(AİHS m. 8, 41, 44) (2709 S. K. m. 17) (1412 S. K. m. 66) (Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği m. 8) (OLSSON - İSVEÇ DAVASI (NO. 1)) (SİLVER VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (TOMASI - FRANSA DAVASI) (X VE Y - HOLLANDA DAVASI) (W. - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
Başkan: N. Bratza, Üyeler: M Pellonpaa, V. Straznicka, R. Maruste, S. Pazlovschi, L. Garlicki, F. Gölcüklü
Başvuru No: 24209/94
Olaylar, Bingöl'de yaşayan 1951 doğumlu Y.F.'nin, 15 Ekim 1993 tarihinde, iki gün sonra da eşi Bayan N.F.'nin, yasadışı terör örgütü PKK'ya yardım ve yataklık yaptıkları şüphesiyle polis tarafından Bingöl'de göz altına alınması ile ilgilidir. Bayan F. dört gün süreyle göz altında tutuldu ve iddiaya göre, bu süre içinde, gözleri bağlandı. Yine iddiaya göre, polisler, ona jopla vurdular, sözle taciz ettiler ve tecavüz etmekle tehdit ettiler. Bayan F., gözaltı süresinin sonunda, 20 Ekim 1993 tarihinde, bir doktor tarafından muayene edildi ve vücudunda kötü muamele izine rastlanmadığını rapor etti. Bayan F., aynı gün bir jinekologa götürüldü. Polis, raporda, göz altı süresinde Bayan F. ile vajinal ya da anal yolla cinsel ilişkiye girilip girilmediğinin ortaya konulmasını talep etti. Bayan F., bu muayeneyi reddetmesine rağmen, polis tarafından, zorla bu işleme tabi tutuldu. Perde arkasında muayene işlemi yapılırken, polisler orada hazır bulundular. Doktor, raporunda, Y.F.'nin eşinin, muayene öncesindeki günlerde herhangi bir cinsel ilişkiye girmediğini belirtti. Bayan F., aynı gün, Bingöl Cumhuriyet savcılığına sevk edildi. Mecburi jinekolog muayenesinden şikayetçi olmasına rağmen, savcı, onun şikayetlerini kayıt altına almadı ve onun serbest bırakılmasını emretti. 28 Ekim 1993 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı, Y.F. ve eşi hakkında, PKK üyelerine, yardım ve yataklık yaptıkları gerekçesiyle bir iddianame yayınladı. 23 Mart 1994 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibi ve eşi hakkında, delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verdi. 9 Şubat 1995 tarihinde, başvuru sahibi ve eşi, Bingöl Cumhuriyet Savcısına, gözaltında iken maruz kaldıkları kötü muamele ile ilgili olarak şikayette bulundular. Ayrıca, Bayan F.'nin, rızası dışında, zorla jinekolog muayenesine tabi tutulduğundan da şikayetçi oldular. Polisler, ifadelerinde, yapılan işlemin, gözaltı süresince herhangi bir kötü muamele olmadığına karar verilmesi için gerekli olduğunu ve işlemin, ilgilinin rızası dahilinde yapıldığını belirttiler. 5 Ekim 1995 tarihinde, Bingöl Cumhuriyet Savcısı, delil yetersizliğini göz önüne alarak, görevlilerin tutuklanmasına gerek olmadığına karar verdi. Başvuru sahibi ve eşi temyize başvurdular. 29 Kasım 1995 tarihinde, Muş İtiraz Mahkemesi, dava dosyasındaki delillerin incelenmesinin yetersiz olduğu gerekçesiyle yukarıdaki kararı bozdu. Bingöl Cumhuriyet Savcısının 19 Aralık 1995 tarihli iddianamesinde, üç polis memuru, diğerleri yanında, Bayan F.'yi, bir jinekolog muayenesine zorlayarak, onun özel hayatını ihlal etmekle suçlandılar. 16 Mayıs 1996 tarihinde, Bingöl İtiraz Mahkemesi, suçlanan polis memurları hakkında, şikayet sahiplerinin, iddialarını desteklemek üzere yeterli, tatmin edici deliller sunamadıkları gerekçesiyle beraat kararı verdi. Mahkemeye göre, polisler, jinekolog muayenesine, başvuru sahibinin eşini aşağılama ve küçük düşürme niyetiyle başvurmadılar fakat, muhtemel bir tecavüz suçlamasına karşı kendilerini korumaya çalışıyorlardı. Başvuru sahibi ve eşi, kararı temyiz ettiler. 7 Mayıs 1997 tarihinde, Yargıtay, Bingöl İtiraz Mahkemesi'nin kararını onayladı.
Mahkeme,
1. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
2. a) Sözleşmenin 44/2. maddesi uyarınca, kararın kesinleşeceği günden itibaren sayılmak üzere üç ay içerisinde, davalı devlet tarafından, eşine ödenmek üzere başvuru sahibine şu miktarların ödenmesine oybirliği ile: manevi tazminat için 4000 Euro ve masraf ve harcamalar için 3000 Euro karşılığı Türk lirası;
b) Yukarıda bahsedilen üç aylık süreden itibaren ödeme gününe kadar Avrupa Merkez Bankasının yıllık bazda marjinal ödünç verme oranına yüzde üç ilave edilmek suretiyle ortaya çıkacak rakam denk düşecek bir oran üzerinden basit faiz işletilmesine ve başvuru sahibine verilen meblağların tüm vergi ve benzeri kesintilerden istisna olmasına;
3. Oybirliği ile geriye kalan hakkaniyete uygun tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Acmanne ve Diğerleri v. Belçika
2. Dankevich v. Ukrayna kararı
3. İlhan v. Türkiye
4. Kruslin v. Fransa
5. Huvig v. Fransa
6. Olsson v. İsveç
7. Silver ve Diğerleri v. Birleşik Krallık
8. Tomasi v. Fransa
9. W. v. Birleşik Krallık
10. X. v. Avusturya
11. X ve Y. v. Hollanda
PROSEDÜR
1-8. Davanın kaynağında, bir Türk vatandaşı olan Y.F.'nin (başvuru sahibi) Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı, 13 Mayıs 1994 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) eski 25. maddesi uyarınca, İnsan Hakları Avrupa Komisyonu'na (Komisyon) yaptığı bir başvuru (no: 24209/94) bulunmaktadır. Başvuru sahibi, Sözleşmenin 8. maddesine dayanarak, eşi üzerinde yapılan mecburi jinekolog muayenesinin, onun, özel hayatına saygı hakkının ihlali anlamına geldiğini iddia etti.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
9-10. 1951 doğumlu olan ve Bingöl'de yaşayan başvuru sahibi, 15 Ekim 1993 tarihinde, iki gün sonra da eşi Bayan N.F., yasadışı terör örgütü PKK'ya yardım ve yataklık yaptıkları şüphesiyle polis tarafından Bingöl'de göz altına alınmıştır.
11. Bayan F. dört gün süreyle göz altında tutulmuş ve iddiaya göre, bu süre içinde, gözleri bağlanmıştır. Yine iddiaya göre, polisler, kendisine copla vurmuş, sözle taciz etmiş ve tecavüz etmekle tehdit etmişlerdir.
12. Bayan F., gözaltı süresinin sonunda, 20 Ekim 1993 tarihinde, bir doktor tarafından muayene edilmiş ve vücudunda kötü muamele izine rastlanmadığını rapor edilmiştir. Bayan F., aynı gün bir jinekologa götürülmüştür. Polis, raporun, göz altı süresinde Bayan F. ile vajinal ya da anal yolla cinsel ilişkiye girilip girilmediğinin ortaya konulmasını talep etmiştir. Bayan F., bu muayeneyi reddetmesine rağmen, polis tarafından zorla bu işleme tabi tutulmuştur. Perde arkasında muayene işlemi yapılırken polisler orada hazır bulunmuşlardır. Doktor, raporunda, başvuru sahibinin eşinin, muayene öncesindeki günlerde herhangi bir cinsel ilişkiye girmediğini belirtmiştir.
13. Bayan F., aynı gün, Bingöl Cumhuriyet savcılığına sevk edilmiştir. Mecburi jinekolog muayenesinden şikayetçi olmasına rağmen, savcı, onun şikayetlerini kayıt altına almamış ve serbest bırakılmasını emretmiştir.
14-15. 28 Ekim 1993 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı, başvuru sahibi ve eşi hakkında, PKK üyelerine, yardım ve yataklık yaptıkları gerekçesiyle bir iddianame yayınlamıştır. 23 Mart 1994 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibi ve eşi hakkında, delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı vermiştir.
16-18. 9 Şubat 1995 tarihinde, başvuru sahibi ve eşi, Bingöl Cumhuriyet Savcısına, gözaltında iken maruz kaldıkları kötü muamele ile ilgili olarak şikayette bulunmuşlardır. Ayrıca, Bayan F.'nin, rızası dışında, zorla jinekolog muayenesine tabi tutulduğundan da şikayetçi olmuşlardır. Polisler, ifadelerinde, yapılan işlemin, gözaltı süresince herhangi bir kötü muamele olmadığına karar verilmesi için gerekli olduğunu ve işlemin, ilgilinin rızası dahilinde yapıldığını belirtmişlerdir. 5 Ekim 1995 tarihinde, Bingöl Cumhuriyet Savcısı, delil yetersizliğini göz önüne alarak, görevlilerin tutuklanmasına gerek olmadığına karar vermiştir. Başvuru sahibi ve eşi temyize başvurmuşlardır.
19-22. 29 Kasım 1995 tarihinde, Muş İtiraz Mahkemesi, dava dosyasındaki delillerin incelenmesinin yetersiz olduğu gerekçesiyle yukarıdaki kararı bozmuştur. Bingöl Cumhuriyet Savcısının 19 Aralık 1995 tarihli iddianamesinde, üç polis memuru, diğerleri ile birlikte, Bayan F.'yi, bir jinekolog muayenesine zorlayarak, onun özel hayatını ihlal etmekle suçlanmıştır. 16 Mayıs 1996 tarihinde, Bingöl İtiraz Mahkemesi, suçlanan polis memurları hakkında, şikayet sahiplerinin, iddialarını desteklemek üzere yeterli, tatmin edici deliller sunamadıkları gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Mahkemeye göre, polisler, jinekolog muayenesine, başvuru sahibinin eşini aşağılama ve küçük düşürme niyetiyle başvurmadılar fakat, muhtemel bir tecavüz suçlamasına karşı kendilerini korumaya çalışıyorlardır. Başvuru sahibi ve eşi, kararı temyiz etmişlerdir. 7 Mayıs 1997 tarihinde Yargıtay, Bingöl İtiraz Mahkemesi'nin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
23-24. Vücut bütünlüğü hakkı Anayasanın 17. maddenin 2. bendi tarafından korunmuştur. Buna göre:
"Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz."
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 66. maddesi, bu kurala bir istisna getirir. Buna göre:
"Hazırlık soruşturmasında muayeneleri icap eden kimselerin muayeneleri, Cumhuriyet Savcılarının talebi ile yapılır."
25. 1 Ekim 1998 tarihinde yürürlüğe giren Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 8. maddesini 1. maddesi ile değiştiren 13 Ağustos 1999 tarihli Yönetmelik, gözaltına alınan kişilerin nezarethaneye konulmadan önce üst araması yapılmasını öngörmektedir. Gözaltına alınan bayanların üst araması, bayan memurlar ya da bu amaçla görev yapan bayanlar tarafından yapılmak zorundadır.
26. Adalet Bakanlığının, 20 Eylül 2000 tarihinde yayınlanan ve 6058, 6065, 6068, 6070 ve 6090 sayılı Genelgeleri iptal eden 2000/93 sayılı Genelgesine göre, sağlık personeli, tıbbi muayene ve testler yaparken, temel hak ve özgürlüklere ve gizlilikle ilgili kurallara saygı göstermek zorundadır. Doktorlar, hastayı bizzat görmeli ve muayene etmeli ve başkalarının ifadelerine istinaden hareket etmemelidir.
Tıbbi müdahaleler, uygun koşullar altında yapılmalı ve güvenlik güçlerinin göreceği ya da sesleri duyacağı şekilde olmamalıdır. Muayene edilecek kişiler sadece sağlık personelinin kabul edildikleri yerlerde hazır bulundurulmalı ve muayene için gerekli izahat yapıldıktan sonra kıyafetlerini çıkarması istenmelidir.
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞME'NİN 8. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
27-28. Başvuru sahibi, eşine yapılan zorunlu jinekolog muayenesinin Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bu maddenin ilgili hükümleri şu şekildedir:
"1. Her şahıs hususi ve ailevi hayatına ... hürmet edilmesi hakkına maliktir.
2. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi demokratik bir cemiyette milli güvenlik, amme emniyeti, memleketin iktisadi refahı, nizamının muhafazası, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ve başkasının hak ve hürriyetlerinin korunması için zaruri bulunduğu derecede ve kanunla derpiş edilmesi şartıyla vuku bulabilir."
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Başvuru sahibinin eşinin Sözleşmenin 8. maddesinde korunan haklarına bir müdahale olup olmadığı hususu
1. Başvuru sahibi
29. Başvuru sahibi, kendi rızası dışında eşine yaptırılan jinekolog muayenesinin Sözleşmenin 8. maddesinin bir ihlali olduğunu ileri sürmüştür.
2. Hükümet
30. Hükümet, jinekolog muayenesinin, hem başvuru sahibinin hem de eşinin rızası dahilinde yapıldığı savunmasını yapmıştır. Hükümet, muayeneden önce, muhtemel bir itiraza karşı, başvuru sahibinin eşine gerekli açıklamanın yapıldığını, itiraz edilmediğinden dolayı da onun rızası dahilinde yapıldığının kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur.
3. Mahkemenin değerlendirmesi
31. Mahkeme, başından itibaren yargılamanın hiçbir aşamasında Hükümetin, başvuru sahibinin eşi adına dava açabileceğine itiraz etmediğini not eder. Mahkeme, bu bağlamda, mağdurun bir yakını olarak, başvuru sahibinin, eşinin, davadaki özel durumunu da göz önüne alarak, Sözleşmeden doğan haklarının ihlal edilmesi iddiaları ile ilgili olarak şikayette bulunabileceğini tekrar eder (bkz. İlhan v. Türkiye kararı (GC), no. 22277/93, s. 55, ECHR 2000-VII). Bu yüzden, mevcut davada, Mahkemenin önündeki sorun, kendi rızası dışında yapılan jinekolog muayenesinin, başvuru sahibinin eşinin Sözleşmenin 8. maddesinde korunan haklarına müdahale olup olmadığıdır.
32. Mevcut davada, başvuru sahibinin eşinin gözaltı süresinden sonra bir doktor tarafından jinekolog muayenesine tabi tutulması, taraflar arasında bir tartışma konusu değildir. Sorun, söz konusu muayenenin, ilgilinin rızası dahilinde yapılıp yapılmadığıdır.
33. Mahkeme, bir kişinin fiziki ve ruhi bütünlüğünü kapsayan "özel yaşamla" ilgili olan, Sözleşmenin 8. maddesinin, bu şikayetler için, açıkça uygulanabilir olduğunu değerlendirir (X ve Y v. Hollanda kararı, 26 Mart 1985, Series A no.91, p. 11, & 22). Mahkeme, bir kişinin bedeninin, kişinin özel hayatının en mahrem yönünü oluşturduğunu tekrar eder. Bu yüzden, çok önemsiz bile olsa, kişiye zorla bir tıbbi müdahalede bulunulması, bu hakkın ihlali anlamına gelir (X v. Avusturya kararı, no. 8278/78, Komisyon kararı 13 Aralık 1979, Kararlar ve Raporlar (DR) 18, s. 155; Acmanne ve diğerleri v. Belçika kararı, no. 10435/83, Komisyon kararı 10 Aralık 1984, (DR) 40, s. 254).
34-35. Mahkeme, başvuru sahibinin eşinin, yetkililere, rızası dışında jinekolog muayenesine tabi tutulduğundan şikayet ettiğini not eder. Hükümet, bu iddiaya karşılık, ilgilinin rızası dışında böyle bir işlemin yapılmasının imkansız olduğunu savunmuştur. Bununla beraber, Mahkeme, mevcut olayın koşulları çerçevesinde, başvuru sahibinin eşinin, gözaltı süresince, kendisi üzerinde, tam kontrol imkanına sahip olan yetkililerin ellerindeyken, böyle bir muayeneye karşı koymasının beklenemeyeceğini değerlendirir (bkz. bkz. mutatis mutandis, Tomasi v. Fransa kararı, 27 ağustos 1992, Series A no. 241-A, ss. 40-41, & 113-115). Bu nedenle, başvuru sahibinin eşinin özel hayatına saygı hakkına "bir kamu otoritesi tarafından bir müdahale" vardır.
36. Böyle bir müdahale, Sözleşmenin 8. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan meşru hedefler gözetmedikçe, "hukuka uygun olmadıkça" ve "demokratik bir toplum için gerekli olmadıkça", bu maddeyi ihlal edecektir (bkz. Dankevich v. Ukrayna kararı, no. 40679/98, &151, 29 Nisan 2003, rapor edilmedi; Silver ve diğerleri v. Birleşik Krallık kararı, 25 Mart 1993, Series a no. 61, s. 32, & 84).
B. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edilip edilmediği hususu
1.Başvuru sahibi
37. Başvuru sahibi, jinekolog muayenesinin, Türk iç hukuk sisteminde olmadığını, bunun, güvenlik güçleri tarafından ortaya çıkarılan bir uygulama olduğunu belirtmiştir. Ona göre, bu tür bir muayene için ileri sürülen gerekçe - yani, polisleri, cinsel taciz iddialarına karşı korumak - böyle bir fiil için mazeret olarak ileri sürülemez. Demokratik bir toplumda, bu tür yanlış suçlamalar, iç hukukun izin verdiği ölçüde gözaltı süresinin kısaltılması ve gözaltında iken bir avukata sahip olmaya izin verme yoluyla önlenebilir. Alternatif olarak, zorunlu olan durumlarda, bu tür bir muayene sadece bir hakim ya da savcının talimat vermesi halinde yapılmalıdır.
2.Hükümet
38. Hükümet, yapılan uygulamanın gerekli olduğunu savunmuştur. Hükümet, bu savunmasını güçlendirmek için, Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi'nin (AİÖK), 27 Şubat ve 3 Mart 1999 tarihleri arasında yaptığı Türkiye ziyaretinden sonra hazırladığı raporda yapılan tavsiyelere vurgu yapmıştır. Adı geçen raporda, AİÖK, gözaltındaki kişilere doktor tarafından yapılan tıbbi muayenenin, cinsel tacize karşı önemli bir güvence olduğunu vurgulamıştır. Bu amaçla, iç hukuk ve uygulama, diğerleri yanında, 1 Ekim 1998 tarihinde yürürlüğe giren yakalama, gözaltına alma ve ifade alma yönetmeliği ile reforme edilmiştir.
39-40. Hükümet, ayrıca, Mahkeme içtihatlarına atıfta bulunarak, bir müdahalenin, "demokratik bir toplumda zorunlu olup olmadığına" karar verirken, Taraf Devletlere bir takdir alanı verildiği gerçeğinin göz önüne alınması gerektiğini ileri sürmüştür (bkz. Olsson v. İsveç kararı, 24 Mart 1988, Series A no. 130, s. 32, & 67 ve W v. İngiltere kararı, 8 Temmuz 1987, Series A no. 121, s. 27, & 60). Bu açıklamalar çerçevesinde Hükümet, iddia edilen muayenenin, Hükümete tanınan takdir alanı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
3. Mahkemenin değerlendirmesi
41-42. Mahkeme, ilk olarak, müdahalenin "hukuka uygun olup olmadığını" değerlendirir. Burada, öncelikli olarak, yapılan işlemin iç hukukta yasal temellerinin olup olmadığı değerlendirilmelidir (bkz. Kruslin v. Fransa ve Huvig v. Fransa kararları, 24 Nisan 1990, Series A no. 176, s. 20, & 27, ve Series A no. 176-B, s. 52, & 26). Mahkeme, Hükümetin, olayın geçtiği zamanda, şikayete konu olan müdahalenin, "hukuka uygun olduğunu" tartışmadığını not eder. Hükümetin atıfta bulunduğu yönetmelikler ve genelgeler, olaydan sonraki zamanlarda yürürlüğe girmiştir. Dahası, Türk iç hukukunda, tıbbi zorunluluklar ve kanunda öngörülen haller dışında, vücut bütünlüğü hakkı korunmuştur. Aynı zamanda, gözaltındaki bir kişi, sadece, savcının talimatı ile muayene edilebilir.
43. Bununla beraber, mevcut davada, Hükümet, tıbbi zorunluluk ya da hukukun tanımladığı durumların varlığını ortaya koymada başarılı olamamıştır. Bunun yanında, savcının bu yönde bir talebinin olduğunu da ortaya koymamıştır. Son olarak, Mahkeme, Hükümetin, bu tür bir muayene ile elde edilmek istenen, herhangi bir cinsel taciz ya da kötü muamele iddiasına karşı korunma gerekçesini anlamakla beraber, bir kişinin vücut bütünlüğüne yapılan müdahalenin kanunda tanımlanmış olması ve kişinin rızasının alınmış olması şartlarına bakar. Aksi takdirde, mevcut davadaki savunmasız durumda olan sanık örneğinde olduğu gibi, kişiler, keyfi muamelelere karşı sağlanan yasal garantilerden yoksun bırakılmış olurlar. Bu bilgiler ışığında, Mahkeme, yapılan müdahalenin "hukuka uygun olmadığı"nı belirler.
44. Bu bulgular, Mahkemenin, Sözleşmenin 8. maddesinin bir ihlali olduğunu saptaması için yeterlidir. Bu nedenle, söz konusu müdahalenin, "meşru bir amaç" güdüp gütmediği ya da "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını incelemesine gerek yoktur (M.M. v. Hollanda, no. 39339/98, & 46, 8 Nisan 2003, rapor edilmedi).
II. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Zarar
46-48. Başvuru sahibi, manevi zararlarının karşılanması için 25 bin ABD Doları tazminat talep etmiştir. Hükümet, talep edilen miktarın abartılı olduğuna ve haksız zenginleşmeye yol açacağını ileri sürmüştür. Mahkeme, başvuru sahibinin eşinin, kendi rızası dışında maruz kaldığı zorunlu jinekolog muayenesinden kaynaklanan sıkıntı ve endişe yaşadığını değerlendirir. Bu yüzden, başvuru sahibine, eşine ödenmek üzere 4 bin Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraflar ve harcamalar
49-51. Başvuru sahibi, başvuru yapmak için yaptığı (avukat ve diğer masraflar için) toplam 5500 ABD Dolarının tarafına ödenmesini talep etmiştir. Hükümet, talep edilen miktarın temelsiz olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, avukatlık ücreti ve diğer masraflar için 3000 Euro karşılığı Türk lirasının ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
52. Mahkeme, temerrüt faizinin, Avrupa Merkez Bankasının yıllık bazda marjinal ödünç verme oranına yüzde üç ilave edilmek suretiyle ortaya çıkacak rakama denk düşecek şekilde tespit edilmesini uygun görmektedir.
TÜM BU NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE;
1. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
2. a) Sözleşmenin 44/2. maddesi uyarınca, kararın kesinleşeceği günden itibaren sayılmak üzere üç ay içerisinde, davalı devlet tarafından, eşine ödenmek üzere başvuru sahibine şu miktarların ödenmesine oybirliği ile: manevi tazminat için 4000 Euro ve masraf ve harcamalar için 3000 Euro karşılığı Türk lirası;
b) Yukarıda bahsedilen üç aylık süreden itibaren ödeme gününe kadar Avrupa Merkez Bankasının yıllık bazda marjinal ödünç verme oranına yüzde üç ilave edilmek suretiyle ortaya çıkacak rakam denk düşecek bir oran üzerinden basit faiz işletilmesine ve başvuru sahibine verilen meblağların tüm vergi ve benzeri kesintilerden istisna olmasına;
3. Oybirliği ile geriye kalan hakkaniyete uygun tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy