yaptığı belli değildir.
Bu davada da, AİHM Türkiye ile ilgili davalardaki klasik yaklaşımını sergilemiştir; Başvuru sahiplerinin organize olmuş yaklaşımları çerçevesinde birbirlerini destekleyen tanık ifadelerine karşı, organize bir savunma yapamayan davalı hükümetin tanık ifadeleri karşılaştırılmış ve başvuru sahiplerinin iddiaları doğru bulunmuştur.
Özellikle, başvuru sahiplerinin uğradıklarını iddia ettikleri "kötü muamelenin" varlığını doktor raporları ile herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak surette ispat edememelerine karşı, Mahkemenin, Türkiye'yi mahkûm etmesi, hem de kötü muamelenin seviyesini "işkence" seviyesinde bulmasında, Mahkemenin Türkiye'deki uygulamalar hakkındaki negatif kanaatinin etkili olduğunu söylemek mümkündür.
Mahkemenin bu olumsuz kanaatinin Türkiye'deki uygulamacıların hukuku uygulama ve yaptıklarını her an denetime sunabilecek şekilde bilgilendirme alışkanlığı oluşana kadar devam edecektir.
Bu davada diğer ilginç bir husus da suçla mücadele noktasında hazırlık ve son soruşturmanın aktörleri olan kolluk, savcı, hâkim ve adli tabiplerin, birbirinden ne kadar kopuk çalıştığını göstermesidir. Bizce, savcı, hâkim ve adli tabiplerin böyle önemli bir operasyon çerçevesinde başlatılan soruşturmada, AİHM önündeki verdikleri ifadelerde kendilerini suçla mücadelenin tarafı olarak görmeyerek kendilerini dışarıda tutmak istemelerinin bir izahı yoktur. Suçla mücadele, sadece kolluğun görevi değildir; işlenen bir suçta zarar gören sadece kolluk olmadığı gibi, suçtan uzak bir ortamda yaşamanın sağlayacağı huzur ortamından herkesin fayda sağlayacağı unutulmamalıdır.
Full & Egal Universal Law Academy